Doç. Dr. Hakan Yücel danışmanlığındaki tezler
10 tez · Galatasaray University
Les langues comme instruments politiques -le cas de l'unite territoriale autonome de Gagaouzie -Republique de Moldavie
Bu çalışma, Gagauzya'nın Moldova Cumhuriyeti'ne bağlı özerk bir bölge olarak, kimlik inşasında ve korunmasında dil politikalarının rolünü incelemektedir. Etnik çeşitliliğiyle tanınan Moldova, aralarında Gagauzların da bulunduğu birçok etnik gruba ev sahipliği yapmaktadır. Türk kökenli ve Ortodoks Hristiyan inancına sahip bir grup olan Gagauzlar, ülkede benzersiz bir konuma sahiptir. Dilleri olan Gagauzca, hem bir kimlik göstergesi hem de modernleşme ve küreselleşme baskıları karşısında bir kültürel koruma aracı olarak hizmet etmektedir. Bu araştırma, Benedict Anderson'ın "hayali cemaat" kavramı, Pierre Bourdieu'nün "dilsel sermaye" fikri ve David Crystal'ın dillerin yok oluşu üzerine yaptığı çalışmalar gibi teorik çerçevelere dayanmaktadır. Çalışma, bölgenin tarihsel ve hukuki bağlamını analiz ederek Gagauz dilini desteklemek için uygulanan eğitim, medya ve idari politikaları incelemekte, aynı zamanda bu politikaların sınırlılıklarını da ortaya koymaktadır. Ayrıca, Türkiye'nin Gagauz dili ve kültürünün tanıtımına yönelik katkılarını ele almaktadır.
Tanzimat dönemi Osmanlı İmparatorluğu'nda siyasal adalet kavramının dönüşümü
Bu tez, Tanzimat Dönemi Osmanlı İmparatorluğu'nda siyasal adalet kavramının dönüşümünü incelemektedir. Tezin odaklandığı tarihsel dönem, 1839'da ilan edilen Tanzimat Fermanı'yla başlar, Kanun-i Esasi'nin ilan edildiği dönemi ve Kanun-i Esas-i metnini inceleyerek sona erer. Bu dönem içerisinde tezin konusuyla bağlantılı olarak Islahat Fermanı, Ceza Kanunnameleri, Arazi Kanunnamesi gibi tarihi önem arz eden belge ve kanunlar ele alınır. Tanzimat'ın siyasal hedeflerine ulaşması için kurulan Meclis-i Vala ve sonrasında bu meclisin devamı niteliğindeki Meclis-i Tanzimat bu çerçevede incelenir. Tez, Tanzimat dönemindeki bu gelişmeleri adalet ve eşitlik kavramları üzerinden irdeler. Adalet kavramı, imparatorluğun siyasi yapısında oldukça belirleyici bir kavramdır. Bu kavramın dönüşümü, aynı zamanda Tanzimat döneminde görünür hale gelen eşitlik kavramıyla bir ilişkisellik içinde işlenir. Bu kavramların dönüşümü, disiplinler arası bir yöntemle incelenir. Tez, bu bağlamda siyaset felsefesi, hukuk ve tarih alanlarından yararlanarak adalet ve eşitlik kavramının dönüşümünü açıklar. Bu tez, Tanzimat dönemi (1839-1876) Osmanlı İmparatorluğu'nda adalet ve eşitlik kavramlarının dönüşümünü, siyaset felsefesi, hukuk çalışmaları ve tarihsel analizleri bir araya getiren disiplinler arası bir yaklaşımla incelemektedir. Temel odak, bu kavramların Osmanlı bağlamında nasıl yeniden yorumlandığı ve uygulandığını anlamak için Aristoteles ve Hegel'in felsefi çerçevelerinin uygulanmasındadır. 1839 Tanzimat Fermanı, Osmanlı tarihinde ıslahatların ulaştığı evre açısından büyük bir simgesel öneme sahiptir. Tanzimat Fermanı; tebaasına üç konuda siyasal taahhüt veriyordu. Bu üç alan; can, mal, ırz ve namusun korunmasına yönelik taahhütlerdi. Bu üç temel hak; farklı siyasal hukuki kaynakların üzerinde uzlaştığı haklardır. İslam hukuk geleneği, bu üç temel hakkı tarih boyunca en temel haklar olarak görmüştür. Bundan dolayı Osmanlı İmparatorluğu'nun siyasi hukuki geleneğinde bu üç hak, köklü bir geçmişe sahip hak türüdür. İmparatorluk'ta siyasal sistemin temelini oluşturan "adalet dairesi" bu temel hakların korunmasını, sistemin sürekliliğin ayrılmaz parçası sayar. Tebaanın refahı, bu hakların bir engelle karşılaşmadan devam etmesine bağlıdır. Tanzimat dönemi, Avrupa'da meydana gelen devrimlerin etkisini güçlü şekilde sürdürdüğü bir döneme denk gelir. Avrupa'daki devrimler, birey