Theses supervised by Prof. Dr. Erdinç Aydın
10 theses · Başkent University
Psödotümör serebri hastalarıdaki odyo-vestibüler bulgular
Psödotümör serebri sendromu (PTSS), intrakraniyal basınç artışı ile seyreden bir hastalıktır. Bu hastalarda hem koklear hem de vestibüler patolojiler görülebilmektedir. Bu çalışma ile günümüzde en yaygın kullanılan odyovestibüler testlerden yararlanılarak bu hasta grubundaki odyolojik ve vestibüler patolojilerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma Başkent Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda yürütülmüş olup, prospektif, kontrol gruplu kör klinik bir çalışma olarak tasarlanmıştır. Hastanemizde psödotümör serebri hastalığı tanısı almış 20 hasta, çalışma grubunu oluşturmaktadır. Kontrol grubunu ise herhangi bir odyovestibüler yakınması olmayan yaş ve cinsiyet olarak eş 20 sağlıklı bireyden oluşturulmuştur.Çalışma grubundaki hastaların kulak burun boğaz muayenesini takiben saf ses odyometri, timpanometri, elektronistagmografi (ENG) ve vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyelleri(VEMP) testleri yapılmış ve kontrol grubu ile karşılaştırılmıştır. Çalışma sonucunda dizziness ve/veya vertigo, işitme kaybı, tinnitus, dolgunluk ve basınç hisleri gibi kokleo-vestibüler yakınmaların psödotümör serebri hastalarında görülebildiği saptanmıştır. Hasta grubunda özellikle alçak frekanslardaki işitme kayıplarının, kontrol grubuna oranla anlamlı fazla olduğu tespit edilmiştir. Elektronistagmografi testinde, santral patoloji lehine yorumlanan sakkad testinde uzama, optokinetik testinde asimetri ve tracking testinde bozukluk gibi patolojilerin hasta grubunda, kontrol grubuna kıyasla daha sık görüldüğü belirlenmiş ve sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (santral patoloji hasta grubunda %50, kontrol grubunda %5 oranında bulunmuştur). VEMP testi sonucunda hasta grubunda %40 patoloji ( amplitüd değişikliği, latans uzaması ve cevapsızlık) tespit edilmiştir. Kontrol grubunda ise yalnızca bir hastada (%5) VEMP anormalliği bulunmuşve sonuçlar anlamlı olarak farklı bulunmuştur. Çalışma grubumuzdaki hastaların alçak frekans işitme kayıpları, koklear akuaduktustan iç kulağa iletilen yüksek BOS basıncının perilenfatik sıvı basıncını artırması ve bunun direkt veya indirekt olarak endolenfatik sıvıya etkisi ile olabileceği gibi; iki dura yaprağı arasında bulunan endolenfatik kesede, artmış BOS basıncının direkt etkisi ile vasküler akımın azalması veya direkt basıya bağlı endolenfatik sıvı emiliminin bozulması sonucu olabilir. Bu mekanizmaların, iç kulak vestibüler yapılarının etkilenmesinde de rol oynadığını düşünmektedyiz.
