Theses supervised by Doç. Dr. Nurcan Akbaş Güneş

10 theses · Bolu Abant İzzet Baysal University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tutuklu ve hükümlülerde öfke düzeyleri ve öfke ifade tarzlarının değerlendirilmesi: Bolu T Tipi Kapalı Cezaevi örneği

Giriş: Öfke, bireyin tehdit edici uyaranlara karşı hızlı ve etkili tepki geliştirmesini sağlayan evrimsel bir duygudur. Ancak öfkenin düzeyi ve ifade biçimi bireyler arasında farklılık gösterir. Öfkenin uygun biçimde ifade edilememesi karar verme süreçlerini olumsuz etkileyebilir ve saldırgan davranışlara yol açabilir. Bu nedenle mahkûmların öfke düzeylerinin değerlendirilmesi, hem bireysel rehabilitasyon hem de kurum güvenliği açısından önemlidir. Amaç: Bu çalışmada, Bolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'ndaki hükümlü ve tutukluların öfke düzeyleri ile öfke ifade tarzlarını etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Kesitsel ve tanımlayıcı tipteki araştırmanın örneklemini, 2025 yılı Şubat–Mayıs aylarında çalışmaya gönüllü olarak katılan 259 hükümlü ve tutuklu oluşturmuştur. Veriler sosyodemografik form ve Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği ile toplanmıştır. Analizlerde t-testi, tek yönlü ANOVA, Kruskal–Wallis ve Mann–Whitney U testleri ile Pearson korelasyonu kullanılmış; anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların %81,47'si erkek, %38,61'i 26–35 yaş aralığındadır. Sürekli öfke puan ortalaması 16,89; öfke-içe 15,29; öfke-dışa 14,04; öfke kontrolü 22,64 olarak bulunmuştur. 18 yaşından önce anne baba kaybı yaşayanların öfke kontrol puanları yaşamayanlara göre daha düşüktür.(p=0,004) Aile içi şiddete maruz kalmış olan katılımcıların sürekli öfke puanları yaşamayanlara göre daha yüksektir. (p=0,008) Cezaevine girmeden önce madde kullanımı olan katılımcıların sürekli öfke puanları ve öfke dışa puanları olmayanlara kıyasla daha yüksektir.(p=0,001 ve p=0,004) Birden çok kez disiplin cezası alan mahkumların öfke dışa puanları, yalnızca bir kez ceza alan ve hiç disiplin cezası almayanlara göre daha yüksektir.(p=0,025) Sonuç: Bazı gruplar öfke düzeyi ve öfke ifadesi bakımından ayrışmaktadır. Birden çok suçtan hüküm giyenler, tutuklulara ve tek suçtan hüküm giymiş olanlara kıyasla öfkelerini daha çok dışa yansıtmaktaydı. Cezanın bitmesi için kalan süre ve cezaevinde geçirilen süre öfke düzeyleri ve öfke ifadelerini etkilememekteydi.Risk gruplarının izlenmesi, tüm mahkûmlara yönelik daha etkili öfke yönetimi eğitimlerinin planlanması ve eğitim içeriklerinin yeniden değerlendirilmesi, bireysel rehabilitasyon ve kurumsal güvenlik açısından yararlı olacaktır. ANAHTAR KELİMELER: Öfke, Öfke İfade Tarzı, Mahkum, Cezaevi

Ümit Aydın
Bolu Abant İzzet Baysal University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üçüncü basamak bir hastanede COVID-19 aşısı yaptıran bireylerin COVID-19 hastalık algısı ve aşıya yönelik tutumlarının değerlendirilmesi

