Theses supervised by Prof. Dr. Hanifi Özcan

15 theses · Dokuz Eylül University

DoctorateOpen AccessTR

Josiah Royce'un din anlayışı

İnsan, var olduğu andan itibaren kendisi ve dış dünya ile ilgili her şeyi merak etmiş ve bu merak duygusuyla onlara ilişkin çeşitli düşünceler ileri sürmüştür. Öyle ki, tarih boyunca insan mutlaka bir şeylere inanma ihtiyacı duymuştur. Bu nedenle insan, inansa da inanmasa da din onun hayatının ayrılmaz bir parçası olmuştur. Dolayısıyla nerede insan var ise, orada genelde bir dinin varlığından söz edilebilir. İşte insanın bu iki özelliği yani düşünme ve inanma onu diğer varlıklardan ayırt eden en önemli vasfıdır.Amerikan idealist felsefe geleneğinin en önemli temsilcilerinden biri olan Josiah Royce, din ve felsefe üzerine çeşitli araştırmalar yapmış, felsefenin dini yönü olduğu gibi dinin de felsefî yönünün olduğunu iddia etmiştir. Mesela o, Kant'ın temel soruları olan ?nasıl bilebilirim, neyi bilebilirim ve ne yapmalıyım?? gibi soruların felsefî öneme haiz olduğu kadar dini öneme de haiz bir mesele olduğuna vurgu yapar. Çünkü bu sorulara hem felsefe hem de din, kendi bakış açısıyla çözüm bulmaya çalışır. Şüphesiz ki, Royce'un felsefenin dini yönüyle daha çok anlatmak istediği şey; dinin pratik, duygusal ve teorik bakış açısıyla ele alındığı gibi, felsefî bir bakış açısıyla da incelemeye konu edilebileceğidir.Hegel, Pierce ve özellikle de Kant' dan çok fazla etkilenmiş olan Josiah Royce, hayatının son dönemlerinde din felsefesi ve ahlak üzerine daha fazla yoğunlaşmış, idealizm ve pragmatizmi uzlaştırmada başarılı olmuş ve çok farklı alanlar üzerinde eserler ortaya koyarak mutlak idealizmin Amerika'daki en önemli temsilcilerinden biri olup, Amerika'nın `Altın Çağına damga vurmuş çok önemli filozoflardan biri olarak bilinmektedir.Özellikle dini doğru anlama konusunda dinin kaynaklarının nasıl anlaşılması gerektiğine vurgu yapan Royce, insanın kurtuluşunu bir ?davaya/ ideale? kendisini tam olarak vermesinde ve `evrensel (dinî) topluluğa' aidiyet duygusunu tüm yaşamı boyunca taşımasında bulur. Ona göre, eğer birey bu sadakat duygusuyla hayatını düzenlerse, nihai kurtuluşa erer ve gerçek mutluluğa, huzura ulaşmış olur.Anahtar Kelimeler: Din, Kurtuluş, Dava/İdeal, Felsefenin Dini Yönü, Sadakat, Evrensel Dinî Topluluk, İdealizm, Pragmatizm.

DinDin anlayışıDin felsefesi+4
Mehmet Demirtaş
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Bir din felsefesi problemi olarak zaman-kişilik ilişkisi

Çalışmamız, zaman ve kişilik kavramlarının ve bunların birbirleriyle ilişkisinin, batıda yapılan çalışmalar içerisinde nasıl ele alındığını araştırmaktadır. Bunun için üç bölüme ayırdığımız çalışmamızın ilk bölümünde zaman teorilerinin neler oldukları, tarihi temelleriyle birlikte, gösterilmeye çalışılmıştır. İkinci ve üçüncü bölümlerde zaman kavramıyla beraber sırasıyla kimlik ve kişilik kavramları araştırılmış, bunların zamanla ilişkisinin doğası incelenmiştir.Çalışmamız doğası gereği belirli bir görüşü savunma ve diğerlerini zayıflatma amacı taşımamasına rağmen, zaman ve kimlik teorileri arasında dört boyutçu teorileri, kişilik teorileri arasında ise bedensel yaklaşımları destekler niteliktedir.