ve bireyin ayrılmaz parçası olarak can, mülkiyet, güvenlik ve özgürlük haklarını siyasi hukuki sistemin doğasına yerleştiriyordu. Osmanlı'nın siyasi hukuki yapısının ayrılmaz parçası olan bu üç hak türünün işleyişi, İmparatorluk güç kaybettikçe kamu otoritesi tarafından korunması zorlaşmıştı. Diğer taraftan devrimlerin ve insan hakları bildirgelerinin harekete geçirdiği bu üç hak türünün modern doğal hak formunda yayılması Osmanlı İmparatorluğu'nun içinde bulunduğu zor durumla örtüşmesi üzerine Tanzimat, bu üç siyasi hukuki hak türüne yönelik vaatlerini imparatorluğun temel politikası haline getirerek devletin yapısını yeniden üretme ve kamu otoritesini tesis etme amacı gütmüştü. Birden fazla disiplinden yararlanarak adalet ve eşitliğin bu haklar bağlamında nasıl dönüştüğünü göstermek bu tezin temel amaçlarındandır. Konuyu siyaset felsefesi açısından değerlendirmek için dağıtıcı adalet, düzeltici adalet, hak, yasa, öznel ve nesnel hak kavramlarını, Aristoteles'in ve Hegel'in çalışmalarından yola çıkarak felsefi bir zemin sunduk. Felsefe aracılığıyla kavramsallaştırma imkânı elde ettiğimiz bu kavramları Tanzimat döneminde çıkan fermanlara, kanunnamelere, yasal metinlere uyguladık. Aristoteles'in adaleti aşırılar arasında bir orta yol olarak gören anlayışı ve orantıya yaptığı vurgu, Osmanlı yönetim anlayışıyla uyum göstermektedir. Onun, yasal adalet ve etik adalet ayrımı, Tanzimat'ın hukuki modernizasyon ve ahlaki yenilenme çift amacının paralelliklerini ortaya koymaktadır. Aristoteles'in dağıtıcı ve düzeltici adalet sınıflandırması, Osmanlı'nın mülkiyet hakları, vergi sistemi ve ceza adaletindeki uygulamalarına uyarlanmıştır. Hegel'in felsefesi, Tanzimat'ın tarihsel gelişim sürecindeki diyalektik yerini konumlandırmasıyla analizi zenginleştirmektedir. Hegel'in "nesnel tin" kavramı, Tanzimat'ın bireysel ve toplumsal hakları uyumlu bir hukuk sistemi içinde birleştirme çabasını anlamak için bir çerçeve sunmaktadır. Çalışma, Tanzimat reformlarını tarihsel ve felsefi bir bağlamda ele alarak 1776 Virginia Haklar Bildirgesi ve 1789 İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi gibi Avrupa'nın kritik kilometre taşlarıyla karşılaştırmaktadır. Bu belgeler, Tanzimat'a doğal haklar ve hukuk devleti ilkelerini tanıtarak etkide bulunmuştur. Analiz, Osmanlı reformlarının bu fikirleri imparatorluğun benzersiz tarihsel ve kültürel bağlamına uyarlama şekillerini incelemektedir. Karşılaştırma, Batı hukuki ilkelerinin seçici adaptasyonunu vurgulamakta ve bu tür alıntıların fırsatları ile sınırlarını gözler önüne sermektedir. Adalet, eşitlik ve hukuk reformlarının nasıl kavramsallaştırıldığı ve uygulandığı incelenerek geleneksel İslam yönetimi ile modern hukuki-siyasal yapılar arasındaki boşluğu doldurmak amaçlanmıştır. Tanzimat reformlarının uygulanması önemli engellerle karşılaşmıştır. Eşitlik ve adalet vaadi, derin bir şekilde tabakalaşmış bir toplumun gerçeklikleri ve geleneksel hukuki çerçeve ile sık sık çatışmıştır. Merkezi otorite ile yerel otonomi arasındaki çatışma, gayrimüslim tebaanın hukuk sistemine entegrasyonu ve İslami ve Avrupa hukuki normlarının uzlaştırılması gibi ana gerilimler ele alınmıştır. Bu zorluklar, modernizasyonu takip ederken çift bir hukuki mirasta yol almanın karmaşıklığını ortaya koymaktadır. Bu tez, Tanzimat reformlarının gelenek ve modernite, evrenselcilik ve tikelcilik, hukuk ve ahlak arasındaki müzakereyi temsil ettiğini savunmaktadır. Aristoteles ve Hegel'in felsefi çerçeveleri kullanılarak Osmanlı hukuki modernizasyonunun entelektüel ve pratik boyutlarına ışık tutulmaktadır. Tanzimat'ın mirası, çeşitli hukuki, kültürel ve felsefi gelenekleri birleştiren şekilde adalet ve eşitliği yeniden hayal etme çabasında yatmaktadır.
