Theses supervised by Prof. Dr. Hüseyin Subhi Erdem

11 theses · İnönü University

DoctorateOpen AccessTR

Kınalızâde Ali Çelebî'de ahlâk siyaset ilişkisi

Bu tez, Kınalızâde Ali Çelebi'nin Ahlâk-ı Alâî adlı eserinde ortaya koyduğu ahlâk (etik) ve siyaset (politika) arasındaki zorunlu ve organik ilişkiyi incelemektedir. Çalışmanın temel amacı, Kınalızâde'nin felsefesinin, Antik Yunan (Platon, Aristoteles) ve İslâm ahlâk felsefesi (İbn Miskeveyh, Tûsî, Devvânî) mirasından gelen unsurları nasıl sentezlediğini ve Osmanlı siyaset düşüncesine özgün katkılarını ortaya çıkarmaktır. Yöntem olarak karşılaştırmalı içerik analizi kullanılmış, tezin ana malzemesi olan Ahlâk-ı Alâî'deki kavramlar, seleflerinin eserleriyle mukayese edilmiştir. Ana Bulgular: Ahlâkın Merkezi: Kınalızâde, ahlâkı nefsin üç gücünün (aklî, gadabî, Şehevî) orta yol (itidal) ile dengelenmesine dayandırır. Adalet, diğer üç temel erdemin (hikmet, şecaat, iffet) birleşmesiyle oluşan ve nefsin bütünlüğünü sağlayan en üstün fazilettir. Siyasetin Ön Koşulu: İnsan, doğası gereği toplumsal bir varlıktır (medeniyyun bi'ttab'). Bu nedenle siyaset, bireyin yetkinliğe ve nihai mutluluğa (saadet) ulaşması için zorunlu bir araçtır. Yönetimin Temeli: Toplumsal düzen ve barışın tesisi için adalet ve sevgi zorunludur. Sevgi (muhabbet), ikiliği ortadan kaldırıp birliği sağladığı için adaletten daha üstün kabul edilir. Yönetici Modeli: Adil hükümdar, Rabbanî Şeriat'a (Nâmûs-u Evvel) uymakla yükümlü ikinci kanundur (Nâmûs-u Sani). Kınalızâde, yöneticinin yetkinliğini salt akla değil, ahlâkî liyakate, adalete ve yüksek gayeliliğe bağlar; onun ahlâkî duruşu, halkın ahlâkını doğrudan etkiler. Sonuç olarak Kınalızâde, ahlâkı siyasetin içsel ruhu olarak tanımlayan, Türkçe kaleme alınmış bu eseriyle, ahlâksız siyasetin mümkün olmadığını savunan evrensel bir etik-politik model sunarak Osmanlı düşünce tarihinde kalıcı bir etki bırakmıştır. Anahtar kelimeler: Kınalızâde Ali Çelebi, Ahlâk ve Siyaset İlişkisi, Adalet (Bireysel ve Toplumsal), Orta Yol (İtidal), İslâm Felsefesi.

Edip Yalçin
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Nietzsche'de insan ve eğitim