Din felsefesiFelsefeKimlik+2
Muhammed İkbal Hardal
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Çevre kavramına dinî ve felsefî bir yaklaşım

Düşünen ve sorgulayan bir varlık olması sebebiyle insan, kendisinin ve çevresindekilerin nereden geldiğini ve nereye gittiğini, bu görünenin arkasındaki görünmeyeni arayıp durmuştur.Felsefe ve din, bu arayışa cevap veren iki temel kurumdur. Bunların zaman zaman bilimle kurdukları bağlar da bu cevaplara katkıda bulunmuştur. Dinler, birçok defa, insanın çevresini izleyerek ondaki Tanrısal özü müşahede edip doğru yolu bulmasını istemektedir.Biz de tezimizde, klasik delil olarak bilinen, ontolojik, kozmolojik ve teleolojik delilden, çevreye dayalı olan kozmolojik ve teleolojik delilin Tanrı'yı ispatta kullanılmalarının imkân ve başarısını araştırdık.Girişte, kısaca çevre kavramı ve tarihsel gelişimine değindik. Birinci bölümde, delil getirmek için kendisine dayanılan çevrenin ne derece sağlam ve kabul edilebilir olduğunu, ikinci bölümde ise, dinlerin çevreyi nasıl değerlendirdiklerini ele aldıktan sonra, üçüncü bölümde çevreye dayanılarak getirilen delilleri ele alıp inceledik.Bu araştırma sonucunda da, son dönemlerdeki bilimsel gelişmelerin de, çoğunlukla, çevreye dayanan bu delilerin temel dayanağı olan, evrenle ilgili öncüllerini desteklemekte olduklarını gördük. Bu sonuç da, söz konusu delillerin, Tanrı'yı ispatta kullanılmasının imkân ve geçerliliklerini hâlâ korumakta olduklarını göstermiş oldu. Bizim önerimiz ise, çevre kavramını kullanarak bu delillerin yeniden tasnif edilmeleri yönündedir.

DelilDinDin felsefesi+3
Abdullah Pakoğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Frederick Robert Tennant'ta kötülük-günah ilişkisi

?Frederick Robert Tennant'ta Kötülük- Günah İlişkisi? adlı bu çalışma ile din felsefesi alanında önemli problem olarak karşımıza çıkan ?kötülük problemi? ve Hıristiyan teolojinin temelini oluşturan ?günah? kavramını Tennant'ın eserleri kapsamında inceledik. ?Günah? kavramında asli günah ve düşüş kavramlarını açıklayarak, bu minvalde Teizmin karşısına çıkan güçlükleri tespit etmeye çalıştık. Problem tespiti ve kavramların açıklanmasından sonra Tennant'a göre kötülük-günah ilişkisini ortaya koymaya çabaladık. Bu çalışma ile Tennant'ın kötülük-günah ilişkisine bakışını açıklamayı gaye edindik.Giriş Bölümü'nde, daha önce kendisi hakkında her hangi bir bilimsel çalışma yapılmadığı için Tennant'ın hayatı ve eserleri hakkında açıklamalar da bulunduk. Bu kısımda onun akademik arka planına, çalıştığı akademik birimlere ve bir din adamı olarak aldığı unvanlara değindik. Daha sonra, kronolojik sıralamayı dikkate alarak Tennant'ın çalışmalarının içeriğine dair bilgilere yer verdik. Ayrıca onun kişisel ayırt edici özellikleri ve düşünce sistemi hakkında bilgi sunmaya gayret ettik.I. Bölüm'de, Tennant'ın felsefe sisteminde kötülük problemini iki başlık altında ele aldık. İlk başlıkta Tennant'ın sınıflandırmasına göre ?fiziki kötülük ve Tanrının iradesi ile ilişkisi?ne, ikinci başlıkta ise ?ahlaki kötülük ve bunun insan iradesi ile ilişkisi?ne değinerek özgürlük hakkında Tennant'ın düşüncelerini ifade etmeye çalıştık.II. bölüm'de, ?günah? kavramı, bu kavramla birlikte Teizmin karşılaştığı güçlükler ve Tennant'ın Teizmi savunması, delillendirmesi hakkındadır. Onun kendi eserlerinden yola çıkarak açıklamaya çalıştığımız `asli günah' ve `düşüş' kavramlarına da bu doğrultuda yer verdik.III. bölüm'de, Tennant'ın empirik metodunu temel alarak, ilk iki bölümde açıklamaya çalıştığımız kötülük problemi ve günah kavramı arasında ilişki kurmaya çalıştık. Bu ilişkide onun felsefe sistemine kısaca değinerek konuyu ana hatlarıyla açıklamaya gayret ettik.Sonuç bölümünde ise, çalışmamızın temelini oluşturan kavramlar ve bu kavramların ilişkilendirilmesine değinerek Tennant'ın eserlerinin içerik ve metodunu, bu ilişki hakkındaki açıklamalarını değerlendirdik.