Amaç: COVID-19 aşısı yaptıran bireylerin sosyodemografik bilgilerinin, COVID-19 hastalık algılarının, aşı yaptırmadaki nedenlerinin ve COVID-19 aşısına yönelik tutumlarının birbiri ile ilişkisini değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Kesitsel, tanımlayıcı tipte olan çalışmamızda 01.02.2022-31.03.2022 tarihleri arasında Bolu Abant İzzet Baysal Eğitim Araştırma Hastanesi Aşı Polikliniği'ne gelen COVID-19 aşısı yaptıran kişiler çalışmamıza dâhil edilmiştir. 18 yaş altı olan bireyler, sağlık çalışanları, aktif psikolojik hastalığı olan ve sözel iletişim kurulamayan kişiler çalışma dışı bırakılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza katılan personelin 282'si (%47.9) erkek, 307'si (%52.1) kadındı. COVID-19 Aşısına Yönelik Tutumlar Ölçeği sonuçları ile yaş, cinsiyet, medeni durum, öğrenim durumu, çocuk sahipliği, evde yaşanılan kişi, kronik hastalık olması, influenza aşısı yaptırma, aşılanma sayısı, Turkovac aşısı yaptırma, aşılanma nedenleri, bir sonraki COVID-19 aşısını yaptırmayı düşünme ve COVID-19 aşısı hakkında yeterli bilgi sahibi olduğunu düşünme değişkenleri arasında istatiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır.(p=0.044,p=0.001,p=0.001,p= 0.021,p<0.001,p=0.004,p<0.001,p=0.02,p<0.001,p<0.001,p<0.001,p<0.001,p<0.001).COVID-19 hastalık algısı ölçeğiyle öğrenim durumu,18 yaş altı bireyle yaşama, sigara kullanımı, influenza aşısı yaptırma, bir sonraki COVID-19 aşısını yaptırmayı düşünme, COVID-19 aşısı hakkında yeterli bilgi sahibi olduğunu düşünme, aşılanma sayısı, Turkovac aşısı yaptırma, aşı olma nedenleri ile anlamlı farklılık gösterilmiştir(p=0.021,p=0.04,p=0.02,p=0,031,p=0.015, p=0.017, p=0.003,p=0.021,p<0.001). COVID-19 Aşısına Yönelik Tutumlar Ölçeği ve COVID-19 hastalık algısı ölçeği arasında istatiksel anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.001). Turkovac aşısı yaptırma durumu ile yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, kronik hastalık ve çevrenizdekilere COVID-19 aşısı yaptırmayı önerme değişkenleri için anlamlı bir farklılık gösterdi(p<0.001,p<0.001,p<0.001,p<0.001,p=0.018,p=0.003). Sonuç: Çalışmamız sonucunda gönüllük esasına dayalı aşı yaptıran bireylerde COVID-19 aşı tutumlarının olumlu ve COVID-19 bulaştırıcılık algılarının daha yüksek olduğunu tespit ettik. Ayrıca aşıya yönelik tutumun ve hastalık algısının bir sonraki doz aşı yaptırma isteğini etkilediğini göstermiş olduk. Toplumdaki aşıya yönelik olumsuz tutum ve hastalık algısındaki yetersizliklerin nedenlerinin tespit edilip buna yönelik gerekli eğitimin verilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Algı, Aşı, COVID-19, Turkovac, Tutum

Aşı teknikleriAşı tereddüdüAşılama+7
Murat Karatürk
Bolu Abant İzzet Baysal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tiroid fonksiyon bozukluğu olan hastalarda algılanan stres ve psikolojik dayanıklılık arasındaki ilişki