Bu çalışma, Batı felsefe geleneğini karşısına alıp, kendine özgü eleştirel üslup geliştiren Nietzsche'nin eğitime ve insana nasıl baktığını açıklamayı amaçlamaktadır. Nietzsche, eserlerinde kültür, ahlak, insan, varlık gibi kavramlar etrafında düşünür. Bu konulara eğilmesindeki temel saik, esasen insanın yaşamını anlamlandıran tarihsel ve kültürel dayanakların sahihliğini sorgulamaktır. Bu bağlamda onun felsefesi, insanın kıymeti, yaşamdaki işlevi, insani donanımları sağlayan itkisel ve kültürel kazanımların mahiyeti ve buna dair anlamlandırmada, insanın ne'liği ve nasıl' lığı hakkındaki değerlendirmeyi de içeren temel perspektifi öne çıkarmaktadır. Nietzsche'ye göre, insan, yeryüzünde yaşadığı sürece mutlak surette gücü arzular ve ona ulaşmaya çalışır. Dolayısıyla yaşam, insanın yapıp eylemelerine dayalı değer ürettiği ve bununla kıymet kazanan bir alana göndermede bulunmaktadır. Nietzsche'ye göre, batı düşünce geleneğinde Platonculuk ve Hristiyanlık insanı varoluşsal çabadan uzaklaştıran ve onu hayata karşı yabancılaştıran bir işlev yüklenmişlerdir. Onlar en temelde insan zihnine ve acıya odaklanarak insanın yaşam içerisindeki dinamiğini alaşağı etmeye girişmişlerdir. Hıristiyanlık ve Platonculuk tarafından teşvik edilen bu türden bir yaşam ise hayatın dinamizmini, arzu ve tutkuları, insanın hayat içerisindeki mücadele azmini görmezden gelmektedir. Nietzsche açısından insanı pasivize eden, onu hayatın gerçekliğinden uzak tutan ve onun bir şahsiyet olarak ortaya çıkmasına engel olan bu kadim öğretilerin ters yüz edilerek yeni bir değerler bütününün ortaya konulması gerekmektedir. Nietzsche'nin yeni bir değer ortaya koyma girişiminde en üst seviyede rol model kıldığı Üstinsan (Übermensch) onun ideal insan tiplemesinde varmak istediği nihai hedefi oluşturur. Kuşkusuz böylesi bir karakter kendiliğinden ortaya çıkmamaktadır. Böyle bir karakterin ortaya çıkması Nietzsche'nin eleştiri ve düşünceleriyle betimlediği özgün bir eğitim sürecinden sonra mümkün olmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, Nietzsche'nin düşüncesinde eğitimin iki temel amaca hizmet ettiği iddia edilebilir. Bunlardan birincisi olan amaç sıradan eğitim anlayışlarına ait olan, insanı tek tipleştiren, sürüleştiren, yaşama yeni bir şey katmayan, hayatın kalitesini düşüren eğitimin benimsediği amaçtır. Bu eğitim modelleri insanın bütünlüğünü serdetmekten uzak, tümüyle yaşamsal aktivite üretecek yönlerini es geçip körelten eğitim modelleridir. Nietzsche bu yüzden sıradan eğitim anlayışının oluşturduğu insan tipini, yetkinlikten uzak, Sürü İnsan'ı olarak görür. İkinci eğitim modeli ise, kültür ve ideal kültürün ikliminde gelişen ve serpilen modeldir. Bu model onun eğitimde asıl amaç olarak ortaya koyduğu ideal insan tipinin yetişmesini sağlayan eğitimdir. Bahsi geçen eğitim modeli insanı kültür varlığı olarak gören, ona bütün varoluşsal çaba ve kendini gerçekleştirme olanağını serdetmeyi sağlayan ve insanı sadece teknik yöne ilişkin kabiliyetiyle değil, aynı zamanda onu sanat, estetik, bilim, edebiyat, tarih, felsefe, vd. yönleriyle de aktif kılacak çok yönlü bir insan yetiştirme projesidir. Nietzsche'nin kültür nosyonunda düşündüğü çerçeve, kültürün tarihselliği içinde en ideal forma ulaştığı Antik Yunan felsefe ve sanatının icra edildiği zaman dilimidir. Nietzsche Antik Yunan'ın insan eğitimindeki başarısını modern zamana uyarlayarak ona muadil ve kendince ideal, olması gereken bir eğitim düşüncesi oluşturur. Buna göre onun eğitim hakkındaki fikirlerinde ortaya çıkan mahiyet itibariyle birbirinden farklı olan sürü insanını sağlayan eğitim modeli ile kültür varlığı olan insanı modelleyen eğitim sistemini karşılaştırıp bu iki modelin kritiğini yapar. Nietzsche'nin eğitim eleştirisi ışığında sunduğu ideal eğitim modellemesiyle eğitilen insan artık bir şahsiyet olarak ortaya çıkabilecek ve dünyayı yeniden farklı bir tanımlamayla ortaya koyacaktır. Anahtar Kelimeler: Kültürel eğitim, yaygın ve mesleki eğitim, Sürü İnsanı, Hristiyanlık, Güç İstenci, Nihilizm, Üstinsan, Değerlerin değerlendirilmesi.

