Theses supervised by Prof. Dr. Mehmet Arslan

10 theses · Gazi University, Karadeniz Technical University

Master'sOpen AccessTR

İlköğretim okullarında çalışan öğretmenlerin müzakere algılamalarının iş tatmini üzerine etkisi: Ankara Keçiören örneği

Bu araştırmada çalışanların müzakere algılamalarının iş tatmini üzerine etkisi ortaya konulmuştur. Bu amaç doğrultusunda, okullarda çalışan öğretmen ve idarecilerin iş tatmini ve müzakere ile ilgili algılamaları incelenmiştir. Konuyla ilgili literatür taraması yapılmış ve 2013 yılında Ankara Keçiören?deki ilköğretim okullarında görev yapan 172 öğretmen ve idareciye anket formları uygulanarak veriler toplanmıştır. Çalışmada kullanılan ölçeklerin güvenilirliğine ilişkin gerekli analizler yapılmış ve ölçeklerin güvenilirlik katsayısı cronbach ?:0,84 bulunmuştur. Verilerin analizinde, ?yüzde?, ?frekans?, ?bağımsız örneklemler için t testi?, ?tek yönlü varyans (Anova) analizi? ve ?regresyon? analizleri yapılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre öğretmen ve idarecilerin iş tatmini algılama puan ortalamaları (3,27), müzakere algılama puan ortalamaları (3,41) olup, araştırmaya katılan bireylerin eğitim seviyesi (% 85,5 lisans, % 14,5 lisans üstü) oldukça yüksektir. Müzakere algılamalarının iş tatmini üzerinde olumlu bir etkisi olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca iş tatmini ve müzakere algılamalarının, demografik özelliklere göre farklılık göstermediği ortaya çıkmıştır.

Ankara-KeçiörenMüzakereÖğretmenler+3
Gökhan Coşkun
Gazi University · Institute of Educational Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik hepatit B hastalarında antiviral tedavilerin değerlendirilmesi

Kronik HBV enfeksiyonu karaciğerle ilişkili morbidite ve mortalitenin en önemli sebeplerinden biridir. Kronik HBV tedavi edilmediği takdirde hastalarda siroz, dekompansasyon ve hepatosellüler kanser gelişme riskine sahiptirler. Mevcut antiviral tedavinin hedefleri HBV DNA replikasyonunu baskılayarak saptanamaz düzeye indirmek, biyokimyasal ve histopatolojik düzelme sağlamak, HBeAg pozitif hastalarda HBeAg serokonversiyonu sağlamaktır. Bu tez çalışmasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalında, Ocak 2007 - Mayıs 2014 tarihleri arasında kronik hepatit B tanısı konmuş ve antiviral tedavi başlanmış hastalar (n:335) değerlendirildi. Retrospektif dosya taraması yapılarak hastaların demografik özellikleri ve antiviral ajanlara tedavi yanıtları incelendi. Çalışmamıza 227'si (%67,8) erkek, 108'i (%32,2) kadın olmak üzere toplam 335 hasta alındı. Hastaların yaş ortalaması 40,3 olup erkek hastaların yaş ortalaması 40,7, kadın hastaların yaş ortalaması 39,4 bulundu. HBeAg 239 hastada (%71,3) negatif iken 96 hastada (%28,7) pozitif saptandı. HBeAg negatif hastaların yaş ortalaması (41,9) pozitiflere göre (31,8) daha yüksek bulundu. HBeAg pozitif olan hastaların başlangıç HBV DNA düzeyi ortalama 4x108 IU/ml (median 1x108 IU/ml), HbeAg negatif olan hastalarda başlangıç HBV DNA düzeyi ortalama 3x107 IU/ml (median 9x105 IU/ml) bulundu. Kronik hepatit B tedavisinde 28 (%8,4) hastaya interferon, 60 (%17,9) hastaya lamivudin, 52 (%15,5) hastaya telbivudin, 91 (%27,2) hastaya tenofovir, 94 (%28,1) hastaya entekavir ve 10 (%3) hastaya adefovir tedavisi başlandı. İnterferon ve adefovir grubunda tedavi yanıt değerlendirmesi yapılmadı. Lamivudin, telbivudin, tenofovir ve entekavir için birinci yıl yanıt değerlendirmesi yapıldı. Virolojik yanıt oranları sırasıyla %56,9, %84,3, %81 ve %80,9 olarak bulundu. Biyokimyasal yanıt oranları sırasıyla %73,2, %83,3, %91,4 ve %93,3 olarak bulundu. HBeAg serokonversiyonu lamivudin ve telbivudin kullanan grupta saptanmadı. Tenofovir ve entekavir kullanan grupta HBeAg serokonversiyonu oranı %20 ve % 3,4 bulundu. HBsAg serokonversiyonu izlenmedi. Beş yıllık tedavi yanıt sonuçları 96 hastadan elde edilmiş olup başlangıç tedavisi olarak hastalardan 26'sı (%27,1) tenofovir, 47'si (%48,9) entekavir ve 23'ü (%24) lamivudin kullanmaktaydı. Beş yıllık takipte lamivudin kullanan 20 (%87) hastada, entekavir kullanan 4 (%8) hastada direnç geliştiği düşünülerek tedavileri tenofovir ile değiştirildi. Virolojik yanıt oranları lamivudin, tenofovir ve entekavir için sırasıyla %13, %100 ve %91,7 bulundu. Biyokimyasal yanıtın tüm hastalarda devam ettiği gözlendi. HBeAg serokonversiyonu oranı tenofovir ve entekavir grubunda %45.4 ve %53.8 bulundu. HBsAg serokonversiyonu tenofovir ve entekavir grubunda %3,8 ve %2,1 bulundu. Sonuç olarak güncel rehberlerde önerilen entekavir ve tenofovir klinik yanıt oranları açısından birbirine benzer oranda bulunmuştur. Telbivudin yüksek düzeyde başarı ile ilişkili olsa da sadece viral yükü düşük hastalarda kullanılmış olması ve beş yıllık verilerinin olmaması değerlendirilmesini kısıtlayan faktörlerdir.