Koklear implantlarda impedans, T ve C değerlerinin yıllara göre değişimi
Elektriksel uyaran (eşik duyma ve rahat duyma) seviyelerinin, impedansın değişimi ile bu seviyelerin sabit değerlere ulaşması farklı implant modellerinde ve yeni implant tasarımından sonra birçok araştırmacı tarafından araştırılmıştır. Literatüre bakıldığında genelde kısa süreli ve ilgili klinikte takılan implant modeline göre çalışmalar mevcuttur. Araştırmaların genelde kısa süreli olmasının nedeni ise verilerin yedeklerinin çok düzenli alınamaması ve seviyelerin sabit değerlere ulaşmasından sonraki dönemin çok fazla araştırılmaya gerek duyulmamasıdır. Bu çalışmada elektriksel uyaran seviyeleri (eşik duyma ve rahat duyma) ve impedansı iki farklı implant modelinde, elektrotlara ve yıllara göre tekrarlanan ölçümlerde retrospektif olarak araştırmak istedik.Çalışma T.C Sağlık Bakanlığı Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve T.C Sağlık Bakanlığı Yıldırım BEYAZIT Dışkapı hastanesinde 2003-2007 yılları arasında Koklear implant uygulanmış olup kontrolleri üç yıl boyunca yapılan 69 hastanın (49 adet Fredom implant modeli; CI24RE ve 20 adet 24 Contour implant modeli; CI24R(CA) ) retrospektif eşik duyma ve rahat duyma seviyeleri ve common ground impedans değerleri ile yapılmıştır. Yaş ortalaması 3,23'dür ( 1-8 yaş ±2,02 ). Koklear implant kullanıcılarının 40'ı erkek (%58,0) ve 29'u (%42,0) kadındır. Ölçümler 1.yılda iki kez, 2. yılda bir kez ve 3. yılda bir kez olmak üzere toplam dört ölçümden oluşmaktadır.İmpedans değerlerinde elektrotlara ve implant modellerine göre anlamlı bir farklılık elde edilmemiştir. İmpedans, elektriksel uyaran seviyeleri her iki implant modelinde de 2.ve 3.yıl da da sabit değerlerini korumuştur. Eşik (T) ve rahat duyma (C) seviyeleri ?Freedom? implant modelinde, ?Nucleus 24 Contour? implant modeline göre anlamlı olarak daha düşük çıkmıştır fakat her iki implant modelinde de dinamik aralıklar benzerdir. Her iki implant modelinde eşik duyma ve rahat duyma değerlerinde apikal ve basal elekrotlar arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Eşik duyma seviyeleri açısından her iki modelinde de yıllara göre anlamlı bir farklılık elde edilmemiştir.Elde edilen sonuç; her iki implant modelinde de impedans, eşik (T) ve rahat duyma (C) seviyelerinin ikinci ve üçüncü yılda da sabit değerlerini koruduğudur. Bu neden ile çocuk hastalarda ikinci ve üçüncü yıllardaki koklear implantasyon programlamalarında temel parametrelerden birisi olan rahat duyma (C) seviyesinde yapılacak değişiklikler en az seviyede olmasına dikkat edilmelidir. Koklear implant modelleri arasındaki temel farklılık ise ?Freedom? implantın kıvrılma özelliğinin ?24 Contour?a göre daha iyi olmasıyla açıklanmaktadır. Bu çalışma yıllara göre elde edilen bu değerler farklı implant modellerinde programlamaya bir bakış açısını göstermektedir.
Yaşa bağlı işitme kayıplarında işitme cihazı kullanımının işitsel algı ve yaşam kalitesi üzerine etkileri
