Theses supervised by Prof. Dr. Hüseyin Altundağ

11 theses · Sakarya University

Master'sOpen AccessTR

Cep telefonu ve bilgisayar pilinden geri kazanılan bazı metallerin emaye fritlerinde kullanılması

Frit cam yapılı ara bir mamüldür. Kobalt, lityum, mangan, nikel, demir, bakır gibi hammaddelerin belirli oranlarda reçetesinin hazırlanıp tartıldıktan sonra yüksek sıcaklıkta ergitilip oluşan camsı yapılara frit denir. Eğer eriyen frit soğuk suyun içine boşaltılırsa boncuk frit, soğuk silindirler arasından geçerek ani şoklama yapılırsa pul frit denir. Bu fritlerin ise farklı farklı oranlarda birbirleriyle karıştırılmasıyla da emaye oluşur. Emayeye özellik kazandıran ana hammadde frittir. Emayeler Na, K, Ba, Li, Ca, Mg gibi elementlerin oksitlerinin tercih edildiği emayeden beklenen özelliğe göre Al, Ti, Zr, F gibi elementlerin de oksitlerini içeren borosilikat yapısının toz ve yaş olarak kullanılan kaplama malzemesidir. Oluşan fritlerin farklı katkılarıyla değirmenlerde belirli boyutlarda öğütülmesiyle emaye oluşur. Oluşan emayeler uygun yöntemlere göre belirlenen sıcaklık ve sürelerde pişirilerek yüzeylere yayılır. İstenilen özelliklere göre emaye çeşitleri; Astar kat emaye, sitrik asit dayanıklı emaye, ETC direkt emaye, buhar dayanıklı pirolitik emaye, taransparan emaye, katalitik emaye, sıcak su dayanıklı emaye, ızgara ve bek kapağı emaye, kendinden renkli ikinci kat emayeler gibi kullanım alanları ve ihtiyaçlara göre çeşitleri vardır. Öğütme işlemi bu proseste önemli rol oynamaktadır. Öğütme inceliğinin aynı sürede olması değirmene yüklenecek olan fritin ağırlığıda önemlidir. Eğer frit miktarı fazla olursa değirmenin fritleri öğütme süresi artar fakat değirmene yüklenen frit miktarı az olursa içindeki bilyelerin birbirine sürtünmesiyle bilyeler aşınır bu da istenilen bir durum değildir. Emaye kaplanmış ürünler mutfak eşyaları, ocak, fırın, fırın tepsileri, beyaz eşya, soba, küvet, kimya endüstrisi gibi çok geniş çaplı uygulama alanları vardır. Bu kadar geniş çaplı kullanılmasının sebebi hijyeniklik, buhar dayanımı, aside dayanıklı, neme ve kimyasal maddelere ve ısıya dayanımı olması, temizleme kolaylığı, çizilme ve aşınmaya karşı sert bir yüzeyinin olması, koku ve tad vermeyen yüzey oluşturması, estetik görünüm sağlaması gibi olumlu özellikleri vardır. Emayeler hem elektrostatik toz hemde yaş olarak uygulamaları yapılabilir. Malzemelerin ömrünün tükenmiş olması atık durumunda olduğunu göstermektedir. Günümüzde oluşan genel problemde oluşan bu atıklardan kaynaklanmaktadır. Atık miktarının artması da günümüzde atık ekonomisi oluşturur. Dünyada olan atık miktarı ciddi oranda artış göstermiştir. Atıkların ciddi boyutlara gelmiş olduğu bu zamanda atık pil sorunu dünyanın önemli bir problemi olmuştur. Lityum iyon piller, lityum iyonlarının batarya içinde hareket ederek depolandığı bir türdür. Pil şarj edildiğinde lityum iyonları negatif yönden pozitif yöne doğru hareket eder pil deşarj olurken de bu işlem tam tersi gerçekleşir. Lityum iyon pil kullanımının avantajları yüksek enerji yoğunluğuna sahiptirler, hızlıca sarj olurlar ve uzun ömürlülerdir. Dezavantajları ise aşırı sıcaklar lityum iyon pillerinin çalışma kapasitelerini düşürüp güvenlikle ilgili riskler oluşturabilirler. Diğer bir dezavantajı ise maliyetleri diğer üretilen pil çeşitlerine göre daha yüksektir. Bu çalışmada, kullanım ömrünü tamamlamış cep telefonu ve bilgisayar pillerinden geri dönüşüm yoluyla elde edilen ikincil hammaddenin, emaye sektöründe yaygın olarak kullanılan emaye frit reçetelerinde ne ölçüde değerlendirilebileceği araştırılmıştır. Çalışma, hem sürdürülebilirlik hem de ekonomik verimlilik ilkeleri doğrultusunda, atıkların yeniden işlenerek katma değerli bir ürüne dönüştürülmesini hedeflemektedir. Geri dönüşüm işlemi sonucunda elde edilen toz yapıdaki malzemenin kimyasal bileşimi detaylı analizlerle belirlenmiş; ardından bu veriler doğrultusunda emaye üretiminde kullanılabilecek biçimde oranlanarak reçetelere dahil edilmiştir. Böylece hem üretim maliyetlerini düşürme potansiyeli olan alternatif bir kaynak elde edilmesi, hem de çevreye zararlı olabilecek atık pillerin faydalı bir şekilde değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Emaye frit reçetelerinde sıklıkla yer verilen bazı stratejik metal oksitler, özellikle nikel oksit (NiO), kobalt oksit (CoO), mangan oksit (MnO) ve lityum oksit (Li₂O) gibi geleneksel olarak piyasadan saf bileşikler şeklinde yüksek maliyetlerle temin edilmektedir. Bu maddeler aynı zamanda lityum-iyon pillerin içeriğinde doğal olarak bulunan ve geri kazanılabilir nitelikteki temel bileşenlerdir. Bu bağlamda, çalışma kapsamında değerlendirilen yaklaşım sayesinde, lityum pillerin içeriğinden doğrudan elde edilen bu metal oksitlerin geri dönüşüm yoluyla üretime entegre edilmesi, geleneksel yöntemlere kıyasla ciddi maliyet avantajı sunmaktadır. Hurdaya çıkmış cep telefonu ve bilgisayar pillerinin geri dönüştürülmesine, öncelikle pilin deşarj işlemi ile başlanır. Bu işlem güvenlik açısından oldukça önemlidir, zira içeriğinde hala gerilim ihtiva eden pillerin güneşin altında bırakılması veya proseste kırılması esnasında patlaması riski vardır. Tuzlu su çözeltisi ile gerilim değeri 1Volt 'un altına düşürülen piller, kırıcıdan geçirilerek parçalara ayrılır ve toz haline getirilir. Toz haline gelen malzeme, içeriğindeki kaba malzemelerin uzaklaştırılması amacıyla elenir ve farklı sıcaklıklarda kalsine edilerek organik maddeler uzaklaştırılır. Kalsinasyon sonucu oluşan toz halindeki malzemeye XRF, XRD, SEM ve AAS cihazları yardımıyla enstrümental analizler yapılarak kimyasal analizi ve fazları belirlenir. Analiz sonuçlarına göre oluşan bu yeni hammaddenin, kobaltlı emaye fritlerinde kullanılabilirliği araştırılmıştır. Hali hazırda üretilen ETC ve sitrik asit dayanıklı siyah emaye fritlerde, pilde bulunması muhtemel olan kobalt, nikel, lityum ve mangan oksitlerin tamamı bulunmaktadır. Bu metal oksitler, kobalt oksit, nikel oksit, lityum karbonat ve mangan karbonat hammaddelerinin emaye friti reçetesinde tartılıp ergitilmesi sonucu oluşan emaye friti içeriğinde bulunmaktadır. Pillerin içeriğine göre emaye fritinin oksidik kompozisyonundaki bu metal oksitler hesaplanarak pilden geri dönüştürülen bu hammaddeden maksimum miktarda kullanılabilirliği gözlemlenmiştir. Geri dönüşümle elde edilen hammaddenin analizine göre; bilgisayar pilinde, CoO miktarı %69,989, NiO miktarı %0,505, MnO miktarı %0,224, Li2O miktarı %19,16'tir. Cep telefonu pilinde; CoO miktarı %58,480, NiO miktarı %0,899, MnO miktarı %0,770 ve Li2O miktarı %18,61'tir. Bu analiz sonuçlarına göre, ETC Siyah frit ve asit dayanımlı siyah fritlerin reçeteleri hesaplanarak ergitme yapılmıştır. Ergitme sonucunda fritlerin plaka yüzey görüntüsü, rengi, yapışma özelliği, akışkanlığı, sitrik asit testi, ETC testleri yapılmıştır ve aynı fritlerin standartları ile karşılaştırılmıştır. Alınan olumlu sonuçlar karşısında atık cep telefonu ve bilgisayar pillerinin ETC ve asit dayanımlı siyah fritlerde kullanılabilir olduğu gözlenmiştir. Bu hammaddeyi, aynı oranlara sahip standart hammaddeler ile karşılaştırdığımızda ortalama beş kat maliyet farkı olduğu gözlemlenmiştir. Buna karşılık, standart hammaddeler kullanılarak yapılan fritler ile karşılaştırıldığında maliyet açısından %15 – 20 fayda sağladığı görülmüştür. Tüm bu sonuçlar doğrultusunda, atık cep telefonu ve bilgisayar pillerinden geri dönüştürülen toz malzemenin, özellikle siyah emaye frit üretiminde hem teknik hem de ekonomik olarak kullanılabilir olduğu kanıtlanmıştır. Bu yaklaşım, hem sanayide alternatif ve yerli hammadde kaynaklarının değerlendirilmesine imkân tanımakta hem de çevresel atık yükünün azaltılmasına katkı sağlayarak sürdürülebilir üretim anlayışına doğrudan hizmet etmektedir.