Antiviral ajanlarHepatitHepatit B+3
Mehmet Akif Kumbuzoğlu
Karadeniz Technical University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağlık kan bağışçılığında çölyak hastalığı seroprevalansı

Çölyak hastalığı (ÇH),gluten hipersensitivitesinin neden olduğu bir hastalıktır. Diyetteki ve ile ilişkili proteinlere karşı hassasiyet nedeniyle ince bağırsakta immünolojik bir enflamasyondur. Bozulmuş ince bağırsak mukozası glutensiz diyetle iyileşir ve glutenin yeniden verilmesiyle nükseder. Sıklıkla çölyak sprue veya gluten sensitif enteropati olarak adlandırılır. Hastalık insidansı çoğu ülkede %0,5-1,0 arasında bulunmaktadır. Değişik klinik bulgular ve tanı-tarama yöntemleri hakkındaki bilgi birikiminin artması hastalıktan etkilenen bireylerin erken tanı almasına ve uygun müdahalesine olanak sağlamıştır. Bu çalışmanın amacını, bölgemizin ÇH açısından serolojik prevalansını saptamak ve bu yolla literatüre katkı sağlamak olarak belirledik. Çalışmaya Haziran 2015 – Ocak 2016 tarihleri arasında KTÜ Tıp Fakültesi kan bankasına başvuran kan donörlerinde yaş ve cinsiyet dağılımına uygun olarak toplam 1365 gönüllü dahil edildi. Gönüllülerin demografik özellikleri kaydedilerek serum örnekleri alındı. Serum örneklerinde doku glutaminaz IgA (tTG IgA) düzeyine bakıldı, tüm tTG IgA pozitif saptanan bireyler ile bölgemizdeki "çölyak hastalığı" prevalansı saptandı. Çalışmalar sonucunda 1281 erkek, 84 kadından oluşan grupta tamamı erkek olan 19 kişide tTG IgA pozitif bulundu. Pozitif saptanan 19 katılımcının %31.6' sı (n=6) 18-29 yaş grubunda ,%42.1'i (n=8) 30-39 yaş grubunda, %26.3'ü (n=5) ise 40-49 yaş grubundadır.Bu bulgulara göre bölgemizdeki sağlıklı kan vericilerinde ÇH prevalans %1,4 olarak tespit edilmiştir. Çalışmamız kan bankasına başvuran sağlıklı gönüllüler üzerinden yapıldığından toplumu yansıtmadığı akılda tutulmalıdır.Bulunan prevalans sıklığı literatüre benzer olmakla birlikte,cinsiyet yönünden kadın sayısı erkeklere göre düşük kalmıştır. Bu da sonuçlar üzerine etki etmiş olabilir. Bulgularımız ilerde yapılacak ÇHile ilgili çalışmalar için bir önveri sağlamış olup, bölgemizde toplum tabanlı çalışmalarla bu verilerin desteklenmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Çölyak hastalığı, seroprevalans, kan donörleri, seroloji

