Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Zehra Yiğit Avdan
15 theses · Eskişehir Technical Üniversity, Anadolu University
Farklı alan kullanımlarında toprak organik karbon dinamiğinin belirlenmesi
Toprak, karasal biyosferin en büyük karbon (C) rezervidir. Toprak karbonu, atmosferik karbonun üç katı kadardır, dolayısıyla toprak karbonundaki en ufak değişiklik bile atmosferik karbonu etkilemektedir. Toprak ve atmosfer arasındaki karbondioksit (CO₂) akışı, yüksek biyobozunurluk oranıyla topraktaki CO₂'nin dışarı akışını doğrudan etkileyen 'su ile ekstrakte edilebilen organik karbon (SEEOK)' fraksiyonuna ve arazi kullanım değişimlerine kuvvetle bağlı olan bir süreçtir. Fosil yakıt tüketimindeki artış, ormanların tahribi, geleneksel tarım uygulamaları, arazi kullanımlarının değişmesi, meraların tarıma açılması, endüstriyel gelişmeler gibi nedenlerden dolayı atmosferdeki CO₂ seviyesi artmaktadır. Bu artışın önüne geçebilmenin en ucuz ve en iyi yollarından biri, karbonu toprakta depolamaktır. Bu çalışmanın amacı, Eskişehir ilindeki toprak organik karbon (TOK) dinamiğinin, farklı alan kullanımlarıyla (mera, tarım, orman) ve derinlikle nasıl değiştiğini, diğer toprak parametreleri ile nasıl bir ilişki içerisinde olduğunu; bunun yanında SEEOK fraksiyonunun detaylı incelenebilmesi için hem 'soğuk ve sıcak' hem de 'sadece sıcak' ekstraksiyon ile farklı alan kullanımlarında optimum ekstraksiyon yöntemini belirlemektir. Yapılan analizler ve istatistiksel değerlendirmeler sonucunda TOK ile SEEOK ve sıcak SEEOK (SSEEOK) değerleri arasında pozitif korelasyonlar görülmüştür (sırasıyla, R= 0.834; R= 0.785, p< 0.01). TOK, SEEOK ve SSEEOK, mera ve orman alanlarında derinlik arttıkça azalmış; tarım alanında önemli bir değişim göstermemiştir. SSEEOK analizinin mera alanında yetersiz olduğu; tarım ve orman alanlarında SEEOK analizine kıyasla çok daha başarılı olduğu görülmüştür.
Güneş enerji santrali yer seçiminde cbs tabanlı çok kriterli karar destek sisteminin uygulanması (Eskişehir ili örneği)
Gün geçtikçe sanayisi gelişen, nüfusu artan ve buna bağlı olarak enerji tüketimi hızlanan Ülkemiz enerji ihtiyacını karşılayabilmek için farklı kaynaklardan enerji üretmeye yönelmiştir. Fosil kaynaklardan üretilen enerji ile dışa bağlılık artacağından yenilenebilir enerji kullanımı önemli hale gelmektedir. Yenilenebilir enerji kaynaklarından olan güneş enerjisi Türkiye'nin güneş potansiyeli açısından verimliliği göz önüne alındığında enerji üretmek için kullanılan önemli kaynak haline gelmiştir ve günümüzde yenilenebilir enerji kaynağı olarak güneş enerjisi oldukça yaygın olarak kullanılmaktadır. Yenilenebilir enerji sistemlerinin kurulumunda yer seçimi oldukça önemlidir. Ayrıca yer seçiminde kullanılacak yönteme karar vermekte önemli bir konudur. Bu çalışmanın amacı Eskişehir'de güneş enerji santrali için uygun olan alanların Çok Kriterli Karar Verme metotlarından Analitik Hiyerarşi Prosesi kullanılarak CBS yardımıyla analizlenmesi ve bununla birlikte var olan enerji santrallerinin yer seçimlerinin doğruluğunun belirlenmesidir.
