Theses supervised by Prof. Dr. Derya Tanrıverdi

10 theses · Gaziantep University

Master'sOpen AccessEN

The effect of yoga on subjective well-being level and sleep quality in patients diagnosed with schizophrenia

This study was conducted as a quasi-experimental model with pretest-posttest control group in order to determine the effects of yoga on subjective well-being and sleep quality levels of patients with schizophrenia. The population of the study consist of patients diagnosed with schizophrenia for who are visited to the psychiatry outpatient clinics of three community mental health centers located in Gaziantep. The sample study group consisted of total of 74 patients experimental group with 35 patients and control group with 39 patients. The data is collected via the 'Personal Information Form', the 'Warwick-Edinburgh Mental Well-Being Scale (WEMWBS)' and the 'Pıttsburgh Sleep Quality Index (PSQI)'. Yoga is applied as 28 group training session four times per week. In the pre-yoga evaluation, it is observed that the patients have sleeping problems and have low subjective well-being levels on both the experimental and the control groups. In the pre-test, wthe results of analysis based on pre-test shows that there is no significant difference in the mean scores of the patients in the experimental group and the control group in terms of WEMWBS and PSQI (p>0.05). Based on the post-test result; it is determined that the mean scores of the WEMWBS of the patients on the experimental group significantly increased and the mean scores of the PSQI were significantly decreased compared to the patients in the control group (p<0.05). The comparisons within the groups based on pre-test determines that the WEMWBS avarage of the post-test scores of the patients in the experimental group is increased significantly and the PSQI avarage of the scores is significantly decreased (p<0.05). The pre and post test results comparison of control group shows that there is no significant change in the mean scores of the WEMWBS and PSQI (p>0.05). As a result of this research, it was determined that yoga practices were effective in increasing subjective well-being and sleep quality levels in individuals diagnosed with schizophrenia. For this reason, it is recommended that yoga practice be applied as an complement treatment by psychiatric nurses and other mental health professionals during the treatment process of schizophrenia patients.

NursesNursingPsychiatric nursing+5
Mina Güner
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarına çocuk istismarı ve ihmali konusunda yapılan eğitimin bilgi ve farkındalık düzeylerine etkisi

İstismar ve ihmal çocukların fiziksel, duygusal ve psikolojik gelişimini olumsuz etkileyen ve davranış bozukluğuna yol açan olaylar arasında yer almaktadır. İstismar ve ihmalin yeterince bildirilmemesi, tanı konulmasındaki güçlükler, inkâr edilmesi ve gizli kalması sorunun önemini daha da artırmaktadır. Araştırma, sağlık çalışanlarına çocuk istismarı ve ihmali konusunda yapılan eğitimin bilgi ve farkındalık düzeylerine etkisini belirlemek amacıyla, ön test-son test kontrol gruplu deneysel çalışma olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini bir şehir ve bir üniversite hastanesinde görev yapan sağlık çalışanları oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise 95 sağlık çalışanı (deney grubu=48, kontrol grubu= 47 sağlık çalışanı) oluşturmuştur. Veriler, 'Tanıtıcı Bilgi Formu' ve 'Çocuk İstismarı ve İhmalinin Belirti ve Risklerini Tanılama Ölçeği ile toplanmıştır. Etik kurul onamı alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzde dağılımı, ortalama ve standart sapma, bağımlı ve bağımsız gruplarda t-testi ve ki-kare analizi kullanılmıştır. Eğitim ortalama 30 dk haftada bir kez toplam 3 oturum olarak uygulanmıştır. Deney ve kontrol grubunun eğitim öncesinde ölçek puan ortalamaları değerlendirildiğinde, ortalamanın üzerinde bilgi puanına sahip olmakla birlikte istendik düzeyde yüksek olmadığı belirlenmiştir. Gruplar arası karşılaştırmalarda deney grubunun kontrol grubuna göre ön-test ölçek puan ortalaması arasında anlamlı bir farklılık yoktur (p>0.05), son testte ise deney grubunun ölçek puan ortalaması daha yüksek olup bu farklılık ileri düzeyde anlamlıdır (p<0.001). Grup içi karşılaştırmalarda deney grubunun son-test ölçek puan ortalamasının ön-teste göre ileri düzeyde anlamlı yükselme gösterdiği (p<0.001), kontrol grubunda ise son-test puan ortalamasının ön-teste göre anlamlı bir değişiklik göstermediği (p>0.05) saptanmıştır. Sonuç olarak, uygulanan eğitimin sağlık çalışanlarının çocuk ihmal ve istismarı hakkında bilgi ve farkındalık düzeylerini artırmada etkili olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Çocuk ihmali, Çocuk İstismarı, Sağlık Çalışanları, Psikiyatri hemşireliği, Eğitim

