
80
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Mediation analiz yöntemlerin karşılaştırılması
Yapılan araştırmaların çoğunda, iki veya daha fazla değişken arasındaki ilişkilerin incelemeyi amaçlanmaktadır. Değişkenler arasında eğer herhangi bir ilişki tespit edilirse, ilişkinin yapısını ve yönünü belirlemek için araştırmacılar çeşitli istatistiksel yöntemlere başvurmaktadır. Bağımsız ile bağımlı değişken ilişkisine üçüncü bir değişkenin eklenmesi ile ilişkinin yönü, yapısı ve durumu bakımında daha fazla bilgi elde edilmektedir. Mediation analizde mediator değişken olarak adlandırılan üçüncü değişken, bağımsız bir değişkenin bir bağımlı değişkenini nasıl veya neden etkilediğini açıklamaktadır. Mediation analizi, bir bağımsız değişkenin toplam etkisini doğrudan ve dolaylı bileşenlerine ayırarak, bağımsız bir değişkenin bağımlı değişken üzerindeki etkisinin ne kadarının mediator yolları ile iletildiğini anlamaya çalışmaktadır. Bu tez çalışmasında mediation analiz yöntemlerinin performansları tam mediation ve kısmi mediation olması durumlarında yöntemlerin farklı çarpıklık ve basıklık katsayısı düzeylerinde, farklı örneklem büyüklüklerinde ve doğrudan ve dolaylı etki büyüklüleri için performansları Tip-I hata oranları ve istatistiksel güç bakımından incelenmiştir. Çalışma sonuçları göz önüne alındığında, araştırmacılar sadece Tip-I hata oranı ile ilgilendiğinde, dolaylı etki katsayıları, α=β=0 olduğunda Temel Mediation Bileşeni (TMB) ve yanlı-düzeltmeli bootstrap yöntemleri önerilmektedir. Dolaylı etki katsayıları α≠0, β=0, olduğunda TMB, Monte Carlo (MC) çarpımı, yüzdelik bootstrap ve yanlı düzeltmeli bootstrap yöntemleri önerilmektedir. Dolaylı etki katsayıları α=0, β≠0 durumlarda ise TMB, yüzdelik bootstrap ve yanlı düzeltmeli bootstrap yöntemleri önerilmektedir. Eğer sadece istatistiksel güç ile ilgilendiğinde, tam ve kısmi mediation durumlarına göz önüne alındığında, Freedman & Schatzkin, Clogg, TMB, Yüzdelik Bootstrap, yanlı-düzeltmeli bootstrap yöntemleri önermektedir. Araştırmacılar hem nominal değere yakın Tip-I hata oranı hem de yüksek istatistiksel güç ile ilgileniyorsa TMB ve Yanlı-düzeltmeli bootstrap yöntemleri önerilmektedir.
Sıralı üç sınıflı tanı grubu olması durumunda kullanılan üç boyutlu ROC analizi yöntemlerinin karşılaştırılması
Hastalık durumu üç sınıflı olduğunda bir tanı testinin performansının değerlendirilmesinde üç boyutlu ROC analizi kullanılmaktadır. Üç boyutlu ROC analizinde tanı testinin performansı ROC yüzeyi ve yüzey altında kalan hacim (ROC yüzeyi altındaki hacim-VUS) ile değerlendirilmektedir. Bu tez çalışması ile sağlık alanındaki çalışmalarda sıklıkla karşılaşılan üç sınıflı sıralı bir hastalık durumu olduğunda, hastaları bu sınıflardan birine ayırmada kullanılacak sürekli bir tanı testinin performansının değerlendirilmesinde kullanılan üç sınıflı ROC analizi yöntemleri incelenmiş, VUS için kullanılan tahmin edicilerin performansları farklı senaryolar altında simülasyon çalışması ile karşılaştırılmıştır. Simülasyon çalışmasından elde edilen sonuçlara göre her üç grubun da normal dağılıma sahip olduğu ve tanı testinin orta, yüksek ve çok yüksek düzeyde bir tanısal performansa sahip olduğu senaryolar için, VUS'un tahmininde kullanılan parametrik yöntemin parametrik olmayan yönteme göre belirgin bir üstünlük sağlamadığı görülmüştür. Ayrıca üç grubun da normal dağılımdan geldiği ve çok yüksek VUS değeri veren durumda; parametrik ve parametrik olmayan yöntemler arasındaki farkın tamamen ortadan kalktığı, örneklem büyüklüğünün HKOK ve yanlılık bakımından yöntemlerin performanslarına bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Sağlıklı grubun tanı testinin normal, hasta grubun tanı testinin ise sağa çarpık dağılım gösterdiği orta düzeyde performansa sahip üç sınıflı bir tanı testi için, bütün örneklem büyüklüklerinde parametrik olmayan yöntemin parametrik yönteme göre daha iyi sonuç verdiği ve örneklem büyüklüğündeki artışla birlikte parametrik olmayan yöntemin parametrik yönteme göre üstünlüğünün arttığı görülmüştür.
Ç. Ü. Tıp Fakültesi Balcalı hastanesinin kliniklerindeki enfeksiyon hızı ve bu hızları etkileyen faktörler
10.1- ÖZET Çalışma, Ç.Ü. Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi onkoloji, nefroloji, genel cerrahi ve üroloji kliniklerinde yatırılarak tetkik ve tedavi edilen 500 hasta üzerinde gerçekleştirildi. Prospektif olarak araştırma kapsamına alınan toplam 500 hastadan 79'unda (%15.8) hastane enfeksiyonu tespit edildi. Kliniklere göre enfeksiyon hızları onkolojide %21.1, nefrolojide %16.7, genel cerrahide %14.5 ve ürolojide %13.7 olarak görüldü. Hastane enfeksiyonları türlerine göre; görülme sıklığı sırasıyla üriner enfeksiyon (%4.6), cerrahi yara enfeksiyonu (%4.6), solunum yolu enfeksiyonu (%3.4) ve bakteremi (%3.2) olarak saptandı. Hastane enfeksiyonu hızı 55 yaşın altındaki hastalarda %11.0, 55 yaşın üstündeki lerde ise %18.6 olarak bulundu. Hastaların bakım gördükleri süre içerisinde ilk 10 gün yatanlarda enfeksiyon hız %2.5, 41 gün ve daha fazla yatanlarda ise %54.4 idi. Hastaların hastanede yatış süreleri 5-93 gün arasında idi ortalama yatış süresi 19.3 ± 13.3 gün, enfeksiyon görülen hastalarda ortalama 29.7 ± 15.2 gün, enfeksiyon görülmeyenlerde ise 17.3 ± 11.5 gündü. Farklılık istatistiksel olarak önemlidir (P<0.001). Hastane enfeksiyon hızı I.V. yolla ilaç verilenlerde %19.9, oral yolla ilaç verilenlerde %1.3 idi. Kateter ve benzeri kullanılan hastaların %26.0'ında hastane enfeksiyonu görüldü. Enfeksiyon görülen hastalarda ortalama kateter kullanım süresi 18.6 ± 13.5 gün, enfeksiyon görülmeyen hastalarda ise ortalama 12.0 ± 7.6 gündü. Farklılık istatistiksel olarak önemlidir (P<0.001). 71
Klinik denemelerde, çeşitli vekil değişkenlerin gerçek sonlanım değişkenleri yerine kullanılabilme özelliklerinin yeni geliştirilmiş kriterlere göre araştırılması
ÖZETKlinik Denemelerde, Çeşitli Vekil Değişkenlerin Gerçek Sonlanım Değişkenleri YerineKullanılabilme Özelliklerinin Yeni Geliştirilmiş Kriterlere Göre AraştırılmasıKanser veya kronik hastalıkların tedavisi ile ilgili klinik denemelerde incelenenyeni tedavilerin faydaları varsa bir an önce kullanılması gerekmektedir. Yaşam süresiyerine onunla ilişkili olan ve tedavinin etkinliği hakkında daha erken bilgi veren birVekil Sonlanım (VS) değişkeni kullanılabilirse, etkinliği belirlenen yeni tedavi dahaerken kullanıma sunulabilecektir.Bir VS değişkeninin Gerçek Sonlanım (GS) değişkeni yerine kullanılabilmesi içinVS değişkeninin geçerliliği belirlenmelidir. Prentice 1989'da VS değişkenini ve geçerlilikölçütlerini tanımlamıştır. Daha sonra sırasıyla açıklanan oran (PE), relatif etki (RE) vedüzeltilmiş ilişki (DI) ölçütleri geliştirilmiştir. Sonra Buyse et.al. (1998) RE ve DIölçütlerini çok merkezli bir düzende R-kare(Trial) ve R-kare(Individual) ölçütlerinegenelleştirmiştir.Bu tezde NSABP kliniksel deneme protokollerinden (C-01, C-02, C-03 ve C-04)elde edilen veriler kullanılarak, VS değişkeni olabilecek kesikli ve (sansürlü) süreklideğişkenlerin geçerliliğinin belirlenmesi için geliştirilmiş olan ölçütlerin incelenmesiamaçlanmıştır.Geçerlilik ölçütlerinin güven aralıklarının (GA) belirlenmesinde, Delta ve Fielleryöntemlerine ek olarak Bootstrap yöntemi uygulanarak karşılaştırılmışlardır. Copulayaklaşımında R-kare(Individual) ölçütünün tahmin edilmesinde ?Likelihood? veparametrik olmayan yöntemler kullanılmıştır. NSABP verileri kullanılarak, nüks venüksüz sağ kalımın (NSK) GS için VS özelliği incelenmiştir.Tek bir araştırmadan elde edilen geçerlilik ölçütlerinden PE ve RE, tedavilerarasında büyük farklar olmadıkça, kullanılmalarının uygun olmadığı gözlenmiştir.Tüm protokollerde NSK, VS olarak incelenmiştir. Ancak sadece C-03 veri setindeVS olarak (R-kare(Trial)=0.761) geçerliliği gösterilebilmiştir. NSK için R-kare(Trial) ileR-kare(Individual) geçerlilik ölçütlerinin incelenmesi sonucunda NSK'ın orta ölçekli birVS değişkeni olduğu sonucuna varılmıştır.Kolon kanseri ile ilgili literatürden elde edilen verilerin analizi sonucundahastalıksız sağ kalım süresinin deneme bazında (R-kare(Trial)=0.904) iyi-cok iyi VSözelliği gösterdiği gözlenmiştir.Sonuç olarak a-geçerlilik değerlendirilmelerinde meta-analitik yaklaşımdakullanılan R-kare(Trial) ve R-kare(Individual) ölçütlerinin diğer ölçütlere tercihedilmesi b-VS değişkenlerinin geçerliliği test edilirken, mümkün oldukça tedavilerininetkinliği ispatlanmış klinik deneme verilerinin kullanılması önerilir.Anahtar kelimeler: Vekil sonlanım, Geçerlilik, Copula, Sansürlü Değişken, Kanser.
Beslenme sıklığı anketlerinin geçerliliği ve güvenilirliği
Ülkemizde beslenme ile ilgili araştırmalarda, Amerika veya Avrupa'da güvenilirlik ve geçerlilik çalışmaları yapılmış beslenme anketleri tercih edilmektedir. Fakat beslenme durumunun belirlenmesi çalışmalarında bu beslenme anketlerinin kullanılabilmesi için bu soruların geçerlilik ve güvenilirliğinin ülkemizde araştırılması gerekmektedir. Bu tez ile ülkemizde uygulanabilecek ``Beslenme Sıklığı Anketinin'' geliştirilmesi ve bu anketin geçerlilik ve güvenilirliğinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.Bu tezde Kayseri ili Ahmet Gündeş Sağlık Ocağı 4 nolu bölgesinde yaşayan, 15?49 yaş arası kişiler arasından seçilen 100 kişiden, beslenme sıklığı anketini ve 24 saatlik beslenme kayıtlarını doldurmaları istenmiştir. Bu işlem anketin güvenirlilik çalışması için 2006 yılı Mart ve Kasım aylarında iki defa yapılmıştır. Beslenme anketindeki genel özellikler, yemek pişirme şekilleri ve kullanılan yağlarla ilgili soruların uyumu için Mc Nemar test istatistiği, Kappa istatistiği ve Gama katsayısı kullanılmıştır. ?Wilcoxon? testi ile gıdaların tüketim miktarları karşılaştırılmıştır. Korelasyon için Spearman rank korelasyon katsayısı kullanılmıştır.İki dönemde yapılan anketler arasındaki uyum incelendiğinde; sigara içme, kilo değişimi, diyet uygulanması, uyku, stres durumları ve fiziksel aktivitelerle ilgili soruların yanıtlarının genellikle uyumlu olduğu görülmüştür. Kullanılan yağlar ve yemek pişirme şekillerinin uyum yüzdelerine baktığımızda, genellikle bu sorulara verilen yanıtlarında uyumlu olduğu görülmüştür. Yemek pişirme şekilleri, yemek pişirmede kullanılan yağlar ve salata yapmada kullanılan yağlar ile ilgili soruların diğer seçeneklerinin sıklıkları ile ilgili yanıtlarında ve diğer aktiviteleri yapma sıklığı sorusunun yanıtında uyum % 40'ın altında bulunmuştur. Korelasyon katsayılarına göre, iki beslenme sıklığı anketi arasındaki tüketimler için iyi derecede uyumlu (0,7 ve üzeri) bulunan gıdalar; Süt, içli köfte, balık, revani, irmik helvası, işkembe çorbası ve greyfurttur. Balık çorbası, diğer deniz ürünleri ve maydanozun tüketimleri için iki anket arasında anlamlı korelasyon saptanamamıştır. Ankette bulunan diğer 79 gıdanın korelasyonları orta derecede (0,5?0,7) bulunmuştur.Sonuç olarak, uyarlanmış/geliştirilmiş olan beslenme sıklığı anketinin güvenilirliği orta ölçüdedir. İsteksizlik ve rasgele işaretlemelerden kaynaklanan hataların düzeltilmesi, katılımın arttırılması ve yüz yüze görüşme yönteminin kullanılması beslenme sıklığı anketlerinin güvenilirliğini daha da artıracak faktörlerdir.Anahtar kelimeler: Beslenme sıklığı anketi, geçerlilik, güvenilirlik.
Adana ilinde 1995-2004 yılı arasındaki kaydedilen ölüm sertifikalarının doğruluğu ve doğruluğu etkileyen faktörler
Ölçümlerin uyumluluğu ve tıptaki uygulamaları
Tıp alanında yapılan çalışmalarda ölçümlerin tekrar elde edilebilirliği; deney hatasını küçültmede ve araştırma sonuçlarının benzer araştırma sonuçlarıyla kıyaslanmasında önemli bir rol oynamaktadır. Uyumluluk ölçüsü; bir hasta hakkında, iki klinisyenin değerlendirmelerinin tutarlılığının veya bir klinisyenin farklı zamanlardaki değerlendirmelerinin tutarlılığının ölçütüdür.Uyumluluk ölçütleri farklı değerlendiriciler veya aynı değerlendiricilerin farklı zamanlarda tekrar ölçümlerindeki uyumluluğunun belirlenmesinde; ölçümlerin kategorik ve sürekli oluşuna göre farklı uyumluluk ölçütleri kullanılması gerekmektedir. Bunlar temel uyumluluk ve genel uyumluluk indeksleri altında toplanmış olup bu çalışmada genel uyumluluk oranı,p0, özel uyumluluk oranı, ps, Kappa, Ağırlıklandırılmış Kappa, Kendall W, Goodman ve Kruskal ?, Kendall ?, Sınıf içi korelasyon katsayısı ve Krippendorff alfa literatürden alınan örnek veriler kullanılarak incelenmiştir. Ayrıca Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Cilt Hastalıkları Anabilim Dalında yapılan bir çalışmada elde edilen verilerin alt grubu farklı uyumluluk ölçütlerini değerlendirmede ve karşılaştırmada kullanılmıştır.Literatürdeki çalışmalardan elde edilen veriler için alternatif uyumluluk ölçütleri uygulanmış ve karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırmalar değerlendirici sayısına ve değişken tipine göre yapılmıştır.Çalışmada bulgular üç başlık altında değerlendirilebilir: Ordinal değerlendirme yapan çoklu değerlendirici için Kendall W' nin ölçümler yerine dizin değerlerini kullandığı için bazı durumlarda uyumu doğru yansıtamamaktadır. Bu nedenle Krippendorff alfa değerininde hesaplanması ve Kendall W değeri ile karşılaştırması doğru olacaktır. Nominal, ordinal veya sürekli ölçekte çoklu değerlendiricili eksik veri durumunda; Krippendorff alfa eksik değerlendirmesi olan bireyleri de hesaba kattığından diğer ölçütlerden daha avantajlıdır. Ayrıca ilişki katsayılarından Goodman ve Kruskal ?, Kendall ?, Pearson ve Spearman korelasyon katsayıları bazı durumlarda uyumluluğu doğru yansıtmadığından dikkatli kullanılmalıdır.
