Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Kutay Üstün
15 theses · Ardahan University
Siyasal elitizm teorileri ve güçlü demokratik elitizm modeli üzerine bir inceleme
Elitizm teorisi, tarih boyunca tüm toplumları elitlerin yönettiğini savunmaktadır. Literatürde elitizm teorisinin hem demokratik olan hem de demokratik olmayan versiyonları mevcuttur. Bu çalışma, klasik elitizm, normatif elitizm ve demokratik elitizm teorilerini ve ayrıca Turkish Studies dergisinde yayımlanan ve demokratik elitizm teorisi alanında ortaya konulan yeni bir model olan Güçlü Demokratik Elitizm Modeli'ni incelemektedir. Tezimiz; elitim teorileri bağlamında, yalnızca elitlere yönetme hakkı tanıyan "normatif elitizm", elitlere ağırlık veren ve halka yalnızca seçimlere katılma hakkı tanıyan "klasik elitizm" ve halkın demokratik süreçlere katılımını genel olarak destekleyen "demokratik elitizm" gibi farklı elitizm teorilerinin ayırt edici yönlerini ortaya koyduktan sonra, Güçlü Demokratik Elitizm Modelini, diğer elitizm modelleriyle karşılaştırmakta ve söz konusu modelin özgün yanlarını ve geliştirilmeye ihtiyaç duyan boyutlarını ortaya koyarak, eleştirel bir incelemeye tabi tutmaktadır. Özünde Mannheim'ın parçalı ve çoğul elit görüşünden yararlanılarak oluşturulmuş olan; denge ve fren mekanizmalarıyla kurumsal bir temele oturtulan Güçlü Demokratik Elitizm Modeli'nin; bir yandan güçlü, parçalı, vatansever, halkçı ve erdemli elitler, öte yandan ise güçlü ve tam katılımcı bir yurttaşın gerekliliğini savunması ile diğer elitizm modellerinden farklılaştığı görülmektedir. Erdemli elitler vurgusu, bugün kimilerine Platon'u veya otoriter cumhuriyetçi elitistleri çağrıştırabilecek olsa da, Güçlü Demokratik Elitizm Modeli, erdemli elitleri meşru bir yapı olarak demokratik elitizmin içine (yeniden) dâhil etmeyi önermektedir. Güçlü elitlerin gerekliliğine ve tekçiliğe düşülmeden, bireysel hak ve özgürlüklerin korunması gerekliliğine yaptığı vurguyla, katılımcılığı öne çıkaran Rousseau'dan farklılaşan Güçlü Demokratik Elitizm Modeli; Habermas'ın müzakereci demokrasisinden ise, ekonomik demokrasi olmadan müzakereci demokrasinin uygulanamayacağı görüşü ile ayrışmaktadır. Son yıllarda dünya genelinde ekonomik eşitliğin epeyce yara aldığı düşünüldüğünde, Güçlü Demokratik Elitizm Modelindeki ekonomik demokrasi vurgusunun, oldukça güncel bir ihtiyaca karşılık olarak, post-modern dünyanın sosyal adalet ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde ortaya konulduğu görülmektedir. Çalışmada, Güçlü Demokratik Elitizm Modelinin pratik dünyada işlerlik kazanabilmesi için modele katılması öngörülebilecek olan bir takım niteliklere de yer verilmiştir. Bu bağlamda, Güçlü Demokratik Elitizm Modelinin gerçek siyaset dünyasında fonksiyonellik kazanabilmesi için çok özel bir vatandaşlık eğitimi ve vatandaşlık erdemleri gerektireceğine özel bir vurgu yapılmıştır. Günümüz liberal demokratik toplumları için, vatandaşlık erdemleri ve eğitiminin ne kadar güncel ve önemli bir konu olduğu ortadadır. Dolayısıyla Güçlü Demokratik Elitizm Modelinin bu boyutlarının ilerideki çalışmalarda daha da geliştirilebileceğini düşünüyoruz. Bütün bunlar neticesinde, tezimizde Güçlü Demokratik Elitizm Modelinin, cumhuriyetçi, siyasal liberal ve sosyal eşitlikçi görüşlerin sentezlenmesiyle oluşturulan, özgün bir demokratik elitizm modeli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Siyasal katılım bağlamında yüksek lisans öğrencilerinin siyasal yaşamdaki yeri: Ardahan üniversitesi örneği
Tarih boyunca yöneten-yönetilen arasındaki ilişki süre gelen bir tartışma konusu olmuştur. Bu tartışma toplumdan topluma farklılık gösterse de özellikle demokrasinin dünyaya yayılmasıyla birlikte birey, kendini yönetmeyi, yani demokrasinin tanımında yer alan "kendi kendini yönetmeyi" daha çok arzu etmiştir. İlk başlarda bireyin katılım algısı kendi yöneticilerini seçmekle yeterli olduysa da zamanla ve özellikle günümüzde birey artık bizzat karar alma süreçlerinde yer almak istemektedir. Birey bu bağlamda çeşitli mücadeleler vermiştir. Bu durum kitlesel hareketler şeklinde olduğu gibi bireysel anlamda da kendini göstermektedir. Hatta birey siyasal katılım veya yönetime katılım noktasında bilinçli katılım gerçekleştirirken, kimi toplumlarda da bilinçsiz olarak gerçekleştirebilmektedir. Bu çerçeve de katılım olgusu daha çok oy oranları, seçimlere katılma oranları üzerinden değerlendirilmektedir. Ancak bu oranların reel düzlemde karşılığının siyasal katılım olup olmadığı problemi ortaya çıkmaktadır. Bu duruma bağlı olarak bakıldığında Türkiye'deki katılım düzeyi diğer gelişmiş demokratik toplumlardakiyle parelellik göstermektedir. Ancak iddia olunduğu gibi demokratik gözüken ve bu bağlamda siyasal katılımı yüksek kabul edilen devletlerin aslında katılım olgusu çerçevesinde bakıldığında katılım oranının çok da yüksek olmadığı gerçeğiyle karşı karşıya kalmaktayız. Bu noktada durumun daha gerçekçi bir bakış açısıyla görülmesi için yaptığımız ampirik çalışma çerçevesinde söz konusu siyasal katılım düzeyi Ardahan Üniversitesi Yüksek Lisans öğrencileri nezdinde tespit edilmeye çalışılmıştır. Ampirik çalışmamız kapsamında nitel araştırma yöntemlerinden mülakat tekniği kullanılarak, bu bağlamda açık uçlu 19 soru sorularak bireylerden konuya ilişkin doğru algıları araştırmaya çalışılacaktır. Bu çerçevede ilk iki bölümde teorik olarak siyasal katılıma yönelik gerekli bilgiler sunulmakta, son bölümde ise yapılan mülakat sonucu elde edilen bulgularla beraber literatürde yer alan diğer ampirik çalışma bulgularıyla da çalışma desteklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Bilinçli Katılım, Seçimler, Siyasal Katılım, Türkiye.
