
1.890
Arşivlenen Tez
2
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Beytül'l-Hikme ve tercümeler dönemindeki önemi
Fethedilen yeni bölgelerle geniş bir coğrafyaya hâkim olan Müslümanlar, bu topraklarda farklı kültür ve medeniyetlerle etkileşime girmişlerdir. Gerek İslam düşüncesinin iç dinamikleri, gerekse sosyal, kültürel ve siyasi faktörler miladi 9. yüzyılda Abbasilerin başkenti Bağdat'ı bir bilim ve felsefe merkezi haline getirmiştir. Halife Me'mun döneminde gelişimini tamamlayıp sistemleşen Beytü'l-Hikme ile zirveye ulaşan tercüme faaliyetleri sonucunda başta Yunanca olmak üzere, Süryanice, Farsça ve Hintçe gibi dillerde üretilen felsefe-bilim literatürü Arapçaya tercüme edilerek kadim medeniyetlerin mirası Müslümanlara intikal etmiştir. Çalışmamızın birinci bölümünde tercüme hareketini hazırlayan tarihi seyri ve fikrî arka planı ele almaya çalıştık. İkinci bölümde ise öncelikle Beytü'l-Hikme'nin kuruluşu ve işleyişini değerlendirdik. Akabinde tercüme faaliyetinin hamilerini, mütercimleri ve tercüme ettikleri eserleri ele alarak, tercümenin İslam kültüründeki etkilerini inceledik. Sonuç olarak Beytü'l-Hikme ve tercüme faaliyetlerinin İslam dünyasında felsefî düşüncenin teşekkülündeki rolünü mercek altına aldık. Anahtar Kelimeler: Beytül hikme, tercümeler dönemi, tercüme faaliyetleri, Abbasiler
İslam düşüncesinde Nasîhatü'l-Mülûk geleneği ve Gazâlî'nin Nasîhatü'l-Mülûk'u
Yazmış olduğu farklı disiplinler ile ilgili pek çok eser ve İslâm düşünce geleneğinin pek de alışık olmadığı türden farklı tercihler eşliğinde yaşanmış sıra dışı bir hayat tecrübesine sahip olan mütefekkir Gazâlî, insanlık tarihinde kendisine özel bir yer edinmiş, kıymetli bir düşünürdür. Biz bu çalışmamızda, Gazâlî'nin, devlet başkanlarına Kur'an, sünnet, Hülafâ-i Râşidin'in ve tarihte isminden övgüyle bahsedilen bazı önemli devlet adamlarının tecrübelerinden faydalanarak kaleme aldığı Nasîhatü'l-Mülûk isimli eserinde, muhatabına hangi yetkinlikleri kazandırmayı hedeflediğini ve devlet başkanının sahip olmasını zorunlu gördüğü ahlâkî erdemleri belirlemeye çalıştık. Çalışmamızın temelini oluşturmak için de öncelikle; İslâm siyasetnâme geleneğinin teşekkülünde etkili olan sâikleri ele aldık ve siyâsetnâmeleri yazılış gayeleri ile muhtevâlarına göre sınıflandırdık. Bu bağlamda, "Nasîhatü'l-Mülûk" ve "Ahkâmü's-Sultâniyye" başlıklarıyla ele aldığımız eserlerin tasnifini yaptıktan sonra Gazâlî'nin bu alanı zenginleştiren ve aynı türde yazılmış olan diğer eserlere, mevcut gelenekte öncülük eden kitabını, tetkik etmeye çalıştık. Anahtar kelimeler: Gazâlî, Nasîhatü'l-Mülûk, Ahkâmü's-Sultâniyye, Adale
Cihan Aktaş eserleri bağlamında İslamcı kadın üzerine sosyolojik bir araştırma
Bu çalışmanın amacı Cihan Aktaş'ın eserlerinde ele aldığı "İslamcı kadın" olgusunun sosyolojik bir analizini yapmaktır. Birinci bölümde Osmanlı modernleşmesi ve bu bağlamda tartışılmaya başlanılan "kadın" konusu hakkında bilgi verilmiştir. Osmanlı modernleşmesiyle ortaya çıkan "İslamcı tipoloji" içinde yer alan ve modernleşme-batılılaşma ideolojisi arasında kalan "kadının durumu" mercek altına alınmıştır. Akabinde Cumhuriyet Dönemi'nde yeni bir imaj ve rol biçilen "çağdaş" kadın ve bu kadına sağlanan yasal haklar ele alınmıştır. Daha sonra "İslamcılık" ve "İslamcı kadın" kavramlarının Türkiye tarihindeki tanımlanma süreci irdelenmiştir. İkinci bölümde Cihan Aktaş'ın eserleri hakkında bilgi verilmiş ve müellife göre "İslamcı kadın" olgusu incelenmeye çalışılmıştır. "Müslüman kadın"ın konumu ve rolü, Aktaş'ın eserlerindeki değişim ve gerilim noktaları tespit edilerek "İslamcı kadının" politik bağlamı sosyolojik bir analize tâbi tutulmuştur. Ayrıca modernizasyon sürecindeki "İslamcı kadın"ın kamusal alandaki iz düşümleri, geçirdiği anlamsal değişim ve dönüşüm analiz edilmiştir. Bunun yanında Aktaş'ın kadın tipolojileri ele alınmış ve ideal kadın tipolojisi incelenmiştir. Anahtar Sözcükler: Müslüman Kadın, İslamcı Kadın, Cihan Aktaş, Kamusal Alan, İslamcılık, Modernleşme
Tüketim kültürü bağlamında boykota katılım üzerine nitel bir araştırma: Gaziantep / Yavuzeli örneği
Bu tez, boykot katılımları üzerinde etkisi olan temel motivasyonları ve bu motivasyonlara bağlı kalarak dahil olunan boykot hareketlerinin sürdürülebilirliğini etkileyen etmenlerin ve araçların araştırıldığı bir saha araştırmasıdır. Boykot katılımına etki eden temel faktörler üzerinden katılımcılara sorular yöneltilmiş, verilen cevaplar motivasyonlar ve arkasında yer alan rasyonel kaygılar çerçevesinde incelenmiştir. Ele alınan bu çalışmada Gaziantep/Yavuzeli ilçesinde bulunan katılımcıların boykot katılımlarında etkili olan dinsel güdüleri ve süreçleri de incelenmiştir. Ayrıca bu süreçte, boykotla birlikte dinsel güdülerin hangi yöne evrildiği yorumlanmıştır. Nitel yöntem ve anlayıcı yaklaşımla yapılandırılan bu araştırma, boykot katılımcılarının dini kabullerini nasıl anlamlandırdığının ve yorumlandığının keşfini kapsamaktadır. Bu kapsamda katılımcılarla derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın giriş bölümünde araştırmanın konusu, problemi, amacı, sınırlıkları tanımlanmıştır. Araştırmanın yöntemi hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde tüketim ve tüketime bağlı olan terimler, boykot, boykot sınıflandırmaları ve boykot üzerinde etkili olan temel motivasyonlar teorik olarak incelenmiştir. İkinci bölümde ise teorik bilgiler ışığında bulgular analiz edilerek yorumlanmıştır.
DİB 4-6 yaş Kur'an kursu öğretim programının uygulanmasında eğitici görüşlerinin dini gelişim kuramları bağlamında değerlendirilmesi (Gaziantep örneği)
Erken çocukluk dönemi din eğitim ve öğretimi ülkemizde birçok açıdan araştırılan ve geliştirilmeye çalışılan güncel bir konudur. Bir çocuğun bilişsel, duyuşsal, sosyal ve motor gelişiminin yanında, dini gelişim süreci de ele alınması gereken önemli konulardan biridir. Bireyin içinde bulunduğu toplumun kültürü ve öğretileriyle şekil alan, tüm yaşamı boyunca bir kimlik olarak taşıyacağı inanç sistemi gelişimi, çalışmamızın konusu olan 4- 6 yaş dini gelişim sürecini de kapsayan kritik bir dönemde oluşmaktadır. Her çocuk bu kritik dönemde kendi iç dünyasını keşfetmekte, duygularını, inançlarını şekillendirmekte ve bir benlik algısı oluşturmaktadır. Olumlu benlik algısına sahip ve ruhsal bütünlüğünü tamamlamış sağlıklı bireyler yetiştirmek en temelde ailenin sorumluluğundadır. Okul öncesi dönemde bulunan bir çocuk, ailesi ve sosyal çevresinden alacağı ilk izlenimlerini bilincine yerleştirecek, daha sonra bu yaşantılarını tutum ve davranışa dönüştürecektir. Bu açıdan çocuğun diğer gelişim süreçleri kadar, dini gelişim sürecinin de yakından takip edilmesi ve doğru yöntemler eşliğinde çocuğa rehberlik edilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu durumun bir sonucu olarak ebeveynlerin ve eğitimcilerin fayda göreceği, inanç gelişimine destek olacak ve mevcut ihtiyacı karşılayacak bilimsel çalışmalar yapılması elzem görülmüştür. Din eğitiminin ve öğretiminin toplumda uygulanan eğitim politikalarına göre şekil aldığı bilinen bir gerçektir. Ülkemizde Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bu konuda birçok çalışmayı hassasiyetle yürüttüğünü ve yapılan çalışmaları takip ettiğini görmekteyiz. Bu alanda yapılan akademik çalışmaların din eğitimi araştırmalarına ve eğitim politikalarına bilimsel açıdan katkı sağlayacağını düşünmekteyiz. Biz tez çalışmamızda Gaziantep'te görev yapan 4-6 yaş din eğitimi veren personelin, öğretim sırasında kullandıkları yöntem ve teknikler, bu süreçte çocukların hedeflenen kazanımlara nasıl ve ne kadar ulaştıkları, deneyimlenen avantaj ve dezavantajlı durumlar, ortaya çıkan sonuçlar, eğiticilerin öğretim sırasında karşılaştıkları sorunlar literatür tarama ve mülakat tekniği kullanılarak tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmamız 4-6 yaş çocuklara verilecek din eğitimi ve öğretiminde, çocukların gelişim özellikleri, dini gelişim teorileri, dini gelişim aşamaları ve uygun öğretim yöntemlerinin bir bütün olarak verilmesinin önemini Gaziantep örneğiyle ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır.
Dini olguları anlama bakımından Wittgenstein'ın ikinci dönem felsefesi
Analitik felsefeye göre idealist felsefe bilgilendirmekten ziyade biçimlendirici ve normatiftir. Gerçek hayattaki tüm kesinsizlikler ve tutarsızlıklar yok sayılır. Somut insan ve sorunları değil, evrensel insan (kendinde varlık) muhatap alınır: mutlak bir kesinlik ve bütünsel tutarlılık arayan saf akıl yegâne evrensel değer kabul edilir. Platon'dan Descartes'e, Descartes'ten Hegel'e idealist felsefenin tek derdi (canlı bir sözün yankısı olmak yerine) evrensel bir dogma arayışından ibarettir. 2500 yıllık bu felsefi yaklaşıma tepki olarak doğan analitik felsefe, canlı bir oluş dünyası hakkında bilgi iddiasında bulunan sabit ve durağan ontolojik ve epistemolojik yapılara karşı gelişen bir eleştirel felsefe paradigmasıdır. Analitik felsefeye göre sonsuzca değişken ve olumsal bir dünyanın bilgisi de doğal olarak dinamik ve dolayısıyla müphem olmak durumundadır. Çünkü dinamik olmayan bilgi, aslına uygun olmadığı için daha en baştan tutarsız ve geçersizdir. Oysa doğası gereği bilgi hayattaki olumsallığı mumyalamak durumundadır. Wittgenstein bu paradoksu aşmak için yöntem olarak 'felsefî teorileri' değil, "felsefî soruşturmalar"ı seçmekte; soyut bilgiye dayalı 'açıklama'yı değil, somut yaşam endeksli dinamik 'anlama'yı esas alan bir 'gündelik dil felsefesi' paradigması önermektedir.
