Theses supervised by Doç. Dr. Ömer Zaimoğlu
16 theses · Akdeniz University
Türk ebru sanatında çağdaş bir tasarım öğesi olarak elibelinde motifi
Türk kültür ve sanat yaşamı, içinde bulunduğu farklı coğrafyalar ve kültürel kimlikler ile bir iletişim içinde olmuş bununla birlikte binlerce yıldır sürdürdükleri kendi öz kültürel ve düşün dünyalarını varlık gösterdikleri tüm coğrafyalarda göstermiş ve bulundukları yörelerin kültürlerini de özümseyerek daha zengin bir kültür ortaya koymuşlardır. Türklerin kültür ve inanç sistemleri içinde var olan olgu ve ritüellerin yer aldığı yeni kültürel yapıya uygun olarak dönüşmüş ve devamlılığını sürdürmüştür. Özellikle de Atalar Kültü ile biçimlenmiş Şamanist inanç sistemi içinde var olan çeşitli tanrılar, ongunlar ve ritüeller farklı isim, söylem ve mitlerle toplumsal yaşamın ayrılmaz bir parçası olmuştur Bu bağlamda Orta Asya Türk toplumlarının kültür ve sanatında karşılaşılan önemli etkenlerden biri de Umay Ana kültü/Ana Tanrıça Kültü'dür. Türk sanatında "Elibelinde" motifi olarak isimlendirilen ve ortak biçimsel benzerlikler taşıyan bir sembolizmle görselleştirilen Umay Ana kültü mimaride, yapıların ahşap aksamlarında, seramik öğelerde çini uygulamalarında, diğer tezyini sanatlarda ve özellikle düz dokuma yaygılarda birçok farklı kompozisyonda hem detay hem de ana anlatım unsuru olarak kullanılmıştır. "Türk Ebru Sanatında Çağdaş Bir Tasarım Öğesi Olarak Elibelinde Motifi" isimli Sanatta Yeterlik Tez çalışması Türk Kitap Sanatları içinde özel bir yere sahip olan Ebru Sanatı ile kültürel tarihimizde sürekliliğini çeşitli formsal değişiklik, ekleme ve çıkarmalara rağmen sürdüren Elibelinde Motifi'nin modern dünyada ve çağdaş sanat süreci içerisinde kendine özgü bir anlatı dili ve tasarım öğesi olarak kullanılabileceğini göstermesi amacıyla ortaya konulmuştur. Zira her biri farklı iki unsurun -Elibelinde Motifi'nin ve Ebru Sanatı'nın- Türk Kültür Tarihi içinde farklı amaçlara hizmet eden öğeler olmasına rağmen kültürel ve sanatsal devamlılığın içerisinde bir araya gelebileceği, faklı söylem ve düzenlemelerle bundan sonraki yapılacak sanatsal çalışmalara yol gösterebileceği, kültürel öğelerin zamanın yıpratıcı etkisi içerisinde yozlaşmasına ya da yok olmalarına göz yummak yerine yaşanılan dönemin beğenilerinin de göz önünde bulundurularak sürekliliğinin sağlanabileceğinin gösterilmesi hedeflenmiştir.
Erzurum halılarının renk, motif ve kompozisyon özellikleri incelenerek yeni tasarımların yapılması
Bu tez çalışmasında, Erzurum ili, ilçe ve köylerinde tespit edilen el dokuma halılarının renk, motif ve kompozisyon özellikleri ayrıntılı olarak analiz tablolarıyla birlikte incelenmiştir. Tezin giriş bölümünde halı sanatına genel bir giriş yapılarak, çalışmanın amacı ile çalışmada izlenen yöntem belirtilmiştir. Birinci bölümde; "halı" hakkında genel bilgi, Türk halı dokuma sanatının kısa bir tarihçesi, Erzurum'un tarihi, coğrafyası ve sosyo-kültürel yapısı hakkında genel bilgiler verildikten sonra Erzurum halı dokuma sanatının tarihi gelişimi, teknik özellikleri, halının içerisinde yer alan hammadde ve ipliğin elde edilmesi, boyama, boyamanın elde edilmesi, mordanlamanın yapılışı, yün boyamada kullanılan araç ve gereçlere ayrıntılı bir şekilde yer verilmiştir. Ayrıca bu bölümde, dokuma tezgâhı-araç gereçleri, çözgü hazırlama, düğüm teknikleri ve dokuma gibi konular anlatılarak fotoğraflarla detaylandırılmıştır. Tezin İkinci bölümünde; tespit edilen yaklaşık 70 halının renk, kompozisyon ve motif özellikleri, tablo