Seyfettin İliter
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
11
Master'sOpen AccessTR

Hölderlin'de estetik düşünüş ve Tanrı problemi

Friedrich Hölderlin, Alman idealizminden realizme, aydınlanmadan mistisizme, ön romantizmden klasizme, dilbilimden dine, modernizmden postmodernizme kadar birçok başlık ve düşünce akımına dahil edilebilecek birçok düşünce geliştirmiş felsefi açıdan heyecan verici bir kişidir. Hölderlin'i daha ilgi çekici kılan nokta, eserlerinde çağdaşları olan Fichte, Kant, Schiller, Goethe, Niethammer, Jacobi, Herder gibi bizzat tanıştığı ve akranı olan düşünürlerin yanı sıra, Spinoza, Platon, Hume, Shaftesbury, Hemsterhious, Leibniz gibi çağdaş düşünürlerin fikirlerinin çatışkılı bir sentezini sergilemesidir. Ancak, tüm bu zengin fikir hazinesi, gençlik yıllarından itibaren peşinden gittiği Tanrı sorunundan beslenmektedir. Bu çalışma, Hölderlin'in bilinç, eğitim, din, siyaset, sanat ve tarih hakkındaki düşüncelerinin onun Tanrı sorunundan büyüdüğünü ve hepsinin ona dair tamamlayıcı yorumlar olduğunu düşünür.

AydınlanmaBilinçEstetik+7
Ahmet Çelik
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Platon'dan Hugo Grotius'a haklı savaş düşüncesi üzerine eleştirel bir inceleme

Bu çalışmanın amacı, Batı siyaset felsefesi geleneğinde bir meşruiyet temeli olarak ortaya konulmuş olan haklı savaş düşüncesinin felsefi kökenlerini açığa çıkarmak ve onları eleştirel bir incelemeye tabi tutmaktır. Haklı savaş düşüncesi günümüz siyasi gerçekliği açısından Amerika Birleşik Devletleri'nin özellikle Ortadoğu coğrafyasında yürütmüş olduğu savaşların meşruiyet zemini olmuştur. Bu açıdan çalışma ikinci olarak ABD'nin başlatmış olduğu savaşlarda esas aldığı bu savaş mantığının düşünsel soy kütüklerini ortaya koymayı ve böylelikle günümüzdeki politik gerçekliği daha iyi anlamaya katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Çalışmanın araştırma izleği kapsamında Platon ve Hugo Grotius arasında ve dört tarihsel dönem çerçevesinde yer verdiğimiz sekiz düşünür çalışmanın sınırlarını belirlemektedir. Çalışmada haklı savaş düşüncesinin politik bir tahakkümü mümkün kılan bir işlevi olduğu, belirli siyasi yapıların emperyal bir düzene kavuşmasını meşrulaştırdığı ve müdahale savaşlarına oldukça yoruma açık bir şekilde haklılık kazandırdığı argümanı temellendirilmeye çalışılmaktadır. Çalışmada sonuç olarak ilkin Batı siyaset felsefesi geleneğinde haklı savaş düşüncesinde başvurulan kavram ve argümanlar açısından bir süreklilik hattı olduğu anlaşılmıştır. Bu süreklilik hattında doğa, doğal hukuk ve uluslararası hukuk düşüncesinin savaşa haklılık kazandıran üç düşünsel temel olduğu fakat bunların felsefi açıdan güçlü olmayan temellendirmeler barındırdığı sonucuna varılmıştır. Yine günümüzde savaş konusunda yaşanan politik gerçekliğin düşünsel temelleri olduğu anlaşılmıştır. Son olarak uluslararası düzeyde söz sahibi olan siyasi yapılarda savaşın haklılığı konusunda yürütülecek tartışmalarda, bir yandan Habermasçı müzakereci demokrasi modeline ihtiyaç duyulurken diğer yandan bu tarz siyasi yapıların ulusların savaş başlatmasını önleyecek caydırıcı mekanizmalara sahip olması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Haklı Savaş Düşüncesi, Doğa, Doğal Hukuk, Uluslararası Hukuk.

Doğal hukukEleştirel düşünceGrotius, Hugo+5
Musa Azak
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
10
Master'sOpen AccessTR

Şehbenderzâde Filibeli Ahmet Hilmi'nin A'mâk-ı Hayal adlı eserinde hakikat kavramı