Farklı alan kullanımlarında n2o (Diazot oksit) emisyonlarının belirlenmesi
Bu tez çalışmasında; farklı alan olarak seçilen tarım, orman ve mera için azot miktarlarının ve C/N oranlarının toprak derinliğine bağlı derişimlerinin hesaplanması ve toprağın fiziksel özellikleri ile birlikte değerlendirilmesi ayrıca alanlardan alınan karotların ilk 10 cm'lik kısmında inorganik ve organik azot miktarlarının belirlenerek denitrifikasyon hızlarının hesaplanması amaçlanmıştır. Bu çalışma, Eskişehir, Muttalip Mevki'inde bulunan tarım (buğday, mısır, fiğ), mera alanlarında ve Eskişehir Yukarıkalabak Mevki'inde bulunan sık karaçam ormanları, tarım (buğday), mera alanlarında gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda; çalışma sahasında iki farklı örnekleme yöntemi olan rastgele örnekleme ve ızgara örnekleme yöntemiyle alınan toprak örneklerinin derinliğe bağlı pH ve elektriksel iletkenlik, yığın yoğunluğu, nem içeriği (gravimetrik analiz), partikül boyut dağılımı gibi fiziksel özellikleri belirlenmiştir. Modifiye Kjeldahl analizi ile toplam azot belirlenmiş ve C/N kullanılarak azotun derinliğe bağlı karakterizasyonu yapılmıştır. Matematiksel model ve DNDC modeli ile farklı alanlardan kaynaklı diazot oksit (N2O) emisyon miktarları belirlenmiştir. Matematiksel modelle hesaplanan N2O emisyon sonuçları Muttalip tarım alanlarında daha yüksek bulunmuştur. DNDC verilerine göre en yüksek GWP değeri buğday ekili tarım alanındadır.
Uydu görüntüleri kullanılarak atık bertaraf alanlarının incelenmesi
Küresel problemlerden biri olan evsel ve endüstriyel atıklar çevre problemlerinin en başında yer almaktadır. Bu kapsamda teknolojinin gelişmesi, nüfusun artması ve sanayileşmeyle birlikte dünyadaki atık miktarı artmaktadır. Atık miktarının artması insan sağlığına zarar vermekte ve çevre kalitesini olumsuz etkilemektedir. Artan tüketim talebiyle ortaya çıkan bu atıkların düzenli bir şekilde depolanması ve izlenmesi gerekmektedir. Atık bertaraf alanlarında, organik bozulmaların meydana gelmesi ve yıllar geçtikçe depolanan atık miktarlarının artmasıyla mevcut olan yüzey sıcaklığı artarak hava sıcaklığı değerlerini etkilemektedir. Bunun sonucunda atık bertaraf sahalarının etrafında bulunan alanların sıcaklık değerlerinde ve canlı yaşamında olumsuz etkiler meydana getirmesi beklenmektedir. Bu olumsuz etkiler kentsel ısı adası etkisi oluşturabilmektedir. Atık bertaraf sahalarının izlenmesinde ve analizinde kullanılan klasik yöntemler hem zaman kaybı hem de maliyete sebep olmaktadır. Fakat günümüzün gelişen teknolojilerinden olan coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama teknikleri kullanımı ile atık bertaraf sahalarının izlenmesi büyük bir kolaylık sağlamaktadır. Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) için veri kaynağı olan uzaktan algılama teknolojilerinin kullanılması, atık bertaraf alanlarının yönetiminde uydu görüntülerinin işlenmesi ve istenilen parametrelerin analiz edilebilmesi için önem taşımaktadır. Bu tez kapsamında, çalışma alanı olarak belirlenen İzaydaş Solaklar Evsel Atık Depolama sahasına ait Landsat uydu görüntüleri temin edilip, LST (Yer Yüzey Sıcaklığı - Land Surface Temperature) ve NDVI (Normalize Edilmiş Bitki Endeksi - Normalized Difference Vegetation Index) analizleri yapılmıştır. Yapılan bu analizler meteorolojik veriler ile ilişkilendirilmiştir. Sonuç olarak, İzaydaş katı atık depolama sahasında 2014 ve 2019 yılları arasında LST değerlerinin hava sıcaklığı değerlerinden daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Bu farkın ise 1.36 °C ile 11.5 °C arasında değişkenlik gösterdiği belirlenmiştir. Ayrıca kapatılan lotlar ve depolama işlemlerinin devam ettiği lotlar arasındaki ortalama sıcaklık farkının 1 °C olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Atık Depolama Sahası, Landsat, LST, NDVI, Uzaktan Algılama