analizleri, fotoğraflarla birlikte anlatılmaktadır. Erzurum halılarında tespit edilen motiflerin türlerine göre sınıflandırması yapılarak, simgesel yorumları ve anlamları da açıklanıp çizimleri ile birlikte sonuçlandırılmıştır. Yine bu bölümde Erzurum halılarının, kullanım türlerine göre sınıflandırılması, "taban halısı (sedir halısı), namazlık (seccade), yastık ve minder halılar ve heybe" yapılmıştır. Son olarak ikinci bölümde günümüz Erzurum halı dokumacılığının durumu tablo ve fotoğraflarla anlatılmaktadır. Tezin üçüncü ve son bölümü olan bu bölümde; Erzurum yöresinde tespit edilen halıların katalog kısmına yer verilmektedir. Yine bu bölümde, bu alanda tespit edilen halıların fotoğrafları, katalog analiz tablosu ve yorumları bulunmaktadır. Son olarak bu bölümde, mevcut dokuma örneklerinden faydalanılarak yeni tasarımlar yapılmış katalog kısmına eklenmiştir. Araştırmanın sonunda, Erzurum Halıcılığı hakkında genel bir değerlendirme ve sonuç yapılarak, halıcılık alanında kullanılan terimlere ve kaynaklara yer verilmiştir. Anahtar kelimeler: Erzurum, Halı, Kilim, Dokuma, Motif
Antalya Elmalı yöresinde tespit edilen yörük dokumaları
İnsanoğlu sınırsız olan ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla doğadaki malzemeleri kullanarak çok çeşitli ürünler ortaya koymuşlardır. İhtiyaçlarını farklı özelliklere sahip olan ürünlerden çeşitli işlemlerden geçirdikten sonra göze hoş gelecek şekilde süslemişlerdir. Bunlardan bir tanesi de insanların el emeği göz nuru ürünler olan dokumalardır. Dokumalar geçmişten günümüze geniş bir kullanım alanına sahiptir. İp olarak da kendi koyun ve keçilerinden elde ettikleri yünleri çeşitli aşamalardan geçirerek ip haline getirmişler ve bunları da farklı tekniklerde dokumuşlardır. Bu dokumaları hazırlarken estetik bir görünüm kazandırmışlardır. Kızlarına çeyiz olarak, evlerde ve göçleri sırasında yıllarca kullanmışlardır. Hayvancılığa bağlı olarak yün ve kıl'ın kolay temin edilmesinden dolayı Elmalı ve yöresindeki Yörük dokumaları eskiden geniş bir kullanım alanına sahipmiş. Buna bağlı olarak farklı yapım tekniklerinde ve bezemelerle farklı ürünler ortaya konmuştur. Günümüze kalan bu ürünleri belgelemeye çalıştım. Elde edilen bu ürünler genellikle aynı kullanım alanlarında kullanıldığı görülmüştür. Elmalı ve yöresindeki dokumaların koyun ve keçilerden elde edilen yünlerin evlerde belirli aşamalardan geçtikten sonra (taranma, eğrilme, boyama) gibi ip haline geldiğini tesbit edilmiştir. Dokumaların yapıldığı tezgahlara ıstar denilmektedir. Yörükler ıstarları yaylaya çıktıklarında çadırın önlerinde, kışın sahile indiklerinde ise evlerinin bir odasına tezgah kurarak dokumuşlardır. Bu çalışmayı hazırlarken günümüze kadar gelen örneklerin fotoğraflarını çekip ilgili kişilerle görüşerek bilgi almaya çalışılmıştır. Bu ürünleri malzeme, renk ve form olarak kaynak kişilerden alınan bilgilerle literatüre eklemeye çalışılmıştır. Eskiden yörede geniş bir kullanım alanına sahip olan dokumalar günümüzde sanayinin gelişmesine bağlı olarak ve insanların seracılık gibi alanlara yönelmesiyle ve hayvancılığın azalmasına bağlı olarak günümüzde oldukça azalmış olup, yok olma derecesine gelmiştir. Eskiden geniş bir kullanım alanına sahip olan dokumalar şimdilerde ise parmakla gösterilecek derecede azalmıştır. Yaşlı insanların sandıklarında ve yüklük altlarında, dolaplarda saklanmaktadır. Bu çalışmada Elmalı ve yöresindeki Yörüklerin bölgeye nasıl geldiklerini, hangi göç yollarını kullandıklarını, yazın hangi yaylalara çıktıklarını tespit etmeye çalıştım.
