Theses supervised by Prof. Dr. Filiz Kılıç

10 theses · Nevşehir Hacı Bektaş Veli University, Gazi University

DoctorateOpen AccessTR

Türk edebiyatında muamma şerhleri ve Muammâyî Ahmed Çelebi'nin Şerh-i Muammeyât-ı Emrî'si (Transkripsiyonlu metin-inceleme)

Kelime anlamı olarak "gizli, örtülü, anlaşılması güç, işaret ve remiz yoluyla söylenmiş söz veya şey"; edebiyat terimi olarak da bir ismin gizlenmesi amacıyla tertip edilmiş bilmeceleri içeren türe ad olan muamma, şu anki bilgilere göre Arap edebiyatında ortaya çıktığı düşünülen, oradan Fars edebiyatına geçerek müstakil bir ilim haline gelip teorisi en ince ayrıntısına kadar ortaya konulmuş edebî bir maharettir. Klasik Türk edebiyatında ilk nüvelerini 15. yüzyılda gördüğümüz ve 16. yüzyıla gelindiğinde altın çağını yaşayan muamma, şarihlerin dikkatini çeken bir tür olmayı başarabilmiştir. Özellikle muamma yazma konusunda klasik edebiyatın mihenk taşı sayılan ve bu konudaki mahareti tezkire yazarları ile edebiyat otoriteleri tarafından kabul görmüş Emrî'nin muammaları, hem kendi döneminde hem de kendinden sonraki dönemlerde adından söz ettirebilmiş ve şarihler tarafından şerh edilmeye değer manzumeler olarak görülmüştür. Muammâyî Ahmed Çelebi'nin Şerh-i Muammeyât-ı Emrî'si de bu anlayışla kaleme alınan eserlerden biridir. Türk edebiyatında "muamma" denince akla gelen ilk isim olan Edirneli Emrî Çelebi'nin muammalarını müstakil olarak içeren bu eser, onun muammalarının halli (çözümü) ve edebî değerinin ortaya konulması açısından önemli bir yere sahiptir. Hazırlamış olduğumuz tez çalışması, giriş kısmı ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında şerh ve şerh edebiyatıyla ilgili bilgilere değinilmiş, ardından birinci bölümde muamma kavramı ve Türk edebiyatında kaleme alınan muamma şerhleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde Muammâyî Ahmed Çelebi'nin hayatına dair tarafımızca ortaya konan tespitlere yer verilmiş ve müellifin Şerh-i Muammeyât-ı Emrî'si incelenerek şerh tekniği ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise eser, transkripsiyon yazı sistemiyle Latin harflerine aktarılmıştır.

Songül Akboğa
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hami Ahmed (Diyarbekri) Divanı inceleme-metin

1679/1747 yılları arasında yaşamış olan Hâmî Diyarbakırlıdır ve asıl adı Ahmed'dir. Derviş Âgâh Efendi'den ilim tahsil etmiş ve Köprülü-zâde Abdullah Paşa 'nın divan kâtipliğini yapmıştır. Paşasıyla birlikte Tebriz'in fethinde bulunmuş, ve bu fethi anlatan uzunca bir kaside yazmıştır.Kaynaklarda Hâmî'nin tespit edilen tek eseri divanıdır. Divanda 106 şiir bulunmaktadır. Bu şiirlerin dağılımı şöyledir. 7 kaside % 7, 2 mesnevi % 2, 66 gazel % 61, 21 kıt'a %21, 2 rubai % 2 ve 8 % 7 müfred bulunmaktadır. Divanda % 24'lük oranla en çok kullanılan aruz kalıbı ise ?Mef?lü F?il?tü Mef??lü F?ilün? olmuştur.Dönemin önemli şairleri Nâbî, Nef'î ve Nedim'den etkilenmiştir. Şiirlerine mahallileşme akımının etkileri ve hikemi üslup hakimdir.Sonuç olarak, Hâmî döneminin şairleri veya ektilendiği Nâbî, Nedim ve Nef'î kadar şöhret bulamasa da, yaşadığı dönemde halkın yaşayış tarzını, zevkini, dilini ve anlayışını şiirlerine yansıtmayı başarmış, sade bir üslup kullanarak mahalli unsurlara yer vermiş, atasözleri ve özellikle de deyimleri şiirlerinde başarıyla kullanmıştır.

