Theses supervised by Prof. Dr. Bahtiyar Akyılmaz
18 theses · Gazi University
İdarenin kusursuz sorumluluğu bağlamında sosyal risk ilkesi
Her geçen gün daha karmaşık hâle gelen sosyal hayat, kişilerin yalnızca toplumun bir bireyi olmak itibariyle ağır ve infial uyandırıcı zararlara maruz kalma ihtimalini artırmaktadır. Görünürdeki sebebi idare olmayan bu zararların devlet tarafından karşılanmasını öngören sosyal risk ilkesi, Fransa?da ?risklerin sosyalizasyonu? başlığı altında değerlendirilen ve yasal düzenlemelere dayanak teşkil eden bir yaklaşımı ifade etmektedir. Türk uygulamasına 90?lı yılların başında giren sosyal risk ilkesi, terör zararları bakımından bağımsız ve içtihadî bir sorumluluk esası olarak kullanılmıştır. 2004 yılında çıkarılan 5233 sayılı Kanun, terör zararlarının devlet tarafından karşılanmasını öngörmüştür. Türk idarî yargı yerleri bu düzenlemeden sonra sosyal risk ilkesine dayanmaktan vazgeçmiştir. Bu durum, sosyal risk ilkesinin artık geçerliliğini yitirdiği biçiminde yorumlanmaktadır. Kitle hareketleri ve tabiî âfetler konusunda Türkiye?de henüz kapsayıcı bir yasal düzenleme yoktur. Ayrıca 21. yüzyılda yeni sosyal risk faktörlerinin ortaya çıkması da kuvvetle muhtemeldir. Ayrıca 5233 sayılı Kanun, terör eylemlerinden kaynaklanan zararların tamamını kapsamamaktadır. Bu sebeple çalışmamızda sosyal risk zararlarının yasal düzenlemelere ihtiyaç duyulmadan, doğrudan doğruya yargısal içtihatlar vasıtasıyla karşılanmasının mümkün olup olmadığı incelenmiş, sorumluluk unsurları bakımından yeni yaklaşımlar önerilmiştir. Anahtar Kelimeler 1- Hizmet kusuru 2- Kusursuz sorumluluk 3- Sosyal risk 4- İlliyet bağı 5- Terör
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi kararlarında düşünce özgürlüğü
Türk Hukukunda insan hakları konusunda en çok tartışılan konulardan birinin düşünce özgürlüğü olduğu bilinmektedir. Bu özgürlüğün sözü edilen özelliği ise daha çok İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi kararları doğrultusunda verilen ihlal kararlarıyla ilintilidir. Bu nedenle, mevcut çalışma konuya ilişkin içtihatların tanıtılmasını ve Türk doktrini tarafından benimsenen temel yaklaşımları belirlemeyi amaçlamıştır.Bu yüksek lisan tezinde; makaleler, monografik eserlerin yanında İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi ve Türk Anayasa Mahkemesi'nin kararlarına da yer verilmiş, özellikle İnsan Hakları Mahkemesi'nin, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin ilgili maddelerinin ihlali kararını verdiği hallerde uyguladığı kriterler irdelenmek istenmiştir.Anahtar Sözcükler:1.Düşünce Özgürlüğü2.İfade Özgürlüğü3.İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi4.İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi5.Anayasa Mahkemesi
Türkiye'de elektrik kamu hizmetinin yürütülmesi ve lisans usulü
Çalışmada öncelikle elektrik piyasası faaliyetlerinin kamu hizmeti niteliği tartışılmıştır. Çıkan sonuç elektrik piyasasının düzenlenme ve denetlenmesine ilişkin idarenin yürüttüğü faaliyetlerin genel anlamda kamu hizmeti olduğuna şüphe olmamakla beraber, ?iletim? ve ?dağıtım? faaliyetinin kamu hizmeti niteliğine ait özellikleri taşıdığı ancak ?üretim? ve elektrik ticaretine ilişkin faaliyetlerin kamu hizmeti olmadığı yönündedir. Çalışmada ayrıca AB direktifleri doğrultusunda gelişme gösteren Türk elektrik piyasa yapısı ortaya konmuş ve bu bağlamda Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'nun görev ve yetkileri ile birlikte idari yapı içerisindeki konumu ele alınmıştır.Son olarak özel hukukta karşılaşılan lisans sözleşmeleri, maden işletme ruhsatnameleri ve kolluk kapsamında verilen ruhsatlar ile enerji piyasasında verilen lisanslar karşılaştırmalı olarak incelenmiş ve bir sınıflandırma yapılmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak elektrik iletim ve dağıtım alanında verilen lisansların kamu hizmetinin gördürülmesi usulü olarak imtiyazlarda olduğu gibi sözleşme ilişkisi niteliği taşıdığı kabul edilmiştir. Elektrik üretim ve ticareti için verilen lisansların kural olarak kolluk kapsamında tek taraflı bir işlem olduğu görülürken; üretim lisansının doğal bir kaynağın devrini içermesi halinde, maden işletme ruhsatnamelerinde olduğu gibi sözleşme yönü bulunduğu belirtilmiştir.