GlutenlerHipersensitiviteKan+5
Türkan Bıçakçıoğlu
Karadeniz Technical University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hastanemizdeki gastrik intestinal metaplazili hastalarda takip sonuçları

Mide kanseri etyolojisinde en çok suçlanan faktörlerin başında prekanseröz mide lezyonları gelmektedir. İntestinal tip mide karsinogenezindeki olaylar dizisinin, kronik gastrit, atrofi, intestinal metaplazi (İM), displazi ve karsinom şeklinde olduğu kabul edilmektedir. Bu tür premalign lezyonlara sahip hastaların saptanması ve takip edilmesi ile ilerlemiş öncü lezyonların ve mide kanserinin erken teşhisi ve tedavisi mümkün olmaktadır. Çalışmamızda intestinal metaplazinin hastanemizdeki izlem sonuçlarını saptamayı amaçladık. Karadeniz Teknik Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalı'na 2004-2013 yılları arasında başvuran ve herhangi bir nedenle gastroskopi yapılarak, alınan biyopsi materyalinden patolojik inceleme ile gastrik İM tanısı konmuş olan 18-79 yaş aralığındaki 468 hasta değerlendirilerek kontrol gastroskopisi ve biyopsi sonucu bulunan 58'i kadın ve 56'sı erkek olmak üzere 114 hasta dahil edildi. Olguların sonuçları retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların takip süresi 12 ie 150 ay arasında değişmekte ve ortanca değeri 33,5 ± 2,2 aydı. Hastaların yaşı, cinsiyeti ve patoloji sonuçları İM tipi, İM'nin lokalizasyonu, İM'ye eşlik eden patoloji, Helikobacter pilori enfeksiyon ve atrofi varlığı açısından incelendi. Sonuçta, çalışmaya alınan 114 hastadan gastrik ülserli fokal İM mevcut olan bir hastada 1 yıl içinde adenokarsinom ve 1 hastada da 27 ay sonra displazi geliştiği görüldü. Diğer hastalarda displazi ya da karsinom görülmedi. İM tipi, İM lokalizasyonu ve İM'ye eşlik eden patoloji ile Hp varlığı, yaş ve cinsiyet arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. İM tipi ve İM lokalizasyonunda ilerleme olan grubun kontrol endoskopisi atrofi varlığı açısından incelendiğinde bu grup hastada daha fazla atrofi olduğu görüldü. İM'ye en sık antrumda rastlandı. Kontrol endoskopisinde karsinom saptanan hastanın ilk endoskopisinde İM'nin antrum ve korpusta yaygın olduğu, kontrol endoskopisinde displazi saptanan hastanın ilk endoskopisinde İM'nin antrumda olduğu görüldü. Kontrol endoskopileri 12 ay, 13-24 ay ve 24 aydan sonra yapılan hastalarda İM tipi ve İM'ye eşlik eden patoloji açısından karşılaştırıldığında anlamlı fark tespit edilemedi, fakat İM lokalizasyon değişimi açısından incelendiğinde anlamlı fark tespit edildi; İM lokalizasyonunda ilerlemenin en fazla 13-24 ay kontrol endoskopilerde saptandığı görüldü. Endoskopik görünümü normal olmasına karşın 2 hastada alınan biyopside İM varlığı tespit edildi. Bu çalışmada hastanemizde İM tanısı konmuş 468 hastanın %71'inin izlem dışı olduğu ve hastaların yetersiz takip edildiği görüldü. Bu durumun muhtemel hasta – hekim iletişim eksikliği ve hastanın İM hakkında yetersiz bilgilendirilmesi nedenli olduğu düşünülebilir. Yaygın İM ve atrofi saptanan hastaların izlem sürelerinin yetersiz olmasına karşın kanser riski açısından periyodik takip edilmesi gerektiği düşünüldü.

