Theses supervised by Doç. Dr. Emre Yanıkkerem
10 theses · Manisa Celal Bayar University
Doğum beklentileri ve deneyimleri ölçeği'nin Türkçe geçerlilik güvenirlik çalışması
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Doğum Beklentileri ve Deneyimleri Ölçeği'nin Türkçe geçerlik-güvenilirliği çalışmasının yapılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Manisa'da bir hastaneye doğum için gelen, çalışmaya katılmayı kabul eden ve araştırma kriterlerine uyan 360 gebeden oluşmaktadır. Araştırma 12.04.2016- 21.11.2016 tarihleri arasında yürütülmüştür. Bu araştırmada kadınların sosyodemografik özelliklerini inceleyen soru formu, doğuma ilişkin özellikler soru formu, Doğum Deneyimleri ve Beklentileri Ölçeği kullanılmıştır. Doğum Beklentileri ve Deneyimleri Ölçeği'nin geçerlik analizinde dil geçerliliği, yapı geçerliliği için Regresyon analizi ve student t test yapılmış, iç tutarlılık analizinde cronbach alfa katsayısı ve madde korelasyonu kullanılmıştır. Bulgular: Doğum Beklentileri ve Deneyimleri Ölçek-2 Cronbach alpha değeri 0,891'dir. Çalışmaya katılan kadınların beklentilerinin %81,7'i karşılanmış, olmasını beklemediği beklentilerinin %32,1'i karşılanmıştır. Sonuç: Doğum beklentileri ve deneyimleri ölçek-2 Cronbach alpha değeri katsayısının yüksek olduğu görülmektedir. Türkçe'ye uyarlanan bu ölçek geçerli ve güvenilirdir. Anahtar Kelimeler: Doğum Beklentileri ve Deneyimleri Ölçeği, geçerlilik-güvenirlik, doğum beklentileri, doğum deneyimleri.
Obez olan ve olmayan lohusalarda emzirme başarısı, öz-yeterlilik ve emzirmede yaşanan endişeler
Amaç: Bu çalışmanın amacı, obez olan ve olmayan lohusalarda emzirme başarısı, öz-yeterliliği ve emzirmede yaşanan endişeleri incelemektir. Gereç ve Yöntem: İzmir'de bir hastanede 354 lohusa ile gerçekleştirilen bu çalışmada LATCH Emzirme Tanılama Ölçüm Aracı, Postpartum Emzirme Öz-Yeterlilik Ölçeği Kısa Formu (EÖYÖ) ve Emzirme Hakkında Yaşanan Endişeler (EHYE) Soru Formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı analizler, ki kare (X2) testi, t-test, Kruskal Wallis, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Mann Whitney U-testi ve Pearson Korelasyon testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 28,0±6,2 olup, kadınların %30,5'i fazla kilolu ve %19,8'i obezdir. Araştırmanın ölçek toplam puan ortalamalarına bakıldığında; LATCH 8,5±1,7, Emzirme Öz Yeterlilik 57,1±8,1 ve Endişe Soru Formu 31,4±9,1 olarak bulunmuştur. LATCH toplam puan ortalaması yaşı 18-23 arasında olan, ilk gebeliği ve doğumu olan, ölü doğum yapmayan, doğum kontrol yöntemi kullanmayan, kullandığı aile planlaması yöntemi kondom olan ve gebeliğinde 6-10 kez kontrole giden kadınlarda anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur. EÖYÖ toplam puan ortalaması yaşı 24-29 arasında olan, üniversite mezunu, çekirdek ailede yaşayan, kullandığı aile planlaması yöntemi geri çekme olan, gebeliğinde beş ve daha az kontrole giden, gebeliğinde sigara kullanmayan, gebeliğinde beslenme ve emzirme hakkında eğitim alan ve obez olmayan kadınlarda daha yüksek bulunmuştur. EHYE toplam puan ortalaması okur yazar olmayan ve okur yazar olan, kronik hastalığı olan, geniş ailede yaşayan, kullandığı aile planlaması yöntemi kondom olan, gebeliğinde 11 ve üzerinde kontrole giden, gebeliğinde sigara kullanan, gebeliğinde beslenme ve emzirme hakkında eğitim almayan, 37-39 hafta arasında doğum yapan, sezaryen ile doğum yapan ve obez olmayan kadınlarda daha yüksek bulunmuştur.Sonuç: Obez olan kadınların emzirme başarısı ve emzirme öz-yeterliliği toplam puanları arasında pozitif yönde, emzirme öz yeterliliği ve endişe toplam puanları arasında ise negatif yönde ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: Emzirme, obezite, LATCH, öz-yeterlilik, anksiyete.