18. yüzyılDivan edebiyatıEdebiyat+2
Kadri Hüsnü Yılmaz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Mehmet Hâlis Efendi ve Mehmet Hâlis Efendi Dîvânı

Bu çalışma Divan Edebiyatının 17. yüzyıl şâirlerinden Mehmet Hâlis Efendi'nin hayatını ve Divanını konu almıştır. Divanının transkripsiyonu ve tahlili yapılmıştır.Mehmet Hâlis Efendi İstanbul Kasımpaşa'da doğmuş, eğitimini tamamladıktan sonra müderrislik ve kadılık yapmış, vasat bir divan şâiridir. Şiirleri divan şiiri geleneğinin devamı niteliğindedir.Mehmet Hâlis Efendi Divanı'nın tek nüshası bulunmaktadır. Bu sebeple çalışmamız tek nüsha üzerinden yürütülmüştür. Divanda toplam 140 manzume bulunmaktadır.Çalışma üç bölümden oluşmaktadır: I. Bölümde, Mehmet Hâlis Efendi'nin hayatı ve edebî kişiliği kaynaklardan ve kendi şiirlerinden hareketle ortaya konulmaya çalışılmıştır.II. Bölümde divanın değerlendirmesi yapılmış, divanda yer alan şiirler nazım şekillerine göre incelenmiştir. Bu bölümde şâirin vezin, kafiye ve redif kullanımı örneklerle ortaya konulmuştur. Mehmet Hâlis Efendi'nin şiirlerinde kullandığı atasözü ve deyimler tespit edilmiştir.III. Bölümde ise Mehmet Hâlis Efendi Divanı'nın metni ortaya konmuştur. Çalışmamızın son bölümünde ise ayrıntılı bir gramatikal dizin verilmiştir.Sonuç bölümünde Mehmet Hâlis Efendi Divanı'nda karşılaşılan hususlar genel hatlarıyla ortaya konulmuş ve çalışma tamamlanmıştır.Anahtar Sözcükler:1. Mehmet Hâlis Efendi2. Divan Edebiyatı3. Mehmet Hâlis Efendi Divanı4. Nazım şekilleri5. Vezin

Muammer Atıcı
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Hümâyûn-Nâme (inceleme-tenkitli metin)