Bilgi düzeyiFarkındalıkHemşirelik+6
Tuba Geçdi
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ciddi ruhsal bozukluğu olan hastaların madde kullanımlarının ve ilişkili değişkenlerin belirlenmesi

Bu çalışma ciddi ruhsal bozukluğu olan hastalarda sigara, alkol ve diğer bağımlılık yapıcı madde kullanımlarının birlikte görülme sıklığını ve bu ilişkiyi çeşitli yönleriyle araştırmak amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı türde yapılan araştırma, bir eğitim ve araştırma hastanesinin ve bir üniversite hastanesinin psikiyatri poliklinik ve yataklı servisindeki hastalarla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini şizofreni ve diğer psikotik bozukluklar, ikiuçlu bozukluk, majör depresif bozukluk, anksiyete bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluğu tanısı almış 358 hasta oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, Sosyodemografik Bilgi Formu ve Madde Kullanım Özellikleri Formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare testi kullanılmıştır. Sigara kullanımında en yüksek grup şizofeni tanılı hastalar (%70.4) olmak üzere diğer ruhsal bozukluklar arasında anlamlı farklılık olduğu görülmüştür (p<0.05). Sigara kullanım oranı, çoktan aza doğru sırası ile şizofreni ve psikozla giden bozukluklar, iki uçlu bozukluk, majör depresyon, anksiyete bozukluğu ve obsesif kompulsif bozukluk şeklindedir. Hastaların alkol ve madde kullanım oranlarında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Çalışmaya dahil edilen hastalardan alkol ve madde kullanan kişilerde sigara içme deneyimi olduğu ve herhangi bir madde kullanımına en çok gençlik yıllarında başlandığı saptanmıştır. Sigara, alkol ve diğer madde kullanımının önlenmesi için psikiyatri hemşireleri tarafından risk faktörlerinin belirlenmesi, madde kullanım bozukluğu geliştirme riski yüksek olan hasta gruplarının bilinmesi, bu maddeleri kullanım oranı yüksek olan hasta grupları başta olmak üzere etkili başetme yöntemlerinin tedaviyle birlikte hastalara verilmesi önerilir. Ayrıca alkol ve diğer madde kullanımına geçişte basamak görevinde olan sigara kullanımının önlenmesinde özellikle psikiyatrik tıbbi tanısı bulunan hastaların risk grubunda değerlendirilmesi, birincil ruhsal hastalığın tedavisi yapılırken ya da tamamlandıktan sonra mevcut madde kullanım bozukluklarının tedavi edilmesi önerilir. Anahtar kelimeler: Psikiyatri Hemşireliği, Ruhsal Bozukluk, Madde Kullanım Bozuklukları

Madde kullanım bozukluklarıMental bozukluklarPsikiyatrik hastalıklar+2
Tuğba Koca
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Depresyon hastalarına uygulanan pozitif psikoloji programının mental iyi oluş, yaşam tutumu ve depresyon düzeylerine etkisi

Depresyonda pozitif duygularda azalma, negatif duygularda artma vardır. Pozitif psikoloji müdahaleleri 'olumlu duyguları, olumlu davranışları veya olumlu bilişleri geliştirmeyi amaçlayan tedavi yöntemleri veya kasıtlı faaliyetlerdir'. Bu çalışma, depresyon hastalarına uygulanan pozitif psikoloji programının mental iyi oluş, yaşam tutumu ve depresyon düzeylerine etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Ön test, son test ve izlem test kontrol gruplu yarı deneysel çalışma olarak yürütülmüştür. Bir üniversite hastanesinin psikiyatri polikliniğine başvuran en az 6 aydır depresyon tanısı almış hastalar araştırmanın evrenini, araştırma kriterlerine uyan 26 deney ve 27 kontrol grubu olmak üzere toplam 53 hasta çalışmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler 'Kişisel Bilgi Formu', 'Beck Depresyon Envanteri (BDE)', 'Warwick-Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği (WEMİOÖ)', 'Yaşam Tutum Profili Ölçeği (YTPÖ)' ile toplanmıştır. Yapılan analizler sonrasında program öncesinde ön test ölçek puanları ile deney ve kontrol grupları arasında ise anlamlı bir farklılık gözlenmedi (p>0,05). Son ve izlem test ölçek puanlarında ise deney grubundaki hastaların kontrol grubundaki hastalara göre BDE puan ortalamalarının anlamlı düzeyde azaldığı, WEMİOÖ ve YTPÖ puan ortalamalarının ise anlamlı düzeyde arttığı belirlenmiştir (p<0,05). Pozitif psikoloji programının depresyon düzeyini azaltmada, mental iyi oluşu arttırmada ve olumlu yaşam tutumu geliştirmede etkili olduğu belirlenmiştir. Depresyon tedavisinde pozitif psikoloji programının psikiyatri hemşireleri tarafından kullanılması önerilir.