Sulak alanların su çerçeve direktifi kapsamında değerlendirilmesi ve veri tabanı tasarımı
Su, bildiğimiz evrende yaşam kaynaklarının başında gelmektedir. Suyun her formu, içerisinde yaşama dair bildiğimiz veya bilmediğimiz birçok zenginlik barındırmaktadır. Son yıllarda ve geleceğe dair öngörülerde su kaynaklarına dair ciddi olumsuz senaryolar türetilmekte ve bu senaryolar gün geçtikçe daha katı bir hal almaktadır. İçinde bulunduğumuz zaman diliminde, bu tür senaryoların üzerinde durulması nedensiz değildir. İnsanoğlu olarak suyun yaşamsal öneminin farkında olmamızın yanında, bu farkındalığa rağmen suyun varlığı ile ilgili oluşabilecek olumsuz sonuçların önüne geçmek için öz verisiz olduğumuz gerçeği bizleri çıkmaza sokmakta ve bu senaryoların yaşanabilir olasılığını artırmaktadır. Su alanlarının izlenmesinde günümüzün gelişen teknolojilerinden olan Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ve Uzaktan Algılama (UA) tekniklerinin kullanılması kolaylıklar sağlamaktadır. Operasyon ve analiz imkanları sunan CBS ve veri kaynağı olan UA teknolojilerinin kullanılması, çeşitli band aralıklarında üretilen uydu görüntülerinin ve hava fotoğraflarının işlenmesi ve istenilen parametrelerin analiz edilebilmesi, su alanlarının yönetiminde oldukça önem taşımaktadır. Bu tez çalışmasında, Su Çerçeve Direktifi (SÇD) gözetilerek tasarlanan dinamik bir veritabanı ile su alanlarının izlenmesi, sınıflandırılması, kayıt altına alınması ve yapılan analizlerle mevcut su alanlarının geçmişten günümüze doğru değerlendirilmesi yapılmış ve geleceğe dair öngörüler ortaya konulmuştur. Anahtar Sözcükler: Sulak alanlar, Veritabanı tasarımı, Uydu Görüntüsü, LST, NDWI
Assessment of climate change effects on flood risk by using GIS and remote sensing (case study: Kabul, Afghanistan)
Geospatial technology such as Remote Sensing and Geographic Information System is a crucial tool in environmental monitoring such as water resource management, pollutions monitoring, and disaster management in the 21st century. In the present decade, Climate change is one of the most serious and critical issues which has hurt the environmental processes and living things, which include rapid urban floods and environmental degradation. Kabul City is one of the urban areas which is hugely affected by flood events every year. This study aims to assess the occurrence of flood damages in Kabul city and its surrounding areas between the years of 2014-2019. This will assist in planning, modeling, and design of flood risk management and measures of protection, managing emergency in real-time and recovering from flood events, which in turn lowers the environmental damage. In this thesis, Assessment of Climate Change Effects on flood risk on the city of Kabul has been done via Using Remote Sensing (RS) and Geographic Information System (GIS) technologies. Further, the indexes of Normalized difference water index (NDWI) and Flood-pixel has been developed by image processing software (ENVI), which is one of the best methods for open water and Floodwater features delineation. A flood risk analysis map has been developed in the ArcMap software. In conclusion, the data gathered comparatively from climate map analysis between the years (2009-2019) and satellite imagery analysis between the years (2014- 2019) shows that some parts of the city have been under huge threat of flood occurrences, and this risk is increasing and will become an even greater threat for the Kabul city in the future. Hence, I recommend structural and non-structural measures for the control, prevention, and reduction of the flood risk level in the city of Kabul. RS and GIS easily offer relatively cheap, quick, and easily accessible data for researchers about the flood occurrence, which lowers the cost of flood risk management and monitoring.