Din felsefesiGünahHristiyanlık+2
Hale Kolukısa
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Varoluşçulukta din

Özne olarak insanın varoluşunu unuttuğu bir dönemde ortaya çıkan Varoluşçu hareket insanı bir birey olarak felsefesinin merkezine alıp ona yeni bir tutum kazandırmıştır. Varoluşçu felsefe klasik felsefenin öz ve varoluş ayrımına yeni bir bakış getirerek varoluşun özden önce geldiği söylemini ortaya atmıştır. Varoluşçu felsefebu söylemiyle bireye yeni bir dünya inşa etmiştir. Bu çalışma ise TeistVaroluşçu filozoflardan Kierkegaard ve Karl Jaspers, Ateist Varoluşçu filozoflardan J.P.Sartre'ın din görüşleri üzerine odaklanmaktadır. Fakat bunun yanında filozofların gerek ahlak gerekse özgürlük öğretilerini de "din" paydası altında yeniden yorumlamaya çalışacaktır. Bu bağlamda filozofların kendi felsefelerine özgü bazı meseleleri söz konusu filozofların dini düşünceleri ışığında tahlil etmeyi amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Varoluşçuluk, Kieerkegaard, Karl Jaspers, J.P.Sartre, Din, Ahlak, Özgürlük.

AhlakDin felsefesiFelsefe+5
Müjde Şamdancı
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

John Hick`in uluhiyet anlayışı ışığında Hristiyan teizminin felsefi güçlükleri

nsanlık tarihi boyunca, erken dönemlerden itibaren din kavramı insanhayatında önemli bir rol oynamıs ve insanlık durumunu etkilemistir. Batıdüsüncesinde Aydınlanma çagı ile birlikte Hıristiyanlık ve onun KutsalMetinleri olan Kitab-ı Mukaddes modern bilimsel metotlar ısıgında bazıelestirel arastırmalara tabi tutulmustur. Bunun sonucu olarak da, temelHıristiyan ögretileri ve klasik teoloji kavramları baglayıcı gücünü yitirmistir.Bazı temel klasik Hıristiyan teoloji ögretilerine karsı siddetli tenkitleryönelten din felsefecileri ve teologlardan biri de John Hick'tir. Bu tezde, JohnHick'in uluhiyet anlayısı ısıgında Hıristiyan teismine yönelttigi elestirileriincelemeyi amaçladık. Hick'in yorumuna göre, Hıristiyanlıkta kabul edilensa'nın sahsında hulul etmis Tanrı kavramı, tarihsel olarak göreceli ve dinfelsefesi açısından da mecazi olarak anlasılmalıdır.Bu çalısmada, John Hick'in yazılarında teizm, dini tecrübe, diniçogulculuk, dini inançların akliligi ve benzeri felsefi ögretiler incelenmektedir.Bu tezde ayrıca, John Hick'in onun zati olmayan Tanrı kavramı ve elestirelgerçekçi din felsefesi ısıgında geleneksel Hıristiyan teizmine yönelttigi elestirilertahlil edilmistir. Sonuç olarak da, John Hick'in uluhiyet anlayısı ısıgındaHıristiyan teizminin bazı felsefi güçlükleri oldugu ve savunulamaz göründügükanıtlanmıstır.Anahtar Kelimeler: 1)Teizm, 2)Ulûhiyet, 3)John Hick, 4)Elestirel gerçekçilik, 5)Hıristiyan teizmi.