İdari işlemin geri alınması
Bu çalışmanın konusu idari işlemin geri alınmasıdır. İdari işlemin geri alınması, hukuka aykırı bir işlemin yine idare tarafından gerçekleştirilen bir diğer idari işlem ile geçmişe etkili olarak hükümsüz kılınması anlamını taşımaktadır. Bu sebeple de idari işlemin geri alınması, `idari işlemlerin geriye yürümeyeceği ilkesi'nin bir istisnasını oluşturur.İdari işlemin geri alınması ancak hukuka aykırı idari işlemleri tüm sonuçları ile beraber ortadan kaldırmak için kullanılabilir. Ayrıca idari işlemin geri alınması yalnızca belirli bir süre ile sınırlı olarak kabul edilebilecektir. Bu süre sınırı da iptal davası açma süresi olarak kabul edilmelidir. Bazı istisnai hallerde idari işlemlerin her zaman geri alınabileceği de kabul edilmektedir.Süresi içinde geri alınmayan hukuka aykırı işlemden ilgililer kazanılmış durum elde edecektir. Hukuka aykırı işlem kazanılmış hak doğurduktan sonra geri alınamayacaktır. Çalışmamızda kazanılmış hakkın kabul edilebilmesi için varlığı gerekli olan şartları ve kazanılmış haktan farklarını inceledik.Çalışmamızın ilk bölümünde geri alma işlemi de bir idari işlem olduğu için genel olarak idari işlemi ve idari işlemin yapılış usulünü inceledik. İkinci bölümde geri alma işlemini ve şartlarını aynı zamanda da geri alınamayacak idari işlemleri inceledik. Son bölümde ise geri alma işleminin doğuracağı sonuçları, geri alma işleminin hukuka uygun ve hukuka aykırı olması halleri için ayrı ayrı ile alınmıştır. Son olarak da geri alma işleminin uygulanmasını bireysel ve düzenleyici işlemler için ayrı ayrı incelenmiştir. Bu açıklamalar yargı kararları ile zenginleştirilmiştir.
Olağanüstü hallerde temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması
Temel hak ve hürriyetler hiç şüphesiz insanlığın başlangıcından itibaren tartışıla gelen bir konudur. Ancak bu tartışma tabii ki zamana ve zemine göre değişmektedir. Özellikle ikinci dünya savaşından sonraki yıkım ve insan haklarındaki ihlâller üzerine temel haklar üzerindeki tartışmalar iyice artmıştır. Bilim dünyası da buna sessiz kalmamıştır. Son çeyrek asırda hukuk alanındaki eserlerin büyük çoğunluğu ya temel haklar üzerine olmuştur ya da bu konuyu irdeleyen bölümlere yer verilmiştir. Ülkemizde de temel hak ve hürriyetler üzerine önemli gelişmeler olmuştur. Yasal mevzuatta bu konuda iyileştirmeler yapılmıştır. Görüldüğü üzere temel hak ve hürriyetlerin güncel konu olması ve ihlâllerinin telafisi imkânsız zararlara yol açması nedeniyle, konunun bu önemi dikkate alınarak doktora tezi olarak incelenmiştir.İnceleme sırasında temel hak ve hürriyetlere ilişkin kavramlar üzerinde genel olarak bilgi verilmiştir: Buna göre temel hak ve hürriyetlerin neler olduğu, ne şekilde sınıflandırmaya tabi tutulduğu, 1982 Anayasasında temel hak ve hürriyetlere ne şekilde yer verildiği üzerinde durulmuştur. Olağanüstü hallerde bu hak ve hürriyetlerin nasıl sınırlandırıldığı üzerinde de durulmuştur. Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi doğrultusunda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin karalarına da yer verilmiştir.Çalışmamız sırasında, ülkemizde mevcut bu konularda yayınlanmış eserler ve makaleler incelenmiştir. Ayrıca temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin olan ve olağanüstü hallerde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin ilgili bölümleri de incelenmiştir. Konumuzla ilgili olan yabancı kaynakların bir kısmına da çalışmamızda yer verilmiştir. Mukayeseli hukuk açısından da inceleme yapılmıştır. Bu bağlamda, ülkemize komşu olan ve Avrupa Birliği üyesi olan ülkelerden Yunanistan Anayasasının ilgili bölümleri karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir. Aynı şekilde, gelişmekte olan bir ülke olması ve ülkemiz insanı tarafından yakından bilinmesi nedeniyle Bulgaristan Anayasasının ilgili bölümleri de incelenmiştir. Bu ülkeler yanında, bağımsızlığını yakın zamanda kazanan ülkelerin bu