Adana il merkezinde sigara kullanımı ve etkilerinin, sigaraya ve dumana maruziyetin ve tütün kontrol yöntemleri ile ilgili bilgi, tutum ve davranışların telefon surveyi ile saptanması
Tütün kullanımı dünyada ve Türkiye'de önlenebilir hastalık, sakatlık ve ölümlerin en önemli nedenidir. Sigaranın yol açtığı zararlara içmeyenlerde maruz kalmaktadır. Ülkemizde sigara tüketiminin kontrol altına alınarak, özellikle gençlerin korunması amacıyla, 2006-2010 yıllarını kapsayacak şekilde bir ?Ulusal Tütün Kontrol Programı? hazırlanmıştır. Bu program dahilinde sigara içiciliğin sorgulanması, sigara dumanına maruziyet ve tütün kontrol yöntemleri ile ilgili bilgi, tutum ve davranışların saptanması konusunda verilerin toplanması için ulusal ölçekli araştırmalar yapılması gerekmektedir.Bu çalışmada Adana İl Merkezinde Sigara Kullanımı, Sigaraya ve Dumana Maruziyet ve Tütün Kontrol Yöntemleri ile İlgili Bilgi, Tutum ve Davranışlar araştırılmıştır. Araştırma yöntemi olarak 'telefon ile anket' yöntemini kullanılmıştır. Görüşmeler sırasında anket sorularını yöneltmek ve verileri toplamak için "Bilgisayar Destekli Telefon Görüşmesi" sistemi kullanılmıştır. Görüşmeler Çukurova Üniversitesi Telefon ve İnternet İle Saha Araştırmaları Merkezi'nde (TİSAM) gerçekleştirilmiştir.Çalışmada toplam 586 kişiyle görüşme yapılmıştır. Ankete katılım oranı %79,7' dir. Araştırmaya katılan kişilerin yaş ortalaması 38,72±13,10 olarak bulundu.. Örneklemin sigara içme prevalansı %22,7 olarak bulundu. Sigara içme oranı erkeklerde %37,7 ve kadınlarda %14,8 bulundu. Görüşmecilerin % 25,1 ` i 1-10 yıl arası, % 15,3'ü 11-20 yıl arası, %10,9'u ise 20 yıldan fazla süredir sigara içtiğini bildirdi. Sigara içmeyen görüşmecilerin %39,1' i evlerinde, %52,2' si işyerlerinde sigara dumanına maruz kaldığı bulunduÇalışmamız göstermiştir ki; geniş bir coğrafyada fazla sayıda kişiye ulaşılması planlanan saha araştırmalarında telefonla görüşme yöntemini kullanmak maliyet ve zaman kazandıracak uygun bir yöntem olabilir.Anahtar kelimeler:Adana, sigara içiciliği, telefonla anket, maruziyet, prevalans.
Tanı testlerinin değerlendirilmesinde kullanılan standartlar ve analitik yöntemler
Bir tanı testinin doğruluk ölçütlerinin değerlendirilmesinde yansız tahmin ediciler tercih edilir. Ancak, testin doğruluk ölçütlerinin belirlenmesinde yanlılıklar ile karşılaşılabilir. Bu yanlılıklardan sıklıkla görülenleri; Doğrulama yanlılığı ve Kesin olmayan altın standart yanlılığıdır. Bu tezde bu yanlılıkların düzeltilmesinde kullanılan yaklaşımlar incelenmiş ve bu yaklaşımların sorun yaşadığı durumlarda alternatif olabilecek yaklaşımlar önerilmiştir.Doğrulama yanlılığı çalışmaya alınan tüm bireylere altın standart testin uygulanmaması sonucunda ortaya çıkar. Tanı testinin ikili ölçüm olması durumunda yanlılığın düzeltilmesinde; altın standart uygulanmayan bireylerin sonuçları eksik ölçüm olarak kabul edilirse, eksik ölçüm mekanizmasına göre, Begg&Greenes, Zhou sınırları, Lojistik Regresyon, Çoklu İmputasyon gibi yaklaşımlar kullanılır. Bu tezde bu yaklaşımlara Yapay Sinir Ağları yaklaşımı da alternatif olarak eklenmiş ve yaklaşımlar çeşitli karşılaştırma başlıkları altında üretilmiş ve gerçek veri setleri kullanılarak karşılaştırılmıştır.Kesin olmayan altın standart yanlılığı ise, altın standart olarak kabul edilen bir testin olmaması durumunda bu test yerine daha düşük sınıflama başarısı olan bir testin, kesin olmayan altın standart testinin, kullanılması ile ortaya çıkar. Yanlılığın düzeltilmesinde tanı testinin ölçüm ölçeğine göre Tutarsızlık Çözücü, Bileşke Referans Standardı, Zhou'nun Parametrik olmayan ROC eğrisi tahmini, Bayes yaklaşımı gibi yaklaşımlar kullanılır. Bu tezde bu yaklaşımlar ile bunlara alternatif olarak önerilen Gizli Sınıf Analizi yaklaşımı, üretilmiş ve gerçek veri setleri kullanılarak karşılaştırılmıştır.Üretilmiş veri seti ile yapılan tüm karşılaştırmalarda yaklaşımların sonuçlarını etkileyebilecek: değişen veri seti büyüklüğü, değişen hastalık prevelansı, değişen doğruluk ölçütü gibi durumlar göz önüne alınmıştır.Doğrulama yanlılığını düzeltmede; kesin tanı doğrulaması yapılmamış bireylerin rastgele seçilmiş olması durumunda Begg&Greenes yaklaşımı, rastgele olmaması durumunda ise Lojistik Regresyon ve Yapay Sinir Ağları yaklaşımlarının uygun yaklaşımlar olabileceği görülmüştür.Kesin olmayan altın standart yanlılığını düzeltmede; tanı testinin ikili ölçüm olması durumunda uygun prevelans aralığı ve yüksek doğruluk ölçütünde Gizli Sınıf Analizi; tanı testinin sıralı ölçüm olması durumunda yine uygun prevelans aralığı, yeterli sayıda kategori ve test varlığında Gizli Sınıf Analizi; tanı testinin sürekli ölçüm olması halinde ise küçük örneklem, düşük eğri altında kalan alan ve karıştırıcı etkili değişken varlığı dışındaki durumlarda Bayes yaklaşımı, bu yaklaşımın sorun yaşadığı durumlarda ise Gizli Sınıf Analizi önerilebilir yaklaşımlardır.
Brucella tedavilerinin etkinliği üzerine bir meta-analiz çalışması ve yayın taraflılığının incelenmesi
Meta-analiz, belirli bir konuda yapılmış birbirinden bağımsız birden çok çalışmanın sonuçlarını birleştirme ve elde edilen araştırma bulgularının istatistiksel analizini yapma yöntemidir. Farklı yaklaşımlara göre yapılan meta analizler farklı sonuçlar vermektedir. Bu gibi problemlerin ortadan kalkması için uygun araştırma seçim yöntemleri dikkate alınmalı ve uygun parametre tahmin yöntemlerinin seçilmesi gerekmektedir. Ayrıca meta analizde kaç araştırmanın bulunması gerektiğini tahmin etmek meta analiz sonuçlarının güvenilirliğini göstermek açısından önemlidir. RKÇ'lar genellikle gelişmiş ülkelerde tasarlanan çalışma türleridir ve bu ülkelerde sık görülen hastalıklar üzerinden meta analiz çalışmalar üretilmektedir. Bu nedenle gelişmekte olan ülkelerde sık görülen hastalıklar ile ilgili meta analiz çalışmaları oldukça azdır. Örneğin 3. dünya ülkelerinde, Türkiye ve Akdeniz ülkelerinde sık görülen brucella-bruselloz hastalığı bunlardan birisidir.Bu çalışmanın amacı, iyi bir meta -analiz çalışmasının altında yatan temel prensipleri anlamak, hem bir meta -analizi çalışması yürütürken hem de yayınlanmış meta-analiz raporlarını sonuçlarını değerlendirirken nelere dikkat edilmesi ve hangi parametrelerin kullanılması konusunda tartışmak, meta analizinde önerilen modellerin (sabit etkili veya rastgele etkili) üstünlük ve eksiklikleri ortaya koymak, kayıp verilerin meta-analizin sonuçlarını bozucu etkisinine bakarak yayın yanlılığı özelliğini değerlendirilme uygulamaları yapmak ve ülkemizde az yapılan meta analiz çalışmalarına gelişmiş ülkelerde sık görülmeyen bir hastalık üzerinden katkı sunmaktır.Bu araştırmada 1980-2010 yılları arasında dünya genelinde değişik araştırıcılar tarafından değişik zaman dilimlerinde yapılmış brucella tedavisinde etkin olan antibiyotik kombinasyonlarının kullanıldığı bir meta analiz yapılmıştır. Bu konuyla ilgili 104 randomize kontrollü çalışmaya ulaşılmıştır. Bunların 32 tanesi çalışmaya dahil edilmiştir.Bu çalışmada, Mantel-Haenszel Sabit etki modeli (MH), DerSimonian-Laird Rasgele Etki Modeli (DL) ve Peto yöntemi meta analizi modelleri kullanılarak homojenlik test edilmiştir ve buna bağlı olarak brucelle tedavisinde kullanılan antibiyotik yöntemlerinin etki büyüklüğü tahmin değerleri elde edilmiştir.Tetrasiklin-stereptomisin (TS) ve Tetrasiklin-rifampisin (TR) tedavi uygulaması nüks oranına göre arşılaşılaştırılmıştır. Karşılaştırma 943 hasta ve 12 denemeyle yapılmıştır. T-R tedavisinde nüks anlamlı olarak yüksektir. MH yönteminde hesaplanan OR:2,67 (%95 GA:1,63-4,37), DL modelinde OR:2.53 (%95 GA:1,54-4,20) ve Peto yönteminde OR:2,71 (%95 GA:1,70-4,32)'dir. Her 3 modelde de genel başarısızlık için yapılan karşılaştırmada heterojenlik saptanmamıştır (sırası ile; p=0,914 - I2=% 0, p=0,916 - I2=%0 ve p=0,791- I2=% 0).Yapılan yorumların daha güvenilir olmasını sağlamak amacıyla kullanılan tüm yöntemlerde T-S ve T-R tedavi yöntemlerinin genel başarısızlık karşılaştırılmasında analize alınacak çalışma sayısının 30'un üstüne çıkarılması önerilmektedir.Sadece tek bir yönteme bağlı kalınarak hesaplamalar yapmak parametrelerin açıklanması hakkında her zaman doğru bir fikir vermeyebilir. Meta analizi çalışmaları yapılırken tüm yöntemlere göre parametre tahminlerinin yapılması ve bu tahminlerin birlikte göz önüne alınarak değerlendirilmeler yapılması gerekmektedir.Anahtar Kelime: Brucella Tedavisi- Meta Analiz ? Yayın Yanlılığı
Hastane tercihinde hastane enformasyon sistemi bileşenlerinin etkisi
Sağlık ve sağlık hizmet sunumu, insan yaşamının sürdürülmesinde ve yaşam kalitesinin arttırılmasında özel öneme sahiptir. Günümüzde de bireyler sağlık hizmetini alacakları sağlık kuruluşları konusunda daha seçici davrandığından bu seçiciliği etkileyen, tercihi belirleyen faktörler sıklıkla araştırılmaktadır. Bu çalışma, Hastane Enformasyon Sistemi'nin (HES) bileşenlerinin bu tercihteki görünmeyen katkısını araştırmak üzere planlanmıştır.Çalışmada veri toplama aracı olarak HES'e yönelik 10 modül/alt sistem sorusundan oluşan araştırma ölçeği soruları, bu modül/alt sistemlere yönelik hastaların deneyimlerini sorgulayan sorular ve 15 soruluk SERVQUAL ölçeğinden oluşan bir anket (Ek-1) kullanılmıştır. Anket Mayıs 2010-Temmuz 2010 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi'nde (83 kişi) ve Ortadoğu Özel Sağlık Hastanesi'nde (70 kişi) ameliyat olmuş toplam 153 hastaya uygulanmıştır. Hastaneyi tavsiye etme ve tekrar gelişte tercih etme niyeti belirten hastaların araştırma ölçeği ve SERVQUAL skorlarının hastaların tercihlerini ölçeklere yansıttığını göstermiştir. Araştırma ölçeğinin güvenirlik ve geçerlik analizleri yapılmıştır. Ölçeğinin Cronbach's Alpha değeri ve % 95'lik güven aralığı 0,973 (0,970?0,989) olarak hesaplanmıştır. Araştırma ölçeği ve SERVQUAL ölçek skorları arasında korelasyon katsayısı 0,843 (%95 GA 0,798?0,888) olarak bulunmuştur ve bu değer hastane hizmetlerindeki problem yaşamış olanlar için 0,808 (%95 GA 0,738-0,878), problem yaşamamış olanlar için 0,922 (%95 GA 0,885-0,959) olarak hesaplanmaktadır. Araştırma ölçeğinin her sorusu HES modül/alt sistemlerinden birinden memnuniyetin hesaplanmasını sağlamaktadır. Ölçeğin kapsam analizi; her sorunun işaret ettiği memnuniyet skorunun, o sorudaki HES modül/alt sistem ile ilişkili olarak problem yaşanması durumunu açıkladığını göstermiştir. Hastane tercihlerinin altında yatan `memnuniyet faktörünün' HES ile ilişkili olduğu bu çalışma ile elde edilmiş bir bulgudur. Tercihi etkileyecek kadar önemli olan HES'ler hem kurulum hem de işleme aşamalarında özel olarak yetişmiş ehil elemanlar ve çalışanlar tarafından yönetilmeli, yürütülmelidir.