Şumkar Masiraliev
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Yaşadığı dönemdeki fikirler ışığında Said Halim Paşa ve düşünceleri

Said Halim Pasa II. Mesrutiyet'in ilanından sonra Osmanlı devlet yönetiminde etkili bir siyasal güç haline gelen ttihat ve Terakki Partisinin üyesi olarak 1913 yılında sadrazamlık görevine getirilmistir. Tasıdıgı siyasi kimligin yanı sıra dönemin siyasal ve toplumsal meseleleriyle yakından ilgilenen ve bu konularda çesitli eserler veren bir mütefekkirdir. Çalısmamızın giris bölümünde onun hayatı ve eserleri kısaca tanıtıldıktan sonra, devlet adamı ve mütefekkir olarak öneminden ve Türk düsünce tarihindeki yerinden bahsedilmistir. Birinci bölümde, 19. yüzyıl Osmanlı Devleti'nin siyasal ve toplumsal sistemini gelistirmek amacıyla baslatılan ve Tanzimat dönemiyle birlikte resmilestirilen degisikliklere Said Halim Pasa'nın getirdigi elestiriler eserlerinin tetkikiyle ortaya konulmustur. Dönemin fikir hareketlerinden Osmanlıcılık, slamcılık, Batıcılık ve Türkçülügün gelisimi ve onun bu yöndeki fikirleri ele alınmıstır. kinci bölümde Said Halim Pasa'nın Batı Medeniyetinin slam Medeniyeti ve Osmanlı toplumu üzerinde hakimiyet kurmaya çalıstıgı bir dönemde ortaya koydugu medeniyet anlayısı, slam-Dogu ve Hıristiyan-Batı medeniyetlerine bakısı incelenmistir. Ayrıca bu bölümde Osmanlı'nın Batılılasma çabaları ve bu dönemde düsülen hatalar ile Said Halim Pasa'nın Batılılasma yandaslarına yönelttigi elestiriler, eserlerinden hareketle ortaya konulmustur. Üçüncü bölümde Said Halim Pasa'nın siyasal ve toplumsal düzen hakkındaki fikirleri, devlet, hürriyet, kanun anlayısları incelenmistir. Sonuç bölümünde ise bir devlet adamı ve mütefekkir olarak Said Halim Pasa'nın Osmanlı devlet ve toplumunun gelistirilmesiyle ilgili olarak ileri sürdügü fikirleri özetlenmistir. Anahtar Kelimeler: 1) Siyasal ve Toplumsal Yenilikler, 2) Fikir Hareketleri, 3) Siyaset ve Toplum, 4) Medeniyet Anlayısı, 5) Devlet, 6) Kanun, 7) Hürriyet

Ferhat Ağırman
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Matüridi'de ahlak problemi

Bu çalısma, büyük Türk din bilginlerinden olan ve slam ahlak düsüncesinde akla, bilinenin aksine olarak, Mûtezîle'den fazla vurgu yaparak dinî ve ahlâkî yasantıda aklî yöntemin benimsenmesine katkı saglayan Mâtüridî'nin ahlak anlayısını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Matüridi'ye göre, insan, ahlâkî tutum ve davranıslar hakkında degerlendirme yapmayı saglayan ?iyi? ve ?kötü? deger duygusuna sahiptir. Ahlâkî egitime yatkın olan bu degerlendirme gücünün olusumunda akıl, insânî yaradılıs ve haber'in önemli rolleri vardır. Konumuna uygun hareket eden duygunun bizzat kisinin kendi varlıgı ile topyekûn âlemde kavradıgı ilk gerçek ?hikmet?e iliskin bilgidir. ?Her seyi yerli yerine koyma? anlamına gelen hikmet, Mâtürîdî'nin ahlak anlayısının temel kavramıdır. Bu kavramın zıddı olan sefeh ise, ?bir seyi olması gerekenden baska yere koyma? anlamına gelmektedir. ?yi?, ?akıl? ve ?hikmet? arasındaki olumlu ahlâkî iliski, ?kötü?, ?nefs? ve ?sefeh? arasında da olumsuz anlamda bir ahlâki iliski vardır. Ayrıca, Mâtürîdî, ahlâkî fiilin gerçeklesmesine etki eden unsurlar olarak bireyin arzu ve istegi, Tanrı'nın rızasını kazanma düsüncesi, fiilin sonucunu düsünme gibi konular üzerinde durmaktadır. Ona göre, ahlaki birey, bu unsurların da katkısıyla fiilini seçme ve yapma özgürlügüne sahiptir. Bu konudaki özgürlük, ahlâkî sorumlulugun geregidir. Fiilin gerçeklesmesini engelleyen unsurlardan da söz ederek onlara karsı korunma yolları gösteren Mâtüridi, ahlâkî yetkinlesme yolunda insanın nefsini egitmesine verdigi önem kadar, bu konuda Tanrı'nın yardımını istemeyi de ögütlemek suretiyle ahlak anlayısının hem aklî, hem de dini yönünü ortaya koymaktadır. Matüridi'ye göre, insanın dünyada gerçeklestirmesi gereken bir amacı vardır. Bu amaç, dünya ve ahiret mutlulugudur. Bu amacın, dünya sevgisi, üzüntü, cimrilik, kendini begenme gibi ahlâkî düsüklüklerle göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: 1-Deger ve Deger Duygusu 2- Akıl 3-Hikmet 4-Fiil 5- Mutluluk