Bu çalışma Filibeli Ahmet Hilmi'nin, A'mâk-ı Hayal adlı eserinde Hakikat olgusunu nasıl ele aldığını ve tasavvufi anlayışın felsefi olarak yorumunu içermektedir. Bütün dünya dinlerinin, varlığın tezahürlerinden ziyade öz ya da Mutlak Hakikat bağlamında aynı gerçeğe yüzünü döndüğünü, fakat dilsel ve ifadesel anlamda birbirinden ayrıldığını görmekteyiz. Bu ayrılık, dinlerden ziyade her bir dinin savunucuları ya da bu dinlere inanan bireyler tarafından hakikatin merkezinin değiştirilmesi ve yeni bir algı oluşturulmasından kaynaklanır. Yani ister doğru ister yanlış olsun her dini öğretinin kaynağından ziyade savunmuş olduğu bir Mutlak Hakikat iddiası vardır. Yine her din bir ebedi saadet fikrine dayandırılır. Asıl dikkati celb eden nokta şurasıdır ki, her birey(insan, fert) bir coğrafyada veya geleneğin içerisinde doğar. Bu tercihe mahsus bir şey olmayıp doğal bir belirlenim sonucu gerçekleşir. Haliyle doğan her birey bir Mutlak Hakikat ve Ebedi Saadet fikrinin de içine doğar. Bu durum her ne kadar akli, buluğ çağa varınca değişeceği söylense de, iyi derecede felsefi bilgiye sahip olarak ve Mutlak Hakikat iddiasında bulunan dinlerin hemen hemen hepsinin öğretileri inceleyerek hakiki bir tercihte bulunmanın ve bunun sonucunda alınan karar doğrultusunda bireyin sağlıklı ve tahkiki bir inancı benimseneceğine kanaat getirebiliriz. Peki, dünya nüfusunun kaçta kaçı böyle bir tercih hakkını kendinde görüyor ya da bu tercihe ulaşma noktasında tüm bunları uyguluyor? Doğduğu coğrafyanın izlerini taşıyan benlik, Mutlak Hakikat'i sadece kendi coğrafyasının ürünü gibi algılamaktadır. Oysaki postmodern dünya ve küreselleşme etkisi, iletişim kaynaklarının hızlı gelişmesi artık kültürleri yakınlaştırmış ve dinlere inan bireylerin etkileşimini kolaylaştırmıştır. Varlığın girift ve kozmopolit görünümünün içinde ve tezahür çokluğunun karşısında kalan bireyin, Mutlak Hakikat hakkındaki yerel hakikat algısı silinmeye ve asıl gerçek olan ve tüm dinlerin arka planındaki ortak hakikat ise muğlak bir halde belirmeye başlar. Filibeli Ahmet Hilmi ise bu yerel hakikat ve muğlak hakikat görüntüsünü yıkmak için etkili bir fikre sahiptir. Bu fikir ise tüm insanların aynı Mutlak Hakikat'e bağlı olduğunu göstererek, tasavvufi gelenekte olduğu gibi var olan her şeyi Vahted-i Vücud nazarında birleştirerek, saf ve yetkin bir öze, varoluş kaynağına bağlamak ile mümkün olur. Bu çalışma, hakikatin çok yönlü incelenmesi ve Mutlak Hakikat fikrinin Ahmet Hilmi nazariyesinden hareketle din felsefesinin bağlamına sadık kalarak nasıl bir görünüm arz ettiğini göstermeyi amaçlar. Çağımız problemlerinin çözümü dinlerin çatışmasından çok din adamlarının ya da konuya hâiz felsefe erbâbının gerçek felsefe düsturuyla ve Hakikate sadık kalarak birlikte hareket etmesini zorunlu kılar. Bu bütün dinlerin ve öğretilerin yeğene amacı olmalıdır. Nitekim insan ve yaşadığımız evren birdir. Bu birlik çatışmayı değil hakikate ulaşma yolunda birlikteliği gerektirir. Bu çalışmanın yetkinlik açısından derecelendirmeye girmese de iyi ve ulvi bir amaca hizmet etmesi ile okuyan herkesin zihnindeki soruları bileyerek daha yetkin çalışmalara kapı aralayacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Hakk, Hakikat, A'mâk-ı Hayal, İnsan, Sezgi

Ahmed HilmiFelsefeFelsefe tarihi+1
Cihat Öz
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kierkegaard felsefesinde sokrates ve ironi kavramı

