Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Ufuk Kocatepe Avcı
11 theses · Çağ University
Üniversite öğrencilerinde reddedilme duyarlılığı, ruminasyon ve öz şefkatin sosyal anksiyete ile ilişkisi
Sosyal anksiyete hayat kalitesini ve işlevselliği düşüren bir durum olmakla birlikte iletişim ve sosyal ilişkilerin önemli olduğu üniversite hayatında bazı zorluklara neden olabilir. Öz şefkat ise birçok psikolojik probleme karşı koruyuculuğu ispatlanmış bir yapı olmakla birlikte öz şefkat ve sosyal anksiyete arasındaki bağlantıları incelemek, sosyal anksiyete ile bağlantısının yanında reddedilme duyarlılığı ve ruminasyonun da birlikte bağlantılarını keşfetmek amacıyla, sosyal anksiyete moleküler bir şekilde ele alınmalıdır. Bu çalışmanın amacı, üniversite öğrencilerinin reddedilme duyarlılığı ruminasyon ve öz şefkatin sosyal anksiyete ile arasındaki bağlantıları incelemektir. Araştırmaya Türkiye'de üniversite eğitimi alan kartopu örnekleme yöntemiyle ulaşılmış 349 kişi katılmış veri uygunluğu işlemlerinden sonra analize 307 kişi ile devam edilmiştir. Katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği, Reddedilmeye Karşı Duyarlılık Ölçeği, Ruminatif Düşünceler Ölçeği ve Öz Anlayış Ölçeği, Google anket formu aracılığıyla uygulanmıştır. Veriler SPSS 25 paket programı ile analiz edilmiştir. Verilerin normalliğe uygunluğu analiz edilmiş ve dağılımın normal olduğuna karar verilmiştir. Bundan dolayı analizler parametrik testler ile yapılmıştır. Bu doğrultuda bağımsız örneklem için t testi, tek yönlü varyans analizi çoklu doğrusal regresyon analizi, pearson korelasyon analizi ve aracılık analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, reddedilme duyarlılığı, ruminasyon ve sosyal kaygı ile öz şefkat arasında istatistiki açıdan anlamlı negatif bir ilişki saptanmıştır. Öz şefkat ile sosyal anksiyete arasındaki ilişkiye reddedilme duyarlılığı ve ruminasyon aracılık etmektedir. Anahtar kelimeler: sosyal kaygı, ruminasyon, reddedilme duyarlılığı, öz şefkat.
Fiziksel şiddet gören kadınların üst biliş ve duygu düzenleme güçlüklerinin Travma Sonrası Stres belirtileriyle ilişkisi
Fiziksel şiddete maruz kaldığı için Mersin Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi'ne başvuran kadınlarda travma sonrası stres belirtileri (TSSB) ile üst biliş ve duygu düzenleme güçlüklerinin ilişkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırmanın evrenini, Mersin ilinde ikamet eden ve fiziksel şiddete maruz kalan kişilerden 18 yaş üstü 117 kadın oluşturmaktadır. Araştırmada fiziksel şiddete maruz kalan kadınların üst-biliş düzeylerini belirlemek için "Üst Biliş Ölçeği-30", duygu düzenleme güçlüklerinin düzeylerini ölçmek için "Duygu Düzenlemede Zorluklar Ölçeği", kadınların travma sonrası stres belirtilerinin düzeyini ölçmek için "Travmatik Stres Belirtileri Ölçeği" ve araştırmacı tarafından düzenlenen Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. İlişkisel tarama yöntemi kullanılarak yapılan bu çalışmanın normal dağılım göstermesinden dolayı parametrik testlerle işlem yapılmıştır. Katılımcılardan elde edilen veriler, SPSS programı ile analiz edilmiştir. Fiziksel şiddete maruz kalan kadınlarda üst biliş alt boyutlarından olumlu inanç, bilişsel güven, kontrol edilmezlik ve tehlike, bilişsel farkındalık alt boyutunun anlamlı düzeyde yordamadığı fakat kontrol ihtiyacı alt boyutunun anlamlı düzeyde yordadığı bulunmuştur. Çalışmanın bir diğer bulgusuna bakıldığında duygu düzenleme güçlüğü ve travmatik stres belirtileri alt boyutları arasında anlamlı bir korelasyon tespit edilmiştir. Katılımcıların çalışma, medeni, eğitim, şiddet uygulayan ile ilişkisi ve şiddet görme sıklığı puanları ana değişkenlere göre farklılaşmadığı görülmüştür. Araştırmanın sonuçları ilgili alan yazın kapsamında tartışılarak ileride yapılacak çalışmalar için öneriler sunulmuştur.