AtrofiEndoskopi-gastrointestinalGastrointestinal sistem+5
Sabiye Şahin Keskin
Karadeniz Technical University
2017
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Akut pankreatitli hastalarda hemostatik değişiklikler ve Trombinle aktive edilebilen fibrinoliz inhibitörü (TAFİ) düzeyleri

Akut pankreatit (AP) şiddeti ile ilişkili olarak bu hastalığın seyri sırasında koagülasyon bozuklukları gelişebilmektedir. Bu çalışmada AP'li hastalarda trombinle aktive edilebilen fibrinoliz inhibitörü (TAFİ) dahil hemostatik sistemdeki bozuklukların değerlendirilmesi amaçlandı. AP'li hastalarda TAFİ düzeyleri ile ilgili litaratürde çalışma bulunmamaktadır. Çalışmaya 33 AP'li hasta (16 hafif , 17 şiddetli), yaş ve cinsiyet uyumlu 30 sağlıklı kontrol grubu olmak üzere toplam 63 kişi alındı. Hasta ve kontrol grubunda plazma TAFİ düzeyleri ELİSA ile bakıldı. Hasta ve kontrol grubu arasında trombosit değerleri, aktive parsiyel tromboplastin zamanı, fibrinojen düzeyi ve TAFİ düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık görülmedi. Hasta grubunda kontrol grubuna göre protrombin zamanı, INR, d-dimer ve trombin-antitrombin kompleks düzeyleri anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Şiddetli akut pankreatit grubunda hafif akut pankreatit grubuna göre protrombin zamanı, fibrinojen düzeyi, beyaz küre ve C-reaktif protein düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu. C-reaktif protein düzeyleri ile protrombin zamanı, D-dimer ve fibrinojen düzeyleri arasında pozitif korelasyon saptandı. Sonuç olarak; AP'li hastalarda koagulasyon kaskadının aktive olup trombüs oluşumunun arttığı, bu durumun hastalık şiddeti arttıkça daha belirgin olduğu ve TAFİ düzeylerinin trombüs oluşumuyla direkt olarak ilişkilendirilemeyeceği kanaatine varıldı. AP'li hastalarda kagülasyon bozukluklarının değerlendirilmesi için başka çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

HemostatiklerPankreasPankreatit+1
Sami Fidan
Karadeniz Technical University
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Trabzon-Giresun arasındaki tersiyer volkanitlerinin petrografisi, 40Ar-39Ar jeokronolojisi, petrokimyası, Sr-Nd-Pb izotop jeokimyası ve petrolojisi

Trabzon-Giresun arasındaki Tersiyer volkanitlerinin petrografik, mineral kimyası, 40Ar-39Ar jeokronolojisi, tüm-kayaç ve Sr-Nd-Pb izotop jeokimyası verileri kullanılarak petrolojisi irdelenmiştir. Hafif alkali karakterli Eosen volkanitleri (42.4-44.7 My), bazalt, traki-bazalt ve bazaltik traki-andezit (BTB) ve trakit, traki-andezit (TT) takımlarından, orta alkali afiniteye sahip Miyosen volkanitleri (5.8-6.0 My) ise bazanit-tefrit (BT) takımından oluşmaktadır. Tüm takımlar; BİLE, Th ve Ce?ca zenginleşmiş, YÇAE?ce fakirleşmiş N-OOSB?a normalize iz element dağılımları ile yitim izi gösterirler. Eosen yaşlı takımlar hafif derecede zenginleşmiş (LaN/LuN=4.65-11.64) ve Miyosen yaşlı takım ise yüksek oranda zenginleşmiş (LaN/LuN=36.43-69.0) kondrite normalize NTE dağılımları sergilemektedir. Eosen takımlarında (87Sr/86Sr)i (0.703893-0.704479), (143Nd/144Nd)i (0.512680-0.512794), ?7/4Pb (10.68-14.69) ve ?8/4Pb (52.53-63.30), Miyosen takımında ise (87Sr/86Sr)i (0.705178-0.705362), (143Nd/144Nd)i (0.512666-0.512689), ?7/4Pb (11.81-13.53), ?8/4Pb (46.94-52.53) arasında değişmektedir. İncelenen volkanitler; çarpışma sonrası genleşme jeodinamik evrimine sahip olup, yitim akışkan±ergiyikleri ile zenginleşmiş spinel-granat(?) içeren litosferik mantodan türeyen ana magmalardan karmaşık magmatik süreçlerle farklılaşmışlardır.