Yeni toplumsal hareketler bağlamında Türkiye'de Kürtçe anadilde eğitim talepleri: TZP Kurdi örneği (2006-2011)
Bu çalışma, Türkiye'de 2006-2011 arası faal olan Kürt Dilini Koruma ve İlerletme Hareketi'ni Yeni Toplumsal Hareketler bağlamında incelemektedir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır: Birinci Bölümde Yeni Toplumsal Hareketler kavramı, tarihsel gelişimi ve ayırıcı unsurları incelenmektedir. İkinci Bölümde anadilde eğitim taleplerinin ortaya konulduğu bazı tarihsel örnekler ele alınmakta ve örnek olay ile karşılaştırmalı olarak ele alınmaktadır. Büyük Britanya'dan İrlandalılar, İspanya'dan Basklar, Fransa'dan Bretonlar, Kanada'dan Quebecliler, Amerika Birleşik Devletleri'nden Chicanolar (Hispanikler) olmuştur. Üçüncü Bölümde, ise Kürtçe anadilde eğitim talepleri Anadilde eğitim hareketi üzerinden incelenmektedir. Bu kapsamda Kürtçe dil taleplerinin tarihsel gelişimi incelenmekte; ardından teze konu olan hareket, yeni toplumsal hareketler açısından ele alınmaktadır.
Le mouvement LGBTI+ en Turquie à travers l'espace, l'identité et la résistance
Bu araştırmanın amacı Türkiye'de LGBTİ+ hareketi örneği üzerinden yeni toplumsal hareketlerin mekân ile ilişkisine dair bir değerlendirme sunmaktır. Türk devleti LGBTİ+ hareketini yasa dışı ilan etmese de "genel ahlak" veya "kamu düzeni" gibi kavramlar sebep gösterilerek harekete yönelik çeşitli müdahaleler söz konusu olmaktadır. Elbette bu müdahalelerin temel alanlarının başında hareketin mekânları gelmektedir. İstanbul, Ankara ve İzmir'de etkinliğini sürdüren LGBTİ+ aktivistlerle yapılan görüşmeler neticesinde birincil kaynak teşkil eden görüşlere yer verilen tez, LGBTİ+'ların mekân üzerinden direniş ve mobilizasyonlarını ortaya koymaktadır.
Siyasal vekalet eylemi üzerinden tahakküm ilişkilerini düşünmek: Cumhuriyet Halk Partisi'nde aday belirleme süreçleri
Bu çalışma, Cumhuriyet Halk Partisi'nde milletvekili adaylarının belirlenmesi sürecinde ortaya çıkan tahakküm ve meşruiyet ilişkileri üzerinedir. CHP'nin, 2007, 2011 ve 2015 seçimlerinde farklı aday belirleme yöntemleri kullanmasına rağmen, çoğunluğu parti profesyoneli olarak nitelendirilebilecek kişilerin sürekli seçildiği ve farklı yöntemlerin aday ve milletvekili kompozisyonunda radikal bir değişiklik yaratmadığı görülmektedir. Bu olgu, parti yayınları ve diğer kaynaklardan yararlanılarak toplanılan Türkiye geneli istatistiklere dayanarak oluşturulmuş olan çoklu mütekabiliyet analizi diyagramlarıyla ve Kırklareli'de yürütülen etnografik saha araştırmasının verileriyle ortaya koyulmaktadır. Örtülü tahakküm mekanizmalarını incelemek üzere Pierre Bourdieu'nün sembolik şiddet teorisi, Marksist "ideoloji" ve "hegemonya" kavramları ile klasik elit teorilerinin değerlendirmeleri ile karşılaştırılarak kullanılmaktadır. Çalışma, sembolik şiddet teorisinden, kavramsal alet kutusunun "ideoloji" ve "hegemonya" kavramlarından farklı bazı özgün açılımlar sağladığı düşüncesiyle faydalanmaktadır. Çalışma aynı zamanda klasik elit teorilerinin genelleyici, işlevsel, özcü varsayımlarından farklı olarak Bourdieu'nün pratik teorisinin tahakküm mekanizmalarını