Ergenlerde internet bağımlılığı ile şema alanları ve şema başa çıkma mekanizmalarının ilişkisi
Araştırmanın genel çerçevesine baktığımızda ergenlerde internet bağımlılığı düzeyiyle erken dönem uyum bozucu şemaların bulunmasına ve şema alt alanlarından olan kopukluk, zedelenmiş sınırlar, zedelenmiş otonomi, diğeri yönelimlik ve aşırı tetikte olmanın incelenmesine ve şemaların sürmesine neden olan başa çıkma mekanizmalarını; şema kaçınma ve şema telafi ilişkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmış nicel ve betimsel bir araştırmadır. Çalışma örneklemi Ocak-Mart ayları arasında, Mersin ilinde bulunan Mersin Büyükşehir Belediyesine bağlı kurs merkezlerinde öğrenim gören öğrenciler ve Merci Danışmanlık merkezinden hizmet alan 14-19 yaş grubundaki gönüllü öğrencilerin katılımından oluşmaktadır. Bu çalışmada veri toplanırken Kişisel Bilgi Formu, Ergenler için İnternet Bağımlılığı Ölçeği (EİBÖ), Young Şema Ölçeği-Kısa Form 3 (YŞÖ-KF3), Young Telafi Ölçeği (YTÖ) ve Young Kaçınma Ölçeği (YR-KÖ) tercih edilmiştir. Araştırma verilerinin analizinde SPSS 21 programı kullanılmıştır. Betimsel İstatistik için frekans analizleri yapılmıştır. Değişkenler arası ilişkiler Pearson Korelasyon ve Çoklu Regresyon analizleri ile incelenmiştir. İnternet bağımlılığı ile şema alt alanları arasında anlamlı düzeyde pozitif bir ilişki vardır. İnternet bağımlılığı şema alt alanlarından zedelenmiş otonomiyi ve şema başa çıkma mekanizmalarını; şema kaçınma ve şema telafi yordamaktadır.
Üniversite öğrencilerinde benlik saygısı ile duygu düzenleme güçlüğünün problemli internet kullanımıyla ilişkisi
Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinde problemli internet kullanımı ve duygu düzenleme güçlüğünün benlik saygısı ile olan ilişkisi incelenmiştir. Araştırmanın temel amacı, dijital davranış örüntüleri ve duygusal süreçlerin bireyin benlik saygısı üzerindeki yordayıcı rolünü ortaya koymaktır. Bu doğrultuda, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli benimsenmiştir. Çalışma, Türkiye'de bir üniversitede öğrenim gören 18–25 yaş arası 143 üniversite öğrencisinden elde edilen verilerle yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak Benlik Saygısı Ölçeği, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği ve Problemli İnternet Kullanımı Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde Pearson korelasyon ve doğrusal hiyerarşik regresyon tekniklerinden yararlanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, problemli internet kullanımı arttıkça benlik saygısı düzeyi düşmektedir. Aynı şekilde, duygu düzenleme güçlüğü ile benlik saygısı arasında anlamlı ve negatif yönde ilişkiler bulunmuştur. Özellikle