konulara bakış açısını görmek açısından Kazakistan ve Letonya Anayasalarına da zaman zaman yer verilmiştir. Avrupa'da da bu konulara bakışın belirlenmesi açısından örnek olmak üzere Fransa ve İtalya Anayasalarının ilgili bölümleri üzerinde de durulmuştur.Bu çalışmalar bize şunu göstermektedir: Öncelikle temel hak ve hürriyetler hemen hemen her ülkenin anayasasında yer almaktadır. Ancak temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması ülkelerin gelişmişliğine ve stratejik durumuna göre farklılıklar arz etmektedir. Olağanüstü hal yönetim usulü de artık anayasalarda yer almaktadır. Bazı ülkelerde bu hal, bizdeki gibi olağanüstü hal ve sıkıyönetim şeklinde iki aşamalı olarak düzenlenmiştir. Bazı ülkelerde ise bir aşamalı olarak düzenlenmiştir. Bir kısım ülkelerde de bu hususlar doğrudan kanun düzenlenmesine bırakılmıştır. Böylece olağanüstü hal yönetim usulü yasal hale getirilmiştir. Ülkemizde de temel hak ve hürriyetler, ileri seviyede ülkeler gibi düzenlenmiştir. Hatta son Anayasa değişiklikleriyle bu alanda daha da ileri seviyede düzenlemeler yapılmıştır. Olağanüstü hal yönetim usulü olarak ?sıkıyönetim? yanında ?olağanüstü hal?inde düzenlenmiş olması, temel hak ve hürriyetlerin, zorunlu olmadıkça gereğinden fazla sınırlanamaması açısından isabetli olmuştur.
İdari yargılama usulünde kesin hüküm
Roma hukukundan beri var olan ve nerdeyse bütün hukuk sistemlerince kabul edilmiş olan kesin hüküm ilkesi yargı erkinin etkinliğinin sağlanmasında büyük öneme sahiptir. Mahkeme önüne gelmiş bir uyuşmazlık hakkında karar verildikten sonra bu karar aleyhine başvurulacak başkaca bir olağan kanun yolunun kalmaması halinde mahkeme kararı şekli anlamda kesinleşir ve artık değiştirilemeyecek kanuni gerçeklik niteliğine sahip olur. Aynı taraflar, aynı uyuşmazlığı, aynı nedene dayanarak tekrar mahkeme önüne getiremezler. Kamu düzeniyle yakından ilgili olan kesin hüküm hem bir dava şartı, hem bir itiraz, hem de bir delildir. Uyuşmazlıkların nihai olarak sona ermesini, hukuki barışı ve usul ekonomisini sağlama amaçları da güden kesin hüküm ilkesi medeni usul kanunumuzda düzenlenmiş ama idari yargılama usulü kanununda yer almamıştır. Ancak, kesin hüküm, idari yargılama usulünde de yer alan ve mahkeme kararlarına konu olan bir kurumdur. Bununla birlikte, iptal davalarında verilen iptal kararlarının kesin hüküm etkisinin genel olması istisnai bir durumdur ve diğer yargısal kararlardan farklı bir özellik gösterir.
2547 Sayılı Yükseköğretim Yasası ışığında akademik personel atamaları ve yargısal denetimi
Bu çalışmada; 2547 sayılı Yükseköğretim Yasası ışığında akademik personel kavramı, bu personelin atama işlemleri ile bu işlemlerin yargısal denetimi incelenmektedir. Bu çerçevede çalışmanın temel kavramlarını akademik personel, akademik personelin atanması ve atama işlemlerinin yargısal denetimi oluşturmaktadır.Temel olarak, akademik personelin atama işlemlerine ilişkin usul ve esaslar 2547 sayılı Yükseköğretim Yasasında kurala bağlanmıştır. Bunun yanı sıra, 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Yasası, 657 sayılı Devlet Memurları Yasası ve Öğretim Üyesi Dışındaki Öğretim Elemanı Kadrolarına Naklen veya Açıktan Yapılacak Atamalarda Uygulanacak Merkezi Sınav ile Giriş Sınavlarına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik de konuyla ilgili hükümler içermektedir. Çalışma bu mevzuat hükümleri çerçevesinde ele alınmıştır. Atama işlemlerinin yargısal denetimi konusunda da Danıştay içtihatlarından faydalanılmıştır.Bu çerçevede çalışmanın ilk bölümünde, akademik personel kavramı incelenmiştir. Bu ana kavram altında, öğretim üyesi, öğretim görevlisi, okutman, öğretim yardımcısı kavramlarının tanımı yapılmıştır.İkinci bölümde ise, birinci bölümde tanımlarına yer verilen akademik kadro/unvanlara atama işlemlerinin tabi oldukları yasal süreç, bu süreçte tesis edilen işlemlerin yargısal denetimi, Danıştay'ın konuyla ilgili içtihatları incelenmiştir.