DepresyonPozitif psikolojiPsikiyatrik hemşirelik
Rabia Kaya
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Anksiyete ve defresif bozukluklarda anksiyete duyarlılığı ve bilişsel esnekliğin semptom şiddetine etkisi

Bu araştırma, anksiyete ve depresif bozukluk tanılı hastaların anksiyete duyarlılığı ve bilişsel esnekliklerinin semptom şiddetine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bir Eğitim ve Araştırma Hastanesi psikiyatri polikliniğine başvuran anksiyete ve depresif bozukluk tanılı hastalar araştırmanın evrenini, örneklemini 115 anksiyete bozukluğu ve 115 depresif bozukluk tanılı toplam 230 hasta oluşturmuştur. Çalışmanın verileri, Kişisel Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), Anksiyete Duyarlılığı İndeksi-3 (ADİ-3) ve Bilişsel Esneklik Envanteri (BEE) ile toplanmıştır. Araştırmada, anksiyete bozukluğu tanılı hastaların puan ortalamaları BAÖ için 33.30±10.73, BEE için 53.89±14.25, ADİ-3 için 42.03±12.94'tür. Depresif bozukluk tanılı hastaların puan ortalaması BDÖ için 31.04±14.41, BEE için 56.13±14.50, ADİ-3 için 42.85±16.23 olarak belirlendi. Hastaların semptom şiddetlerinin yüksek, bilişsel esnekliklerinin orta düzeyde ve anksiyete duyarlılıklarının fazla olduğu görülmüştür. Araştırmada, ADİ-3 toplam ve BEE toplam ve alt boyutları ile hastalık tanısı değişkeni arasında anlamlı bir farklılığa ulaşılmadı (p>0.05). Sadece anksiyete bozukluğu tanılı hastaların ADİ-3 ölçeği Fiziksel Belirtiler, Depresif bozukluk tanılı hastaların ise Sosyal Belirtiler alt boyutu puan ortalamasının daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Çalışmada BAÖ ile BEE arasında negatif yönde ve orta düzeyde, ADİ-3 arasında pozitif yönde ilişki saptanmıştır (p<0.001). Hastaların BDE ile BEE ortalamaları arasında negatif, ADİ-3 arasında pozitif yönde ilişki olduğu bulundu (p<0.001). Hastaların anksiyete duyarlılığı arttıkça ve bilişsel esneklikleri azaldıkça semptom şiddetinin arttığı saptanmıştır. Yapılan çoklu doğrusal regresyon analizine göre, bilişsel esneklik ile anksiyete duyarlılığının BAÖ puanlarındaki değişimin %27.9'unu ve anksiyete duyarlılığının BDÖ puanlarındaki değişimin %27.2'sini yordadığı tespit edilmiştir. Bu hastaların semptom yönetiminde, bilişsel esneklik düzeylerini arttırmaya ve anksiyete duyarlılıklarını azaltmaya yönelik psikiyatrik yaklaşımların geliştirilmesi önerilir. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, Anksiyete Duyarlılığı, Depresyon, Bilişsel Esneklik, Psikiyatri Hemşireliği.

AnksiyeteAnksiyete duyarlılığıBelirti ve semptomlar+4
Nur Çelik
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Şiddet gören kadınların öğrenilmiş çaresizlik ve toplumsal cinsiyet algılarının psikolojik iyi oluş düzeylerine etkisi