duygu düzenleme güçlüğü ölçeğinin "duygulara açıklık eksikliği" ve "kabul etmeme" alt boyutlarının benlik saygısını anlamlı düzeyde yordadığı saptanmıştır. Regresyon analizi sonuçları incelendiğinde, problemli internet kullanımı ve duygu düzenleme güçlüğü birlikte ele alındığında, benlik saygısındaki varyansın %39'unu açıkladığı görülmüştür. Araştırmanın sonucunda, benlik saygısının bireyin dijital davranışları ve duygusal işleyişiyle doğrudan ilişkili olduğu, bu nedenle benlik saygısını güçlendirmeye yönelik müdahale çalışmalarında duygusal farkındalık ve sağlıklı internet kullanımının göz önünde bulundurulması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Yetişkin bireylerde erken dönem uyumsuz şemalar ve dürtüselliğin duygusal yeme ile ilişkisi
Bu araştırmanın amacı erken dönem uyumsuz şemalar ve dürtüselliğin duygusal yeme ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yapılan bu araştırmada değişkenler arasındaki ilişkinin belirlenmesi için nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmada yer alan katılımcılar kolayda örnekleme yöntemine göre oluşturulmuştur. Araştırma 18 yaş üstü 168'i kadın 59'u erkek olmak üzere toplam 227 katılımcıdan oluşmaktadır. Veri toplama araçları olarak, demografik bilgi formu, Young Şema Ölçeği-Kısa Form 3 (YŞÖ-KF3), Barrat Dürtüsellik Ölçeği Kısa Form (BIS-11-SF), Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ) kullanılmıştır. Verilerin istatistiği SPSS 27 programı ile elde edilmiştir. Verilerin normalliğe uygunluğu analiz edilmiş ve dağılımın normal olduğu tespit edilmiştir. Bunun sonucunda analizler parametrik testler ile gerçekleştirilmiştir. Bağımsız gruplar için t- testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve değişkenler arasındaki anlamlı farklılıkların hangi gruplar arasında olduğunu tespit etmek için Tukey post hoc testi kullanılmıştır. Pearson korelasyon analizi ve yordayıcı gücü test etmek için çoklu regresyon analizleri uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, duygusal yeme düzeyi ile erken dönem uyumsuz şema alanları ve dürtüsellik alt boyutları arasında anlamlı ve pozitif yönlü ilişkiler bulunmuştur. Özellikle, şema alt alanlarından yüksek puan alan bireylerde duygusal yeme davranışının arttığı ve dürtüsellik alt boyutlarından dikkatsel dürtüsellik düzeyinin bu değişkenler tarafından anlamlı düzeyde yordandığı görülmüştür. Bu bulgular, duygusal yeme davranışlarının hem bireyin çocukluk döneminde gelişen bilişsel şema örüntülerinden hem de dürtüsel eğilimlerinden beslendiğini göstermekte; şemaların duygusal ihtiyaçlarla, dürtüselliğin ise tepkisel davranışlarla bağlantılı olarak bu davranışı etkilediğini göstermektedir.