Sami Şekeroğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Deizm-bilim ilişkisi

Deizm, 17. yüzyıl sonu ve 18. yüzyıllar boyunca Avrupa ve Amerikalı düşünürler arasında yaygın olan dinî ve felsefi bir harekettir. O, doğal dinin değerini yüceltirken vahyedilmiş dini - özellikle Hıristiyanlığı - kendi dar görüşlü ve mantıksız iddialarından dolayı kınıyordu. Herbert of Cherbury ve John Locke'un "Hıristiyanlığın Makullüğü" adlı çalışmasından etkilenen deist düşünürler, yalnız akla dayalı bir inanç kurmaya teşebbüs ettiler. Deistler, Tanrının doğa kanunlarıyla faaliyet gösterdiğine ve doğanın araştırılmasının Tanrının araştırılması demek olduğuna inanıyorlardı. Onlar, evrenin matematik açıdan mükemmel doğa kanunlarına göre işlediğine; onun, mevcut işleyişine ne vahiy ne de mucize yoluyla müdahale etmeyen akıl sahibi bir Tanrı tarafından yaratıldığına; doğru dînin, rasyonel akıl ve empirik doğa araştırmasıyla bulunabilen "doğal din" olduğuna inanıyorlardı. Şimdi, "Deizm" olarak bilinen bu dinî ve felsefî hareket Newtoncu fikirlerden etkilenmiştir. Deistlere göre evren, Tanrının müdahalesini gerektirmeyen kendi kendine işleyen bir mekanizma gibi görülmektedir. Böylece bu bilimsel argümanlar deizmin formüle edilmesinde vazgeçilmez bir rol oynamış, fakat daha sonra deizm de bilimsel gelişmenin önünü açmıştır. Diğer taraftan deizm, farklı yerel kültürel durumlara dayanarak farklı ülkelerde belli ölçüde farklı etkilere sahip olmuştur. Günümüzde ise, diğer görüşlere karşı tolerans ruhunun gelişmesi hususunda ciddi ölçüde katkıda bulunmaktadır, fakat artık onun eski canlılığı yoktur. VI

BilimDeizmDin+1
Muzaffer Ayvaz
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
Master'sOpen AccessTR