Rezerve boyama teknikleri ile indigo, kökboya, kekik posasının giysi koleksiyonunda kullanılması
Boyama işlemi, tekstil hammaddesine uygun olarak seçilmekte ve üretim esnasında farklı aşamalarda uygulanabilmektedir. Ürüne istenilen desenin ve rengin kazandırılmasında uygulanan en önemli boyama tekniklerinden biri de rezerve boyamadır (resist dyeing). Rezerve boyama işlemi, kumaş veya iplik üzerinde istenilen bölgelerin uygun rezerve yöntemleri ile saklanarak, boyanın kumaşa veya ipliğe nüfuz etmesi engellenmek sureti ile yapılmaktadır. Tekstil materyaline ve boyarmaddelere göre farklılık gösteren tekniklerin temelinde benzer uygulama özellikleri bulunmaktadır. Coğrafi bölgeler, boyarmadde kaynakları ile desen özelliklerine göre farklı isimler alan rezerve boyama teknikleri, kumaşa ve ipliğe uygulanan yöntemler olarak temelde iki başlık altında detaylı olarak incelenerek, ipek kumaşlar üzerine indigo (Indigofera tinctoria L.), kökboya (Rubia tinctorum L.), kekik (Origanum onites L.) posası kullanılarak uygulamalar yapılmıştır. Geleneksel olarak yüzlerce yıldır uygulanan rezerve boyama teknikleri, maalesef boya uygulamaları konusunda sentetik boyaların esiri olmuş durumdadır. Ortaya çıkan tekstil ürününün özgün değeri bir bütün olarak ele alınmalı ve bütünün en büyük parçası olan doğal boyalar ihmal edilmemelidir. Bunun yanı sıra, sağlık, ekoloji açısından doğal boyaların standardizasyonu ve endüstriyel kullanımı üzerine çalışmalar yapmak, sentetik boyaların kullanımından doğan olumsuzlukları ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalardan daha önemlidir. Bu bağlamda, doğal boya çalışmalarını güncel tutarak bir adım daha ileriye taşımak amacı ile indigo, kökboya ve kekik posasının kullanılması uygun görülmüştür. Bu çalışma Akdeniz Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje Numarası: SSY-2015-555. Yaptığımız literatür taramaları, Türkçe kaynak eksikliğini ve terminoloji problemlerini ortaya çıkarmıştır. Çalışmamız özgün bir kaynak olmanın yanı sıra, terminoloji konusunda da sorunlara çözüm olmak adına önemli bir adım teşkil etmektedir. Anahtar Kelimeler: Doğal Boyama, İndigo, Kökboya, Kekik Posası, Rezerve Boyama Teknikleri
Süleymaniye Kütüphanesi Ayasofya-3946 numaralı Kitâbu İntihâbâti Devâvîni'l-Fudalâ isimli divanın tezyini açıdan değerlendirilmesi
15. yüzyılda varlık gösteren Akkoyunlu Türkmenlerinin toprakları Doğu Anadolu, Azerbaycan ve İran coğrafyasının dahil olduğu geniş bir alanı kapsamaktadır. Akkoyunlu devletinin varlık gösterdiği o dönemde Orta Doğu topraklarında gelişmiş zengin sanatsal bir yapı hakimdir. Akkoyunlular miras aldıkları bu kültürel ortamı koruyarak Tebriz ve Şiraz merkezlerinde devrin büyük sanatkârlarını himaye etmiş, üst düzeyde tezhip ve minyatürlü el yazması kitapların üretilmesini sağlamışlardır. Üretilen eserlerde; Timurlu, Celayirli sanat birikimlerinden izler bulunmakla birlikte, kendilerinden önceki Karakoyunlu Türkmenlerinin oluşturdukları üslûp özelliklerini sürdürmüş ve kendi tarzlarını ortaya koymuşlardır. Ayrıca konumları itibariyle Osmanlılarla siyasi bir etkileşim içerisinde olmuşlar ve dolayısıyla da bu Osmanlı sanatına yansımıştır. Akkoyunlu devletinin hükümranlığı Safeviler tarafından son bulmuştur. Ancak üslûp özellikleri bir süre daha Safevi eserlerinde görülmeye devam etmiştir. Türkmen üslûbu olarak literatüre giren üslûba Akkoyunlu döneminin katkıları yadsınamaz bir gerçekliktedir. Dönemde üretilen el yazması eserler ve tezyinatlarının incelenmesi üslûbun daha da netleşmesi açısından önem taşımaktadır. Bu durumlar göz önünde bulundurularak araştırmada Akkoyunlu döneminde üretilmiş olan Ayasofya 3946 numaralı Divan'ın tezyinatı incelenmesi uygun görülmüştür. Öncelikle eserin ortaya çıkmasına katkı sağlayan Akkoyunlu devletinin kısa tarihçesi ve sanat ortamı ile ilgili bilgi verilmiştir. Katalog bölümünde eserin tezyinatlı sayfalarının çizimleri yapılarak kullanılan kompozisyon, motif özellikleri ve renkleri incelenerek analizleri yapılıştır. Değerlendirme bölümünde eser, yakın dönemde üretilmiş olan eserler ile karşılaştırılmış benzerlikleri açısından ele alınmıştır. Akkoyunlu Türkmen üslûbundan etkiler taşıyan Osmanlı ve Safevi eserler ile benzerlikleri incelenmeye çalışılmıştır. Sonuç olarak yapılan çalışmanın Akkoyunlu Türkmen dönemi tezhiplerinin anlaşılması için katkı sağlaması amaçlanmıştır. Akkoyunlu Türkmen dönemi tezhiplerinin daha çok araştırmaya konu olarak incelenmesi, daha iyi anlaşılması açısından önemli olacaktır. Anahtar kelimeler: Akkoyunlu, Türkmen üslûbu, Yazma Eser, Tezhip, Karakoyunlu, Safevi, II. Bayezid, 15. Yüzyıl.
