Theses supervised by Doç. Dr. Neşe Uysal

10 theses · Amasya University

Master'sOpen AccessTR

Geriatrik diyabetli bireylerde diyabet yükü ve aktiflik düzeylerinin belirlenmesi

Birey ve ailenin tedaviye aktif olarak katılması diyabet yönetiminde önemli olup, diyabet yükünün azaltılmasına olumlu katkı sağlamaktadır. Bu çalışma, geriatrik diyabetli bireylerde diyabet yükünü ve aktiflik düzeylerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tipte yürütülen bu çalışmanın örneklemini, 65 yaş ve üzeri olan, Tip 1 ve Tip 2 diyabet tanısı almış 230 birey oluşturmuştur. Araştırma verileri Yalova Devlet Hastanesinin dahiliye kliniğinde, Mayıs 2021 - Ocak 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırma verileri Kişisel Bilgi Formu, Diyabet Yükü Ölçeği ve Hasta Aktiflik Düzeyi Ölçüm Aracı kullanılarak toplanmıştır. Çalışmamıza katılan bireylerin yaş ortalamasının 73,46±7,06 olduğu, %93,5'inin tip 2 diyabet tanısı aldığı, ortalama hastalık süresinin 20,19 yıl olduğu ve %47'sinin insülin tedavisi kullandığı belirlenmiştir. Geriatrik diyabetli bireylerin %37.4'ünün birinci aktiflik düzeyinde, %14,3'ünün ikinci aktiflik düzeyinde ve %34.3'ünün üçüncü aktiflik düzeyinde olduğu saptanmıştır. Hasta Aktiflik Düzeyi Ölçüm Aracı ortalama puanlarının diyabet yükü ölçeğinin tüm alt boyutları ve toplam puanları ile anlamlı düzeyde ilişkili olduğu belirlenmiştir. Bireylerin toplam diyabet yükü ortalama puanlarının medeni duruma, ekonomik duruma, eğitim durumuna, ailede diyabetli birey durumuna, tedavi şekline, komplikasyon durumuna, diyabet eğitimi alma durumuna, ve ek kronik hastalık durumuna göre anlamlı farklılık gösterdiği saptanmıştır. Yaş, eğitim düzeyi lise ve üzerinde olma, akut komplikasyon gelişmemesi, kronik komplikasyon gelişmemesi, başka kronik hastalığın olmaması, diyabet eğitimi alma, oral antidiyabetik kullanma durumu ve toplam diyabet yükünün aktiflik düzeyleri üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Çalışmamızda geriatrik diyabetli bireylerde diyabet yükünün hasta aktiflik düzeylerine göre anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Sürekli bakım gerektiren karmaşık bir kronik hastalık olan diyabetin yönetiminde ve diyabete bağlı gelişen sorunların azaltılmasında hasta aktiflikliğinin artırılması önerilmektedir.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1Diabetes mellitus-tip 2+4
Mehtap Bölükbaşı
Amasya University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşlı bireylerde kırılganlığın sağlığı geliştirici davranışlar üzerine etkisi

Dinamik ve etkin bir süreç olan sağlığın geliştirilmesi bireysel ve çevresel birçok faktörden etkilenmektedir. Yaşlı bireylerde sağlığın geliştirilmesini etkileyen en önemli faktörlerden biri kırılganlık halidir. Bu araştırmanın amacı yaşlı bireylerde kırılganlık düzeylerinin sağlığı geliştirici davranışlar üzerine etkisini belirlemektir. Bu araştırmada, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı araştırma deseni kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Kastamonu'da bir ilçe aile sağlığı merkezine kayıtlı olan, 65-79 yaş aralığında olan ve araştırma dahil edilme kriterlerine uygun 150 yaşlı birey oluşturmuştur. Araştırma verileri Kişisel Bilgi Formu, Edmonton Kırılganlık Ölçeği ve Yaşlı Sağlığının Geliştirilmesi Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırmaya katılan yaşlı bireylerin yaş ortalaması 70, 44±4,43'tür. Yaşlı bireylerin %62'sinin kırılgan olmadığı, %16,2'sinin görünüşte incinebilir olduğu, %13,3'ünün hafif kırılgan ve %8'inin orta düzeyde kırılgan olduğu saptanmıştır. Kırılganlık ölçeği ile yaşlı sağlığının geliştirilmesi ölçeği tüm alt boyutları ve toplam ölçek puanları arasında negatif yönde, anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır. Yaşlı Sağlığının Geliştirilmesi Ölçeği toplam puanlarının yaş, eğitim durumu, ekonomik durum, düşme öyküsü, düzenli kontrollere gitme durumuna göre anlamlı farklılık gösterdiği saptanmıştır. Yaşlı bireylerin kırılganlık düzeylerini etkileyen faktörler dört değişken ile ilişkilendirilmiştir. Bu değişkenler çocuk sayısı, düşme öyküsü, sağlık alışkanlıkları ve topluma katılımdır. Çalışmamızda yaşlı bireylerde sağlığı geliştirici davranışların kırılganlık düzeylerine göre anlamlı farklılık gösterdiği saptanmıştır. Hafif veya ön kırılganlığı olan yaşlı bireyler için sağlığı geliştirme müdahalelerinin öncelikli olması önerilmektedir.