657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu'na göre disiplin cezaları ve yargısal denetimi
Bu çalışmamızda, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu (DMK) temel alınarak disiplin suç ve cezaları anlatılmış, konu kendisiyle ilintili diğer müesseseleri de içine alacak şekilde aktarılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, disiplin kavramının nasıl anlaşılması gerektiği üzerinde durulmuş ve disiplin hukukunun genel ilkeleri açıklanmıştır. İkinci ve üçüncü bölümde ise sırasıyla 657 Sayılı Kanunda düzenlenmiş disiplin suç ve cezaları teker teker anlatılmış ve bu cezalara karşı itiraz ve yargısal korunma yollarının neler olduğu üzerinde durulmuştur.
4483 sayılı kanuna göre memurların yargılanmasında idari süreç
AKKAN, Tahir Murat. 4483 Sayılı Kanun'a Göre Memurların Yargılanmasında İdari Süreç, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2009.Memurlar hakkında, işledikleri iddia edilen suçlardan dolayı ceza kovuşturması yapılması konusunda birtakım sistemler getirilmiştir. Bu sistemler yargısal güvence ve yönetsel güvence sistemi olarak iki ana gruba ayrılabilir. 4483 sayılı Memurlar Ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun yönetsel güvence sistemlerden izin sistemini benimsemiştir.4483 sayılı Kanun, Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürüttükleri kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlar hakkında uygulanmak suretiyle kişi ve konu bakımından kapsamı belirlenmiştir.4483 sayılı Kanun uyarınca idari sürecin başlaması için memur veya kamu görevlisinin bu kanun kapsamına giren bir suçu işlediğinin yetkili merci tarafından kanunda belirtilen şekilde öğrenilmesi gerekir.İzin vermeye yetkili merci, bu Kanun kapsamına giren bir suç işlendiğini öğrendiğinde bir ön inceleme başlatır. Ön inceleme, izin vermeye yetkili merci tarafından bizzat yapılabileceği gibi, görevlendireceği bir veya birkaç denetim elemanı veya hakkında inceleme yapılanın üstü konumundaki memur ve kamu görevlileri eliyle de yaptırılabilir. Ön inceleme ile görevlendirilen kişi veya kişiler, bakanlık müfettişleri ile kendilerini görevlendiren merciin bütün yetkilerini haiz olup, bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre işlem yapabilirler; hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisinin ifadesini de almak suretiyle yetkileri dahilinde bulunan gerekli bilgi ve belgeleri toplayıp, görüşlerini içeren bir rapor düzenleyerek durumu yetkili mercie sunarlar. Yetkili merci bu rapor üzerine soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine karar verir. Yetkili merci tarafından verilen bu kararın ilgililere tebliğ edilmesiyle idari süreç tamamlanır.Burada özet olarak değinilen bu süreci inceleyen bu çalışmayla amaçlanan, özellikle idari süreçle sıkı ilişki içinde olan ceza ve yargılama mevzuatında yapılan yenilikler karşısında nasıl uygulama yapılacağını belirlemektir.Anahtar Sözcükler:1- Memur Yargılaması2- Ön İnceleme3- Yetkili Merci4- Ceza Muhakemesi Kanunu5- Soruşturma İzni
İdari usul ilkeleri açısından devlet memurunun disiplin soruşturması
SÖYLER, Yasin. İdari Usul İlkeleri Açısından Devlet Memurunun Disiplin Soruşturması, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2008.Bu çalışmada, Türk hukukunda 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na göre görev yapmakta olan Devlet memurunun disiplin suçu işlemesi halinde tabi tutulacağı disiplin soruşturması süreci ve bu sürece hakim olan temel idari usul ilkeleri incelenmektedir. Bu çerçevede çalışmanın köşe taşlarını Devlet memuru, idari usul ilkeleri ve disiplin soruşturması süreci kavramları oluşturmaktadır.