Yaygın anksiyete bozukluğu tanısı alan hastalarda anksiyete düzeyi ile duygu düzenleme güçlüğü ve irrasyonel inançlar arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın temel amacı toplumda sık görülen Yaygın Anksiyete Bozukluğunda anksiyete düzeyi ile duygu düzenleme güçlüğü ve irrasyonel inançlar arasındaki ilişkiyi incelemektir. Duygu düzenleme güçlüğü ve irrasyonel inançların Yaygın Anksiyete Bozukluğundaki yordayıcılığını incelemek çalışmanın bir diğer amacıdır. Ayrıca çalışmanın başka bir amacı katılımcıların bazı sosyo-demografik özellikleri ile değişkenlerin farklılaşıp farklılaşmadığını incelemektir. Bu bağlamda yaşları 18-49 aralığında olan, Yaygın Anksiyete Bozukluğu tanısı almış ve komorbid bir psikiyatrik bozukluğu olmayan 67'si kadın 30'u erkek toplam 97 birey araştırmaya dahil edilmiştir. Yaygın Anksiyete Bozukluğu şiddetini ölçmek için Yaygın Anksiyete Bozukluğu için Şiddet Ölçeği, duygu düzenleme güçlüğünü ölçmek için Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği-Kısa Formu ve irrasyonel inançları ölçmek için Genel Tutum ve İnanışlar Ölçeği Kısa Formu kullanılmıştır. Veriler SPSS 25 paket programı ile bağımsız gruplar t-testi, korelasyon ve regresyon analizleri, SPSS PROCESS makro eklentisi ile yapılan aracılık analizleri sonucu incelenmiştir. Yapılan analizler sonucunda Yaygın Anksiyete Bozukluğu ile duygu düzenleme güçlüğü ve irrasyonel inançlar arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler görülmüştür. Regresyon analizine göre duygu düzenleme güçlüğü Hedefler ve Kabullenmeme alt boyutları aracılığı ile, irrasyonel inançlar ise Konfor Arayışı ve Adalet Beklentisi alt boyutları aracılığı ile Yaygın Anksiyete Bozukluğunu yordamaktadır. Ayrıca irrasyonel inançlar ile Yaygın anksiyete Bozukluğu arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğü aracı rolünün olduğu görülmüştür. Elde edilen sonuçlar literatür ışığında tartışılmıştır.
Okul idarecilerinde tükenmişlik, bilinçli farkındalık, sanal kaytarma ve sosyotelizm davranışları arasındaki ilişkiler
Bu araştırma, okul idarecilerinin tükenmişlik, bilinçli farkındalık, sanal kaytarma ve sosyotelizm davranışları arasındaki ilişkileri incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada; tükenmişlik, bilinçli farkındalık ve sanal kaytarma değişkenlerinin sosyotelizmi yordayıcı güçleri analiz edilmiştir. Araştırma, 2024–2025 eğitim-öğretim yılı içerisinde Mersin ili Tarsus ilçesinde görev yapan 223 okul idarecisi ile yürütülmüştür. Veriler; Tükenmişlik Ölçeği Kısa Formu, Bilinçli Farkındalık Ölçeği, Sanal Kaytarma Ölçeği ve Genel Sosyotelist Olma Ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 25.0 paket programı kullanılmış; betimsel istatistik yöntemlerinden bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) analizleri kullanılmıştır. Ayrıca pearson korelasyon katsayısı ve hiyerarşik regresyon analizleri uygulanmıştır. Elde edilen bulgular, tükenmişlik ile sosyotelizm arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğunu; bilinçli farkındalık ile tükenmişlik, sanal kaytarma ve sosyotelizm arasında negatif yönlü anlamlı ilişkilerin bulunduğu saptanmıştır. Ayrıca, tükenmişlik, sanal kaytarma ve bilinçli farkındalık düzeylerinin birlikte sosyotelizmi anlamlı bir şekilde yordadığı belirlenmiştir. Bu bulgular sonucunda, okul idarecilerinin tükenmişlik, bilinçli farkındalık ve sanal kaytarma davranışları sosyotelizmi anlamlı bir şekilde yordadığı ve bu değişkenler arasında güçlü ilişkilerin bulunduğu ortaya konulmuştur.