Klasik Türk edebiyatı uzun asırlar boyunca Türk toplumunun edebîzevkine hitap edebilmeyi basarmıstır. Klasik Türk edebiyatı denince pekçoklarının aklına ilk gelen sey siirdir. Halbuki klasik Türk edebiyatının mensuryapıtları da azımsanmayacak sayıdadır. Özellikle bazı mensur eserler vardırki ortaya koydukları sanatlı üslûplarıyla siirlerden asağı kalmayacak bir değerihâizdirler. Bu tarz eserlerin belki de en üst sıralarında yer alan Hümâyûnnâme,dört asır boyunca gündemde kalmayı basararak Türk insanının Kelileve Dimne Hikâyeleri ihtiyacını karsılamıstır. Kurgu, olay örgüsü ve vak'alarıanlatıs tarzı itibariyle Hümâyûn-nâme estetik bir yapı olarak karsımızaçıkmaktadır. Filibeli Alâaddin Âli Çelebi, özellikle, secileri eserindeuygularken kelime-seci-anlam üçleminin dısına çıkmamıstır. Eser bu yönüylede basarılı bir mensur eser olma özelliği kazanmaktadır.Hümâyûn-nâme'yi benzeri eserlerden farklı kılan sey üslûbudur.Filibeli Alâaddin Âli Çelebi, Hümâyûn-nâme'yi, Hüseyin Vaiz-i Kâsifî'ninFarsça olarak kaleme aldığı, Envâr-ı Süheylî adlı eserinden terceme etmistir.Âli Çelebi'nin tercemeyi yaparken aslına pek sadık kalmadığı, yaptığı eklemeve çıkarmalarla Farsça orijinalini astığı konusunda pek çok kaynakbirlesmektedir. Ancak bu çalısma esnasında, ana hatlarıyla yapılan Envâr-ıSüheylî-Hümâyûn-nâme mukayesesi, Filibeli Alâaddin Âli Çelebi'nin Envâr-ıSüheylî'yi birebir aktardığını göstermistir. İki eserin ihtiva ettiği çerçeve veyan hikâye sayısı aynıdır. İki eser arasında yapılacak daha kapsamlı birmukayese çalısması bu gerçeği daha açık bir sekilde ortaya koyacaktır.Filibeli Alâaddin Âli Çelebi'nin, eserini ortaya koyarken Farsçaorijinaline sadık kalma yolunu tercih etmesi, Hümâyûn-nâme'nin asırla boyusüren söhretini ve gördüğü islevi gölgelemez. Sonuçta Âli Çelebi'nin tercihettiği bu yol, baska bir dilden yapılan bir terceme çalısması sırasındakullanılabilecek yöntemlerden biridir.Bu tez çalısmasının asıl amacı, Hümâyûn-nâme'nin tenkitli metniniolusturmak olmustur. Bunun yanısıra Giris bölümünde Filibeli Alâaddin ÂliÇelebi'nin biyografisi ile Kelile ve Dimne Hikâyeleri'nin terceme macerasınayer verilmistir. Çalısmanın birinci bölümünde Hümâyûn-nâme'nin sekil veiçerik özelliklerine değinilmistir. İkinci bölümde Hümâyûn-nâme'nin, KulMesûd'un 14. yüzyılda yaptığı bir Kelile ve Dimne tercemesiyle ve FarsçaEnvâr-ı Süheylî ile mukayesesine yer verilmistir. Üçüncü bölüm, Hümâyûnnâmenüshalarına ayrılmıs olup eserin nüshalarının tavsifi yapıldıktan sonratenkitli metnin hazırlanmasında kullanılan nüshaların seçiminde izlenenyöntem anlatılmaya çalısılmıs ve görülen tüm nüshaların seceresi verilmistir.Dördüncü ve son bölümde ise Hümâyûn-nâme'nin tenkitli metni yeralmaktadır. Çalısmanın sonuna bir de özel isimler dizini eklenmistir.

Tuncay Bülbül
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Şehdi Divanı

Divan Edebiyatı'nın 18. yy. temsilcilerinden olan Şehdì Efendi'nin asıl adı Osman'dır. Akovalı(Saraybosna)'dır. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Çavuşlar kÀtibliği, başmuhasebecilik, Bender Ordusu defterdarlığı gibi görevlerde bulunmuştur. III. Mustafa'nın cülÿsu üzerine Rusya'ya gitmiştir. Bütün kaynaklar Osman Şehdì Efendi'nin memuriyetinin önemini belirtmişlerdir. Bender Ordusu dönüşünde vefat etmiştir.Özel yaşamı hakkında fazla bilgi bulamadığımız Osman Şehdì'nin oğlu da kendisi gibi önemli devlet görevlerinde bulunmuş münşi bir zÀt olan Akovalı HÀtem'dir. Kendisinden ziyade devrinin eserlerinde oğlu HÀtem hakkında daha fazla bilgi bulunmaktadır.Şehdì'nin iki eseri tespit edilmiştir. İkisi de edebiyatımız ve tarihimiz açısından büyük önem taşımaktadır. III. Mustafa'nın cülÿsu üzerine kaleme aldığı Rusya Sefaretnamesi ve Divan'ı. 1757-1758'de kaleme aldığı Rusya Sefaretnamesi'nde yolculuk ve güzergÀhların anlatımından sonra şair Petersburg şehrini etraflıca anlatmakta, çektiği sıkıntıları dile getirmektedir.Divan'ın sadece 1 yazma nüshası vardır ve Süleymaniye Kütüphanesindedir. Şairin Divanı'nın yarısından fazlasını tarih manzumeleri oluşturmaktadır. Şehdì'ye tarih düşürmekte usta bir şair gözüyle bakmak isabetli olur Böylece Şehdì'nin yaşadığı devri bütün olaylarıyla gözler önüne sermeye çalışan padişahları ve vezirleri yakından takip eden iyi bir gözlemci olduğu anlaşılmaktadır. Divan'ında 159 şiir bulunmaktadır. Bu şiirlerin dağılımı şöyledir: 39 Kaside(%24), 28 Gazel(%18),68 Kıt'a(%42), 20 Mesnevi (12) ,1 Terkìb-i bend(%0.6), 2 Terci-i bend(%1), 1 MüstezÀd Gazel(%0.6), 2 Musarraè beyit.Anahtar Kelimeler:1)Şehdì2)Divan3)Sefaretname4)Tarih5)HÀtem16)18.yy.