Çarlık Dönemi Azerbaycan'da Türk milliyetçiliği
Tezin amacı, Çarlık Rusya'nın sömürge ve Ruslaştırma politikaları, Ermenilerle yaşanan etnik çatışmalar ve diğer sorunların çözümü olarak savunulan milliyetçiliğin, Azerbaycan Türkleri arasında uygun bir zemin sağlamasının ve kitlesel bir destek kazanmasının arka planını açığa çıkarmaktır. Dolayısıyla bu tez ''Bu başarının nedenleri nelerdir?'' sorusuna cevap aramıştır. Ayrıca, bu tez, milliyetçilik kuramlarının sorularından olan; milletin seçkinlerin eliyle mi inşa edildiği, etnik bağların millet ve milliyetçilikle ne tür bir ilişkisi olduğu, milliyetçiliğin hangi toplumsal ve siyasal koşullarda ortaya çıktığı gibi temel soruların cevaplarını Azerbaycan'daki Türk milliyetçiliği bağlamında bulmaya çalışmıştır. Bu tez çalışması, milliyetçilik olgusunu Azerbaycan'da yaşanan deneyim çerçevesinde somutlaştırmıştır. Tezin sınırlarını belirlemek, kavramsal zeminini oluşturmak ve konunun daha iyi anlaşılmasını sağlamak için, tezin ilk bölümünde, genelde birbirinin yerine kullanan etnisite, millet, ulus-devlet ve milliyetçilik gibi kavramlar ele alınmış, milliyetçilik türlerine değinilmiş, sonrasında ise, millet ve milliyetçiliğin ne zaman ve nasıl ortaya çıktığını inceleyen kuramlara yer verilmiştir. İkinci bölümde, Azerbaycan adı, dili, coğrafyası ve tarihi hakkında kısa bilgiler verildikten sonra, Azerbaycan'daki Türk milliyetçiliğini belirleyen temel dinamikler iç ve dış olarak belirlenip, incelenmiştir. Bu bağlamda, Azerbaycan Türklerinde kültürel bir hareket olarak ortaya çıkan milliyetçiliğin inşa süreci, gelişimi ve kitlesel olarak yayılmasında etkili olan faktörlerin özgül yanlarına değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise, Azerbaycan'daki Türk milliyetçiliğinin kültürel bir hareketten siyasal bir harekete dönüşüm sürecinde etkili olmuş kişi ve kuruluşlar ele alınmıştır. Bu kişi ve kuruluşların toplumsal ve siyasal olaylar neticesinde geçirdikleri dönüşüm ve dönemin diğer siyasi hareketleriyle kurdukları ilişkiler incelenmiştir. Anahtar Sözcükler: Etnisite, millet, ulus-devlet, milliyetçilik, Güney Kafkasya, Azerbaycan, Azerbaycan Türkleri, Çarlık Rusya, Cedit Hareketi
Kuvvetler ayrılığı bağlamında parlamenter sistem ve Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin karşılaştırmalı analizi
Kuvvetler ayrılığı teorisi, Batı geleneğinde ilk Çağ düşünürü Aristoteles tarafından ortaya atıldığı söylenmiştir. Ancak modern çağda kuvvetler ayrılığı teorisini ilk ortaya atan düşünür, İngiliz düşünürü John Locke' tur. Fakat kuvvetler ayrılığı teorisi, asıl ününü Fransız düşünürü Montesquieu ile kazanmıştır. Kuvvetler ayrılığı teorisi, devleti oluşturan kuvvetlerin birbirleriyle çatışmasını engellemek amacıyla ve her bir kuvvetin kendi görev alanına giren konularda anayasa ve yasalara bağlı olarak hareket etmesini sağlayan bir yönetim modelidir. Kuvvetler ayrılığının amacı, devlet yönetimine gelen siyasal iktidarın keyfi uygulamalara başvurarak yetkilerin kötüye kullanılmasını engellemek için her bir kuvvetin kendi yetki ve sorumluluk alanında sınırlandırmaktır. Bu amaçla temel hak ve hürriyetler güvence altına alınmak istenmektedir. Temel hak ve özgürlüklerin gerçekleşmesi için ise yönetenlerin yönetilenler üzerindeki baskısı ortadan kaldırılmalıdır. Bunu gerçekleştirmek için ise yasama, yürütme ve yargı organları arasında denge ve denetim mekanizması oluşturulmalıdır. Kuvvetler ayrılığı ile vatandaşın özgür gelişimi güvence altına alınmış olacaktır. Parlamenter hükümet sistemi İngiliz Devlet gelenekleri etrafında şekillenmiş bir hükümet sistemidir. Parlamenter hükümet sisteminde yürütme organı, yasama organı içinden çıkar ve yine yasama organına karşı sorumlu olur. Parlamenter hükümet sistemi yumuşak kuvvetler ayrılığına dayanır. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ise Türk siyasal hayatında şekillenmiş kuvvetler ayrılığı ilkesine dayanan bir hükümet sistemidir. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde yürütme organı, yasama organı içinden çıkmaz ve hem yürütme organı hem de yasama organı doğrudan halk tarafından seçilir. Bu çalışmada, kuvvetler ayrılığı bağlamında parlamenter hükümet sistemi ile Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi karşılaştırılarak incelenmiştir.