Dilay Par
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Manyetik katı faz ekstraksiyonu metodu ile vanadyum zenginleştirmesi ve ICP-OES ile tayini

Sunulan çalışmada, ekstraksiyon yöntemlerinden biri olan manyetik katı faz ekstraksiyonu yöntemi kullanılarak adsorpsiyon işlemi gerçekleştirilmiştir. Manyetik katı faz ekstraksiyonu için adsorban olarak yüzey aktif madde olan Igepal Co-520 ile kaplanmış Fe3O4 nanoparçacıklarının sentezi gerçekleştirilmiştir. Vanadyum tayini için sentezlenen nanoparçacıklar, FESEM, EDX, XRD, FT-IR ve TGA ile karakterize edilerek ICP-OES cihazı ile tayin edilmiştir. Çalışmada pH değeri, adsorban miktarı ve temas süresi ayarlanarak zenginleştirme için optimum koşullar belirlenmiştir. Ayrıca adsorpsiyon izotermleri, adsorpsiyon kinetiği, yabancı iyon çalışmaları, desorpsiyon ve analitik değer çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Hedef metalleri taşıyan manyetik nanoparçacıklar, harici bir manyetik alan uygulanarak sulu çözeltiden kolayca ayrılabildiklerinden filtrasyon veya santrifüjleme gerekli olmamaktadır. Yöntem hem Langmuir hem de Freundlich izoterm modelleriyle uyumludur. Deneyde iç standart madde olarak indiyum çözeltisi kullanılmıştır. Yapılan çalışmada, Fe3O4 nanoparçacıklar İgepal Co-520 ile kaplanarak vanadyum zenginleştirilmesinde kullanılmıştır. Çalışmada uygun optimum koşullar pH = 3, 5 mg adsorban miktarı ve 120 dakika temas süresi olarak bulunmuştur. Bu optimum koşullar altında V5+ iyonunun sulu çözeltiden geri kazanımı gercekleştirilmiştir. İzoterm çalışmalarında, V5+ derişim 1 mg/L ile 100 mg/L arasında değiştirilerek adsorpsiyona etkisi incelenmiştir. V5+ adsorpsiyonu için Langmuir modelinin (R2>0,99) Fredundlich modeline göre (R2<0,87) daha uyumlu olduğu görülmektedir. Langmuir izoterm modeli Freundlich izoterm modeline kıyasla adsorpsiyonun tek katmanlı olarak gerçekleştiğini açıklamaktadır. Buna göre çalışmada yer alan adorpsiyonun tek katmanlı olduğu söylenebilmektedir. Yalancı birinci dereceden ve yalancı ikinci dereceden denklemlerle çalışılarak adsorpsiyon kinetik modelleri değerlendirilmiştir. Yalancı ikinci dereceden denklemin (R2>0,89) modelleme için yalancı birinci dereceden denklemden (R2<0,56) daha uyumlu olduğu görülmüştür. Zenginleştirme faktörü (EF), tayin limiti (LOQ) ve bağıl standart sapma değerleri (RSD) sırası ile 114, 278 µg/L, 83 µg/L ve % 1,20 olarak hesaplanmıştır. Asidik (HCl) ve bazik (NaOH) ajanlarının, manyetik Fe3O4 yüzeyinde adsorbe edilmiş V5+ iyonlarının desorplanması üzerindeki etkisi farklı molaritelerde incelenmiş ve karşılaştırılmıştır. Buna göre HCl'nın 1 mol/L derişimde olduğunda maksiumum geri kazanıma ulaşıldığından dolayı ileri çalışmalarda HCl derişimi 1 mol/L olarak kullanılmıştır. NaOH'in desorpsiyon ajanı olduğu durumda etkinliğinin maksimum % 87,18 geri kazanıma ulaşılmış fakat % 100 geri kazanım elde edilememiştir. Manyetik Fe3O4 ve V5+ arasındaki elektrostatik çekim, HCI derişimi arttıkça azaldığından analitin adsorban yüzeyinden kolaylıkla ayrılabileceği anlaşılmıştır.

AdsorpsiyonDesorpsiyonKarakterizasyon+4
Nergiz Sevgin
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Büyükşehirlerde yangın risk değerlendirmesi: Sakarya ili örneği