GeriatriKırılganlıkSağlığın geliştirilmesi+2
Eda Yılmaz
Amasya University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Miyokard infarktüsü geçiren bireylerde yaşam kalitesi, öz yeterlilik ve algılanan stres düzeylerinin belirlenmesi

Miyokard infarktüsü sonrası bireylerde fonksiyonel durum, sosyal ilişkiler ve psikolojik durum olumsuz etkilenmektedir. Bu çalışma, miyokard infarktüsü geçiren bireylerin yaşam kalitesi, öz yeterlilik ve stres düzeylerini ve aralarındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde yürütülen bu araştırmanın örneklemini son 1 yıl içinde miyokard infarktüsü geçirmiş olan, bir eğitim ve araştırma hastanesinin kardiyoloji polikliniğine başvuran ve araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 224 birey oluşturmuştur. Araştırma verileri kişisel bilgi formu, kalp yaşam kalitesi ölçeği, genel öz-yeterlik ölçeği ve algılanan stres ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 60,52 ± 10,05 olup, bireylerin %69,6'sının 1 ay önce miyokard infarktüsü geçirdiği, %75,9'unun miyokard enfarktüsü sonrası ağrı ve yorgunluk gibi semptomlar yaşadığı belirtilmiştir. Kalp yaşam kalitesi ortalama puanları 2,51, genel öz yeterlilik ortalama puanları 33,19 ve algılanan stres ölçeği ortalama puanları 15,46 olarak belirlenmiştir. Kalp Yaşam Kalitesi Ölçeği ile Genel Öz Yeterlilik Ölçeği puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı, yüksek düzeyde pozitif bir ilişki olduğu saptanmıştır. Kalp Yaşam Kalitesi Ölçeği ile Algılanan Stres Ölçeği puanları arasında orta düzeyde istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönde ilişki olduğu saptanmıştır. Kalp Yaşam Kalitesi, Genel Öz Yeterlilik ve Algılanan Stres Ölçeği puanlarının miyokard infarktüsü sonrası semptom yaşama durumuna, cinsiyete, eğitim durumuna, çalışma durumuna, gelir durumuna, yaşa ve ek kronik hastalık varlığına göre anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Bu araştırma sonucunda, miyokard infarktüsü geçiren bireylerin Kalp Yaşam Kalitesi Ölçeği ortalama puanlarının orta düzeyde olduğu, Genel Öz Yeterlilik Ölçeği ortalama puanlarının literatür sonuçlarına göre daha düşük olduğu ve Algılanan Stres Ölçeği ortalama puanlarının ise normal düzeyde olduğu belirlenmiştir. Yaşam kalitesi puanlarının algılanan stres ve genel öz yeterlik düzeyleri ile ilişkili olduğu belirlenmiştir. Yaşam kalitesi ve genel öz yeterlik puanları yüksek olan ve algılanan stres düzeyleri düşük olan bireylerin zihinsel, ruhsal, fizyolojik ve psikolojik iyi oluş düzeylerinin artacağı düşünülmekte olup, yaşam kalitesini arttırmaya yönelik girişimsel çalışmaların yapılması önerilmektedir.