tarihsel ve ilişkisel temelleriyle değerlendirerek araştırma sorunsalını analiz etmeye olanak sağladığını göstermektedir. Bu çerçevede aday belirleme yöntemlerinden merkez yoklamasının "lider oligarşisi"nin, ön seçimlerin de "parti içi demokrasi"nin, göstergesi olduğu yolundaki kanıksanmış düşünceleri eleştirel bir değerlendirmeye tabi tutmaktadır. Her üç seçim döneminde de farklı seçici organlara rağmen (parti genel merkezi, üyeler ve delegeler) parti tarafından aday gösterilen ve milletvekili seçilen kişilerin aynı pozisyonları işgal eden kişiler olduğunu istatistiki ve etnografik verilerle ortaya koymaktadır. Böylelikle hem toplumsal teoriye hem de siyaset bilimi literatürüne milletvekili adaylarının belirlenmesi ve parti içi demokrasi tartışmaları bağlamında teorik ve metodolojik düzeyde katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Cumhuriyet Halk Partisi, Milletvekili Adaylarının Belirlenmesi, Parti İçi Demokrasi, Pierre Bourdieu, Sembolik Şiddet Kuramı, Çoklu Mütekabiliyet Analizi
Les expériences des jeunes femmes en col blanc dans l'espace urbain : Le cas de Kadıköy D'Istanbul
Araştırma, Kadıköy'de yaşayan genç, bekar ve beyaz yakalı kadınların kamusal mekân kullanımlarına dayanarak kentle olan ilişkilerini ve deneyimlerini incelemektedir. Literatürde kent yaşamı anonimleşme ve özgürleşme ile özdeşleştirilse de kadınların kent deneyimi saate ve mekanlara bağlı olarak belirli kısıtlamalar ve zorlukları da beraberinde getirir. Bu çalışmada kadınların kamusal alandaki görünürlükleri, hareketlilikleri ve güvenlik algıları feminist coğrafya literatüründeki mekanın kullanımını ve toplumsal cinsiyet teorilerine dayanılarak gözlemlenmiştir. Araştırmanın ilk bölümünde hem dünyada hem de Türkiye'de kadınların kamusal alana 'dahil edilme' tarihine ve bu geç kabulun yarattığı feminen korkuya odaklanılmıştır. Antik yunandan günümüze hem Batı coğrafyasında hem de Türkiye'de kadınların kentte erkekler kadar görünmesi hoş karşılanmamıştır. Kamusal alan özel alan dikatomisinin bir sonucu olarak erkekler kamusal alanla, kadınlar ise özel alanla yani ev ve ev işleriyle tanımlanmıştır. Erkekler tarafından cinsiyet körü olarak inşaa edilen ve kullanılan kentlerde kadınlar bedenleriyle yorumlanmıştır. Sürekli olarak toplumsal bakışı üzerinde hisseden ve dişil bedenleriyle yorumlanan kadınların kente duydukları aidiyet de aynı oranda problemli olmuştur. Feminen korku olarak tanımlanan kentte erkek şiddeti ve tacizine maruz kalmaya duyulan korku, kadınların kamusal alanı rahatça kullanmalarının önündeki en büyük engel olarak göze çarpmaktadır. Öte yandan Türkiye'de kadınların kamusal alanda görünür olmaları Osmanlı Devletinin son dönemlerinde batılılaşma hareketinin başlangıcı ile mümkün olmuştur. Erken cumhuriyet döneminde devam eden 'modernleşme' sürecinde ise kadınların kamusal alanda bulunmaları, çalışmaları ve kendilerini ifade edebilmeleri için tüm yasal engeller ortadan kaldırılsa da kadınlar evle, annelikle ve eş olmakla tanımlanmaya devam edilmiştir. Farklı kadın kimliklerinin görünür olması ve kamusal mekanları kendi problemlerini dile getirmek için kullanmaları 1980'lerde mümkün olabilmiştir. Cinsel şiddet ve taciz için ilk kez düzenlenen eylemler de bu döneme denk gelmektedir. Bu sürece kadar kadınların kamusal alan deneyimleri okul, işyeri ve ailenin temel ihtiyaçları için gidilen mekanlarla sınırlı kalmıştır. 