Manevi danışmanlık ve rehberlikte kriz terapisi üzerine düşünceler
Manevi danışmanlık ve rehberlikte kriz durumlarının aşılmasında manevî desteği konu edinen araştırmanın amacı, Allah tasavvurlarının ve varlık mertebelerinin doğru konumlandırılması ile kişinin mevcut durum ile başa çıkmasına yardımcı olmaktır. Temel sorusu "Allah tasavvuru ve varlık mertebeleri çerçevesinde, bireyin yaşadığı krizlerle başa çıkması arasında bir ilişki var mıdır" olan araştırma, Allah tasavvurlarını İslam doktrini çerçevesinde oluşturmayı konu edinmiştir. Literatürde sınıflandırılan Tanrı'nın olumlu veya olumsuz sınırlı tasavvurlarının kişinin olaylarla başa çıkmasında yetersizlik oluşturduğu görülmektedir, doğru bir Tanrı tasavvuru için İbnü'l Arabî'nin isim ve sıfatlar teorisi önerilmiştir. Yapılan çalışmalar Tanrı'yı sadece ʻsevgiʼ unsuru olarak görmenin basit maneviyata neden olduğu, Tanrı'nın tüm yönlerinin birlikte kabul edilmesi gerektiğini göstererek ʻisim ve sıfatlar teorisiniʼ desteklerken, Tanrı'nın bilinemez yönünün Jung'da Tanrı'nın arketipal formunun İbnü'l Arabî'de ahâdiyyet makamının kişinin sahip olması gereken bir zihinsel işlem olduğu bulunmuştur. Diğer taraftan bilincin katmanlarından bahseden Charles Tart'ın müşahede olarak isimlendirdiği Ken Wilber'da (universal mind) küllî akla dönüşen tevhid bilinci ile ilişkiye giren ʻgerçek benlikʼ ahâdiyyet makamı ile kurduğu ilişkinin sonucu olarak İbnü'l Arabî'nin bahsettiği varlık mertebelerinde yerini alır. Bu ise kişinin latif duygulara yakınlık ve uzaklığını belirler ve yaşamda başına gelen olayları bu hisler ile değerlendirmesini sağlar. Belgesel tarama yöntemiyle gerçekleşen araştırma bireylerin ʻDoğru Tanrı tasavvuru ve varlık mertebeleriʼ algılarının, krizleri aşmada etkili olduğunu göstermiştir. Allah'ı Aşkın ve İçkin olarak tasavvur edenlerin kriz zamanlarında kendilerine zor zamanlarda bir dayanak noktası olan Tanrı tasavvurunu doğru şekilde oluşturduğu ve bu olaylar ile başa çıkmada yeterlilik gösterdiği bulunmuştur. Ayrıca varlık mertebelerinde perdeleri kaldırıp yükseldikçe kişi Allah'a yaklaşacak ve zor zamanları bir fırsat olarak değerlendirecektir.
Fârâbî ve İbn Sînâ'da tahayyül kavramı
Fârâbî ve İbn Sînâ'nın tahayyül yetisi hakkındaki görüşleri psikoloji, epistemoloji, nübüvvet, siyaset gibi birçok alanı kapsayıcı ve felsefî birikime katkı sağlayıcı nitelikte önemli bir tartışma konusudur. Bu çalışmada Antik Yunan filozoflarının phantasiaya ilişkin fikirleri ve Fârâbî ile İbn Sînâ'nın tahayyül gücüne dair açıklamaları karşılaştırmalı olarak aktarılmış, İslam filozoflarının bu konuda ortaya koyduğu farklılıklara, değişimlere, yeniliklere değinilmiştir. Fârâbî ve İbn Sînâ'nın mütehayyile gücüne dair açıklamaları dört aşamalı olarak ele alınmıştır: (a) Tahayyül kavramının felsefî literatürdeki kavramsal serüveninde Antik Yunan filozoflarının etkisi ve İslam felsefesine intikalde phantasianın şekilsel-anlamsal dönüşümünün tercüme eserlerdeki takibi (b) Fârâbî ile İbn Sînâ'nın nefs teorisi bağlamında tahayyül yetisinin fizyolojisi (c) Faal Aklın insana etkisinde akıl-tahayyül yetileri arasındaki ilişki ve tümel-tikel içerikte olan verileni kabulde tahayyülün taklit fonksiyonu (d) Uyku ile uyanıklık gibi hallere göre tahayyülün işlevlerindeki farklılığın nübüvvetle bağlantısı ve filozofun, nebinin, ilk başkanın yasa koymasında tahayyül yetisinin rolü. Bu çerçevede "Fârâbî ve İbn Sînâ'nın tahayyül konusunda Antik Yunan filozoflarından etkilendiği noktalar nelerdir?"; "Fârâbî ve İbn Sînâ'nın tahayyülle ilgili özgün düşünceleri nelerdir?" sorularına cevap aranmıştır. Bu sorular çözüme kavuşturulurken nebinin farklı bilinç düzeylerini tecrübe ettiği nübüvvetin gerçekleşmesinde akıl ve tahayyül yetisine ait işlevlerin belirginleştirilmesine özen gösterilmiş; Faal Aklın tahayyül yetisi mükemmel olan insana etkisinin nesnel dünyada algılanabilmesine olanak sağlayan görme teorilerinin nübüvvet meselesine dâhil edilmesi incelenmiş; Fârâbî'nin kehâneti nübüvvete dönüştürmesi konusu üzerinde durulmuş; nübüvvetin delilik ve sihirden üstünlüğü ispatlanmaya çalışılmıştır.
Katoliklikten Protestanlığa Luteran reform ve heretikler
Bu çalışmada Hıristiyanlığın kurumsallaşmasıyla güçlenen Katolikliğin Ortaçağ Avrupası'nda yüzyıllar içindeki gelişimi ve yaşadığı bölünmeler ele alınmıştır. Kilisenin yönetime etkisi, yönetimin de topluma etkisi göz önünde bulundurularak heretik hareketlerin ortaya çıkış sebepleri ve meydana gelen olaylarla bağlantılı olarak bu hareketin sonuçları değerlendirilmiştir. Önce Katolikler nezdinde heretik kabul edilen gruplar ve şahsiyetler ele alınmış ardından XVI. yüzyılın en büyük heretiği Luther ile Kilise'nin mücadelesi aktarılmıştır. Luther, Katolikler için bir heretik iken başlattığı reformun başarıya ulaşması sonucu kendisi de, başka inanç gruplarını heretik olmakla suçlamış ve Protestanlık dışında kalanlar hakkında metinler kaleme almıştır. Bu tezin ilk bölümü Luther reformunun bir ilk olmadığı ve Kilise'ye karşı mücadelenin çok daha önceki yıllara dayandığını göstermektedir. Kilise'ye karşı çıkışların sebepleri ayrıca incelenmiş teolojik, siyasi, toplumsal etkiler üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde reformcu bir şahsiyet olarak Luther üzerinde durulmuş, Kiliseyle yaşadığı problemler değerlendirilmiştir. Son bölümde ise Avrupa toplumunun tarihsel geçmişini anlamanın, günümüz problemlerine ışık tutacağı düşünüldüğünden bazı konularda bugün ile bağlantı kurulmaya çalışılmıştır.
Michel Foucault ve Jean Baudrillard düşüncesinin karşılaştırmalı bir analizi
20. yüzyıl çağdaş Fransız düşüncesinin özellikle ikinci yarısı felsefe tarihi açısından oldukça karmaşık bir yapıya sahip olup bu karmaşıklığın başında şüphesiz felsefenin "alan dışı" etkileşimlerle almış olduğu yeni hal vardır. Özne merkezli bir düşünceye gönderimde bulunan ve özellikle Jean Paul Sartre'a değin devam ettiğini söyleyebileceğimiz hümanist nosyon, 20. yüzyılın ikinci yarısında yıkılmaya başlanmış ve böylece de felsefede yeni bir döneme girip girilmediği sorunsallaştırılmıştır. Bu sorunsallaştırmaların başında gelen iki düşünür olan Michel Foucault ve Jean Baudrillard'ın düşüncelerinin daha sarih bir şekilde anlaşılabilmesi için, çalışmanın birinci bölümde konu edilen düşünce; Foucault ve Baudrillard'ın içinde yetişmiş olduğu döneme kadar devam eden modern düşüncenin oluşumudur. Özellikle Foucault ve Baudrillard açısından önemli bir dönüm noktasını/eşiği ifade eden modern dönemin önemi, güncelliğin anlaşılması adına, özneler olarak bugün eylemlerimizi belirleyen bilgi ve iktidarın birer sarmal halinde bugünkü deneyimlerimizi nasıl ve hangi bilgi ve iktidar ağlarıyla oluşturduğu ve bu deneyimlerin haricindeki deneyimlere öznelerin nasıl açılabileceği sorularının cevabının aranması gerektiği yer olmasından kaynaklanmaktadır. Bu açıdan çalışmanın birinci bölümde modern dönemin sübjektivite açısından önemine değinilmiştir. İkinci bölümde ise Foucault ve Baudrillard düşüncelerinin çağdaş Fransız düşüncesi içerisindeki konumu, Foucault ve Baudrillard'ın analiz biçimlerinin neler olduğu konu edilmiş olup, her iki düşünürün kullanmış olduğu analiz biçimlerinin, güncelliğin ontolojisinin yapılabilmesinde birbirine benzeyen ve ayrışan yönlerinin neler olduğu araştırılmıştır. İki düşünürün kaynaklarının ve araştırma alanlarının farklılığı, bu iki düşünürü karşılaştırmada bir handikap gibi görünse de, bu düşünürlerin çözümlemelerinin bugünü anlamada getireceği yararların ne olduğu da mevzu edilmiştir. Üçüncü ve son bölümde de Michel Foucault'nun bugünü oluşturduğunu düşündüğü modern eşiğe dair var olan çözümlemelerinin, günümüzü anlamada bugüne daha çok eğilen ve bugünü çözümlemeye yönelik çabalarıyla Baudrillard'ın düşünceleri arasındaki benzerlik ve farklılıklara yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çağdaş Fransız Felsefesi, Michel Foucault, Jean Baudrillard, Postmodernizm, Yapısalcılık, Postyapısalcılık
Savaş mağduru sığınmacı çocuklarda hayat ve Tanrı algısı: "7-12 yaş arası Suriyeli çocuklar"
Günümüzde mülteciler, ülkelerini terk etmek zorunda kalmışlardır ve bu durum onlar için pek çok sıkıntı ve zorluğu bir araya getirmiştir. Mültecilerin topraklarını terk etme nedenleri içinde savaşlar en başta gelen sebeptir. Son yıllara baktığımızda Suriye'de çıkan savaşlar, büyük bir göç dalgasıyla sonuçlanmıştır. İnsanlar yaşadıkları ülkeyi, evlerini terk etmek zorunda kalarak mülteci konumuna düşmüşlerdir. Türkiye'ye büyük bir mülteci akını başlamıştır ve bu durum beraberinde birçok psiko sosyal problemlere yol açmıştır. Savaş, toplumlar üzerinde ruhsal açıdan büyük hasarlarla sonuçlanmaktadır. Travma Sonrası Stres bozukluğu, savaş ortamında kalan ve sonucunda ülkelerini terk etmek zorunda kalan mültecilerle yapılan çalışmalarda en sık görülen psikiyatrik bozukluklardan biri olarak tanımlanmıştır. Savaş travmasına hazırlıklı olmadıkları için çocuklar, bu durumdan çok daha fazla etkilenmekte ve travma yaşamaktadır. Aynı bölgede yaşanan terörist saldırıları, suç, felaket ve savaş koşullarının birleşimiyle bu süreç, çocukları ruhsal olarak oldukça kötü etkilemektedir. Bu araştırmada çocukların yaşadığı bu travma sürecinin yaşam ve Tanrı algılarını nasıl biçimlendirdiği üzerinde durulacaktır. Anahtar Kelimeler: Çocuklarda Tanrı Tasavvuru, Göç Psikolojisi, Hayat Algısı, Savaş, Sığınmacılık, Tanrı Algısı, Travma
Kitab-ı mukaddes ve Kur'an-ı Kerim'de eşcinsellik
Bu tez çalışmasının amacı, Kitab-ı Mukaddes ve Kur'an-ı Kerim'de bulunan eşcinsellikle ilgili ayetleri incelemektir. Bu tezde, üç ilahi dinin kitaplarındaeşcinsellik için neler söylendiği ve İslam, Yahudilik ve Hıristiyanlığainanan insanların kendi kutsal kitaplarından elde edilmiş ayet ve cümlelere bakarak bu konu hakkında bilgi edinmeleri amaçlanmıştır. Birinci bölümde eşcinsellikle ilgili temel kavramlar verilmiş ve tanımlanmış, ardından eşcinselliğin nedenleri ve tarihteki varlığı özet şekilde incelenmiştir. İkinci bölümde Kitab-ı Mukkaddes içerisindeki cümleler ve tefsirleri anlatılmıştır. Üçüncü bölümde ise,eşcinsellikle ilgiliKur'an ayetleri ve tefsirleri incelenmiştir. Neticede, eşcinselliğin üç ilahi dinin kutsal kitaplarında da yasaklandığı tespit edilmiştir.