R programı kullanılarak bağımlı ve bağımsız gerçek ve yaratılmış verilerde yarışan risklerin değerlendirilmesi
Klasik sağ kalım analizlerinde genellikle tek bir başarısızlık (ölüm, hastalığın, nüksetmesi vb.) nedeni araştırılmaktadır. Ancak çoğu kez, başarısızlığa birden fazla faktör etki etmekte ve bu faktörlerden birisi öne çıkarak başarısızlığa neden olursa, sağ kalım analizlerinin yarışan riskler dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. Sağ kalım analizlerinde yarışan risk verileri mevcutken Kaplan-Meier (KM) yöntemi uygulandığında yarışan risklerin göz ardı edildiği görülmektedir. Yarışan risk varlığında Kaplan Meier yaklaşımını uygulamanın hatalı sonuçlar ve yorumlar sunacağını ortaya koymak amacıyla bu çalışmada yarışan riskler analizi (CR) ile KM yöntemlerinin sağ kalım olasılıklarının farklarının ortalama değerlerini hem gerçek veri setinde hem de simüle veri setinde incelenerek değerlendirilmiştir. Simülasyon üretim kısmında farklı dağılımlarda ve farklı örneklem büyüklüklerinde senaryo sonuçları sunulmuş ve bulgular değerlendirilmiştir. Farklı senaryolar oluşturulurken weibull dağılımından ve üstel dağılımdan yararlanılmış, örneklem büyüklüğü n=100, 150, 250, 500, 1000 alınmıştır. Sonuçlar Kümülatif ölüm olasılığı grafikleri de sunularak değerlendirilmiştir. Yarışan risklerin varlığında eş değişkenleri incelerken Grays test istatistiği uygulanmıştır. Yapılan hem gerçek veri seti üzerinde ki uygulama hem de simülasyon sonuçları yarışan risklerin varlığında genel sağ kalım analizleri kullanmak yerine yarışan riskler analizi uygulamanın doğru olacağını sunmuştur. Weibull dağılımından üretilen sonuçlarda iki yöntemin sağ kalım olasılıklarının farklarının ortalama sonuçları farklı çıkarken örneklem sayısı etkilememiştir. Üstel dağılımda bu sonuçlar sansürleme oranına bağlı olarak değiştiği ortaya konulmuştur. Sansürleme oranı arttıkça farkların azaldığı, örneklem sayısının büyümesi ile farkların arttığı gözlemlenmiştir Sonuçlar R yazılım programı kullanılarak yapılmış ve simülasyon çalışması için gerekli kodlar yazılmış simülasyonlar yapılmıştır. Anahtar sözcükler: R programı, Yarışan riskler, Üstel Dağılım, Kümülatif Ölüm Olasılığı, Grays modeli
Boylamsal veri analizi ile dengeli olmayan tekrarlı ölçümlerin modellenmesi
Boylamsal çalışmalar, verilerin birbirini takip eden zamanlarda aynı bireyler üzerinde deneysel veya gözlemsel ölçümlerin tekrarlanarak elde edildiği çalışmalardır. Tekrar eden cevap değişkeninin zaman içindeki seyri ve faktörlerin seyir üzerindeki etkisi, tıp alanında yapılan birçok çalışmaya araştırma konusu olmuştur. Seyrin analizinde, kişi başına düşen tekrarlı ölçüm sayısının dengeli olmaması yaklaşımların uygulanabilmesi açısından önemlidir. Dengeli olmayan veri setlerinde gözlemler, her birey için ortak planlanmış zamanlarda ölçülememiştir. Kayıp verinin nedeni ve araştırma konusu ile ilişkisi modelin geçerliliğini etkileyebilir. Bu nedenle altta yatan kayıp veri mekanizmasının araştırılması gerekmektedir. Bu amaçla bu tez çalışmasında öncelikle zaman aralıkları eşit olmayan dengeli bir veri seti üzerinde sırasıyla; lineer karma model yöntemi ile farklı açıklayıcı etkiler ve farklı varyans-kovaryans matrisi yapılarında rasgele etki modelleri, daha sonra boyuta dayalı otokorelasyon yöntemiyle belirlenmiş varyans-kovaryans yapısında marjinal modeller ve son olarak genelleştirilmiş kestirim eşitlikleri yöntemi ile marjinal modeller kurulmuş, gerçek parametre kestirimleri ve standart hataları belirlenmiştir. Daha sonra karşılaştırma yapmak amacıyla, dengeli veri seti üç farklı kayıp mekanizmasında düzenlenmiş, dengeli olmayan üç yapay veri seti oluşturulmuştur. Üç farklı kayıp mekanizmasında düzenlenmiş dengeli olmayan veri setlerinde analizler sırasıyla tekrarlanırken mevcut verilerin analizi yaklaşımı kullanılmıştır. Böylelikle yöntemlerin farklı kayıp mekanizmalarında oluşturulmuş dengeli olmayan veri setlerinde davranışları, dengeli veri seti ile karşılaştırılmış ve bulguların gerçek parametrelere benzerliği değerlendirilmiştir. Ayrıca mekanizma tümüyle rastlantısal iken dengeli olmayan veri setinde en az bir ölçümü kayıp bireyler çalışma dışında tutularak tam verilerin analizi yaklaşımı da uygulanmış ve bulgular karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak uygulanan üç yöntemin dengeli veri seti analizinde, olabilirlik fonksiyonuna dayanan yöntemlerin, kestirimler ve standart hatalarının belirlenmesinde daha yetkin ve kesin olduğu, yarı parametrik yöntem olan genelleştirilmiş kestirim eşitliklerinin daha esnek ve kolay uygulanabilir olduğu tespit edilmiştir. Kayıp veri ile baş etmekte dengeli olmayan veride mekanizma rasgele iken, verinin düzenlenmesi ve standart prosedürlerin geliştirilmesiyle dengeli veri seti ile benzer sonuçlar elde edilmiştir. Ancak kayıp mekanizması rasgele değilken, lineer karma model ve boyuta dayalı otokorelasyon yönteminde uygun modeli seçme aşamaları farklılık göstermiş, bulgular yanlı elde edilmiş, tutarlılık gösterilememiştir. Genelleştirilmiş kestirim eşitlikleri yöntemi ile rasgele olmayan kayıp mekanizmasında geçerli model kurulamamıştır. Son olarak tümüyle rastlantısal kayıp mekanizmasında uygulanan tam verilerin analizinde var olan mevcut bilgi kullanılmamış ve örneklem hacmi düşmüş olduğu için yanlı bulgular elde edilmiştir. Anahtar sözcükler: boylamsal çalışmalar, dengeli olmayan veri, kovaryans yapısı, model oluşturma, tekrarlı ölçümler
Genetik epidemiyolojide istatistiksel yaklaşımlar : Ailesel kümelenmede bir uygulama
Genetik Epidemiyolojide İstatistiksel Yaklaşımlar: Ailesel Kümelenmede Bir Uygulama Genetik ve çevrenin, hastalıkların sürecine katkısı keşfedildiğinden bu yana kanser hastalıkları da dahil olmak üzere, koroner arter hastalıkları, alerji ve psikiyatrik hastalıklar gibi bir çok hastalığın etiyolojisi daha karmaşık hale gelmiştir. Genetik ile ilgili araştırmalarda ilk basamak ailesel kümelenmenin ortaya konmasıdır. Bu bağlamda genetik epidemiyoloji, hastalık etiyolojisinde genetik faktörlerin oynadığı rolü araştırmada, klasik epidemiyolojik tasarım ve yöntemlerinin yerini alan, yeni bir çalışma alanıdır. Bu alanda istatistik yöntemler günümüzde giderek çeşitlenmektedir. Bu çalışma, hematolojik kanserli(Hem CA), solid kanserli (Solid CA) ve kanser olmayan(Kontrol) bireylerde ailesel kümelenmenin araştırılması için farklı istatistik yöntemlerin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu gruplarda ailesel kümelenmenin varlığını ortaya koyan 4 farklı istatistiksel yöntem sonuçları verilmiştir, bu yöntemler; İkili lojistik regresyon, Regressive lojistik regresyon, Genelleştirilmiş tahmin denklemleri (Generalized Estimation Equation-GEE) ve Tam çıkarsama (Exact Inference). Modellemede, SPSS 20.0 ve R paket programı kullanılmıştır. Bütün gruplar için alt kırılım, demografik bilgiler ve aile bilgileri karşılaştırılmıştır. Üç grubun birbiri ile karşılaştırılmasında cinsiyet, yaş, eğitim ve medeni durum anlamlı bulunmuştur(p<0,001). Çalışılan gruplarda, kardeş ve ailede hematolojik kanser olması farklılık göstermiş olup, odds oranları kardeşte 4,3, ailede OR:2,6 kat riski arttırdığı gözlenmiştir. Hematolojik kanserli grup ile kontrol grubu arasında yapılan ileri analizler incelendiğinde lojistik regresyon sonucunda eşler arasında akrabalık olması ve çevre etkilerinin çoğu denklemde yer almış, GEE yönteminde de aynı değişkenler anlamlı bulunmasının yanısıra ailede solid kanserli bireye sahip olmanın riski artıracağı gözlenmiştir(p=0,007). Regressive lojistik regresyonda kardeşlerin tüm bilgileri değerlendirilmiş, kardeşte grubun dahil olduğu hastalığa sahip olma durumunun, en çok solid kanserli grupta, sonrasında hematolojik ve en az kontrol grubunda ilgili kanser olasılığını arttırdığı görülmüştür. Tam çıkarsama yöntemi sonuçlarına göre, solid kanserli hastalığa sahip grupta ailesel kümelenme var iken diğer gruplarda aynı durumlardan söz edilememektedir.
Tanı testlerinin altın standart varlığında/yokluğunda değerlendirilmesi: Bayesci yaklaşımın katkısı
Tanı testleri, hasta ve sağlıklı bireylerin oluşturduğu heterojen bir kitlede bireyin gerçek durumunu ortaya çıkarmak amacıyla kullanılır. Doğruluğu kesin olarak kanıtlanmış altın standart testler ile bireylere "hasta" ya da "sağlıklı" tanısı konulmaktadır. Bazı altın standart testlerdeki uygulama zorlukları, test maliyetlerinin yüksek olması ve çeşitli hastalıklarda testin girişimsel olması nedeniyle her şüpheli durumda kullanımı mümkün olmayabilmektedir. Bu nedenle sağlık alanında altın standart testlere alternatif olabilecek tanı testleri geliştirilmeye çalışılır. Altın standart test ile gerçek durumu belirlenen bireylere alternatif yeni test uygulanarak, bu yeni tanı testinin sınıflama gücünü gösteren doğruluk ölçütleri elde edilir. Altın standart varlığında ve yokluğunda bu doğruluk ölçütleri farklı yaklaşımlar kullanılarak elde edilmektedir. Bu yaklaşımlardan birisi de araştırmacılar tarafından değişik alanlarda yaygın olarak uygulanmaya başlanan Bayesci yaklaşımdır. Bayesci yaklaşım araştırmacıya ilgilendiği parametre tahminlerinin elde edilmesinde önsel bilgiyi (prior) kullanma olanağı sağlamaktadır. Son günlerde klinikteki yararı yadsınamayacak olasılık hesabı nomogram ve benzeri araçlarda kullanılmaktadır. Bu tezde, Bayesci yaklaşım ile tanı testlerine ait duyarlılık ve seçicilik gibi doğruluk ölçütleri elde edilmiş ve yaklaşımın katkısı araştırılmıştır. Doğruluk ölçütlerinin elde edilmesi aşamasında; Bayesci çıkarsama, Gibbs örneklemesi, Markov Zinciri Monte Carlo (MCMC) yöntemleri kullanılmıştır. Bu amaçla üniversitemizde yapılan Helicobacter Pylori ile ilgili çalışmadan elde edilen veriler WinBUGS ve/veya R paket programı yardımıyla analiz edilmiştir. Bayesci çıkarsama yapıldığında hastalık (veya durum) ile ilgili prevalans bilgisi dikkate alındığından tanı testleri daha güvenilir sonuçlar verebilmektedir.
Risk tahmin modellerine eklenen yeni faktörün katkısının değerlendirilmesinde biyoistatistiksel yaklaşımlar
Giriş: Risk tahmin modelleri, hastalık ya da ölüm gibi klinik sonuçların tahmin edilmesinde kullanılan ve risk faktörlerini içeren bir regresyon tekniğidir. Uygulama alanındaki gelişmelerle ve teknolojik ilerlemelerle beraber yeni risk faktörlerinin bulunması kaçınılmaz bir durum haline gelmiştir. Bulunan bu yeni risk faktörlerinin modele ilavesi ve performans artışının değerlendirilmesinde merkezi bir rol üstlenen alıcı işlem karakteristikleri eğrisi (ROC) bazı sınırlamalar içermektedir. Bu sınırlamaların başında, tahmini regresyon katsayıları arasındaki değişimin ölçülmesinde sonuçların oldukça tutucu özelliğe sahip olması gelmektedir. Bundan dolayı yeni yöntem arayışları başlamış ve 2008 yılında Pencina ve arkadaşları tarafından yeniden sınıflama tablolarına dayanan ve yeni faktörün risk modeline katkısını açıklayan iki metot geliştirilmiştir. Bu iki yöntem net yeniden sınıflama iyileştirmesi (NRI) ve entegre ayırım iyileştirmesi (IDI)'dir. Çalışmada, iç içe tasarıma sahip modellerin performansının değerlendirilmesine imkan sağlayan ΔAUC, NRI ve IDI tekniklerinin birbirlerine göre avantaj ve dezavantajlarını araştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi'nin Yeni Doğan Yoğun Bakım Ünitesine, 2013-2015 Temmuz yılları arasında yatırılan 864 bebeğin ölüm olasılıklarını tahmin etmek için SNAP-II ve SNAPPE-II risk tahmin modelleri kullanılmıştır. Bebeğin sürfaktan ve annenin antenatal kortikosteroid (celestone) tedavisini alıp almaması yeni değişken olarak eklenmiştir. Simülasyon çalışmasında ise anlamsız değişken, uygun (fit) modele eklenmiş ve farklı örneklem büyüklüklerinde (100, 250, 500 ve 1000), farklı prevalans değerlerinde (0.10, 0.25 ve 0.50) 1000 tekrarlı simüle edilmiş verilerle yöntemlerin HP oranları belirlenmiştir. Bulgular: SNAP-II risk tahmin modeline hem celestone hem de sürfaktan bilgisinin eklenmesi ile elde edilen modele bağlı performans artışı anlamlı bulunmuştur. Bununla beraber SNAPPE-II risk tahmin modeline celestone bilgisinin eklenmesi ile elde edilen performans artışı sadece NRI sürekli istatistiği tarafından anlamlı bulunmuştur. Simülasyon çalışması ile NRI sürekli istatistiğinin HP oranı en yüksek iken ΔAUC ve IDI istatistiğinin HP oranının en düşük olduğu belirlenmiştir. Bununla beraber NRI kategorik istatistiği düşük prevalanslarda yüksek HP oranına sahip iken prevalansın artışına bağlı olarak HP oranı azalmaktadır. Sonuç: ΔAUC istatistiği oldukça tutucu sonuçlar vererek H0 hipotezini kabul etmeye en yatkın yaklaşım olarak belirlenirken NRI sürekli istatistiği tam tersi şeklinde davranmaktadır. IDI istatistiğinin HP oranındaki düşüklük ve anlamlı değişken senaryosunda performans artışını anlamlı bulması göz önüne alındığında kullanımı en uygun olabilecek yöntem olarak belirlenmiştir.
Zamana bağlı roc analizi ve sağlık alanında uygulamaları
ROC analizi, hastalık tanısında kullanılan niceliksel tanı testlerinin veya biyolojik belirteçlerin sınıflama başarısını ölçmeye yarayan popüler bir yöntemdir. Ancak sağkalım verilerinde veya boylamsal verilerde olduğu gibi, ilgilenilen olay ile ölçüm yapılan belirteç arasında bir zamana bağlılık söz konusu ise, klasik ROC analizi belirtecin gerçek performansını tahmin edemeyebilir. Bu nedenle, sonuçları zamana bağlı olarak değişkenlik gösteren bir biyolojik belirtecin tanı performansını değerlendirirken zaman kavramını da hesaba katarak işlem yapan Zamana Bağlı ROC Analizi yöntemi geliştirilmiştir. Bu tez çalışmasında, ROC analizinin zamana bağlı durumlara uyarlanmış bu versiyonu incelenmiş ve çeşitli alanlardan elde edilmiş veriler üzerinde uygulamaları yapılmıştır. Zamana bağlı ROC analizi yöntemlerinden Kaplan-Meier (KM) kestiriminin klasik ROC analizi ile karşılaştırması yapılmış, kullanılan tüm veri setlerinde zamanı göz önünde bulundurmanın klasik ROC'a göre daha başarılı olduğu saptanmıştır. Ayrıca KM yaklaşımı kullanılarak elde edilen, tüm zaman noktalarında yapılan ölçüm değerlerine ait ROC eğrileri altında kalan alanlar (EAKA) kendi aralarında karşılaştırılmıştır. Genel olarak, olayın gerçekleşmesine yaklaşıldıkça belirtecin performansının arttığı; özellikle 1 yıl veya 6 ay kala yapılan ölçümlerin daha eski ölçümlere göre daha belirleyici olduğu tespit edilmiştir. KM kestirimine alternatif olarak önerilmiş bir yaklaşım olan En Yakın Komşu kestirimi (Nearest Neighbor Estimator - NNE) ile yapılan uygulamalar sonucunda her iki yöntem karşılaştırılmıştır. Tüm veri setlerinde KM ve NNE yaklaşımları benzer sonuçlar vermiştir. KM için elde edilen ROC eğrilerinin EAKA değerleri genellikle NNE'den daha yüksek olsa da, sansürlü verilerde belirtecin değerlendirilmesinde NNE yaklaşımına başvurulmasının daha uygun olabileceği düşünülmektedir. Bu tez çalışması ile, olay ve/veya belirteç üzerinde zamanın etkisinin bulunduğu durumlarda belirtecin daha doğru değerlendirilmesi adına klasik ROC analizi yerine zamana bağlı ROC analizi yöntemlerinin tercih edilmesinin daha doğru olacağı sonucuna varılmıştır.
Meta-analizler için güç değerlendirmesi
Meta-analiz, birbirinden bağımsız benzer konulardaki çalışmaları bir araya getirerek sonuçlarındaki çeşitliliği açıklamak, daha güvenilir ve doğru sonuçlara ulaşılmasını sağlamak amacıyla kullanılan bir yöntemdir. Meta-analizlerde nitelik göstergesi olan en önemli husus güçtür ve bu güç, heterojenliğin varlığına göre sabit etki ya da rastgele etki modeli olmak üzere kullanılan iki yaklaşım altında değerlendirilir. Yapılan güç değerlendirmeleri etki büyüklüğü, makalelerdeki minimum örnek büyüklüğü ve çalışma sayılarından etkilenir. Çalışmada belirli etki büyüklüğünde kabul edilebilir bir güce ulaşmak adına makalelerdeki minimum örnek büyüklüğünün ve makale sayısının belirlenmesi amaçlanmıştır. Sabit etki ve rastgele etki modelleri altında etki büyüklüğü için tanımlanan belirli aralıklar (0.1-0.2, 0.20001-0.3, 0.30001-0.4, 0.40001-0.5 ve 0.50001-0.7) ve hasta kontrol oranları (1:1, 1:2 ve 1:3) göz önüne alınarak 1000 tekrarlı simülasyon çalışması ile farklı makale sayıları (2, 5, 7, 10, 15 ve 18) ve örnek büyüklükleri için güç değerlerinin ortalama ve standart sapmaları belirlenmiştir. Yapılan simülasyon çalışması ile sabit etki, düşük, orta ve yüksek heterojen rastgele etki modellerinde elde edilen güç değerlendirmeleri için, gereken örnek sayısı heterojenliğin daha fazla olduğu modeller için yüksek bulunmuştur. Hasta kontrol oranlarındaki bozulma da iyi bir güç için gereken örnek sayısını arttırmıştır. Yapılan çıkarsamalar ile gücü etkileyen faktörler göz önüne alınarak iyi bir güce ulaşılması adına araştırıcılara öneriler sunulmuştur. Belirli etki büyüklüğünde kabul edilebilir bir güç için kaynak israfı olmadan gerekli örnek büyüklükleri ve çalışma sayıları belirlenmiştir.