İbn Haldun'da din - felsefe ilişkisi

Öncelikle islam'da din-felsefe ilişkisinin başlaması Yunan felsefesinden yapılan çevirilere; ilmi ve kültürel mirasın aktarılmasına yardımcı olan Yakubi ve Nasturi medreselerine ve kelami-siyasi tartışmalar sonucu oluşan Eşari ve Mutezili okullara dayanır. Felasife de tıpkı Mutezile gibi ilahiyat alanını akli araştırma konusu etmiş, alemi anlamak ve alemle Allah arasındaki bağlantıyı açıklamak için görüş belirtmiştir. ibn Haldun, felasifenin bilgi teorilerini, akıl teorilerini ve duyulur şeylerden yapılan soyutlamaları kabul eder. Sebep-sonuç bağlantısını savunur. Ama aklın konuşma hakkını kıyas ve özel halleri asıl ilkelere bağlama dışında elinden alır. Aklın alanı ile naklin alanı arasında yaptığı bu ayırım onun Gazali'ci olarak nitelenmesine sebep olmuştur. Oysa o bazı bölümlerde Gazali'yi anımsatsa bile, genelde eleştirel bir tutum içindedir, ibn Haldun felsefe ve kelamın alanlarının birbirinden farklı olduğunu belirtir. Eğer bu alanlar karıştırılırsa bundan hem din hem de felsefe zararlı çıkacaktır. İbn Haldun'un getirdiği çözüm budur: Din ile felsefe birbirlerine müdahale etmeyi bırakıp kendi konu ve sorunlarına dönmelidir. Bu, her ikisi içinde en faydalı sonucu verir.

DinDin felsefesiFelsefe+1
Feyzullah Akdemir
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2003
00
Master'sOpen AccessTR

Ebu Süleyman el-Mantıki es-Sicistani ve İslam felsefesindeki yeri

H.4/M. 10. yüzyılda Bağdat şehri canlı bir kültürel dirilişe sahne olmaktaydı. Ebu Nasr el-Farabi ve hristiyan çevirmen Matta b. Yunus bu dönemde felsefi sahada tartışmasız üs tünlükleri kabul edilen kimselerdi. Çalışmamızın konusunu oluşturan Ebu Süleyman es- Sicistânî de Farabi ile İbn Sina arasındaki dönemin getirmiş olduğu felsefî canlılıktan istifade eden düşünürler arasında sayılmaktadır. Sicistânî, Bağdat'ta kendi evinde bir felsefe halkası oluş turarak dönemin dönemin fikrî hareketliliğine katkıda bulun muştur. Bu felsefe halkası müslüman düşünürlerin yanında, hristiyan, yahudi hatta mecûsi ilim adamlarının da katıldıkları gayet heterojen bir görünüm arzetmekteydi. Bu farklı inançlara sahip insanları bir araya getiren şey ise, onların, bilimlerin evrenselliğine olan inançlarıydı. Sicistânî ve arkadaşları kuramsal düşünce çerçevesinde olmak üzere Aristocu kavramlar yardımıyla hakikatin araştırılması ile meşgul oldular. Böyle bir düşüncenin amacı sadece bilimlerin evrensellik ve güzelliğini ortaya koymak olmayıp, aynı zamanda gerçek ve kesin bilgiye ulaşma yolundaki şüphe ve zanlardan kurtulup ruhsal yönden sükûnete ulaşmaktı. Bu ruhî sükûn'un elde edilmesinde Yeni - Eflâtuncu kavramlarla ele alınan ve görünen dünyadan görünmeye âleme doğru giden aklî faaliyetle ilgili bir yükselme söz konusuydu. Sicitâni'nin bu yükseliş zinciri içerisinde giden düşüncesinde Yeni - Eflâtuncu unsurlar ile Aristo felsefesi önemli bir yer kaplıyordu. Bütün bunların yanında Sicistânî için özet olarak söyleyeceğimiz şey, onun, Grek medeniyetinin fikrî unsurlarının Arapların düşünce dünyasına kazandırılması ve yeniden bir felsefî canlılığı sağlamak için düşünsel anlamda mükemmele giden bir dünya görüşünü yaşamının gayesi kabul eden bir filozof olarak felsefe tarihindeki yerini almış olmasıdır.