Denetimli serbestlik tedbiri altındaki hükümlülerin rehabilitasyonu ve mükerrer suçun önlenmesinde manevi danışmanlık ve rehberlik hizmetleri (Dindarlık ve suç ilişkisi üzerine araştırma)
Suç davranışı ve suç davranışının tekrarı bireysel, sosyal ve psikolojik birçok etmen içermekte ve bu konu adli psikoloji disiplininin çalışma alanları arasında bulunmaktadır. Mevcut araştırma kapsamında motive edici bir araç olarak din ve dindarlık olgusunun hükümlüler için taşıdığı önemin ve onun sosyal fonksiyonunun belirlenmesi, doğru ve etkili bir yaklaşımın benimsenmesi ise bu konudaki gereksinimlerin ve beklentilerin karşılanması çabalarına katkı sunacaktır. Suç, mükerrer suç ve din ile suç ilişkisinin incelendiği çalışmanın ilk bölümünde denetim serbestliğine ilişkin kavramlara yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde din ve suç ile dindarlık ve suç kavramları ele alınmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise manevi rehberlik, dini danışmanlık ve denetimli serbestlikte manevi rehberlik ve dini danışmanlık konularına yer verilmişti. Araştırma bulguları incelendiğinde Kendilerinin dindar olarak tanımlayan kişiler, dinin suç işlemeyi engelleyen bir yapıda olduğu, ailelerin dini inanç ve yaşayışları açısından değerlendirildiğinde bu değişkenler arasında anlamlı bir ilişki olduğu, Cezaevinde dini danışma ve rehberlik hizmetleri kapsamında birden fazla etkinliğe katılanların dini danışma ve rehberlik hizmetleri aldığı sürede tekrardan suç işleme konusunda engelleyici rolü olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Global modernite ve modernite kavramlarının felsefî yönden değerlendirilmesi
Günümüzde dünya, çağdaş kimlik ve farklılık tartışmalarının ön planda olduğu, ötekinin varlığına yönelik politik bilincin artırılmasına dair felsefelerin ortaya çıktığı çoğulcu bir düzen görünümündedir. Nitekim 20. yy.'da modernitenin hegemonik tavrının doğurduğu savaşlar ve yıkımlar modern otoritenin sorgulanmasını gerektirmiştir. Modernitenin mutlak söylemlerine karşı ortaya çıkan eleştirel söylemler söz konusu mutlak söylemleri sorunsallaştırmıştır. Bununla beraber modernitenin mahiyeti de muğlâklaşmıştır. Bu eleştireler modern tahakkümün dışına çıkabilme ve farklılığa açılabilme imkânı sunmuştur. Fakat farklılık talepleri üzerinden eleştirilen modernite, bu eleştirileri bünyesine katarak farklılıkları da içeren yeni bir düşünme pratiği içinde farklı bir nesnellik pratiği geliştirmiş ve küresel bir hâl almıştır. Bu durumda global modernite modern hegemonyanın dağılışını değil bilakis farklılık söylemleri üzerinden yeniden biçimlenmesini ifade eder.
Varlık-bilgi ilişkisi bağlamında İsmet Özel düşüncesinin tahlili
Modern dünyada mekanik bir varlık olarak görülmeye başlayan insan, bilgisinin imkanları dahilinde dünyayı sebep–sonuç paradigma ekseninde değiştirme gücüne muktedir olduğu inancına kapılmıştır. Bu şekilde çözüm odaklı anlayışla, epistemolojik kaygı içerisinde varlığı kendi benine referans ederek zihnini şekillendiren birey, bir yandan da ontolojik zemin üzerinde varlığının mahiyetini anlam kaybına uğratmaktadır. Bu yüzden insan, modern dünyada rasyonel olduğu veya olmadığını benimsemekte güçlük çektiği şeyin ezasıyla yaşamaktadır. Bu boşluğu gidermek, varoluşunu keşfedebilmek için insanın dünya ile olan irtibatını belirlemesi, varlığıyla bağ kurması gerekmektedir. İnsanın varlıkla kurduğu bağı bilgi aracılığıyla ilişkilendiren İsmet Özel, bireyin bilgi yolunda yapılan çalışmalara önem verdiği takdirde varoluşunu keşfedebileceğini ve bu sayede istikamet üzere bir hayat yaşamasını mümkün görmektedir. Toplumun zaman ve mekâna göre değişen ön yargılarına bağlı kalmaksızın varlığının anlamını bilgi aracılığıyla bulan insan, bu sayede Batı düşüncesinin, nihai hedefi olarak bir yandan her şeyin koşulsuz bir nesneleştirilmesini yetkili kılan mekanizmayla bilgiye yaklaşılmasındaki amacı fark edecek bir yandan da anlayış alanı ve bilişsel kavrayış gücünü geliştirecektir.
Sınıf öğretmenlerinde değerler, dindarlık ve stresle başa çıkma ilişkisi
Çalışma Aydın ilinde ki resmi ilkokullarda görev yapan sınıf öğretmenlerinin değerler, dindarlık ve stresle başa çıkma tarzları üzerinde sosyo-demografik değişkenlerin etkisini değerler, dindarlık ve stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkiyi bilimsel bir şekilde anlamayı hedeflemektedir. Çalışmaya 367 sınıf öğretmeni katılmış, katılan öğretmenlere "Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Değerler Ölçeği, Ok-Dini Tutum Ölçeği ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği" uygulanmıştır. Veriler SPSS 22.0 programı ile analiz edilmiştir. Fütüvvet değerleri ile iyimser, kendine güvenli yaklaşım biliş, duygu, davranış, Tanrı ve dindarlık boyutları arasında ve özgürlük değerleri ile iyimser, kendine güvenli yaklaşım, duygu, davranış, Tanrı, dindarlık boyutları arasında pozitif yönde zayıf ilişki bulunmaktadır. Romantik değerler ile çaresiz/kendini suçlayıcı yaklaşım, davranış boyutu arasında ve insan onuru değerleri ile iyimser, kendine güvenli yaklaşım, biliş, duygu, davranış, Tanrı, dindarlık boyutları arasında pozitif yönde zayıf ilişki bulunmaktadır. Materyalist değerler ile boyun eğici yaklaşım, duygu, davranış, dindarlık boyutları ve maneviyat değerleri ile iyimser, çaresiz/kendini suçlayıcı yaklaşım arasında pozitif yönde zayıf ilişki, biliş, duygu, davranış, Tanrı, dindarlık boyutları arasında pozitif yönde orta şiddette ilişki bulunmaktadır. Entelektüel değerler ile iyimser, kendine güvenli yaklaşım, biliş, duygu, davranış, Tanrı, dindarlık boyutları ve kariyer değerleri ile iyimser, kendine güvenli yaklaşım, biliş, duygu, davranış, Tanrı, dindarlık boyutları arasında pozitif yönde zayıf ilişki bulunmaktadır. Toplumsal değerler ile biliş, davranış, Tanrı, dindarlık boyutları arasında pozitif yönde zayıf ilişki bulunmaktadır.
Bulgaristan göçmenlerinin dini inanç ve uygulamaları üzerine sosyolojik bir alan araştırması: Hatay-Erzin'de yaşayan göçmenler örneği
Bu çalışmanın amacı göçmenlerin dini tutumlarında belirleyici olan etnik kalıtsallığın halk dindarlığı üzerindeki tezahürlerini dini inanç ve tutumlar üzerinden ele almaktır. Çalışmada örneklem olarak daha önce üzerine yapılmış sosyolojik bir çalışma bulunmayan, Hatay'ın Erzin ilçesindeki iki muhacir köy seçilmiştir. Birinci bölümde Erzin ilçesinin tarihi, coğrafi konumu ve demografik yapısıyla ilgili bilgiler verilmiştir. Bununla birlikte muhacir köylerindeki dini yapı ve örgütlenme, köylerdeki dini hayatın görünürlüğü, dinî inanç ve uygulamalar ele alınmıştır. Çalışma nitel bir alan araştırmasına dayanmaktadır. Veriler katılımcı gözlem yapılarak toplanmıştır. İkinci bölümde bir toplumun dini ve kültürel bağlarını en açık şekilde görebileceğimiz, bireylerin ait olduğu muhacir alt kültürünü benimseyen topluluk ile bütünleşmesini sağlayan geçiş dönemi ritüelleri üzerinde durulmuştur. Ardından geçiş dönemi ritüellerinde görülen halk inanç ve uygulamalarına geniş bir biçimde yer verilmiş ve bu uygulamaların yeni nesil üzerinde etkilerinin niçin devam ettiği veya etmediği konusu incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre Hatay'ın Erzin ilçesinde yaşayan Bulgaristan göçmenlerinin Türkiye'nin diğer bölgelerinde yaşayan Bulgaristan göçmenlerine göre daha dindar tutumlar sergiledikleri görülmüştür. Bu durumun en temel nedeni milli ve dini kimliklerine yapılan baskı sonucunda göç etmiş olmalarıdır. Yapılan baskılara karşı muhacirlerin verdiği tepki göçmenlerin Muhacir- Müslüman- Türk sentezinde bir kimlik benimsemelerinde etkili olmuştur. İkinci bölümde yer alan geçiş dönemi ritüelleriyle ilgili bulgular bazı ritüellerin yeni nesilde uygulamadan kalktığını göstermektedir. Geçiş dönemi ritüellerindeki bazı halk inanç ve uygulamaları ortadan kalkmıştır. Bu durumda yeni neslin kitabi din konusunda daha çok bilinçlenmesiyle birlikte toplumda yaşanan sosyal değişimlerin etkili olduğu tespit edilmiştir.