Serviks kanseri risk faktörleri ve önlenmesine yönelik verilen web tabanlı eğitimin pap smear yaptırma davranışlarına etkisi
Amaç: Manisa merkezinde kadın öğretmenlere serviks kanseri risk faktörleri ve önlenmesine yönelik verilen web tabanlı eğitimin Pap smear yaptırma davranışlarına etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Deney kontrol gruplu longitudinal olarak yürütülen bu araştırmanın evrenini 2017 yılında 176 okulda çalışan 2563 kadın öğretmen, örneklemini 1290 öğretmen (deney: 678, kontrol: 612) oluşturmuştur. Deney grubunda yer alan öğretmenler serviks kanseri ve Pap smear testine yönelik bir eğitim videosunu web tabanlı izlemişlerdir. Eğitim videolarını izledikten üç ay sonra cep telefonu ile her iki gruba da ulaşılarak Pap smear testi yaptırma durumları, yaptırmadılar ise yaptırmama nedenleri, yaptırdılar ise bu testin sonucu sorulmuştur. Çalışma tamamlandıktan sonra deney grubundaki 20 öğretmen ile web tabanlı eğitimin değerlendirilmesi amacıyla nitel görüşme yapılmıştır. Bulgular: Deney ve kontrol grubunda yer alan öğretmenlerin yaş grubu, medeni durumu, beden kitle indeksi, sigara ve alkol kullanma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Deney grubundaki öğretmenlerin %52,1'i, kontrol grubundaki öğretmenlerin %46,7'si son üç yıl içinde Pap smear testi yaptırmadığını belirtmiştir. Veri toplama aşamasından üç ay sonra Pap smear testi yaptırma oranları deney grubunda (%31,6, n=121), kontrol grubuna (%23,2, n=79) göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur. Kontrol grubundaki bir öğretmenin patoloji sonucunda serviks kanseri (%1,3), deney grubundaki bir öğretmenin patoloji sonucunda CIN1 (%0,8) ve bir öğretmenin sonucunda ise HPV53 (%0,8) saptanmıştır. Deney grubundaki öğretmenlerin %60'ı web tabanlı eğitimden çok memnun kalmıştır. Sonuçlar: Eğitim alan deney grubunun kontrol grubuna göre Pap smear testini eğitimden üç ay sonra daha fazla yaptırdığı belirlenmiştir. Web tabanlı eğitimin öğretmenlerde Pap smear testi yaptırma davranışı üzerinde etkili olduğu bulunmuştur.