2000lere kadar ise Türkiye'de mekan kullanımını toplumsal cinsiyet perspektifinden inceleyen sadece birkaç araştırma yapılmış ve bu alanın incelenmesi gerekliliğini beraberinde getirmiştir. Araştırmanın ikinci kısmında ise çalışmanın bulguları literatür ile bağdaştırılarak paylaşılmıştır. Saha araştırması hem nitel hem de nicel verilere dayandırılmıştır. Kadıköy'de yaşayan 18 kadınla gerçekleştirilen görüşme yarı yapılandırılmıştır. Görüşmelerden önce literatür taraması yapılmış, Kadıköy'e dair demografik grafikler, farklı semtler hem harita üzerinde hem de yerinde incelenmiştir. Feminist coğrafyanın 'güvenlik haritalandırması' ve 'feminen korku' gibi konseplerinden yararlanılarak ilçenin bu küçük odak grubun söylemlerine göre güvenlik haritası çıkarılmıştır. Araştırmanın sonucunda ise beyaz yakalı, genç ve bekar olan kadınların toplumsal cinsiyete dayalı baskıdan kaçmak için Kadıköy'ü tercih ettikleri saptanmıştır. Kadın görünürlüğünün günün her saatinde diğer semtlere göre fazla olduğu ve sosyal olanakların merkezinde bulunması nedeniyle Kadıköy kadın dostu ilçe kategorisine konulmuştur. Buna rağmen kadınlar kent içi hareketliliğinde aynı derecede güvende hissetmemektedir. Kullandıkları ulaşım aracından güzergahına, hareket saatinden kıyafetlerine kadar çeşitli kısıtlamalar ve stratejiler yaratmışlardır. Öte yandan Kadıköy güvenli ilçe olarak tanımlansa da haritadaki Kadıköy ile kadınların zihin haritasındaki yerin aynı olmadığı gözlemlenmiştir. Kadınlar gidilecek ve gidilemeyecek yerleri sosyo kültürel seviyesi ve fiziksel yapılandırılmasına göre kategorilere ayırmışlardır. Buna göre tacize/tecavüze uğrayabilecekleri yerler, saatler ve ulaşım araçları vardır. Şehrin aydınlatma, kaldırımlar, binalar gibi fiziksel yapılandırılması güvenlik duygusunun doğrudan bir göstergesi konumundadır. Bilinçli olarak veya olmayarak her an geliştirilen direnme ve kaçınma taktikleri kadınların kentteki gündelik hayatına ve aidiyetliklerine dair ciddi kısıtlamalar olduğunu gösterir. Mekansal olanın aynı zamanda toplumsal ve politik de olmasının bir sonucu olarak kent kullanımındaki ve kentle olan ilişkiyi yapılandıran feminen korku direkt olarak toplumdaki cinsiyet algısı ve politik ajandaya göre değişmektedir. Kadınlar hem kendi deneyimlerinden hem de haberler, başkalarından duyulanlar, gündemdeki sosyal politikalar gibi ikincil kaynaklara göre dinamik bir şekilde değişen mekan kullanımları ve stratejileri geliştirmektedir. Sonuç olarak kadınların kentle kurdukları çelişkili güvenli- güvensiz, ait-öteki, aktif-pasif, hareketli-hareketsizlik ilişkisi oldukça dinamik ve değişkendir. Geçmişte ve o anda yaşadıkları toplumsal, kültürel ve politik baskılar; fiziksel veya psikolojik şiddete bağlı olarak kadınların kentle kurduğu ilişki ve kent kullanımı, kentte özgür hissetme ve kenti deneyimleme şansını doğrudan etkiler.