Bu çalışma, şiddet gören kadınların öğrenilmiş çaresizlik ve toplumsal cinsiyet algılarının psikolojik iyi oluş düzeylerine etkilerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın evrenini Gaziantep İlindeki bir eğitim araştırma hastanesinin acil servisinin polis noktasına başvuran şiddet gören kadınlar, örneklemini ise çalışmaya katılmayı kabul eden şiddet gören 125 kadın oluşturmuştur. Çalışmanın verileri, "Kişisel Bilgi Formu", "Öğrenilmiş Çaresizlik Açıklama Biçimi Ölçeği" (ÖÇÖ), "Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği" (TCAÖ), "Warwick-Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği" (WE-MİOÖ) ile toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin SPSS 22 paket programında analiz edilmiştir. Çalışmaya katılan kadınların %93.6'sının fiziksel şiddet gördüğü bunun yanında %12.8'inin cinsel, %40.0'ının ekonomik, %36.8'inin duygusal şiddete maruz kaldığı görülmüştür. Şiddetten ailelerin %72.8'inin haberinin olduğu, %45.1'inin haberi olmasına rağmen ilgilenmediği, kadınların %22.4'ünde şiddet sonrasında ruhsal bozukluk olduğu, ruhsal bozukluğu bulunanların %53.6'sının tedavi gördüğü belirlendi. Kadınların %25.6'sı intihar girişimde bulunduğunu ve %26.4'ü ölmek istediğini belirtti. Kadınların ÖÇÖ puan ortalaması 17.76±4.51, TCAÖ puan ortalaması 76.34±21.71, WE-MİOÖ puan ortalaması ise 40.57±13.88'dir. Kadınların öğrenilmiş çaresizlik algıları ve toplumsal cinsiyet algılarının orta düzeyde ve psikolojik iyilik düzeylerinin ise ortalamanın altında olduğu görülmüş olup istendik düzeyde değildir. Kadınların ÖÇÖ ile WE-MİOÖ puan ortalamaları arasında negatif yönde (r=-0.405, p<0.001), TCAÖ ile WE-MİOÖ puan ortalamaları arasında pozitif yönde ilişki belirlenmiştir (r=0.732, p<0.001). Kadınların öğrenilmiş çaresizlik algıları arttıkça psikolojik iyilik düzeyleri azalmaktadır. Kadınların toplumsal cinsiyet algıları olumlu yönde yükseldikçe metal iyilikleri artmaktadır. Yapılan çoklu doğrusal regresyon analizine göre, öğrenilmiş çaresizlik ile toplumsal cinsiyet algısının psikolojik iyilik düzeyindeki değişimin %55.2'sini birlikte yordadığı tespit edilmiştir. Bu çalışmalarda, kadınların toplumsal cinsiyet algılarının olumlu yönde yükseltilmesine ve öğrenilmiş çaresizlik algılarının değiştirilmesine yönelik girişimlere önerilir.

Aile içi şiddetCinsel kimlikKadına yönelik şiddet+6
Sevde Nur Erol
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Sağlık çalışanları için yaşlı istismarı ve ihmali riski ve belirtilerini tanılama ölçekleri' nin geliştirilmesi

Metodolojik tasarımla yürütülen çalışmanın amacı, sağlık çalışanlarının yaşlı istismarı ve ihmali riski ve belirtileri hakkındaki bilgi ve farkındalıklarının belirlenmesinde kullanılabilecek geçerli ve güvenilir ölçüm araçları geliştirmektir. Araştırmanın örneklemini Gaziantep'te bulunan Üniversite/Devlet Hastanesi/Aile Sağlığı Merkezinde görev yapan 667 sağlık çalışanı (hekim, hemşire, ebe, acil tıp teknisyeni ve sağlık memuru) oluşturmuştur. Verilerin değerlendirilmesinde IBM SPSS 22 ve AMOS 24 programları kullanılmıştır. Analizler sonucunda üç farklı ölçek geliştirilmiştir. Bunlar: 1) Sağlık Çalışanları İçin Yaşlı İstismarı ve İhmali Riskini Tanılama Ölçeği; 2) Sağlık Çalışanları İçin Yaşlı İstismarını Tanılama Ölçeği; 3) Sağlık Çalışanları İçin Yaşlı İhmalini Tanılama Ölçeği. Ölçeklerin geçerliğini belirlemede; İçerik geçerliği, ölçüt geçerliği ve yapı geçerliği (açıklayıcı ve doğrulayıcı) yapılmıştır. Kapsam geçerliği için KGİ değeri tüm ölçeklerde 0.80'nin üzerindedir. Ölçüt geçerliği için; iç ölçüt geçerliği (tüm ölçeklerde alt-üst grup karşılaştırması p=0.000 ve madde-toplam puan korelasyonları 0.418–0.789 aralığındadır) kabul edilebilir değerlerdedir. Açıklayıcı faktör analizinde; "Kaiser Meyer Olkin" ve "Barlett testleri", özdeğer incelemesi (1.039–17.951), total varyans açıklaması (%49.302-%65.384) incelenmiştir. Tüm ölçeklerin doğrulayıcı faktör analizinde uyum indeksleri (X2/sd, RMSEA, SRMR, NFI, TLI, CFI, IFI, GFI, AGFI) kabul edilebilir/mükemmel uyum aralığında bulunmuştur. Ölçeklerin güvenirliğini belirlemede; iç tutarlık güvenirlik katsayıları (0.893-0.967), Madde-toplam puan korelasyonları (0.418-0.789), Puanlama tutarlılığı (Sınıf içi korelasyon: 0.893–0.967), Hotelling's T2 testi (F=304.003–765.519, p=.000) ve Standart Hata (SEM≤SS/2) çalışılmış olup değerler kabul edilebilir aralıktadır. Test-tekrar test korelasyon değeri ise tüm ölçeklerde anlamlı bulunmuştur (p<0.001). Araştırma sonucunda geliştirilen üç ölçek, sağlık çalışanlarının yaşlı istismarı ve ihmali riski ve belirtileri hakkındaki bilgi ve farkındalıklarının belirlenmesinde kullanılabilecek geçerlik ve güvenirlik göstergelerine sahip ölçme araçlarıdır.