Türk ebru sanatında çiçekli ebrular ve günümüzdeki uygulamaları
Türk ebru sanatı, doğal boya ve malzemelerle yapılan, kaynaklara göre Orta Asya'dan köken alan, çok eski bir kitap süsleme sanatıdır. Türk ebru sanatı aynı zamanda, klasik ebrunun temelini oluşturmaktadır. Klasik ebru sanatının; battal, bülbülyuvası, şal, tarama, taraklı, akkâse vs. çeşitleri olduğu gibi, çiçekli ebrunun başlangıcı olarak kabul edilen "Hatip Ebrusu" ve "Necmeddin Ebrusu" olarak adlandırılan "Çiçekli Ebru" da klasik ebru sanatı içinde yer almaktadır. Türk Ebru sanatı asırlar boyunca usta-çırak yöntemiyle günümüze kadar gelmiştir. Günümüz ebru sanatçıları, hem klasik ebru sanatı çeşitlerini, hem de yeni tarz ebruları iyi bir şekilde yapabilmektedirler. Türk ebru sanatında çiçekli ebru denildiğinde, çiçekli ebru denemeleri ile bilinen Hatip Mehmet Efendi ve çiçekli ebrunun gelişimine katkıda bulunan Necmeddin Okyay isimleri ön plana çıkmaktadır. Yeni bulgular, her iki üstadın yaptığı ebru örneklerinin, geçmişte de yapılmış olduğu gerçeğidir. Okyay'ın öğrencisi Mustafa Esat Düzgünman'a kadar çiçekli ebrunun ivme kazanması, sonra bu ivmede yavaşlama olması, sanatta tekrara düşülmesi ve ebru sanatına sınırlar koyulması, bu sanatı durağanlaştıran olgular olarak karşımıza çıkmaktadır. Klasik dönem çiçekli ebruları incelendiğinde, çiçekli ebru örneklerinin sayıca az olduğu ve dönemin şartlarına göre el yapımı doğal boya ve malzemelerle, yine o dönemin koşullarına göre figürler yapıldığı görülmüştür. Günümüzde yapılan çiçekli ebru örnekleri ise, ya geçmiştekini birebir taklit ile iki boyutlu, ya stilize edilerek, ya da doğada görüldüğü gibi natüralist bir yaklaşım ile üç boyutlu olarak yapılmaktadır. Hangi yöntem ile yapılıyor ise yapılsın, günümüzde yapılan çiçekli ebruların, geçmişte yapılan klasik çiçekli ebrulara göre tekniksel değişime uğradığı belirgin olarak görülmektedir. Bu teknik değişim, günümüz ebru v sanatında kreatif ve özgür düşünce ile tasarımlar yapılmasına olanak sağladığı gibi, geçmiş dönemin ebru çeşitlerinin sayıca artmasına da olanak sağlamıştır. Bu çalışma ile klasik dönemde yapılan çiçekli ebruların günümüzdeki gelişimini, değişimini, günümüzde yapılan klasik dışı çiçekli ebrularla da, bu sanatın tekâmülünü ve farklılaştığını gözler önüne sermek amaçlanmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Ebru sanatı, Çiçekli Ebru, Klasik Ebru, Ebru sanatçıları, Ebru yapımı
Antalya ili Etnografya Müzesi'nde bulunan kadın gömlek yakası ve kadın iç giyim örneklerinin incelenmesi
Geleneksel el sanatları alanında yapılan çalışmalar incelendiği zaman müzelerde özellikle depoda bulunan eserlerin ulaşılabilirliği göz önüne alınarak çok fazla gün yüzüne çıkamadığı anlaşılmaktadır. Etnografik Tekstillerin koruma anlamında zahmetli olması sebebiyle bu grupta yer aldığı görüldü. Ulaşılan eserlerin teknik özelliklerinin incelenmesi yapılarak, alanda kaynak oluşturacak katalog çalışması yapıldı. Antalya ili civarında yapılan dokumaların çoğunlukla bez ayağı tekniğinde olduğu görüldü. İç giyim örneklerinin keten ve pamuktan oluştuğu tespit edildi. Azınlıkta olsa da ipek iç giyim parçalarına da rastlandı. Doküman analizine dayalı olarak yürütülen çalışmanın örneklemini müzenin deposunda bulunan 37 adet kadın giyim unsuru oluşturmuştur. Örneklemin doküman numarası, müzeye geliş tarihi, müzeye geliş şekli, müzedeki yeri, dokuma malzemesi, dokuma boyutu, dokuma tekniği, kullanılan desen ve dokumanın tamamlayıcı özelliklerinin ayrıntılı bir şekilde sunulması sebebiyle alan yazına önemli katkıda bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Mekikli dokuma, Antalya Etnografya Müzesi, İpek, Keten, Pamuk
Ahıska Türklerinde yer alan geleneksel motifler ile kadın giysi koleksiyonu oluşturulması
Ahıskalı Türkler Sovyetler birliğinin el altında yıllarca kalan ve acımasızca sürgüne uğrayan bir Türk millet toplumudur. Ahıskalı Türkler 1944 kasım ayında orta Asya ya acımasızca sürgünleri başlamış olmaktaydı, sürgün esnasında 40 binden fazla insan vefat etmiş ve cenazeleri Sovyet askerleri tarafından trenden atılmıştır. Ahıskalı Türkler hangi coğrafi konumda olsalar da Türklerini ve Kültürlerini kaybetmemiş olduğunu görmekteyiz. Ahıskalı Türklerinin sürgün ve kültürleri ile ilgili birçok araştırma ve tezler' ile karşılaştım, fakat giyim ve kıyafet ile ilgili kaynaklar bulamadım bundan dolayı bir Yüksek lisans öğrencisi olarak ve kendimin de Ahıskalı Türklerinden geliyor olmamdan dolayı kültürümüzün gelecek nesillere aktarılması ve başka ilgilenen öğrenciler, araştırmacılar için bir fikir beyan etmek istedim. Ahıskalı Türklerin Giyim kuşamlarını araştırdım bulduğum kaynaklardan yola çıkarak tasarımlar uyguladım. Tasarımları elde ettiğim görseller' ile hikaye panosu oluşturup çizim, eskiz ve kalıp aşamasını yaptıktan sonra, Patchwork tekniğiyle beraber uygulama aşamalarına geçtim. Tasarımlarımda renkler ve motif uyumlarına özen göstererek uyguladım.