Şeyda Bayındır
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Rehâyî Divanı (inceleme - metin - dizin)

Tezkirelerde doğum tarihi kesin olarak bilinmeyen Rehāyį'nin İstanbul'dayaşadığını belirtmektedirler. Divanındaki bir beyitte, Rumelili olduğunu dile getirenşairin yazdığı tarihlerden yola çıktığımızda da 17. yüzyılda yaşadığı tespitetmekteyiz. Farsça'yı şiir yazacak seviyede iyi bilen Rehāyį'nin eğitimi hakkında daelimizde bir bilgi bulunmamaktadır.Kaynaklarda Rehāyį'nin şiirlerinin güzel olduğu ve sözlerinin rağbet gördüğü dilegetirilmiştir. Döneminde ortaya çıkan ve gelişen Sebk-i Hindi akımındanetkilenmemiş, şiirlerini daha yalın bir dille yazmıştır. Fehįm-i Kadįm'e nazire yazmış,Nabi'den etkilenmiş, onun gibi şiirlerinde atasözlerini, deyimlerini ve halksöyleyişlerini şiirlerinde ustalıkla kullanmıştır.Rehāyį kendisine son derece güvenen bir şair olarak karşımıza çıkamaktadır. O,kendisini nazım ülkesinin Haydar-ı Kerrar'ı olarak görmektedir. Onun şiiri, gönül açanbir güzelliğe sahiptir. Türkçe'nin sade söyleyişlerini ve günlük dilde kullanılan ifadelerişiirlerinde ustalıkla kullanmıştır.Rehāyį'nin yazdığı tarihlerden 17. yüzyıldaki birtakım zevat hakkında da bilgisahibi oluruz. Halveti şeyhi Zakir Ahmed Çelebi'nin posta geçmesine, SiyavuşPaşanın Sadrazam oluşuna, Bekrû Mustafa Paşa'nın paşa olmasına ve kişilerindışında Çehrin Kalesinin fethine tarih düşürmüştür. Dolayısıyle divanda o dönemintarihine ve sosyolojisine yönelik tespitlerde bulunulabilir. Rehāyį Divanında CevherįAhmed Çelebi'ye, Rāġıb Mehemmed Efendi'ye ve biri de kime yazıldığı belli olmayanüç tane de mektup vardır. Bu mektuplar içten ve samimi duygularla kaleme alınmıştırBu çalışmada adı Kalaycızāde Mustafa Çelebi, mahlası Rehāyį olan kişinin,şairlik yönünü ve divanının metnini ortaya çıkardık.