İnsanın anlam ve mutluluk arayışında inancın rolü
Bu çalışmada, insanın anlam ve mutluluk arayışı, Logoterapi ve anlam arayışı, Logoterapi ve teoloji, nihaî anlam arayışında inanç ve dinin rolü konuları ele alınıp araştırılmıştır. İnsanın anlam arayışı ve anlamsızlık, mutluluk arayışı ve mutsuzluk ile ilgili konulara dair görüşler incelenmiş olup, anlam-anlamsızlık ve mutluluk-mutsuzluk olgularının yapısal niteliklerine açıklama getirilmiştir. Logoterapinin, anlam arayışındaki insana sunduğu yanıtlar ve teolojiye bakışı ele alınmıştır. Tanrı inancı, dinî inanç ve ebedîyet inancının, insanın anlam-nihaî anlam arayışındaki rolü araştırılıp incelenmiştir. Logoterapinin, bir psikoterapi ekolü olarak bulduğu tekniklerle ve sunduğu yanıtlarla, insanın anlam arayışına katkıda bulunduğu saptanmıştır. Tanrı inancı, dinî inanç ve ebedîyet inancının, anlam ve nihaî anlam arayışındaki inanan insana, nihaî bir dünya görüşü ve kalıcı anlamlar sunarak rehberlik ettiği ve destek olduğu sonucuna varılmıştır.
Ahlâk-ı Muhsinî'nin kaynak, yöntem ve muhteva bakımından incelenmesi
Bu araştırmada Ahlâk-ı Muhsinî, kaynak, yöntem ve muhteva bakımından incelenmiş ve ahlak literatüründeki bazı eserlerle mukayese edilmiştir. Bu yolla, 16. Yüzyıl Herat'ının büyük âlim ve ediplerinden olan Kâşifî'nin (ö. 1504) İslam ahlak düşüncesine yaptığı katkı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ahlâk-ı Muhsinî, hem Osmanlı Devleti hem de Cumhuriyet döneminde birçok defa Türkçeye tercüme edilmiştir. Murat Demirkol'un çevirisi üzerinden yapılan incelemede eserin kaynak, yöntem ve muhteva özellikleri tespit edilmiş ve karşılaştırmalar yapılmıştır. Ahlâk-ı Muhsinî'nin kaynakları, dinî, felsefî, edebî, siyasetname ve tarih türünden kaynaklar şeklinde gruplandırılarak tespit edilmiştir. Eserin edebî kaynaklarının diğerlerine oranla daha baskın olduğu belirlenmiştir. Eser, siyasetname türü kapsamındaki konulara yer vermekte ise de siyasetnameye indirgenemeyecek kapsam genişliğine sahiptir. Hatta ahlak kitabı yönünün siyasetname yönünden daha güçlü olduğu anlaşılmaktadır. Yapılan mukayesede Ahlâk-ı Muhsinî'nin sistematik ve tür farkına rağmen birçok açıdan daha ziyade Ahlâk-ı Alâî'ye benzediği sonucuna ulaşılmıştır. Bu eserde kullanılan yöntem, erdem ahlakı, dinî ahlak, tasavvufî ahlak ve siyasetnâme türlerindeki yöntemlere kısmen benzese de farklılıklar taşıdığı anlaşılmaktadır. Eserde didaktik yön öne çıkmakta, sade ve etkili bir dil kullanılmakta, tümevarım ve analojiye daha yaygın başvurulduğu, karşılaştırmalar yapıldığı, çeşitli kültürlerden başarılı örneklerin aktarıldığı görülmektedir. Ahlâk-ı Muhsinî'de güzel hasletler, yani erdemler 40 bölüm halinde ele alınmıştır. Bu erdemlerin yaklaşık yarısı erdem ahlak literatüründeki erdemler ile örtüşmekte iken diğer yarısı, siyasi erdemler kategorisine dâhil edilmeye uygundur. Son bölüm, belli bir erdeme tahsis edilmemiş olup, devlet görevlilerinin terbiye ve adabıyla ilgili açıklamalar içermektedir. Esere siyasetnâme niteliğini kazandıran kısmın bu son bölüm olduğu anlaşılmaktadır.
Gazâli ve Hocazâde'nin tehâfütleri bağlamında din-felsefe ilişkisi
İslam düşünce tarihinde felsefe ile din ilişkisi teolojik ve felsefi bağlamı olan önemli bir meseledir. Gazâli ile başlayan ve uzun yıllar devam eden tehâfüt geleneği din-felsefe ilişkisi bakımından önemli bir konumda olup, filozoflar ve din âlimleri arasında ortak bir meseledir. Böylelikle varlığı insanlık tarihi kadar eski olan ve geçmişten günümüze kadar filozof ve din âlimleri için tartışma konusu olan din ve felsefenin konularının ortak olmasından dolayı birbiri ile olan ilişkisini, iki alanın birbirinden bağımsız olamayacağını değerlendirmek ve tehâfütlerin felsefe-din ilişkisini ortaya koyma da önemini ortaya koymak amaçlanmaktadır.
İstanbul Sözleşmesi'nin feshine yönelik tepkilerin analizi (Twitter örneği)
Tezin odak noktası olan İstanbul Sözleşmesi Türkiye tarafından 2011 yılında imzalanmış uluslararası bir Sözleşmedir. Sözleşme imzalandıktan sonra sıkça tartışılmış; İslam toplumu, Türk aile yapısı, kültür, toplumsal cinsiyet ve eşcinsellik kavramları etrafında çeşitli eleştirilere maruz kalmıştır. Henüz bu konudaki tartışmalar sürerken 2021 yılında Sözleşmeden çekilme kararı alınmıştır. Bu karar tartışmaları hararetlendirmiş, toplumdaki kutuplaşmaları daha da artırmıştır. Kadına yönelik şiddeti önlemek iddiasıyla hazırlanan uluslararası bir Sözleşme'nin çoğunluğu Müslüman olan bir toplumda kutuplaşmaya sebep olması meselenin din sosyolojisi bağlamında incelenmesini gerektirmiştir. Çekilme kararının alınması ile Sözleşme'nin feshedilmesi arasındaki üç aylık süreçte karara yönelik tepkilerin analizi bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Çalışmanın kavramsal çerçevesi İslam'da ve Türk toplumunda aile ve kadın olgularını incelemek ve bunları da İstanbul Sözleşmesi temelinde tartışmak üzere iki bölüm üzerinde şekillendirilmiştir. Yeni medya araçlarından olan Twitter küresel ölçekte gündelik hayatın temeline yerleşmiş, her bireye söz hakkı tanıyarak toplumu ilgilendiren her meseleyi şekillendirmeye başlamıştır. Bu sebeple saha araştırması olarak Twitter seçilmiş, Sözleşme'nin feshedilmesine yönelik atılan 516 tweet netnografik analize tabi tutulmuş, elde edilen veriler üzerinde betimsel analiz ve içerik analizi yapılmıştır. Yapılan analiz sonucunda Sözleşme'nin feshedilmesini destekleyen ve bu karara karşı çıkanlar arasında şiddetli bir gerilim olduğu ortaya konmuştur. Feshedilmesini destekleyen grubun söylemlerinde Sözleşme'nin İslam'a ve Türk toplumuna aykırı maddeler barındırması, şiddet ve boşanma oranlarını artırması dolayısıyla fesih kararının elzem olduğu, bu karar ile aile kurumunun kurtarıldığı vurgulanmış; karşı çıkan grubun söylemlerinde ise Sözleşme'nin şiddet problemi konusunda kapsamlı ve büyük bir adım olduğu ve fesih kararı ile kadınların yaşam güvencesini kaybettiği en sık ifade edilen iddialardan olmuştur.
Seküler din denemesi: Alaın De Botton örneği
Bu çalışma, günümüz düşünürlerinden Alain De Botton'un, sekülerizmin bireyde yarattığı anlam boşluğunun ve manevi tatminsizliğin giderilmesi adına sunduğu çözüm önerilerine odaklanmaktadır. Bu çözüm önerilerinin rasyonel temellere dayanıp dayanmadığının açığa çıkarılması amaçlanmaktadır. Tarihte birçok düşünürün gündemini meşgul eden sekülerizm, dün olduğu gibi bugünün de en önemli sorunlarından biridir. Bu soruna gerçekçi çareler aramak ve bulmak şüphesiz tanımın doğru teşhisi ile mümkündür. Öncelikli olarak sekülerizmin tanımının ve tarihsel gelişiminin ele alındığı çalışmamızda bu kavramın tarihte ve günümüzde ne gibi anlamlar ifade ettiği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Diğer yandan tarihteki ünlü düşünürlerin sekülerizme sunduğu çözüm önerilerine ve yeni dinî hareketlerin bazılarına yer verilerek konunun öneminin her geçen gün daha da arttığı ve güncelliğini koruduğu gösterilmek istenmiştir. Çocukluk yıllarında ailesinin tutumundan ve gençlikte yaşadığı çeşitli olaylardan etkilenerek düşünce dünyası şekillenen De Botton, bunun sonucunda ateizmi benimsemiş; aynı zamanda sekülerizm ve ateizmin yarattığı anlam boşluğunu fark ederek bu manevi tatminsizlik hâline çözüm arayışlarına girmiştir. Gözlemleri neticesinde en iyi çözüm önerilerinin dinler tarafından sunulduğunu kabul etse de dinlerin insan uydurması olduğunu düşündüğünden, bu sorunun; bir dini kabul ederek değil, onların işe yarar yanlarına 'açık büfe' şeklinde yaklaşarak çözüleceğini iddia etmiştir. Bu doğrultuda dinlerden referansla çeşitli başlıklar altında çözüm önerilerinde bulunmuştur. Sonuç olarak, seküler bir din kurma girişimi olarak da tanımlayabileceğimiz bu eylemin; salt Hristiyanlık, Yahudilik ve Budizm'in üzerine bina edilmesi, Tanrı'dan arındırılmış bir ahlak anlayışı içermesi, dinî ritüellerin dindarlarca uygulanışının altında yatan kalbî yönelişin özünün idrak edilememesi ve kültürün dinin yerini alabilecek potansiyele sahip olduğu gibi iddialardan dolayı ütopik, sığ ve rasyonaliteden uzak olduğu söylenebilir.
4. ve 5. sınıf din kültürü ve ahlak bilgisi ders kitaplarında Allah inancının öğretimi
Bu çalışmada ilköğretimin 4. ve 5. sınıflarında 1982-2000 yılları arasında uygulanan programa göre yazılan, devletin resmi okullarında okutulmuş olan ve şu anda yürürlükten kaldırılan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitaplarında Allah inancının öğretimi incelenmeye çalışılmıştır. Bu araştırmada ilk bölümde temel eğitim çağındaki çocukların dini gelişimleri hakkında giriş niteliğinde bilgiler sunulmaktadır. Bundan sonra çalışmada din dersi kitaplarında Allah inancının öğretimine dair içerik dil ve anlatım, yararlanılan kaynaklar, hazırlık çalışmaları, okuma parçalan, görsel materyaller ve değerlendirme çalışmaları gibi konuyu destekleyici unsurlar açısından incelenmeye çalışılmıştır. Ders kitapların incelenmesinin neticesinde, muhteva ve öğreticilik özelliği bakımından kitapların istenilen gelişme ve ilerlemeyi tam olarak sağlayamadığı görülmektedir. Hızla değişen dünya ve toplum şartlarına rağmen kitapların muhteva ve anlatım açısından birbirine benzediği, hatta ilk kitaplardan esinlenildiği tespit edilmiştir. Kitaplarda genelde dini bilgiler, dini, ahlaki ve toplumsal beklentiler yanında çocukların beklenti ve problemlerine yeterli derecede yer verilmediği, psikolojik ve pedagojik özelliklerinin dikkate alınmadığı sonucu ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: İnanç, Allah İnancı.