İşitme engelli kadınlara verilen eğitimin pap smear testi yaptırma davranışlarına etkisi
Amaç: Bu araştırmanın amacı işitme engelli kadınlara verilen eğitimin Pap smear testi yaptırma davranışlarına etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma; İzmir ilinde aktif faaliyet gösteren işitme engelli kadınların kayıtlı olduğu dört dernekte örneklem seçimine gidilmeden, evrende yer alan 230 kadından araştırmaya dahil olma kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 156 (deney:78 ve kontrol:78) kadın ile yürütülmüştür. Veriler ilgili derneklerde dernekte yüz yüze görüşme tekniği ve Türk İşaret Dili kullanılarak üç aşamada toplanmıştır. İlk aşama kadınlar ile tanışma toplantısının yapılması, ikinci aşama veri toplanma ve deney grubundaki kadınlara eğitim verilmesi, son aşama ise veri toplandıktan üç ay sonra kadınların Pap smear yaptırma durumunun ve deney grubundaki kadınların bu konuda bilgi düzeylerinin incelenmesidir. Bulgular: Deney ve kontrol grubunun temel tanımlayıcı özellikleri (yaş dışında) arasında istatistiksel anlamlı bir fark saptanmamıştır. Eğitim öncesi deney (0,6±1,6) ve kontrol (1,1±1,9) grubundaki kadınların rahim ağzı kanseri ve Pap smear testi bilgi puan ortalaması arasında istatistiksel anlamlı fark bulunmamıştır (p=0,999). Rahim ağzı kanseri ve Pap Smear testi eğitimi ile ilgili toplam bilgi puan ortalaması kadınların eğitim öncesi 0,6±1,6 olup, eğitim sonrası 9,2±1,4'tür. Eğitim öncesi kadınların %26,3'ü (deney=%19,2 kontrol=%33,3) Pap smear testi yaptırmıştır. Eğitimden üç ay sonra deney grubunda olan kadınların %29,5'i ve kontrol grubundaki kadınların %1,3'ü Pap smear testini yaptırmıştır (p=0,000). Sonuçlar: Bu çalışmada işitme engelli kadınlara verilen serviks kanseri ve pap smear testi eğitiminin kadınların bu konudaki bilgi düzeylerine ve Pap smear testi yaptırma davranışlarına etkili olduğu görülmüştür.
Doğum yapan kadınların prekonsepsiyonel dönemde sağlık risklerinin ve bakım alma durumlarının incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı doğum yapan kadınların prekonsepsiyonel sağlık risklerinin ve prekonsepsiyonel bakım (PB) alma durumlarının incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma İstanbul'da bir hastanede 1 Kasım 2018- 1 Kasım 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini doğum yapan 4417 kadın, örneklemini EPI İnfo 2000 programı kullanılarak evreni bilinen formül ile %95 güven aralığı, %5 sapma ve bilinmeyen prevelans %50 alınarak 350 kadın oluşturmuştur. Verilerin değerlendirilmesinde ki-kare testi kullanılmıştır. Bulgular: Kadınların %30,3'ü PB kavramını duymuş, %11,4'ü PB almıştır. Kadınların eğitim ve gelir durumu arttıkça PB alma oranlarının istatistiksel olarak arttığı bulunmuştur. Bu araştırmada 18 yaş altında evlenen kadınların hiçbiri 18 yaş üzerinde evlenen kadınların %12,9'u PB almış olup iki grup arasında istatistiksel anlamlı fark bulunmaktadır. Bu araştırmada ilk gebeliği olan kadınlar (%20,3) iki (%9,1), üç (%7,1) ve dört (%11,4) gebeliği olan kadınlara göre daha fazla oranda prekonsepsiyonel bakım almıştır. Çalışmada gebelik öncesi hastalığa sahip olan kadınlar (%18,4) sahip olmayan kadınlara (%9,5) göre istatistiksel anlamlı olarak prekonsepsiyonel bakımı daha fazla almıştır. Bu çalışmada isteyerek gebe kalan kadınların (%14,7) istemeden gebe kalan kadınlara (%5,1) göre istatistiksel olarak daha fazla PB aldığı saptanmıştır. Kadınların isteyerek gebe kalma durumu ile PB alma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark belirlenmiştir. PB kavramını duyan kadınların %37,7'si PB almış ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır. Sonuç: Sağlık bakımı sunan kurumların kadınları PB alma konusunda bilgilendirilmesi, eğitim programları ve danışmanlık sunulması son derece önemlidir. Anahtar kelimeler: Prekonsepsiyonel bakım, gebelik öncesi bakım, prekonsepsiyonel dönemde sağlık riskleri