Ülkemizde bir idari usul kanunu bulunmamaktadır. Bu durum genel olarak idari işlem sürecinde özel olarak disiplin işlemi sürecinde idarenin uymak zorunda olduğu idari usul kuralları ve ilkelerinin mahkeme içtihatlarıyla oluşturulması sonucunu doğurmuştur. Bazı idari usul ilkeleri uluslar arası hukukun genel ilkeleri olarak karşımıza çıkabildiği gibi idari usul ilkelerinin uygulanması tavsiyesinde bulunan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi kararları da bulunmaktadır. Çalışma konusu bu perspektif dahilinde incelenmektedir.Bu çerçevede çalışmanın ilk bölümünde idari usul, Devlet memuru ve disiplin konuları incelenmektedir. İdari usulün anlamı, kapsamı, işlevi ve genel olarak idari usul ilkeleri ile Devlet memuru kavramı ve disiplin suç ve cezalarına hakim olan temel ilkeler bu bölümün konularını oluşturmaktadır.İkinci bölümde ise disiplin işlemi süreci, başlangıç, soruşturma ve tamamlanma aşamaları esas alınarak bu sürece hakim olan temel idari usul ilkeleri açısından incelenmektedir.Anahtar Sözcükler1.İdari Usul2.İdari Usul İlkeleri3.Devlet Memuru4.Disiplin Soruşturması5.Disiplin İşlemi
Bir idari işlem olarak personel sicil işlemi
Doktrinde personel değerlendirmesi, memur değerlendirmesi ve başarı değerlendirilmesi gibi kavramlarla ifade edilen sicil işlemini; personelin çalıştığı kuruma katkısını artırmasını ve kurumdan elde edeceği yararların büyümesini sağlamayı, sicil amirleri ile personel arasındaki iletişimi arttırmayı, personelin verilen görevlere ne derecede ulaşabildiğini ölçmeyi amaçlayan, idarenin takdir yetkisini yoğun olarak kullandığı kesin ve yürütülebilir nitelikli bir idari işlem şeklinde tanımlayabiliriz. Sicil işleminin bir idari işlem oluşu ve kamu hizmetlerini yerine getirilmesini etkileyen bir araç olması, bu işlemin idare hukuku yönünden de önemini ortaya çıkarır.Sicil işlemi; bir yandan personelin yükseltilmesi, ücretlerin belirlenmesi, başarısının ortaya konulması, görevine son verilmesi, görev yerlerinin değiştirilmesi ve eğitim ihtiyaçlarının ortaya çıkarılması gibi birçok işlemin dayanağı olmakta, öte yandan da idarenin verimlilik ve etkenliğini artırmanın bir aracı olarak düşünülmektedir. Sicil işleminin bu işlevleri yerine getirebilmesi için; kişisel nitelikleri değerlendirmekten ziyade personelin görevini gerçekleştirme derecesini ölçmeye yönelik, gizlilikten ziyade açıklık ilkesine dayalı olarak ve ilgili personelin katılımı da sağlanarak objektif ve tarafsız bir şekilde gerçekleştirilmelidir.Kamu personelinin haklarını, özgürlüklerini ve yararlarını etkileyen ve idarenin takdir yetkisini yoğun olarak kullandığı kesin ve yürütülebilir nitelikli bir idari işlem olan sicil işleminin yapılışında bir takım idari usul ilkelerine uyulması gerekir. Bu ilkeleri; gerekçe ilkesi, açıklık ilkesi, bilgi edinme hakkı, sicil raporunun personele en yakın amir tarafından doldurulması ilkesi, başvuru yollarının gösterilmesi ile geçerli, güvenilir ve objektif olması ilkesi şeklinde sıralayabiliriz.Anahtar Sözcükler1.İdari işlem.2.Sicil işlemi.3.Sicil işleminin objektif olması.4.Açıklık ilkesi.5.Bilgi edinme hakkı.
İdari Yargıda manevi tazminat
Tezimizde, idari yargıda manevi tazminat konusu işlenmiştir. Çalışma kapsamında hem özel hukuk, hem de idare hukuku incelenmiştir. İdare hukuku kapsamında, askeri idari yargı da ayrıca değerlendirilmiştir. Öğretide yer alan görüşlerin yanında, yüksek yargı organlarının uygulamasına da geniş yer verilmiştir. Böylece hem teorinin, hem de uygulamanın ortaya konulması amaçlanmıştır. Tez, idare hukukunda manevi tazminata hükmedilen hallerle sınırlandırılmıştır. Bu nedenle, özellikle medeni hukukta yer alan diğer haller kapsam dışı bırakılmıştır. Bunun yanında, manevi tazminat konusunda özellik arz eden hususlar incelenmiştir.