Kalp hastalıklarıMiyokard enfarktüsüStres+2
Büşra Erbakan
Amasya University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kemoterapi alan bireylerde kognitif durum ve semptom kontrolünün belirlenmesi

Kemoterapi ile ilişkili kognitif bozukluklar, kanser hastalarında sık görülen ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyen semptomlardan biridir. Bu çalışma, nörotoksik kemoterapi alan bireylerde kognitif durum ve semptom kontrolünün belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yürütülmüştür. Araştırma, Tokat ilinde bir eğitim ve araştırma hastanesinin ayaktan kemoterapi ünitesi ve tıbbi onkoloji servisi'nde Mart-Ekim 2022 tarihleri arasında 140 kanserli bireyle yürütülmüştür. Kemoterapi tedavisine yeni başlayan ve nörotoksik kemoterapi tedavisi alan bireyler örnekleme dahil edilmiştir. Çalışma için bir üniversitenin girişimsel olmayan klinik araştırmalar etik kurulundan etik izin izni alınmıştır. Araştırma verileri, Kişisel Bilgi Formu, Edmonton Semptom Tanılama Ölçeği ve Kanser Tedavilerinin Fonksiyonel Değerlendirilmesi- Kognitif Fonksiyon Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Kemoterapi öncesinde ve dört kür kemoterapi aldıktan sonra değerlendirme formları uygulanmıştır. Kognitif fonksiyon ölçeği alt boyutlarından "algılanan kognitif bozukluklar", "diğer kişilerin yorumları", "algılanan kognitif beceriler" alt boyut ortalama puanlarının 4 kür kemoterapi sonrası anlamlı olarak azaldığı (p<0,001), "yaşam kalitesine etkisi" alt boyut puanının ise anlamlı olarak değişmediği belirlenmiştir (p˃0,05). Ağrı, yorgunluk, uykusuzluk, bulantı, iştahsızlık, nefes darlığı, iyilik hali endişe, ağız yarası, cilt problemleri, bağırsak alışkanlıklarında değişim semptom skorlarının 4 kür kemoterapi sonrası anlamlı bir şekilde artış gösterdiği saptanmıştır. "Kognitif fonksiyon ölçeği toplam skorları ile Edmonton Semptom Tanılama Ölçeği tüm semptomları arasında anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır (p<0,05). Bu araştırmada, bireylerin kemoterapi aldığı süre içerisinde kognitif durumlarının olumsuz etkilendiği ve semptomların şiddetinin kognitif durumdaki bozulmaya katkıda bulunduğu belirlenmiş olup, kemoterapi alan bireylerin kognitif durumlarının periyodik aralıklarla izlenmesi önerilmektedir.

Belirti ve semptomlarBilişBilişsel işlevler+3
İrem Süzer
Amasya University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik hastalığı olan bireylerde öz yönetim ve sağlık arama davranışlarının belirlenmesi

Kronik hastalıklı bireylerin sahip olduğu bilgi, beceri ve tutumlar hastalık öz yönetim sürecinin başarılı şekilde yönetilmesini etkilerken, bu kapsamda bireylerin sağlık arama davranışlarını etkili şekilde kullanması da önemlidir. Bu araştırmanın amacı kronik hastalığı olan bireylerde öz yönetim ve sağlık arama davranışlarını ve aralarındaki ilişkiyi belirlemektir. Araştırma tanımlayıcı, kesitsel tipte yürütülmüştür. Araştırma verileri bir eğitim ve araştırma hastanesinin dahiliye, göğüs hastalıkları ve kardiyoloji kliniklerinde toplanmıştır. Tanı veya tedavi amacıyla dahili kliniklerde yatan, 18 yaş ve üzeri olan, en az bir kronik hastalık tanısı alan, Türkçe konuşan, bilişsel sorunu olmayan, araştırmaya katılmaya onam veren 220 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırma verileri, Kişisel Bilgi Formu, Kronik Hastalık Öz Yönetim Ölçeği ve Sağlık Arama Davranışı Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırma kapsamına alınan hastaların yaş ortalaması 64,14±11,99, kronik hastalık tanı süresi ortalamaları 11,77±8,60 yıldır. Kronik hastalık öz yönetiminin yaş, eğitim durumu, çalışma durumu, sosyoekonomik durum, tanı süresi ve sağlık durumunu algılama düzeyine göre anlamlı farklılık gösterdiği saptanmıştır. Sağlık arama davranışlarının yaş, cinsiyet, eğitim durumu, çalışma durumu, medeni durum, sosyoekonomik durum, tanı süresi ve sağlığı algılama durumuna göre anlamlı farklılık gösterdiği saptanmıştır (p<0,05). Damgalamayla baş etme ve sağlık bakım etkinliği ile online sağlık arama davranışı ve sağlık arama davranışları toplam puanları arasında pozitif yönde; tedavi uyumu ile geleneksel sağlık arama davranışı arasında negatif yönde, düşük düzeyde anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır. Sağlık bakım etkinliği ile profesyonel sağlık arama davranışı arasında pozitif yönde, orta düzeyde anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır (p<0,001). Kronik hastalığı olan bireylerin çoğunun bakımlarını kendileri sağladıkları göz önüne alındığında, bireylerin öz yönetim davranışlarının desteklenmesi ve bu süreçte kullandığı sağlık arama davranışlarının belirlenmesi önemlidir.