İlahi dinlerde ilk ve son mesajlar
Ill ÖZET İL AHİ DİNLERİN İLK VE SON MESAJLARI Sedat ALTUNKANAT Yüksek Lisans Tezi, Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı Danışman Yrd. Doç. Dr. Kadir ALBAYRAK Eylül, 2003, Sayfa, 307 ilahi dinler dünyada en çok inanını bulunan monoteist dinlerdir. Bu dinlerin kutsal kitapları, insanlık tarihini derinden etkilemiş, aynı zamanda şekillendirmişlerdir. Ancak bu kitaplara inanlar kendi kutsal kitaplarım tanıdıkları gibi aynı kaynağa sahip olan diğer kutsal kitaplar hakkında yeterince bilgi sahibi olamadıklarım, bundan dolayı bu dinler arasında bazı problemler ortaya çıktığım görmekteyiz. İlahi dinlerin elde mevcut kutsal kitapları objektif bir şekilde incelendiğinde bu problemlerin ilahi dinlerin kutsal kitaplarından kaynaklanmadığını, bu dinlere inanların, kutsal kitapları kendi filolojik ve sosyo-kültürel değerleriyle yorumlamalarından kaynaklamıştır. İlahi dinlerin kutsal kitaplarının ilk ve son mesajlarını karşılaştırmakla ilahi dine inanların birbirlerini tanımalarına bir katkıda bulunacağı kanaatindeyiz. İlahi kitapların ilk ve son mesaj larını incelerken ilahi kitaplar arasında bir tarihsel tekamülün olduğunu gördük. İlahi dinlerin son kitabı Kur'an-ı Kerim'in kendinden Önceki ilahi kitaplara atıfta bulunması ve bu kitaplardaki bazı bilgileri onaylaması ve bazı yanlış inanışlardan bahsetmesi bu görüşümüzü doğrular niteliktedir. Ayrıca ilahi kitapların bazı hükümlerine baktığımızda birbirini tamamlar nitelikte olduğu gibi, kendinden önceki bazı hükümleri nesh ettiklerini de görmekteyiz. İlahi dinler arası diyalogun başladığı günümüzde ilahi dinlerin insanlığa sunmuş olduğu ortak değerleri kutsal metinlerin redaksiyon tenkitleri yapılarak yeniden ortaya koyabiliriz. Bu çalışmalar, tarih boyunca savaşların nedeni olarak gösterilen dinler, artık savaşların bir nedeni olarak değil, insanların dünyada barış ve kardeşlik içinde yaşamalarını sağlayacak ilkelerin kaynağı olarak görebiliriz Bu da, ilahi din inanları arasında kaynaşma ve danışmayı güçlendirecektir.
Cumhuriyet Döneminde Türkiye`de laiklik çerçevesinde din eğitimi
Tanzimat dönemi ile hızlanan ve Cumhuriyet dönemiyle devam eden Batılılaşmave onun paralelinde gelişen laiklik yönündeki toplumsal değişim, diğer toplumsalkurumları etkilediği gibi Türk eğitim sistemini de etkilemiştir. Dolayısıyla buetkilenmeden eğitim sisteminin bir parçası olan din eğitiminin de etkilenmemesikaçınılmaz bir durumdur. Laikliğin 1937 yılında anayasaya girmesinden ve daha öncekidönemden itibaren günümüze kadar devam eden süreçte, din eğitiminin konumu çeşitlikesimlerce tartışılagelmiştir. Bu tartışmalar çerçevesinde laik sistemde din eğitimininyer alabileceği veya aksi yönde görüşler ileri sürülmüştür. Bu görüşler ve tartışmalarCumhuriyet döneminde özellikle örgün eğitim kurumlarındaki din eğitimiçalışmalarının teori ve uygulama ile ilgili esaslarının biçimlenmesinde etkili olmuştur.Çalışmamızda laik sistemde din eğitiminin yer alması gerektiğini savunanlar ile yeralmaması gerektiğini savunanların görüşleri tespit edilerek gerekçeleri ile birlikte ortayakonulmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Laiklik, Eğitim, Din Eğitimi.
Kur`an-ı Kerim`de insanın özellikleri ve eğitim yoluyla şekillendirilmesi
iÖZETKUR'AN-I KER M'DE NSANIN ÖZELL KLER VE EĞ T M YOLUYLAŞEK LLEND R LMESVeysel YALINYüksek Lisans Tezi: Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim DalıDanışman: Yrd. Doç. Dr. Nebahat GÖÇERMart 2005, 127 SayfaBu tezin konusu, insanların rehber kitabı olan Kur'an-ı Kerim'de insanınözellikleri ve eğitim yoluyla şekillendirilmesidir. Amacımız Kur'an-ı Kerim'de geçeninsanın özellikle olumsuz vasıflarını tespit ederek bunların nasıl bir eğitime tabitutulduklarını ortaya koymaktır.Çalışmamız bir giriş, dört bölüm ve sonuç ve değerlendirme kısmındanoluşmaktadır. Giriş kısmında amacın belirlenmesi, konunun sınırlandırılması vearaştırma metotlarına değinilmiştir. Birinci bölümde eğitimin tanımı, gerekliliği veamacına değinilmiş olup ikinci bölümde din-eğitim ilişkisine yer ayrılmıştır. Üçüncübölümde Kur'an-ı Kerim'de kullanılan eğitim ilke ve yöntemleri tespit edilmiştir.Dördüncü bölümde ise Kur'an-ı Kerim'de insanın olumsuz özelliklerinden en çoküzerinde durulanlar ele alınmıştır. Daha sonra bu özellikler tespit edilen ilke veyöntemlerle nasıl değişikliğe uğratılmaya çalışılmış, bunları tespit edilmiştir.Çalışmamızın sonuç ve değerlendirme bölümünde ise Kur'an-ı Kerim'in insanıneğitilmesinde temel yaklaşımı ortaya konulmuştur.Anahtar Kelimeler: Kur'an-ı Kerim, nsan, Eğitim, lke ve Yöntem.
Kur`an'ın korku olayı ile insana yaklaşımı
Bu çalışmada Kur'andaki korkutma ile ilgili ayetlerin anlaşılmasına çalışılmıştır. Bu çalışma "korku", "kaygı", "Kur'an'ın insana yaklaşımı" hakkında giriş niteliğinde bilgilerin sunulmasıyla başlamaktadır. Bu bölüm korku ile ilgili literatürdeki farklı bakış açılarını ortaya koymaktadır. Kur'an'ın insanı korkutması hadisesi hala tam olarak açıklanmıştır. Korku insan için çok önemli bir duygudur ve onun yaşamını etkilemektedir. Bu araştırma Kur'an'daki korku kavramlarını tespit edip insanın nelerle korkutulduğunu açıklamaya çalışacaktır. Böylece bu çalışma Kur'an'ın insanı neden korkuttuğu meselesini de incelemeye çalışacaktır. Kur'an'ın incelenmesi neticesinde, Kur'an'da insanın korkutulması hakkında bilgi verilmiştir: İnsan sosyal ve dini başarısızlık, ölüm, ahiret korkulan, hayatı ve maddi hayatı tehdit eden korkularla korkutulmaktadır. Bu korkulan kullanmak suretiyle Kur' an insana doğru yaşam metodunu sunar ve hangi fiillerin doğru veya yanlış olduğunu açıklar. Anahtar Kelimeler: Korku, kaygı, Kuran'ın insana yaklaşımı.
Dini yaşayışta hayatı sorgulama
Bu çalışmada, dini yaşayışta hayatın ne şekilde sorgulandığı ve dinin hayatanasıl bir anlam verdiği konu edilmektedir. Bu bağlamda ilk olarak konuyla ilgilikavramlar açıklanmaya çalışılmış ve hayatı sorgulamanın düşünce tarihindeki seyrineyer verilmiştir. Daha sonra dinin insan hayatındaki yeri, sorgulamanın insanla ilişkisi vehayatın anlamını sorgulayan insana, genel olarak din olgusunun daha özelde ise İslamdininin nasıl bir yanıt verdiği incelenmiştir. Bu anlamda, dinin inanç esasıyla,ibadetiyle, duasıyla inanan insanın hayatını bir manalar bütünü olarak kuşatıp yaşamınıanlamlandırdığı sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Dini Yaşayış, Hayatı Sorgulama, Anlam Arayışı, Din Psikolojisi.
Süleyman Ateş'in Yüce Kuranın Çağdaş Tefsiri adlı eserinde ehl-i kitap ve yorumu
Bu çalı mada Süleyman Ate 'in ?Yüce Kur'an'ın Ça da Tefsiri? adlı eserindeEhl-i Kitab'ı nasıl yorumladı ı esas alınmaktadır. Bu ba lamda ilk olarak Kur'an-ıKerim'in Allah'a ve ahiret gününe inanıp salih amel i leyerek cenneti kazanabilece inimüjdeledi i gruplardan Sabiûler ve Mecusûler hakkında açıklama yapılmı tır. Dahasonra Kur'an'ın Ehl-i Kitap kategorisinde bahsetti i Yahudiler ve Hıristiyanlar konuedinilmi tir.Ate 'e göre insanları kurtulu a götüren din tek de ildir. Bakara 62. ayettebelirtildi i gibi Allah'a ve ahiret gününe inanarak salih amel i leyen kimseler cennetlemüjdelenmi tir. Bu çerçevede Ate 'in önemle üzerinde durdu u, cennetin kimsenintekelinde olmadı ı görü ünü savunması ve bu esnada izledi i yöntem ve metodlarara tırılmaya çalı ılmı tır. Ayrıca bu görü lere yapılan ele tirilere ve Ate 'in buele tirilere cevaplarına da yer verilmi tir. Sonuç olarak Ate 'in savundu u fikirlerindiyalog çalı malarına katkı sa layaca ı gözlemlenmi ama bu fikirlerin slâmdünyasında bazı kesimlerce benimsenmedi i kanaatine ula ılmı tır.Anahtar Kelimeler: Ehl-i Kitap, Yahudiler, Hıristiyanlar, Cennet, Cehennem.
1997 yılından sonraki dönemde imam-hatip liselerindeki gelişmeler (Adana örneği)
Bilindiği gibi, İmam-Hatip Okullarının serüveni 1924'te Tevhid- i Tedrisat Kanunu'ylabaşlamış, 1929-1930 öğretim yılında İmam-Hatip Okullarına talep olmaması nedeniyle buokullar kapatılmıştır. Bir müddet kapalı olan İmam-Hatip Okulları ihtiyaçtan dolayı 1950yılında tekrar açılmıştır. 1997 yılına kadar bu okullara talep artmıştır. Ancak zorunlu eğitimisekiz yıla çıkaran 4306 sayılı Yasa bu okullara olan talebi büyük oranda düşürmüştür. İmam-Hatip Liselerinin orta kısımları bu yasadan dolayı kapatılmış, bundan dolayı bu yasa İmam-Hatip Liseleri için yeni bir dönüm noktası olmuştur.Bu araştırmanın genel amacı İmam-Hatip Liselerinin Türk eğitim sistemi içerisindekiyerini saptayarak; bu okullara olan talebi etkileyen etmenleri, öğrencilerin beklenti vesorunlarını, öğrenci profillerini ortaya çıkarmaktır. Bu genel amaç doğrultusunda Cumhuriyetöncesi dönemde din görevlisi yetiştiren medreselerden başlayarak İmam-Hatip Okullarınıtarihû süreç içerisinde ele aldık.Araştırmanın çalışma evreni Adana il merkezinde bulunan üç İmam-Hatip Lisesindeöğrenim gören 10. ve 11. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Çalışma evreninde bulunan İmam-Hatip Lisesi 10. ve 11. sınıf öğrencileri ?basit tesadüfû örnekleme? yöntemi ile belirlenmiştir.Bilgi toplama aracı olarak geliştirilen anket araştırmacı tarafından 170 öğrenciyeuygulanmıştır. Ankette toplam 34 soru yer almıştır. Anket yolu ile elde edilen veriler SPSSFor Windows Paket Programı ile çözümlenmiştir.İmam-Hatip Okulları/Liseleri kuruluşundan itibaren Türk Milli Eğitim Sistemi içindeyerini almış, genel ortaöğretimdeki bütün uygulamalara adapte olabilen ortaöğretim kurumlarıolarak eğitim-öğretim hayatına devam etmektedir.Anahtar Kelimeler: İmam-Hatip Okulları, Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Din Görevlisi
Geçmişte ve günümüzde Antakya'da Hristiyanlık
Antakya, Büyük skender'in generallerinden Seleukos tarafından kurulmu , Romamparatorlu u döneminde de ba kent olmu tur. Antakya, birçok dinden ve inançtan insanınbir arada ya adı ı bir kültür merkezidir.Hıristiyanlık, Kudüs dı ında ilk kez Antakya'da yayılmaya ba lamı ve bu dinintakipçileri ilk kez burada Hıristiyan adını almı tır. Havariler Antakya'yı ziyaret etmi veburada Aziz Petrus, Antakya Kilisesi'ni kurmu tur. Daha sonra Papa burayı hac yeri olarakilan etmi tir. Bu olaylar sonucunda Hıristiyanlar için Antakya'nın önemi daha da artmı tır.Giri bölümünde Antakya'nın tarihi anlatıldıktan sonra, Hıristiyanlı ın do u u,Havarilerin Antakya'ya geli i, Antakya Kilisesi'nin kurulu u ve kilisede görev yapan önemlidin adamları ikinci bölümde anlatılmı tır.Günümüzde hâlen Antakya'da aktif olarak faaliyet gösteren kiliselerin ibadet, ayin vesakramentleri son konu olarak i lenmi tir. Antakya'daki Hıristiyan cemaatlerinin birlik veuyum içinde ya adıkları gözlemlenmi ve buradaki cemaatin ya antısının ?diyalog? için iyibir örnek oldu u tespit edilmi tir.Anahtar Kelimeler: Antakya, Hıristiyanlık, Katolik, Ortodoks, Protestan.