Güvenilirlik ve geçerlilikSağlık personeliYaşlılar+4
Nesrin Özer
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İki uçlu bozukluk hastalarında kabul ve kararlılık terapisi temelli psikoeğitimin psikolojik esneklik ve dürtüsellik düzeylerine etkisi

Bu araştırma iki uçlu bozukluk hastalarında Kabul ve Kararlılık Terapisi Temelli Psikoeğitimin psikolojik esneklik ve dürtüsellik düzeylerine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilen randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Bir devlet hastanesinde gerçekleştirilen çalışmaya iki uçlu bozukluk tanılı ötimik duygudurumda olan 70 (Deney:35, Kontrol:35) hasta dahil edilerek araştırmanın örneklemi oluşturuldu. Araştırmanın verileri "Kişisel Bilgi Formu", "Psikolojik Esneklik Ölçeği" ve "Barratt Dürtüsellik Ölçeği-11 Kısa Formu" ile elde edildi. Deney grubuna Kabul ve Kararlılık Terapisi (KKT) temelli psikoeğitim haftada 1 kez, toplam 8 oturum olarak grup eğitimi (5-7 kişiden oluşan) şeklinde uygulandı. Kontrol grubuna ise rutin tedavinin dışında herhangi bir uygulama yapılmadı. Verilerin analizinde ölçek puanlarının karşılaştırılmasında Tekrarlı Ölçümler Varyans Analizi, Grup*Zaman etkileşiminin çoklu karşılaştırılmasında Fisher LSD testi kullanıldı. Deney ve kontrol gruplarının tanıtıcı özellikleri açısından aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmayıp (p>0.05), her iki grubun homojen olduğu belirlendi. Araştırma sonucunda deney grubunda KKT temelli psikoeğitim sonrasında psikolojik esneklik ölçeği puanlarında anlamlı düzeyde artış, dürtüsellik ölçeği puanlarında ise anlamlı azalış gözlendi (p<0.05). Kontrol grubunda ise anlamlı bir değişimin olmadığı gözlendi (p>0.05). KKT temelli psikoeğitimin iki uçlu bozukluk hastalarında psikolojik esnekliği arttırmada, dürtüsellik düzeylerini ise azaltmada etkili olduğu belirlendi. İki uçlu bozukluk tanılı hastaların tedavisinde KKT temelli psikoeğitimin psikiyatri hemşireleri tarafından kullanılması önerilir.

Kübra Tohumcu
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Depresyon hastalarına verilen üstbiliş eğitiminin depresyon ve bilişsel çarpıtma düzeylerine etkisi