Felsefe tarihini incelediğimizde birçok filozofun Sokrates'in etkisinde kaldığına şahitlik ederiz. Bu etki bazı durumlarda Sokrates'ten alınan bir kavramın kullanımı ve gelişimidir bazı durumlarda ise doğrudan Sokrates'in yaşamını taklit etmek olarak görülür. Aydınlanma Dönemi filozofu olan Kierkegaard'ın hayatında ve felsefesinde bu etkilerin her ikisini de görmekteyiz. O, Sokrates'in hayatından ve felsefesinden derinden etkilenir. Aynı zamanda Sokrates'e ait olan "İroni" kavramını geliştirerek kendi felsefesinde kullanır. Bu çalışmada, Kierkegaard felsefinde Sokrates ve İroni kavramının etkilerini analiz edeceğiz ve değerlendireceğiz. Anahtar kelimeler: Kierkegaard felsefesi, Sokrates, İroni

FelsefeFelsefe tarihiKierkegaard, Soren+2
Gülsima Urtekin
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Aristoteles etiğinde erdem kavramı

Bu çalışmada, Aristoteles Etiğinin temel kavramı olan erdem, geniş bir perspektifde eleştirel bir şekilde ele alınmaya çalışıldı. Bu amaçla ilk olarak giriş bölümünde Aristoteles etiğinin arka planı ele alındı. Birinci bölümde sırasıyla , erdem kavramının mahiyeti , ilkçağdan ortaçağa kadar olan sürede erdem kavramının geçirdiği dönüşüm ve Aristoteles'in ünlü orta yol öğretisi ele alındı. İkinci bölümde ise ruhun erdemlerinde entelektüel erdemler ile karakter erdemleri ele alınmıştır. Entellelektüel erdemler geniş bir çerçevede ele alınırken karakter erdemleri ise ayrı pasajlar altında tek tek açıklanmaya çalışıldı.

AhlakAhlak felsefesiAristoteles+4
Mert Şentürk
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
20
DoctorateOpen AccessTR

Bilgi ve tanım bağlamında Bertrand Russell'ın Aristoteles eleştirisi ve mantık anlayışı

Yirminci yüzyılda Frege ile başlayan süreçte mantıksal düşünce Aristoteles'in mantık geleneğinin yüzyıllardır uygulanan pratiğine temel eleştiriler getirmiştir. Bu bağlamda yeni mantıksal düşünceyi tesis etmede Frege'nin yanında Russell 'da önemli bir düşünür olarak belirginleşmektedir. Bu çalışmada Russell'ın mantıksal düşüncede ortaya koyduğu çözümleme ve fikirleri çerçevesindeki özgün yaklaşımları Aristoteles geleneğinde pratiğe kavuşmuş mantıksal çerçeve ile karşılaştırılacak ve bir değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Bu bağlamda modern çağın ana hatlarıyla mantıksal düşünceye getirdiği sınır ve işlev ile klasik çağın mantıksal düşüncesi arasındaki temel farklar açığa çıkarılıp bir mukayese imkânı oluşturulacaktır. Böylece günümüz mantıksal düşüncesinin ana karakteri ve yönünün tayini de daha belirgin ortaya konulacaktır. Çalışmamız esasen daha spesifik bağlamda mantıksal düşüncenin Russell'da ortaya çıkan yönelimi ile Aristoteles mantığının karakteri ve çözümleme gücünü karşılaştırarak değerlendirmeyi hedeflemektedir. Aristoteles mantığı doğruluk ve yanlışlık kriteri üzerinde gelişen iki değerli mantıktır. Ancak bu kriter çok genel bağlamda soyut ve somut bilimlerin temellendirilmesinde kullanılmıştır. Modern zamanlarda bilimlerin kendi ilgi alanlarında uzman ve derinlemesine branşlaşmasıyla somuta yönelik bir araştırma konusu olması mantığında bilimsel düşüncenin gelişiminde bir alet olarak iş gören yapısı Aristoteles mantığının özellikle ortaçağda kullanılan geniş mahiyetteki alanını somut adına sınırlandırmıştır. Bu sınırlamayla birlikte mantığın statüsü de yeniden tartışma konusu kılınmıştır. Özellikle yirminci yüzyıl mantık alanında serdedilen yeni çalışmalar mantığın bu yeni konumunu hassasiyetle koruma ve sınır çizme işine girmiştir. Daha somut biçimde Frege ile başlatılan süreçte onunla aynı bağlamda hareket eden düşünürler kendi özgün çalışmalarında bu çizgiyi netleştirme çabası içine girmişlerdir. Bu çalışmada Russell'ın mantıksal düşünceyi kendi kavrayışında gerçekleştirmesi ve geleneksel mantıksal yapıya getirdiği eleştirileri tanım ve epistemik gerekçeleri dikkate alarak tartışma ve analiz hedeflenmektedir.