Kolan ve çarpana dokuma örneklerinin incelenmesi: Antalya Müzesi örneği
Neolitik Çağdan itibaren insanlığın gelişim sürecine eşlik ettiği bulgulanan dokumanın insan hayatında önemli bir yer kapladığı barınmadan örtünmeye kadar geniş bir kullanım alanına sahip olduğu bir gerçektir. Kullanım alanının genişliğine, üretim tekniklerindeki çeşitlilik ve yöresel farklılıklar da eklenince ortaya geniş bir inceleme alanı çıkmaktadır. Her biri ayrıntılı araştırmalara konu olmuş dokuma türlerinden biri mekiksiz dokumalar olup bu tür kolan ve çarpana dokuma olarak iki alt türe ayrılmaktadır (Akpınarlı vd., 2012). Aralarında sadece dokuma tekniğinin farklı olmasının fark yarattığı bu dokuma türleri pek çok çalışmaya konu olmuştur. Ancak zengin bir eser çeşitliliğine sahip olan Antalya Müzesi'nde bulunan kolan ve çarpana dokumaların hiçbir araştırma kapsamında incelenmediği görülmüştür. Bu ilhamdan hareketle bu çalışma kapsamında, Antalya Müzesi'nde bulunan tüm kolan ve çarpana dokumalarının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma bağlamı Antalya Müzesi olup bu müzede yer alan 65 adet kolan ve çarpana dokuma, doküman analizine dayalı olarak yürütülen çalışmanın örneklemini oluşturmuştur. Söz konusu çalışmanın Antalya Müzesinde bulunan kolan ve çarpana dokumalara ait doküman numarası, müzeye geliş tarihi, müzeye geliş şekli, müzedeki yeri, dokuma malzemesi, dokuma boyutu, dokuma tekniği ve dokumanın tamamlayıcı özelliklerini ayrıntılı bir şekilde sunulması ile ilgili alanyazına önemli ve anlamlı bir katkı sağladığı değerlendirilmektedir. Anahtar kelimeler: Mekiksiz dokuma, Kolan dokuma, Çarpana dokuma, Antalya Müzesi, Doküman incelemesi.
Müzehhip Ruzbihan'ın yazma eserlerindeki bezeme üslubu
Tezhip sanatı Orta Asya'da Uygur Türkleri zamanında ortaya çıkmış ve gelişme göstermiştir. Doğuda Çin'in etkisinde olan Uygur coğrafyasından İran'a uzanan, oradan Selçuklular vasıtasıyla Anadolu'ya ulaşan ve Osmanlı sanat zevkiyle yoğrularak günümüze kadar varlığını sürdürerek gelmiştir. Yüzyıllar boyu devam eden bu süreçte değişik coğrafyalardaki sanatkârların tekrardan kaçınma istekleri kendilerini ifade edebilme arzusu ve yeni arayışlar içinde olmaları, estetik kaygı, zevk ve üslup farklılıklarının etkileriyle farklılıklar göstererek gelişimini devam ettirmiştir. XVI. yüzyılda kitap üretiminin önemli bir merkezi olan Şiraz yüzyıllar boyunca farklı devletlerin hükümdarlığına girmesine ve çeşitli iktidar değişikliklerine rağmen kitap üretim merkezi olma özelliğini hep korumuştur. Yapılan bu çalışmada XVI. yüzyıl Safevi Devleti döneminde Şiraz'da yaşamış olan Müzehhip Ruzbihan'ın yapmış olduğu kitap süslemeleri incelenerek sanatçının bezeme tarzı ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Bu amaçla sanatçının süslediği 5 yazma eser renk, kompozisyon ve motif üslubu yönünden analiz edilmiştir. Araştırmalar sonucunda Müzehhip, Hattat ve Mücellit olan Ruzbihan'ın çok yönlü sanatçı kişiliğinin eserlerine yansıdığı ve kendine özgü bir üslup geliştirerek yaşadığı dönem için yenilikçi sayılabilecek türde özgün eserler ürettiği görülmüştür. Bunun sebebinin Ruzbihan'ın kendi atölyesinde serbest çalışarak tamamen estetik kaygıları doğrultusunda eserler üretmesinden ve herhangi bir otoritenin yönlendirme veya beklentisine bağlı kalmadan hareket etmesinden kaynaklanmış olabileceği kanaatine varılmıştır. Anahtar kelimeler: Tezhip, Ruzbihan, Safevi, Şiraz, Kitap Sanatları, Yazma Eser
Sürdürülebilir moda bağlamında yenilikçi tasarım teknolojileri ile sıfır atık amaçlı tasarımlar