Fatih Yerdemir
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Edirneli Faiz divanı inceleme-metin-dizin

Doğum tarihi kesin olarak bilinmeyen Edirneli Fâiz Edirne'dedoğmuştur. Hayatının büyük bir kısmını Edirne'de geçirdiği anlaşılan şairEdirne'deki çeşitli medreselerde müderrislik yapmıştır.Şairliği ve ilim adamlığıvasfının yanında hat sanatında da makbul bir kişi olarak tanındığıkaynaklarda vurgulanmaktadır.Tezkirelerde, ilim ve edepten nasiplenerek herkesin teveccühünükazanmış marifet ve kemal ehli olarak nitelendirilen Edirneli Fâiz, döneminüstadları sayılan Nef'i ve Şeyhülislam Yahya'nın yanında Nâbû ve Sırrû gibişairlerden de etkilenmiştir.Nâbû ve Sırrû'ye nazireler yazan Edirneli Fâiz,Edirne ve çevresindeki şairler tarafından tanınan bir şairdir.Dönemininşairlerinden Nazûm ve Râzû Edirneli Fâiz'e nazire yazmışlardır.Edirneli Fâiz kendisine güveni son derece iyi olan bir şair olarakkarşımıza çıkmaktadır. O, kendisini söze intizam veren bir şair olarak görür.Divan şiirinin geleneksel aşk anlayışının değişmeye başladığı, yenilikarayışlarının kendisini hissettirdiği bir dönemin şairi olan Edirneli Fâiz'deMahallileşme akımının etkileri görülmektedir.Şair divanında Türkçenin sadesöyleyişlerine, günlük dilde kullanılan orijinal ifadelere, atasözlerine vedeyimlere yer vererek halkın ağzındaki Türkçeyi yakalamıştır.Divan şiirinietkisi altına almaya başlayan Sebk-i Hindi akımından etkilenmediğinisöylemek mümkündür.Edirneli Fâiz, 18. yüzyılın başlarında en parlak dönemlerinden biriniyaşayan Edirne şehrinin önemli merkezlerini ve şahsiyetlerini şiirlerinde konuedinmiştir. Dolayısıyla divandan Edirne tarihine ve sosyolojisine yöneliktespitlere ulaşmak mümkündür.Şairin kullandığı benzetmeleri de tespit ettiğimiz bu çalışmada EdirneliFâiz'in şairlik yönünü ve divanının metnini ortaya çıkardık.

Tarık Demir
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
DoctorateOpen AccessTR

Kıssa-i Hurûc-kerden-i Mâlik Ecdâr b. Hâris (İnceleme-metin)