Sakarya ili tarihsel olarak milattan önce 12. Yüzyıldan itibaren insan yaşamına ev sahipliği yapmış ve üzerinde birçok medeniyet hüküm sürmüştür. Çok eskiye dayanan tarihi ve coğrafi yapısı sayesinde ulusal açıdan çok önemli bir yere sahiptir. 16 ilçesi ile 4817 kilometrekarelik bir yüzölçümüne sahip olan Sakarya ili 2021 Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 1.060.876 kişilik bir nüfusa sahiptir. Sakarya ilinde bulunan liman, demiryolu, otoyol ve uluslararası yollara sahip olması birçok özel ve devlet destekli fabrikaya ev sahipliği yapmasını sağlamaktadır. Ulaşımdaki elverişli yapısından dolayı Sakarya ilinde 7 adet Organize Sanayi Bölgesi bulunmaktadır. Yanma, yanıcı madde, oksijen ve ısının birleşmesi ile oluşan ve kontrol edilemediğinde büyük felaketlere yol açan bir olaydır. Oluşan bu olaya müdahale edilememesi durumunda büyük kayıplar yaşanabilmektedir. Yanmanın oluşabilmesi için ihtiyaç duyulan kaynaklardan birisi yanıcı maddedir. Yanıcı maddeler genellikle organik bileşikli bir yapıya sahiptirler. Bu maddeler katı, sıvı ve gaz haldeki maddelerdir. Her durumun kendine özgü karakteristik özellikleri bulunmaktadır. Bunlar; •Katı yanıcı maddelerde; katı halden erime göstererek değişime gider ve sıvı hale geçer aldığı ısı ile buharlaşarak yanma olayının devam etmesini sağlamaktadır. •Sıvı yanıcı maddelerde; yanıcı madde sıvı değil buharlaşan gazlardır. Bu tür yanıcı maddelerde korlaşma olmamaktadır. Yanma ise hızlı bir şekilde gerçekleşmektedir. Sıvı yanıcı maddeler su ile karışabilen ve karışamayan diye ikiye ayrılmaktadırlar. Sıvı yanıcı maddeler su ile karışabilme durumlarına göre müdahale şekilleri değişebilmektedirler. Su ile karışabilen sıvılara su ile müdahale etmek mümkün iken su ile karışmayan yanıcı sıvıların üstünü kapatma özelliğine sahip köpüklerle müdahale edilebilmektedir. •Gaz haldeki yanıcı maddelerde; katı ve sıvıya göre yanma eğilimleri farklıdır. Bu tür yanıcı maddeler çok hızlı yanma eğilimi göstermektedirler. Yanmayı tetiklemek için ufak bir kıvılcım yetmektedir. Gaz haldeki yanıcı maddeler genellikle kapalı kaplarda bulunmaktadırlar. Yanma olayı önce bulundukları alanın patlaması daha sonrasında ise alevli bir şekilde yanması ile devam etmektedir. Yanıcı maddenin yanma reaksiyonu gösterebilmesi için alt ve üst patlama limitleri bulunmakla birlikte bulunduğu ortamda en az %12' lik oksijen oranına da ihtiyacı bulunmaktadır. Yanmanın gerçekleşebilmesi için ihtiyaç duyulan etkenlerden birisi de oksijendir. Saf oksijenin yanıcı özelliği bulunmamaktadır. Ancak havada bulunan oksijen içinde bulunan diğer gazlarla beraber oluşturduğu karışım ile yakıcı bir özelliğe sahiptir. Oksijen kokusuz ve renksizdir. Gaz yanmaları için ortamda en az %12, katı ve sıvı yanmalarda ise en az %16 oranını sağlaması gerekmektedir. Atmosferimizde bulunan oksijen oranı %21'dir ve bu oran yanmanın gerçeklemesi için yeterli oranı sağlamaktadır. Yanmanın gerçekleşebilmesi için ihtiyaç duyulan son etken ise ısıdır. Doğada oksijen ve yanıcı madde sürekli temas halinde bulunmaktadır fakat yanma olayı gerçekleşmemektedir. Yanmayı sağlayabilmek için tutuşturma sıcaklığını sağlayabilecek ısı ile birleşmesi gerekmektedir. Gerekli olan tüm şartlar oluştuğunda ise yanma olayı gerçekleşebilmektedir. Isı kaynakları doğal ve suni olarak ikiye ayrılmaktadır. Doğal kaynaklar; güneş, yıldırım, volkan patlamaları sayılabilmektedir. Suni kaynaklar ise elektrik, sürtünme, patlayıcı maddeler sayılabilmektedir. İhtiyaç duyulan tüm şartların oluşması ile meydana gelen yanma olayı 5 şekilde gerçekleşmektedir. Bunlar; yavaş yanma, kendi kendine yanma, hızlı yanma, parlama patlama şeklinde yanmalar ve detonasyon 'dur. •Yavaş yanma; ısı ve duman gibi belirtileri fark edilmeyecek kadar az olan maddenin buhar, yanıcı gaz oluşturmadığı, yeterli oksijenin olmaması ve ısının yetersiz kaldığı durumlarda oluşmaktadır. Canlıların solunum yapması veya demirin oksitlenmesi yavaş yanmaya örnek oluşturmaktadır. •Kendi kendine yanma; maddenin zaman içerisinde yavaş yanma olayı biçiminde ilerleyerek hızlı yanmaya dönüşmesidir. Ortam sıcaklığı gerekli yanma ortamını oluşturabilmektedir. •Hızlı yanma; yanmanın bütün hallerini içinde bulunduran yanma şeklidir. Hızlı yanmalarda ısı, ışık, alev ve korlaşma mevcuttur. •Parlama ve patlama şeklinde yanmalarda; parlama buharlaşan sıvı maddelerin oksijen ve ısı ile meydana getirdiği reaksiyon, patlama ise maddenin bir anda tamamen yanması ile gerçeklemesi durumudur. •Detonasyon ise patlayıcı maddelerin oluşturduğu yanma reaksiyonlarına denilmektedir. Bu tür yanmalar çok hızlı yanma olarak ifade edilebilmektedirler. Yangın Türk Dil Kurumu tarafından "zarara yol açan büyük ateş" olarak ifade edilse de kontrol dışına çıkmış yanma olaylarına da yangın diyebilmekteyiz. Yangın olayı birçok sebebe dayanmaktadır. Bunlar genel olarak; Bilgisizlik, dikkatsizlik, ihmal, kazalar, sıçrama, sabotaj olmaktadır. Dünyada ve ülkemizde yangınlar müdahale edilebilirliği açısından sınıflandırılmaya tabii tutulmuşlardır. Yapılan sınıflandırmalar ülkemizde de diğer ülkelerin standartlarına göre benzerlik göstermektedir. Ülkemizde yapılan sınıflandırmaya göre yangınlar Türk Standartları Enstitüsü tarafından içerikleri ve müdahale şekilleri açısından 5 sınıfa ayrılmışlardır. Bunlar; •A sınıfı Yangınlar kor haline gelmiş organik yapıdaki katı madde yangınlarıdır. •B Sınıfı Yangınlar sıvı halde bulunan veyahut sıvılaşabilecek katı madde yangınları olarak adlandırılırlar. •C sınıfı yangınlar gaz yangınlarını ele almaktadır. •D sınıfı yangınlar metal yangınları olarak ifade edilmektedir. •F sınıfı yangınlar ise pişirme gereçleri içerisinde bulunan bitkisel ve hayvansal yağların yangınlarını ele almaktadır. Dünya üzerinde birçok afet gelişmektedir. Oluşan bu afetler dahilinde insan hayatı sekteye uğramakta ve durma noktasına kadar gelebilmektedir. Hayatımızı olumsuz yönde etkileten afetlerden birisi de yangınlardır. Yangının kontrol altına alınamadığı zamanlarda çok büyük etkilere sahip olabilmekte ve insan yaşamını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. İnsanlığın ateşi kullanmaya başladığı alt Paleolitik dönemden itibaren ateş dost olmasının yanında bir düşman olarak ta görülmüştür. Bu düşmanı kontrol altına alabilmek için itfaiye hizmetlerine ihtiyaç duyulmuştur. Karşımıza ilk çıkan teşkilatlanma Roma dönemi imparatoru Ogüst ile meydana geldiği bilinmektedir. Ogüst tarafından oluşturulan ilk itfaiye teşkilatı köleler tarafından 7 ayrı bölgede hizmet vermeye başlamıştır. İhtiyaç duyulan bu teşkilatlanma Roma toprakları dışına çıkarak zamanın getirdiği yeniliklerle beraber kendini de geliştirmiştir. Günümüze geldiğimizde ise cumhuriyet dönemi ile itfaiye teşkilatlanmaları belediyelere devredilmiştir. Sakarya ili açısından değerlendirme yaptığımız bu çalışmada Sakarya itfaiyesi 17 Ağustos 1999 tarihinde gerçekleşen deprem ile tüm malzemeleri enkaz altında kalmış ve büyük zarara uğramıştır. Avrupa Birliği hibesi özel anlaşması ile Marmara Depremi Rehabilitasyonu Programı kapsamında tekrar yapılandırılmıştır. Birçok araç ve malzeme temini ile Türkiye'de genel ortalamanın üstünde kendine önemli bir yer edinmiştir. Büyükşehir olması ile itfaiye hizmetlerini daire başkanlığı olarak veren Sakarya itfaiyesi 4 şube müdürlüğü 12 grup ve 7 müfreze ile hizmet vermektedir. Hizmet standartlarını 26326 sayılı "Belediye İtfaiye Yönetmeliği" kapsamında uygulamaktadır. Bu çalışma ile Sakarya ilinde 2015-2022 yılları arasında gerçekleşen yapısal yangınlar istatistiki veriler üzerinden incelenmiştir. Ele alınan yapısal yangın verileri ile 8 yıllık süreçte toplam 29793 yangın çıkışı olduğu incelemeye konu olan yapısal yangınların ise toplamda 5773 adet olduğu tespit edilmiştir. Yangın çıkış nedenlerinde ise ilk sırayı baca ve kalorifer daha sonrasında ise elektrik yangınlarının aldığı görülmektedir. Yıllar içerisinde yangın kaynaklı sivil yaralanmalar ve ölüm oranları ele alınmıştır. Sakarya ilçelerinde çıkan yangınlar ve nüfusa göre yangın yüküne bakılmaktadır. Sonuç olarak tüm ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de tarih boyunca gelişim göstermekte olan itfaiye teşkilatlarının öncelikli görevleri oluşabilecek yangınları oluşmadan engelleyebilmek ya da mümkün olan en kısa sürede müdahale edebilmektir. Her ülkede farklı yapılara sahip olsa da teşkilatlar aynı amaca hizmet etmektedirler. Sakarya ili ise coğrafi özellikleri itibari ile yangın riskinin yüksek olan bir şehirdir. 2015-2022 yılları arasındaki veriler ışığında en çok betonarme binalarda yangın çıktığı görülmüştür. Çıkış sebepleri açısından baca ve elektrik kaynaklı yangınların yüksek olduğu ve oluşan yangınların en çok kış aylarında yaşandığı izlenmektedir. Sakarya itfaiye teşkilatın güçlendirilmesi ve teknolojik yeniliklere ayak uydurması gerekliliği anlaşılmış. Yangın öncesi ve sonrasında gerekli güvenlik önlemleri alınarak vatandaşın maddi ve manevi kayıplardan uzak durması gerekliliği ön plana çıkartılmıştır.