Güvenirlik çalışmalarında örnek büyüklüğü hesaplama yaklaşımları
Sağlık alanında kullanılan ölçeklerin standart ölçüm aracı olabilmesi için "geçerlik" ve "güvenirlik" temel özelliklerine sahip olması gerekir. Ölçek güvenirliğini belirlemek adına birçok yöntem mevcuttur ve Cronbach alfa güvenirlik katsayısı sağlık bilimlerinde en çok kullanılan güvenirlik ölçütlerinden biridir. Güvenirlik analizlerinde önemli bir konu, "bir ölçekte hesaplanacak Cronbach alfa katsayısını doğru olarak belirleyebilmek için gerekli olan örnek büyüklüğü nedir" sorusunu yanıtlamaktır. Cronbach alfa güvenirlik katsayısının popülasyon değerinin tahmininde genel olarak yararlanılan güven aralığı yöntemi, çoklu ölçümlerin eşit varyansa ve kovaryansa sahip olması (paralel ölçüm) gibi sınırlayıcı varsayımları barındırmaktadır. Bonett, 2015 yılında eşit varyanslara veya eşit kovaryanslara gereksinim duyulmayan (paralel dışı ölçüm) bir güven aralığı yaklaşımı kullanılarak istenilen doğruluk ve hipotez testlerinde istenilen güce ulaşmak adına örnek büyüklüğü hesaplamaları önermiştir. Bu tez ile ölçeklerde güvenirlik çalışmalarının planlanması aşamasında bu iki örnek büyüklüğü yaklaşımının, farklı Cronbach alfa katsayılarına ve ölçeklerin içerdiği farklı madde sayılarına bağlı olarak değişimlerini araştırmak amaçlanmıştır. Bu amaçla yapılan simülasyon çalışmalarında öncelikle istenilen doğruluğa dayalı örnek büyüklüğü yaklaşımı sırasıyla; paralel ölçümler baz alınarak farklı madde sayıları, planlanan farklı Cronbach alfa seviyeleri ve farklı güven aralığı genişliklerine göre, paralel dışı ölçümlerde ise bunlara ek olarak varyans-kovaryans matrisi yapılarına göre incelenmiştir. Daha sonra istenilen güce dayalı örnek büyüklüğü, H0 hipotezi altında farklı güç değerleri ele alınarak değerlendirilmiştir. ODI ve SF-36 gerçek veri setleriyle de paralel ve paralel dışı ölçüm durumlarına ait simülasyon çalışmaları desteklenmiştir. Önerilen güven aralığı ve örnek büyüklüğü yaklaşımlarına dayanarak, yapılan çalışmalarda; madde sayısı, Cronbach alfa değer aralığı ve güven aralığı genişliği arttıkça örnek büyüklüğünün azaldığı, istenilen güç arttıkça ise örnek büyüklüğünün arttığına dair bulgular elde edilmiştir. Sonuç olarak, istenilen doğruluğa dayalı örnek büyüklüğü yaklaşımında ölçüm durumlarından hangisi olduğuna bakılmaksızın, ölçekte bulunan madde sayısı arttıkça örnek büyüklüğü belirli bir seviyeye kadar azalmakta ancak madde sayısı 50 olduğunda sabitlenmektedir. Madde sayısı 50 olduğunda meydana gelen örnek büyüklüğündeki bu sabitlenme, hipotez testine bağlı istenilen güç için örnek büyüklüğü yaklaşımında da görülmektedir.
Büyük örnekler için normallik testlerinin değerlendirilmesi
Farklı istatistiksel çıkarımları yapmak için veri hakkında duruma özel birçok varsayımın yerine getirildiğinin doğrulanması gerekir. Bu farklı varsayımların en önemlilerinden biri de normallik varsayımıdır; zira, korelasyon, regresyon, t testleri ve varyans analizi gibi birçok parametrik test bu varsayımla işlemektedir. Tam da bu nedenledir ki veri normal dağılıma sahip olduğunda araştırmacılar parametrik analizlerle daha güçlü çıkarımlar yapabilirler. Çalışmamızda büyük örneklemlerde normallikten çok küçük sapmaların dahi istatistiksel olarak anlamlı çıkabiliyor olmasından yola çıkarak sıklıkla kullanılan normallik testlerinin birbirlerine göre güçlü ve zayıf yanlarının çeşitli koşullar altında tespiti amaçlanmıştır. Çalışmadaki testler, araştırmacılar tarafından sıklıkla kullanılan PubMed ile Google Scholar taranarak yapılan incelemelerde gözlemlenen, farklı istatistiksel yaklaşımlara göre temellendirilmiş ve istatistiksel paket programlarda yerini almış normallik testleri arasından seçilmiştir. Testlerin performansları çeşitli koşullarda değerlendirilmektedir. Bu değerlendirmeler için R paket programı ile farklı büyüklük ve özellikte veriler üretilmiştir. Çalışmada yer alan Pearson'un Ki-Kare, Kolmogorov-Smirnov, Lilliefors, Anderson-Darling, D'Agostino K-Kare, Jarque-Bera, Shapiro-Wilk, Shapiro-Francia, Cramer-Von Mises normallik testlerinin tip 1 hata oranları değerlendirmelerinin benzer çıktığı, yöntemlerin güçlerinin karşılaştırılması adına, normal dağılımdan üretilen verinin belli kısmını atarak ve farklı dağılımlardan elde edilen veri üzerinde söz konusu normallik testleri çalışıldığında Shapiro-Wilk, Shapiro-Francia testlerinin gücünün önde olduğu, çeşitli çarpıklık ve basıklık değerleri kullanılarak üretilen veri üzerinde yapılan uygulamada ise en güçlü sonuçların D' Agostino K-Kare testinden elde edildiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: büyük örneklemler, çarpıklık ve basıklık, normallik testleri, testin gücü, tip 1 hata
Tekrarlı ölçümler analizinde küresellik varsayımının incelenmesi
Birçok alanda olduğu gibi tıpta da sıklıkla kullanılan tekrarlı ölçümler, aynı bireyler üzerinde bir ölçümün çeşitli durumlar nedeniyle tekrar ölçülmesi sonucunda ortaya çıkar. Elde edilen ölçümlerde tekrara neden olan olayın ölçüm üzerindeki etkisi tek değişkenli veya çok değişkenli yaklaşımlarla incelenebilir. Tekrarlı ölçümler arasındaki varyans-kovaryans yapısı belirli formlarda olması bu yaklaşımların önemli varsayımlarındandır. Bu yapılardan biri olan Bileşik Simetri yapısı tekrarlı ölçümler analizinde sık kullanılan yapılardan biridir. Bileşik Simetri varyans-kovaryans yapısının genelleştirilmiş hali olan Küresellik kavramı, ölçümler arasındaki farkların varyanslarının sabit olmasını ifade eder. Tekrarlı ölçümler analizi çoğunlukla veride küresellik varsayımının sağlandığı durumlarda yapılır. Ancak özellikle ölçüm tekrarına neden olan olayın zaman olması durumunda ölçümler arası farkın varyansının sabitliği gözlenmeyebilir. Bu durumda Küresellik varsayımının sağlanmaması nedeniyle analizlerde farklı yaklaşımlar kullanılır. Bu tez çalışmasında; tekrarlı ölçüm verilerinin analizinde kullanılan yöntemlerde küresellik varsayımının yöntem sonuçlarına etkisinin incelenmesi, varsayımın sağlanmadığı durumlarda izlenilebilecek yöntemlerin belirlenmesi ve bu durumlarda önerilen düzeltmelerin avantaj ve eksikliklerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bunun için sağlık alanından elde edilen gerçek bir veri seti kullanılarak gerekli analizler yapılmıştır. Analizlerde, çalışma grupları içinde, takip boyunca sistolik arter basıncında zamana bağlı değişimin olup olmadığı incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre Tekrarlı Ölçüm varyans analizi varsayımlarının sağlanmaması durumunda bu yaklaşımın hatalı sonuçlar verebileceği görülmüştür. Küresellik varsayımının sağlanmadığı durumlarda düzeltme tercihinin sonuca etkisi olabileceği gösterilmiştir. Düzeltme tercihinde küresellik indeksi için uygun tahmin değerinin kullanılması gerektiği gösterilmiştir. Tekrarlı Ölçüm varyans analizin diğer varsayımı olan normallik varsayımının sağlanmadığı durumda bu analizinin kullanılması halinde Tip II hatanın artabileceği görülmüştür. Benzer şekilde çok değişkenli yaklaşımın da normallik varsayımının sağlanmaması halinde hatalı sonuç verebileceği gösterilmiştir. Bu çalışmada sonuç olarak, özellikle küresellik varsayımı ihlalinde Tekrarlı Ölçümler Varyans Analizi yaklaşımı için önerilen düzeltmeler kullanılmasına rağmen yeterli olamayabileceği görülmüştür. Bu sebeple, tekrarlı ölçüm verilerinin analizinde, küresellik için önerilen varyans-kovaryans yapısı dışında, veriye uyabilecek diğer yapıları içeren analiz tekniklerinin incelenmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Tekrarlı Ölçümler, Küresellik, Greenhouse-Geisser, Huynh - Feldt, Mauchly Küresellik Testi
Hastane bilgi yönetim sistem verilerine veri madenciliği ile işlerlik kazandırılması için bir adım : K-ortalama algoritmasında uygun parametre seçimi
Sağlık kurumları yöneticileri; finansal, tıbbi işlemleri, teknolojik gelişmeleri ve risk faktörleri gibi çok sayıda alt sistemleri de yönetebilmelidir. Yöneticilerin kuruluşlarını güvenli, verimli yönetebilmeleri, sorumluluklarını daha iyi yapabilmeleri, yönetsel becerilerini daha kolay ortaya koyabilmeleri için Hastane Bilgi Yönetim Sistemlerine (HBYS) ihtiyaç duyulmaktadır. Sağlık alanında toplanan manuel veya tıbbi cihazlardan elde edilen farklı formattaki tıbbi verileri, bilişim ve iletişim teknolojilerdeki gelişmelere bağlı olarak dijital ortamlara aktarılmaktadır. Ülkemizde HBYS'lerin yapısal gelişiminde ilerlemeler olmasına rağmen, sistemde toplanan verilere hala yeteri kadar işlerlik kazandırılmış değildir. HBYS'ler sağlık yöneticilerine yardımcı olacak bazı raporlar içerse de, veriler arasında çoklu bağlantıları ortaya çıkarabilecek raporları kapsamamaktadır. Veri madenciliği yöntemlerinin sistemlere adapte edilmiş olmaması, veri-bilgi dönüşüm sürecini yönetebilecek deneyimli ve yeterli bilgi seviyesi olan sistem sorumluların bulunmaması bu sistemler için önemli bir eksikliktir. HBYS'lerin uygun analiz yöntemlerle entegre olmuş, kolay kullanılabilen daha kapsamlı tasarlanmasına ihtiyaç vardır. Tıp alanındaki bilimsel çalışmalarda veri madenciliği kümeleme yöntemlerinden K-ortalama algoritması yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak K-ortalama algoritmasının başlangıç parametreleri olan küme sayısının ve başlangıç merkezlerinin kullanıcı tarafından belirlenmesi gereği algoritmanın önemli dezavantajıdır. Bu probleme çözüm olabileceği düşünülerek, yöntemin parametre değerlerine ihtiyaç duyulmadan çalışan mevcut algoritmayı geliştirmek amaçlanmıştır. NAMGY (Noktalar Arası Mesafe ve Gözlemlerin Yoğunluğu) isimli algoritmayı içeren yazılım ile HBYS'lerdeki veriler kullanarak hastane yöneticilerin ihtiyac duyduğu bilgiler daha kolay rapor edilebilecek ve atıl olarak biriken büyük miktardaki veriler işlerlik kazanmış olacaktır. Ek olarak, çalışma NAMGY K-ortalama algoritması, HBYS verilerinin bilgiye dönüştürülmesinde daha kolay ve kullanıcı dostu yazılım ile sağlık kurumları yönetimine katkı sağlayıp, kurumlar için ekonomik açıdan bir değer oluşturacaktır.
Lojistik regresyon ve farklı sınıflama modellerinin performanslarının karşılaştırılması
Sağlık alanında sınıflama modelleri hastalıkların seyrinin tahmin edilmesinde ve tanı koymada sık kullanılan modellerdir. Bu modeller arasında en sık kullanılan ve en iyi bilineni Lojistik regresyon(LR) dur ancak son yıllarda kullanımı artan sınıflama modellerinin performansları konusunda henüz yeterli bilgiye sahip değiliz. Bu tezde kullanılan Karar Ağacı(KA), Random Forest(RF), Destek Vektör Makineleri(DVM) ve Naive Bayes(NB) sınıflama modelleri yanıt değişkenin iki değerli ve açıklayıcı değişkenlerin kategorik ve/veya sürekli olabildiği modellerden seçilmiştir. Bu tezde, LR yöntemi ile diğer yöntemlerin farklı örnek büyüklüğü, prevelans, açıklayıcı değişken tipi ve tanımlayıcılık katsayısı durumunda, etkileşim terimlerini bulunduran ve etkileşim terimlerini bulundurmayan 2 farklı model ile veri setleri üretilerek sınıflama modellerinin performanslarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca literatürden alınan 12 gerçek veri seti için performansları karşılaştırılmıştır. Genel olarak etkileşim terimlerini bulundurmayan modelde NB yönteminin performansı diğer yöntemlerden daha yüksek ve LR yöntemi ile benzer sonuçlar verdiği gözlenmiştir. Etkileşim terimlerini bulunduran modelde, düşük örnek büyüklüğünde NB yönteminin diğer yöntemlerden daha iyi performans göstermiştir. Orta ve büyük veri setlerinde DVM ve RF yöntemlerinin daha iyi performans göstermektedir. Bunula birlikte KA ve DVM yöntemleri düşük prevalans, düşük tanımlayıcılık katsayısı ve küçük örnek büyüklüğünde sınıflama yapamadığı durumların çok fazla olduğu(%50) gözlenmiştir. Gerçek veri setleri analizlerde DVM ve RF yöntemleri daha iyi performans gösterdiği gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: Lojistik Regresyon, Prevalans, doğrusallık, Karar Ağacı
Faktör analizi yaklaşımının medikal verilerde kullanımı: Kardiyoloji alanına bir uygulama
Faktör Analizi Yaklaşımının Medikal Verilerde Kullanımı: Kardiyoloji Alanına Bir Uygulama Faktör analizi aralarında yüksek ilişkinin olduğu düşünülen çok sayıda değişkenin anlaşılmasını ve yorumlanmasını kolaylaştırmak için veriyi daha az sayıda boyuta indirgemek amacıyla kullanılan çok değişkenli bir analiz yöntemidir. Faktör analizi yöntemi günümüz araştırmacıları tarafından özellikle sosyal bilimlerde ölçek geliştirme, bir duruma neden olan özelliklerin gruplanmasında ve incelenmesinde tercih edilir. Sağlık alanında yapılan çalışmalarda ise genellikle amaç bir sonuç ile birçok neden arasındaki ilişkiyi göstermektir. Bu nedenle bu çoklu ilişkinin boyut indirgeme yöntemleri kullanılarak daha kolay anlaşılır hale getirilmesi mümkün olabilmektedir. Bu tez çalışmasında, faktör analizi yaklaşımın sağlık alanından elde edilen medikal verilerde alternatif kullanım alanlarının gösterilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, kardiyoloji alanından elde edilen kalp yetmezliği tanılı hastalarda hastane ölümünü belirlemede kullanılan belirteçler incelenmiştir. Faktör analizi ile oluşturulan faktörler kullanılarak bu belirteçlerin mortaliteyi (ölümü) belirleme becerilerinin artırılabileceği gösterilmiştir. Tezde kullanılan veri, Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Seyhan Uygulama Merkezi kardiyoloji servislerine 2014-2016 yılları arasında kalp yetmezliği tanısıyla yatırılmış ve yatış sırasında exitus olan 196 hasta ile 567 tedavi hastası verilerinden oluşmaktadır. Bu hastaların, hastane ölümleri üzerinde etkisi olan 35 belirteç değeri kaydedilmiştir. Bu belirteçler kullanılarak yapılan faktör analizi ile elde edilen yeni faktörlerin ölümü belirlemedeki başarıları ölçülmüştür. Oluşturulan bazı faktör yapılarının mortaliteyi belirleme başarısının, belirteçlerin bireysel başarısından daha yüksek olduğu bulunmuştur. Farklı faktör analizlerinde aynı faktörde genellikle bir araya gelen LDH ve AST değişkenlerinin, QRS süresi, QT-interval değeri ve EF değerlerinin sınıflama başarıları oluşturulan faktörlerde daha yüksek olmasından dolayı bu belirteçlerin bireysel kullanımı yerine faktör oluşturarak kullanımının daha uygun olacağı sonucuna varılmıştır. Bu tezde, yüksek iç ilişkili medikal verilerde faktör analizi yönteminin alternatif bir kullanım alanı incelenmiştir. Bu kullanım şekliyle oluşturulan faktörler kullanılarak belirteçlerin sınıflama başarılarının arttırabileceği gösterilmiştir. Bu tez ile bu yöntemin, sağlık alanından elde edilen özellikle yüksek iç ilişkili değişkenleri içeren verilerde, ileri analiz teknikleri kullanılmadan önce iç ilişkinin etkisinin kısmen azaltılması için kullanılabileceği ve bu yöntemle analiz sonucunda elde edilen bilgi miktarının arttırılabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Faktör analizi, kalp yetmezliği, mortalite, ROC eğrisi altında kalan alan değeri