Türkiye Cumhuriyetinde yasama organının yürütme organı üzerindeki doğrudan denetim araçları
Devletin üç kuvveti yasama, yürütme ve yargının tek kişi ya da bir çoğunlukta toplaması halinde, yönetilenlerin hak ve hürriyetleri üzerinde iktidarın baskı aracına dönüşmesini engellemek için kuvvetler ayrılığı teorisi öne sürülmüştür. Kuvvetler ayrılığı teorisine göre yönetilenlerin hak ve hürriyetlerini mutlak iktidarlardan korumak için öncelikle yasama, yürütme ve yargı kuvvetleri ayrı ayrı organlarda olacak ve her birine çeşitli denge/denetleme araçları verilerek kuvvetler ayrılığı teorisinin amacına ulaşması sağlanacaktır. Kuvvetler ayrılığı teorisinin amacına ulaşmasını sağlayacak denge/fren mekanizmalarından biri de yasama denetimidir. Yasama denetiminin kapsamı, işleyişi, denetim yolları ve sonuçları, uygulanan hükümet sistemine göre ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Tez çalışmamızda ülkemizde, TBMM'nin, yürütme üzerinde kullanmış olduğu doğrudan denetim araçları soru, genel görüşme, meclis araştırması, gensoru ve meclis soruşturmasının uygulamasına dair kurallar incelenerek, bu doğrudan denetim araçlarının daha etkili sonuçlar doğurması için çeşitli öneriler dile getirilmiştir.
Ardahan ilinin sosyo-ekonomik yapısına ilişkin sorunlar ve çözüm önerileri
Araştırmaya konu olan Ardahan ilinin sosyo-ekonomik yapısı ve bu yapıya ilişkinin sorunların belirlenmesi ile ilgili çözüm önerilerini bölgenin geçmişin de de var olan geri kalmışlık sarmalı ile de ilişkilendirerek çözüm önerilerini sunmaktır.Az gelişmişlik kısır döngüsünün süregelmesi, travmatik bir biçimde göçü tetiklemesi göçün artması yoksulluğun da artması sonucunu doğurmaktadır.Durumun bu biçimde seyretmesi ise bir çok sosyo-ekonomik soruna yol açmasının yanı sıra göçün artmasını ve bu artışın göç veren yerdeki kentleşme koşullarını da olumsuz hale getirmektedir . Ardahan ilinin sosyo-ekonomik yapısının değerlendirilmesini ve bununla birlikte var olan sosyo- ekonomik yapının bir bütün olarak irdelenmesini amaçlayan bu çalışma ile ilin gelişme sürecinde karşılaşması olası potansiyel sorunları da ortaya koymaya ve ülke geneli ile karşılaştırmaktadır. Var olan sorunlar ve bu sorunların çözüm önerileri ayrıntılı olarak tartışılmakta ayrıca ek olaraktasektörel yapı incelenerek ilin ekonomik potansiyelleri ve yeni yatırım fırsatları hakkında girişimciler bilgilendirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ardahan, Sosyo-Ekonomik Yapı, Kalkınma
Yerel yönetimlerde kent konseyinin etkinliği: Büyükşehir belediyelerinde kurulan kent konseylerinin incelenmesi üzerine bir çalışma
Geçtiğimiz yüzyılın başında dünyada yaşanan ekonomik ve teknolojik gelişmeler; ülkeler içinde yeni yaklaşımları, yeni kavramları beraberinde getirmiştir. 1990'ların ortasından itibaren dünyada konuşulmaya başlanan yönetişim kavramı da bu kavramlardan birisidir.1990'ların sonlarına doğru da bu kavram Türkiye'nin gündemine gelmiştir. Yönetişim kavramını ortaya atanların deyimiyle bu kavram; "sürdürülebilir bir dünya" için yerelde bütün unsurların yönetime dahil edilmesini içermektedir. Bu yolla yerelde daha etkili ve verimli bir yönetim şekli meydana getirilerek, daha fazla hesap sorulabilir bir yapı oluşturulması amaçlanmaktadır. Bu hesap sorulabilir yapının da daha fazla şeffaflığı beraberinde getireceği düşünülmektedir. Bu durumların da bir sonraki adımda yerelde yapılacak bütün eylemleri optimum seviyede verimli hale getireceği düşünülmektedir. Bu gelişmeler ışığında Türkiye'de Kent Konseyleri oluşumu ortaya çıkmıştır. Bu oluşumla; yerelde katılımın arttırılması, yerelde yaşayanların konseyler aracılığı ile yereli kapsayan