Yavuz Balcı
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de itfaiye teşkilat kültürü ve çeşitliliğine genel bakış

Tez çalışmamızın ilk bölümünü oluşturan yerel yönetimlerde bulunan itfaiye teşkilatlarının Dünya ve Türkiye'deki kuruluşundan günümüze kadar olan tarihi, gelişmeleri, yapısı, hangi olay üzerine ve hangi kanuni düzenlemeler ile yapılandırıldığını araştırmak oluşturmaktadır. İtfaiye teşkilat tarihini araştırmaya başlarken önce tehdit unsuru olan ateşin bulunduğu ve insanoğlu tarafından kontrollü bir şekilde kullanılmaya başlandığı tarihlere ulaşılmıştır. Bu da bizi günümüzden yaklaşık olarak 2,5 milyon yıl ile 200.000 yıl öncesine dayanan uzmanlarca alt paleotik dönem olarak adlandırılan eski taş devrine kadar ulaştırmıştır. Yangın ise ateşin yanma olayının kontrol dışına çıkması ile gerçekleşir. İtfaiye teşkilatlarının kurulduğu zamanlar ilk ve tek amacı yangınlara müdahale etmektir. Ancak daha sonraları görülmüştür ki bu yeterli olmamaktadır. Gelişen nüfus, sosyal yaşam, ticaret, depolama, taşımacılık, teknoloji gibi unsurlar beraberinde itfaiye teşkilatlarının görev ve sorumluluklarını arttırmıştır. İtfaiye teşkilatının müdahale ettiği bütün olaylar da afet olarak nitelendirilmektedir. İşte yangın gibi insan yaşamını durdurma noktasına getiren veya olumsuz şekilde etkileyen gerek insan gerek doğal yollarla meydana gelen sonucunda da can ve mal kayıplarına sebep olabilen durumlar afet olarak nitelendirilmektedir. Çalışmamızın ikinci bölümünde de bireylerin etkilendikleri bu afetlere ülkemizde müdahale eden çeşitli kamu ve özel kurumlar bünyesinde çalışan veya vakıf ya da dernek statüsü altında birleşen gönüllü bireylerden oluşan organizasyon yapıları araştırılarak, kurulma alt yapısı ve tarihi ile birlikte olası afetlerde nasıl ve hangi çatı altında hizmet ettikleri açıklanmaya çalışılmıştır. Organizasyon yapıları ve afet içerisindeki rolleri anlatılmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise ülkemizde 30'u Büyükşehir olmak üzere 81 ilde yerel yönetimler çatısı altında Büyükşehir, il, ilçe ve belde yönetimleri altında hizmet veren itfaiye teşkilatlarının araç ve personel durumunu incelemek üzere ölçüt olarak kullanacağımız ülkenin en yoğun ticaret, ulaşım ve nüfus güzergahı üzerinde olan İstanbul, Kocaeli, Sakarya Büyükşehir Belediyeleri itfaiye teşkilatları ile başkentimiz Ankara Büyükşehir Belediyesinin itfaiye teşkilatını, bunlara ilave olarak ta 2023 yılı başlarında yaşamış olduğumuz büyük afetin merkezi olan Kahramanmaraş ilimizin Büyükşehir Belediye itfaiye teşkilatlarının durumunu araştırarak yönetmelikte istenilen sayıları hangi ölçüde karşıladıkları incelenmiştir. Dördüncü bölümde köklü bir geçmişe sahip olmasına rağmen hala ülkemizde meslek sınıfı olarak görülmeyen itfaiyeciliğin eğitim öğretim kurumlarında branş eğitimi olarak hangi düzeyde ve kurumlarda eğitiminin verildiği araştırılmıştır. Araştırma sonucunda Millî Eğitim Bakanlığına bağlı lise ve Yüksek Öğretim Kurumuna bağlı üniversite düzeyinde birçok kurumda meslek bölümlerinde branş eğitimi olarak verildiği görülerek müfredat yapıları incelenmiştir. Beşinci bölümde Dünya'da ve Türkiye'de meslek sınıflandırmaları ve biçimleri araştırılmıştır. Dünya'da çalışma standartlarını belirlemek, çalışma yaşamında hakları gözetmek, insana yakışan iş fırsatlarını özendirmek, sosyal korumayı ve çalışma yaşamındaki diğer hususları irtibatlandırarak meslek sınıflandırmasını yapan Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından yapılan meslek sınıflandırılmaları incelenmiştir. Türkiye'de ise bu uygulamayı ilk defa gerçekleştiren Öğretim Üyesi Doç. Dr. Lütfi SUNAR tarafından yürütülen Toplumsal Yapı Araştırmaları Programı kapsamında 2014 ve 2019 yıllarında gerçekleştirilen Türkiye'de Çalışma Hayatı ve Meslekler konulu araştırma incelenmiştir. Burada itfaiyecilerin yaptığı işin itfaiyecilik terimi adı altında Türkiye'deki sıralaması görülmüş ve değerlendirilmiştir. Altıncı bölümde ülkemizin yasama organı olan Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekillerimiz tarafından geçmişten günümüze itfaiyecilik adına verilen kanun teklifleri araştırılmıştır. 1996 yılından günümüze kadar itfaiyecilik ile ilgili 53 kanun teklifi verildiği görülmüştür. Bu kanun tekliflerinin 15 tanesinin halen komisyonlarda inceleme durumunda olduğu, diğer verilen tekliflerden şimdiye dek 4 tanesinin yasalaştığı anlaşılmıştır. Verilen kanun tekliflerinin 13 konu başlığı altında toplandığı görülmüştür. Son bölümde ise bütün yapılan araştırmalar ışığında sonuç ve öneri kısmı oluşturularak ülkemizde meslek sınıfı olarak nitelendirilmeyen itfaiyeciliğin karşılaşılan sorunları irdelenerek çözüm yolları oluşturulmuş, meslek sınıfı olması ve gelişimi ile ilgili öneriler sunulmuştur.