Amaç: Bu çalışmada tiroid fonksiyon bozukluğu saptanan hastaların algılanan stres ve psikolojik dayanıklılık düzeyini ve aralarındaki ilişkiyi saptamak, bunları etkileyen faktörleri belirlemek ve buna yönelik öneriler geliştirmektir. Gereç ve Yöntem: Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne 01.09.2022-30.11.2022 tarihleri arasında Endokrin ve Metabolizma Hastalıkları Polikliniği'ne, İç Hastalıkları Polikliniği'ne ve Aile Hekimliği Polikliniği'ne başvuran tiroid fonksiyon bozukluğu olan ve olmayan bireylerden oluşmaktadır. Çalışmada katılımcılara; sosyodemografik form, Connor-Davidson Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (CD-RISC) ve Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ-14) uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmaya 25 aşikâr hipotiroidi, 38 subklinik hipotiroidi, 29 aşikâr hipertiroidi ve 38 subklinik hipertiroidi olmak üzere dört vaka grubu, 43 kontrol grubu olmak üzere toplamda 173 katılımcı dahil edilmiştir. Aşikâr hipotiroidili hastalarda ASÖ-14 puan ortalamaları daha yüksekti ve CD-RISC ölçeği puan ortalamaları daha düşüktü (p<0,05). Aşikâr hipertiroidili hastalarda ise ASÖ-14 puan ortalamaları daha düşüktü ve CD-RISC ölçeği puan ortalamaları daha yüksekti (p<0,05). Aşikâr hipotiroidili hastalarda algıladıkları stres ve psikolojik dayanıklılık düzeyleri arasında fark yoktu (p>0,05). Diğer gruplar ile arasında negatif bir ilişki saptandı (p<0,05). Tüm katılımcılarda algılanan stres ölçeği puan ortalamaları kadınlarda daha yüksekti (p<0,05). Tüm katılımcılarda CD-RISC ölçeği puan ortalamaları erkeklerde daha yüksekti (p<0,05). Ailesinde tiroid hastalığı olan katılımcıların algılanan stres düzeyi daha yüksekti (p<0,05). Tiroid otoantikoru olan katılımcıların algılanan stres düzeyi daha yüksekti (p<0,05). Tiroid otoantikoru olan katılımcılar ile psikolojik dayanıklılık düzeyleri arasında fark yoktu (p>0,05). Sonuç: Otoantikor pozitifliği saptanan hipotiroidi tanılı hastaların algılanan stres düzeyi daha yüksekti. Bu hastalara yönelik stresi azaltmaya yönelik destek programlarının geliştirilmesi önemlidir. Aynı zamanda hipotiroidi tanılı hastaların psikolojik dayanıklılık düzeyi daha düşüktü. Bu nedenle bu hastalara yönelik verilecek olan psikolojik dayanıklılığı arttırıcı eğitim programları önem arz eder. Anahtar kelimeler: Algılanan Stres, Psikolojik Dayanıklılık, Tiroid Fonksiyon Bozukluğu

Psikolojik dayanıklılıkStresTiroid fonksiyon testleri+1
Duygu Çelik
Bolu Abant İzzet Baysal University
2023
20
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Genç bireylerin evlilik öncesi tarama programları hakkındaki bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi

Amaç: Evlilik öncesi tarama programı hakkında genç bireylerin sosyodemografik özelliklerinin, evlilik öncesi tarama programı hakkındaki bilgi ve tutumları ile ilişkisinin değerlendirmesi amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Kesitsel, tanımlayıcı tipte olan çalışmamızda, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi polikliniklerine 01.10.2022-31.12.2022 tarihleri arasında başvuran 18 yaş üzeri ve 40 yaş altı olan bireyler dahil edildi. Katılımcılara sosyodemografik bilgileri ve evlilik öncesi tarama programları ile ilgili araştırmacılar tarafından ilgili literatür taranarak oluşturulan değerlendirme formu uygulandı.Bulgular: Çalışmada 157 kadın katılımcı (%64,3) ve 87 erkek katılımcı (%35,7) yer aldı.Evlilik öncesi tarama programlarına yönelik bilgi düzeyinin yüksek olmasının tutumu pozitif yönde etkilediği belirlendi (p<0,05). Evlilik öncesi tarama programlarına yönelik tutum puanı kadınlarda erkeklere göre daha yüksek bulundu (p<0,05). Lise düzeyinde eğitime sahip olanların negatif tutum puanı, üniversite düzeyinde eğitime sahip olanlara göre daha yüksek tespit edildi (p<0,05). Üniversite düzeyinde eğitime sahip olanların, ilkokul düzeyinde eğitime sahip olanlara göre daha yüksek bilgi puanına sahip olduğu görüldü (p<0,05). Gelir düzeyi yüksek olanların bilgi puanı, gelir düzeyi düşük olanlara göre daha yüksekti (p<0,05). Meslek bakımından memur olanların, işçi olanlara göre daha yüksek bilgi puanına sahip olduğu tespit edildi (p<0,05). İl merkezinde yaşayanlar, köy veya kasabada yaşayanlara göre daha yüksek tutum puanına sahipti (p<0,05). Daha önce evlilik öncesi tarama programını duyanların, duymayanlara göre daha yüksek bilgi ve tutum puanına sahip olduğu gözlemlendi (p<0,05). Sonuç: Çalışma sonucunda, katılımcıların evlilik öncesi tarama programlarına yönelik bilgi düzeyleri arttıkça tutumlarının da olumlu yönde etkilendiği tespit edildi. Ayrıca üniversite düzeyinde eğitime sahip olanların, ilkokul düzeyinde eğitime sahip olanlara göre daha yüksek bilgi puanına sahip olduğu görüldü. Daha sağlıklı gelecek nesiller için toplumun evlilik öncesi tarama programları hakkında bilgilendirilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Aile Hekimliği, Evlilik öncesi tarama programı, tutum