konularda alınan kararlara ortak olabilmeleri amaçlanmaktadır. Bu yöntemlerle yerelde ortak karar alma mekanizmaları oluşturulduğunda, bunun yerelde yaşanan pek çok problemi çözebileceği düşünülebilir. Bunların yanında teknolojide yaşanan hızlı gelişmelerin gelecekte yerelde bazı konularda doğrudan demokrasi yönteminin uygulanabilmesine imkân verebileceği öngörülmekte bunun içinde kent konseylerinin gerekli bir oluşum olduğu düşünülmektedir. Bir kurumun olumlu ve olumsuz yönlerinin ortaya konarak daha doğru değerlendirmeler yapılabilir. Bu düşünce ışığında yaptığımız çalışmada amaçlanan; bahsedilen amaçlar ve beklentilerle kurulan kent konseyleri hakkında bir durum tespitinin yapılmasıdır. Bu yapılan çalışmayla da gelecekte yapılacak düzenleme veya çalışmalara bir projeksiyon tutulması hedeflenmektedir. Tüm bunlar içinde kent konseyi başkanlarıyla görüşmeler ve anket çalışması yapılmış ve bilgiler paylaşılmıştır. Çalışmanın I. Bölümünde dünyada Kent Konseyleri ile ilgili yaşanan gelişmeler ele alınmıştır. II. Bölümünde "Yerel Gündem 21" başlığı ve "Türkiye'de Yerel Gündem 21" çalışmaları değerlendirilmiştir. III. Bölümde Kent Konseylerinin çıkış noktası olan yönetişim kavramı açıklanmaya çalışılmıştır. IV Bölümde Türkiye'de Kent Konseylerinin kuruluş aşaması ve yapısı ele alınmıştır V. Bölümde de 23 Büyük Şehir Belediye Kent Konseyi başkanı ile görüşmeler yapılmış, yapılan çalışma ve elde edilen veriler paylaşılmıştır. Anahtar Sözcükler Kent Konseyleri, Yönetişim, Yerel Gündem 21, Büyükşehir Belediyesi, Yerel Yönetim
Sezai Karakoç'un Batı uygarlığı algısı
Günümüzde Doğu ve Batı gibi iki medeniyet karakteri olduğu ve Batı Medeniyetinin Avrupa kıtasıyla birlikte kuzey Amerika kıtasını içine aldığı; Avrupa'nın doğusundan itibaren ise Doğu Medeniyetine bağlı toplumların bulunduğu algısı mevcuttur. Bu ayrımda İslam Medeniyeti Doğu'nun içinde yer almaktadır. Sezai Karakoç, İslam Medeniyeti'ni Doğu'dan da Batı'dan da net bir şekilde ayırmaktadır. Doğu ve Batı'nın tipik özelliklerini ortaya koyarak onların iki aşırı uç olduğunu; İslam'ın bunların orta ve denge noktası olduğunu savunur. Batı ve diğer öncül medeniyetlerin çizgisel biçimde ilerlediğini ve tüm medeniyetlerin birbirlerinden etkilendiklerini, nihai olarak da en son ve en gelişkin medeniyet olarak hepsini kapsayan İslam medeniyetinin ortaya çıktığını düşünür. Batı medeniyetine akıl ve maddileşme bağlamında eleştiri getirerek, medeniyetler arasında bir çatışmadan ziyade, eksiklikler gördüğünü ve en önemli eksikliğin ise manevi değerlerin ötelenmesi olduğunu ve bu yüzden de insanların huzursuz, mutsuz olduklarını dile getirir. Bu açıdan Sezai Karakoç, medeniyet ile ilgili birçok kuramcının tanımlarına ve öne sürdüğü siyasi, sosyal, felsefi ya da ekonomik açıklamalarına uyum göstermez. Batı, aklın egemenliği üzerine medeniyeti inşa etmiştir, ancak metafizik boyutunu ve inancı yok saymıştır. İnancın ve dinin yerine aklı kutsamaya yönelmiş ve bu yüzden tümü ile maddileşmiştir. Aklın köleliğine yaslanan Batı medeniyeti aklın kölesi olmaya dayanamadığından çökme sürecine girmiştir. İslam-dışı Doğu, karakterinin ve uygarlık zihniyetinin bir dışavurumu olarak batıl inançların, hayallerin, duygusallığın heyecanını yaşamıştır. Medeniyet meselesinin Karakoç'un yazılarına yansımanın ötesinde çalışmalarının da yer alan önemli kavramdır. Bu kapsamda hazırlanan bu çalışmanın amacı Sezai Karakoç'un Batı medeniyetine olan bakış açısını özellikle simgesel sembolik açıdan değeri yüksek olan ilk dönem şiirlerinde incelemektir. Batı medeniyeti algısını, Karakoç modernleşme ve onun getirdiği yıkıcı sonuçlar üzerinden dolaylı olarak