Güneş enerjisi santrali kurulumuna uygunalanların uzaktan algılama ve cbs yöntemleriile belirlenmesi (Türkistan ve Karaganda, Kazakistan)
Geleneksel yöntemlerle üretilen enerji maliyetlidir ve çevreye fazla zarar verdiği için yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmenin daha da avantajlı olduğu gözlemlenmektedir. Kazakistan yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmeye başlamıştır fakat bu yönelim yeterli düzeyde değildir. Yüzölçümü oldukça büyük olan bu ülkenin tamamen yenilenebilir temiz enerji kaynaklarına yönelmeye imkânı vardır ve bu konuda tüm koşulları taşımaktadır. Günümüzde yenilenebilir enerji kaynaklarından en yaygın kullanılanlardan biriside güneş enerjisidir. Kazakistan, özellikle coğrafi konumu ve güneş alma yüzdesi bakımından güneş enejisi için oldukça önemli bir potansiyele sahiptir. Güneş enerjisi santrallerinin (GES) kurulumunda yer seçimi büyük bir rol oynamaktadır. Bu kapsamda güneş enerjisi santrallerinin yerlerinin belirlenmesi farklı kriterlere bağlıdır. Günümüzde bu kriterlerin analizi Coğrafi Bilgi Sisitemleri (CBS) ortamında yapılabilmektedir. Bu tez çalışmasının amacı CBS teknikleri ve karar analiz teknikleri kullanılarak güneş enerji santrallerinin uygun yer seçimi analizi yapılmasıdır. Çok Ölçütlü Karar Analizi (ÇÖKA) olarak literatürde en yaygın kullanılan Analitik Hiyerarsi Prosesi (AHP) yöntemi seçilmiştir. Çalışmada kullanılan tüm veriler açık kaynaklardan elde edilen verilerdir. Çalışmada kullanılan verilerin çözünürlüğü yaklaşık olarak 1 km olduğundan elde edilen sonuçlar bölge açısından bir öngörü niteliğindedir. Anahtar Sözcükler: GES, Yer Seçimi, CBS, ÇÖKA, AHP, Karaganda, Türkistan, Kazakistan
Kentsel alanlardaki karbon emisyonlarının arazi kullanımı ile ilişkisinin uzaktan algılama ve coğrafi bilgi sistemi kullanılarak belirlenmesi: Eskişehir kent merkezi örneği
Bu çalışmanın temel amacı, kent merkezlerindeki kentsel alanlardan yayılan karbon emisyonunun CBS ve Uzaktan Algılama teknolojileri kullanılarak ortaya konulması ve arazi kullanımı haritaları ile ilişkilendirilmesidir. Bu amaç doğrultusunda çalışma alanı olarak Eskişehir ilinin Odunpazarı ve Tepebaşı ilçeleri belirlenmiştir. Çalışmada, Eskişehir kent merkezinde bulunan yerleşim, ulaşım ve sanayi kentsel alan türleri için 2010-2019 yılları arasındaki zaman dilimine ait enerji kullanım verileri, yakıt tüketim verileri ve 2012-2018 yıllarına ait CORINE arazi kullanım verileri kullanılmıştır. Elde edilen veriler ile CBS tabanlı ArcGIS yazılımında üretilen karbon emisyon haritaları, CORINE verilerinden üretilen arazi kullanım haritaları ile ilişkilendirilmiştir. Araştırma sonucunda yıllara göre karbon emisyonunun fazla olduğu kentsel alan türlerinin farklılık gösterdiği, genel anlamda kent merkezinde yoğunlaşan yüksek karbon emisyon değerlerinde yerleşim alanlarının en büyük paya sahip olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca araştırmanın bir diğer sonucu ise kent merkezlerinde arazi kullanım değişimleri incelendiğinde kentsel alanların kayda değer bir şekilde artması ve karbon yutak alanlarından biri olan orman ve yarı doğal alanlarda azalmasıdır. Çalışmada elde edilen sonuçların kentlerin karbon azaltma stratejilerinin belirlenmesi ve özellikle karbon emisyonlarına ilişkin yapılacak gelecek çalışmalara yeni fikirler sunması açısından katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir.