Günümüzün en önemli gündem maddelerinden biri de hızlı tüketimin ekolojik açıdan sürdürülebilir olmamasıdır. Moda endüstrisi üretim ve tüketimin çok hızlı gerçekleştiği sektörlerdendir. Bu durum karşısında sürdürülebilir moda çözümleri üretilmekte ancak aşırı tüketim hızını kesmemektedir. Araştırma hızlı moda ile boyutları büyüyen moda endüstrisi atıklarını azaltmak amacına odaklanmaktadır. Moda endüstrisinde atıklar tüketici öncesi ve tüketici sonrası atıklar olarak iki şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bu araştırmada tüketici sonrası atıklardan olan kesim atıkları üzerinde çalışılmaktadır. Araştırmanın ilk bölümünde hızlı moda ve etkileri açıklanmaktadır. Atıkların durumu ve atık yönetimi konuları ele alınarak sıfır atıkla ilgili mevcut tasarımlar incelenmektedir. Kesim atıkları pastal planında kalıplar arasında bulunan boşluklardan oluşmaktadır. Araştırmalar sonucunda sıfır atık moda tasarımı alanında, kesim atıklarının doğrudan bir giyside kullanıldığı tasarımların çok az olduğu görülmektedir. Araştırma alandaki bu boşluğa yönelmektedir. Araştırmada kalıplar arasındaki boşluklar kesim atığı haline gelmeden önce, endüstriyel sistemde üretimi mümkün olan giysiler tasarlanmaktadır. Giysilerin tasarımı için 3 boyutlu sanal giysi tasarımı programları kullanılmaktadır. Son bölümde kalıplar arasında kalan boşluklarla pratik temelli tasarım araştırmaları yürütülmektedir. Tasarımlarda parçalar sıfır atık moda tasarımı yöntemlerinden biri olarak da tanımlanan kırkyama tekniği ile birleştirilmektedir. Sonuç olarak araştırmada sürdürülebilirliği desteklemek için sıfır atık amaçlı yeni bir açılım sağlamak amaçlanmakta ve tasarımlar geliştirilmektedir.
Klasik dönem Osmanlı minyatürlerinde savaş tasvirleri ve Antalya örneğinde sanatsal uygulamaları
Osmanlı Devleti'nin kuruluş yıllarına ait tarihi bilgiler yetersiz olsa da, sonraki dönemler hakkında yazılı kaynaklardan oluşan geniş bir bilgi birikiminin mevcut olduğu bilinmektedir. Yazılı kaynaklar içerisinde konusu tarih olan eserlerde yer alan Osmanlı minyatürlerinin çoğunluğu padişahların veya komutan olarak seçilen vezirlerin yaptıkları savaş, kale, kent kuşatmaları ve deniz üstünde yapılan çıkartmaların tasvir edildiği bilinmektedir. Osmanlı ordusunun yapmış olduğu bu seferleri, savaşları, kuşatmaları nakkaşlar kimi zaman kendileri olayların içinde bulunup gözlemleyerek, kimi zamanda el yazması metinlere dayanarak minyatürlerini tasvirlemişlerdir. Kullandıkları her iki yöntemde de her zaman gerçeği yansıtmaya özen göstermişlerdir. Bilindiği gibi 16.yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı nakkaşhanesinde hazırlanan Osmanlı şehnamelerindeki farklı yeni kurgu ve sade görsel anlatım diliyle Osmanlı minyatürünün klasik çağı şekillenmiştir. Bu şekillenmeyi yapan nakkaş, Üstad Osman olmuştur. 16.yüzyılın sonlarına doğru saray nakkaşhanesinin nakkaşbaşısı Nakkaş Hasan olmuştur. Nakkaş Hasan'ın üslubu diğer nakkaşlardan ayrıdır. Şehnamelerin dışında Osmanlı savaşlarının tasvir edildiği ikinci eser Gazaname veya Gazavatnamelerdir. 17.yüzyılın başlarında bu eserler artmıştır. Osmanlı nakkaşları 16.yüzyıl sonu, 17.yüzyıl başında yapılmış olan savaş, kuşatma ve çıkartmaların tasvirlerini, yapmış oldukları kompozisyonlarla doğru ve yaratıcı bir şekilde yansıtmışlardır. Bu görsellerin her biri birer belge niteliği taşımaktadır. Ele aldığımız köklü bir liman kenti olan Antalya kurulduğu andan günümüze kadar önemini korumuştur. Konumu itibariyle de tarih boyunca pek çok gücün hâkimiyeti altına girmiştir. Antalya şehri Türkiye Selçuklu hâkimiyetindeyken ilk kez II. Kılıç Arslan zamanında kuşatılmış fakat kuşatma başarı ile sonuçlanmamıştır. I. Gıyasettin Keyhüsrev'in ikinci saltanatı olan 1207 yılında ki fethi başarıyla gerçekleşmiştir. Türkiye Selçukluları bir liman şehrine sahip olmuş, devletin siyasi ve ekonomik yükselişi devam etmiştir. Bu çalışmada Osmanlı Dönemi Türk Minyatür sanatının dönemleri incelendiğinde savaş tasvirli olan el yazmalarının ağırlıklı olarak klasik dönemde olmasından dolayı araştırmanın dönemsel olarak ele alınması gerekliliği doğmuştur. Osmanlı dönemine ait tüm savaş tasvirli el yazmalarının incelemesinin çok zor olması nedeniyle, klasik döneme ait el yazmalarında yoğun olarak bulunan savaş tasvirli minyatürlerinin kataloglama çalışmasının yapılarak elde edilen verilerin bilim dünyasına kazandırılması bakımından yararlı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Klasik Dönem, Savaş, Feth, Antalya.