eleştirir. Bireysel düzlemde yaptığı eleştiri vasıtasıyla, Batı medeniyetine özenen gençliğin, erkek ve kadınların kentlerdeki yaşamlarında nasıl bunalıma girdiklerini, yozlaştıklarını ve değerlerini yitirdiklerini anlatır. Edebiyat ile siyaset ve ideoloji arasında bir bağlantının varlığını kabul ederek hazırlanan bu tez çalışması disiplinlerarası bir çalışma olması açısından önemlidir. Siyaset Bilimi'nin kuramsal yönü bu çalışmaya tam uyum göstermediğinden, çalışmada sadece kavramsal düzeyde bir tanımlama çabasına girilmiştir. Kapsam açısından kuramların dışında bir açıklamada bulunan ve edebi eserler yoluyla kitleleri etkileme gücüne sahip şairlerin/yazarların varlığı geleneksel araştırma biçimlerinden farklılık gösterilmesini neden olmuştur. Başka bir ifade ile siyaset biliminin temel ilkeleri dışında kendi varlığını gösteren ve çok daha geniş sosyolojik, psikolojik bakış açılarıyla incelenmesi ve çözümlenmesi gereken çalışma alanlarının varlığı söz konusudur. Bu açıdan bakıldığında, çalışma şiir ve siyaset arasında ilişkiye eğilerek genel Siyaset Bilimi çalışmalarından sapma gösterse de farklı mecralarda siyaseti ve insanların algısını biçimlendirebilen olguların varlığına işaret etmekle önemli bir yenilik getirme amacındadır. Karakoç'un da benimsediği gibi edebiyatın ve özellikle şiirin kimlik kurucu, kültür taşıyıcı işlevi insan olgusunun gelişimine katkı sağlar. Bu bağlamda, çalışma edebiyatın, şiir genelinde siyasi düşünceyi nasıl yansıtabileceğini de göstermesi açısından yeni çalışmalara öncülük edebilecektir. Anahtar Sözcükler: Sezai Karakoç, Batılılaşma, Medeniyet Algısı, Şiir Çözümlemesi, Displinlerarasılık
Üçüncü dalga feminizm'in Türkiye'ye yansımaları
Kadınlar, toplumsal, siyasal, ekonomik ve hukuki alanlarda var olan eşitsizliklere karşı, geçmişten günümüze sürekli bir mücadele içinde olmuşlardır. Aydınlanma dönemini takiben, 19. yüzyılın ortalarından itibaren, var oluşları için, erkeklerle eşit hak, eşit statü ve özgürlükler için mücadelelerini artıran kadınlar; cinsiyet eşitsizliğine karşı tavır alıp, kamusal ve özel alanlarda maruz kaldıkları baskılar ile denetimlerin ortadan kaldırılması gerekliliğini savunarak, evrensel ve bireysel düzeyde meşru haklarını savunmuşlardır. Kadınların ataerkil toplumsal düzenin baskısından kurtulmak için 1960'lı yıllardan başlayarak günümüze kadar sürdürdükleri mücadeleler kapsamında gelişim gösteren feminizm, tarihsel olarak 3 dalgaya ayrılmaktadır. 19. yüzyıldan 21. yüzyıla uzanan süreçte feminizm hareketi içindeki kadınlar, düşünsel ve eylemsel düzeyde çeşitli kuram ve ideolojilerden yararlanmışlardır. Bunun sonucunda değişik feminist yaklaşımlar ortaya çıkmış ve bu yaklaşımların her biri siyasal literatüre kendince katkı sağlamıştır. Üçüncü dalga feminizm, siyaset, ekonomi, hukuk, sosyal yaşam ve kültür alanlarında kadınların karşılaştığı sorunları mikro politik bir yaklaşımla ele almaktadır. Üçüncü dalga feminizm kendinden önceki feminist dalgaların bahsi geçen konulara genel çerçevedeki yaklaşımını reddederek, daha ayrıntılı bir yaklaşım sergilemektedir. Zira üçüncü dalga feminizm, farklı toplumlarda veya kültürlerde yaşayan kişilerin farklı sorunları olacağı kabulünden hareketle, olayları daha spesifik bir yaklaşımla değerlendirmektedir. Ayrıca üçüncü dalga feminizm, kendinden önceki feminist dalgaların ele aldığı konuları kapsamasının yanında, bu dalgalara göre çok daha çeşitli konu ve meselelere değinmektedir. Bu çalışmada, literatür taraması yöntemiyle, Üçüncü dalga feminizmin Türkiye yansımaları ele alınarak, bu dalganın Türk toplumunda meydana getirdiği değişim ve dönüşümler incelenip değerlendirilmiştir.