Petrokimya
Cem Yücel
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Tekkeköy (Samsun) yöresi tersiyer volkanitlerinin petrografisi, petrokimyası ve petrolojisi

Tekkeköy (Samsun) yöresi Tersiyer volkanik kayaçlarının petrografik, jeokimyasal ve petrolojik özelliklerinin incelendiği bu çalışmada, volkanitlerin gelişimi ortaya konularak kökeni belirlenmeye çalışılmıştır. Doğu Pontidler?in batı ucunda yer alan inceleme alanındaki volkanik kayaçlar fasiyes özelliklerine göre; aglomera, trakiandezitik dom ve dayklar, bazalt ve bazaltik dayklar olmak üzere ayırtlanmıştır. Volkanitler yaygın olarak, plajiyoklas (An25-93), klinopiroksen (Wo27-52En31-46Fs11-26), hornblend (Mg#=0.50-0.65), biyotit (Mg# =0.55-0.63) olivin (Fo49-68) ile Fe-Ti oksit içermektedir. İncelenen volkanitler genel olarak, orta-yüksek-K?lu ve hafif derecede alkali karaktere sahiptirler. Volkanitlerin N-OOSB?na normalize iz element dağılımları, BİLE?ce zenginleşmiş ve YÇAE bakımından da tüketilmişlerdir. Kondrite normalize NTE dağılımları, düşük-orta derecede zenginleşmeyle konkav şekilli olup, volkanitlerin gelişiminde hornblend ve klinopiroksen fraksiyonlaşmasının önemli rol oynadığına işaret etmektedir. İncelenen volkanik kayaçların (87Sr/86Sr)i ve (143Nd/144Nd)i değerleri sırasıyla, 0.704862-0.705282 ve 0.512556-0.512630 arasında değişmektedir. Sonuç olarak Tekkeköy volkanitlerinin, yitim zonu metazomatizması ile zenginleşmiş bir litosferik manto kaynağından türediği ve Doğu Pontidlerde çarpışma sonrası volkanitlerin genel özelliklerini yansıttığı ileri sürülebilir.

PetrografiPetrokimya
Tuğba Bilici
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üst gastrointestinal kanamalı hastalarda bakteriyemi sıklığı