Kırsal ve kentsel alanda yaşayan gebelerin depresyon, yalnızlık ve şiddete maruz kalma durumlarının incelenmesi
ÖZET KIRSAL VE KENTSEL ALANDA YAŞAYAN GEBELERİN DEPRESYON, YALNIZLIK VE ŞİDDETE MARUZ KALMA DURUMLARININ İNCELENMESİ Bu araştırma kırsal ve kentsel alanda yaşayan gebelerin depresyon, yalnızlık ve şiddete maruz kalma durumlarının incelenmesi amacıyla kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırma kapsamına 1 Eylül 2012-28 Şubat 2013 tarihleri arasında Merkez Efendi Doğum ve Çocuk Bakım Hastanesi ve Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesine başvuran, 28 hafta ve üzeri olup, araştırmaya katılmayı kabul eden 600 gebe alınmıştır. Araştırmanın verilerinin toplanmasında Sosyo demografik ve Doğurganlık özellikleri soru formu, UCLA-LS (UCLA Yalnızlık Ölçeği), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Kadına Yönelik Aile İçi Şiddeti Belirleme ölçeği (KYAİŞBÖ) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde kadınların sosyo-demografik özellikleri ile depresyon, yalnızlık, şiddet puanları arasındaki ilişki t testi, Anova, Kruskal Wallis, Mann-Whiltney U testi kullanılarak değerlendirilmiştir. UCLA Yalnızlık Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, Kadına Yönelik Aile İçi Şiddeti Belirleme ölçekleri arasındaki ilişkiyi incelemek için Pearson korelasyon testi uygulanmıştır. Araştırmaya katılan gebelerin yaş ortalaması 28.4±4.4 (min=18, max=42)'dür. Gebelerin büyük çoğunluğu (%43.0) ilkokul mezunudur. Gebelerin %8.5'i çalışmakta, %18.7'si primipar, %90.2'si sosyal güvenceye sahip, %52.8'inin gelirleri giderlerine denk, %20'si kırsal alanda, %29.8'i gecekondu tipi evde yaşamaktadır. Gebelerin %22.9'u gebe kalmadan önce eşleri tarafından fiziksel şiddete maruz kaldığını ifade etmiştir. Gebelerin %10.8'inin ailesinde, %8.1'inin kendisinde depresyon tanısı olduğu bulunmaktadır. Gebelerin %37.8'i BDÖ'den 17 ve üzeri puan almış, BDÖ puan ortalaması 15.9±13.9 (min=0, max=47) olarak bulunmuştur. Eşleri ve kendisi yüksekokul/fakülte mezunu olan, çalışan gebelerde BDÖ puan ortalaması en düşük bulunmuştur. Kırsal alanda, gecekondu tipi evde yaşayan, gelir düzeyi düşük olan, evde beş ve üzeri kişi ile yaşayan, 6-10 yıl arası evli olan, 2 kez ve üzeri evlilik yapan, resmi nikahı olan ve kronik hastalığa sahip gebelerde BDÖ puan ortalaması yüksek olup, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır. Üç kez canlı doğum yapan ve çocuğa sahip olan, düşük yapan, erkek çocuk isteyen, istemeyerek gebe kalan, eşleri ile uyumsuz olduğunu belirten, gebe kalmadan önce fiziksel şiddete maruz kalan, ailede ve kendinde depresyon tanısı olan gebelerde BDÖ puan ortalaması en yüksek bulunmuş olup, diğer gruplarla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Gebelerin yaşı, gebelerin eşlerinin çalışma ve sosyal güvence durumu, ilk evlilik yaşı, kürtaj olma durumu, çocuk cinsiyetini bilme durumu, gebelik haftası, gebelik süresince destek alma durumu ile BDÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur. 18-25 yaş grubunda olan gebelerde, eşleri lise mezunu olan gebelerde, gelir gideri az olan gebelerde, kırsal alanda yaşayan, kronik hastalığı olan, üç gebeliğe sahip, iki çocuğu olan, eşleri ile uyumlu olduğunu belirten gebelerde UCLA-LS yalnızlık puan ortalaması yüksek bulunmuştur. Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmiştir. Gebelerin eğitim durumu, gebelerin çalışma durumu, gebelerin eşlerinin çalışma durumu, sosyal güvence durumu, yaşanılan evin tipi, ilk evlilik yaşı, evde yaşayan kişi sayısı, evlilik süresi, resmi nikah durumu, evlilik sayısı, canlı doğum yapma sayısı, kürtaj olma durumu, düşük yapma durumu, gebelerin ve eşlerin çocuklarında istediği cinsiyet, çocuk cinsiyetini bilme, isteyerek gebe kalma, gebelik haftası, gebelik süresince destek alma durumu, gebelik öncesi fiziksel şiddete maruz kalma durumu, ailede ve gebelerin kendisinde depresyon tanısı olma durumu ile gebelerde UCLA-LS yalnızlık puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Gebelerin %16.3'ü eşinin kendine ara sıra tokat attığını, %25.8'i eşinin kendini itip kaktığını, %24.8'i eşinin tartışma anında kapı, cam kırdığını, %28.3'ü tartışma anında kadın için önemli bir şeye zarar verdiğini belirtmiştir. Yaklaşık iki gebeden biri eşinin kendisiyle sudan sebeplerle kavga ettiğini, gebelerin %54.1'i eşinin davranışlarından dolayı kendisini eleştirdiğini, %40.5'i eşinin gerekmedikçe kendisiyle muhabbet etmediğini ve somurttuğunu, %38.1'i eşinin ters giden olaylardan dolayı kendisini suçladığını, %19.3'ü eşinin kendisini yalnızken aşağıladığını ifade etmiş, %91.7'si evde önemli kararları eşinin verdiğini belirtmiştir. Yaklaşık üç gebeden ikisi (%72) eşinin para işlerini tekeline aldığını, iki gebeden biri eşinin harcamalarını kısıtladığını, gebelerin %46.9'u eşinin para harcama konusunda kadından hesap vermesini istediğini, %5.5'i sık sık eşinin istemediği halde kendisini cinsel ilişkiye zorladığını ifade etmiştir. KYAİŞBÖ puan ortalamaları ile gebelerin sosyodemografik özellikleri arasındaki ilişki incelendiğinde; KYAİŞBÖ puan ortalamaları okuryazar olmayan gebelerde, eşleri okur yazar olan, kendisi ve eşi çalışmayan, sosyal güvencesi olmayan, geliri giderden az olan, kırsal alanda yaşayan, gecekonduda oturan, evde beş ve üzeri kişi ile yaşayan, 22 yaş ve altında evlenen, 6-10 yıl arası evli olan, resmi nikahı olan, kronik hastalığı olan, iki kez ve üzerinde evlenen gebelerde yüksek bulunmuştur. Dört gebeliğe sahip olan, üç kez doğum yapan, üç ve üzerinde çocuğu olan, daha önce düşük yapan, kürtaj olan, erkek çocuk isteyen gebe ve eşlerde, istemeyerek gebe kalan, 38-42 gebelik haftasında olan, eşiyle uyumsuz olduğunu belirten, gebelik öncesi fiziksel şiddete maruz kalan, depresyon tanısı alan gebelerde KYAİŞBÖ puan ortalaması yüksek olup, gruplar arasında istatistiksel olarak fark anlamlıdır. Gebelerin yaşı, çocuğun cinsiyetini bilme durumu, gebeliği süresince destek alma durumu, ailede depresyon tanısı alma durumu ile KYAİŞBÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. KYAİŞBÖ'nden elde edilen toplam puanların BDÖ toplam puanı, UCLA-LS yalnızlık ölçeği toplam puanı arasındaki korelasyon incelendiğinde; ULCA-LS yalnızlık ölçeği toplam puanı ile BDÖ toplam puanı arasında doğrusal pozitif yönlü ilişki olduğu gözlenmektedir (r=0.630, p=0.000). KYAİŞBÖ toplam puanı ile BDÖ toplam puanı arasında doğrusal pozitif yönlü ilişki olduğu bulunmaktadır (r=0.917, p=0.000). KYAİŞBÖ toplam puanı ile ULCA-LS yalnızlık ölçeği toplam puanı arasında doğrusal pozitif yönlü ilişki olduğu bulunmaktadır (r=0.529, p=0.000). Anahtar kelimeler: Gebelikte şiddet, Kadına yönelik şiddeti belirleme ölçeği, Gebelikte depresyon, Gebelikte yalnızlık