Sağlığın sosyal belirleyicileri ile yoksulluk ve sağlık arasındaki ilişkiyi açıklayacak indeks önerisi
Sağlık, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından "Sadece hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, bedence, ruhça ve sosyal yönden tam iyilik hali" olarak tanımlanmıştır. Tanımdan da anlaşılacağı üzere sağlığı sadece hastalıkla ilişkilendirmek ve biyolojik verilerle açıklamanın eksik kalacağı, bunların yanı sıra sosyal etkenlerle de ilişkilendirerek açıklamak gerektiği açıktır. Bununla birlikte tüm dünyada sağlık, sıklıkla sadece biyolojik verilerle, mortalite-morbidite hızları ile açılanmaktadır. Oysa içinde bulunduğumuz toplumun ve çevrenin sosyal gelişmişliği, yaşam kalitemiz sağlığımızı- iyi olma halimizi doğrudan etkilenmektedir. Bu noktadan yola çıkılarak son yıllarda sağlığın sosyal belirleyicilerine dikkat çeken çalışmalar artmaktadır. Sağlığın Sosyal Belirleyicileri (SSB), bireyin ya da toplumun sağlık düzeylerini etkileyen sosyal değişkenler ve ekonomik değişkenleri içermekte ve cinsiyet, sosyoekonomik düzey, yoksulluk, yoksunluk, eğitim düzeyi gibi sosyal eşitsizlik parametrelerini kullanmaktadır1. Bu değişkenler her toplumda farklılık gösterebilmekte ve sağlığı ne boyutta etkilediği değişkenlik göstermektedir2. Çok boyutlu bir faktör olan SSB saptamak için standart bir ölçüm aracı geliştirmek sağlık hizmeti verecek olan çalışanlar, sağlık planlaması ve politikası geliştirecek olan yapılar için yararlı olacaktır. Bu çalışmanın amacı, sosyal eşitsizliklerin bir sonucu olarak ortaya çıkan yoksulluk ve yoksunluk gibi sağlığın sosyal belirleyicilerini oluşturan faktörler ile sağlık durumu arasındaki ilişkiyi gösterebilecek toplumsal ve bireysel indeksler geliştirmektir. Bu çalışmada, resmi istatistiksel veriler kullanılarak sosyal belirleyicileri içeren değişkenlerin yardımıyla "sağlık için yoksulluk ve yoksunluk" (PDH) temelinde indeks geliştirilmiştir. Sağlık için yoksulluk ve yoksunluk endeksi bireysel veri seti (I-PDH) ve hanehalkı veri seti (H-PDH) olmak üzere iki ayrı endekste hesaplanmıştır. Bireysel sağlık için yoksulluk ve yoksunluk endeksi ile hanehalkı sağlığı için yoksulluk ve yoksunluk endeksi hesaplanmıştır. Endekslerin tüm alt ölçekleri ile sağlık arasındaki ilişki regresyon analizi ile hesaplanmıştır. Farklı değişkenler arasındaki ilişkiler faktör analizi ile birçok boyutta değerlendirilmiştir. Korelasyon matrisindeki korelasyonların önemi Bartlett Sphericity Test ile incelenmiş ve Kaiser Meyer Olkin kriteri örneklemin faktör analizi için uygunluğunu belirlemek için kullanılmıştır. Bağımsız değişkenlerin bağımlı değişken üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla lojistik regresyon analizi uygulanmıştır. Denklem ve faktördeki değişkenlerden oluşturulacak her ölçek için güvenilirlik analizleri yapılmıştır. Geliştirilen ölçeklerin iç tutarlılığını belirlemek için Kuder ve Richardson 20, 21 (KR20,21) ve Cronbach Alpha yöntemleri kullanıldı. Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde SPSS 20.0 paket programları kullanılarak test edilmiştir. Sonuçlara göre sağlık, yoksulluk ilişkisinde mülkiyet, eğitim, cinsiyet, sağlık ve gelir gibi birçok argüman etkili olmaktadır. Sonuçlar, yaş arttıkça sağlık düzeyinin düştüğünü göstermektedir. Ayrıca, kadınların erkeklerden daha yüksek düzeyde kötü sağlığı vardır. Sosyal parametreleri içeren PDH indeksi sağlığı ölçmek ve insanların sağlık durumunu belirlemek için kullanılabilir. Sonuçlar, ülkelerin sağlık gelişim düzeylerini karşılaştırmak için kullanılabilecek endekslere sosyal parametrelerin dâhil edilmesi gerektiğini ve bireylerin sağlık durumlarını değerlendirirken bireyin sosyal göstergelerinin değerlendirmede tutulması gerektiğini göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Sağlık, Yoksulluk, Yoksunluk, Sağlığın Sosyal Belirleyicileri, İndeks
Bireye özgü tedavi seçiminde çok kriterli karar verme yöntemleri
Kanser hastalarının kanserden ölüm oranı günümüzde düşmekte, kanserin görülme sıklığı ise ne yazık ki artmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2030 yılında 21 milyon yeni kanser vakası görüleceği ve 13 milyon insanın kanserden öleceği tahmin edilmektedir. Bu bağlamda kanser araştırmaları büyük önem taşımaktadır. Kanser hastalığının tedavisinde onkoloji alanında daha efektif ve hedefe yönelik olan, "bireye özgü tedavi" yaklaşımı giderek yaygınlaşmaktadır. Bu sayede hastalarda daha etkin tedaviler ile başarı şansı artmakta, istenmeyen yan etkilerden uzaklaşılmaktadır. Hastadan alınan tümör örnekleri gerekli taramalardan geçirilerek, hastanın tümör özellikleri ortaya çıkarılmakta, en etkili ilaçlar tespit edilerek bireye özgü kanser tedavileri tasarlanmaktadır. Kanser tedavilerinde artık çok fazla sayıda ilaç-tedavi rejimi bulunmaktadır. Bireye özgü tedavilerin önemli bir ayağı hangi kemoterapi ilacının hangi hastaya uygun olacağına karar vermektir. Hangi molekülün hangi hastaya yararlı olacağını belirlediğimiz gibi hangi kemoterapi ilacının hangi hastada ne sürede ve hangi sıralamada verileceğinin saptanması da gerekmektedir. Böylece tedavi sürecinde daha doğru, yan etkileri daha az ve daha etkin bir karar ile ilerleme sağlanabilir. Çok sayıda tedavi rejimi bulunmasının yanı sıra hastaların prognozunu ve tedaviye yanıtlarını etkileyen çok sayıda farklı kriter de bulunmaktadır. Bu süreçte klinisyenlerin bireye en uygun tedavinin seçiminde kullanabileceği Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) Yötemleri'nin kullanılması yarar sağlayacaktır. ÇKKV; amaçların belirlenmesi, kriterlerin oluşturulması, alternatifin belirlenmesi, alternatifin kriterlere göre değerlendirilmesi, genel değerlendirme ve karar, kararın incelenmesi ve geri dönüm şeklindedir. Çok kriterli problemlerinin çözümünde çok fazla sayıda teknikle birlikte, gelişen teknoloji sayesinde bu tekniklerin uygulanmasına elverişli bilgisayar programları aracılığı ile problemi çözmeye çalışan araştırmalara, klinisyenlere, yöneticilere ve karar vericilere oldukça büyük kolaylıklar getirmektedir. Bu çalışmada; günümüzde giderek yaygınlaşan "bireye özgü tedavi" seçeneklerinin seçim, sınıflama ve sıralamasını belirleyebilmek için ÇKKV Yöntemleri olan Analitik Hiyerarşi Prosesi(AHP), VIKOR, ELECTRE, TOPSIS ve PROMETHEE yöntemlerinin kullanılması ve elde edilen sonuçlarla yöntemlerin birbirleriyle ve hastanın gerçek prognozu ile karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Onkoloji bölümünden elde edilen veri setinde hastanın risk faktörleri, hematolojik parametreleri, tedaviye yanıt, sağkalım süresi, nüks, prognoz gibi değişkenleri kullanılarak ÇKKV Yöntemleri uygulanmıştır. Bu kapsamda, örnek veri kümelerindeki kriterlerin ağırlıklarının Eşit Ağırlık, Entropi, CRITIC, Standart Sapma, İstatistiksel Varyans Prosedürü yöntemleri kullanılarak saptanması ve bireysel tedavi seçenekleri seçim ve sıralamalarının belirlenmesi için ise AHP (Analitik Hiyerarşik Süreç), VIKOR, ELECTRE, TOPSIS ve PROMETHEE yöntemleri kullanılmıştır. Kriterlerin ağırlıkları Eşit ağırlık, Entropi, CRITIC, Standart Sapma, İstatistiksel Varyans Prosedürü yöntemleri ile belirlenmiştir. Sonraki aşamada bireysel tedavi seçeneklerinde seçim ve sıralamalarının belirlenmesinde ÇKKV Yöntemleri karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmiştir. Analizler sırasında Microsoft Excel, Visual PROMETHEE ve konuyla ilgili paket programlardan yararlanılmış ve kodlama yolu ile özgün bir analiz programı geliştirilmiştir. Akciğer kanseri veri setinde tedavi seçiminde Ağırlıklandırma Yöntemleri ile ağırlıkları belirlenen karar kriterleri 5 farklı ÇKKV Yöntemi ile analiz edilmiş ve en uygun tedavi seçimi belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, yöntemler arasında fark olmadığını göstermiş, seçilen tedavinin doğru seçim olduğu hastanın sağkalımı ve uzman görüşü tarafından onaylanmıştır. Günümüzde giderek yaygınlaşan bireye özgü tedavi seçeneklerinin seçim, sınıflama ve sıralamasını belirleyebilmek için ÇKKV Yöntemleri'nin uygulanabileceği ve klinisyenlere, bireye özgü en etkin tedaviyi seçme ve prognozu tahmin etme süreçlerinde istatistiksel araçları kullanma olanağı sağlanabileceği görülmüştür.
Bilgilendirici küme boyutuna sahip kümelenmiş verilerin marjinal modellemesi için yeni bir yaklaşım
Kümelenmiş verilerdeki en önemli özellik, gözlemlerin bilinen kümeler içinde birbirine bağlı olmasıdır. Kümelenmiş veri analizi, hem bireysel düzeydeki faktörlerin hem de küme düzeyindeki faktörlerin sonuç değişkeni üzerindeki etkilerinin incelenmesini sağlar. Kümelenmiş verilerdeki bu etkilerin marjinal modellenmesinde genelleştirilmiş kestirim eşitliği (GEE) kullanılır. Elde edilen sonuç değişkeni ile kümenin büyüklüğü arasındaki bağımlılığı ifade eden bir kavram olan bilgilendirici küme boyutu (ihmal edilemez küme boyutu), kümelenmiş veri yapılarında özel bir durumdur. Bu durumda, marjinal model esas olarak iki farklı yaklaşımla modellenir ve tahminler yapılır. Bu yaklaşımlar, küme-içi yeniden örneklendirme (WCR) ve küme ağırlıklı genelleştirilmiş kestirim eşitliği (CWGEE)'dir. Kayıp veri durumunda kümelenmiş verilerin marjinal modellemesinde ağırlıklı GEE(WGEE) ve iki katlı robust GEE(DR-GEE) yaklaşımları kullanılır. WGEE yaklaşımının bir adımı olan ters olasılık ağırlığı küme boyutuna göre ifade edildiğinde CWGEE yaklaşımı WGEE yaklaşımının özel bir formu olarak tanımlanmış olur. Bu çalışmada, DR-GEE yaklaşımının WGEE yaklaşımına alternatif olmasına dayanarak DR-GEE yaklaşımının, CWGEE için de alternatif bir yaklaşım olabileceği varsayımı ile yola çıkılmıştır. DR-GEE yaklaşımının küme boyutuna göre ağırlıklandırılması için iki farklı yöntem önerilmiştir. Amaç, çalışmada önerilmiş olan DR-GEE(1) ve DR-GEE(2) yöntemlerinin mevcut yaklaşımlarla karşılaştırılmasıdır. Gerçek veri seti olarak periodontal hastalık varlığına neden olan faktörleri 6 açıklayıcı değişken ile belirlemek amacıyla 206 bireyin dahil edildiği bir çalışmanın verileri kullanılmıştır. Simülasyon çalışması ise tek açıklayıcı değişken içerecek şekilde tasarlanmış ve farklı örneklem büyüklüklerinde (50, 100, 200 ve 500), farklı küme büyüklüklerinde (10, 20 ve 50) 100 tekrarlı simüle edilmiş verilerle parametre tahminleri elde edilmiştir. Parametre tahminleri öncelikle GEE, WCR ve CWGEE yaklaşımı ile değerlendirilmiş, daha sonra çalışmanın amacına yönelik olarak yeni önerilen çıkarsama yöntemlerine (DR-GEE(1) ve DR-GEE(2)) ilişkin değerlendirmeler yapılmıştır. Mevcut üç ve önerilen iki çıkarsama yaklaşımının karşılaştırılması sonucunda; GEE, yanlılık bakımından en düşük performansa sahip olan yaklaşımdır. Bilgilendirici küme boyutu literatüründe önerilen CWGEE yaklaşımı, en iyi performansa sahip olan yaklaşım iken WCR yaklaşımı, performans bakımından GEE ve CWGEE yaklaşımlarının arasında yer almıştır. Tez kapsamında ikinci önerilen yöntem olan DR-GEE(2) yaklaşımının, yüksek küme büyüklüğü ve küme sayısı senaryolarında yanlılık bakımından en iyi performansa sahip olduğu, CWGEE ve WCR yaklaşımlarına alternatif olarak kullanılabileceği ortaya konmuştur.
Parametrik ve parametrik olmayan sağkalım analiz yöntemlerinin kanserli hastalara ait gerçek veri seti üzerinde değerlendirilmesi
Sağkalım analizleri, nüks, ölüm riski ve bu riskleri etkileyen prognostik faktörleri ortaya koymak için kullanılan yöntemlerdir. Sağkalım analizlerinde sıklıkla parametrik olmayan yöntemlerden Kaplan-Meier yöntemi ve Cox Regresyon yöntemi tercih edilmektedir. Bu çalışmada kanserli hastalarda parametrik ve parametrik olmayan sağkalım analiz yöntemlerinin birlikte değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi veri tabanından ulaşılan endometrium kanserli hastalara ait gerçek veriler kullanılarak R programlama dili ile analizler gerçekleştirilmiştir. Öncelikle risk faktörlerin (operasyon tipi, yaş, risk grubu, komorbidite) gruplarına göre sağkalım eğrileri Kaplan-Meier yöntemi ile elde edilmiş ve grupların karşılaştırılması parametrik/parametrik olmayan (Logrank, Gehan-Wilcoxon, Tarone Ware, Peto-Peto genelleştirilmiş Wilcoxon ve Fleming-Harrington) testlerle yapılmıştır. Parametrik yöntemlerin kullanılması için yaşam süresinin yaşam dağılımlarından (Üstel, Weibull, Lognormal, Loglojistik, Genelleştirilmiş gama) birine uyup uymadığı belirlenmiş ve belirlenen dağılımın parametrelerinin gruplar arasında benzer olup olmadığı değerlendirilmiştir. Yapılan parametrik/parametrik olmayan testler ile ilgilenilen risk faktörü gruplarının tüm kategorilerinin yaşam sürelerinin birbirinden farklı olduğu bulunmuştur. Tek değişkenli ve çok değişkenli Cox ve parametrik modellerde veriye en uygun modeli seçmek için Akaike ve Bayesian bilgi kriterleri (AIC, BIC) ele alınmıştır. Yapılan değerlendirme sonucunda ele alınan modellerden elde edilen katsayıların birbirine benzer olduğu saptanmıştır. Ancak Cox modelinde orantısal hazard varsayımının sağlanmadığı ve bu modelin parametrik modellere göre daha yüksek AIC ve BIC değerlerine sahip olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak endometrium kanserli hastalarda risk faktörlerinin belirlenmesinde log lojistik modelinin en iyi performansa sahip olduğu belirlenmiştir. Literatürde varsayımlara bakılmaksızın sıklıkla parametrik olmayan sağkalım analizleri kullanılmaktadır. Ancak parametrik sağkalım analizleri varsayım ihlallerine karşı dayanıklı olmamasına rağmen daha güçlü yöntemlerdir. Bu nedenle uygun yöntemin seçilmesi tıpta daha doğru karar süreçleri ve araştırıcılara istatistiksel bir bakış açısı sağlayacaktır.