Amaç: İşitme cihazları, işitme kaybının olumsuz etkilerini azaltmak ya da kabul edilebilir düzeyde tutabilmek için kullanılan aletlerdir. İyi bir işitme cihazı sesin yükseltilmesi dışında, işitilen sesin kaliteli ve doğal seslere yakın biçimde işitme merkezlerine ulaştırılması görevini de görmelidir. Çalışmamızın amacı; üç aydan daha fazla süreyle işitme cihazı kullanan yetişkin hastalarda yaşa bağlı işitme kaybında işitme cihazı kullanımının işitsel algı ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini araştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Ocak 2012 / Mayıs 2012 tarihleri arasında Başkent Üniversitesi Hastanesi KBB Kliniğine başvuran ve çalışma kriterlerine uyan 40 hasta çalışmamıza dahil edildi. Yapılan odyometrik tetkiklerinde bilateral sensorinoral işitme kaybı tanısı konulan, işitme cihazı önerilen ve tek taraflı olarak ilk defa işitme cihazı kullanacak kişilerin cihazı kullanmadan önce ve işitme cihazını 3 ay kullandıktan sonra, işitme cihazı kullanımının işitsel algı ve yaşam kalitesi üzerine etkileri değerlendirildi. Hastalar, yaş, cins, cihaz kullanılan ve diğer kulağın saf ses eşik ortalaması, ve konuşmayı ayırt etme skoru, HHIA skorları ve IOI-HA skorları yönünden incelendi.Bulgular: Çalışmamızda elde edilen bulgulara göre, çalışmamıza katılan hastaların %47,5 (19/40)' i erkek %52,5 (21/40) `si kadın idi. Hastaların 21'nin sol kulağına, 19'nun ise sağ kulağına işitme cihazı verildi. Hastaların %95'i orta derecede veya daha fazla fayda gördüğünü belirtti. Cihaz kullanımıyla, cihaz kullanılan kulakta daha fazla olmak üzere her iki kulakta konuşmayı ayırt etme skorlarının arttığı görüldü. Gün içindeki cihaz kullanımı süresi arttıkca buna paralel olarak hasta memnuniyetinde ve anket skorlarında düzelme saptandı.Sonuç: İlk kez işitme cihazı kullanan hastalarda 3 aylık cihaz kullanımından sonra hastaların işitme ile ilgili psikososyal sorunları belirgin olarak azalmış, işitmede hissettikleri engellilik durumlarında iyileşme sağlanmış, işitmeye bağlı hayat kalitesinin iyileştiği ve hastaların işitme cihazı kullanımından genel olarak memnun oldukları görülmüştür.
Kekeme bireylerde ton algı bozukluğunun değerlendirilmesi
Kekemelik, en genel anlamıyla konuşmanın akıcılığında, ritminde, vurgularında, perdesinde ve ses birimlerinin çıkarılmasında ortaya çıkan bir bozukluktur. Buna ek olarak kekemeliği yenmek için geliştirilen ikincil davranışlar eşlik etmektedir. Kekemeliğin etiyolojisinin çok karmaşık olması bu durumun tek bir nedene bağlı olmayıp değişik sebeplerin bir kombinasyonu olduğunu ortaya koymaktadır. Literatürde kekemelik üzerine çok fazla çalışma olmasına rağmen hala açıklanamayan birçok yanı olduğu görülmektedir. Kekeme bireylerin ton algılama bozukluğunun değerlendirilmesi amacıyla yapılan bu çalışmada, hem kekemeliğin doğasını anlamamızı sağlayacak bilgileri ortaya çıkartmak hem de kekemelik için ortaya koyulan yeni tedavilere yön vermek amaçlanmaktadır. Çalışmada, Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı?na kekemelik şikayeti ile başvuran (yaş ortalamaları 12,58±0,20) gelişimsel kekemeliği olan 92 birey değerlendirilmiştir. Akıcı konuşan 111 aynı yaş grubundan birey ise kontrol grubunu oluşturmuştur. Çalışmaya dahil olan tüm bireylerde ton algı bozukluğunu değerlendirmek için tone deafness testi kullanılmıştır. Kekemeliği olan bireyler iki grupta incelenmiştir. Kekemelik terapisi alan grubun (Grup1.a) ton algı skoru (54,54±1,34) ve kekemelik terapisi almayan grubun (Grup 1.b) ton algı skoru (49,16±1,11) arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Kekeme grupların ton algı skorları ile kontrol grubun ton algı skoru (60,86±0,71) arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Hastaların yaşları ile ton algı skorları arasında %18,2 oranında pozitif bir doğrusal ilişki saptanmıştır. Ton algı bozukluğu ile cinsiyet, müzik eğitimi, travma öyküsü, aile öyküsü ve ikincil davranışlar arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Çalışmada elde edilen bulgulara göre kekeme bireylerin ton algı bozukluğuna sahip olabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ton algı bozukluğu, kekemelik, kekemelik terapisi