Bu çalışma, Türk kültüründe önemli bir yere sahip olan destanların, toplumun İslamiyet'e geçişiyle birlikte evrilip tip, motif yapısı ve mitolojik özelliklerini büyük ölçüde muhafaza ederek vücuda getirdiği menȃkıb-nȃmelerden Kıssa-i Hurûc-kerden-i Mȃlik Ecdȃr b. Hȃris'in transkripsiyonunu ve incelemesini ihtiva etmektedir. Destanların devamı mahiyetindeki menȃkıb-nȃmeler üsluplarının benzerliği ve birbirini haber vermeleri açısından sahanın bilim adamları tarafından bir silsileye tabi tutulmuşlardır. Genel kabul gören bu silsilenin birer unsuru olan menȃkıb-nȃmeler; Hz. Ali Cenk-nȃmeleri, Hamza-nȃme, Müseyyeb-nȃme, Ebȃ Müslim-nȃme, Battal-nȃme, Danişmend-nȃme ve Saltık-nȃme şeklinde sıralanmaktadır. Bu silsilenin bazı halkalarının eksik olduğu bilim adamlarınca dile getirilmiştir. Çalışmamızda Kıssa-i Hurûc-kerden-i Mȃlik Ecdȃr b. Hȃris, söz konusu menȃkıb-nȃmelerle kıyaslanarak yeri ve önemi belirlenmiş, menȃkıb-nȃmeler işledikleri konu ve yapı olarak yeniden ele alınmış netice olarak tez konumuz olan eserin bu halkanın önemli bir boşluğunu dolduran mühim bir menȃkıb-nȃme olduğu ortaya çıkmıştır. Üç bölüm halinde tertiplenen bu çalışmanın birinci bölümünde eserin müellifi, alt bölümleri, kaynakları ve ravilerinden bahsedilmektedir. Eser hakkında en önemli meselelerden birisi müellifinin kim olduğu hakkındadır. Yazma eserin bulunduğu kütüphanenin katalog kaydında müellif olarak 1809 ölüm tarihli Şevkî b. Abdullâh geçmektedir. Eserde yer alan manzum kısımlarda da yine Şevkî mahlası düşülmüştür. Araştırmalar neticesinde Şevkî ve bu eseri hakkında kayda değer bir bilgi bulunamamıştır. Biyografik ve bibliyografik kaynaklarda geçen aynı mahlaslı şairler/nasirler derlenerek incelenmiş, verilen bilgilerden hareketle müellifin kimliği tespit edilmeye çalışılmışsa net bir bilgiye ulaşılamamıştır. Aynı mahlası kullanan şairlerin/nasirlerin eserlerinin özellikleri ve bu eserlerin dil ve üslup özellikleri Kıssa-i Mâlik Ecdâr b. Hâris ile kıyaslanarak tezimize konu olan Şevkî hakkında çıkarımlarda bulunulmuştur. Çalışmamızın ikinci bölümünde eserin tahlili yapılmış, dil ve anlatım özellikleri örneklerle açıklanmıştır. Son bölümde ise eserin nüsha tavsifi ve nüsha özellikleri yanında metinde dikkat çeken yazılış hususiyetleri ile metnin kuruluşunda izlenen yöntemler sıralanıp eserin transkripsiyonlu metni hazırlanmıştır. Son olarak elde edilen çıkarımlar açıklanıp özel isimler diziniyle çalışmamız tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Destan, Menakıp-nȃme, Menakıp-nâme Silsilesi, Şevkî, Kıssa-i Hurûc-kerden-i Mȃlik Ecdȃr b. Hȃris.

Mustafa Han
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Rüşdî'nin şiir külliyâtı (İnceleme-metin)

Asırlardır süregelen ve zengin bir kültürü bünyesinde barındıran klasik Türk edebiyatı bugün de karşımıza yeni temsilcilerini çıkarmaktadır. Kaynaklarda bugüne kadar adına rastlamadığımız, bu tez çalışmasıyla gün yüzüne çıkaracağımız Rüşdî de bu zengin kültürel mirasın bir parçasıdır. Asıl adı Mustafa Rüşdî olan şairin hayatına dair ulaşabildiğimiz tek kaynak kaleme aldığı Şiir Külliyâtı'dır. Çorumlu olduğunu düşündüğümüz şair, klasik Türk edebiyatının Batılılaşma hareketiyle değişerek eski değerini yitirdiği 19. asrın sonu ile 20. asrın başlarında yaşamış ve o dönemde gelenekten kopmamış bir muhasebe memurudur. Şiirlerinde dini-tasavvufi konuları işleyen şair, Şeyh Ali namındaki şeyhinin Abdulkadir Geylânî'ye bağlı olduğunu dile getirmesiyle Kadiri tarikatını benimsediği muhtemeldir. Mehmet Fatih Köksal'ın şahsi kütüphanesinde yer alan bu Külliyât'ın yazılış tarihi eserde yer almamaktadır. Ancak şiirlerinde yer alan bilgi kırıntılarından hareketle farklı zaman dilimlerinde yazıldığı aşikardır. Müellif hattıyla yazdığı Şiir Külliyâtı Rüşdî'nin şimdilik tespit edilen tek eseridir. 337 sayfadan oluşan Külliyât'ın dili, eserin geneli itibariyle sade ve anlaşılır olsa da yer yer bazı manzumelerde ağırlaştığı da görülmektedir. Okuyana ve dinleyene mesaj verme amacı güden Rüşdî, şiirlerinde şekilden ziyade anlama önem vermiş dolayısıyla da nazım şekli ve aruz vezni kurallarında fazlaca kusurlar yapmıştır. Anlama daha fazla önem veren şair; Allah sevgisi, peygamber sevgisi, fenafillaha kavuşma arzusu, sevgilinin güzelliği, vahdet, ayrılık, gurbet, geçim sıkıntısı ve kahramanlık konulu şiirler yazmıştır. Bunun yanı sıra savaşın ve yokluğun olduğu bu dönemde zor koşullar altında yaşayan insanları, içinde bulunduğu şartların memnuniyetsizliğini anlatarak döneme ayna tutmuştur. Bu çalışma ile Külliyât'ta yer alan şiirlerin transkripsiyonlu metni oluşturularak şekil ve muhteva açısından incelenmiş aynı zamanda kaynaklarda hakkında bilgi bulunmayan Rüşdî'nin hayatı ve edebi kişiliği şiirlerinden hareketle tespit edilmiştir. Böylece klasik Türk edebiyatına Rüşdî mahlaslı yeni bir şair ve bu şairin müstakil şiirlerinin bulunduğu "Şiir Külliyâtı" olarak adlandırdığımız bu eser kazandırılmaya çalışılmıştır.