FelsefeSicistaniİslam felsefesi
Sami Şekeroğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1997
00
DoctorateOpen AccessTR

İslam ahlâk sisteminin mistik boyutu

İslam düşüncesinde ahlâk, önemli bir yere sahip olup günlük hayatımızı ve davranışlarımızı yönlendiren değer ve kuralları içermektedir. Nazarî ve amelî boyutlara haiz olan ahlâkî konu ve kavramlara felsefe, kelâm, tasavvuf gibi alanlarda epeyce yer verilmiştir. Farabi'nin ilimler tasnifinde yer verilen ahlâkın sistematik bir disiplin haline gelmesinde özellikle İslam filozof ve sûfîlerin etkisi büyük olmuştur. Tezimizde ahlâkî düşüncenin felsefî ve tasavvufî açılardan nasıl ele alındığı gösterilmeye çalışılmıştır. Bu doğrultuda giriş bölümünde genel anlamda "ahlâk" ve "etik" kavramları, Kur'an ve Sünnette yer alan ahlâk, şeriatta ahlâkın nasıl şekillendiği gibi konular ele alınarak genel bir çerçeve çizilmeye gayret gösterildi. İlk bölümde İslam ahlâk düşüncesinde sistemli bir yapının olup olmadığı tartışıldı. Mistisizm ve mistik tecrübe, ahlâkta mistik unsur, mistik boyuta geçiş ve ahlâk sisteminde mistik yöntemler gibi konular ele alındı. İkinci bölümde, insanın ahlâkî yapısı ve fail olarak insan konusu ile bir fiilin ahlâkî olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği üzerinde durulmuştur. Tezimizin üçüncü bölümünde İslam ahlâkının temel amaçlarından olan kemal'e ve kemal'e giden yolu ifade eden mistik unsurlara yer verildi. Kemal derecesi, aşk'ın ahlâkî rolü, Tanrı'ya ahlâkî anlamda benzeme, marifetin ahlâkî boyutu, iyi ve kötünün algılanışı ve mutlak iyinin gerçekleştirilmesi, faal akılla ittisal ve mutluluk gibi konular ile genel anlamda ahlâkta yer alan amaçların neler olduğu belirtildi. İslam ahlâk düşüncesinin epistemolojik boyutu olarak "müşâhede" ve "marifet" kavramlarını dördüncü bölümde ele almaya çalıştık. İslam ahlâkının amaçlarından sapmanın ve amaçlarla araçların yer değiştirmesinin ele alındığı son bölümde "mistik" unsurların yerini "faydacı" bir anlayışın alabileceği vurgulandı. Anahtar kelimeler. İslam Ahlâkı, Mistisizm, İslam Felsefesi, Mistik Unsur, Kemâl Kavramı, Dini Tecrübe, Marifet, Tasfiye, Aşk, Faal Akıl, İyi, İlâhi Ahlâk

AhlakAhlak felsefesiAşk+7
Yasin Çeler
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bir din felsefesi problemi olarak din-kültür ilişkisi

Din, içinde doğduğu, yaşamaya başladığı ve kendisine hazır olarak sunulan kültürü etkileyip değiştirirken aynı zamanda bu sürecin içerisinde kendisi de bu kültürden ve kültürel yapıdan etkilenmektedir. Çünkü din, içinde doğup geliştiği topluma ve kültüre yeni anlayış ve yeni bir yaşam biçimi sunarken kendisi de bu kültürel ortamın ve toplumsal yapının etkisi altındadır. Bundan dolayı bu çalışmada özellikle üzerinde durulan husus; kültürün en önemli unsuru olarak görülebilecek olan dinin kültürden, kültürün dinden bağımsız olarak addedilemeyeceği yargısıdır. Kültür ve din bir madalyonun iki yüzü gibi değerlendirilirse kültürsüz bir dinin veya kültürel yapıdan uzak ve bu yapıdan bağımsız gelişen bir dinin olabilmesi, oluşabilmesi ve şeriatını oluşturabilmesi nasıl imkânsızsa, dinden beslenmeyen ve dini özellikleri içerisinde barındırmayan herhangi bir kültürün de düşünülebilmesi imkânsızdır. Bundan dolayı rahatlıkla şunu söyleyebiliriz ki kültürü, dinin oluştuğu veya yaşadığı ortamdan, çevreden ayrı tutmak, onu soyutlamak, bir anlamda onu yok saymak adeta dinin boşluğa veya muhatabı olmayan boş bir çevreye ve beldeye indiğini varsaymak kadar anlamsızdır. Anahtar Kelimeler: Din Felsefesi, Din, Kültür, Gelenek, Medeniyet, Şeriat.