Giriş ve Amaç: Üst GİS kanamaları sık karşılaşılan mortalite ve morbidite nedenlerindendir. Mortalite oranı %6-8 arasında görülmektedir. Mortalite sıklığı yaşla ve komorbid hastalıklar ile artmaktadır. Çalışmamızda hastaneye yatan varis ve variş dışı üst GİS kanamalı hastalarda bakteriyemi sıklığını saptamak, ayrıca endoskopi sonrası oluşan geçici bakteriyemi sıklığını ve gruplara göre farkını saptamak amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Bu çalışmaya, Şubat 2011 ? Ağustos 2012 tarihleri arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Hastanesi Acil Servisine başvuran endoskopi uygulanan akut üst GİS kanamalı hastalar alındı. Hastalar varis ve varis dışı üst GİS kanama olmak üzere iki gruba ayrıldı. Gruplar, endoskopi öncesi ve endoskopi sonrası bakteriyemi sıklığı belirlenmesi, kullandıkları ilaçlar, uygulanan endoskopik tedavi, transfüzyon gereksinimi ve hospitalizasyon süresi yönünden karşılaştırıldı. Bulgular: Rastgele örnekleme ile çalışmaya alınan 54 hastanın %70.4?ü erkek, %29.6?sı kadın, yaş ortalaması 64.1±17.8 yıl idi. Hastaların % 83.3?ünde bir veya birden fazla komorbid hastalık vardı. Hastaların %44.4?üne endoskopik tedavi yapılmadı. Hastalar varis ve varis dışı olmak üzere iki gruba ayrıldı. Hastalardan endoskopi öncesi ve sonrası olmak üzere kan kültürü numuneleri alındı. İki grup arasında transfüzyon gereksinimi ve hastanede yatış süreleri açısından istatistiksel olarak fark saptanmadı (p= 0.736, p= 0.632). Varis grubunda endoskopi öncesi 3 (%15) hastada bakteriyemi, varis dışı grupta 3 (%8.8) hastada bakteriyemi tespit edildi. Endoskopi sonrası varis grubunda 1 hastada (%1.8) bakteriyemi tespit edildi, varis dışı grupta ise bakteriyemi izlenmedi. Tartışma: Bu çalışmada akut üst GİS kanama ile başvuran varis dışı üst GİS kanamalı hastalarda %8.8, varis kanamalı grupta %15 oranında bakteriyemi saptandı. Sonuçlar literatür bilgisinde mevcut az sayıda çalışma ile uyumlu idi. Çalışmamızda az sayıda hastanın bulunması nedeniyle varis dışı kanamalı grupta endoskopi sonrası bakteriyemi saptanmamış olabilir. Bu konuda daha fazla hastanın dahil edildiği çalışmalara ihtiyaç vardır.

BakteriyemiEndoskopi-gastrointestinalGastrointestinal hemoraji+2
Atacan Aras
Karadeniz Technical University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesinde takipli COVİD-19 hastalarında karaciğer enzim yüksekliğinin mortalite üzerine etkisi, retrospektif gözlemsel çalışma

Amaç: Çalışmamızda; yoğun bakım ünitesinde klinik, laboratuvar ve radyolojik olarak COVID-19 tanısı almış hastaların başvuru ve takiplerinde görülen karaciğer enzim değerlerlerindeki yüksekliğin mortalite ile ilişkisini ortaya koymayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 1 Mart 2020-15 Mart 2022 tarihleri arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi YBÜ ünitesine, COVID-19 tanısı ile başvuran 435 hasta dahil edildi. Bu hastaların serum ALT, AST için 1, 3, 9. gün; ALP, GGT, INR, total bilirubin için ise ilk gün değerleri hastane otomasyon sistemi ve hasta başı çarşaf çizelgelerden elde edilip kaydedildi. Laboratuvar verileri karşılaştırılarak mortalite üzerine etkisi retrospektif olarak araştırıldı. Bulgular: 435 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların %42.5 (n= 185)'i kadın, %57.5 (n= 250)'i erkek idi. Hastaların ortalama yaşı 58.4'tü. En sık karşılaşılan komorbid hastalıklar; %49.2 (n= 214) hipertansiyon, %37.2 (n= 162) obezite ve %26.9 (n= 117) diyabet idi. Çalışmaya dahil edilen hastaların %42.3 (n= 184)'ü mortal seyretti. Çalışmamız YBÜ yatışınının ilk üç günündeki ALT değerinin ölen hastalarda sağ kalan hastalara göre anlamlı derecede yüksek olduğunu gösterdi (p= 0.033). Hastaların takibinde YBÜ medyan yatış günü olan 9. gündeki ALT yüksekliği mortalite ile ilişkili görülmedi (p> 0.05). Çalışmamızda YBÜ yatışının ilk üç günündeki AST değerlerinde, ölen hastalarla sağ kalan hastalar arasında anlamlı bir fark saptanmamasına karşın 9. gündeki AST yüksekliği mortalite ile ilişkili görüldü (p= 0.003). YBÜ yatışının ilk gününde bakılan GGT, ALP ve total bilirubin değerlerinde, ölen hastalarla sağ kalan hastalar arasında anlamlı farklılık saptanmadı (p> 0.05). Çok değişkenli Cox regresyon analiziyle değerlendirme yaptığımızda; hastaların ALT, AST, INR değerlerindeki artışın mortalite açısından anlamlı olduğu bulundu (ALT; p= 0.036, AST; p=0.001, INR; p= 0.006). Bu analizde ayrıca başlangıç APACHE II (p= 0.002), İMV (p=0.000) ve uzun YBÜ yatışının (p= 0.000) mortaliteyi anlamlı derece artırdığı görüldü. Sonuç: COVID-19 tanısı almış ve mortal seyri olan hastalarda, karaciğer enzimlerinde başvuru anında ve takiplerinde belirgin bir artış saptandı. COVID-19 hastalarında ALT, AST ve INR değerlerindeki anlamlı artışın YBÜ hastalarında mortaliteye gidişin saptanmasında anlamlı parametreler olabileceğini düşündük. Anahtar Kelimeler: ALT, AST, COVID-19, karaciğer enzimleri, mortalite