Hastaneye yeniden yatışın regresyon yöntemleri ile incelenmesi
Birçok alanda olduğu gibi sağlık alanında da sıklıkla kullanılan regresyon analizinde incelenen bağımlı değişkenin yapısına göre farklı modeller kullanılmaktadır. Bağımlı değişken kesikli yapıda olduğunda poisson regresyon ve negatif binom regresyon en sık kullanılan regresyon modelleridir. Bu regresyon modelleri ile sayımın olasılığı, poisson ve negatif binom dağılımları ile modellenmektedir. Poisson ve negatif binom regresyonda ilgilenilen olayın gözlenen sayısı olan bağımlı değişken kesikli, sayılabilir yapıda iken bağımsız değişken için herhangi bir sınırlama getirilmemiştir. Bazı durumlarda bağımlı değişkende sıfır değeri çok fazla gözlenmektedir ve poisson ile negatif binom dağılıma uyumu bozmaktadır. Bu gibi durumlarda sıfır değer ağırlıklı modeller daha iyi uyum gösterebilmektedir. Hastaneden taburcu olmuş hastanın belirli bir süre içerisinde tekrar hastaneye başvurması yeniden yatış (yeniden yatış) olarak tanımlanır. Sağlık harcamalarını azaltmak, hasta bakım kalitesini yükseltmek, sağlık hizmetlerinin verimliliğini ve sağlıkta kaliteyi arttırmak için hastaların hastaneye yeniden yatış sayısını etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi önemlidir. Bu tez çalışmasındaki amaç, hastaların yeniden yatış durumları ve yeniden yatışı etkileyen faktörlerin regresyon yöntemleri kullanılarak veriye en uygun regresyon yöntemi ve model seçiminin incelenmesidir. Eldeki tüm değişkenlerin geriye doğru seçim yöntemi uygulandığında, AIC, BIC ve LL değerlendirilerek ve uygulanan Vuong testi ile, sıfır değer ağırlıklı negatif binom modelin en uygun regresyon modeli olduğu gözlenmiştir. Bu modelde Sayım Bileşeninde; Sabit, Yaş, Histopatoloji, Komplikasyon ve Ameliyat grubu. Sıfır Bileşeninde ise; Yatış Süresi(gün), Histopatoloji ve Komplikasyon değişkenleri anlamlı bulunmuştur. Anahtar sözcük: Regresyon analizi, yeniden yatış, poisson regresyon, negatif binom regresyon, Sıfır değer ağırlıklı regresyon analizi
COVİD-19 ve akut böbrek hasarı üzerine bir meta analiz uygulaması
Meta analizi bir konuda yapılmış birden fazla çalışmanın sonuçlarını çeşitli yöntemlerle birleştirme ve çalışmaların sunduğu bulguların istatistiksel analizini yapma yöntemidir. Önsel bilgilerin az olduğu ve bilimsel bilgilere akut ihtiyaç duyulan dönemlerde (örneğin pandemi, yeni ortaya çıkan hastalıklar vs) kalite ve kanıt değeri yüksek güvenilir bilimsel kaynaklara olan ihtiyaç daha da önemli hale gelmektedir. Kanıt piramidinde en güvenilir çalışmalar olarak nitelendirilen meta analizlerin değerlendirilmesinde objektifliğin sınırlanmasına neden olabilecek faktörlerin incelenmesi önemlidir. Bu meta analiz uygulamasında COVID-19 pandemisi ilan edildikten sonra 2022–2023 yılları arasında dünya genelinde değişik araştırıcılar tarafından yapılmış COVID-19 nedeniyle hastanede yatarak tedavi görmüş hastalarda gelişebilecek akut böbrek hasarının (ABH) araştırılması ve yeni bir hastalık olan COVID-19'un önemli bir böbrek tutulumu olan ABH hakkında güçlü kanıt sunmak amaçlanmıştır. Buna ek olarak farklı kalite sınıflamalarının bilgi kaynağı ve objektifliğin kısıtlarına neden olup olmadığının değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Meta analiz R studio istatistik yazılımı (sürüm 1.0.143) ve meta, metafor paketleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Heterojenliği değerlendirmek için I2 ve Cochran's Q istatistiği kullanılmıştır. Yüksek heterojenlik nedeniyle rastgele etki modeli kullanılmıştır. Yayın yanlılığı huni grafikleri ve Egger's testi ile değerlendirilmiştir. Çalışmamızda alt grup analizleri yapılmış olup meta regresyon yapılmıştır. Literatür taraması ile tarama kriterlerine uygun toplam 51 çalışma belirlenmiş ve heterojenite I2 %98,7 olarak saptanmıştır. COVID-19 nedeniyle hastaneye yatırılan hastalarda ABH'ın genel prevalansı %34,7 (%95CI:29,2-40,1) olarak bulunmuştur. Toplam 51 çalışmanın kalitesi JBI kriterleri ile puanlanmıştır (minimum:3 maksimum:8). Çalışmalar farklı kalite sınıflamaları ile gruplandırılarak alt grup analizleri yapılmıştır. Üç farklı kalite gruplamasında da yapılan alt grup karşılaştırmalarında gruplar arasında ABH sıklığı açısından fark bulunamamıştır. Dolayısı ile kalitesi düşük olarak sınıflandırılan çalışmaların da analizlere dahil edilebileceği düşünülerek diğer alt grup analizleri toplam 51 çalışmada yapılmıştır. COVID-19 nedeniyle tamamı yoğun bakımlarda yatan hastaların dahil edildiği 18 çalışma (I2 %99,1) elde edilmiş hem servis hem de yoğun bakımlarda yatan hastaların dahil edildiği 33 çalışma (I2 %98,5) iki ayrı grup olarak değerlendirilmiştir. Sadece yoğun bakımda yatan hastaların dahil edildiği çalışmaların meta analizinde COVID-19 nedeniyle yoğun bakımda yatanlarda ABH prevalansı %44,5 (%95CI:34,2-55,3), diğer grup prevalansına göre %29,7 (%95CI:24,5-35,6) oldukça yüksek bulunmuştur p=0,013). Cinsiyet alt gruplarında prevalans erkeklerde daha yüksek bulunmasına karşılık fark saptanamamıştır. Ülkelerin gelişmişlik indeksine göre de prevalanslar arasında bir fark saptanamamıştır. Pandemi döneminde dergilere iletilen yayınların hakem değerlendirmelerinden hızlıca geçtiği ve yeterince incelenmeden kabul gördüğü kanaati, yayınların kalitesi ve güvenilirliğini sorgulanabilir duruma getirmiştir. Bu bilinmezlik dönemlerinde hastalığın görülme sıklığı, komplikasyonları, ülkeden ülkeye, bireylerin yaş, cinsiyet gibi özelliklerine göre nasıl farklılık gösterdiğinin yayınların kalite sınıflaması ile birlikte değerlendirilmesi güvenilir bilgi kaynağı oluşturabileceği gibi global düzeyde önlemler alınması noktasında değerli bilgi sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: COVID-19, akut böbrek hasarı, meta analiz, kalite sınıflandırması, gelişmişlik indeksi, alt grup analizleri
Ortak gizli sınıf ağaçları yönteminin çoklu boylamsal yanıt durumuna uyarlanması
Ortak gizli sınıf ağaçları (JLCT), sağkalım ve boylamsal verilerin ortak modellenmesinde zamana bağlı kovaryantları kullanarak klasik yöntemlerin varsayımlarını aşabilen etkili bir yaklaşımdır. Ancak JLCT'nin mevcut haliyle yalnızca tek bir boylamsal yanıtı modele alabilmesi önemli bir sınırlılıktır. Oysa birçok klinik çalışmada birden fazla biyobelirteç eşzamanlı izlenmekte ve analiz edilmek istenmektedir. Bu tez çalışmasında, söz konusu kısıtlılığı aşmak amacıyla JLCT üzerinde çeşitli düzenlemeler yapılmış ve yöntem çoklu boylamsal yanıt verilerini aynı anda işleyebilecek şekilde uyarlanarak genişletilmiştir. Bu yeni yöntem "çok değişkenli ortak gizli sınıf ağaçları (MJLCT)" olarak adlandırılmıştır. MJLCT sayesinde, birden fazla boylamsal değişkenin sağkalım verisiyle birlikte eşzamanlı modellenmesi mümkün hâle gelmiştir ve JLCT yaklaşımının sağlık alanındaki kullanım potansiyeli artırılmıştır. Yöntem, PAQUID veri setinde MMSE, BVRT ve IST biyobelirteçlerine uygulanarak tekli, ikili ve üçlü yanıt yapılarına göre IBS ve RMSE değerleriyle değerlendirilmiştir. Çoklu yanıt kombinasyonları, tekli modellere kıyasla daha düşük tahmin hataları üretmiş ve MJLCT'nin çoklu veri yapılarındaki başarısını ortaya koymuştur. Simülasyon çalışmalarında, örneklem büyüklüğü arttıkça model performansının iyileştiği; dağılım türleri arasında ise Weibull dağılımından gelen sağkalım yanıtı içeren senaryoların en düşük hatayı verdiği gözlenmiştir. Durdurma kriterlerinin genel performans üzerinde anlamlı etkisi bulunmamıştır. JLCT ile karşılaştırıldığında MJLCT'nin benzer ancak genelleme açısından daha üstün sonuçlar ürettiği görülmüştür. Bu tez çalışması ile MJLCT'nin JLCT'ye yalnızca yapısal esneklik sağlamakla kalmadığı, aynı zamanda genelleme kapasitesini artırarak daha güvenilir tahminler sunduğu ortaya konmuştur. Bu bağlamda, çoklu boylamsal veri içeren çalışmalarda MJLCT'nin tercih edilmesinin daha uygun olacağı sonucuna varılmıştır.
Propensity skor entegreli mahalanobis eşleştirme yöntemlerine yeni yaklaşımlar
Randomizasyonun mümkün olmadığı gözlemsel çalışmalarda, tedavi etkisinin yansız tahmini için karıştırıcı değişkenlerin etkisini azaltmada sık kullanılan yöntemlerden biri, propensity skor (PS) eşleştirmesidir. İyi eşleştirme için ilgili kovaryantlar açısından birbirine en yakın eşleştirmeleri oluşturabilmek önemlidir. En yakın eşleştirme için mutlak PS farkının yanı sıra mahalanobis uzaklığı da bir alternatiftir. Bununla birlikte sadece PS veya sadece mahalanobis uzaklığı kullanmak yerine PS entegreli mahalanobis uzaklığı ile eşleştirme tedavi etkisi tahmininin yanlılığı değerlendirmesinde daha iyidir. Bu açıdan kullanılan eşleştirme yöntemlerinin performans farklılıkları ve caliper seçimindeki belirsizlikler karşılaşılan temel sorunlardır. Bu tez çalışmasının birincil amacı; literatürde önerilen üç eşleştirme yöntem (mutlak farka dayalı PS eşleştirme, Mahalanobis eşleştirme, PS entegrasyonu ile Mahalanobis eşleştirme) ile tez kapsamında önerilen üç yeni yaklaşımın (MAHağırlıklıPS, MAHlogPS ve MAHlojitPS) farklı simülasyon senaryoları altında karşılaştırılmasıdır. İkincil amaç ise, PS eşleştirmesinde caliper seçimindeki belirsizliği gidermek için standart olmayan ve literatürde kullanılan yaklaşımların yanısıra bu çalışma ile ele alınan farklı caliper yaklaşımlarının değerlendirilmesidir. Yöntemlerin karşılaştırılması, örnek büyüklüğü (n=250, 500, 1000, 2000), eşleştirme stratejisi (yerine koyarak, büyükten küçüğe tedavi sırası ile yerine koymadan, rastgele tedavi sırası ile yerine koymadan) ve değişen caliper değerleri dikkate alınarak oluşturulan simülasyon senaryoları altında yapılmıştır. Simülasyon sonuçları, MAHlogPS ve MAHlojitPS yöntemlerinin çoğu senaryoda diğer yöntemlere kıyasla üstün performans sergilediğini ortaya koymuştur. Sonuç olarak, hata oranlarını azaltması ve kullanım kolaylığı nedeniyle bu yöntemlerin eşleştirme yöntemlerinde öncelikli tercih edilmesi önerilmektedir.
Sağlık bilimlerinde yapılan gözlemsel çalışmalarda eğilim skoru kullanım alanları
Eğilim skoru yöntemleri son zamanlarda gözlemsel çalışmalarda artan sıklıkla kullanılmaktadır. Ancak araştırmacıların hangi veri setinde hangi yöntemi kullanacağına dair net bir bilgi yoktur. Bu tez çalışmasında, farklı eğilim skoru yöntemlerinin kullanım alanları, üstün ve eksik yönleri incelenerek yöntem seçiminde etkili faktörler araştırılmıştır. Çalışmada eğilim skoru yöntemlerini karşılaştırmak amacıyla Üroloji alanından elde edilen, parsiyel nefrektomi yapılan 239 hastalık bir veri seti ve R programında erişime açık olarak sunulan osteoporoz hastalarına ait verileri içeren "Osteoarthritis" veri seti kullanılmıştır. Verilerde tedavi yönteminin sonuç üzerindeki etkisini tahmin etmek için farklı senaryolar oluşturulmuştur. Eğilim skoru yöntemlerinin tedavi etkisini tahmin etme başarısına; sonuç değişkenin ikili yapıda veya sürekli yapıda olmasının, değişen örneklem büyüklüğünün ve ikili yapıdaki sonuç değişkenindeki değişen yanıt oranın etkisi araştırılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, eşleştirme yöntemi; karıştırıcı değişkenlerin neden olduğu dengesizliği gidermede en etkili yöntem olsa da, küçük örneklem büyüklüğünde tedavi etkisi tahmininde başarısının düştüğü (yüksek standart hata ve düşük sınıflama oranı) gözlenmiştir. Ters olasılıklı ağırlıklandırma yöntemi genel olarak tüm senaryolarda kabul edilebilir bir performans göstermiştir. Tabakalandırma yöntemi, tüm popülasyonu kullanabilmesi ve diğer yöntemlere göre daha yüksek eğri altındaki alan değerine sahip olmasıyla öne çıkarken, geniş güven aralıkları dezavantaj olarak saptanmıştır. Regresyon düzeltmesi, özellikle sürekli sonuç değişkenlerinde iyi performans sergilemiş ve düşük örneklem sayılarında yüksek sınıflama başarısı göstermiştir. Sonuç olarak, eğilim skoru yöntemi olarak en çok bilinen ve sıklıkla tercih edilen eşleştirme yöntemi yerine verinin yapısal özelliklerine ve çalışmanın amacına yönelik olarak diğer eğilim skoru yöntemlerinin tercih edilmesi önerilmektedir. Bu yöntemler arasında sonuç değişkenin ikili yapıda olması halinde ters olasılıklı ağırlıklandırma veya tabakalandırma yöntemi, sonuç değişkenin sürekli yapıda olması halinde ise regresyon düzeltmesi veya eşleştirme yönteminin kullanılması tahmin başarısını artırarak çalışmanın bilimsel değerini yükseltebilecektir.
İnsan tükürük örneklerinde yaş tayini için biyobelirteç adayları GPR19 (g protein-bağlantılı reseptör 19), CST1 (sn sistatin) ve nfE2l2 (nFE2 benzeri bzıp transkripsiyon faktörü 2) genlerinin moleküler yöntemler ile analizi.
Biyolojik yaşlanma, genetik programlarla düzenlenen ve çevresel faktörlerin etkisiyle meydana gelen bedenin canlılığını yitirdiği, metabolizmasını devam ettiremediği ve kaçınılmaz olarak ölümle sonuçlanan süreç olarak tanımlanmaktadır. Yaşlanma ile ilgili mekanizmaların açıklanması daha önceki birçok çalışmada da denenmiş ve yaşlanmaya neden olan, yaşlanmayı geciktiren veya hızlandıran birçok parametre elde edilmiştir. Bu çalışmada kişilerin yaşlarını tahmin etmek amacıyla tükürük sıvısında var olan 3 adet gen ile sürecin biraz daha anlaşılır olmasını ve rutin kullanıma katkı sağlamasını amaç edindik. Çeşitli yaş ve cinsiyete sahip insan gruplarından tükürük örnekleri topladık ve tükürükten total RNA izolasyon çalışması yaptık ve cDNA sentezi gerçekleştirdik. Elde ettiğimiz verilerin hesaplanması ve istatistiksel analizini yaptık. Çalışmamızın sonucunda elde edilen CST1 genine ait 2^ΔΔCt değerine göre 14-19 yaş grubu dişi örneklerin tamamında 1,73 kat yukarı regülasyon ve 24-29 yaş grubu dişilerin tamamında 2,2 kat aşağı regülasyon tespit ettik. GPR19 geni için 2^ΔΔCt değerine göre 14-19 yaş grubu dişi örneklerin tamamında 3,47 kat yukarı regülasyon tespit ettik. Bu genin 30< yaş erkek grubunun tamamında 2,88 kat yukarı regülasyon tespit ettik. NFE2L2 geni için 14-19 grubu dişilerde 2,7 kat ve 30< grubu erkeklerde 2,88 kat yukarı regülasyon gözledik. Ayrıca her üç genin 4-9 yaş gruplarının (hem dişi hem erkek) en küçük üyelerinde yüksek oranda aşağı regülasyon tespit ettik. Her 3 gen için ortalama 2^ΔΔCt değeri 4 yaşındaki dişi bireylerde 31,8 kat, 6,5 yaşındaki erkek bireylerde ise 4,6 kat aşağı regüle olduğunu kaydettik. CST1, NFE2L2 ve GPR19 genlerinin yaş tahmininde kullanılabileceğini düşünmekle beraber geniş örnek gruplarıyla daha kapsamlı çalışma yapılması gerektiğine kanaat getirdik.