Mircea Eliade'ın eserlerinde toprak ana, kadın ve doğurganlık
Bu çalı mada Mircea Eliade'in eserlerinde Toprak Ana, Kadın ve Do urganlıkkonusunun nasıl yorumlandı ı esas alınmı tır. Buna ba lı olarak Toprak Ana ile kadınarasındaki do urganlık yönünden benzerlikler konusunda açıklamalar yapılmı tır. AyrıcaToprak Ananın üretkenli i di er kozmik ö elerle bir bütün olu turdu u dü ünüldü ü için su,ta lar, gök ve Gök Tanrı konuları üzerinde çalı ılmı tır.Eliade'a göre Toprak Ana ile kadın do urganlık yönünden birbirine benzemekte ve buyönden aralarında mistik bir dayanı ma vardır. Bu ba lamda Eliade'ın görü ünü savunmasıve bu çalı malar esnasında izledi i yöntem ve teknikler ara tırılmaya çalı ılmı tır. Sonuçolarak kadın ile Toprak Ana arasında üretkenlik yönünden benzerlik oldu u kanaatineula ılmı tır.Anahtar Kelimeler: Mircea Eliade, Toprak Ana, Kadın, Do urganlık, Axis mundi.
Huzurevi sakinlerinde dini yaşayış
Bu ara tırma huzurevi sakinlerinin dini ya ayı larını de i ik boyutlardan tesbit etmekamacıyla yapılmı tır. Ara tırmanın örneklemi Adana Huzurevi Sakinleri olup, ara tırmayaya ı 65 ve üstü olan 86 denek katılmı tır. Ara tırmada veri toplamak için mülakat formukullanılmı tır.Bu çalı mada öncelikle teorik kısım olu turulmu tur. Teorik kısmın birinci bölümündeya lılık, ya lıların genel özellikleri, huzurevleri, Türkiye'de huzurevlerinin konumu vb.konular, ikinci bölümünde ya lılık döneminde dini hayat, dindarlı ın boyutları, dua, ya lılıkve ölüm vb. konular incelenmi tir. Uygulama kısmında ise mülakat ve sonucunda elde edilenbulgular, ya lıların demografik özelliklerine göre ili kilendirilerek sınıflandırılmı ,istatistiksel açıdan yüzdeleme yöntemi kullanılmı tır. Çıkan sonuçlar daha iyi görülüp,anla ılması açısından tablola tırılmı tır.Ara tırmada kısaca u sonuçlar elde edilmi tir:Huzurevi sakinlerinin büyük ço unlu u ibadetleri yerine getirmekte, hemen hementamamı dua etmektedir. badetleri yerine getirdiklerinden dolayı kendilerini dindarhissetmekte ve insanın ya landıkça daha çok dindarla tı ını dü ünmektedirler. Dinin insanhayatında gerekli ve önemli oldu una inanmaktadırlar. Ya lıların ço unlu u kader-kaza,ahiret, öldükten sonra dirilme ve sorguya çekilmeye inanmaktadırlar. Ancak bu tür dinikonularda bilgileri az olup, büyüklerinden ya da çevreden aldıkları bilgilerle yetinmektedirler.Ya lıların sadece bir kısmı (% 15) ölümden korkmakta ve ölümü kabullenememekte olup,ço unlu u ölümden korkmadıklarını, acı çekerek ölmekten korktuklarını belirtmi lerdir.Kısaca huzurevindeki ya lıların büyük ço unlu unun Allah'a ve dine ba lılıkları sonsuz olup,bu ba lılıkları hayatlarına olumlu olarak yansımaktadır.Anahtar Kelimeler: Ya lılık, Huzurevi, dini ya ayı
Hilmi Ziya Ülken'de dini hayat
iÖZETHİLMİ ZİYA ÜLKEN'DE DİNİ HAYATOsman FEDAYİYüksek Lisans Tezi: Felsefe ve Din Bilimleri Ana Bilim DalıDanışman: Doç. Dr. Hasan KAYIKLIKHaziran 2007, 109 SayfaBu çalışma, Türk düşünce hayatının önemli isimlerinden Hilmi Ziya Ülken'ineserlerinde dini hayatı Din Psikolojisi ışığında değerlendirmeyi amaç edinmektedir. Buamaçla ilk olarak Ülken'in Psikoloji üzerine söyledikleri ele alınmış ve bu konudakifikirleri ortaya konulmuştur. Daha sonra onun genelde din olgusu, özelde ise dini inançve tanrı düşüncesi üzerine söyledikleri değerlendirilmiştir. Ayrıca bu bölümde bilme veinanma konusuna ilgili konular olarak yer verilmiştir. Bu bölümün diğer konusunu dadini hayatı ilgilendiren Ahlak oluşturmaktadır. Burada bazı ahlâki özellikler Ülken'inpsikolojik tahlilleri bağlamında ele alınmıştır. Tasavvufû hayatın görünümlerinin DinPsikolojisi açısından değerlendirildiği bölüm ise genel olarak Ülken'in Psikanaliz'inetkisiyle kaleme aldığı `Tasavvuf Psikolojisi' adlı makalesinin incelenmesineayrılmıştır.Anahtar Kelimeler: Dini Hayat, Ahlak, Aşk Ahlakı, Tasavvuf Psikolojisi, Hilmi ZiyaÜlken.
İlköğretim okullarındaki dkab dersi öğretim programında ahlak öğretimi
iÖZETİLKÖĞRETİM OKULLARINDAKİ DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİDERSİ ÖĞRETİM PROGRAMINDA AHLAK ÖĞRETİMİİsa Tekin ÇİMENYüksek Lisans Tezi: Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim DalıDanışman: Doç. Dr. Zeki Salih ZENGİNHaziran 2007, VI + 131 Sayfaİnsanlar, özellikle de bebeklik ve çocukluk dönemlerinde bedensel, zihinsel,sosyal, dini, ahlaki ve benzeri birçok yönlerden hızlı bir gelişim gösterirler. Bu gelişimalanlarının en kritik olanlarından biri de ahlak gelişimidir. Çocukların ve gençlerinahlak gelişimlerini dinin, ailenin, devletin, toplumun istekleri doğrultusundagerçekleştirmek için eğitim-öğretim faaliyetlerine başvurmak zorunluluğu vardır. Yaniçocukların davranışlarını iyi, doğru ve güzel olana yönlendirmenin yolu etkili bir ahlakeğitiminden geçmektedir. Ülkemizde formal yollarla ve örgün eğitim kurumlarındaahlak öğretimini sağlama gayesi Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleriylegerçekleştirilmek istenmektedir. Ahlak öğretiminin din dersleri ile birlikte verilmesi,çocukların ahlaki kural ve ilkeleri benimseyip bunları alışkanlık halinde davranışadönüştürmelerini sağlamak için dinin desteğinden yararlanma yoluna gidildiğinigösterir. Peki Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri bu amaca ne oranda hizmetetmektedir? Çalışmamızda ilköğretim kurumlarının 4., 5., 6., 7., ve 8. sınıflarındazorunlu dersler arasında yer alan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin çocuklarınahlak gelişimlerine katkılarını ortaya koymaya çalıştık.Anahtar Kelimeler: Ahlaki Gelişim, Din Eğitimi, DKAB Dersleri
Kitab-ı Mukaddes'te cinsel motifler
iÖZETKİTAB-I MUKADDES'TE CİNSEL MOTİFLERNecati SÜMERYüksek Lisans Tezi, Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim DalıDanışman: Doç. Dr. Kadir ALBAYRAKHaziran 2007, 207sayfaKitab-ı Mukaddes, Yahudiliğin ve Hıristiyanlığın kutsal metinlerini içindebarındıran dinsel metnin adıdır. Semavi dinlerden olan Yahudilik ve Hıristiyanlık,insanların yaşam tarzlarını birçok yönden etkileyen tek tanrılı iki dindir. Bu bağlamdatezimizde Kutsal Kitap ekseninde Eski ve Yeni Ahit'te cinsel motifleri araştırdık.İlk bölümde cinselliğin tanımına, cinsellik ile ilgili kavramlara ve cinselliğintarihine değinildi. İkinci bölümde Eski Ahit'in cinselliğe bakış açısı ve Yahudilerincinsel konularda uyması gereken kurallar irdelendi. Son bölümde ise Yeni Ahit'e görecinselliğin ne olduğu ortaya konularak, Hıristiyanların cinselliğe dair neler yapmasıgerektiği konusuna temas edildi.Sonuç olarak cinsellik, insanın en temel ihtiyacı olarak önemli ve vazgeçilemez birolgudur. Dinlerin de bu olguya uzak kalması düşünülemez. Özellikle Eski Ahit,cinselliği verimli olup, çoğalmak olarak önemserken Yeni Ahit ona temkinliyaklaşmıştır. Cinselliğe soğuk bakan Yeni Ahit, onu evlilik kurumu içerisinde hoşgörmüştür. Semavi dinlerden olan Yahudilik ve Hıristiyanlık cinselliğin ne dereceönemli olduğunu inananlarına oldukça açık olarak anlatmıştır. Nihayetinde cinsellik,Kitab-ı Mukades'te dinsel kurallar çerçevesinde ve yasal olarak yaşandığında kabulgörmüş, aksi durumda kendisine ölçülü yaklaşılmıştır.Anahtar kelimeler: Kitab-ı Mukaddes, Cinsel Motifler, Eski Ahit, Yeni Ahit,Cinsellik.