Çalışma sonucunda, idare hukukunda ölüm, cismani zarar, kişilik haklarına aykırılık ve mala yönelik zararlar olmak üzere, dört hususta manevi tazminata hükmedildiği görülmüştür. Bu haller, medeni hukuk, idare hukuku ve askeri idare hukuku açısından ayrı ayrı değerlendirilmiştir.Manevi tazminatta tazminat tutarının belirlenmesi, edimin çeşitleri, faize hükmedilip hükmedilmeyeceği, tüzel kişilerin ve tam ehliyetsizlerin manevi tazminat talep hakkının olup olmadığı, manevi tazminatın devri ve mirasçılara intikali, talebin bölünebilme imkânının olup olmadığı, talebin dava açıldıktan sonra artırımının mümkün olup olmadığı, enflasyon olgusunun manevi tazminat talebini etkileyip etkileyemeyeceği gibi tartışılan konular incelenmiştir. Bu konularda öğretinin görüşleri kadar uygulamanın ne yönde olduğu da yansıtılmaya çalışılmıştır.Anahtar Sözcükler1.Manevi Tazminat2.İdare Hukuku3.Ölüm4.Cismani Zarar5.Kişilik Hakkı
İdarenin sorumluluğunu gerektiren zarar kavramı
?İdarenin Sorumluluğunu Gerektiren Zarar Kavramı? nı inceleyen bu çalışma, giriş dışında üç bölümden oluşturmaktadır. Tezin kapsamı idarenin icra ettiği faaliyetlerden dolayı kişilerin uğradıkları zarar ve türleri ve sorumluluk sebepleri neden oluşmaktadır.Girişte tez konusu ile ilgili genel bir bilgi verilmiştir. Çalışmamızın birinci bölümünde, idari sorumluluk kavramı ve dayanakları ele alınmıştır. Burada sözleşmeden doğan ve sözleşme dışı sorumluluk konuları ele alınmıştır. Sözleşme dışı sorumluluk türlerinden olan kusurlu sorumluluk ve kusursuz sorumluluk konularına yer verilmiştir. Kusurlu sorumluluk ta hizmet kusuru ve kişisel kusur; kusursuz sorumlulukta risk ilkesi ve fedakarlığın denkleştirilmesi (kamu külfeti karşısında eşitlik ilkesi) konuları incelenmiştir. Ayrıca idarenin sorumluluğunu gerektiren şartlarda incelenmiştir.Çalışmamızın ikinci bölümünde ise, zararın tanımı, ve unsur incelenmişitir. Ayrıca zararın çeşitlerinden olan, doğrudan doğruya zarar- dolaylı zarar, fiil zarar, kazanç kaybı, normatif zarar, maddi zarar- manevi zarar, müspet zarar- menfi zarar, kişiye ilişkin zarar- mal ilişkin zararlar ele alınmıştır. Ayrıca idarenin özel hukuktan kaynaklanan zararları incelenmiştir.Çalışmanın üçüncü bölümünde ise, zararı doğuran idari faaliyetlere göre zarar konusu yer almaktadır. İdari işlemden, idari işlemin uygulanması eyleminden, idarenin haksız fiilden ve idari sözleşmeden doğan zararlar incelenmiştir. Bunun yanından idarenin sorumluluğunu gerektiren zararın özellikleri de incelenmiştir. Bu bakımdan ortada bir zarar olmalı bu zarar gerçek, gerçekleşmiş, mutlak ve kesin olarak hesabı mümkün olan, hukuken korunan bir menfaata yönelik, parayla ölçülebilir, özel, anormal, ve zararın kamu hukukunun uygulanması dolayısıyla meydana gelmiş olman konuları ele alınmıştır. Ayrıca zararın idare tarafından hesaplanması, mala ilişkin zararın hesaplanması ve kişiye ilişkin zararın hesaplanması konuları de çalışmamızda incelenmişitir.Anahtar sözcükler1.Zarar2.Sorumluluk3.İdare4.Tazminat
Enerji sektöründe özel kişiler lehine kamulaştırma: Elektrik piyasası özelinde inceleme
Önceleri devletin asli ve vazgeçilmez ödevlerinden biri sayılan enerji üretimi ve dağtımı, dünyayı etkisi altına alan özelleştirme dalgası ile birlikte devlete mahsus olmaktan çıkmış ve enerji alanında da özelleştirmeler başlamıştır. Bu özelleştirmeler ise, münhasıran devlet denetiminde olmakla birlikte enerji alanında faaliyet gösterecek özel kişilere de bir takım haklar tanınmıştır. Ancak, enerji sektörünün çok geniş olması ve her pazarın kendi özel dinamiklerine sahip olması nedeniyle konunun elektrik piyasası özelinde incelenmesi zorunluluğu doğmuştur.Bu çalışmada, elektrik piyasasında faaliyet gösterecek özel kişilere tanınmış haklardan, lehe kamulaştırma yapılmasını isteme hakkı ele alınmıştır.Çalışmanın sonucunda, özel kişilerin lehe kamulaştırma yapılmasını isteme hakkının Menafii Umumiyeye Müteallik İmtiyazat Hakkında Kanun'da düzenlenmiş olduğu, kanunun oldukça eski ve dilinin ağır olması sebebiyle uygulamada sorunlara yol açtığı görülmüştür.Anahtar Kelimeler1.Enerji Sektörü2.Elektrik Piyasası3.Lehe Kamulaştırma4.Özel Kişiler5.Kamu Hizmeti