Mehmet Aydın
İnönü University
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Nıetzsche ve ironi (Nietzscheci ironi)

Çalışmamız, Nietzsche'nin corpusunda ironinin bir strateji olarak söylem ve metnin üslubu, şekillenmesi ve karakter kazanmasındaki önemi ile işlevini ortaya koymaktadır. İroni kavramı hem Nietzscheci metnin hem de Nietzsche'nin fikirleri üzerine yapılan çalışmalarda bir analiz ve ifşa etme unsuru olarak iş görmektedir. Nietzsche'nin varlık ve varoluşu güç istenci fikri üzerine kurmasına dayalı olarak ironi de bu tür bir güç olarak kabul edilebilir ve fikirlerini serdettiği bağlamda stratejik bir fonksiyon üstlenmektedir. Buna göre ironi; felsefi mutlakın statik varlık anlayışına karşı, kararsızlığı ve çifteliği varsaymayı öne çıkarır. Bu işlev, Nietzsche'nin düşüncesinde ironinin, Batı metafiziğinin mutlakiyetçi iddialarına karşı kurgulanmış stratejik bir yıkım ve yeniden inşa etme yöntemi olarak konumlandığını serimlemektedir. Nietzsche'nin üslubunu özgün kılan yalnızca ironik söylem tarzı değil, bu söylemi etkin kılan kavramsal yapıdır. Bu çerçevede; Nietzscheci vurguya sahip temel kavramların ironik bir yansıyla icra ettiği eleştirel yön ile yaşamı olumlayıcı dili; yaşam, hakikat, estetik ve perspektivist bakış çerçevesinde ele alınarak yeni bir hakikat semantiği ortaya konulmaktadır. Hakikat ekseninde hayat telakkisinin geleneksel düşüncedeki yansımasına karşın Nietzscheci hakikat eleştirisiyle oluşan anlam ve yaklaşım, ironik ve perspektivist üslubuyla örtüşerek anlamın inşasında yeni hamleler yapmayı zorunlu kılmaktadır. Hakikat; statik, orada bulunan, var olan değil; yaratılan, yaşamı güvenli kılma aracı olmanın yanında yarara dönük ve ihtiyacı karşılayan bir insani değerlemedir. İroni, hakikat istencinin kendisine olduğu kadar statik yorumların mahiyet uyumsuzluğuna karşı da uyarıcı bir araç olarak kullanılır. Bu temelsizlik karşısında Nietzsche, Batı düşüncesini dekonstrüksiyona uğratarak değersizleştirmekte; tez bu yaklaşımı temel bir eksen olarak sunmaktadır. Çalışmada Nietzsche'nin eserleri ve bu eserlere dair literatürdeki önemli yorumcuların değinileri dikkate alınmıştır. Bu yaklaşım doğrultusunda, Nietzsche okumalarından edinilen tecrübeye dayalı olarak onun söylem dünyasıyla empati içinde yorumlar serdedilmiştir. Bu minvalde tezin arkaplanı, ilgili literatürün zenginliği içinde değerlendirilmesi neticesinde metnin oluşması cihetine gidilmiştir.

Canan Süslü
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2026
00
Master'sOpen AccessTR