Arazi örtüsü/kullanım değişimlerinin yer yüzey sıcaklığına olan etkisinin araştırılması (Eskişehir ili örneği)
Arazi örtüsü ve arazi kullanımı (AÖ/AK) çeşitli nedenlerle sürekli değişim halindedir. Özellikle şehirleşmenin, sanayileşmenin ve tarımsal faaliyetlerin giderek arttığı son yıllarda değişimin boyutu ve hızı da artmış durumdadır. İnsanı ve etkileşim halinde olduğu çevreyi çok yakından ilgilendiren bu değişimlerin iyi anlaşılması ve yönetilebilmesi için bunların takibine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu bağlamda Uzaktan Algılama bilim dalı AÖ/AK değişikliklerini tespit etmek ve bu değişikliklerin çevresel boyuttaki etkilerinin değerlendirilebilmesi için gerekli araçları ve yöntemleri kullanıcılarına sunmaktadır. Bir Uzaktan Algılama ürünü olan, yer gözlem uydularınca elde edilmiş görüntülerinin kullanılmasıyla türetilen CORINE verileri ve yer yüzeyi sıcaklıkları (Land Surface Temparature-LST) AÖ/AK değişiminin tespitinde kullanılabilecek önemli araçlardandır. Bu çalışmada Eskişehir il sınırı için 1990-2018 yılları arasında meydana gelen AÖ/AK değişimlerinin çevresel boyuttaki etkilerinin araştırılması hedeflenmiş ve bu amaçla CORINE verileri kullanılarak çalışma alanı için 28 yıllık periyotta meydana gelen AÖ/AK değişimi tespit edilmiştir. 1990-2018 CORINE AÖ/AK verilerine dayanarak gerçekleştirilen analizler neticesinde 320.103 ha'lık alanda AÖ/AK değişimi tespit edilmiş olup, yüzdesel alan değişimlerine göre söz konusu yıllar arasında yapay bölgeler sınıfı %2,40; tarımsal alanlar sınıfı %1,82; sulak alanlar sınıfı %0,30 ve su yapıları sınıfı %0,16 artarken; orman ve yarı doğal alanlar sınıfı %4,66 azalmıştır. Yıllar içerisinde şehirleşmenin ve endüstrileşmenin etkisiyle yapay bölgelerin arttığı ve geçirimsiz yüzeylerin genişlediği öte yandan yeşil alanların azaldığı gözlenmiştir. Çalışmada ayrıca, CORINE AÖ/AK değişimleri ile LST değerleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Bunun sonucunda yapay bölgeler sınıfına dönüşen alanların LST değerlerinin arttığı, orman ve yarı doğal alanlar, sulak alanlar, su yapıları sınıflarına dönüşen alanların ise LST değerlerinin azaldığı ortaya konulmuştur.