Kronik hastalıkSağlık arama davranışıÖz yönetim
Güllü Bektaş
Amasya University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Diyabetik ayak ülseri olan bireylerde yaşam kalitesi ve öz yönetimin belirlenmesi

Diyabetik ayak bireylerin yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Bu süreçte yaşanan sorunlarla baş etmede öz yönetim davranışlarının artırılması önemlidir. Bu araştırma, diyabetik ayak ülseri olan bireylerde yaşam kalitesi ve öz yönetim düzeylerinin, aralarındaki ilişkinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Bu araştırma Çorum ilinde bir eğitim araştırma hastanesinin diyabetik ayak servisinde ve genel cerrahi polikliniğinde yürütülmüştür. Diyabetik ayak tanısı ile polikliniğe başuran veya yatarak tedavi alan diyabetik ayak ülserli bireylerden major amputasynu olmayan ve dahil edilme kriterlerine uyan 165 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırma verileri Kişisel Bilgi Formu, Diyabetik Ayak Ülseri Ölçeği Kısa Formu ve Diyabet Öz Yönetim Skalası kullanılarak toplanmıştır. Yaş ortalamaları 64,19±9,33 yıl olan hastaların diyabet tanı süresinin ortalama 12,98±7,75 yıl olduğu, %55,8'inin başka kronik hastalığının bulunduğu, %63,6'sının sağlık düzeyini orta olarak değerlendirdiği saptanmıştır. Bireylerin %20,6'sının ikinci evrede, %48,5'inin üçüncü evrede diyabetik ayak yarası olduğu, %33,9'una minör ampütasyon yapıldığı saptanmıştır. Toplam öz yönetim puanlarının yaşam kalitesi alt boyutları boş zaman, fiziksel sağlık, bağımlılık, olumsuz duygular, ülser hakkında kaygılar ile pozitif yönde anlamlı ilişkisi olduğu, ülser bakımından bezmişlik alt boyutu ile pozitif yönde zayıf ilişkisi olduğu belirlenmiştir. Diyabetin önemli ve yıkıcı komplikasyonlarından biri olan diyabetik ayak ülserleri bireylerin fiziksel, psikolojik ve sosyal yaşam alanlarını olumsuz etkilemektedir. Yaşam kalitesiyle ilişkili önemli faktörlerden biri öz yönetimdir. Öz yönetimin desteklenmesi ve yaşam kalitesini arttırıcı hemşirelik girişimlerinin planlanması önerilmektedir.

Cem Çeliktaş
Amasya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kolonoskopi öncesi hasta eğitimi ve kısa mesaj hatırlatmalarının bağırsak hazırlığı ve anksiyete düzeyine etkisi