Türk İdare Hukukunda yap-işlet-devret modeli
Günümüzün gelişen ve çeşitlenen ihtiyaçları karşısında devlet mevcut mali imkanları ile çeşitlenen ve gelişen bu ihtiyaçları karşılamakta güçlük çekmeye başlamıştır. Bunun sonucu olarak da devlet, bu ihtiyaçları karşılamak için alternatif çözümler bulmaya çalışmış, özellikle özel sektöre ait imkanları toplumun ihtiyaçlarını karşılamaya yöneltme arayışlarına girmiştir. Bu arayışlar neticesinde yap-işlet-devret modeli ortaya çıkmıştır.Yap-işlet-devret modelinin ortaya çıkması ile devlet maddi imkansızlıklar nedeniyle ötelemek zorunda kaldığı veya bürokratik işlemler nedeniyle hızlı gerçekleştiremediği yatırımların bir an önce hayata geçirilmesini temin etmiştir. Bu modelin uygulanması ile özel sektör de elindeki maddi kaynağı daha efektif kullanma şansı elde etmiştir. Hizmetten faydalanan ise, bu modelin uygulanması nedeniyle hizmete daha hızlı ve kaliteli bir şekilde ulaşmaya başlamıştır.Ülkemizde başarı ile uygulanmakta olan yap-işlet-devret modeli hem idareler, hem hizmeti sunanlar hem de hizmettten faydalananlar için iyi bir model olmaktadır.Sonuç olarak, yap-işlet-devret modelinin uygulanmasına ilişkin mevzuatın, bu modelin uygulanması açısından daha pratik hale getirilmesi ve modelin uygulanması aşamasındaki sürecin kısaltılması gerekmekle birlikte, yap-işlet-devret modeli idareler için vazgeçilmez bir model olmuştur.
Genel idari kolluk ve kolluk işlemleri
Devletin en yaygın ve en eski görevi kamu düzenini sağlamak ve korumaktır. Bu görev ?kolluk? marifetiyle yerine getirilir. Kamu düzeninin korunması ve sağlanması için yürütülen faaliyetlere, bu faaliyetleri yerine getiren kuruluşa ve bu kuruluşta çalışan personele kolluk denir.Ülkemizde kamu düzeninin sağlanmasından ve korunmasından İçişleri Bakanı sorumludur. İçişleri Bakanı bu görevini Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı vasıtasıyla yerine getirir. Fakat gerektiğinde Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı dışında diğer kolluk kuruluşlarından ve hatta Bakanlar Kurulu kararıyla Türk Silahlı Kuvvetleri'nden de istifade eder.Kolluk idari kolluk ve adli kolluk olmak üzere ikiye ayrılır. İdari kolluk mevzuatta suç saydığı eylemlerin işlenmesinden önce gerekli tedbirleri alarak kamu düzeninin bozulmasını önlemek, kamu düzeni bozulmuşsa yeniden tesis edilmesini sağlamakla görevlidir. Adli kolluk ise bir suç işlendikten sonra o suçla ilgili her türlü araştırmayı yapmak, suçun faillerini ortaya çıkarmak, suçla ilgili bütün delileri toplamak ve bunları adli makamlara teslim etmekle görevlidir.İdari kolluk kendi içinde genel idari kolluk ve özel idari kolluk olmak üzere ikiye ayrılır. Genel idari kolluk, toplumda güvenlik, genel ahlak, genel sağlık ile dirlik ve esenliği yani kamu düzenini korumakla, bozulduğunda da geri getirmekle görevli kolluğa denir. Özel idari kolluk ise özel kanunlara göre kurulan ve bu kanunlarda verilen görevleri yapan kolluğa denir. Ülkemizde genel idari kolluk görevleri polis ve jandarma, özel idari kolluk görevleri ise belediye kolluğu, köy korucuları, av kolluğu, orman kolluğu vb. tarafından yerine getirilmektedir.Kolluk faaliyetleri, kolluk makamları ve kolluk personeli tarafından yürütülür. Kolluk makamları, kamu düzeninin korunması için kolluk faaliyetleri konusunda düzenleyici veya bireysel işlem yapmaya yetkili kılınmış bulunan makamlardır. Kolluk personeli, kolluk konusunda düzenleyici ya da bireysel işlem yapmaya yetkili olmayıp yalnızca kolluk makamlarınca yapılmış olan işlemleri yerine getirmekle yükümlü olan kamu görevlileridir. Kolluk personeli, kolluk makamları dışında kalan bütün kolluk görevlileri olarak da tanımlanabilir.Diğer konularda olduğu gibi kolluk konusunda da yasa koyucu, çoğu kez, genel ilke ve esasları koymakla yetinmekte, kamu düzen ve güvenliğini tehlikeye sokacak ya da bozacak tutum ve davranışların ayrıntılarının belirlenmesini ise idareye bırakmaktadır. İdare yani kolluk makamları da söz konusu ayrıntıları düzenleyici işlemler ile belirlemektedir. Yasama organınca ya da yetkili kolluk makamlarca konulan genel, soyut, sürekli ve kişilik dışı kurallar da birel işlemler vasıtasıyla uygulanma imkanına kavuşurlar.Anahtar Sözcükler:1. Kolluk2. Kamu Düzeni3. Polis4. Jandarma