Uzaktan algılama tekniklerinin tarımsal üretimdeki su ayak izinin hesaplanmasında kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi
Su, tüm canlıların hayatının devamlılığı için büyük bir öneme sahiptir. Sanayileşme ile birlikte insan nüfusunun da hızla artması su kaynakları üzerindeki baskıyı arttırmakta ve su kaynaklarının kirlenmesine sebep olmaktadır. Su kaynakları üzerindeki baskı, kaynakların daha verimli kullanılması gerekliliğini ortaya çıkarmış ve sürdürülebilir su yönetimi konusunda birçok çalışmanın yapılmasını sağlamıştır. Sürdürülebilir su yönetimi konusunda en güncel ve en etkili olan çalışmalardan biri Su ayak izi (SAİ) dir. Su ayak izi (SAİ) ifadesi 2000'li yılların başlarında Hoekstra tarafından ortaya atılmış ve yaygınlaşarak günümüzde önemli bir kavram haline gelmiştir. SAİ, ürünlerin ve hizmetlerin üretim ve tüketim süreçleri kapsamında doğrudan ve dolaylı olarak kullanılan toplam su miktarının ölçüsüdür. Su ayak izi kavramı kullanılan suyun çeşidine göre mavi, yeşil ve gri su ayak izi olarak sınıflandırılmaktadır. Mavi su ayak izi yeraltı suyu ve yüzey su kaynaklarının toplam miktarını, yeşil su ayak izi yağışlardan gelen toplam su miktarını, gri su ayak izi ise kirletilen su kaynaklarındaki kirlilik yükünün bertaraf edilmesi veya azaltılması için kullanılan tatlı su miktarını ifade etmektedir. Uzun yıllardır SAİ hesaplaması konusu üzerine çalışmalar yapılmakta olup yapılan çalışmalarda karmaşık hesaplamalar olması hesaplamaları zorlaştırmaktadır. Bu çalışmanın amacı, SAİ çalışmalarındaki hesaplamaları kolaylaştırmak amacı ile uzaktan algılama verilerini ve coğrafi bilgi sistemleri (CBS) teknolojilerini kullanarak, yenilikçi bir yöntem ortaya koymaktır. Tez çalışmasında gerçekleştirilen analizler 2018 yılının 12 ayını kapsayacak şekilde ve Türkiye çapında yapılmıştır. Tez çalışması kapsamında su ayak izinin belirlenmesinde için öncelikle ET bileşenleri hesaplanmıştır bunun için; yağış, evapotransprasyon ve yüzey nemi verileri kullanılmıştır. Tez çalışması sonucunda, toplam değerlendirme, bölgesel değerlendirme ve CORINE verileri kullanılarak bitkisel değerlendirme gerçekleştirilmiştir. Yapılan hesaplamalar sonucunda; toplamda ET'nin113,7 milyar m³, mavi bileşenin 68,6 milyar m³/yıl ve yeşil bileşenin 45,1 milyar m³/yıl olduğu belirlenmiştir. Yapılan tez çalışmasının ülkemizde sürdürülebilir su yönetimi konusunda öncü bir çalışma olacağı ve su ayak izi hesaplamalarında gelecek çalışmalara bir rehber niteliğinde olacağı düşünülmektedir.
Sert zeminlerde kullanılan farklı yapı malzemelerinin yer yüzeyi ısı değişimine etkisinin uzaktan algılama ile incelenmesi
Günümüzde küresel ölçekte bakıldığında karşılaşılan en büyük sorunların başında küresel ısınma gelmektedir. Küresel ısınmanın güncel durumu ve sonuçları düşünüldüğünde gerekli önlemler alınmaz ise korkutucu bir tablo çizmektedir. Özellikle kent merkezlerinde yeşil alan miktarındaki azalma ve sert zemin miktarındaki artış ile etkisini artıran kentsel ısı adaları da küresel ısınmanın başlıca sebepleri arasında yer almaktadır. Artan insan nüfusu ve kullanım ihtiyaçları düşünüldüğünde sert zemin miktarındaki artış devam etme eğilimindedir. Özellikle dış mekan tasarımlarında, araç ve yaya sirkülasyonunu sağlamak veya insanların kullanımlarına yönelik olarak oluşturulan sert zeminler, kent ölçeğinde bakıldığında çok geniş alanlara sahiptir. Bu nedenle sert zeminlerde kullanılan materyallerin seçiminde dikkat edilmesi gereken kriterler arasında materyalin yansıtım değerleri de değerlendirilmelidir. Termal kamera ile yapılmış olan ölçümlerde aynı gün ve saatte iki farklı sert zemin materyaline ait yansıtım değerleri arasında büyük farklılıklar görülmektedir. Aynı zemin malzemesinin iki farklı rengi arasında da değer farklılıkları gözlenmiştir. Yansıtım değerleri düşünüldüğünde çevre sıcaklığına etkisi büyük olabilecek farklılıklar görülmektedir. Sert zeminlerin tasarımları sırasında materyal seçimi aşamasında bu değerlerler baz alınarak önerilen materyallerin seçilmesinin kent ölçeğinde düşünüldüğünde kentsel ısı adası etkisini azaltabilecek boyutta etkiye sahip olduğu düşünülmüştür.