À la poursuite des pomaks : Une histoire de Turquification
Bu araştırma, Trakya Umumi Müfettişlik döneminde (1934-1948/1952) etnik-dilsel bir azınlık olan Pomaklar üzerinde gerçekleştirilen Türkleştirme ve asimilasyon politikalarını, mekânsal ve tarihsel bir bağlamla ortaya koyarak akültürasyon sürecinde Pomakların benimsediği kimlik stratejilerinin günümüzdeki izlerini saha araştırmasına dayanarak gözlemler. Çalışmanın amacı, Pomak kimliğine içkin kimliklenmenin başlangıcı olan göç hareketlerinden yola çıkarak, Kırklareli/Pehlivanköy ve Çanakkale/Biga'da yaşayan Pomakların, kimliğin değişken yapısı göz önünde bulundurularak, kimlik stratejilerini ortaya koymaktır. Çalışmada öncelikle Pomakların 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) ile başlayan ve tek parti döneminde devam eden pomak kimliğine içkin akültürasyon sürecinin başlangıcına ve göç hareketlerinin nedenleri üzerinden tarihsel bir arka plan oluşturulmuştur. Daha sonra, arşiv ve literatür taraması yöntemleri kullanılarak, Trakya Umumî Müfettişlik döneminde Pomak kimliğinin devlet nezdinde ne anlama geldiği ortaya konulmuş ve Türk ulus-devletinde etnik-dilsel bir azınlık olan Pomaklar üzerinde gerçekleştirilen Türkleştirme politikaları incelenmiştir. Çalışmanın özünü oluşturan bu bölümde günümüze ışık tutan bir haritaya ve kırsal planlamaya dair idealize edilmiş bir köy projesine erişilmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise Trakya Umumî Müfettişlik tarafından çizilen Pomakların yerleşim yerlerini gösteren haritadan yola çıkılarak, Pomak kimliğinin tarihsel süreçte devinimini ve Pomakların kimlik stratejilerini gözlemlemek adına Çanakkale ili Biga ilçesi ve Biga'ya bağlı iki köyde, Kırklareli ili Pehlivanköy ilçe merkezi ve ilçeye bağlı bir köyde saha araştırması gerçekleştirilerek, Pomaklarla yarı-direktif mülakatlar ve grup görüşmeleri yapılmıştır. Bu çalışmanın mekânsal karşılaştırmalı perspektifle sunduğu ilk iddia, Trakya Umumî Müfettişliğinin mekânsal faktörlerle bağıntılı dönemin imkânları dahilinde ulaşamadığı, Türkleştirme politikalarının ve entegrasyon sürecinin sekteye uğradığı Biga'da yaşayan Pomakların önce içe kapanma, daha sonra kimliğe değer verip savunarak dışa açılma ve diğer ara stratejiler sonucunda, kendi kimliklerini muhafaza ederek, kimliklenerek, topluma entegre olduğudur. Bununla birlikte, Pehlivanköy Pomaklarının, geliştirdikleri ara stratejilerin yanında asimilasyonu dışsal bir kimlik stratejisi olarak benimsemelerinin sonucunda, Türk kimliği içinde erimeye devam etmekte olduğu çalışmanın diğer iddiasıdır.
Heteronormatif sistemde kuir mahpus olmak: Hapishanelerde direniş ve politik faillik
Çalışmada, hem cinsel yönelimleri ile cinsiyet kimlikleri hem mahpusluk hâlleri nedeniyle toplumsal düzeyde ikili marjinalleştirme sürecine konu olan kuir mahpusların kapatılma deneyimleri, politik failliklerini kuran unsurlar bağlamında incelenmektedir. Ceza infaz sistemlerinin tarihsel dönüşümünde modern bir kurum olarak ortaya çıkan hapishane, kapsadığı bedenler üzerinde gözetim ve denetim pratiklerinin sürekli biçimde işletilmesine dayanan bir kapatılma mekânıdır. Bu bakımdan, kapatılan kimseler için hapishane öncelikle kişisel zaman-mekânlarına müsadere yoluyla el koyan disipliner bir kurumdur. Ancak bu kurumsal düzenek, kapatılma deneyimi mahpusların yaşam süreçlerinin bir parçası olarak ele alındığında, bireysel veya kolektif etkinliklerle biçimlendirilebilen bir yaşam alanı hâline gelmektedir. Hapishanenin yalnızca disiplin ve tahakküm mekanizması değil, aynı zamanda bir yaşam alanı olduğu iddiası ile yola çıkan bu çalışmada, kuir mahpusların hayata geçirdikleri etkinliklerin içinde bulundukları koşulları dönüştürme potansiyellerine odaklanılmıştır. Bu doğrultuda, kuir mahpusların kapatılma deneyimlerine ilişkin öznel anlatımlarını sunan yaşam öyküleri, yazışmaları ve görüşme kayıtları çeşitli kaynaklardan elde edilmiş ve çözümlenmiştir. Böylece hapishane koşullarında yürüttükleri zamansal ile mekânsal müdahaleler ve performatif etkinlikler aracılığıyla kendilerine özgü yaşam biçimlerini ve direniş pratiklerini üretebildikleri belirlenmiştir. Sonuç olarak, kuir mahpusların kurumsal ve toplumsal süreçlerle uzlaşmazlık ve çekişme hâlinde kalarak politik failliklerini kurdukları ve sürdürdükleri tezine ulaşılmıştır.