Özlem Bozagcı
Karadeniz Technical University
2024
30
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Proton pompa inhibitörleri; günlük pratikte kullanım alışkanlıkları

Amaç: Proton pompa inhibitörleri (PPİ) genel olarak güvenli ilaç grubu profili sunmaktadır. Ancak uygun olmayan endikasyonda, dozda ve sürede kullanıldığında; diğer ilaçlarla olan etkileşimleri, yan etkileri, komplikasyonları düşünüldüğünde tümüyle masum ilaçlar değillerdir. Bu çalışmada hekimlerin PPİ hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarının incelenmesi, farkındalık artışı sağlanması planlandı. Gereç ve Yöntem: Kesitsel ve tanımlayıcı tipte çalışmamızda 20 Mart 2024 – 30 Nisan 2024 tarihleri arasında Trabzon il merkezinde bulunan ikinci ve üçüncü basamak hastanelerde aktif hasta muayene eden 300 gönüllü hekime 22 sorudan oluşan anket uygulanmıştır. Araştırma verileri IBM SPSS 26.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Tanımlayıcı istatistikler; kategorik değişkenler sayı ve yüzde ile verilmiştir. Bağımsız gruplarda kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında Ki-Kare testi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda katılımcı hekimlerin %51,3'ü çoğu zaman, %36,7'si bazen hastalarına PPİ reçeteledikleri belirtmiş olup hiç reçete etmediğini belirten hekim olmamıştır. En sık PPİ reçetelendirme endikasyonu %26,3 dispepsi, %23 NSAİİ yan etki profilaksisi, %12,7 anti-agregan yan etki profilaksisi, %11,7 akut/kronik gastrit, %11,3 GÖRH, %8 hasta talebi nedeniyle olmuştur. Hekimler en sık %73 pantoprazol, %18 lansoprazol, %5 esomeprazol, %3,3 rabeprazol reçetelediklerini belirtmiştir ve %96'sı PPİ kullanım şekliyle ilgili soruya kahvaltıdan 30 dakika önce doğru yanıtını vermiştir. Katılımcı hekimlerin %73,3'ü 2 ay ve daha kısa süreyle PPİ reçetelediklerini belirtmiştir. Hekimlerin %80,7'si proton pompa inhibitörlerinin geçerli bir endikasyon olmadan 8-12 haftadan uzun süreli kullanıldığını düşünmektedir. Sonuç: Proton pompa inhibitörleri güçlü asit baskılayıcı etkileriyle günümüzde vazgeçilemeyecek ilaçlardır. Ancak son yıllarda yapılan çalışmalar çok sayıda yan etki ile ilişkili olabileceğini bildirmektedir. Hekimlere düşen bu ilaçları endike olduğu durumlarda hasta menfaatine kullanmak, belirsiz endikasyonlarda akılcı ilaç kullanım ilkelerini göz önünde bulundurmaktır. Anahtar Kelimeler: Proton pompa inhibitörleri, PPI, uygunsuz kullanım, yan etki

Proton pompası inhibitörleri
Muhammed Bilal Bektaşoğlu
Karadeniz Technical University
2024
00

Other supervisors