Orkan Tataroğlu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Manyetik katı faz ekstraksiyonu yöntemi ile kobalt ve kadmiyum iyonlarının önderiştirilmesi ve ICP-OES tayini

Endüstri ve sanayinin artması ile doğal kaynakları yok olmakta ve çevre kirliliği artış göstermektedir. Çevrede biriken ağır metaller ekosisteme dahil olarak besin zincirine katılmaktadır. Bu sebepten günümüzde ağır metal tayinleri ve ağır metallerin geri kazanımları önem kazanmıştır. Bu çalışmada ekstraksiyon yöntemlerinden biri olan manyetik katı faz ekstraksiyon yöntemi kullanılmıştır. Bu tez, adsorban olarak sırasıyla APTES ve TX-114 ile modifiye edilmiş Fe3O4 nanoparçacığının sentezlenmesi ve daha sonra bu nanoparçacıkların Co(II) ve Cd(II) ağır metal katyonları ile zenginleştirilerek manyetik katı faz ekstraksiyon tekniği ile tayin edilmesi çalışmasıdır. FESEM, EDX, FT-IR ve TGA cihazları kullanılarak ağır metal tayini için sentezlenen manyetik nanoparçacıkların karakterizasyonu gerçekleştirilmiştir. Bu aşamadan sonra tüm tayinler ICP-OES cihazı ile yapılmıştır. Yapılan deneylerin tümünde iç standart madde olarak In kullanılmıştır. Çalışmada hem Co(II) hem de Cd(II) iyonları için tüm aşamalar ayrı ayrı gerçekleştirilmiştir. pH değeri, adsorban miktarı ve temas süresinin zenginleştirilme çalışmasına etkileri araştırılmış ve böylece zenginleştirme için optimum koşullar tespit edilmiştir. İlave olarak yapılan çalışmalarda adsorpsiyon izotermlerinin, adsorpsiyon kinetiğinin, desorpsiyon ve ortak iyon çalışmalarının Co(II) ve Cd(II) ağır metal katyonlarının geri kazanıma etkileri araştırılmıştır. Yöntemin hem Langmuir hem de Freundlich izoterm modelleriyle uyumlu olduğu görülmüştür. Geliştirilen yöntemin analitik performansı RSD (bağıl standart sapma), LOD ( gözlenebilme limiti) , LOQ (ölçülebilme limiti) , ve EF ( zenginleştirme faktörü) analitik değerleri bulunarak değerlendirilmiştir. Co(II) ve Cd(II) ağır metal katyonları ile zenginleştirilen adsorban madde, harici bir manyetik alan uygulaması yapılarak herhangi ek bir işlem yapılmadan çözeltiden kolaylıkla ayrılmıştır. Yapılan çalışmada pH=7, adsorban miktarı 10 mg ve temas süresi 180 dakika olarak optimum koşullar belirlenmiştir. Bu koşullarda Co(II) ve Cd (II) ağır metal katyonlarının sulu çözeltiden önderiştirilme işlemi gerçekleştirilmiştir. İzoterm çalışmalarında, ayrı deneylerde Co(II) ve Cd(II) derişiminin 1 mg/L ile 50 mg/L arasında farklı değerler uygulanarak adsorpsiyona etkisini incelenmiş olup Co için Langmuir modeli (R2>0,99) Freundlich modeli (R2>0,97); Cd için Langmuir modeli (R2>0,98) Freundlich modeli (R2>0,96) için değerleri bulunmuştur. Adsorpsiyon kinetik çalışmalarında sözde birinci dereceden ve sözde ikinci dereceden denklemlerle çalışılmıştır. Co(II) iyonu için sözde ikinci derecede denklemin (R2>0,99) değeri neticesinde sözde birinci dereceden denklemden (R2<0,74) daha uyumlu; Cd(II) iyonu için sözde ikinci derecede denklemin (R2>0,99) değeri neticesinde sözde birinci dereceden (R2<0,73) daha uyumlu olduğu görülmüştür. Co(II) ve Cd(II) iyonlarının desorplanması üzerindeki etkisi asidik ve bazik ortamlarda, 0,25 mol/L ile 1,5 mol/L aralığında 4 farklı konsantrasyonda incelenmiş olup, HCl'nin 1,5 mol/L derişimde hem Co(II) hem de Cd(II) için maksimum geri kazanıma ulaştığı tespit edilmiştir. NaOH'ın desorpsiyon çalışmasında her iki ağır metal için de kayda değer geri kazanım elde edilememiştir. Ortak iyon çalışmasında birçok katyon ve anyonun farklı derişimlerdeki geri kazanımına etkisi incelenmiş olup bu iyonların belirli konsantrasyonlardaki varlığında Co(II) ve Cd(II) ağır metal katyonlarının deneysel olarak %95 üzerinde geri kazanıldığı görülmüştür. Bağıl standart sapma değerleri (RSD), ölçülebilme limiti (LOQ), gözlenebilme limiti(LOD) ve zenginleştirme faktörü (EF) sırası ile Co2+ için %3,05, 1,88 μg/L, 0,564 μg/L, 109,41; Cd2+ için %1,40, 2,963 μg/L, 0,889 μg/L, 20,99 olarak hesaplanmıştır.

Analitik kimya
Melike Yoğurtçuoğlu Çiftçi
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yangın güvenilirliğinin ve farkındalığının ölçülmesi