Luttes des etudiants pour le droit au logement: Le cas du Mouvement Barinamiyoruz
Gençlik sıklıkla biyolojik bir olgu gibi ele alınan toplumsal bir kategoridir. Gençlik bir yandan devletin vatandaş yaratma ihtiyacıyla diğer yandan kentsel mekanda ve okulda bir araya gelen akranların toplumsallaşması ile bağlantılı yukarıdan ve aşağıdan müdahalelerin bütünüyle oluşmuştur ve aynı diyalektikle devamlı yeni formlar almaya devam etmektedir. Ancak günümüzde gençliği biyolojik bir kategori olarak düşünerek gençliğe iyi veya kötü bir sürü yanıltıcı toplumsal anlamın atfedildiğini söyleyebiliriz. Medya ve siyaset alanında karşılaştığımız bu yaklaşıma karşı gençliği devletin biçimlendirdiği bir kategoriye indirgeyen başka bir yanıltıcı bakış daha bulunmaktadır. Bu çalışma söz konusu bakış açılarına karşı gençliğin üretimini ele almakta ve gençliği farklı toplumsal güçlerin sınıflandırma mücadelelerinin bir ürünü olarak değerlendirmektedir. Bu anlamda Pierre Bourdieu'nün toplumsal fenomenlerin doğallaştırılmasına karşı doğallıktan uzaklaştırma prensibini takip eder ve Bourdieu'nün kavramlarına başvurur. Bu kavramsal çerçeve ile uyumlu bir şekilde gençliği sınıflandırma mücadelesine gençlerin katılma biçimini Asef Bayat'ın gençliği talep etmek kavramı ile düşünmeyi önerir. Öğrencilik uzamı da gençlik adına geçerli olana benzer mücadelelerin dolayımıyla üretilir. Devletin gençlik üzerinde olduğu gibi mekan üzerinde de mutlak belirleyici olduğu düşünülür, oysa mekan, daha doğrusu uzam Henri Lefebvre'den öğrendiğimiz üzere tasarlanan, algılanan ve yaşanan boyutlarıyla üçlü bir diyalektik içinde üretilir. Bu çalışma Lefebvre'in yaklaşımını öğrenci uzamına uyarlayarak devlet politikalarının-sermaye programlarının tasarlanan öğrenci hayatı, öğrencilik denildiğinde akla gelen sembolik öğrenci hayatı ve gerçek ritmi içerisinde gündelik öğrenci hayatı arasındaki çelişkilerin analizini yapar. Öğrenci hareketlerini bu uzamsallık içinde alan kavramı ile inceler. Bourdieu'nün araçlarını toplumsal hareketler alanına taşıyan literatürü takip eder ve Türkiye'de öğrenci hareketleri alanının güncel bir görüntüsünü sunar. Çalışmanın kavramsal tartışmasını sahada kanıtlayan Barınamıyoruz Hareketi örneğini merkezine alır. Eylül 2021'de aşağı yukarı yirmi gencin parkta yatarak barınma sorununa dikkat çektikleri bir eylemle başlayan ve birkaç günde çok sayıda xiii şehirde benzer eylemleri tetikleyen, medyada görünürlük kazanan, binlerce gencin parçası olduğu bir ağ haline gelen ve yerel yönetimlerden ulusal seçimlere her düzeyde öğrencilerin barınma sorununu siyasetin gündemi yapan Barınamıyoruz Hareketi, gençlik örgütlerinin başarılı bir inisiyatifle bir hareket oluşturarak gençliği "barınamayanlar" olarak sınıflandırabildiğini, barınma sorununu kamusal tartışma haline getirebildiğini ve gençlik politikalarının oluşturulmasına müdahil olabildiğini göstermektedir. Bu tez çalışmasının amacı Barınamıyoruz Hareketi'nin gençlik siyaseti pratiğinin hangi siyasal süreçlerlerle biçimlendiğini, hangi kaynaklardan beslendiği, bunların nasıl organize edildiğini ve bunlara temel teşkil eden yapısal koşulları açıklayabilmekti. Bu kapsamda harekete angaje gençlerle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirildi. Araştırmanın literatür kısmında ise gençlik sosyolojisi, toplumsal hareket araştırmaları ve kent çalışmaları alanlarından faydalanıldı. Böylece biri öğrenci hayatının çok boyutlu bir analizi için uzamsal bir