Hormon içeren ve içermeyen doğum kontrol yöntemi kullanan kadınların cinsel fonksiyonlarının incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, hormon içeren ve içermeyen kontraseptif yöntem kullanan kadınların cinsel fonksiyonlarının incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Analitik ve kesitsel tipte olan bu araştırma Manisa il merkezine bağlı üç Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı araştırmaya katılmayı kabul eden 380 kadınla ev ziyareti yapılarak 01.10.2015-01.10.2016 tarihleri arasında yapılmıştır. Bu araştırmada "Kadınların Tanıtıcı Özellikleri Soru Formu", "Doğum Kontrol Yöntemleri Soru Formu" "Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ)" ve "Kadın Cinsel Fonksiyon İndeksi (KCFİ)" kullanılmıştır. Bulgular: Kadınların yarısı (%51,1) 31-40 yaş arasında, %37,4'ü ilkokul mezunu, %46,9'u hormonal olan, %53,1'i hormonal olmayan bir doğum kontrol yöntemi kullanmaktadır. En çok kullanılan hormon içeren yöntem kombine oral kontraseptif ve hormon içermeyen yöntem erkek kondomudur. Kadınların %42,1'inde cinsel disfonksiyon riski, %6,6'sında depresif belirtiler olduğu belirlenmiştir. Eğitim durumu yüksek olan, cinsel yaşamından memnun olan ve eşlerinin hormonal olmayan yöntem kullanımından memnun olduğunu ifade eden kadınlarda KCFİ toplam puanı yüksektir. Ölü doğum öyküsü olan, evliliğinde eşi ile uyumsuz olan ve cinsel yaşamından memnun olmayan kadınlarda BDÖ ortalaması yüksektir. Hormonal yöntem kullanan kadınların %35,4'ünde, hormonal olmayan yöntem kullanan kadınların ise %48,0'inde CD riski bulunmuştur. KCFİ ile BDÖ puan ortalaması arasında negatif yönlü ve zayıf düzeyde anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Sonuçlar: Hormon içeren ve içermeyen doğum kontrol yöntemi kullanan kadınların cinsel fonksiyonlarının incelenmesi risk gruplarının bilinip uygun girişimlerin planlaması açısından önemlidir.
Gebelik deneyimleri ölçeği'nin Türkçe geçerlilik güvenilirlik çalışması
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Gebelik Deneyimleri Ölçeği'nin (GDÖ) Türkçe geçerlik-güvenilirliği çalışmasının yapılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma Manisa'da bir hastanenin doğum polikliniğine başvuran, çalışmaya katılmayı kabul eden ve araştırma kriterlerine uyan 410 gebeden oluşmaktadır. Katılımcılar basit rastgele örneklem yöntemi ile seçilmiştir. Araştırma 20.04.2014-20.12.2014 tarihleri arasında yürütülmüştür. Bu araştırmada kadınların sosyodemografik özelliklerini inceleyen soru formu, GDÖ, WHO (Beş) İyilik Durumu İndeksi soru formu, Hastane Anksiyete Depresyon Ölçeği kullanılmıştır. GDÖ'nin geçerlilik analizinde dil geçerliliği, yapı geçerliliği için Açıklayıcı Faktör analizi yapılmış, iç tutarlılık analizinde cronbach alpha katsayısı ve madde toplam puan korelasyonu kullanılmıştır. Ölçeğin zamana karşı değişmezliği için test-retest analizi yapılmış ve ölçekler arasındaki ilişki Pearson korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: : GDÖ'nin Cronbach alpha değeri 0.920'dir. Ölçeğin Ana Bileşenler sonucu oluşan faktör yükleri 0.896 ile -0.261 arasında değişmektedir. Kaiser Mayer Olkin değeri yüksek (0.852) bulunmuştur. GDÖ yoğunluk puan ortalaması, olumsuz duygular yoğunluk ve sıklık puan ortalaması ile HAD depresyon ve anksiyete, WHO (Beş) İyilik Durumu İndeksi puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Sonuçlar: GDÖ'nin Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik analizlerinde orijinal ölçekteki gibi madde toplam test korelasyon katsayısı, iç tutarlılık, benzer ölçeklerle olan korelasyon katsayısı, test-retest güvenilirlik katsayısının yüksek olduğu görülmektedir. Türkçe'ye uyarlanan bu ölçek geçerli ve güvenilirdir. Anahtar kelimeler: Gebelik Deneyimleri Ölçeği, Pregnancy Experience Scale, geçerlilik-güvenilirlik.