Kolonoskopi öncesi hasta eğitimi ve teknolojik bilgilendirme yöntemlerinin klinik sonuçlar üzerindeki etkilerini değerlendirmek, modern sağlık hizmetlerinde giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Bu araştırma, kolonoskopi yapılacak bireylere uygulanan yüz yüze eğitim ile kısa mesaj hatırlatmalarının bağırsak hazırlık düzeyi, anksiyete düzeyi ve yaşam bulguları üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma randomize kontrollü deneysel çalışma olarak yürütüldü. Araştırmanın örneklemini Amasya Merzifon Kara Mustafa Paşa Devlet Hastanesi endoskopi ünitesinde kolonoskopi işlemi uygulanacak olan ve dahil edilme kriterlerine uyan 84 birey oluşturdu. Eğitim grubundaki bireylere hastanenin standart kolonoskopi hazırlık prosedürüne ek olarak araştırmacı tarafından hazırlanan "Kolonoskopi Hasta Hazırlığı Rehberi" kullanılarak bire bir eğitim tekniği ile eğitim verildi. Kısa mesaj hatırlatmaları grubundaki bireylere işlemden üç gün öncesinden başlanılarak randevu bilgileri, beslenme, sıvı tüketimi, işlem öncesinde uygulanması gereken ilaçlara yönelik otomatik mesaj gönderme programı üzerinden düzenli olarak işlem gününe kadar hatırlatıcı kısa mesajlar gönderildi. Kontrol grubundaki bireylere ise hastanede uygulanan standart eğitim uygulandı. Araştırma verileri Kişisel Bilgi Formu, Beck Anksiyete Ölçeği, Boston Bağırsak Hazırlık Ölçeği ve Vital Bulgular Formu kullanılarak toplandı. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 52,3 ± 10,1, %58,3'ü kadın, %63,1'i ilkokul mezunu ve %48,8'inde en az bir kronik hastalık bulunmaktadır. İşlem sonrası Boston Bağırsak Ölçeği puan ortalaması eğitim grubunda 7,71 ± 0,87, kısa mesaj hatırlatma grubunda 7,18 ± 1,14, kontrol grubunda ise 5,25 ± 1,31 olup; gruplar arası farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). İşlem öncesi Beck Anksiyete Ölçeği puanı eğitim grubunda 10,04 ± 3,19, kısa mesaj hatırlatma grubunda 12,43 ± 3,57 ve kontrol grubunda 17,11 ± 4,03 olarak ölçüldü. Eğitim ve kısa mesaj hatırlatma gruplarında anksiyete düzeylerinin kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha düşük olduğu saptandı (p<0,05). İşlem süresince ölçülen nabız, tansiyon ve oksijen satürasyonu değerlerinde gruplar arasında anlamlı fark olmadığı saptandı (p>0,05). Bu araştırmada, hem detaylı olarak yapılan yüz yüze eğitimin hem de kısa mesaj hatırlatmalarının kolonoskopi öncesi bireylerin anksiyete düzeylerini azaltmada ve bağırsak hazırlık kalitesini arttırmada etkili olduğu; vital bulgular üzerinde ise doğrudan anlamlı bir etkisinin bulunmadığı belirlenmiştir. Bu bulgular, dijital teknolojilerin ve detaylandırılmış eğitimin klinik uygulamalarda kullanılmasının hasta hazırlığı açısından faydalı olabileceğini göstermektedir.

Arif Murat Alagöz
Amasya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sürekli enteral beslenen ve diyabeti olan yoğun bakım hastalarına uygulanan abdominal masajın beslenme intoleransı ve kan şekeri düzeyine etkisi