4-6 yaş Kur'an Kursu Değerler Ağacı Projesinin Montessori'de ödül anlayışına göre değerlendirilmesi
Bu araştırmada 4-6 yaş Kur'an Kursunda öğrenim gören öğrencilere yönelik uygulanan Değerler Ağacı Projesi'nin Montessori yaklaşımının ödül anlayışına göre değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada karma araştırma yöntemi kullanılmış, bu kapsamda gözlem ve mülakat yapılmıştır. Çalışmada 4-6 yaş Kur'an Kursunda görev alan 11 öğreticiye ve 12 veliye mülakat, 4-6 yaşta kayıtlı olan 17 öğrenciye gözlem yapılmıştır. Mülakatlar yapılırken ses kaydı yapıldıktan sonra Microsoft Word programına aktarılmıştır. Gözlem için gözlem formları doldurularak sayısal verilere dönüştürülmüştür. Sayısal verilerin analizi için SPSS paket programı kullanılmıştır. Araştırmada betimsel analiz ve içerik analizi uygulanmıştır. Gözlem, proje çerçevesinde konular işlendikten sonra, verilen eğitimin davranışa ne şekilde yansıdığı değerlendirilerek yapılmıştır. Araştırmada adalet, doğruluk, iş birliği, sabır, sevgi ve merhamet, sorumluluk değerleri işlenmiştir. Yapılan her olumlu davranış karşılığında projede belirtilen pekiştireç çocuğa verilmiştir. Değerler ağacı projesi, çocukları öğrenmeye teşvik eden, öğrenilen değerleri içselleştirerek yaşantıya dönüştürmeyi ve davranışları pekiştireçler ile kalıcı hale getirmeyi hedefleyen bir öğrenim projesi olarak düşünülmüştür. Ancak ödül odaklı bir proje olması nedeni ile çocuklarda uzun süreli davranış değişikliğini sağlamadığı ve çocukların ödül alabilmek adına doğru olmayan söylemlerde bulunmalarına neden olduğu sonucuna varılmıştır. Araştırmamız, çocuğun kendisini keşfederek, hareket etmesini sağlayarak, seçme özgürlüğü veren, bu sayede öğrenmeyi, öz disiplin geliştirmeyi amaçlayan Montessori metodu ile Değerler Ağacı Projesini değerlendirmiştir.
Halkın Çoban Dede`den beklentilerinin psikolojik nedenleri
Bu çalışmada Adana' da bulunan Çoban Dede Türbesi, etrafında sergilenen halk inançları ve buraya gelen ziyaretçilerin orayı ziyaret sebepleri ve oradan beklentilerinin psikolojik nedenleri konu edinilmiştir. Genelde ilk olarak halk dindarlığı, halk inançları ve ziyaret olayına yer verilmiştir. Özelde ise, Çoban Dede Türbesi, Çoban Dede'nin hayatı ziyaret yeri haline gelişi orada uygu1anan pratikler ve halkın orayı ziyaret sebepleri incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Halk İnançları, Türbe Ziyareti, Çoban Dede Türbesi, Ziyaret Sebepleri.
Hilmi Ziya Ülken'in düşüncesinde din eğitimi
Bu tez ülkemizin önde gelen ilim ve fikir adamlarından birisi olan Hilmi Ziya ÜLKEN'in din egitimi ile ilgili görüslerini tespit ederek kendisine özgü yönlerini ortaya koymaya çalısmaktadır. Hilmi Ziya'nın düsünce sisteminde Tanrı, insan ve âlem üç esaslı kavram olarak karsımıza çıkmaktadır. Tanrı olmaksızın ne insanı nede âlemi anlamaya imkân vardır. Tanrı ve baska âlemle kurulacak diyalektik iliskiye hizmet edecek din egitimi haliyle Tanrı merkezlidir. Hilmi Ziya'da din egitimi, egitimin kaplamı içerisindedir. kisi de birbirine karsılıklı ihtiyaç iliskisi ile baglıdır. Din ögretimi, objektif bilgiyi esas alırken; din egitimi, sübjektif degere yönelir. Birincisi; realist-tecrübî metodu, ikincisi; ihtiyaç mertebelerini uyandıran ve dini bilgiyi inançla tamamlayan diyalektik metodu takip eder. Din egitiminde degerlerin sadece anlasılması ve açıklanması yetmez; yeni kusakların bu degerleri benimsemesi kendilerine huy ve karakter haline getirmeleri gerekmektedir. Degerde hareket noktası kisi oldugu için her deger, askın ve objektif oldugu kadar da kisiseldir. Din egitiminin gayesi, olgu ile ideali birlestiren insanî vatanseverlik ile degerin en yüce noktası olan mutlak duygusu (ask) dur ki bu derecede deger yaratısı meydana gelir. Her deger yaratısında kisilik biraz daha genisler. Din egitimi, bir taraftan realist ve tenkitçi bir dünya görüsüne dayandırılarak dinamik ve genetik bir yapıya kavusturulmalı diger taraftan onun örgün kısmı yaygın din egitimi ile desteklenmelidir. Osmanlı'da oldugu sekliyle kafa ve kol, ruh ve beden ayrımına gitmemelidir. Bu bakımdan Orta Çag'ın din egitimi açısından iyi ve kötü yönleriyle kritigine ihtiyaç vardır. Kisisel kültür medeniyeti çagında laik yorum hem dinin en ileri yorumu hem de din egitiminin teminatı olmalıdır. Anahtar Sözcükler: H. Ziya Ülken, Tanrı, Kisi (Dyade), Din Egitimi, Laiklik
İlköğretim öğrencilerinde (4., 5., 6., 7. ve 8. sınıflar) dindarlık ile kaygı arasındaki ilişki
Bu çalışma, ilköğretim (4., 5., 6., 7. ve 8. sınıflar) öğrencilerinde dindarlık ile kaygı arasında nasıl bir ilişki olduğunu ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu bağlamda çalışmamızda ilk olarak konuyla ilgili genel bilgiler ve kuramlar ele alınmıştır. İkinci olarak, dindarlık ve kaygı kavramları çeşitli boyutlarıyla incelenmiş, sonra ilköğretim (4., 5., 6., 7. ve 8. sınıflar) çağındaki öğrenciler, dindarlığın çeşitli boyutları açısından karşılaştırılarak aradaki benzerlik ve farklılıklar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Son olarak bu konudaki bulgular tartışılmış ve araştırmanın sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dindarlık, Kaygı, Din Psikolojisi
Din görevlilerinin toplumda rol model olması üzerine nitel bir çalışma
Bu çalışmada din görevlilerinin toplumda üstlendiği rol model olma ve yapılan dini rehberliğin bireylerin manevi yaşamları üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Kişinin dini hayatında özellikle din görevlileri ve dini liderler örnek teşkil etmektedir. Bu durumun bireyin dine dair duygu, düşünce ve inanç yapısında olumlu veya olumsuz şekilde tezahür ettiği düşünülmektedir. Dolayısıyla çalışmamızın amacı, din görevlilerinin toplum üzerindeki örnekliğini araştırmak, rol model kimliğini bireylerde uyandırdığı manevi etki bağlamında değerlendirmektir. Nitel araştırma yöntemiyle gerçekleştirdiğimiz çalışmamızda katılımcılar Çankırı'da ikamet eden kadın-erkek toplam otuz kişiden oluşmaktadır. Yapılan görüşmeler sonucunda elde edilen veriler tematik analiz ve içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. İlk olarak araştırmamızın temelini oluşturan rol kuramı açıklanmış ve bu bağlamda sosyal öğrenme ve rol model kavramları üzerinde durulmuştur. İslam'da rol model, din görevlisinin taşıdığı misyonun önemi ve ideal din görevlisinde bulunması gereken özellikler ele alınmıştır. Din görevlileri tarafından yapılan manevi rehberliğin bireyler üzerindeki etkisi incelenmiştir. Konuyla ilgili literatür taranmış yabancı kaynaklarda çalışmada yer almıştır. Son olarak din görevlilerinin toplumdaki rol model kimliği ve bireylerin dini yaşamlarındaki etkilerine dair bulgular elde edilmiştir. Çalışmamızın sonucunda din görevlilerinin mesleki donanımları ve rol modelliği yeterli düzeyde olmasa da bireylerin maneviyatlarına olumlu yönde katkı sağladıkları gözlenmiş, toplum nezdinde saygınlık ve itibarlarının halen devam ettiği ve din görevlilerine karşı güven duyulduğu tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Din Görevlisi, Dindarlık, Maneviyat, Rol Teorisi, Rol Model
Evli çiftlerde manevi yönelim ve mutluluk ilişkisi
Aile kurumunun ortaya çıkması ve bu kurumun sağlıklı bir şekilde devam etmesi temelleri sağlam atılmış bir evliliğe bağlıdır. Gerek evlilik ve gerekse aile için önemli olan bu birliktelikte sürekliliğin sağlanmasıdır. Bu çalışmada evli çiftlerin manevi yönelimlerinin mutluluk ile ilişkisini araştırılarak, evliliğin mutlu bir şekilde devamını sağlamada maneviyatın rolünü tespit etmek ve mutlu bir evliliğe katkısını verilerle ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu bağlamda Ankara ve ilçeleri dikkate alınarak 306 evli birey ile anket çalışması yapılmıştır. Çiftler araştırmacı tarafından seçilmiş, çalışmada Oxford mutluluk ölçeği ile manevi yönelim ölçeği ve demografik bilgi edinebilmek için ise kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırma ilişkisel tarama modeline göre düzenlenmiştir. Tezimizin kaynak gösteriminde APA atıf sistemi kullanılmıştır. Mutluluğun ve maneviyatın, sosyo-demografik etkenler ile ilişkisi incelenerek bunların evliliğe olumlu ya da olumsuz, nasıl ve ne oranda katkı sağladıkları tespit edilmeye çalışılmıştır. Örneğin yaş, gelir durumu, cinsiyet ve eğitim durumu gibi unsurların, mutluluk ve maneviyat ile ilişkilerinde bir takım değişkenliklere yol açtığı, kimi zaman olumlu, kimi zamanda olumsuz olarak sonuç verdiği görülmüştür. Cinsiyet değişkenliği mutlulukta anlamlı bir farklılaşma gösterirken manevi yönelimde anlamlı bir farklılığa sebep olmadığı, bununla beraber çocuk durumu değişkeni ve yaş değişkenin ise mutluluk ve manevi yönelim açısından anlamlı bir farklılık ortaya koymadığı görülmüştür. Eğitim değişkeni açısından elde edilen verilerde eğitim düzeyleri yüksek olan evli çiftlerin mutluluk oranları yüksek çıkarken aynı sonuç manevi yönelimde de gözlemlenmiştir. Gelir seviyesi verileri yüksek olanlarda ise mutluluk seviyesi artarken manevi yönelim açısından önemli bir farklılığa neden olmamıştır. Elde etmiş olduğumuz bu ve benzeri veriler bu değişkenlerin esas itibariyle hem mutluluk hem de maneviyatın şekillenmesin de etkin olduklarını göstermektedir. Mutluluk ve manevi yönelimin kendi aralarındaki ilişkiye yönelik bulgularda mutluluk düzeyleri ile manevi yönelim seviyeleri arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Dolayısıyla bu ilişki bize manevi yönelim seviyesi arttıkça mutluluk düzeyinin de arttığı göstermektedir. Çalışma, çiftlerin mutluluğuna katkısının önemini ve etkisini ortaya koyması bakımından manevi yönelimin ne derece gerekli olduğunu gösterdiği ve ailelerin daha mutlu ve anlamlı bir evlilik hayatı yaşamalarının manevi yönelime gösterecekleri eğilim ile ilişkili olduğunu kanıtlar niteliktedir.