Multifrekans timpanometri ölçümlerinin seröz otitli ve sağlıklı çocuklarda karşılaştırılması
İçmen,D. Multifrekans Timpanometri Ölçümlerinin Seröz Otitis Media'lı ve Sağlıklı Çocuklarda Karşılaştırılması, Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Odyoloji Konuşma ve Ses Bozuklukları Programı Yüksek Lisans Tezi, 2014 AMAÇ: Multifrekans timpanometri kullanarak Sseröz Ootitis Mmedia için multifrekans değerlerini ortaya çıkartılması ve bu sonuçların normal kulaklarda elde edilen veriler ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Böylece seröz otitis media patolojisine özgü timpanometrik değişikliklerin ortaya çıkarılması hedeflenmektedir. Bu incelemelerle beraber yaş, cinsiyet, boy, kilo, kulak zarının durumu, orta kulak sıvısının tipi ve kulak zarının pozisyonu incelenerek bu bulguların orta kulak otiti ile birleşerek multifrekans timpanometride ne gibi değişiklikler meydana getireceği araştırılmıştır. MATERYAL METOD: Başkent Üniversitesi Kulak-Burun-Boğaz Anabilim Dalı ve Odyoloji ve Konuşma Bozuklukları Ünitesinde 2-10 yaş arasında toplam 131(262 kulak) gönüllü çocuğa test yapılmıştır. Seröz otitis media teşhisi konulan ve tüp tatbiki kararı verilmiş 65 çocuk çalışma grubuna, otoskopik muayeneleri sonucu sağlıklı kulağa sahip olan ve daha önce kulak operasyonu geçirmemiş 66 çocuk ise kontrol grubuna dahil edilmiştir. Katılımcıların immitansmetrik ölçümleri Grason Stadler (GSI) Tympstar Version 2 elektroakustik immitansmetre kullanılarak yapılmıştır. BULGULAR: Çalışmaya alınan seröz otitis medialı çocukların her iki kulak multifrekansı kontrol grubuna oranla anlamlı derecede düşük bulunmuştur. (p< 0,001) Çalışma grubu rezonans frekansı değeri sağ kulak ortalaması 502,3, sol kulak ortalaması 494,9 olarak bulunmuştur. Kontrol grubu sağ kulak ortalaması 924,3, sol kulak ortalaması 921,3 olarak bulunmuştur. Her iki grup arasında cinsiyet, boy ve kilo açısından anlamlı fark elde edilememiştir. (p>0,05) Ayrıca operasyon bulgularından yalnızca sıvı miktarı açısından bir fark bulunamamıştır. (p>0,05) Bunun dışında odyometri, timpanometri, refleks testleri ve ilk muayene ile operasyon sırasındaki tüm bulgular ile multifrekans ölçüm sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. (p< 0,001) Sonuç olarak multifrekans timpanometri, 226Hz ve 2000Hz probe tone geniş spektral aralıkta ölçüm yapabilen avantajlı bir test yöntemidirSeröz Otitis Media tanısı konulmuş çocuklar için ayırt edici bir test yöntemidir. Multifrekans, orta kulakta var olan patolojiye göre sağlıklı kulaklardan elde edilen ölçümlere oranla daha yüksek ya da daha alçak elde edilmektedir. Birçok açıdan avantajlı bir test olan multifrekans timpanometri ülkemizde henüz yaygın olarak kullanılmamakta olup yapılan çalışma sayısı da sınırlıdır. Bu nedenle henüz yeterli veri bulunmamaktadır. Buradan yola çıkarak multifrekans ölçümü için bir ölçüt sağlayarak tarama testi olarak kullanımını yaygınlaştırması hedeflenmektedir. Ayrıca çalışmamızın farklı patolojilerde bir alt yapı sağlaması umut edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Multifrekans timpanometri, orta kulak, seröz otitis media, çocuk, ventilasyon tüpü