Çoklu atama sonrası propensity skor tahmin yöntemlerine yeni yaklaşımlar
Tedavinin etkinliği tahmininin, bir gözlemsel çalışmada karıştırıcı değişken etkisi nedeniyle yanlı elde edilmesi problemi, Propensity skor (PS) analizi ile çözülebilmektedir. Bu analizde ise karşılaşılan temel sorunlardan biri, kayıp değerli ortak değişkenlerle PS'lerin nasıl elde edileceğidir. Böyle bir durumda kayıp değerlerle başa çıkmak için önerilen çoklu atama (MI) yönteminden hareketle literatürde, tedavi etkisi tahminlerinin (MIte) veya PS'lerin (MIps) ya da PS modelindeki parametre tahminlerinin (MIpar) birleştirilmesine dayanan yöntemler önerilmiştir. Ayrıca bu yöntemlerden MIps yöntemi, r kez tekrarlanarak genişletilmiş MIps yöntemi de önerilmiştir. Bu tez çalışmasında PS ağırlıklandırmasında kayıp verilerle başa çıkmak için kullanılan MI yöntemi ile elde edilen tahminlerin birleştirilmesi için iki yeni yöntem (genişletilmiş MIte ve genişletilmiş MIpar) önerilmiş ve en iyi yöntemin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntemlerin karşılaştırılmasında farklı simülasyon senaryoları, örnek büyüklüğünün etkisi (n=550 ve 1100), atama sayısı ve r etkisi (m× r=100 olacak şekilde 4 farklı senaryo) ve TOTE ve OTE için değişen tedavi etkisi (sabit tedavi etkisi, heterojen tedavi etkisi, ölçülmemiş karıştırıcı değişken varlığı) gözetilerek oluşturulmuştur. Yöntemlerin performansını karşılaştırmada ölçüt olarak tedavi etkisi tahmini, ortalama mutlak fark ve tedavi etkisi tahmininin bootstrap varyansı kullanılmıştır. Simülasyon çalışması sonuçları incelendiğinde TOTE tahmininde genişletilmiş MIte, OTE tahmininde ise genişletilmiş MIte ve genişletilmiş MIps yönteminin üstün performans sergilediği görülmüştür. Atama modeline etkileşim terimlerinin eklenmesi performans ölçütlerine göre yapılan yorumları etkilese de, farklı örnek büyüklüğü ve atama sayısı senaryolarının sonuçlar üzerinde etkisi gözlenmemiştir. Sonuç olarak kayıp veri varlığında PS ağırlıklandırmasında sabit tedavi etkisi durumunda genişletilmiş MIte yöntemi, heterojen tedavi etkisi durumunda ise atama modeline etkileşim terimlerinin eklendiği genişletilmiş MIte yöntemi önerilmektedir.
Yapay zeka destekli FCN model performansının değerlendirilmesi: KIBT görüntüleri üzerinde nazopalatin kanalın otomatik segmentasyon uygulaması
Derin öğrenme, tıbbi görüntü analizinde önemli bir çerçeve haline gelmiş olup, ilgi bölgelerinin segmentasyonunu otomatikleştirmekte ve standartlaştırmaktadır. Bu süreç, bilgisayar destekli tanı, girişimsel işlemler ve tedavi için kritik öneme sahiptir. Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT), maksillofasiyal yapıların ayrıntılı üç boyutlu görüntülerini sunarak dental görüntülemede çığır açmış olmasına rağmen, KIBT kullanılarak NPK segmentasyonunun çeşitli zorlukları mevcuttur. Bu çalışmada, derin öğrenme tabanlı nnU-Net v2 model performansına dayalı KIBT görüntülerinde NPK'nın otomatik segmentasyonunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma retrospektif olarak yürütülmüş, veriler eğitim (n=82) ve test (n=8) seti olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Otomatik segmentasyon, klinik radyoloji ve yapay zekâ alanında yaygın olarak kullanılan performans metrikleri (gerçek pozitif, yanlış pozitif, yanlış negatif, doğruluk, kesinlik, duyarlılık, F1-skoru, Dice katsayısı, Jaccard indeksi [IoU], %95 Hausdorff mesafesi [mm] ve Hausdorff mesafesi [mm]) ile değerlendirilmiştir. Ayrıca ROC eğrisi elde edilerek eğri altında kalan alan (EAA) hesaplanmıştır. NPK segmentasyonu için kullanılan nnU-Net v2 mimarisi sonucunda elde edilen karmaşıklık matrisine göre gerçek pozitif, yanlış pozitif, yanlış negatif, doğruluk, kesinlik, duyarlılık ve F1-skoru değerleri sırasıyla 914, 282,13, 131,25, 3,09, 0,11, 0,99, 0,74, 0,89 ve 0,81 olarak bulunmuştur. Ayrıca Dice katsayısı, Jaccard indeksi (IoU), %95 Hausdorff mesafesi (mm) ve Hausdorff mesafesi (mm) sırasıyla 0,80, 0,67, 1,02 mm ve 1,90 mm olarak hesaplanmıştır. EAA ise 0,94 olarak analiz edilmiştir. Bu sonuçlar, nnU-Net v2 modelinin nazopalatin kanal segmentasyonunda yüksek doğruluk ve güvenilirlik sağladığını göstermektedir.
Denetimli makine öğrenmesi yöntemleri ile gebelerde anemi ve anemi ile ilişkili faktörlerin tespiti
Gebelik dönemindeki aneminin ciddi seviyelerde seyretmesi, anemiye etki eden sosyodemografik özelliklerin saptanmasını ve bu faktörlerle mücadele etmeyi gerektirmektedir. Son yıllarda bu faktörler tespit edilirken makine öğrenmesi ve sınıflandırma algoritmaları kullanıcılara büyük fayda sağlamaktadır. Bu tez çalışmasında denetimli makine öğrenmesi yöntemleri kullanılarak gebelerde anemi ve anemi ile ilişkili faktörlerin tespit edilip bu konuda klinik karar destek sistemi oluşturulması amaçlanmıştır. Hastalarımız Elazığ il merkezinde yaşayan tüm gebeleri yansıtması açısından aile sağlığı merkezlerine kayıtlı 3228 genel gebe popülasyonundan nüfus büyüklüğüne göre rastgele yaklaşık 489 gebe örneklem olarak alınmıştır. Çalışma sonucu elde edilen verilerden Weka yazılımı kullanılarak, denetimli makine öğrenmesi yöntemleri ile anemi tespiti yapabilecek sınıflandırma modelleri oluşturulmuştur. Kural tabanlı Jrip, OneR ve PART algoritmaları ile anemi tespit sistemi oluşturulmuştur. Bu algoritmaların accuracy, Kappa statistic, mean absolute error, root mean squared error, relative absolute error, root relative squared error, TP rate, FP rate, precision, recall, F-measure, MCC, ROC area ve PRC area başarı metrikleri üç farklı yönteme göre elde edilmiştir. Birinci yöntemde verinin tümü eğitim için kullanılırken ikinci yöntemde veri 5-kat çapraz doğrulama yöntemi kullanılıp üçüncü ve son yöntemde ise veri %70 eğitim seti olarak sonuçlar elde edilmiştir. Çalışmada kullanılan Jrip algoritması %96.36, OneR algoritması %85.45 ve PART algoritması %97.98 doğruluk değerleriyle anemi tespit edilmiştir. Kullanılan değişkenler arasında çay tüketimi ve koyu çay tercihi, gebelik sayısı, ileri anne yaşı ve demir destek tedavisi anemi ile ilişkili en önemli risk faktörleri olarak saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Makine Öğrenmesi, Sınıflandırma, Anemi
K-en yakın komşuluk, yapay sinir ağları ve karar ağaçları yöntemlerinin sınıflandırma başarılarının karşılaştırılması
Tıp alanında bulunan mevcut veri oldukça fazla ve hayati öneme sahiptir. Veri madenciliği teknikleri ile hayati öneme sahip olan bu verilerden daha fazla yararlanmak mümkündür.Veri madenciliği son yıllarda oldukça önemli bir konu haline gelmesine ve hemen hemen her alanda uygulama sahası bulmasına rağmen ülkemizde sağlık alanında çok yaygın kullanılmamaktadır.Bu tez çalışmasında veri madenciliği yöntemlerinden, k-en yakın komşuluk, yapay sinir ağları ve karar ağaçları yöntemlerinin sınıflandırma başarılarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla Bülent Ecevit Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne başvuran erken ve zamanında doğum yapan gebelerden elde edilen veri setine bu üç teknik uygulanarak, sınıflandırma başarıları hesaplanmıştır. Yapılan analizler sonucunda doğru sınıflandırma oranları, k-en yakın komşuluk analizi için % 78.3, yapay sinir ağı tekniği için % 90.8 ve karar ağacı yöntemi için ise % 82.5 olarak bulunmuş ve yapay sinir ağı tekniğinin diğer iki yönteme göre sınıflandırma başarısının daha iyi olduğu görülmüştür.
Farklı örneklem genişliklerinde normal dağılım testlerinin karşılaştırılması
Normal dağılım varsayımı parametrik testlerin uygulanabilmesi için olması gereken en önemli varsayımlardan biridir. Normallik testleri, ilgili dağılımın normal dağılıma uygunluğunu test etmektedirler. Literatürde pek çok normal dağılım testi geliştirilmiştir. Bu çalışmada normal dağılım testlerinden en yaygın kullanılan ve paket programlarda yer alan 5 normal dağılım testi belirlenmiştir. Bu testlerin kullanım yerleri verinin yapısına ve örneklem genişliğine göre farklılık göstermektedir. Bu amaç doğrultusunda belirli kuramsal dağılım ve farklı örneklem genişliklerinde dağılımlar türetilmiş ve Monte-Carlo simülasyonu ile bu testler Tip-I hata ve güç bakımından karşılaştırılmışlardır. Simülasyon sonucunda Shapiro-Wilk testi en iyi sonucu verirken, örneklem genişliği azaldıkça Anderson-Darling testi de Shapiro-Wilk testi kadar iyi sonuçlar vermiştir. Örneklem genişliği azaldıkça tüm testlerin güçlerinde düşüş olduğu ve bu durumda sadece test sonuçlarıyla değil, grafiksel yöntemlerle de desteklenmesi tavsiye edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Normal dağılım, Normal dağılım testleri, Tip-I hata, Güç, Monte-Carlo Simülasyonu
Bingöl il merkezinde bulunan hastanelerde görev yapan hekimlerin iş doyumları ve örgütsel bağlılıklarının değerlendirilmesi
Bu araştırma, hekimlerin iş doyumu ile görev yaptıkları hastaneye bağlılıklarını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Kesitsel nitelikte ve tanımlayıcı olan araştırma, Bingöl il merkezinde bulunan Devlet Hastanesi, Doğum ve Çocuk Bakımevi Hastanesi ve Özel Uzmanlar Tıp Merkezi'nde görev yapmakta olan 73 hekimin tümü üzerinde gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, İş Doyumu ile Örgütsel Bağlılık ölçekleri kullanılmıştır.Araştırmada hekimlerin %69.9'u 30-39 yaş arasında, %72.6'sı evli, %83.6'sı erkek ve %61'inin eşi üniversite mezunudur. Hekimlerin %64.4'ü Devlet Hastanesinde, %21.9'u Doğum ve Çocuk Bakımevinde, %13.7'si Özel Uzmanlar Tıp Merkezinde çalışmaktadır. Hekimlerin yaşı artıkça ast-üst ilişkiler ile fiziksel koşullar iş doyumu alt ölçeklerinde doyumlarının artığı sonucu saptanmıştır (p<0.05). Araştırmada tüm hekimlerin toplam iş doyumu puan ortalaması 127.67±12.67 olarak bulunmuştur. Üç hastanedeki toplam iş doyumu puan ortalaması arasındaki farkın istatiksel olarak anlamlı olduğu (p=0.025) ve Özel Uzmanlar Tıp Merkezinde çalışan hekimlerin en yüksek puan ortalamasına sahip olduğu saptanmıştır. Tüm hekimlerin toplam örgütsel bağlılık puan ortalaması 48.20±6.87 olarak bulunmuştur. Üç hastanedeki toplam örgütsel bağlılık puan ortalaması arasındaki fark istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p=0.860). Ancak Uzmanlar Tıp Merkezi'nde çalışan hekimlerin en yüksek puan ortalamasına sahip olduğu saptanmıştır. Bekar hekimlerin duygusal bağlılık puan ortalamasının evli hekimlerin puan ortalamasından yüksek olduğu bulunmuştur (p=0.047).Sonuç olarak; Devlet Hastanesi ile Doğum Çocuk ve Bakımevi Hastanesinde çalışan hekimlerin iş doyumunu ve örgütsel bağlığını artırılması için yeni politikaların uygulanmasının gerektiği, hekimlerin iş doyumunu ve örgütsel bağlılığını olumsuz etkileyen faktörlerin iyileştirmesi için gerekli önlemlerin alınması gerektiği kanaatine varılmıştır.Anahtar Kelimeler: İş Doyumu, Örgütsel Bağlılık, Hastane, Hekimler
Köylerden Adana'ya gelen ailelerin sağlık ve hastalıkla ilgili bilgi, tutum ve davranışlarını etkileyen sosyo-ekonomik faktörler
Kırsal yörelerden kentsel yörelere göçlerin yaygın olması ve hızla artış göstermesi, göç edenlerin gecekondularda olumsuz koşullarda yaşaması bu grubun sağlıkla ilgili davranış ve tutumlarının incelenmesini önemli kılmaktadır. Kentleşme ile ilgili araştırmalar incelendiğinde bu konunun ele alındığına rastlanmamıştır. Giderek artan kentsel nüfusun sağlıkla ilgili tutumları, hastalandıklarında nasıl davrandıkları, kimlere başvurdukları konusunun incelenmesi açıklayıcı bilgiler sunabilir ve önlemler alınmasına yol açabilir. Bu gerekçe ile Adana gecekondu mahallelerinde yerleşmiş kırsal yörelerden göç etmiş ailelerin sağlık konusundaki tutumları ve hastalanınca kimlere başvurdukları açılarından değerlendirmeler yapmak üzere bu araştırma planlanmıştır. Bu ailelerin tutum ve davranışlarında aile yapısı, gelir, eğitim durumu ve benzeri sosyo demografik değişkenlere göre farklılaşmalar olacağı ileri sürülmüştür. Ayrıca ailelerin sağlıkla ilgili tutum ve davranışlarında gelenekselden moderne değişimler araştırılmıştır. Araştırma Adana kentinin gecekondu mahallelerinden tabakalı rastgele örnekleme yöntemi ile seçilen 450 kişiyi kapsamıştır. Araştırıcı tarafından geliştirilen sağlıkla ilgili tutum ve davranışlar soru kağıdı yoluyla bilgiler alınmıştır. Sorular çeşitli hastalıklarda ne yapar, kime başvurur veya ne tür uygulamalar yapar konularını kapsamaktadır. Verilerin istatistiksel değerlendirmesinde çoklu varyans analizi ve korelasyon teknikleri kullanılmıştır. Sonuçlar kente göç etmiş kişilerin yaşına, eğitim, gelir, çalışma durumuna, kent kalış süresi gibi değişkenlere göre sağlıkla ilgili tutum ve davranışlarda anlamlı farklılaşmalar olduğunu ortaya koymuştur. Sosyo ekonomik düzeyi yükseldikçe sağlıkla ilgili tutum ve davranışlarda geleneksel yöntemlere başvurma azalmıştır. Genelde Gecekondularda yaşayan göçmenlerin sağlıkla ilgili sorunların yaşanması durumunda doktor hastane yerine halk içinde bilinen geleneksel kişilere ve geleneksel uygulamalara başvurdukları ortaya çıkmıştır. Sosyo-ekonomik düzey yükseldikçe tutum ve davranışlarda modernleşme artmıştır.