Aile hekimliğiBilgi düzeyiEvlilik+3
Mehtap Kaynak
Bolu Abant İzzet Baysal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lise öğrencilerinde akran zorbalığı ve aleksitimi ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı ergenlerde akran zorbalığı ve aleksitimi durumlarını belirlemek ve bunlar arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte prospektif olarak tasarlanan bu çalışma, 10.05.2023- 9.06.2023 tarihleri arasında Bolu Abant İzzet Baysal Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi (İBAMTAL) ve Bolu İzzet Baysal Anadolu Lisesi'nde (İBAL) 9. Ve 10. sınıfta öğrenimine devam eden 300 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada katılımcılara sosyodemografik anket formu, Olweus Öğrenciler için Akran Zorbalığı (OÖAZ) Anketi ve 20 Soruluk Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20) yüz yüze uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmamızda yer alan öğrencilerin %8.2'sinin zorba, %18.2'sinin kurban, %9.6'sının zorba-kurban, %64'ünün ise ne zorba ne kurban olduklarını tespit edildi. Kız öğrencilerin erkeklere göre aleksitimi düzeylerinin daha yüksek olduğu (p<0.05) ve babanın eğitim düzeyinin aleksitimi düzeyiyle ilişkili olduğu belirlendi (p<0.05). Katılımcıların okula gelme isteği akran zorbalığı yapma durumları ve aleksitimi düzeyleriyle ilişkiliydi (p<0.05). Okulda kendini daha mutsuz hisseden katılımcıların akran zorbalığına daha fazla maruz kaldığı ve aleksitimi skorlarının daha yüksek olduğu görüldü (p<0.05). Aleksitimi skorları yüksek olan öğrencilerin daha fazla devamsızlık yaptığı (p<0.05), karne ortalaması düşük olanlarınsa daha fazla akran zorbalığına uğradığı görüldü (p<0.05). Katılımcıların aleksitimi düzeylerinin akran zorbalığı yapma ve akran zorbalığına uğrama durumlarıyla ilişkili olduğu saptandı (p<0.05). Sonuçlar: Çalışmada katılımcıların aleksitimi düzeyleri ile akran zorbalığı durumları arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Liselerde akran zorbalığının önlenmesi amacıyla gerekli eğitimler verilmeli, aleksitimik özellikler gösteren bireylere gerekli destek ve tedaviler planlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Akran Zorbalığı, Aleksitimi, Saldırganlık

Selin Nur Başel
Bolu Abant İzzet Baysal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gebelerde fiziksel aktivite ve anksiyete düzeyleri arasındaki ilişki

Amaç: Bu çalışma ile gebelerin farklı gebelik dönemlerinde fiziksel aktivite seviyelerinin ve anksiyete düzeylerinin belirlenmesi ve fiziksel aktivite ile anksiyete arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Bolu Abant İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğinde 150 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara; sosyodemografik form, Gebelik Fiziksel Aktivite Anketi (GFAA) ve Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) uygulanmıştır. Bulgular: Katılımcıların total aktivite puan ortalaması 274.05 ±120.15 metabolik eşdeğer (MET)-saat/hafta (min-max:50.92-728.92) bulunmuştur. Gebe kadınların en çok ev işleri/bakım aktiviteleri (ortanca:143.18 MET-saat/hafta) olmak üzere hafif yoğunluktaki aktivitelerde (ortanca:121.62 MET-saat/hafta) bulundukları belirlenmiştir. Fiziksel aktivite puanları (total aktivite puanı) 31 yaş ve üzerindeki kişilerde, eğitim düzeyi daha düşük olanlarda, gelirleri daha düşük olanlarda, yardımcı üreme tekniği tedavisi almayanlarda, çalışanlarda ve ikinci ya da daha fazla sayıdaki gebeliğini yaşayan kadınlarda daha fazla bulunmuştur(p<0.05). Katılımcıların %25.3'ünün hafif, %12'sinin orta, %1.3'ünün ağır düzeyde anksiyeteye sahip oldukları bulunmuştur. İkinci trimesterde olanlarda, dört ve üzerindeki gebeliğini yaşayanlarda, kronik hastalığı olanlarda, yardımcı üreme tekniği tedavisi alanlarda, hekimleri tarafından egzersiz yapmaları konusunda bilgilendirilmemiş kişilerde ve gebelik döneminde egzersiz yapmayı faydasız bulanlarda BAÖ puanı daha fazla saptanmıştır(p<0.05). Gebelik döneminde kadınların fiziksel aktivite puanları ile anksiyete düzeyleri arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır(p>0.05). Sonuç: Çalışmamızdaki gebelerin en çok hafif yoğunluktaki aktivitelerde bulundukları, trimesterler ilerledikçe fiziksel aktivite seviyelerinin değişmediği, anksiyete düzeyinin en fazla ikinci trimesterde olduğu belirlendi. Çalışmamızda gebelikte yapılan fiziksel aktivite ile ansiyete düzeyleri arasında ilişki saptanmadı. Farklı metadolojik yöntemlerle daha fazla çalışma yapılmasına ihtiyaç vardır. ANAHTAR KELİMELER: Gebelik, Fiziksel Aktivite, Gebelik Fiziksel Aktivite Anketi, Anksiyete