Ergenlerde dijital bağımlılık ile iyi oluş ilişkisinde uyku yoksunluğu ve bilinçli farkındalığın aracı rolleri
Araştırma, ergenlerin dijital bağımlılık ile iyi oluş ilişkisini uyku yoksunluğu ve bilinçli farkındalık değişkenlerinin aracı rollerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma verileri tarama yöntemiyle elde edilmiş olup, kesitsel ve nicel bir araştırmadır. Katılımcılar, ortaöğretim kurumunda okuyan 13-18 yaş aralığında olan 450 gönüllü öğrenciden oluşmuştur. Veri toplama aracı olarak; Kişisel Bilgi Formu, Ergenler ve Gençler İçin Dijital Bağımlılık Ölçeği, Çocuk ve Ergenler İçin Uyku Yoksunluğu Ölçeği, Ergenler İçin Beş Boyutlu İyi Oluş Modeli: EPOCH Ölçeği ve Bilinçli Farkındalık Ölçeği Ergen Formu, araçları kullanılmıştır. Araştırmada Hayes PROCESS Model 6 kullanılarak bağımsız değişkenin (dijital bağımlılık) bağımlı değişken (İyi oluş) ilişkisinde aracı değişkenlerin (Uyku yoksunluğu ve bilinçli farkındalık) rolleri incelenmiştir. Çıkan sonuçta, dijital bağımlılık ile iyi oluş ilişkisinde uyku yoksunluğu ve bilinçli farkındalık aracı faktörler üzerinden etki göstererek iyi oluşa toplamda bir etkide bulunmaktadır. Dijital bağımlılığın birinci aracı değişken (uyku yoksunluğu) üzerinde önemli bir rol oynadığı görülmüştür. Dijital bağımlılık uyku yoksunluğunu pozitif etkilerken, uyku yoksunluğu ise bilinçli farkındalığı negatif etkilemiştir. Bilinçli farkındalık ile iyi oluş ilişkisinde pozitif bir ilişki gözlenmiştir. Araştırmada, bağımsız değişken ile bağımlı değişken ilişkisinde negatif ilişki olsa da istatistiksel olarak anlamlı görülmemiştir. Bağımsız değişken (dijital bağımlılık) bağımlı değişken (iyi oluş) ilişkisinde aracı faktörler üzerinden etki gözlenmiştir. En güçlü faktör birinci aracı değişkende (uyku yoksunluğu) gözlenmiştir.
Lise son sınıf öğrencilerinde sınav kaygısını azaltmada EMDR grup uygulamasının etkililiği
Bu çalışma, lise son sınıf öğrencilerinde sınav kaygısını azaltmada EMDR Grup Uygulamasının etkililiğini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, Bingöl ilinde bir Anadolu Lisesi'nde öğrenim gören 12. sınıf öğrencileriyle gerçekleştirilmiş, yüksek ve çok yüksek sınav kaygısı düzeyine sahip 18 öğrenci (deney grubu: 9, kontrol grubu: 9) üzerinde yürütülmüştür. Deney grubuna, 5 oturumluk Grup EMDR müdahalesi uygulanırken, kontrol grubuna herhangi bir müdahale yapılmamıştır. Çalışmada, Westside Sınav Kaygısı Ölçeği ile ön test, ara test ve son test verileri ile bir ay sonraki takip verileri toplanmıştır. Ara test ve takip ölçümleri keşifsel amaçla değerlendirilmiş; birincil analiz olarak ön–son testlerine odaklanılmıştır. Gruplar arası karşılaştırmalarda (Mann-Whitney U testi) ve bağımlı gruplar karşılaştırmalarında (Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi) elde edilen Z değerleri üzerinden, etki büyüklüğü (toplam örneklem büyüklüğü N olmak üzere) r = Z/√N formülüyle raporlanmıştır. Sonuçlar, Grup EMDR uygulanan öğrencilerde sınav kaygısı puanlarının ön test-son test karşılaştırmasında anlamlı düzeyde azaldığını (etki büyüklüğü: r = 0,64) göstermiştir. EMDR protokolü, Shapiro'nun Adaptif Bilgi İşleme Teorisi temel alınarak tasarlanmıştır. Araştırma, Grup EMDR'nin okul temelli müdahalelerde maliyet-etkin, pratik ve sosyal destek sağlayan bir yöntem olduğunu vurgulamaktadır. Özellikle kaygının bilişsel-duygusal bileşenlerini hedef alması, bu yöntemi sınav kaygısıyla mücadelede öne çıkarmaktadır. Çalışma, Türkiye'de bu alanda yapılan ilk deneysel çalışmalardan biri olması nedeniyle literatüre önemli katkı sunmaktadır.