Din felsefesiDin-kültür ilişkileriFelsefe+2
Mustafa Keleş
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hilmi Ziya Ülken'de din-siyaset ilişkisi

Bu çalışmada, Türkiye'nin son dönem yetiştirdiği düşünürlerinden Hilmi Ziya Ülken'in din-siyaset ilişkisine dair görüşleri, siyasî kavramlara yüklediği anlam çerçevesinde sistemli bir şekilde değerlendirilecektir. Hilmi Ziya Ülken'in din-siyaset ilişkisine ilişkin görüşleri ele alınırken öncelikle siyasetin zemin bulduğu insan unsuru ve onu toplumsal hayatın bir parçası haline getiren ahlak ve değer konuları bir arada ele alınacaktır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise Hilmi Ziya Ülken'in siyasî kavramlara yüklediği anlam ve din-siyaset ilişkisi bağlamında hangi zemine oturduğu tespit edilecektir. Üçüncü ve son bölümde ise Ülken'in siyasetin yürütülmesine ilişkin çözüm önerileri dile getirilmek suretiyle kurguladığı mertebeler devleti anlayışıyla günümüz problemlerine nasıl katkılar getirebileceği tartışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Felsefe, Siyaset, Din, Ahlak, Mertebeler.

AhlakDin felsefesiDin-siyaset ilişkileri+1
Fatma Koçak
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Agnostisizm - ateizm ilişkisi

Tanrı problemi ekseninde insanlar kabaca Tanrı'ya inanan, Tanrı'ya inanmayan veya Tanrı'nın varlığı veya yokluğu hakkında herhangi bir bilgiye sahip olmayan ve kararını askıya alanlar olarak üç gruba ayrılmaktadırlar. Bunlara ise sırasıyla, teist, ateist ve agnostik denilmektedir. Fakat çoğu zaman bu sınıflandırmalar keskin bir çizgiyle birbirinden ayrılamamaktadır. Teist bir insan bilgi anlamında agnostik bir konuma sahipken, inanma anlamında teist anlayışı devam ettirebilmektedir. Genel anlamda ateistler, Tanrı'nın var olmadığını iddia edenlerdir. Fakat kendini ateist olarak tanımlamasına rağmen aslında Tanrı'nın varlığını bilme konusunda aynı şekilde agnostik olduğunu düşünenler de vardır. Bunlar da yaşantılarında Tanrı yokmuş gibi yaşamaktadırlar fakat Tanrı'nın ne varlığını ne de yokluğunu bilemeyeceklerini düşünmektedirler. Agnostikler ise bu iki gruptan da ayrılır. Onlar Tanrı'nın ne varlığı ne de yokluğu tarafında da değillerdir. İnsan aklının böyle bir konuda herhangi bir bilgiye ulaşmasının imkânsız olduğunu düşünürler. Agnostikler de bundan dolayı, genellikle Tanrı'ya inanma veya O'nu reddetme konusunda kararlarını askıya alırlar. Genel anlamda bu üç sınıflandırmanın sonucunda agnostisizmin her ne kadar ateizm ve teizmden farklı olduğu anlatılsa da aslında ateizmle yakın bir ilişkisi söz konusudur. Onların aynı fikre sahip oldukları nokta Tanrı yokmuş gibi tavra sahip olmalarıdır. Farklılaştıkları nokta ise ateizm Tanrı hakkında O'nun var olmadığını iddia ederken, agnostisizm ne varlığı ne de yokluğu hakkında herhangi bir iddiaya sahip olmadığını söylemektedir. Bu da aslında çok önemli bir farkı doğurmaktadır. Sonuç olarak bir insan epistemolojik anlamda agnostik-pratik anlamda ise ateist olabilir. Aynı zamanda epistemolojik anlamda agnostik-pratik anlamda ise teist de olabilir. Dolayısıyla agnostisizm her ikisiyle de hem yakın bir ilişkiye hem de bir farka sahiptir. Anahtar Kelimeler: Agnostisizm, Ateizm, Tanrı, Agnostik, Ateist, İnanç.

AgnostisizmAteizmDin felsefesi+7
Cevdet Karataş
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00

Other supervisors