Enteral beslenen hastalarda gelişebilecek komplikasyonların yönetiminde abdominal masaj gibi nonfarmakolojik yötemlerin yararlı etkileri olduğu belirtilmiştir. Bu araştırma, yoğun bakım ünitesinde yatan, sürekli enteral beslenen ve diyabeti olan hastalara uygulanan abdominal masajın beslenme intoleransı ve kan şekeri düzeyine olan etkisi değerlendirilmek amacıyla yapılmıştır. Randomize kontrollü deneysel çalışma olarak 12.06.2023-24.06.2024 tarihleri arasında yürütülen araştırmanın örneklemini, yoğun bakım ünitelerinde yatan, 18 yaş üstünde olan, diyabet tanısı olan, nazogastrik sonda ile sürekli enteral beslenmeye yeni başlanmış olan, Glaskow Koma Skalası >3 olan 32 müdahale, 32 kontrol olmak üzere 64 hasta oluşturmuştur. Veriler bir devlet hastanesinin yoğun bakım ünitelerinde araştırmacı tarafından toplanmıştır. Araştırmaya katılmaya onam verebilecek olan hastaların kendilerinden veremeyecek olanların birinci derece yakınlarından onam alınmıştır. Abdominal masaj grubundaki hastalara beş gün süresince sabah ve akşam, günde iki defa 15 dk olmak üzere abdominal masaj uygulanmıştır. Verilerin toplanmasında, Kişisel Bilgi Formu, sürekli enteral beslenme sürecinde meydana gelen değişikliklerin ve beslenme intoleransının kayıt altına alındığı Hasta Parametreleri İzlem Formu ve dışkı sınıflandırılmasının yapıldığı Bristol Dışkı Skalası kullanılmıştır. Günde 4 defa abdominal distansiyon, karın çevresi, kan şekeri düzeyleri, günde 5 defa gastrik rezidüel volüm, günde iki defa defekasyon türü ve sıklığı, günlük olarak beslenme solüsyonu ve su infüzyon hızı değerlendirilmiştir. Çalışma süresince consort akış şemasına bağlı kalınmıştır ve clinical trials veri tabanına kayıt yapılmıştır (NCT06075121). Abdominal masaj ve kontrol grubundaki hastalarda gastrik rezidüel volüm skorlarının ve beslenme solüsyonu ve su miktarlarının gruplar arası anlamlı farklılık göstermediği saptanmıştır (p>0,05). Abdominal masaj grubunda 3. günde abdominal distansiyon varlığının kontrol grubuna göre anlamlı bir şekilde daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0,05). Abdominal masaj grubunda 4. günde diyare oranının kontrol grubuna göre anlamlı şekilde daha yüksek bulunduğu saptanmıştır (p<0,05). Abdominal masaj ve kontrol grubunda 1, 2, 3 ve 4. ölçümlerde kan şekeri değerlerinin grup içi/tekrarlı ölçüm ortalama farklarının istatistiksel olarak anlamlı olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Bu araştırmada abdominal masajın abdominal distansiyonu azalttığı belirlenmiştir. Abdominal masajın hemşirelik bakım uygulamalarına entegrasyonu ve bu alanda daha fazla çalışma yapılması önerilmektedir.

Esma Yıldız
Amasya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Akut böbrek yetmezliği olan hastalara uygulanan ayak banyosunun ağrı, yorgunluk ve uykusuzluk şiddetine etkisi

Akut böbrek yetmezliğinde renal işlevlerin günler içinde gerilemesi ve böbrek hasarı nedeniyle çoklu fizyolojik sorunlar gelişebilir. Yoğun takip ve tedavi gerektiren akut böbrek yetmezliğinin bakımında farmakolojik yöntemlerle birlikte nonfarmakolojik yöntemler hastaların yaşadıkları semptomların giderilmesinde etkili olmaktadır. Bu araştırmanın amacı, akut böbrek yetmezliği olan hastalara uygulanan ayak banyosunun ağrı, yorgunluk ve uykusuzluk şiddetine etkisini belirlemektir. Bu araştırma randomize kontrollü araştırma deseninde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini bir eğitim araştırma hastanesinin dahiliye servisinde akut böbrek yetmezliği tanısıyla yatan 50 hasta oluşturmuştur. Hemodiyaliz tedavisi alan, kronik böbrek yetmezliği tanısı olan, bilişsel sorunu olan, yaşamsal bulguları normal sınırlarda olmayan ve çalışmaya katılmaya onam vermeyenler çalışmaya dahil edilmemiştir. Araştırma verileri, Kişisel Bilgi Formu, Sayısal Ağrı Ölçeği, Yorgunluk Şiddeti Ölçeği ve Uykusuzluk Şiddeti İndeksi kullanılarak toplanmıştır. Ayrıca ayak banyosu grubundaki hastaların müdahale öncesi ve sonrası yaşamsal bulguları değerlendirilmiştir. Araştırma verileri Eylül 2024-Mayıs 2025 tarihleri arasında araştırmanın yürütüldüğü hastanenin dahiliye kliniğinde araştırmacı tarafından toplanmıştır. Ayak banyosu uygulamaları yatışın 2. 3. 4. günü olmak üzere üç gün süresince, günde bir kez yapılmıştır. Ayak banyosu uygulamasında suyun sıcaklığı 38-42°C, süresi ise 20 dakikadır. Ön test verileri hastaneye yatışın ilk günü, son test verileri hastaneye yatışın 5. günü toplanmıştır. Çalışma sürecinde consort akış şemasına bağlı kalınmıştır. Clinical veri tabanına kayıt yapılmıştır (NCT06613087). Bu araştırmada, ayak banyosu ve kontrol grubundaki hastalarda son testte ağrı puan otalamalarının istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermediği saptanmıştır. Grup içi karşılaştırmasında ise hem deney hem kontrol grubundaki hastaların ağrı ortalama puanlarının anlamlı şekilde azaldığı saptanmıştır. Yorgunluk şiddeti puanlarında, gruplar arası farklılığın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı, zamana bağlı değişimin istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir. Uykusuzluk şiddeti puanlarının ön test ve son testte gruplar arasında anlamlı farklılık göstermediği ancak zamana bağlı değişimi istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir. Ayak banyosu grubunda uygulama öncesi ve sonrası yaşam bulgularının karşılaştırılmasında yalnızca ateş ölçümünün anlamlı farklılık gösterdiği, nabız ve kan basıncı ölçümlerinin anlamlı farklılık göstermediği belirlenmiştir (p<0,05). Bu araştırmanın sonucunda ayak banyosunun ağrı, yorgunluk ve uykusuzluk şiddeti üzerinde anlamlı etkisi olmadığı belirlenmiştir. Ayak banyosu uygulamasının uzun dönem etkilerinin değerlendirilmesi ve bu konuda daha fazla çalışma yapılması önerilmektedir.