Elazığ il merkezinde ilköğretim öğretmenlerinde tükenmişlik düzeyi
Bu çalışmada; Elazığ il merkezindeki ilköğretim öğretmenlerinin tükenmişlik düzeylerini saptamak, değişkenler arasındaki ilişkiyi tespit etmek ve bu noktadan hareketle tükenme sorununa çözüm önerileri getirmek amaçlanmıştır.Tükenmişliğin ölçülmesinde; Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ), kişisel ve mesleki özelliklerde; Kişisel Bilgi Formu (KBF) ve veri analizlerinde ise; Mann Whitney-U ve Kruskal Wallis-H testi uygulanmıştır. Alt ölçekler arasındaki ilişkinin tespitinde korelasyon analizi kullanılmıştır. Ölçekte geçerlilik-güvenilirlik analizi yapılarak, hata payı üst sınırı ? = 0.05 olarak kabul edilmiştir.Öğretmenlerin; görevi yürütme biçimleri, medeni durumları, eğitim düzeyleri, çocuk sayıları ve çalışma sürelerinin tükenmişlik düzeylerini etkilemediği (p>0.05), fakat cinsiyet, çalışma süresi, mesleki yeterlilik, iletişim kurma, takdir görme, ekonomik tatmin, yaş ve mesleki kıdemin ise etkili olduğu saptanmıştır (p<0.05). Ayrıca; duygusal tükenme (DT) ve duyarsızlaşma (D) alt boyutları açısından düşük, kişisel başarı (KB) açısından ise yüksek puanların alınması, öğretmenlerin düşük düzeyde tükenmişlik yaşadığını ortaya çıkarmıştır.Anahtar Kelimeler: Duyarsızlaşma, duygusal tükenme, kişisel başarı, Maslach tükenmişlik ölçeği, öğretmen
Batman ili merkezde yer alan hastanelerde görev yapan hemşirelerin iş doyumu ve örgütsel bağlılıklarının değerlendirilmesi
Bu çalışmada Batman il merkezinde yer alan hastanelerde görev yapan hemşirelerin iş doyumu ve örgütsel bağlılıkları çeşitli demografik faktörlerle karsılaştırılarak belirlemek amaçlanmıştır. Araştırma evrenini Batman il merkezindeki devlet ve özel hastanelerde görev yapan 379 hemşire oluşturmuştur. Ancak; yıllık izin, doğum izni, askerde olanlar ve anketi cevaplandırmak istemeyenler olması nedeniyle ankete katılım oranı %81 olmuştur. Araştırmada kullanılan anket üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde demografik faktörlere, ikinci bölümde iş doyumunu, üçüncü bölümde ise örgütsel bağlılığı ölçmeye yönelik sorulara yer verilmiştir.Elde edilen verilerin istatistiksel değerlendirmelerinde istatistik paket programı kullanılmış olup; hemşirelerin tanıtıcı özelliklerinin karşılaştırılmasında sayı ve yüzdelik bulunmuştur. Hemşirelerin iş doyumunun karşılaştırılmasında Kruskal Wallis varyans analizi ve Mann Whitney U testi kullanılmış olup, sonucun anlamlı çıktığı durumda farkın kaynağını bulmak için Mann Whitney U testi uygulanmıştır.Hemşirelerin örgütsel bağlılıklarının karşılaştırılmasında ise tek yönlü varyans analizi ve t testi kullanılarak, sonucun anlamlı çıktığı durumlarda farkın kaynağını bulmak için Duncan testi uygulanmıştır. Alt ölçekler arasındaki ilişkilerin belirlenmesinde Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi kullanılmıştır.Araştırmada incelenen hemşirelerin %75.5'i kadın. %46.5'i 18-25 yaş arasında. %50'si evli, %63.2'si devlet hastanelerinde görev yapmaktadır. Tüm hemşirelerin toplam iş doyumu puan ortalaması 123.58±29.74, toplam örgütsel bağlılık puan ortalaması ise 50.18±11.96 olarak bulunmuştur.Sonuç olarak; devlete bağlı hastanelerde ve özel hastanelerde çalışan hemşirelerin iş doyumunun ve örgütsel bağlılığının arttırılması için tedbirler alınması gerektiği kanaatine varılmıştır.
Varyans analizinin sağlık bilimlerinde uygulanışı
1. ÖZET Bu çalışmada, varyans analizi ve varyans analizinin yapısını tamamlayan Tukey testi incelenmiştir. Bu amaçla, Fırat Üniversitesi Elazığ Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu'nun farklı bölümlerine 2002-2003 öğretim yılında kayıt yaptıran öğrencilerin güz yarıyılındaki basan notlan SPSS kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmada, Anestezi, Radyoloji ve Tıbbi Laboratuvar bölümlerinin ortak ders olarak gördükleri Fizyoloji ve Biyokimya dersleri basan notlan ile her iki dersin aritmetik ortalamaları esas alınmıştır. Bu notlar, SPSS üzerinde grup sırasına göre tek tek yazılmış ve yine SPSS yardımı ile incelenip analiz edilmiştir. Bu yöntemle, bölümler içi ve bölümler arası basan oranlan, dersler ve cinsiyet faktörüne göre incelenmiş ve aralarında istatistiksel anlamda önemli farklılıklar olup olmadığı irdelenmiştir. Ayrıca, tüm bölümler bir toplam olarak ele alınmış ve bu doğrultuda cinsiyet faktörüne göre tekrar incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar tablolar ve grafikler yardımı ile daha açık şekilde gösterilmeye çalışılmıştır. Bu istatistiksel incelemelere dayanarak elde edilen en temel sonuçlara bakacak olursak; kız öğrencilerin erkek öğrencilere göre genelde daha başarılı oldukları ve "Fizyoloji" dersinin en başarılı olunan ders, "Anestezi" bölümünün ise en başarılı bölüm olduğunu söyleyebiliriz. Anahtar Kelimeler: SPSS, Varyans Analizi, Tukey testi
Klinik çalışmalarda meta analizi ve meta regresyon: Bir uygulama
Bu çalışmanın amacı araştırıcılara meta analizi ve meta regresyon yöntemini tanıtarak, uygulanabilir bir çözüm haline getirmektir. Çalışma çölyak hastalığı ve kanser üzerinde yapılmış olan farklı yıllar ve ülkelerde dokuz çalışma üzerinde bir uygulama yapılarak gösterilmiştir. Regresyon veya çoklu regresyon yöntemlerini bir veya daha fazla ortak değişken (bağımsız değişken) ve bir bağımlı değişken arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için kullanılmaktadır. Mevcut çalışmada, değişik sonuçlarla bildirilen çölyak hastalığının kanserle olan ilişkisine ait mevcut kanıtların gücünü değerlendirmek için meta analiz ve sonrası meta regresyon yapıldı. Çalışma sonuçlarındaki değişkenlik veya heterojenliğin incelenmesi de kritik bir sonucu incelemek açısından önem arz eder. çölyak hastalığı ile kanser arasındaki mevcut çalışmalar, meta analizi birleştirildi. İkinci adımda meta regresyon analizi uygulandı. Bu sonuç, çölyak hastalarında genel malignite insidansının biraz arttığı söylenebilir. Ayrıca Meta regresyon yönteminde etki büyüklüğü ile regresyon varlığı test edilmiştir. Test sonucunda ilişki olduğu belirlenememiştir. İlgili sonuca göre; çölyak hastalığı ve kanser arasındaki ilişki için yapılan çalışmada alınan verilerin heterojenite derecesinin orta düzeyde olduğu bulunmuştur. Meta-analizi yaparken kapsama alınan çalışma sayısı az veya çalışmaların güven aralıkları (%95 GA) çok geniş ise heterojenite açısından yanlış negatif bir sonuç elde edilebileceği dikkate alınmalıdır. Çalışma dizaynlarında (design) çalışmalar arası veya hasta popülasyonlarında heterojenite, meta-analizlerdeki yapılan en yaygın kusurlardan biridir. Ayrıca, çalışmada bilinen klasik regresyon yöntemleri kullanarak moderatör (bağımlı ve bağımsız bir değişken arasındaki ilişkinin gücünü etkileyen üçüncü bir değişken) değişkenlerin çalışma etki büyüklüğü (effect size) üzerindeki etkisini incelemek için meta-analizde kullanılan meta-regresyon yönteminin kritik yönleri tanıtılmıştır. Ayrıca, verilerin bir uygulaması yapılmıştır. Meta-regresyonda çalışmaların ve açıklayıcı değişkenlerin sayısının az olması durumu da, heterojenliğin potansiyel nedenleri olarak ifade edileceği bilinmelidir.
Yapay zekada veri madenciliği yöntemi kullanarak biyoinformatik yazılım geliştirilmesi : Sitrülin ile bir uygulama
Günümüzde sağlık alanında yapay zeka giderek büyük önem kazanmaya başlamıştır. Başta yapay zeka olmak üzere bilgisayar bilimi, makine öğrenmesi, veri görselleştirme, veri tabanı yönetimi ile algoritmalarını, istatistiği birleştiren, veri madenciliği disiplinler arası bir alanı oluşturmaktadır. Veriler arasından ihtiyaç duyulanın seçilmesi ve bunların işlenerek anlamlı bağıntılatın araştırılması veri madenciliğinin asıl konusunu oluşturmaktadır.Bu çalışma ile istatistik temelli bir yaklaşımla, biyosentez ve metabolik yolu henüz tam olarak aydınlatılmamış ve insan metabolizmasında da önemli bir aminoasit/protein olan sitrülinin veri madenciliği ile R Software kullanılarak bir arayüz oluşturulması amaçlanmaktadır. Bu çalışmanın sitrülin ile ilişkili gen verileri GenBank Overview-NCBI-GEO veri tabanından elde edilmiştir. Veriler üzerinde Bayes Sınıflandırma Algoritması kullanılmış ve biyoinformatik analiz yapılmıştır. Yapılan analizler ile sitrulin ilişkili genlerin protein hedefine ne düzeyde etki ettiği sayısal olarak ilişkilendirilmiştir. İlişkilendirme sonrasında ise olası metabolik yolaklar belirlenmesinde String, Reactome Pathway Database, Wiki Pathway, KEGG ve David Gen Pathway veri tabanları kullanılmıştır. Sitrulin ilişkili genlerin görev aldığı yolaklar değerlendirildiğinde; biyosentez yolağında en fazla görev alan gen CPS1 iken, metabolik yolakta en fazla görev alan genin ASS1 olduğu belirlenmiştir. Metabolik yolak analizinde sitrülinin en fazla görev aldığı ve etkili olduğu yolağın ise %30 'luk oran ile üre döngüsü olduğu belirlenmiştir. Bu kapsamda klinik tablo örneği olarak belirlenen böbrek transplantasyon ve doku hasarı bulunan klinik hasta verileri üzerinden üre döngüsünde sitrülin ilişkili 100 genin cluster analizi (heat-map analizi) yapılmıştır. Sonuçlar PlotMD, VolcanoPlot, BoxPlot, QQ-Plot analizi ile yorumlanmıştır.
Sağlık bilimlerinde varyans analizi ile ilgili bir deneme
28 5. ÖZET Bu çalışma, esas olarak iki bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde, varyans analizi ve raryans analizinin yapısını tamamlayan Newman-Keuls testi incelenmiştir. İkinci bölümünde, üniversite öğrencilerinin başarısını etkileyen zihinsel olmayan bazı aktörler, birinci bölümdeki esaslara jöre incelenmiştir. Bu amaçla, Fırat Üniversitesi Elazığ üağlık Yüksekokulu'nun farklı bölümlerine 1998-1999 öğretim yılında kayıt yaptıran iğrentilerin bahar ve güz yarıyıllarındaki başarı notları analiz edilmiştir. İstatistiksel incelemelere jöre, evlerde kalan öğrencilerin yurtta kalan öğrencilere göre laha başarılı oldukları ve aynı zamanda Farmakoloji ve Fizyoloji dersleri açısından lemşirelik Bölümünde okuyan öğrencilerin diğer bölümlerde okuyan öğrencilerden daha »aşanlı oldukları gözlenmiştir.
Makine öğrenimi yöntemlerinin beyin tümörü tespitindeki başarısı
Amaç: Radyoloji uzmanları tarafından tümör tanısı konulmuş pediatrik hastaların beyin MR görüntülerinin makine öğrenimi yöntemi kullanılarak eğitilen modeller ile test edilerek başarı düzeyinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, metodolojik bir araştırma olup; 2010–2024 yılları arasında üçüncü basamak sağlık hizmeti sunan Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne başvuran 18 yaş altı pediatrik hastaların beyin MR görüntüleri retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Radyoloji uzmanları tarafından beyin tümörü saptanan 230 hasta ile beyin tümörü saptanmayan 230 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Toplam 460 hastadan elde edilen 1380 MR görüntüsü analiz edilmiştir. Hastalar, tümör pozitif ve tümör negatif olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. MR görüntülerinde tümör lokasyon tespiti ve ikili sınıflandırma yapmak amacıyla derin öğrenme tabanlı YOLOv12 ve EfficientNetB4 mimarileri değerlendirilmiştir. Görüntülerin analizinde Python programlama dili kullanılmış ve görüntülerin etiketlemesinde Roboflow platformu kullanılmıştır. Bulgular: CNN modeli ile tümörlü ve tümörsüz MR imajı sınıflandırmasında EfficientNetB4 %97 doğruluk oranı bulunmuştur. YOLOv12 modeli ise mAP50 %89 doğruluk oranı bulunmuştur. Eğitim süreci boyunca her iki modelde de istikrarlı kayıp azalması ve doğrulama başarısı sağlanmıştır. Model hem eğitim hem test verilerinde tutarlı sonuçlar üretmiş olup, aşırı öğrenme gözlemlenmemiştir. Sonuç: Çalışmada elde edilen bulgular, geliştirilen modellerin klinik karar destek sürecine katkı sağlayarak radyoloji uzmanlarına yardımcı bir araç olarak kullanıldığında iş yükü ve maliyet açısından fayda sağlayabilmektedir.
Makine öğrenimi yöntemlerini kullanarak evre III invaziv duktal karsinomlu hasta verilerinin sınıflandırılması
ÖZET Amaç: Tez çalışmasında, danışmanlı makine öğrenimi yöntemleri sınıflama performansına göre kıyaslanarak çalışmada kullanılan yöntemlerin içerisinden, sınıflama başarısı yüksek olan yöntemin bulunması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, destek vektör makineleri, rasgele orman ve yapay sinir ağları yöntemlerinin sınıflama performanslarını kıyaslamak için meme kanseri türlerinden biri olan invaziv duktal karsinomlu 302 hastanın sağkalım bilgilerini içeren veri seti ile birlikte simülasyonla elde edilen 24 farklı veri seti kullanıldı. Kullanılan yöntemlerin sınıflama başarıları meme kanseri verilerinde genel doğruluk, duyarlılık, seçicilik, F-ölçütü, Matthews korelasyon kastsayısı, AUC ve ayırsama gücüne göre kıyaslandı. Simülasyon verilerinde ise eğitim-test doğrulukları farkı ve bu farkın anlamlılığı değerlendirildi. Bulgular: İnvaziv duktal karsinom evre III hastalarının test seti için en yüksek sağkalım sınıflama doğruluğu (%80) ve yüksek performans değerlendirme kriteri değerleri radyal çekirdekli destek vektör makinelerinden elde edildi. Simülasyon verilerinde de yüksek sınıflama doğruluğu ve doğruluklar arasındaki farkın küçüklüğü genel olarak destek vektör makinelerinden elde edildi. Sonuç: Destek vektör makineleri hem gerçek veri setinde hem de simülasyon verilerinde, rasgele orman ve yapay sinir ağlarına göre daha yüksek doğruluk oranına sahiptir.
Meme kanserli hastalarda sağkalım analizi
Amaç: Bu çalışmanın amacı meme kanserli hastalarda geriye dönük sağkalım analiz yönteminin bir uygulamasını yapmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 2017 yılı ile 2018 yılı arasında son bir yılda Dicle Üniversitesi Onkoloji Hastanesinde tedavi gören 334 meme kanseri hastasına ait veriler kullanılmıştır. Hastanın sağkalımı üzerinde etkili olan değişkenler belirlenmeye çalışılmıştır. Sağkalım analiziyle birlikte medyan, ortalama yaşam süresi ve faktörlerin etkileri üç farklı tedavi yöntemine göre karşılaştırılmıştır. Elde edilen veriler sağkalım analizinin Yaşam tabloları, Kaplan-Meier ve Cox Regresyon yöntemiyle analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya alınan 334 hastanın %5,7 (19) hasta ölürken , %94,3'ü (315) ise hayattadır. Hastaların % 99,4'ü (332) kadın ve %0,6'sı (2) erkektir. Hastaların %1,5'i (5) hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Sağkalım analizinin üç metoduna göre gerçekleştirilen analizde, yaşam süresi bakımından lenf noduna göre anlamlı bir fark yoktur (p>0,05). Kaplan-Meier yönteminde kullanılan testlerin karşılaştırılmasına göre sağkalım süresi yönünden sadece Log Rank (Mantel-Cox) testine göre anlamlı bir fark vardır (p<0,05). Cox Regresyon yönteminde sağkalım süresi yönünden lenf noduna göre sağkalım süresi yönünden anlamlı bir fark vardır (p<0,05). Yaşam süresi bakımından nüks durumu, nüks yeri ve metastaz şekline göre anlamlı bir fark vardır (p<0,05). Kaplan-Meier yönteminde kullanılan testlerin karşılaştırmasına göre sağkalım süresi yönünden nüks durumu, nüks yeri ve metastaz şekline göre anlamlı bir fark vardır (p<0,05). Cox Regresyon yönteminde sağkalım süresi yönünden nüks durumu, nüks yeri ve metastaz şekline göre anlamlı bir fark vardır (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda sağkalım analiz metodunun meme kanserli hastalar üzerinde uygulanabilirliği gösterilmiştir. Sağkalım analizinin üç yönteminde de benzer sonuçlar vermiştir. Anahtar Kelimeler: Sağkalım analizi, Yaşam tablosu analizi, Kaplan-Meier analizi, Cox Regresyon analizi