Özlem Çalışkan
Bolu Abant İzzet Baysal University
2023
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gebelikte doğum korkusunun gebelik yakınmaları ve yaşam kalitesine etkisi

Amaç: Bu çalışma gebelikte doğum korkusu düzeylerinin, gebelik yakınmalarının sıklığının ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesini, doğum korkusu ve yakınmalarla ilişkili sosyodemografik faktörlerin belirlenmesini; ayrıca gebelikte doğum korkusunun gebelik yakınmalarına ve yaşam kalitesine olan etkisinin incelenmesini amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışma Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğinde 339 gebe ile gerçekleştirilmiştir. Veriler sosyodemografik bilgi formu, WIJMA Doğum Beklentisi/Deneyimi (WDEQ-A) Ölçeği ve Gebelik Yakınmaları ve Yaşam Kalitesine Etkisi Ölçeği (GYYKEÖ) aracılığıyla toplanmıştır. Bulgular: Gebelerin WDEQ-A ortalama puanı 68,11(ss=30,96) olarak hesaplanmıştır. Katılımcıların %15,9'unun hafif düzeyde, %28,3'ünün orta düzeyde, %26,5'inin ileri düzeyde, %29,2'sinin de klinik düzeyde doğum korkusuna sahip olduğu bulunmuştur. Düşük/küretaj/ölü doğumun deneyimlenme sıklığı arttıkça doğum korkusunun arttığı görülmüştür(p<0,05). Gebelerin GYYKEÖ ortalama puanı 61,56 (ss=31,90) olarak hesaplanmıştır. Bulgular gebelerin en sık yaşadığı yakınmaların sık idrara çıkma(%56,9), halsizlik ve yorgunluk(%42,8), bel ağrısı(%30,1) ve sırt ağrısı(%29,8) olduğunu gösterirken hiç deneyimlenmeme oranı en fazla olan yakınmalar hemoroid(%74), bayılma(%92,3) ve olmayan şeyleri varmış gibi görme(%90) olarak tespit edilmiştir. GYYKEÖ puanı en yüksek üçüncü trimesterde en düşük birinci trimesterde saptandı(p<0,05). Yaş azaldıkça ve gebelikte sorun yaşama durumunda GYYKEÖ puanının arttığı görüldü(p<0,05). Ev hanımı, memur ve işçi dışındaki diğer meslek gruplarında GYYKEÖ puanı daha düşük saptandı(p<0,05). Gebelikteki doğum korkusu düzeyleri arttıkça GYYKEÖ puanının arttığı görüldü(p<0,001). Sonuç: Çalışma bulguları, gebelerin çoğunun yüksek düzeyde doğum korkusuna sahip olduğunu göstermektedir. Ayrıca, doğum korkusunun gebelik yakınmalarını artırdığı belirlenmiştir. Daha geniş örneklem ve farklı metodolojik yaklaşımlarla yapılacak araştırmalar, bu bulguların desteklenmesi açısından önem taşımaktadır.