Havacılık ve savunma sektöründe ISO süreçlerinin değerlendirilmesi
Bu tezin amacı, Türkiye'de bulunan havacılık ve savunma kuruluşlarının ISO 9001:2015 Kalite Yönetim Sistemi ve ISO 14001:2015 Çevre Yönetim Sistemi uygulamalarına bakış açısını, karşılaşılan problemleri, sertifikasyon sürecinde sağlanan faydaları çalışanlar tarafından doldurulmuş anketler aracılığı ile betimsel analiz yaparak tespit etmektir. Anketler sonucunda alınan çıktılar istatiksel olarak analiz edilerek yorumlanmıştır. ISO 9001:2015 Kalite Yönetim Sistemi ve ISO 14001:2015 Çevre Yönetim Sistemi, kalite kavramı, kalitenin oluşumu, tarihçesi ve gereklilikleri incelenerek AS9100 Havacılık, Savunma ve Uzay Kalite Yönetim Sisteminin gerekliliklerine tez kapsamında değinilmiştir. Şirketler, büyüme stratejileri doğrultusunda yönetim sistemlerine uyum göstermekte ve sertifikasyon sürecinden geçmektedir. Havacılık ve savunma sektöründe sistemlerin uygulanması ile birlikte kalite ve çevre bilincinin arttırılması, müşterilerin memnuniyetlerinin sağlanması gibi getirilerin de sektör çalışanları tarafından anlaşıldığı gözlenmiştir. Araştırma ve anketlerin sonucu doğrultusunda firmaların kalite bakış açısını benimsediği, yönetim sistemleri hakkında bilgi sahibi olduğu ancak çevre yönetim sistemleri konusunda farkındalığın arttırılması konusunda çalışmalar yapılması gerektiği görülmüştür.
Biyometanizasyon tesisi yan ürünlerinin bitki besini olarak kullanılma potansiyelinin değerlendirilmesi
Dünya nüfusundaki artışa paralel olarak tarımsal üretimde ürün verimliliğinin arttırılmasına duyulan ihtiyaç, tarımda sıkça kullanılan kimyasal ve ham gübrelerin oluşturduğu olumsuz çevresel etkiler ve organik gübrelere duyulan ihtiyaç tarımsal iyileştirme alanında yeni çalışmaların yapılması gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. Bu çalışmada, belediye katı atıklarından enerji üretimi sürecinin bir parçası olan desülfürizasyon ünitelerinden çıkan kükürtün ve fermente sıvının bitki besini olarak kullanılma potansiyelinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda, çalışmada kükürt ve fermente sıvının seçilen hedef bitkilerde besin maddesi olarak kullanımı, hedef bitkilerin gelişiminin izlenmesi ve bu atıkların tarımsal iyileştirme amacıyla kullanım potansiyelinin değerlendirilmesi hedeflenmektedir. Çalışma kapsamında süs bitkisi kullanılmış olup bitkilerin büyüme eğrisi izlenmiş, topraktan, yapraktan ve sulama sularından alınan örnekler analiz edilmiştir. Analizler ve büyüme oranları yorumlanarak enerji üretim tesisi kaynaklı oluşan proses çıktılarının bitki besini olarak kullanılması değerlendirilmiştir. Yapılan deneyler sonucunda %2,5 fermente sıvı içeren sulama suyunun bitkiler için faydalı olduğu, kükürtün ise düşük konsantrasyonlarda kullanılmasının herhangi bir zararının olmadığı ancak herhangi olumlu bir etkisinin de olmadığı tespit edilmiştir.