Çoklu frekans timpanometri ölçümlerinin uçucu ve uçucu adaylarında karşılaştırılması
Melisa Melek Tuncer, Çoklu frekans timpanometri ölçümlerinin uçucu ve uçucu adaylarında karşılaştırılması, Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Odyoloji Konuşma ve Ses Bozuklukları Yüksek Lisans tezi, 2014. Uçuş sırasında yükseliş ve alçalışta dış basınç ile orta kulak basıncı östaki borusu tarafından dengelenir. Östaki borusunun fonksiyon bozukluğunda özellikle inişte bu basınç dengelenemez ve barotravma gerçekleşebilir. Uçucularda en sık görülen kulak rahatsızlıklarından biri de barotravmadır. Bunun sonucunda kulakta ciddi ağrı, işitme kayıpları ve baş dönmesi, genellikle kulak zarı arkasında sıvı toplanması gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Literatürde, klasik timpanometri performansının orta kulak akustik özelliklerini değerlendirmede yeterli olup olmadığı tartışılmaktadır. Geleneksel timpanometriler de sıklıkla 226 Hz prob ton kullanılmaktadır. Çoklu frekans timpanometri ise, 226 Hz-2000 Hz arasında değişik prob tonlar ile elde edilen timpanogramların analizini sağlayarak, orta kulak direnç ve geçirgenliğini geniş bir frekans yelpazesinde değerlendirebilen avantajlı bir test yöntemidir. Çoklu frekans timpanometrenin sunduğu önemli parametrelerden biri de rezonant frekanstır (RF). Belli patolojilerin varlığında RF değeri normal ve sağlıklı kulaklara kıyasla daha alçak ya da yüksek değerler almaktadır. Avantajlı bir test olmasına rağmen çoklu frekans timpanometrinin ülkemizde de tüm dünyada olduğu gibi klinik uygulamada yaygınlaşmamış olması birçok araştırmacı tarafından da belirtilen bir gerçektir. Bu nedenle çalışmanın amacı, uçucuların orta kulak rezonans özelliklerinin, uçmaya bağlı değişim gösterip göstermediğini çoklu frekans timpanometriyle ortaya koymaktır. Bu amaçla, Başkent Üniversitesi Kulak-Burun-Boğaz Anabilim Dalı ve Odyoloji ve Konuşma Ses Bozuklukları Ünitesi'nde Sivil Havacılık Kanunu gereği yapılan muayenelerden geçen 140 uçucu ve uçucu adayı çalışmaya dahil edilmiştir. KBB uzmanı tarafından otoskopik muayenesi yapılan bireylere saf ses odyometresi uygulanarak işitme eşikleri tespit edilip, immitansmetrik ölçümleri yapılmıştır. Tüm katılımcıların, her iki kulaklarından (140 kulak) alınan RF değerleri değerlendirmeye alınmıştır. Yapılan ölçümlerde sol kulak için uçucu adaylarının RF ortalaması 862,50 Hz, 200-3000 saat uçuş yapan uçucuların RF ortalaması 605,88 Hz ve 3000-10000 saat uçuş yapan uçucuların RF ortalaması ise 547,78 Hz olarak bulunmuştur. Sağ kulak ortalamaları ise uçucu adayları için 882,95 Hz, 200-3000 saat uçuş yapan uçucular için 609,22 Hz ve 3000-10000 saat uçuş yapan uçucular için 606,67 Hz olarak bulunmuştur. Bu verilerle uçuşa bağlı orta kulakta gerçekleşen değişimleri daha açık şekilde ortaya koymak ve ileride yapılacak daha kapsamlı çalışmalara da bir alt yapı sağlaması umut edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Çoklu frekans timpanometri, barotravma, aerotitis media, timpanometri, östaki borusu.