Molla Nasreddin Dergisine göre Azerbaycan'da milliyetçilik
Bu tezin hipotezi, ''Molla Nasreddin dergisinin Azerbaycan Türkleri arasında milli bir bilinç yaratılmasında etkisi vardır.'' Bu çalışmanın amacı, Çarlık Rusya'nın on dokuzuncu yüzyılın başlarından itibaren Azerbaycan coğrafyasında uygulamış olduğu sömürge ve Ruslaştırma politikalarına karşı Azerbaycan Türkleri arasında gelişen Milliyetçilik düşüncesinin arka planını ortaya çıkarmaktır. Tezde, yirminci yüzyılın başlarında basın alanında meydana gelen özgürlük ortamı sonucu yayın hayatına giren Molla Nasreddin dergisinin, siyasi bağımsızlıktan yoksun olan Azerbaycan Türkleri arasında milli kimliğin gelişmesi ve modern bir ulus inşa etme sürecinde dönemin güncel sorunları olan dil, din, kadın ve eğitim konularını mizahi şekilde ele alarak topluma nasıl mesajlar verdiği incelenecektir. Azerbaycan ve Türkiye'de dergi hakkında birçok araştırma olmasına rağmen Molla Nasreddin dergisinin milli kimlik oluşturma ve modern bir ulus yaratma konusunda verdiği mücadelenin detaylı araştırması bulunmamaktır. Araştırmanın iyi anlaşılması ve sınırlarını belirlemek adına tezin ilk bölümde etnisite, millet, ulus devlet, milliyetçilik incelenmiştir. Milliyetçilik türleri anlatılmış ve sonrasında millet ve milliyetçilik düşüncesinin nasıl meydana geldiğini incelemek adına milliyetçilik kuramlarına değinilmiştir. İkinci bölümde Azerbaycan tarihi ve coğrafyası bölgedeki siyasi yapı hakkında bilgiler verildikten sonra Çarlık Rusya'nın işgali ve sonrasında yaptığı uygulamalar ele alınmış, ardından Azerbaycan aydınlarının yenileşme ve milliyetçilik adımları çerçevesinde milli kimlikleri korumak için toplumsal yapı değişimi adına yaptıkları reformlar incelenerek kültürel bir milliyetçiliğin yayılması ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise, 1905 devrimi sonrası Çarlık Rusya'sında basın alanında ortaya çıkan özgürlük sonrasında yayın faaliyetlerinin artması sonucu Azerbaycan Türkleri arasında milli bir bilincin oluşması ve çağdaş bir ulus yaratma düşüncesiyle yayın hayatına girerek güncel sorunları mizahi olarak ele alan Molla Nasreddin dergisi incelenmiş ve dergide yayınlanan karikatür ve yazılar ile toplumda nasıl bir değişim yapmak istediği ele alınmıştır.
Azerbaycan Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu hükümet sistemlerinin karşılaştırılması
Bu tezde 1993 yılında kabul edilen Rusya Federasyonu ve 1995 yılında referandum yoluyla kabul edilen Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasaları dikkate alınarak her iki ülkenin hükumet sistemleri araştırılmıştır. Günümüzde Anayasa Hukuku hükumet sistemlerini üç kategoride incelemektedir. Bunlar başkanlık sistemi, parlamenter sistem ve yarı başkanlık sistemidir. Ancak son yıllarda başkanlık ve parlamenter sistem arasında benzerliği olan başkanlık konumu için yeni bir dördüncü kategori oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada aynı coğrafyanın iki ülkesi olan ve yıllarca SSCB'de aynı sistemle yönetilen iki devletin bağımsızlık sonrası kabul ettikleri hükumet sistemleri tanımlanmaya çalışılmıştır. Her iki ülke her ne kadar farklı sistemler benimsemiş olsalar da yönetim şekillerinde benzerlikler ve farklılıklar araştırılmıştır. Bu ülkelerin sistemlerinde başkanlık makamının daha önemli konumda olduğu görülmüştür. Dolayısıyla hükümet sistemlerinin Başkanlık, Parlamenter, Yarı Başkanlık ya da dördüncü kategori olan hiper başkanlık, süper başkanlık ve karma hibrit sistemlerden hangisine tekabül ettiği ortaya konulmuştur.
Türk Cumhuriyetlerinden gelen yükseköğrenim öğrencilerinin Türk milliyetçiliği algısı: Ardahan Üniversitesi örneği
Millet kavramı ruhani bir ilke niteliğindedir. Millet kavramının meydana gelebilmesi için dil, dini yakınlık, ırk ve ortak menfaatler gibi unsurların mevcut olması gerekmektedir. Milliyetçilik kavramının devletlerin oluşmasıyla söz konusu olduğu ifade edilmektedir. Milliyetçilik kavramı milli birim ile politik birimin kendi içinde bir ahenge sahip olması anlamına gelmektedir. Dil unsuru bir milletin dayanak noktasını oluşturmaktadır. Millet olmanın en önemli göstergelerinden birinin dil olduğu ifade edilmektedir. Bu nedenle hem milliyetçiliğin hem de millet kavramının asıl dayanak noktası dil olmaktadır. Bununla birlikte dil milliyetçiliği, çoğunlukla kültürel milliyetçilik olarak da ifade edilmektedir. Milliyetçiliğin hızla genişleyen etkisi uzun yıllar farklı milletlerin hakimiyetinde kalmış etnik grupların ayaklanmalarına ve ulus devletlerin kurulmasına yol açmıştır. Milliyetçiliğin, tüm dünyada hızla gelişmesine paralel olarak çok uluslu bir yapıya sahip olan, Osmanlı