Orta çözünürlüklü uydu görüntüleri kullanarak yanmış orman alanlarının farklı sınıflandırma yöntemleri ile haritalanması
Yangınlardan dolayı her yıl on binlerce hektar orman alanı yok olmaktadır. Yanmış orman alanlarının hızlı bir şekilde haritalanması hem hasar tespiti hem de alana yönelik yapılacak müdahalelerin planlanması açısından önemlidir. Günümüzde ücretsiz sunulan orta çözünürlüklü uydu görüntüleri birçok alanda olduğu gibi yanmış alanların haritalanmasında önemli avantajlar sunmaktadır. Bu çalışmada ilk olarak olay öncesi ve sonrasına ait orta çözünürlüklü Sentinel 2A uydu görüntüsü bantlarından faydalanılarak üretilen farklı bant indislerinin değişim saptama ile yanmış alanların haritalanmasındaki başarısı incelenmiştir. Bu kapsamda bant indisi olarak Fark Bitki indeksi (DVI), Normalize Edilmiş Fark Bitki İndeksi (NDVI), Normalize Edilmiş Yanmış Alan İndeksi (NBR) ve Ham Normalize Edilmiş Yanmış Alan İndeksi (NBR-Raw) kullanılmıştır. Değişim saptama işlemi hem piksel tabanlı hem de nesne tabanlı sınıflandırma yaklaşımları ile gerçekleştirilmiştir. İkinci olarak, test sahası olarak kullanılan yanmış orman alanlarının haritalanması için nesne tabanlı ve piksel tabanlı sınıflandırma yöntemi uygulanmıştır. Bu kapsamda iki sınıflandırma yaklaşımı arasında karşılaştırma işlemi yapılacağından, sınıflandırma algoritması, eğitim veri seti ve sınıflandırma için kullanılan parametreler aynı olarak seçilmiştir. Elde edilen tüm sonuçların değerlendirilmesi için çalışma alanında 2400 adet rastgele kontrol noktası üretilerek üretici doğruluğu, kullanıcı doğruluğu, genel doğruluk ve kappa değerleri hesaplanmıştır. Doğruluk analizi sonuçlarına göre en iyi sonuç %92 doğruluk oranı ile nesne tabanlı DVI indisine göre yapılan değişim saptama ile elde edilmiştir. En düşük doğruluk değeri ise %66,98 ile indislere göre yapılan nesne tabanlı sınıflandırma işlemi sonucunda elde edilmiştir. Ayrıca piksel tabanlı ve nesne tabanlı sınıflandırma yaklaşımları karşılaştırıldığında, nesne tabanlı değişim saptama piksel tabanlı değişim saptamaya göre tüm indislerde daha yüksek doğruluk değerleri vermiştir. Piksel ve Nesne tabanlı sınıflandırmada ise tüm indekslerde piksel tabanlı sınıflandırma daha yüksel doğruluk değeri vermiştir.
Uzaktan algılama (UA) ve coğrafi bilgi sistemi (CBS) teknolojisi kullanılarak mısır bitkisinin veriminin tahmin edilmesi
In the 21st century, precision agriculture is becoming more and more common, increasing crop yield and reducing costs in agriculture. Advanced geographic technology (Geographic Information System-GIS, Remote Sensing-RS technology, Global Navigation Satellite System-GNSS) played an important role in determining input variables of precision agriculture system. In particular, remote sensing technology with higher-end image processing techniques (spatial, spectral, temporal, and radiometric resolution) enhanced the accuracy of the crop yield models. This thesis has two main purposes: the first one presented an overview of the capabilities of remote sensing technology in maize yield forecast from its beginning time up to now through the many specific studies. It also reviewed a variety of vegetation indices (VIs) derived from remote sensing data that had a high correlation with corn yield measured. Furthermore, the literature proved that the remarkable development of remote sensing technology at each different platforms have improved significantly the accuracy of maize yield prediction before harvest. The other goal determined the correlation of the vegetation indices (NDVI, EVI, SAVI, WDRVI, GNDVI) derived from Landsat-8 and Sentinel-2 images and building the maize yield predicting models for the study area based on the Bayesian Model Averaging (BMA) method. This research determined 2 optimal models which were validated with RMSE = 9.38 t/ha for Landsat-8 and RMSE = 12.33 t/ha for Sentinel-2. The QGIS and R software were used throughout the process of spatial analysis and statistical data analysis. In the near future, remote sensing and open-source software will definitely become an absolutely necessary component of precision agriculture.