Naz Fışğın
Amasya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarına uygulanan nefes egzersizlerinin anksiyete, yorgunluk ve yaşam kalitesine etkisi

Bu çalışmanın amacı, kutu nefes ve diyafragmatik nefes egzersizlerinin hemodiyaliz hastalarında anksiyete, yorgunluk ve yaşam kalitesine etkisi değerlendirmektir. Randomize kontrollü deneysel çalışma olarak Şubat- Mayıs 2025 tarihleri arasında yürütülen araştırmanın örneklemini, bir eğitim araştırma hastanesinin hemodiyaliz ünitesinde tedavi alan 52 hasta oluşturmuştur. Araştırma verileri Kişisel Bilgi Formu, Beck Anksiyete Ölçeği, Piper Yorgunluk Ölçeği ve SF-12 Yaşam Kalitesi Ölçekleri kullanılarak toplanmıştır. Nefes egzersizleri grubundaki hastalarda kutu nefes ve diyafragmatik nefes teknikleri araştırmacı tarafından öğretilmiş ve hastalara nefes egzersizlerini açıklayan bir broşür sunulmuştur. Nefes egzersizleri 6 hafta boyunca uygulanmıştır. Kontrol grubundaki hastalara herhangi bir müdahale uygulanmamış, rutin bakım uygulamalarına devam edilmiştir. Araştırmada, ön test verileri nefes egzersizlerinden önce, son test verileri ise 6. haftanın sonunda toplanmıştır. Bu araştırmada, nefes egzersizi grubunda ön test ve son test anksiyete puan ortalamaları farkının istatistiksel olarak anlamlı olduğu, son testte anksiyete puanlarının daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0,05). Son testte nefes egzersizi ve kontrol grubu arasındaki davranış ve duygusal alt boyut ve toplam yorgunluk puan ortalamaları farkının istatistiksel olarak anlamlı olduğu, kontrol grubu puan ortalamalarının daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Son testte nefes egzersizi ve kontrol grubu arasında mental yaşam kalitesi ve toplam yaşam kalitesi puanlarının istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği, nefes egzersizi grubu puan ortalamalarının daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Bu çalışmada nefes egzersizlerinin anksiyete, yorgunluk ve yaşam kalitesi üzerinde olumlu etkileri olduğu ortaya koyulmuştur. Bu alanda kanıt düzeyi yüksek çalışmalar yapılması ve nefes egzersizlerinin hemodiyaliz hastalarında bakım uygulamalarına dahil edilmesi önerilmektedir.

Mahmut Zengin
Amasya University · Institute of Health Sciences
2025
00

Other supervisors