çerçeve sunan, diğeri Barınamıyoruz'un ortaya koyduğu gençlik siyaseti örneğini açıklayan ve özellikle de kaynak mobilzasyonu ekolünün kavram setine başvuran iki ana bölümden oluşan bir çalışma ortaya kondu. İlk bölümde öğrenci uzamını anlamak için gereken araçlar sunularak öğrenci hareketlerine bakmak için bir sentez önerisi geliştirilmektedir. Bu kapsamda bölüm, 1- gençliğin oluşumunu sınıflandırma mücadeleleri biçiminde ele alan, 2- öğrenci hayatını uzamsallığı anlamaya çalışan diyalektik bir bakışla değerlendiren, 3- kuşak kavramı ile kopuşçu bir bakış yerine uzam ve alan kavramları etrafına Türkiye'de öğrenci hayatının güncel durumunu ve öğrenci hareketlerini buraya kadar işlenen düşüncelerle okuyan üç alt bölümden oluşmaktadır. İkinci bölümde Barınamıyoruz Hareketi'nin ürettiği siyaset pratiğinin bu bağlam ve araçlarla beraber çözümlemesi yapılmaktadır. Burada 1- harekete biçim veren siyasal sürecin bir muhasebesinin yapıldığı, 2- barınma hakkı talebini gençliği talep etmenin bir biçimi haline getiren yorumlayıcı çerçevenin, ortaya çıkardığı hareket kimliği beraberinde değerlendirildiği ve 3- hareketin siyasal pratiğinin tartışıldığı üç alt bölüm yer almaktadır. Sonuç olarak çalışma Barınamıyoruz örneğini inceleyerek, kentlerin ve üniversitelerin uzun yıllar boyu neoliberal politikalarla biçimlendirildiği bir bağlamda öğrencilerin xiv barınma hakkı talepleriyle uzamın üretimine dahil olabildiğini ortaya koymuştur. Hareketin barınma hakkını gençliği talep etmeye yönelik eğilimle birleştiren çerçevelemesi ve bunun sonucu ortaya çıkan hareket kimliği çözümlenmiştir. Son olarak Barınamıyoruz'un siyaset pratiği eylem repertuarıyla ve taktiksel kararlarıyla beraber düşünülerek literatürdeki samimi apolitizm adı verilen stratejiyle açıklanmıştır. Anahtar kelimeler: gençlik, öğrencilik uzamı, gençlik hareketleri, barınma hakkı, Barınamıyoruz Hareketi.
Kimlik için kolektif hafızayı örgütlemek: Mübadil kimliği inşasında Lozan mübadilleri derneklerinin rolü
Tez çalışması, 30 Ocak 1923 tarihinde imzalanan Türk-Yunan Mübadele Antlaşması'nın sadece bir nüfus değişimi olarak değil, aynı zamanda kimliklerin, kültürlerin ve hafızaların yeniden inşa edildiği karmaşık bir süreç olduğunu savunmaktadır. Yaklaşık iki milyon insanın zorunlu olarak yer değiştirdiği bu süreçte, topluluklar hem bireysel hem de kolektif düzeyde derin travmalar yaşamışlardır. Mübadil dernekleri, bu zorunlu göç sürecinde mübadil kimliğinin korunması ve yeniden tanımlanmasında önemli bir rol oynamış, kolektif hafızanın oluşumuna ve korunmasına katkıda bulunmuştur. Din temelli mübadele, etnik ve kültürel çeşitliliği göz ardı ederek toplulukları ayrıştırmış ve kimlik krizlerine neden olmuştur. Hem Türkiye hem de Yunanistan'da, mübadiller yeni yerlerine uyum sağlama sürecinde ciddi zorluklarla karşılaşmış, sosyo-kültürel çatışmalar yaşanmıştır. Bu süreçte mübadil dernekleri toplulukların geçmişe dair anılarını canlı tutarak bu hafızayı yeni nesillere aktarma görevini üstlenmiştir. Derneklerin rolü sadece sosyal dayanışmayı sağlamakla sınırlı kalmamış; aynı zamanda kültürel mirasın korunması, kimlik inşasının desteklenmesi ve mübadil kimliğinin ulusal kimlik inşasına entegre edilmesi gibi işlevler üstlenmiştir. Bu çalışma, mübadil derneklerinin hafıza, kimlik ve mekân arasındaki ilişkiyi nasıl şekillendirdiğini ve bu sürecin devlet politikalarıyla nasıl bir etkileşim içinde olduğunu derinlemesine analiz etmeyi amaçlamaktadır.