İdari işlemde başvuru yollarının gösterilmesi
Hak arama hürriyetini garanti altına almayı hedefleyen idari işlemdebaşvuru yollarının gösterilmesi ilkesi, genel kabul gören idari usul ilkelerindenbirini oluşturmaktadır. Bu sebeple ilke, pek çok ulusal ve uluslararası metindedüzenleme konusu olmuştur.dari işlemde başvuru yollarının gösterilmesi ilkesi, ülkemizde henüzbir kanun tarafından genel olarak düzenlenmiş değildir. Ancak ilke 2001yılında 4709 sayılı kanun ile Anayasamızın 40. maddesine eklenerek, hukuksistemimizin parçası haline gelmiştir. Buna rağmen idari teşkilatımız ilkeyiuygulama konusunda direngenlik göstermektedir. Bu duruma gerekçe olarak,ilkenin uygulanmak için kanuni dayanak gerektirmesi gösterilmektedir. Oysaki, Anayasamızın 11. maddesinde de belirtildiği üzere Anayasa hükümlerininbağlayıcılığı, ilkeyi düzenleyen 40. maddenin 2. fıkrasının açıklığı veAnayasa kurallarının doğrudan uygulanma niteliği, kanuni bir düzenlemebeklemenin zaman kaybı anlamına geldiğini göstermektedir. Kaldı ki,mevzuatta bir düzenleme olmasa dahi, idari işlemde başvuru yollarınıngösterilmesi hukuk devleti olmanın bir sonucudur. Çünkü hukuk devleti,bireylerin temel hak ve özgürlüklerini koruyan devlettir. dari işlemde başvuruyollarının gösterilmesi ilkesi de bu hürriyetlerden biri olan hak aramahürriyetini garanti altına almayı amaçlamaktadır.Bu tez idari işlemde başvuru yollarının gösterilmesi ilkesininuygulanmamasının yarattığı sorunlara dikkat çekmeyi ve ilkenin hukuk devletibağlamındaki büyük önemini vurgulamayı amaçlamaktadır.Anahtar Sözcükler1. Başvuru Yollarının Gösterilmesi2. dari Usul3. Hukuk Devleti4. Temel Hak ve Özgürlüklernsan Onuru5.
Yargısal emir kavramı ve Türk hukuk uygulamasındaki yansımaları
Yargısal emir, yargı organları tarafından verilen bir emri ifade eder. Hukuk sistemlerine göre yargısal emrin yöneltildiği makam değişebilmektedir. Yargısal emir bazı sistemlerde yalnızca idareye bazılarında ise hem idareye hem de alt dereceli yargı organlarına karşı verilebilmektedir. Yargısal emirden bahsedebilmek için bir yargı organı, bu yargı organının vermiş olduğu emir içeren bir karar ve bu yargı kararının yöneldiği bir idare ya da alt dereceli yargı organı gereklidir. Türk hukukunda hukuk devleti ilkesini gerçekleştirmek için idarenin yargısal denetimini sağlayan idari yargı organı, idareye yönelik olarak emir içeren kararlar alabilir. Alınan bu kararlar, Anayasada yer alan yargı organının idari işlem ve eylem niteliğinde yargı kararı alma yasağı kapsamında değildir. Çünkü yargısal emir niteliğindeki kararlar bir idari işlem ya da idari eylem teşkil etmemekte ve ilgili maddede belirtildiği gibi idarenin takdir yetkisini de ortadan kaldırmamaktadır. Yargısal emrin ilgili Anayasal yasak kapsamında olduğu yanılgısı nedeniyle Türk hukukunda yargısal emirden uzak durulmuştur. Ancak idari yargının etkinliğinin arttırılması, yargı kararlarının uygulanmasının sağlanması ve hukuk devleti ilkesinin korunması bakımından yargısal emre uygulama alanı tanımak oldukça faydalı olacaktır. Bu kanıyla konu araştırılmaya başlandığında yargısal emrin Türk hukuk uygulamasında birtakım örneklerinin bulunduğu görülmüştür. Yargısal emrin açıklanması ve Türk hukukunda var olan örneklerinin ortaya konulması ile konunun önemi ve hukuki faydaları anlaşılacaktır.