Yangın, maddenin ısı ve oksijen ile birleşmesi sonucu oluşan yanma reaksiyonlarının neden olduğu doğal bir afettir. Yangınların oluştukları coğrafî alanda maddi hasarlara neden olmasından ziyade, orada yaşayan canlılar ve ekolojik denge üzerinde de büyük derecede olumsuz etkileri vardır. Yangınlar, aynı zamanda can kaybına ve çevresel tahribata yol açabilir. Yangın güvenliği, ölüm, yaralanma ya da maddi hasara neden olan bir yangının çıkma olasılığını azaltmaya yönelik önlemler bütünüdür. Bu önlemler, canlıların yangın yerinden kolaylıkla uzaklaşmaları ve olaydan olabildiğince az zararla kurtulabilmelerini sağlamayı da amaç edinmektedir. Yangın güvenliği, aşağıdaki temel unsurları içerir: • Risk Tanımlama: Çevremizdeki potansiyel yangın tehlikelerini tanımak. • Eğitim: Yangın güvenliği uygulamalarını ve acil durum prosedürlerini bilmek. • Hızlı Tepki: Yangın anında nasıl hareket edilmesi gerektiğini bilmek, tahliye yollarını takip etmek ve yangın söndürme ekipmanını doğru kullanmak. • Topluluk İşbirliği: Yangın güvenliği bilincini toplumda yaygınlaştırmak. Yangın güvenliği önlemleri, inşaat sürecinden başlayarak var olan yapıların tasarımı, yapımı, kullanımı, bakımı ve işletimi aşamalarında ele alınabilir. Yangın kapıları, yangın merdivenleri, yangın söndürme sistemleri ve uyarı sistemleri gibi uygulamalar yangın güvenliğini sağlamak için kullanılır. Bu çalışmanın ilk amacı, Sakarya Üniversitesi öğrencileri arasındaki yangın güvenliği ve farkındalık düzeyini değerlendirmektir. Öncelikle literatür incelendikten sonra yangın güvenilirliği ve farkındalığı üzere yapılan uluslararası çalışmalar üzerine yapılan çalışmalarda en çok kullanılan faktörler belirlenerek bir araştırma modeli oluşturulmuştur. Araştırma bağlamında Toplam 594 adet anket araştırma için uygun bulunmuştur. Elde edilen veriler üzerinde tanımlayıcı istatistik analizleri, doğrulayıcı faktör analizi ve yapısal eşitlik modeli kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatiklerden katılımcılara sorduğumuz yangın bilgisi ve farkındalığının konusunda kendilerini hangi düzeyde gördüğünüze dair soruya verilen sonuçlar incelendiğinde, katılımcıların çoğu orta düzeyde yangın bilgisine sahip olduğu uygulanmakta olan yangın güvenliği önlemlerinin farkında olduğu sonucuna varılmıştır. Katılımcıların çoğunun 16 ila 23 yaş aralığında olması ve oldukça genç bir katılımcı grubuna anket yapılması, yangın bilgisi ve farkındalık konusunda orta düzeyde bilgiye sahip olmalarının, bu yaş grubunun eğitim ve bilgilendirme programlarıyla daha da bilinçlendirilebileceğini göstermektedir. Bu durum, gençler arasında yangın güvenliği eğitimlerinin önemini ve etkinliğini artırma potansiyeline işaret etmektedir. Son dönemlerde, özellikle üniversitelerde gerçekleştirilen yangın bilinci eğitimleri ve tatbikatlarının sıklığının artması, gençler arasında yangın bilincinin gelişimine katkıda bulunmaktadır. Bu tür eğitimlerin ve tatbikatların düzenli olarak sürdürülmesi, genç nüfusta yangın bilincinin daha da pekişeceği ve artacağı yönünde güçlü bir beklenti oluşturmaktadır. Katılımcıların %63,5'i teorik olarak yangın eğitimi aldıklarını ifade etmiştir. Lisans öğrencilerinin çoğunlukta olması, üniversite düzeyinde yangın güvenliği bilincinin artırılmasının önemini vurgulamaktadır. Pratik uygulamaların ve tatbikatların eğitim programlarına dahil edilmesi, öğrencilerin yangın anında nasıl hareket edeceklerini deneyimlemelerini ve bu becerileri içselleştirmelerini sağlayacaktır. Bu tür eğitimler, öğrencilerin yangın güvenliği konusunda daha donanımlı hale gelmelerine ve acil durumlarda etkili müdahalede bulunabilmelerine olanak tanıyacaktır. Anket sonuçları, katılımcıların büyük bir çoğunluğunun (%77.5) yangın söndürme tüpü kullanımı konusunda eğitim almadıklarını veya bu konuda yeterli bilgiye sahip olmadıklarını ortaya koymaktadır. Bu veriler, yangın güvenliği eğitimlerinin ağırlıklı olarak teorik bilgilere dayandığını ve pratik uygulamaların göz ardı edildiğini göstermektedir. Yangın söndürme tüpü gibi kritik ekipmanların kullanımının öğretildiği pratik eğitimlerin yaygınlaştırılması, yangın bilinci ve güvenliği açısından daha etkili sonuçlar elde edilmesini sağlayacaktır. Gerçekçi senaryolar ve tatbikatlarla desteklenen eğitimler, bireylerin acil durumlarda doğru müdahale becerilerini geliştirmelerine ve yangın güvenliği konusunda daha kapsamlı bir anlayış kazanmalarına olanak tanıyacaktır. Bu nedenle, yangın güvenliği eğitim programlarının içeriğinin yeniden değerlendirilmesi ve pratik uygulamaların entegrasyonunun artırılması önem arz etmektedir. Eğitimlerin bu şekilde tasarlanması, katılımcıların yangın anında nasıl hızlı ve etkili müdahale edeceklerini deneyimleyerek öğrenmelerini ve bu becerileri içselleştirmelerini sağlayacaktır. Böyle bir yaklaşım, yangın güvenliği bilincinin artırılmasına ve acil durumlarda can kaybının azaltılmasına katkıda bulunacaktır.Anket sonuçlarına göre, katılımcıların %48'inin olası bir yangın durumunda kullanılmak üzere önceden belirlenmiş bir kaçış planına sahip olduklarını ifade etmeleri, yangın güvenliği konusundaki toplumsal bilincin ve hazırlığın önemli bir kısmının eksik olduğunu göstermektedir. Bu durum, yangın güvenliği eğitimlerinin sadece teorik bilgilerle sınırlı kalmaması, aynı zamanda pratik uygulamaları ve simülasyon temelli tatbikatları da kapsaması gerektiğini vurgulamaktadır. Etkili bir yangın tahliye planının, bireylerin ve kurumların yangın anında hızlı ve koordineli bir şekilde hareket etmelerini sağlayacak şekilde tasarlanması gerekmektedir. Bu bağlamda, yangın güvenliği protokollerinin geliştirilmesi, düzenli aralıklarla tatbikat yapılması ve bu süreçlerde bireylerin aktif rol alması, yangın anında can ve mal kaybını minimize etmek için kritik öneme sahiptir. SmartPLS yazılımı kullanılarak gerçekleştirilen yapısal eşitlik modellemesi, yangın bilgisi ve yangın güvenliği farkındalık düzeyinin yangın tehlikesi sonuçları üzerindeki etkisini incelemiştir. Hipotezlerden ilki (H1), yangın bilgisinin yangın tehlikesi ve sonuçları ile pozitif ve anlamlı bir ilişkiye sahip olduğunu öne sürmektedir. Bu, bireylerin yangın hakkında daha fazla bilgiye sahip olmalarının, yangın tehlikesi durumlarında daha etkili kararlar alabilmelerini ve olası zararları azaltabilmelerini sağlayabileceğini göstermektedir. İkinci hipotez (H2) ise, yangın güvenliği farkındalık düzeyinin yangın tehlikesi sonuçları ile pozitif ve anlamlı bir ilişkiye sahip olduğunu belirtmektedir. Bu, bireylerin yangın güvenliği konusunda daha yüksek bir farkındalığa sahip olmalarının, yangın sırasında daha hızlı ve etkili müdahale etmelerine yardımcı olabileceğini ve böylece yangınla ilişkili riskleri ve zararları azaltabileceğini ifade etmektedir. Bu iki hipotezin doğrulanması, yangın güvenliği eğitim programlarının ve bilgilendirme kampanyalarının önemini vurgulamaktadır. Yangın bilgisi ve farkındalığın artırılması, toplumun yangın tehlikelerine karşı daha hazırlıklı olmasını ve acil durumlarda daha etkili müdahale edebilmesini sağlayabilir. Bu nedenle, yangın güvenliği eğitimlerinin hem teorik bilgileri hem de pratik uygulamaları kapsaması, yangınla mücadelede toplumsal kapasiteyi güçlendirecek temel bir adımdır.

Hakan İşgören
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
10
Master'sOpen AccessTR