Bu araştırma, depresyon hastalarına verilen üstbiliş eğitiminin depresyon ve bilişsel çarpıtma düzeylerine etkisini belirlemek amacıyla, ön test-son test, kontrol gruplu yarı deneysel desende yürütülmüştür. Bir devlet hastanesinin psikiyatri polikliniğine başvuran en az 6 aydır depresyon tanısı almış hastalar araştırmanın evrenini, araştırma kriterlerine uyan 38 deney ve 39 kontrol grubu olmak üzere toplam 77 hasta çalışmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler 'Kişisel Bilgi Formu', 'Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ)' ve 'Düşünce Özellikleri Ölçeği (DÖÖ)'ile toplanmıştır. Üstbiliş eğitimi haftada 1 kez, toplam 8 oturum olarak grup eğitimi şeklinde uygulanmıştır. Eğitim öncesi değerlendirmede, deney ve kontrol grubundaki hastaların bilişsel çarpıtmaları sıklıkla kullandığı ve depresyon düzeylerinin yüksek olduğu görülmüştür. Yapılan analizler sonucunda; ön testte deney ve kontrol grubundaki hastaların BDÖ ve DÖÖ puan ortalamaları açısından anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0.05). Son testte ise deney grubundaki hastaların kontrol grubundaki hastalara göre BDÖ ve DÖÖ puan ortalamalarının anlamlı düzeyde azaldığı belirlenmiştir (p<0.05). Grup içi karşılaştırmalarda, deney grubundaki hastaların ön teste göre ara test ve son test BDÖ ve DÖÖ puan ortalamaları anlamlı düzeyde azalmıştır (p<0.05). Kontrol grubunun grup içi karşılaştırmalarında, son testte BDÖ puan ortalamaları anlamlı düzeyde azalırken (p<0.05), DÖÖ puan ortalamalarında anlamlı bir değişiklik görülmemiştir (p>0.05). Üstbiliş Eğitiminin hastalarının depresyon ve bilişsel çarpıtma düzeylerini azaltmada etkili olduğu belirlenmiştir. Depresyon tedavisinde üstbiliş eğitiminin psikiyatri hemşireleri tarafından uygulanması önerilir.

Bilişsel çarpıtmaDepresyonHasta eğitimi+2
Safiye Özgüç
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Yüksek intihar riskli depresyon hastalarına yapılan transteoretik model aşamalarına temelli motivasyonel görüşmenin intihar davranışı ve stresle başa çıkma tarzlarına etkisi

İntihar eylemi yıkıcı ama önlenebilir bir eylemdir. Bu araştırmada, intihar riski yüksek depresyon hastalarına yapılan Transteoretik Model (TTM) aşamaları temelli motivasyonel görüşmenin intihar davranışı ve stresle başa çıkma tarzlarına etkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini bir eğitim ve araştırma hastanesinin psikiyatri ve acil servisine intihar düşüncesi ya da eylemi ile başvuran 35 kontrol, 37 deney grubu olmak üzere toplam 72 depresyon hastası oluşturmuştur. Veriler "Kişisel Bilgi Formu", "Beck İntihar Düşüncesi Ölçeği (BİDÖ)", "Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBÇTÖ)" ile toplanmıştır. Çalışma sürecinde deney grubundaki hastalara her ay bir defa olmak üzere toplamda 6 defa motivasyonel görüşme yapılmıştır. Hastalara ilk görüşmede, 3. ve 6.ay'da ölçekler uygulanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı analizler, ki-kare, bağımsız gruplarda t testi ve tekrarlı ölçümlerde varyans analizi kullanılmıştır. Deney grubunun BİDÖ puan ortalamalarının grup içi karşılaştırılmasında, ön testte göre ara test ve son testte anlamlı düzeyde azalma görülmekle birlikte (p<0.01), kontrol grubunda anlamlı bir azalma saptanmamıştır (p>0.05). Deney grubunun SBÇTÖ alt boyutları puan ortalamalarının grup içi karşılaştırılmasında tüm alt boyutlarda anlamlı artış saptanırken, kontrol grubunda sadece iyimser yaklaşım ve sosyal destek arama boyutlarında anlamlılık görülmüştür (p<0.01). Ön testte deney grubundaki hastaların BİDÖ ortalamalarının kontrol grubundan yüksek olduğu (p<0.05), SBÇTÖ açısından gruplar arasında anlamlı farklılığın olmadığı görülmüştür (p>0.05). Son testte deney grubundaki hastaların kontrol grubuna göre BİDÖ ortalamalarının azaldığı ve SBÇTÖ ortalamaları arasında anlamlı düzeyde fark olduğu belirlenmiştir (p<0.05). TTM aşamalarına temelli motivasyonel görüşmenin kanıta dayalı uygulama olarak intihar riskinin azaltılmasında ve stresle başa çıkmanın güçlendirilmesinde etkili olduğu belirlenmiştir. Psikiyatri hemşirelerinin motivasyonel görüşmeleri davranış değişikliği beklenen alanlarda kullanmaları önerilir.

DepresyonPsikiyatrik hemşirelikStres+3
Aynur Bahar
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2021
00

Other supervisors