Doğum sonrası dönemde disparoni yaygınlığı ve etkileyen faktörler: Longitudinal bir çalışma
Amaç: Bu araştırmanın amacı doğum sonrası üçüncü, altıncı ve dokuzuncu aylarda disparoni görülme sıklığı ve etkileyen faktörler ile ilişkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma Manisa il merkezine bağlı 11 Aile Sağlığı Merkezinde Haziran 2014- Haziran 2015 tarihleri arasında doğum sonrası üçüncü ayda olan 220 lohusa ile yapılmıştır. Longitudinal tipte olan bu araştırma üç aşamada yürütülmüştür. İlk izlem aile sağlığı merkezinde, ikinci (doğum sonrası altıncı ay) ve üçüncü (doğum sonrası dokuzuncu ay) izlem telefon ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Kadınların %10,0'u gebelik öncesi, %11,8'i gebelik döneminde %31,8'i doğum sonrası üçüncü ayda, %10,5'i altıncı ayda ve %1,8'i dokuzuncu ayda cinsel ilişki sırasında ağrı yaşadığını ifade etmiştir. Araştırmada kadınların doğum sonrası üçüncü ay %87,5'i, altıncı ay %66,8'i ve dokuzuncu ay %48,6'sı Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği'nden 11 puan ve üzerinde puan almış olup cinsel disfonksiyon yaşadığı belirlenmiştir. Sonuçlar: Doğum sonrası üçüncü ay disparoni, cinsel disfonksiyon, doğum sonrası altıncı ve dokuzuncu aylara göre daha yüksek ve cinsel yaşam kalitesi daha düşüktür. Anahtar kelimeler: Disparoni, doğum sonrası dönem, doğum sonrası cinsel yaşam, Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği, Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği.
İntrapartum dönemde kanıta dayalı uygulamalar: Doğum yapan kadınların tercihleri
Amaç: Bu araştırma, kadınların intrapartum dönemde kanıta dayalı uygulamalar doğrultusunda uygulanan etkili ve etkisiz girişimler hakkında tercihlerini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı tipteki araştırma, TC Sağlık Bakanlığı Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu Manisa İli Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği Merkezefendi Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde 1 Mayıs 2014- 1 Mayıs 2015 tarihleri arasında toplam 325 normal doğum yapan kadın araştırma örneklemini oluşturmuştur. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 21.0 programı kullanılmış ve tanımlayıcı analizler yapılmıştır. Bulgular: Kadınların yaş ortalaması 26,0 ±3,6 (18-41)'tır. Kadınların %70,2'si gebelik döneminde eğitim almış, sadece %0,9'u gebelik süresince doğuma hazırlık sınıfına katılmış, kadınların % 71,4'ü doğum öncesi hazırlık sınıfına katılmak istediğini belirtmiştir. Kadınların %87,4'üne doğum sırasında epizyotomi uygulanmış olup, kadınların büyük çoğunluğu (%95,1) epizyotomi yapılmasını istememiştir. Kadınların %0,9'u ayakta, %2,2'si çömelme, oturma pozisyonunda, %42,5'i suda, %0,6'sı evde doğum yapmak istediğini belirtmiştir. Kadınların çoğunluğu (%96,6) normal doğumun daha güvenli olduğunu belirtmiştir. Sonuç: Kadınların doğum sırasında kendi doğumlarını kendileri yöneterek korkusuz, kendine güvenerek doğum yapmayı ve güzel bir doğum deneyimi yaşamayı istemektedir. Anahtar kelimeler: kanıta dayalı uygulamalar, intrapartum dönem, doğum, kadınların tercihleri