Pamuğun çeşitli çevre şartlarında yanma karakteristiğinin incelenmesi

Yangın, maddenin ısı ve oksijenle birleşmesiyle birlikte yanma reaksiyonlarının kontrolsüz bir şekilde gerçekleşmesi olayıdır. Yangının temelini yeterli miktarda yanıcı madde, oksijen ve ısının bir araya gelmesi gerekmektedir. Yangınlar yanan malzemenin özelliklerine göre kategorize edilirler. Pamuk yangınları da A sınıfı yangınlar arasında yer almaktadır. A sınıfı yangınlar normal olarak kor şeklinde yanan genellikle organik yapıdaki katı madde yangınlarını kapsar. Pamuk başta tekstil sektörü olmak üzere birçok sektörde kullanılan bir hammaddedir. Pamuk tekstil sektörünün en önemli yapıtaşıdır. Lifi işlenen ilk bitkidir. Pamuk lifli bir yapıya sahip olup yanıcılığı yüksektir. Bu nedenle toplanmasından balyalamasına, balyalamasından depolanmasına, depolanmasından işlenmesine, işlenip kumaş elde edilmesine kadar olan süreçte yanıcılığı yüksek bir madde olması sebebi ile tüm organizasyon süresince yangına mahal vermeyecek şekilde gerekli yangın önlemleri ve tedbirlerin alınması gerekmektedir. Yanıcılığı yüksek olan pamuk küçük kıvılcımla yanabilen yandıktan sonra zor kontrol altına alınabilen bir malzeme olarak karşımıza çıkmaktadır. Yapılan bu çalışmada farklı ortam şartlarında aynı ağırlıkta, farklı hacme sahip pamuk numuneleri belirli yarıçaplarda hazırlanarak yakılmıştır. Bu çalışmamız pamuğun çevresel şartlara maruz kaldığında yanıcılığı süre bazında incelenmesini, farklı günlerde yakılan aynı hacme ve farklı hacme sahip iki farklı boyutta alınan pamuk numunesinin aynı ağrılık baz alındığında yanma süresinde ne derece değişimler olduğu, ortamdaki nemin yanma süresine etkisi, ortamdaki nem yüzey alanı artırılmış ve yüzey alanı azaltılmış aynı kütleye sahip pamuğun yanma sürelerinin ne derecede değiştiği, hissedilen sıcaklığın yanma süresine etkisinin olup olmadığı incelenmiştir. Deney süresince görsel olarak yanma olayını incelenmeye çalışılmıştır. Dış çevre koşullarında aşağıdaki parametreler baz alınmıştır. Hava sıcaklığı Hissedilen hava sıcaklığı Nem Rüzgâr hızı Kapalı alan deneyinde ise aşağıdaki parametreler baz alınmıştır. Hava sıcaklığı Nem Çalışmamızda farklı günlerde çiğitsiz pamuk yakılmıştır. Yakılan pamuk numuneleri yüzey çapı 12 cm ve yüzey çapı 6 cm olarak ayarlanmıştır. Yakılan pamuk numunelerinin tamamı hassas terazi ile ölçülmüştür. Her numune 5 gram olacak şekilde hazırlanmıştır. Akabinde hazırlanan pamuk numuneleri İstanbul lokasyonunda ve Adana lokasyonunda yakılmıştır. Yakılan pamuk numunelerinin yanma durumu gözlemlenerek hava durumunun yanma üzerindeki etkinliği üzerinde durulmuştur. Ayrıca kapalı alanda pamuğun yanma durumunu da incelemek amacı ile aynı ölçüde ve çaplarda hazırlanan pamuk numuneleri kapalı alanda da yakılmıştır. Kapalı alanda yapılan deneyin kapalı ortam koşullarındaki hava sıcaklığı ve havadaki nemi ölçmek için ise dijital termometre kullanılmıştır. İstanbul ilinde yapılan deneyler incelendiğinde yüzey alanı azaltılmış olan pamuk daha hızlı sönümlenmiştir. Bunun nedeni pamuk lifli bir yapıda olması ve lif temasının iç yüzeylere gidildikçe artması ve oksijen girişine yüzey alanı arttırılmış olan pamuk numunesine göre daha az izin vermesinden kaynaklıdır. Yüzey alanı azaltılarak pamuğun yoğunluğu arttırılmıştır. Yüzey alanı arttırılmış pamuk ise daha uzun yanma göstermiş olup pamuk liflerinin arasındaki boşluklardan kaynaklı oksijenle temas eden yüzey alanı fazla olduğundan yanma olayı tüm dokulara yayılma eğilimi göstermiştir. Bu nedenle de yanma olayı biraz daha uzun zaman almıştır. Pamuk lojistik depolarının yanma durumunu inceleyen Wen-Hui Ju pamuğun fiziksel ve kimyasal özelliklerine göre pamuk lojistik deposunun yangın riski analiz edilerek yangın tehlikesi kaynakları araştırmış, araştırma sonucunda için için yanan yangının tüm nedenleri arasında nem emilimi ve ısı salınımı olasılığının en yüksek olduğunu gösterdiğini, bu nedenle de sıcaklığın 303 K'nin altında olması gerektiği ve ortam neminin %70'in altında kontrol edilmesi önemli olduğunu vurgulanmıştır. Adana ilinde yaz ayında yapılan deneyler incelendiğinde ise çevresel koşullarda nem oranının %70 ve üzeri seyreden hava koşullarında yüzey alanı arttırılmış pamuk numunesi daha hızlı sönümlenerek yanmayan pamuk miktarı yüzey alanı azaltılmış numunelere göre daha fazla olduğu gözlemlenmiştir. Nem oranı yanma karakteristiğini etkileyen ciddi bir parametredir. Yapılan deneylerde %69 ve altı nem oranına maruz kalan pamuk numunesinin yanma karakteristiği ise aynı İstanbul ilinde olduğu gibi seyretmiştir.Nem oranının daha düşük olması nedeniyle yüzey alanı azaltılmış ,yoğunluğu arttırılmış pamuk numunesi daha hızlı sönümlenmiştir. Yüzey alanı arttırılmış olan pamuk numunesinin ise daha uzun süre yanma eylemi gerçekleştirmiştir. Kapalı alanda da pamuğun yanma karakteristiğinin nasıl seyrettiği de incelenmiştir. Adana ve İstanbul lokasyonlarında aynı boyutta ve ağırlıkta pamuk numuneleri yakılmıştır. Çevresel şartlarda karşılaştırılan parametreler hava sıcaklığı ve maruz kaldıkları nem oranı olmuştur. Mevcut alanın hava sıcaklığı ve nem oranı dijital termometre ile ölçülmüştür. Sonuç ise şu şekildedir. Kapalı alanda %70 üstü neme maruz kalan pamuk numuneleri yakıldığında çapı 12 cm olan pamuk numunesi çapı 6 cm olan pamuk numunesine göre daha hızlı sönümlenmiştir. %70 altı nem oranına maruz kalan pamuk numunesinde ise yüzey alanı arttırılmış olan pamuk numunesi daha uzun süre yanma eylemi gerçekleştirmişken, yüzey alanı küçültülmüş olan pamuk numunesi daha hızlı sönümlenmiştir. Kapalı alanda yakılan pamuk dış çevre koşullarında yakılan pamuk ile aynı sonucu vermiştir. Yapılan deney neticesinde %70 ve üstü nem oranına maruz kalan ve hava sıcaklığını yüksek seyrettiği günlerde yakılan yoğunluğu arttırılmış olan pamuk numunesi için için yanma özelliği göstermiştir. Ancak çapı büyütülerek yoğunluğu azaltılan pamuk numunesi yakıldığında yanma belirli bir süre sonra kendiliğinden sönümlenmiştir. Wen-Hui Ju 'nun makalesinde de belirtmiş olduğu şekilde depolama alanlarının bağıl neminin %70 altında tutulması ve sıcaklığın 30°C üzerinde olmaması önem taşımaktadır. Bu çalışmamızdan çıkardığımız en önemli sonuç pamuk yangınlarında çevresel koşulların ciddi bir etkisinin olduğudur. Rüzgâr hızı yüksek olduğu günlerde havanında sıcak olması etkisiyle yanma sürelerinin artış göstermesine neden olmaktadır. Pamuk yanıcılığı yüksek bir malzemedir. Küçük kıvılcım bile büyük bir yangına sebebiyet verebilmektedir. Yapılan deneylerde yüzey alanı küçültülmüş pamuk numunelerinin yakılıp tamamen sönümlenmesine kadar olan süreçlerde gözlemlenen durumlardan bir tanesi de çoğu pamuk numunesi ilk yanma sürecinde tamamen yanmış gibi görünmesiydi. Pamuk numunesinin dış yüzeyinin renk değiştirip yani yanmış gibi gözüküp, pamuk numunesinde duman çıkmamasıydı. Aslında pamuğun yanmıyormuş gibi gözükmesiydi. Ancak çevresel koşullarda maruz kalan yanan pamuk numunesi hafif bir rüzgâr estiğinde numunenin yandığını, duman çıkardığını, iç kısımlarında yanma sürecini devam ettirdiği gözlemlendi. Yapılan deneylerden çıkarılan sonuçlardan bir tanesi de nem oranının çok yüksek seyretmesi %70 oranının üzerine çıkması yanma süresinin kısalmasına neden olmaktadır. Yapılan deneylerde duman çıkarmadan için için yanabilen bir malzeme olduğu gözlenmiştir. İçin için yanma özelliğinde olması küçük bir kıvılcımın dahi yangın çıkarabilecek risk taşıdığını dikkate almak son derece önemlidir. Bu nedenle pamuk işletmelerinde pamuk balyaları depolama yönetmeliklerine uyulmalı ve gerekli tedbirler alınmalıdır. Pamuk balyaları mümkün olduğu kadar aralıklı olarak yerleştirilmelidir. Pamuklar balyalayarak muhafaza edilmelidir ki olası bir yangın durumunda yanma reaksiyonu göstermemiş olan pamuk balyalarının tahliyesi yapılabilmelidir.