Piaget'in görüşleri ışığında yapılandırmacı yaklaşımın incelenmesi

İnsan var olduğundan beri eğitime ve eğitilmeye ihtiyaç duymuştur. Bundan dolayı zamanın koşullarına uygun olarak eğitim modelleri ortaya çıkmıştır. Çağdaş dünyanın kabul gördüğü birey, bilgiyi olduğu gibi sorgulamadan aynen kabul eden, başkasının yönlendirmesini ve söylediklerini yapan değil, bilgiyi yorumlayarak, sorgulayarak ve anlama sürecine aktif olarak katılan bireydir. Son yıllarda bireyin anlama sürecinde aktif olduğu, bireyin bilgiyi üst düzey düşünme becerilerini kullanarak anlamlandırmasını ve temellendirmesini temel nokta olarak kabul eden programlar içerisinde akla ilk gelen yaklaşım yapılandırmacı yaklaşımdır. Yapılandırmacı yaklaşım, öğrencinin öğrenme sürecinde aktif olarak sorumluluk aldığı bir öğrenme kuramıdır. Yapılandırmacı yaklaşımda çocuğun öğrenmede aktif rol oynaması ve öğrenmenin sorumluluğunu üstlenmesi ile birlikte, psikolojik süreçlerin öğrenme sürecinde daha önemli bir hale geldiğini söyleyebiliriz. Burada eğitim, psikoloji ve felsefe alanlarının ortak amaçları doğrultusunda yapılandırmacı yaklaşımın temellendirilmesi ve bu yönde planlamaların yapılmasının çok önemli olduğu kanaatindeyiz. Jean Piaget bilginin inşa edilmesi konusunu çocuk gelişimi ve sınıf ortamında kullanan ilk filozoflardan biridir. Piaget'in ilkeleri öğrenme ve öğretme konusunda iki temel noktaya dayanır. Bunlardan birincisi öğrenme aktif bir süreçtir. Deneyimlere dayanır, özümleme ve uyum önemlidir. İkincisi öğrenme bir bütündür. Çevreyle etkileşimleri sonucunda oluşur. Piaget, gelişim psikolojisinde öğrenmeyi açıklarken yapılandırmacılığın gelişimine de katkılarda bulunur. Bu görüşlerden hareketle bu tez çalışmamızda; Piaget'in görüşlerinin, yapılandırmacı yaklaşıma olan yansımalarını irdeleyeceğiz. Anahtar Sözcükler: Eğitim psikolojisi, Eğitim felsefesi, Yapılandırmacı Yaklaşım, Piaget.

Sercan Öztürk
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

İdeal demokrasi arayışında yeni bir yol: Habermas'ın müzakereci demokrasi modeli

İyi ve adil bir siyasal düzen arayışı, siyaset felsefesinin ve toplumsal düşüncenin temel problematiklerinden biri olarak varlığını sürdürmüştür. Tarihsel süreç içerisinde demokrasi, gerek bir yönetim biçimi gerekse de normatif bir ideal olarak ayrıcalıklı bir konum edinmiş; özellikle liberal ve müzakereci demokrasi modelleri, modern siyasal düzenin meşruiyetini temellendirme iddiasıyla öne çıkmıştır. Bu çalışma, çağdaş demokrasinin yapısal olarak karşı karşıya bulunduğu meşruiyet krizini, Jürgen Habermas'ın müzakereci demokrasi kuramı çerçevesinde felsefi bir inceleme konusu haline getirmektedir. Bu doğrultuda çalışmada, öncelikle neden bütün yönetim biçimleri arasında demokrasinin tercih edildiğini ayırt edici yönleri ve gerekçeleriyle tartışmaya açmaktadır. Ardından demokrasi kavramının tarihsel gelişimi ve başlıca demokrasi kuramları ele alınmakta; liberal demokrasinin temelleri ve güncel krizleri tartışılmaktadır. Daha sonra, Habermas'ın ileri sürmüş olduğu müzakereci demokrasinin kuramsal dayanakları, normatif varsayımları ve siyasal katılıma ilişkin sunduğu model, onun kuramının ortaya çıkmasında etkili olan temel unsurlarla birlikte (Frankfurt Okulu, Aydınlanma, etkilendiği düşünürler gibi), etik ve dil felsefesi bağlamında ayrıntılı biçimde incelenmektedir. Çalışmanın son bölümünde ise müzakereci demokrasinin pratik olarak uygulanabilirliği, yerel katılım pratikleri ve dijital kamusal alanların sunduğu imkânlar bağlamında değerlendirilmekte ve kuramın eksik yönlerinin giderilmesi yönünde önerileri ele alarak tartışmaya açmaktadır. Çalışmanın temel savı, müzakereci demokrasi yaklaşımının demokratik meşruiyetin yeniden inşası açısından önemli bir teorik potansiyel taşıdığı yönündedir. Ancak bu potansiyelin, sadece soyut ve bağlamdan bağımsız bir biçimde normatif ideal olarak değil, sürekli eleştirel değerlendirme ve tarihsel-toplumsal koşullara duyarlı uyarlamalar yoluyla anlam kazandığı yönündedir. Bu yönüyle tez, çağdaş demokrasi teorisine normatif ve eleştirel bir katkı sunmayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Meşruiyet Krizi, Müzakereci Demokrasi, İletişimsel Eylem Kuramı, Kamusal Alan.

Ahlak felsefesiDil felsefesiSiyaset felsefesi
Şaban Arslan
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2026
00

Other supervisors