Pilotlarda işitme kayıplarının incelenmesi
Hayriye Atalay, Pilotlarda İşitme Kayıplarının İncelenmesi, Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Odyoloji Konuşma ve Ses Bozuklukları Yüksek Lisans Tezi, 2014. Amaç: Hava trafiğindeki artışla birlikte havacılıktaki yüksek şiddetteki gürültü kaynakları ve ani atmosfer basınç değişiklikleri pilotlarda işitme kaybına neden olmaktadır. Çalışmamızın amacı; pilotlarda yaş, toplam uçuş saati ve uçak tipine göre arşiv kayıtlarından geriye dönük olarak işitmeyi etkileyen hastalıkları da (diyabet, hipertansiyon, Kollesterol yüksekliği, anemi, obezite, sigara alışkanlığı) değerlendirmeye alarak işitme kayıplarının incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Ocak 2005 / Ocak 2014 tarihleri arasında Sivil Havacılık kanunu gereği periyodik kontrolleri için Başkent Hastanesi'ne başvuran 25-54 yaş aralığında çalışma kriterlerine uyan 234 erkek pilot dosyası incelenmiştir. Pilotların odyometrik değerlendirmelerinde göz önüne alınan 1000 Hz, 2000 Hz, 3000Hz, 4000Hz, 6000Hz, 8000Hz frekanslarındaki saf ses hava yolu işitme eşikleri, 1000Hz, 2000Hz, 4000Hz saf ses kemik yolu işitme eşikleri incelendi. İşitme kaybı olarak değerlendirmeye alınacak eşikler (OSHA 1983, F1 tablosuna göre) belirlenmiştir. Gruplar arası her frekans için ortalama değerleri alınmıştır. Bulgular: Çalışmamızda elde edilen bulguların ortalama değerlerine göre yaş ve uçuş saatine göre yüksek frekanslarda işitme kaybı anlamlı çıkmıştır. Helikopter pilotlarının işitme kaybı ortalamaları diğer uçak tiplerine göre daha yüksektir. Helikopter pilotlarının işitme kaybı sonuçları sol kulak için daha yüksektir. Diyabet, Kolesterol, tansiyon, anemi, obezite ve sigara kullanma alışkanlığına göre işitme kaybı sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Sonuç: Bu çalışma ile esas olarak pilotlardaki işitme kayıplarının ne düzeyde olduğunun belirlenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmamızın sonucunda yaş, uçuş saati, uçak tipinin özellikle yüksek frekanslı işitme kaybına neden olduğu gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Pilot, Havacılık, Gürültü, Barotravma, İşitme Kaybı,
Tiyokolşikosid grubu kas gevşetici kullanan hastalarda, stapes kasının akustik refleks testi ile değerlendirilmesi
Tuba DEMİR, Tiyokolşikosid Grubu Kas Gevşetici Kullanan Hastalarda, Stapes Kasının Akustik Refleks Testi ile Değerlendirilmesi, Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Odyoloji, Konuşma ve Ses Bozuklukları Yüksek Lisans Programı 2015 Amaç: Tiyokolşikosid grubu kas gevşetici kullanımının akustik refleks üzerindeki etkilerini araştırmak, kas gevşeticinin akustik travmayı artıran bir faktör olduğunu vurgulamak ve kulak sağlığı açısından gerekli önlemlerin alınması hakkında öneriler geliştirmektir. Gereç ve Yöntemler: 20-40 yaş arası 38 erkek, 38 kadın toplam 76 sağlıklı bireylerde her iki kulak için tiyokolşikosid grubu kas gevşetici öncesi tespit edilen ipsilateral ve kontralateral 500 Hz, 1000Hz, 2000Hz ve 4000Hz'deki akustik refleks eşik değerleri ile; ilaç kullanımının 5.günü ve ilaç bitiminin 2.günü akustik refleks eşik değerleri ve parametreleri karşılaştırılmış ve akustik refleks eşik değişikliklerinin ilişkisi istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Tiyokolşikosid grubu kas gevşetici kullanım sonrası ölçülen akustik refleks eşiklerinin tamamında ilaç kullanmadan önceki döneme ve ilaç kullanım bitiminin 2.gününe göre yükselme olmuştur. Elde edilen sonuçlara göre ilacın verildiği gün her iki kulakta da özellikle 500 Hz frekansta daha belirgin olacak şekilde kontralateral ve ipsilateral eşik değerleri artmıştır.. Sonuç: Tiyokolşikosid grubu kas gevşetici kullanımı gürültünün akustik travma yapıcı etkisini potansiyelize eden bir faktördür. Bu durum koruyucu mekanizmanın ortaya çıkmasını engelleme anlamını taşımaktadır.