Merve Kırgıl
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Atık lastik pirolizinden elde edilen pirolitik yağın endüstriyel kullanımı açısından kalitesinin belirlenmesi ve arttırılmasına dair metotların araştırılması

Toplum hem yakıtlar hem de temel hammaddeler için fosil kaynaklara ihtiyaç duymakta ve bu kaynaklar artan nüfusa bağlı olarak her geçen yıl biraz daha tükenmektedir. Öte yandan otomativ sektöründeki artış beraberinde atık lastik bertarafı gibi çevresel sorunlar meydana getirmiştir. Atık lastiklerin depolanması, çevreye zarar vermeden saklanması ve nakliyesi büyük maddi zararlar oluşturmaktadır. Dünyanın birçok yerinde bu konu üzerine çalışmalar yapılmaktadır. Piroliz ve gazlaştırma işlemleri konusu, atık lastiklerin bertaraf edilmesine ve enerji geri kazanımında, değerlendirilebilecek ürün elde edilmesine imkan vermesi nedeniyle önem taşımaktadır. Ülkemizde oluşan ömrünü tamamlamış lastiklerin geri kazanılmasıyla, yüksek miktarda pirolitik yağ, karbon siyahı ve çelik elde edilmektedir. Ömrünü tamamlamış lastiklerin geri kazanımı amacıyla ortaya konulacak bir çözüm ile hem atık minimizasyonu hem de ülke ekonomisine katkı sağlanacaktır.Yapılan bu tez çalışmasınının asıl amacı, atık lastik giderimi için piroliz yöntemini kullanarak enerji geri dönüşümünü sağlamaktır. Lastiklerin içerisinde bulunan demir vb maddeler ayrıldıktan sonra küçük parçalara bölünmüş, yüksek sıcaklıkta inert bir gaz ortamında piroliz edilerek pirolitik yağ, karbon siyahı ve gaz elde edilmiştir. Elde edilen pirolitik yağın içerisine farklı markalarda sediment kırıcı ve farklı ülkelerden gelen 2 Etil hekzil nitrat çeşitli oranlarda katılarak ürün kalitesinin arttırılması amaçlanmıştır.

Atık lastikPirolitik yağlarPiroliz+1
İlayda Andaç
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tersanelerde yangın güvenliği ve risk analizi özel bir tersanenin Fıne Kınney risk analiz yöntemi ile incelenmesi

Son yıllarda gemi inşaa ve onarım sektöründe gerçekleşen hızlı büyüme ile bu alanda istihdam edilen kişi sayısıda hızla artmaktadır. İnsan faktörü olan her çalışma kolunda olduğu gibi bu sektördede yangın ve patlamalar iş gücüne paralel olarak artmaktadır. Tersanelerde meydana gelecek olası yangınların önüne geçilmesi, can kaybı, yaralanma ve işgücü kaybını önlemek veya en aza indirmek amacıyla yeni politikalar geliştirme zorunluluğu doğmaktadır. Risk analiz yöntemleri bu politikalardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Önceden yapılacak risk analizleri ile tersanelerde meydana gelebilecek bu gibi durumların neler olabileceği ortaya konularak yangınların ve patlamaların önüne geçmek mümkündür. Yangın güvenliği açısından bakıldığında yangınların birçoğunun insan kaynaklı faktörler sonucu çıktığı görülmektedir. Önceden hangi önlemler ile ne çeşit olayların engellenebileceği bilindiğinde bu faktöre bağlı olaylar en aza indirilebilmektedir. Bu çalışmada öncelikle yangın güvenliği ile ilgili temel bilgilere yer verilmiş, Türkiye' de tersane sektörü ile ilgili veriler paylaşılmış ve Fine Kinney risk analiz yöntemi kullanılarak özel bir tersanenin yangın risk analizi yapılmıştır. Bu sayede olası riskler belirlenerek; Yangına müdahale edecek ekiplerin ve karar vericilerin önceden bu riskleri göz önünde bulundurarak önlemler alması, olası can ve mal kaybını önlenmesi amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: İSG, Yangın güvenliği, Tersane, Risk analizi, Fine Kinney.

Mustafa Koçak
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Glütensiz gıdalarda bazı eser elementlerin ICP-OES ile belirlenmesi

Çölyak hastalığı tıpta gelişen tanı imkanları ve hastalığın farkındalığının artması ile birlikte son yıllarda toplum içinde bilinir hale gelmiştir. Çölyak hastalığının yegane çaresi ömür boyu sıkı bir şekilde uyulması gereken glütensiz diyettir. 20 ppm'den daha düşük glüten içeriği bulunan gıda ürünleri glütensiz ürün olarak kabul edilmektedir. Çölyak hastalarının ve glütensiz diyet uygulayan insanların sayısının artması ile birlikte pazarda glütensiz ürünlerin miktarı ve çeşitliliği önemli derecede artmıştır. Glütensiz ürünlerin ham maddesini büyük oranda pirinç ve mısır oluşturmaktadır. Ancak bu durum glütensiz diyet uygulayan kişilerde tek tip beslenme ve bakır, demir, mangan gibi esansiyel elementlerin alımında eksikliğe maruz kalmalarına sebebiyet vermektedir. Bu çalışmada Türkiye'de bulunan 41 adet glütensiz ürün ICP-OES ile bakır, demir, mangan, çinko ve stronsiyum içeriği bakımından incelenmiş ve sonuçları bildirilmiştir. En yüksek Cu konsantrasyonuna sahip numuneler 51,45 mg/kg mısır ve pirinç patlağı ile 32,40 mg/kg şehriye olarak saptanmıştır. Çikolata sos ve mısır gevreği sırasıyla 137,43 mg/kg, 117,20 mg/kg ile en yüksek Fe konsantrasyonunun saptandığı numunelerdir. En yüksek Mn konsantrasyonu ise 20,80 mg/kg ile ön pişirilmiş nohut ununda görülmüştür. En yüksek Sr konsantrasyon değerine ise 12,85 mg/kg ile keçiboynuzu ununda rastlanmıştır. En yüksek Zn konsantrasyonuna sahip numuneler ise maya 91,98 mg/kg ile fıstıklı krokan 85,50 mg/kg olarak belirlenmiştir.

Esansiyel amino asitGlutenlerGlutensiz beslenme+1
Tuğba Özer
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tekstil fabrikalarında yangın tehlikesi yangından korunma ve güvenlik önlemleri örnek vaka analizi

Hem yangın güvenliği hem de sağlık ve güvenlik önlemlerinin başarılı bir şekilde yönetilmesini sağlamak için, koruyucu önlemleri oluşturan temel unsurlar hakkında sağlam bir anlayış geliştirmek önemlidir. Yangın hasarının maliyeti, doğrudan sağlık bakım masraflarını ve yangından kaynaklanan maddi hasarları içerir. İş kesintilerinin, ticaret ve iş kayıplarının dolaylı veya süreçle ilgili etkileri vardır. Yangından korunma önlemlerinin maliyetleri, yangınları önlemeye, çıkması durumunda kontrol altına almaya, doğrudan ve dolaylı etkilerini azaltmaya yönelik önlemleri, yangınla mücadele, yangın sigortası ve yangından korunma gibi hizmetlerin maliyetlerini içerir. bina kontrolünün veya diğer resmi prosedürlerin önemli bir parçası. Elektrik kesintileri tekstil fabrikalarında yangınların en yaygın nedenlerinden biridir. Özellikle yüksek titreşimle çalışan makinelerde elektrik bağlantıları kopar ve bu durumda yangına neden olur. Ayrıca yakındaki toz ve lif parçacıkları elektrikli cihazlara zarar verebilir. Bibliyografik araştırma, tezin hazırlanmasında en önemli yöntem olarak sunulmaktadır. Araştırma sürecinde Sakarya ilindeki ana tekstil fabrikalarından birinin ziyaret edilmesi ve saha çalışması yapılması planlanmaktadır. Geçmişten günümüze bu fabrikada meydana gelen yangınların kayıtları incelenir, yangınların nedenleri listelenir, çalışanlarla görüşülerek bilgi alınır, günümüzde ortaya çıkabilecek benzer sorunların çözümüne yardımcı olmak için vaka analizi yapılır ve toplanan veriler kullanılarak gerekli önlemlerin uygun şekilde alınması sağlanır.

KorunmaTekstil fabrikalarıVaka analizi+1
Çiğdem Işık
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00

Other supervisors