Hanzade Kayar
Bolu Abant İzzet Baysal University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üçüncü basamak bir hastanede flebotomi tedavisi uygulanan hastaların klinik başvuru şikâyetleri ve hemogram parametreleri

Bu çalışma, terapötik flebotomi uygulanan klinik olarak semptomatik olan hastaların tanınması ve asemptomatik olan ancak ilerleyen zamanlar da hiperviskozite bulgularına bağlı risk altında olan hastaların erken fark edilmesi ve sigara içiminin bu hastalardaki oranlarını ortaya koymaktır. Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç hastalıkları ve Aile Hekimliği polikliniklerine başvuran ve katılmayı kabul eden tüm hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. İlgili literatür taranarak oluşturulan sosyodemografik bilgi formu, hastaların klinik şikâyetlerini değerlendiren soruları içeren form ile değerlendirilen hastaların laboratuvar değerleri incelendi. Hastaların ortalama yaşı 41,27±14,88'dir. Hastaların büyük bir bölümü iç hastalıkları(%65,4) tarafından yönlendirilmişti ve başvuru nedenleri incelendiğinde %34,6 ile kan yüksekliği ve %37,4 ile klinik şikayetlerdi. Yaş arttıkça kırmızı kan hücreleri dağılım genişliği(RDW) değerinin arttığı görüldü (p < .05). Hastaların en sık yaşadıkları şikâyetin yorgunluk(%78,5) ve baş ağrısı(%70,1) olduğu görüldü. Asetil salisilik asit(ASA) kullanımı olan hastalarda Hct ve RDW(sırasıyla p < .001, p < .001) değerlerinin yüksek olduğu görüldü. Hastalarda en sık görülen ek hastalık 18(%16,8) kişide olan hipertansiyondu(HT). Hastaların büyük bir kısmının(%65,4) sigara kullandığı saptandı. Hastaların yaşı arttıkça yorgunluk ve terleme şikâyetlerinin belirgin arttığı görüldü(sırasıyla p < .01, p < .001). Çalışmamız sonucunda bu hastalarda sigara kullanımı oranının yüksek olduğu görüldü. Hastaların en sık görülen şikayetleri sırasıyla yorgunluk ve baş ağrısıydı. En sık ek hastalık ise HT'du. ASA kullanan hastalarda bile Hct ve RDW değerlerinin yüksek olduğu görüldü. Birinci basamakta daha geniş hasta popülasyonunda farklı metodolojik çalışmalara ihtiyaç vardır.

Hakan Dölen
Bolu Abant İzzet Baysal University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lise öğrencilerinde algılanan helikopter ebeveyn tutumu ve olumsuz değerlendirilme korkusu ilişkisinin değerlendirilmesi

Bu araştırmada, geleneksel ebeveynlik tutumlarından farklı olarak, yeni nesil ebeveynlik kapsamında değerlendirilen, aşırı müdahalecilik ve mükemmeliyetçilikle karakterize olan helikopter ebeveynlik tutumu ele alındı. Algılanan helikopter ebeveynlik tutumunun lise öğrencilerinin olumsuz değerlendirilme korkularıyla olan ilişkisinin incelenmesi amaçlandı. Kesitsel tipte prospektif olarak tasarlanan bu çalışma, 2024-2025 eğitim öğretim döneminde Bolu Kanuni Anadolu Lisesi'nde 9., 10. ve 11. Sınıfta öğrenimine devam eden 196 öğrenci ile gerçekleştirildi. Çalışmada katılımcılara Tanımlayıcı Sosyodemografik Form, Algılanan Helikopter Ebeveyn Tutum Ölçeği (AHETÖ) ve Olumsuz Değerlendirilme Korkusu Ölçeği Kısa Formu (ODKÖ) yüz yüze uygulandı. Çalışmamızda helikopter ebeveyn olarak değerlendirilen annelerin sayısının, babalara kıyasla fazla olduğu görüldü p < 0.001). Kız öğrencilerin olumsuz değerlendirilme korkusu düzeylerinin erkeklere göre yüksek olduğu görüldü (p < 0.05). Ebeveynlerin her ikisinden algılanan helikopter ebeveyn tutumu düzeylerinin cinsiyete göre farklılaşmadığı görüldü (p > 0.05). Katılımcıların annelerinden algıladıkları helikopter ebeveyn tutumu düzeyleri arttıkça, olumsuz değerlendirilme korkularının arttığı görüldü (p < 0.05). Ayrıca anne ve babadan algılanan helikopter ebeveyn tutumu düzeylerinin birbirinden etkilendiği, birbirini pozitif yönde etkilediği görüldü (p < 0.001). Anneden algılanan helikopter ebeveyn tutumu düzeylerinin anne yaşından etkilenmediği görülürken (p > 0.05); 40 yaş altındaki babaların, duygusal kişisel yaşam alanında helikopterlik düzeylerinin 40 yaş üstündeki babalara göre daha yüksek olduğu görüldü (p < 0.05). Olumsuz değerlendirilme korkusu düzeylerinin düşük gelir bildirenlerde, yüksek gelir bildirenlere göre daha yüksek olduğu görüldü (p < 0.05). Çalışmamızın sonucunda katılımcıların annelerinden algıladıkları helikopter ebeveyn tutumu düzeyleri arttıkça, olumsuz değerlendirilme korkularının arttığı saptandı. Anne ve babaların helikopter ebeveynlik tutumlarının birbirini etkilediği tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Helikopter Ebeveynlik, Ebeveyn Tutumları, Olumsuz Değerlendirilme Korkusu