İkinci meclis binasının tavan süslemelerinin üslup yönünden incelenmesi
II. Meclis binası, Halk Fırkası Mahfeli (Halk Partisi Merkezi) olarak yapımına başlanmıştır. Yapının inşası devam ettikçe çok güzel bir şekil almakta olan Mahfel binasının Meclis binası olma fikri ortaya çıkmıştır.1923 yılında Mimar Vedat Tek tarafından bir yıl gibi kısa bir sürede tamamlanmıştır. Büyük Millet Meclisi Cumhuriyet Halk Fırkası olarak tasarlanan, ancak, I. Büyük Millet Meclisi binasının yetersiz olması ve gelişen Cumhuriyet Türkiye'sinin ihtiyaçlarını Meclis, karşılayamaması nedeniyle değişiklikler geçirmiş, sonra da II. Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak 18 Ekim 1924 tarihinde hizmete açılmıştır. Mimarın, yapı inşaatının hangi aşamasında mahfelden (parti merkezi) Büyük Millet Meclisine dönüştürmekle ilgili nasıl bir plan yaptığı tahminlerden öteye gitmemektedir. Bina içinde dolaşım sistemi sık sık değiştirildiğinden Mimar Vedat Tek'in özgün plan çözümlerini izlemek mümkün değildir. Özellikle Büyük Millet Meclisinin 1926 yılı yaz tatili döneminde binanın ana kütlesine ekleme yapılarak kapsamlı bir tadilat yapılmıştır. Binanın kuzeydoğu yönündeki Genel Kurul Salonu'na doğrudan girişi sağlayan giriş telgrafhane yapılarak kapatılmıştır. Bu girişi gösteren andezit taş bloklarla yapılmış altı basamaklı merdivenlerde atıl duruma düşmüştür. Binanın güneydoğu cephesinde ana caddeye bakan giriş de portal (taç kapı) olarak düzenlenmiştir.1931 tarihli Meclis kullanım planında postane olarak gösterilen cephede arka cephe görünümünü almıştır. Meclis faaliyetlerini1960 tarihine kadar bu binada sürdürmüştür.
Adana Karatepe cooperative's r ug weavings
Kilim, a traditional Turkish art rugs has been a part of Turks' daily life from the birth to the death. Turkish people used rugs as a ground spread in Western and Central Asia. Because of the common usage of the rugs, sacks, seams and similar texture studies the Kilim Development Cooperative was founded in the Sarıdüz neighborhood of the Karatepe village in the Kadirli District of Osmaniye province , in 1972. Before the fondation of this Cooparative plain weaving was weaved widely as rugs, sacks, floor spread and decoration stuff. In 1950s in Karatepe Yusuflu Village, kilim that weaved with dyers'madder bacame widespread. Village people dyed the strings by the help of a man called Dyer Mevlüt came from Kadirli district. After the 1970s , Halet Çambel came to Karatepe Village and then village people came more educated. Halet Çambel told the women in the village how they could prepare the dyers' madder by themselves and they produced it together. The quality of the rugs in this region is being tried to carry until today. The wool used as the raw material has been turned into string and it has been use by colouring with natural dyes. The motifs used in the kilim symbolized the tribes, the families, the nobad families around aroun this region. From a tourist view Kilim is in demand in Osmaniye and being produced aimed at purpose, are known as the cause of Kilim's coming today. In Karatepe Village Cooperative, Kilim's main characteristics come until today without any corruption with the same quality is a herritage. That's to say , since the beginnig of weaved according to necessity, when it is compared with the old samples, it has seen less motif and colour varieties used. These rugs has been weaved with the technique of plain waeving. Key Words: Kilim, Karatepe Rugs, Aslantaş Kilim Cooperative, Halet Çambel, Karatepe Kilim Cooperative.