devleti de etkilenmiştir. Osmanlı devleti, değişen ekonomik ve teknolojik gelişmelerin gerisinde kalması ve sürekli ağır kayıplar verdiği savaşların etkisiyle dağılma sürecine girmiştir. Bu ortamda, Osmanlı devletinde batılı anlamda modernleşme ihtiyacı ortaya çıkmış, bu ihtiyaca cevap olarak da birçok siyasal düşünce ortaya çıkmıştır. Bu düşünceler, milliyetçilik eksenli olup, birçoğu ( İslamcılık, Osmanlıcılık, Batıcılık) toplumda istenilen etkiyi yaratmadığı için destek bulamamıştır. Türk milliyetçiliği fikri de dağılmakta olan Osmanlı imparatorluğunun son dönemlerinde aydınlar tarafından bir kurtuluş yolu olarak görülmüştür. Türk milliyetçiliğinin gelişiminde Çarlık Rusya'sının baskısından kaçarak Osmanlı devletini yurt kabul eden aydınlar ve Avrupa'daki gelişmeleri yakından takip etmek isteyen imparatorluğun, eğitim için batıya gönderdiği öğrencilerin buradaki düşüncelerden etkilenmesiyle olmuştur. Batıya eğitim için gönderilen öğrencilerde Türk milliyetçiliğinin gelişmesindeki en önemli etken batıda yapılan Türkoloji çalışmaları olmuştur. Batıdaki Türkoloji çalışmaları, Türklerin ana yurtlarına ve kökenlerine dair önemli kaynakları ortaya çıkarması, Kırım Türkü olan İsmail Gaspıralı'nın faaliyetlerinden etkilenen ve Orta Asya'daki faaliyetlerinden dolayı Rus baskılarından kaçarak Osmanlı'ya gelen Türk aydınların düşünceleri, Osmanlı devletinin kabul ettiği dine dayalı millet anlayışının aksine Osmanlı aydınlar üzerinde büyük değişimlere sebep olmuştur. Bu düşüncenin sonucu olarak, Osmanlı devletinin yıkılmasının ardından Anadolu'da kurulan genç cumhuriyet, millet anlayışının köklerini ve tarihini din yerine batı tarzı modern biçimde Türk kimliği üzerine inşa etmişlerdir. Türk Cumhuriyetleri'nin bağımsızlıklarını ilan etmelerinden önceki süreçte SSCB'nin yoğun etkisi altında kalmıştır. Bu dönemde Türk Cumhuriyetleri SSCB'nin kültürünü ve sosyal hayatını önemli ölçüde benimsemiştir. Bu nedenle Türkiye ile Türk Cumhuriyetleri'nin demokrasi anlayışlarının da farklılık gösterdiği görülmektedir. Milliyetçilik kavramı SSCB döneminde yaygın bir niteliğe sahip olmamıştır. Çünkü ekonomik ve siyasi olarak "üst birlik" içinde yer almak ulusal kimlikleri ve ulusallık düşüncesinin yadsınmasına yol açmıştır. Toplumların sahip olduğu hayat tarzları kültür tarafından meydana getirilmektedir. Kültür kavramı ilk olarak ailede oluşmaktadır. Bununla birlikte kültür kavramının iş ortamında, arkadaş çevresinde, okulda ve genel olarak içinde yaşanılan toplumla şekillendiği ifade edilmektedir. Karşılıklı anlayışın artırılması için milletler ve halklar arasındaki düşüncelerin, kültürün, sanatın ve kültürün değişimi kültürel diplomasi olarak ifade edilmektedir. Kamu diplomasisinin en temel unsurunun kültürel diplomasi olduğu ifade edilmektedir. Çünkü kamu diplomasisi aracılığıyla milletler ve kültürler arasında sanat, fikir, bilgi ve kültüre ait diğer unsurlar birbirleriyle etkileşim içerisine girmektedir. Kamu diplomasisinin etkin bir şekilde yürütülebilmesi için kültürel diplomasiye ilişkin faaliyetlerin birçok unsur ile uyum içerisinde olması gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti de soydaş devletleriyle, sosyo-kültürel ve siyasi ilişkiler kurarak güçlü bağlar kurmak istemiştir. Bu çerçevede, Türkiye Cumhuriyeti eğitim faaliyetleri, sanatsal gösterimler ve tanıtım organizasyonları gibi faaliyetler uygulamıştır. Tika, Türksoy gibi kurumlar aracılığıyla da bu politikalarını yürütmektedir. Bu bağlamda yükseköğretime de öncelik vermiş, 1992'den itibaren "Büyük Öğrenci Projesi'ni'' uygulamaya konmuştur. Böylece Türk Cumhuriyetindeki gençlerin Türkiye'de yükseköğrenim görmesini teşvik etmiş ve kolaylaştırmıştır. Bu çalışma, Türkiye'nin Türk Cumhuriyetleriyle Türk milliyetçiliği ve Türk kültürünü geliştirmek için uyguladığı kültürel politikaların sonucunu, Ardahan Üniversitesi ölçeğinde, Türk Cumhuriyetleri öğrencilerinin, Türk Milliyetçiliği Algısı çerçevesinde ölçmektir. Anahtar Kelimeler: Milliyet, Milliyetçilik, Türk Milliyetçiliği, Türk Dünyası, Milliyetçilik Algısı
Üniversite öğrenimi gören öğrencilerin kent kimliği algısı: Amasya örneği