19. yüzyılDivan şiiriKlasik Türk edebiyatı+3
Şerife Güz
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi TY 9940 numarada kayıtlı Mecmua-i Nezair'in (63a-135a) transkripsiyonlu metni ve MESTAP'a göre tasnifi

Mecmua derleme geleneği, klasik Türk edebiyatının en önemli edebî faaliyetleri arasında yer almaktadır. Mecmualar derlendiği dönemin tarihine, yaşam tarzına, sanat anlayışına, edebî zevklerine ve beğenilerine dair ipuçları veren kıymetli eserlerdendir. Nitekim bu eserler sayesinde başta tezkireler olmak üzere kaynaklarda adı geçmeyen şairlere ve onlara ait şiirlere ulaşım sağlanmaktadır. Mecmualar, kendi dîvânlarını oluşturamamış ya da oluşturmasına rağmen çeşitli sebeplerle dîvânları kaybolan şairler için de ayrıca önem taşımaktadır. Mecmuaların zengin muhtevaları ile net olmayan bilgileri netleştirmek, var olan bir bilgiyi düzeltmek ya da yeni bilgiler eklemek mümkündür. Çalışmamıza konu olan eser de bir şiir mecmuası olup daha özele girildiğinde ise nazire mecmuası olarak karşımıza çıkmaktadır. Nazire mecmuaları dönemin sosyal etkileşimlerini, arkadaşlık ilişkilerini, rağbet görülen konularını bir gelenek çerçevesinde işler. Söz konusu eser İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesinde TY 9940 arşiv numarasıyla kayıtlı bulunmaktadır. Mecmuanın tamamı 135 varaktan oluşmakta olup çalışmanın incelenen varakları (63a-135a) arasında 45 adet şairin 403 şiirine yer verilmiştir. Şiirleri derlenen şairler XVI. yüzyıl sanatkârları arasında yer almaktadır. Çeviri yazı sistemiyle Latin harflerine aktarılan şiirler vezin bakımından da incelenmiştir. Bu çalışma giriş bölümü dışında üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm mecmuanın tanıtımı, özellikleri ve muhtevasına ayrılmış olup nüsha tavsifi yapılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünü metin oluşturmaktadır. Bu bölümde, yayımlanmış veya tez olarak çalışılmış dîvânlar üzerinden edisyon kritik de yapılmıştır. Üçüncü bölüm ise "Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi (MESTAP)"ne göre hazırlanmış olan tabloya ayrılmıştır. Çalışmamızın içerisinde yer alıp, kaynaklarda da haklarında yeterince bilgi bulunan kimi şairlerin daha önce rastlanmamış şiirleri klasik Türk şiiri bağlamında araştırmacıların dikkatine sunulmuştur.

Sümeyye Altuntaş
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00

Other supervisors