Din kültürü ve ahlâk bilgisi dersinin öğrencilerin sosyalleşmesine etkisi
Eğitim öğretime muhtaç bir varlık olarak dünyaya gelen insan, kendine özgü davranışları öğrenerek topluma uyumlu sosyal bir varlık haline gelir. İnsanların sosyalleşmesinde en önemli toplumsal kurumlar aile, okul, arkadaş çevresi, din ve kitle iletişim araçlarıdır. Kültür bir toplumun kimliğini ortaya koyar. Türk kültürünün dinî boyutunu temsil eden İslâm'ın temel kaynaklarındaki insanların toplumsal ilişkilerine dair mesajları da araştırmamızda ele alınmıştır. Toplumsal beklentiler ve bireylerin ihtiyaçları doğrultusunda plânlı ve sistemli bir şekilde sosyalleşmenin gerçekleştirildiği kurumlar okullardır. Türk Millî Eğitiminin genel amaçları ve temel ilkeleri incelendiğinde öğrencilerin sosyalleşmesine verilen önem görülmektedir. Okullarımızda, öğrencilerin sosyalleşmesine yönelik olarak dinin ve ahlakın mesajlarının verildiği ders Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi'dir. Bu çalışmamızda ilköğretim 4., 5., 6., 7. ve 8. sınıflarda zorunlu dersler arasında yer alan Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi'nin öğrencilerin sosyalleşmesine olan etkisini ortaya koymaya çalıştık.Anahtar Kelimeler: Sosyalleşme, kimlik, Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi.
Çeşitli dini gruplarda sanal akrabalık: Kirvelik örneği
Sosyal ve ekonomik bir birlik ve toplumsal dayanışma örneği olan kirvelik kurumu geçmişten günümüze kadar Türkiye, Irak ve Suriye coğrafyalarında sürdürülmektedir. Kirvelik kurumu toplumumuz içerisinde aile kurumu ile birlikte oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Toplumumuzda kirvelik kurumuna farklı etnik, dini veya toplumsal gruplar farklı anlamlar yüklese de genel olarak çerçeve tanım konusunda ittifak vardır. Kirvelik, erkek çocuğun sünneti veya evliliği sırasında aile dışından bir kişinin maddi ya da manevi açıdan aileden daha fazla sorumluluk üstlenmesiyle kurulan bir tür sanal akrabalıktır. Tarihsel arka planda dostluk ve aileler arası güç birliğinin bir simgesi olarak ortaya çıkan kirvelik müessesesi ekonomik, siyasi, hukuki, kültürel, sosyal ve dini bir çok unsuru bünyesinde barındırmaktadır. Dini bir vecibe olan sünnet ameliyesine bağlı olarak tarım kültürüne dayalı toplumlarda ortaya çıkan kirvelik kurumu teknolojinin gelişmediği el emeğinin görece değerli olduğu dönemlerde tek başına güçsüz sayılabilecek aileleri hem ekonomik hem de sosyal açıdan daha güçlü hale getirmiştir. Kirvelik, farklı dil, din, etnik köken ve aşiretlere mensup bireylerin bir arada huzur ve barış içinde yaşamalarını kolaylaştırmış; kan bağına dayanmayan yeni akrabalık ilişkileri kurmalarına ve özellikle zor zamanlarda önemli bir sosyal sermaye kaynağı oluşturmalarına imkan sağlamıştır. Toplumsal değişme ile beraber bu kadim geleneğin yaşatıcıları azalmış olsa da ülkemizde başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri olmak üzere hala varlığını devam ettiren adetlerdendir. Toplumun kollektif hafızasında güçlü bir yer edinmiş olan kirvelik müessesesinin tarihsel kökenlerine inmek, sadece geleneksel bir yapıyı anlamak açısından değil, aynı zamanda toplumsal dayanışma ve kültürel süreklilik biçimlerini kavrayabilmek açısından da büyük önem taşımaktadır. Bu doğrultuda çalışmada; kirvelik kurumunun kökeni, tarihsel gelişimi ve günümüzdeki toplumsal işlevlerinin belirlenmesi ile bu kurumun temelinde yer alan dini fenomenlerin sosyolojik bir perspektifle değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Yunus Emre'de dinî hayatın psikolojisi
Bu araştırma, Türk tasavvufunun önemli şahsiyetlerinden Yunus Emre'nin dinî hayatını psikolojik yönden incelenmeyi amaç edinmektedir. Bu amaçla onun şiirlerinden yola çıkılarak onun dinî hayatına dair psikolojik bulgular elde edilmiştir. Daha sonra onun genelde din olgusu, özelde ise dinî inanç ve ilâhi aşk'a ilişkin şiirleri değerlendirilmiştir. Tasavvufî yaşayış bir çeşit dinî yaşayış şekli olduğundan bu çalışmada Yunus Emre'nin tasavvufî yaşayışına da yer verdik. Bu sebeple biz Yunus'un tasavvufî yaşayışını incelemekle onun dinî hayatına dair ipuçları elde etmeye çalıştık.Anahtar Kelimeler: Dinî Hayat, İlahî Aşk, Tanrı, Tasavvuf, Yunus Emre
Mardin ve çevresinde Süryaniler
Bu çalışmada, Mardin ve çevresinde yaşamakta olan Süryaniler incelenmiştir. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Süryaniler genel olarak ele alınmıştır. Bu amaçla da öncelikle, Süryani adı, kökeni, dili ve tarihi hakkında bilgiler verilmiştir. Daha sonra Türkiye'deki Süryaniler ve Süryanilerin Türkiye'deki yapılanması üzerinde durulmuştur. Süryani Ortodokslarda inanç esasları başlığı altında tanrı, melekler, kutsal kitap, kıyamet, ölüm ve sonrası ile günah; ibadet esasları başlığı altında ise namaz, oruç, ondalık, kutsal ziyaret ve bayram yer almaktadır. Ortodoks Süryanilerde kilise teşkilatı ise, Episkoposluk, Papazlık ve Diyakosluktan oluşmaktadır.İkinci bölümde Mardin ve çevresindeki Süryaniler üzerinde durulmuştur. Bu amaçla da öncelikle Mardin ve çevresindeki Süryanileri ifade etmek üzere, Süryanilerin bu çevredeki kiliselerini içine alan Metropolitlik merkezine isim olarak verilen Tur Abdin adı ve coğrafi bölge olarak Tur Abdin bölgesi irdelenmiştir. Daha sonra Mardin ve çevresindeki Süryanilerin yaşantıları ele alınmıştır. Bu kısımda ise, gelenek ve görenekleri ile evlilik ve aile hayatı, Süryanilerde dayanışma ve vakıf, cenaze merasimi ve ölülerin gömülmesi anlatılmıştır. Ayrıca bu kısımda görsel sanatlar, el nakışı, basmacılık, yün ve ipek halıcılık, bakırcılık, kilim dokumacılığı ve taş oymacılığı Süryanilerde sanat başlığı altında işlenmiştir. Yine bu bölümde Mardin ve çevresindeki Süryanilerin mabedi niteliğini taşıyan Kilise ve Manastırlar ayrıntılı bir şekilde ortaya konulmuştur.Bu tez çalışması, konuya ilişkin varılan belli başlı sonuçların yer aldığı sonuç bölümü ile tamamlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Mardin, Tur Abdin, Süryaniler, Süryani Kilise ve Manastırları
Din ve ahlak bilgisi kitaplarında yardımcı metinler
Bu çalışma 1983-2000 yılları arasında 4.-8. sınıflarda okutulan Din ve Ahlak Bilgisi ders kitaplarında yer alan ana metinleri destekleme vazifesini üstlenen yardımcı metinleri din psikolojisi açısından incelemeyi konu edinmektedir. Burada onların, öğrencilerin dini inanç ve yaşantılarını ne derece etkiledikleri ortaya konmaya çalışılmakta, aynı zamanda ana metinleri destekleme düzeyleri belirlenmeye gayret edilmektedir.Anahtar Kelimeler: Din ve Ahlak Bilgisi Kitapları, Ana Metin, Yardımcı Metin, Öğrenci, Din psikolojisi.
Nurettin Topçu'nun din eğitimi ile ilgili görüşleri
Yirminci asırda yetişen büyük bir düşünürümüz olan Nurettin Topçu, Maurice Blondel'in ?Hareket Felsefesi?nden hareketle ve tasavvufi bir anlayışla Anadolu insanının felsefesini yapmaya çalışmıştır. Felsefe, din, ahlak, milliyetçilik ve sosyalizm gibi kavramlar üzerinde duran Topçu, felsefesine uygun bir biçimde eğitim ve din eğitimi konusunda fikirler üreterek idealist bir eğitim anlayışı ortaya koymuştur. Özellikle kendi dönemindeki eğitim zihniyetini ve uygulamalarını tenkit eden Topçu dini ve milli bir eğitimi savunarak ve ülkemizdeki eğitim felsefesinin pragmatist yapısını reddederek onun yerine idealist bir eğitim sistemini öne sürmektedir. Din eğitimine psikolojik, felsefi ve dini temeller getirerek idealist bir din ve ahlak eğitimini savunmaktadır.Anahtar kelimeler: Nurettin Topçu, hareket felsefesi, idealizm, din, din eğitimi.
Dindarlık ve kişilik arasındaki ilişki, Allport ve Fromm'un karşılaştırmalı analizi
Dindarlık ve kişilik kavramları hem Türkiye'de hem de Batı dünyasında çeşitli bakış açılarıyla analiz edilmiş ve bu konuda çok sayıda kuramsal ve uygulamalı araştırma yapılmıştır. Bu araştırmaları yürüten bilim adamları kişisel ya da meslekî bakış açılarına göre farklı kişilik ve dindarlık tanımları ile dindarlık ve kişilik tipolojileri ortaya koymuşlardır. Bu nedenle iki kavram arasındaki ilişkinin ele alınmasında tek bir yaklaşım söz konusu değildir. Kişilik ve dindarlık kavramlarının analizi ve bu iki olgunun birbirleriyle olan ilişkilerinin ortaya konmasında, hem hareket noktaları hem de ulaştıkları sonuçları itibariyle farklı anlayışlara sahip olan Allport ve Fromm'un yaklaşımlarının açıklanması yararlı olacaktır. Nitekim ülkemizde, Allport ve Fromm'un görüşlerini dikkate alan karşılaştırmalı bir çalışma bulunmamaktadır. Allport, kişiliğin dindarlık üzerinde etkili olduğunu savunurken; Fromm, dindarlığın kişilik üzerinde etkili olduğunu vurgulamaktadır. Bu tez çalışmasında ise, dindarlık ve kişilik ilişkisi Allport ve Fromm'un bu düşünceleri esas alınarak irdelenmiştir. Hem kişiliğin dindarlık üzerinde hem de dindarlığın kişilik üzerinde etkili olduğu, ancak iki kavram arasındaki ilişkide dinin daha büyük bir etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Yaşamın zorluklarıyla başa çıkmada kader inancının rolü
Bu çalışmada atıf kuramı çerçevesinde ?kader inancına? yüklenen anlamları ve bu inancın günlük hayatta karşılaşılan problemlerin üstesinden gelebilme hususunda bireye nasıl bir destek sağladığını tespite çalışılmıştır. Örneklem; Malatya/Battalgazi ve Kahramanmaraş/Andırın ilçelerinde 20-50 yaşları arası bayan Kur'an Kursu öğrencilerinden oluşmaktadır. Battalgazi'den 16, Andırın'dan 14 olmak üzere bu çalışmaya 30 öğrenci katılmıştır. Çalışmamızda yarı yapılandırılmış mülakat tekniğini kullanımıştır. Bu çalışma sonucunda da öğrenciler sorulan sorulara geleneksel müslüman kültürün değer yargılarıyla büyük oranda uyumlu cevap vermişlerdir. Öğrencilerin hayatın zorluklarıyla başa çıkarken kader inancından büyük bir destek aldıkları görülmüştur. Onlar için kader inancı psikolojik olarak rahatlatıcı bir görev üstlenmektedir. Çünkü kendi hayatını devam ettirirken tamamen pasif olan insan, yaşadıklarını anlamlı kılabilmek için ?yazılanı yaşadığını? ifade ederek zorlukların, çaresizliklerin üstesinden gelmeye çalışmaktadırlar.