Türkiye'deki üniversitelerde tekstil konservasyonu eğitiminin karşılaştırılması ve öneriler
Taşınabilir kültür varlıklarından olan tekstil eserlerin yok olup gitmeden gelecek kuşaklara taşınmasını sağlamak ve bu tekstil eserlerin korunmasına yönelik yeterli bilinci oluşturmak adına Türkiye'deki üniversitelerde tekstil konservasyonu ile ilgili verilen dersler tespit edilmiş, ders içerikleri belirlenmiş, karşılaştırılmış ve saptanan sorunlara yönelik öneriler sunulmuştur. Öneriler sunulmadan önce yurtdışında bulunan Amsterdam Üniversitesi ve Glasgow Üniversitesi'nde tekstil konservasyonu ile ilgili dersler, programlar incelenmiştir. Buna ek olarak Türkiye'de bulunan beş adet tekstil laboratuvarı bire bir incelenmiş ve tablolar yardımı ile kıyaslanmıştır. İncelenen derslerin çoğunlukla teorik ve laboratuvar ortamından yoksun olarak işlendiği saptanmış bu yüzden de öğrencinin belirli haftalarda müzenin tekstil laboratuvarlarına giderek uygulama aşamalarını tarihi tekstil eserler üzerinde görebilmesinin öğrencinin uygulama becerisine katkı sağlayacağı düşünülmüştür. Tez çalışmasında, tekstil konservasyonu üzerine üniversitelerimizde verilen eğitim incelenmiş, bu derslerle ilgili müfredat bilgilerine bakılmış, durum tespiti yapılmış ve son olarak eksikler saptanmıştır. Buradan çıkan sonuçlar tablolar halinde karşılaştırılmış, olumlu ve olumsuz yönler belirlenmiştir. Çıkan sonuçlar üzerine öneriler geliştirilmiştir. Araştırma yapılmak üzere 13 üniversite belirlenmiş, bu üniversitelerin Geleneksel Türk Sanatları Bölümü, Halı-Kilim ve Eski Kumaş Desenleri Anasanat Dalları, Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım Bölümleri, Tekstil Bölümü ve El Sanatları Bölümü incelenmiştir. Saptanan derslerin teorik-uygulama saatleri, akts bilgileri, zorunlu mu seçmeli mi olduğu, hangi yarıyılda verildiği ve derslerin amaçları önce her ders için ayrı tablolar halinde, daha sonra üniversitede verilen derslerin kredi bilgilerinin detayları ve toplam kredi-akts sayıları yine tablolar halinde sunulmuştur. Tez çalışması kapsamında Türkiye'deki müzelerde bulunan tekstil laboratuvarlarına ve tekstil konservasyonu yapılan üniversitelere gidilmiş, çalışanlarla ve akademisyenlerle gerek mail ortamında gerek bire bir görüşülmüş ve konu ile ilgili bilgiler toplanmıştır. Üniversitedeki akademisyenlerle iletişime geçilerek ders programı, derslerin içerikleri hakkında detaylar istenmiştir. Tekstil konservasyonu ve restorasyonu üzerine çalışan az sayıda üniversite ve müze tespit edilmiştir. Tespit edilen çoğu üniversitede tekstil konservasyonu dersinin çoğu zaman teorik olarak işlendiği saptanmıştır. Bu dersin teorik olarak işlenmediği üniversitelerde ise çoğunlukla halı-kilim onarımından başka restorasyon işlemlerinin yapılmadığı görülmüştür. Türkiye'deki üniversitelerde işler halde çok az sayıda bulunan tekstil konservasyon ve restorasyon laboratuvarı bulunduğundan, Türkiye'deki müzelerden bilgi toplanmaya çalışılmıştır. Bu sayede tekstil konservasyonu ve restorasyonunun Türkiye'deki durumu ile ilgili tespitlere ulaşılmıştır.
Üç boyutlu yazıcılar ile moda ürünlerine yönelik yüzey tasarımları
Değişen tasarım ve üretim yöntemleri arasında 3 boyutlu yazıcılar öne çıkan başlıklardan birisidir. Üç boyutlu yazıcıların ortaya çıkışı bilimsel ve teknolojik gelişmelerin tetiklediği endüstrileşmenin bir sonucudur. Bu bağlamda çalışmada genel olarak endüstrileşme sürecinde tasarımın dönüşümü ele alınarak üç boyutlu yazıcıların moda tasarımında kullanımı tartışılmaktadır. . Bu çalışmada üç boyutlu yazıcılarla kumaşa alternatif yüzey tasarlanması, üç boyutlu yazıcıların hangi şekillerde moda sektöründe kullanıldığını analiz ederek, uygulama boyutuna taşınması amaçlanmaktadır. Çalışmada ayrıca tekstil ve moda tasarımı alanında kullanılan 3 boyutlu yazıcı çeşitleri, çalışma prensipleri, bu teknolojide tasarım sürecinde yapılmış belli başlı giysi örnekleri ve kullanılan hammaddelerle ilgili bilgiler içermektedir. Araştırma kumaşa alternatif olabilecek yeni yüzeyler geliştirmede inovatif bir yöntem olan üç boyutlu yazıcıların kullanılmasını desteklemesi noktasında, önem taşımaktadır.