Aslı Betül Akboğa
Bolu Abant İzzet Baysal University
2025
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lise öğrencilerinde dijital oyun bağımlılığı ve yeme bağımlılığı arasındaki ilişki

Giriş: Adolesan dönemin bağımlılık niteliğindeki davranışlar açısından riskli bir dönem olduğu bilinmektedir. Dijital oyun bağımlılığı ve yeme bağımlılığı gibi davranışsal bağımlılıklar bu dönemde daha sık görülme potansiyeli taşımaktadır. Bu çalışma özellikle adölesanlarda giderek büyük bir sorun haline gelen dijital oyun bağımlığının, obezite açısından önemli bir risk teşkil eden yeme bağımlılığıyla ilişkisini araştırmak için yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bolu İzzet Baysal Anadolu Lisesi'nde okuyan, çalışmaya katılmayı kabul eden ve velileri tarafından onam verilen 9.,10. Ve 11.sınıf öğrencilerinden oluşan 170 kişi bu çalışmaya dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında sosyodemografik form, Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği (DOBÖ-7) ve YALE yeme bağımlılığı ölçeği (YYBÖ) kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmamızda öğrencilerin %37,6 'sının dijital oyun bağımlılığı açısından riskli kategoride yer aldığı; ölçek maddeleri arasında en yüksek ortalamanın "Günlük yaşamdan uzaklaşmak için oyun oynadığın oldu mu?" (Ort. = 3,01; S = 1,40) sorusuna verilen yanıtlarda olduğu görülmüştür. En çok tercih edilen oyun türü savaş ve şiddet oyunları (%26,8) olarak tespit edilmiştir. Erkek cinsiyette (p <0.001), anne eğitim düzeyi yüksek olanlarda (p < 0.01), günlük internet kullanımı sekiz saat ve üstünde olanlarda (p < 0.01) , dijital oyunlar ile daha fazla vakit geçirenlerde (p < 0.001) ve fiziksel aktivite oranı düşük olanlarda (p <0.05) dijital oyun bağımlılığı oranları yüksek saptanmıştır. Öğrencilerin %51.2'sinin yeme bağımlılığı açısından yüksek risk altında olduğu bulunmuştur. Ölçeğin alt boyutlarında en yüksek oran 'Yiyeceğin aşırı miktarlarda ve uzun süre tüketilmesi (%87.1)'; en sık sorun yaşanan yiyecek türü çikolata/gofret olarak saptanmıştır. Fiziksel aktivite oranı ara sıra olanlarda (p <0.05) yeme bağımlılığı oranı yüksek olarak bulunmuştur. Araştırmamızda DOBÖ tanısı olan katılımcıların YYBÖ ortalamalarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu ( p < 0.01) görülmüştür. Sonuç: Çalışmamızda dijital oyun bağımlılığı ile yeme bağımlılığı arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Bulgular, bağımlılık açısından risk grubunda yer alan adolesanlarda davranışsal bağımlılıkların da dikkat çekici oranlarda görülebildiğini ve bağımlılıkla mücadelede bu dinamiklerin de dikkate alınması gerektiğini göstermektedir.

Ebru Pala
Bolu Abant İzzet Baysal University
2025
00

Other supervisors