Puberte öncesi çocuklarda adenotonsillektomi sonrasında büyüme ve vücut kompozisyonundaki değişiklikler
Tonsillektomi ve adenoidektomi çocukluk döneminde uygulanan en sık cerrahilerdendir. Adenotonsiller hipertrofi ve kronik tonsillit çocukluk çağında büyüme ve gelişmeyi yavaşlatmakta, adenotonsillektomi sonrasında ise büyüme ve gelişme hızlanmakta ve vücut kitle indeksi normal değerlerini yakalamaktadır. Fakat literatürde adenotonsillektomi sonrasında vücut kas kitlesi ve yağ kitlesindeki değişimleri inceleyen makale mevcut değildir. Bu çalışmanın amacı adenoidektomi veya adenotonsillektomi sonrasında prepubertal çocuklarda vücut yağ ve kas kitlesi değişimlerini incelemektir. 30 adet prepubertal çocuk adenotonsillektomi operasyonundan sonra 6 ay takip edilmişlerdir. Eş zamanlı olarak 28 adet sağlıklı prepubertal çocuk ise kontrol grubu amaçlı takip edilmiştir. Beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktiviteleri 0. ve 6. ayda aileler tarafından doldurulan anket ile sorgulanmıştır. Boy, kilo, vücut yağ ve kas kitlesi oranları, vücut kitle indeksi, bazal metabolik hız ve obezite oranı biyoelektrik impedans analiz yöntemi kullanılarak operasyondan önce ve 6 ay sonrasında ölçülmüştür. Adenotonsillektomi sonrasında çalışma grubunda kas kitlesi, bazal metabolik hız artmış, göreceli vücut kitle indeksinde ise anlamlı düzelme elde edilmiştir (p<0,05). Sağlıklı kontrol grubunda ise altı ayın sonunda başlangıç değerlerine göre kas kitlesi ve bazal metabolik hızda anlamlı artış bulunmuş ancak göreceli vücut kitle indeksinde anlamlı bir değişiklik olmamıştır. Yağ kitlesi, vücut yağ oranı ve vücut kitle indeksi Z skoru (BMI Z-skoru) her iki grupta da anlamlı değişiklik göstermemiştir (p>0,05). Büyüme parametreleri ve vücut kompozisyonları (yağ kitlesi, kas kitlesi, vücut yağ oranı, BMI Z-skoru, göreceli vücut kitle indeksi (relBMI) ve bazal metabolik hız) her iki zaman diliminde de iki grup arasında anlamlı farklılaşma göstermemiştir. Sonuç olarak prepubertal çocuklarda adenoidektomi veya adenotonsillektomi operasyonu göreceli vücut kitle indeksinde düzelmeye yol açmakta ve vücut yağ yüzdesinde artışa neden olmadan sağlıklı büyüme gelişmeyi hızlandırmaktadır.