İnsan ihtiyaçları çerçevesinde şekillenen kentler, geçmişten günümüze yerleşim alanı olmakla birlikte uygarlıkların ve kültürlerin oluştuğu, geliştiği ve büyüdüğü alanlar olmuştur. Kentler farklı işlevlere sahip, mekâna bağlı olarak farklı fiziksel, sosyal, kültürel, ekonomik özellikler göstermiştir. Bu özellikler ile kentlerde özgün kimlikler, kimlik unsurları oluşmuştur. Kent kimliği ve kent kimlik unsurları ön plana çıkmak açısından sürekli yarış halinde olan kentler açısından en önemli rekabet araçlarından olmuştur. Bu sebeple kent kimliği önemi giderek artan her dönem güncel tutulması gereken bir kavramdır. Her alanı belirli bir ölçüde etkileyen başta sanayi devrimi olmak üzere yaşanan küreselleşme, teknolojik gelişmeler kentleri de etkilemiştir. Yaşanan değişimlerin ve gelişmelerin etkisiyle kentler günden güne birbirlerine benzemiş aynılaşarak özgünlüklerini kaybetmişlerdir. Kent kimliklerinin bozulduğu, kimliksiz kentlerin artış gösterdiği günümüz şartlarında markalaşmak, imaj sahibi olmak, ön plana çıkmak açısından kimlikli olmak daha da önemli hale gelmiştir. Kentin anlam kazanmasında, yaşam kalitesinin artmasında ve gelişmesinde etkili olan aktörlerden birisi de kentteki üniversitelerde öğrenim gören öğrencilerdir. Farklı kentlerden gelip üniversite öğrenimi gördüğü kent ile doğup büyüdüğü kenti karşılaştırma fırsatı bulan öğrencilerin ve yaşadığı kente ait olumlu düşünceler çerçevesinde kentte kalıp üniversite öğrenimi görmek isteyen öğrencilerin kentin gelişimine sağlayacakları ekonomik, sosyal, kültürel katkıları düşünüldüğünde bir kentin kimliğinin ne şekilde algılandığı önem taşımaktadır. Bu araştırma Amasya Üniversitesi'nde öğrenim gören Amasya ili ve Merzifon ile Gümüşhacıköy ilçelerine diğer kentlerden gelen veya kentte ikamet eden lisans ve önlisans düzeyindeki üniversite öğrencilerinin kent hakkında fikirlerini belirlemek, kent kimliğine olan bakış açılarını öğrenmek, özellikle öğrenim görmeye gelenlerin kent hakkındaki görüşlerini değerlendirmektedir. Üniversite öğrencilerinin kent algısı tespit edilerek Amasya kent kimliğini korumak, güçlendirmek, Amasya'yı daha aktif ve cazip bir kent haline getirmek için politika yapıcılara, uygulayıcılara, yerel yöneticilere veri ve öneri sağlamaktır. Bu kapsamda Amasya Üniversitesi Amasya kent merkezi ve Merzifon ile Gümüşhacıköy ilçelerinde lisans ve önlisans düzeyinde eğitim gören 2022- 2023 öğretim yılı güz yarıyılına kayıtlı öğrencilere tesadüfî örneklem yöntemi ile anket uygulanmış ve elde edilen veriler SPSS programı aracılığıyla değerlendirilip yorumlanmıştır. Elde edilen sonuçlar çerçevesinde; Amasya'nın tarihi bir kent kimliği olmasına rağmen üniversite öğrencilerinin beklentilerini karşılaması açısından yetersiz kaldığı, ilçelerinin ise kent kimliğine sahip olmadığı üniversite öğrencilerinin Merzifon ve Gümüşhacıköy ilçelerinde öğrenim görmekten genel itibariyle mutsuz oldukları tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Kent, Kent Kimliği, Kent Algısı, Amasya Üniversitesi, Amasya
Göç ve kadın: Ardahan'da kadınların göç sorunsalı ile ilgili görüşleri
Türkiye 1950'li yılların sonunda kentleşmeyle birlikte göç olgusunun sürekli olarak yaşandığı bir ülke konumundadır. Türkiye'nin bölgeleri üzerinden bir araştırma yapıldığında en fazla göç veren bölgeler arasında Doğu Anadolu Bölgesi gelmektedir. Tabii ki bu göçlerinde kendi içinde birden çok nedeni vardır. Çalışmamızda bu nedenler makro düzeyde (siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel), mikro düzeyde (Ardahan; şehir, kadın, iş, evlilik vb.) sorunlar ele alınarak değerlendirilmiştir. Bu bağlamda çalışmada Doğu Anadolu Bölgesi'nin bir sınır kenti olan ve sürekli göç verme olgusunun gündemde olduğu Ardahan kentinde "Göç ve Kadınların Göç Sorunsalı ile İlgili Görüşleri" araştırılmaya çalışılmıştır.
Keskin güç ve devletlerin siyasal karar alma sürecine etkisi
Günümüzdeki değişen jeopolitik koşullar ve uluslararası arenadaki yeni bilgi ve teknolojilerin yükselişi, geleneksel yöntemlere olan ilgiyi giderek azaltmış ve yeni yaklaşımların aciliyetini artırmıştır. Bu gelişmeler, siyasi ve dış politika eylemlerini açıklamak için geleneksel terminolojinin yetersiz kaldığı bir noktada yeni kavramların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Devletlerin gücü, uzun bir süredir uluslararası ilişkilerin temel konularından biri olarak incelenmektedir. Son yıllarda araştırmacılar, genellikle devletleri sert ve yumuşak güç kavramları bağlamında değerlendirmeye çalışmışlardır. Ancak, 2017 yılında ortaya atılan "keskin güç" kavramı, başlangıçta fazla ilgi görmemiş olsa da günümüzde hızla önem kazanmaktadır. Bu çalışma, tarih boyunca güç kullanımının bir parçası olarak faaliyet gösteren propaganda, manipülasyon ve dezenformasyon gibi terimlerin teknolojik ilerlemelerin etkisiyle keskin güç kavramına nasıl şekil verdiğine ve siyasi karar alma süreçleri üzerindeki etkilerine odaklanmaktadır. Yapılan araştırma, keskin gücün temel olarak bilgi üzerinde manipülasyona dayandığı ve bu manipülasyonun devletlerin siyasi karar alma süreçlerinde istikrarsızlık yarattığı sonucuna varmaktadır.