Yetişkinlerde sosyal medya bağımlılığı ve reddedilme duyarlılığının sosyal anksiyete ile ilişkisi
Bireyin olumsuz değerlendirilme endişesiyle karakterize olan sosyal anksiyete, yüksek reddedilme duyarlılığına sahip bireylerde gözlemlenen bir durumdur. Bu bilişsel hassasiyet, yüz yüze sosyal etkileşimlerden kaçınma eğilimini pekiştirerek bireyi sanal ortamlara yöneltmekte ve bu durum sosyal medya bağımlılığı gelişimine zemin hazırlayabilmektedir. Bu araştırmanın temel amacı, sosyal medya bağımlılığı ve reddedilme duyarlılığının sosyal anksiyete ile ilişkisini incelemektir. Araştıma Mersin ilinde yaşayan 18 yaş üstü 503 yetişkin birey ile yürütülmüştür. Bu araştırmada, verileri toplamak için Demografik Bilgi Formu, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği, Reddedilme Duyarlılığı Ölçeği ve Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği ölçekleri kullanılmıştır. Verilerin analizinde betimsel istatistik, bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve sürekli değişkenler arasındaki ilişki düzeylerini belirlemek için de Pearson korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgulara göre, sosyal medya bağımlılığı ile reddedilme duyarlılığı arasında düşük düzeyde, reddedilme duyarlılığı ile sosyal anksiyete arasında ise orta düzeyde pozitif ilişkiler olduğu görülmüştür. Regresyon analizi sonucunda, reddedilme duyarlılığının sosyal anksiyete düzeyini anlamlı şekilde yordadığı, sosyal medya bağımlılığının ise bağımlı değişkeni yordamadığı belirlenmiştir.
Anne-baba stresinin ebeveyn tutumu ve okulöncesi dönem çocuklarının problem davranışı ile ilişkisi
Bu araştırmanın temel amacı, ebeveynlerin yaşadığı stresin ebeveynlik tutumları ve okul öncesi dönemdeki çocukların problem davranışları ile olan ilişkisini incelemektir. Araştırma, Adana ili Ceyhan ilçesinde 3-6 yaş arası çocuğu bulunan 146 ebeveyn (128 kadın, 28 erkek) ile yürütülmüştür. Araştırmada nicel araştırma deseni benimsenmiştir. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Anne-Baba Stres Ölçeği, Ebeveyn Tutum Ölçeği ve Problem Davranış Ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS programı ile analiz edilmiş; analiz sürecinde bağımsız örneklemler t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), korelasyon ve çoklu doğrusal regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular, ebeveyn stres düzeyinin ebeveyn tutumları üzerinde anlamlı etkileri olduğunu göstermiştir. Ebeveyn stres düzeyi arttıkça otoriter ve izin verici tutumların yükseldiği, buna karşılık demokratik tutumun azaldığı gözlenmiştir. Ebeveyn stresi, ebeveynin demokratik tutumu ve izin verici tutumumu çocuklarda problem davranışı etkilemektedir. Ebeveyn stresi, ebeveyn izin verici tutumu ve çocuklarda problem davranış arasında pozitif yönlü bir ilişki varken, ebeveynin demokratik tutumu ile problem davranış arasında negatif yönlü ilişki vardır. Araştırma sonuçları, ebeveyn stresinin çocukların davranışsal gelişimi üzerinde belirleyici bir etken olduğunu ve okul öncesi dönemdeki problem davranışların önlenmesinde ebeveyn stresinin azaltılmasının ve olumlu ebeveynlik yaklaşımlarının teşvik edilmesinin önemli olduğunu ortaya koymaktadır.