Mometazon furoat burun spreyinin burun mukoza hücre DNA'sı üzerine etkisi
Alerjik rinit hapşırık, rinore, burun kaşıntısı ve konjesyon gibi bazı tipik klinik bulgularla karakterize kronik respiratuar bir hastalıktır. Alerjik rinit ve vazomotor rinit başta olmak üzere çeşitli burun/nazal sinüs hastalıklarında intranazal steroidler 1970'li yıllardan bu yana efektif ve güvenilir tedavi olarak kullanılmıştır. Birçok insan intranazal kortikosteroidleri ara vermeden aylarca ve yıllarca kullanmaktadır. İntranazal steroidlerin sıklıkla lokal yan etkileri [yanma hissi, kuruluk, kanama, septal perforasyon] görülmekte ve bildirilmektedir. Bu çalışmanın amacı özellikle ülkemizde en sık kullanılan intranazal steroid etken maddelerinden biri olan mometazon furoat'ın nazal mukoza hücrelerinde DNA kırığı oluşturup oluşturmadığını inceleyerek, intranazal steroidlerin kullanımının güvenilirliğini araştırmak ve bu yan etkilere predispozan faktör oluşturup oluşturmadığını saptamaktır. Çalışmaya Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda Eylül 2014 ile Nisan 2015 tarihleri arasında ARIA kriterlerine göre orta veya şiddetli allerjik rinit tanısı konulan 41 hasta dahil edildi. Nazal steroid grubuna [8 K, 9 E, toplam 17 kişi] nazal steroid ve antihistaminik tablet [desloratadin], serum fizyolojik grubuna [14 K, 10 E, toplam 24 kişi] serum fizyolojik ve antihistaminik tablet [desloratadin] tedavi amaçlı verildi. Nazal steroidleri veya serum fizyolojiği hastalar 4 hafta boyunca her gün eşit sıklıkta, eşit dozda-miktarda kullandı. Her grup aynı antihistaminiği günde tek doz 1 ay süresince kullandı. Çalışmaya başlamadan önce ve 4 haftalık ilaç tedavisinin sonunda hastalardan nazal yıkama sıvısı alındı. Elde edilen nazal yıkama sıvısı Tıbbi Biyoloji laboratuarına aynı gün içinde götürüldü. Tüm gruplarda nazal yıkama sıvısından elde edilen hücrelerde Comet Assay yöntemi ile genotoksik hasar olup olmadığı belirlendi. Gruplar arasında cinsiyet dağılımları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı [p>0.05]. Nazal steroid [20-51 yaş arası, ortalama yaş 30.18] grubu ve serum fizyolojik [20-58 yaş arası, ortalama yaş 30.70] grubu arasında yaş dağılımları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı [p>0.05]. Toplam 41 hastanın tedavi öncesi comet skoru ortalaması 50 hücre için 44.03±21.72, tedavi sonrası ise 49.38±19.25 olarak saptandı. Nazal steroid grubunda tedavi öncesi comet skoru ortalaması 50 hücre için 43.96 ± 25.34, tedavi sonrası ise 48.07 ± 23.99 olarak saptandı. Serum fizyolojik grubunda tedavi öncesi comet skoru ortalaması 50 hücre için 44.08 ± 19.33, tedavi sonrası ise 50.30 ± 15.55 olarak saptandı. Tedavi öncesi ve tedavi sonrası comet skorları açısından hem grupların kendi içlerinde hem de gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı [p=0.272]. İntranazal kortikosteroidler alerjik rinit semptomlarını düzeltmelerine rağmen, bazı intranazal kortikosteroidlerin kullanımı lokal histopatolojik değişikliklere yol açabilmektedir. Bizim çalışmamızda da intranazal kortikosteroidlerden mometazon furoatın alerjik rinit tedavisinde kullanımına bağlı olarak nazal mukoza hücrelerinde DNA hasarı oluşturup oluşturmadığı incelendi ve serum fizyolojik ile karşılaştırılmasında insanlarda 1 aylık kullanımı sonrası nazal mukoza hücrelerinde DNA hasarına yol açmadığı saptandı. Bu da bize alerjik rinit tedavisinde mometazon furoat burun spreyinin güvenilirliği açısından bilgi sağladı. Anahtar kelimeler: Alerjik rinit, ARIA, mometazon furoat, comet