Theses supervised by Prof. Dr. Mehmet Şimşek

23 theses · Şırnak University, Gazi University, Akdeniz University

Master'sOpen AccessTR

Genç-erken dönemde uygulanan su stresinin farklı domates çeşitlerine etkisi

Çalışma Şırnak Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü yetiştirme odasında yürütülmüş ve materyal olarak Hazera 5656 F-1 ve Seminis SVTD 8008 domates çeşitleri (Solanum lycopersicum L.) kullanılmıştır. Çalışma dönemi boyunca yetiştirme odasının sıcaklık değerleri 25 / 18 ±1 C (gündüz/gece), % 60-65 nemli ortamda ve 8000 lüx ışık şiddeti altında tutulmuştur. Çalışma konusu domates bitkilerine Hölpower Vermikülit tercih edilmiş olup, Hoagland besin çözeltisi kullanılarak sulama yapılmıştır. İki farklı domates çeşidinde, fide dikiminde (03 Şubat 2020) 300 ml Hoagland besin çözeltisi cansuyu olarak uygulanmıştır. 07 Şubat 2020 tarihinde 1. sulama ile birlikte konulu sulama başlatılmış ve sırasıyla 13 Şubat, 17 Şubat, 21 Şubat ve son olarak 25 Şubat 2020 tarihinde olmak üzere toplamda beş farklı tarihte %15, %25, %50, %75 ve %100 (kontrol) konularından oluşan beş farklı sulama düzeyi çalışılmıştır. Son sulama tarihinden itibaren 20 gün sulama yapılmamıştır. Böylece domates çeşitlerine genç-erken dönemden itibaren su stresi uygulanmış, su stresinin yaprak ve köklerde gösterdiği tepkilerin belirlenmesi hedeflenmiştir. Çalışmada; bitki yaprak sayısı (adet), bitki boyu (cm), bitki gövde çapı (mm), yaprak alanı (cm²), bitkilerde zararlanma dereceleri (puan), yaprak klorofil yoğunluğu (SPAD), yaprak yaş ve kuru ağırlığı (g), yaprak oransal su içeriği (%), yaprak ve köklerin besin elementlerinden potasyum (K) ve kalsiyum (Ca) oranları (%) ile klorofil a, klorofil b, klorofil a b (mg/g), karotenoid (mg/g), toplam fenolik (mg/g) ve flavanoid (mg/g) analizleri yapılmıştır. Çalışmada incelenen su düzeyleri ve domates çeşitleri arasındaki kriterler değerlendirildiğinde Hazera 5656 F-1 çeşidi %100 sulama düzeyinde yaprak sayısı, gövde çapı, yaprak alanı, zararlanma derecesi, kuru ağırlık oranı ve yaprak oransal su içeriği oranında, %15 sulama düzeyinde bitki kök aksamındaki kalsiyum oranı ile %25 sulama düzeyinde toplam fenolik ve flavonoid oranında en iyi sonuçların elde edildiği , su stresi koşullarında bitkinin yeşil aksamında potasyum biriktirdiği tespit edilmiştir. Seminis SVTD 8008 çeşidi %100 sulama düzeyinde bitki boyu, yeşil aksam potasyum oranı ile %25 sulama düzeyi kök aksamı potasyum oranı, %50 sulama düzeyi yeşil aksam kalsiyum oranı ve %15 sulama düzeyi karotenoid değerlerinde daha yüksek sonuçlar tespit edilmiştir. Klorofil yoğunluğunun yanı sıra klorofil a, klorofil b ve klorofil a b değerlerine bakıldığında tüm sulama düzeyleri ve iki domates çeşidinde birbirine yakın sonuçlar bulunmakla birlikte istatistiki anlamda sonuçların önemsiz olduğu tespit edilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Su stresi, Domates, Fenolik, Flavonoid, Karotenoid

Uğur Avuk
Şırnak University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Tarımsal sulamadan dönen suların tahliye kanalında fildöfer tekniği ile iyileştirilmesi ve yeniden kullanımı

Şanlıurfa Harran Ovası'nda 2022 yılında yapılan çalışmada tarımdan dönen kullanılmış suların iyileştirilerek tekrar kullanımı için fildöfer tekniği kullanılmıştır. Çalışma alanı olarak GAP Sulama Birliği hizmet alanında yer alan Çepkenli Köyü HT11-2 tahliye kanalı ile Çolpan Regülatörü kullanılmıştır. Çalışma mayıs-ekim ayları arasında gerçekleşmiştir. Konvansiyonel sulamalarda tarımdan dönen kullanılmış sular, yüzey akışla tahliye kanallarına mansaplanır. Daha sonra tersiyer, yedek ve ana tahliye kanalları kademeli olarak birleşir ve isale kanalı şeklinde alıcı ortama dökülmek üzere akış rejimi gerçekleşir. Özellikle vahşi sulamalarla meydana gelen su kayıplarının yeniden kazanımı için DSİ tarafından, projelendirilen ve tahliye kanalları üzerinde inşa edilen regülatörlerle gerçekleştirilir. Yapılan bu çalışmada Su Yönetimi Genel Müdürlüğü (SYGM) tarafından oluşturulan fildöfer sisteminin memba ve mansabında 149 gün süren izleme ve değerlendirme gerçekleştirilmiş, bu süre zarfında kullanılmış suların tekrar yeni sahalarda kullanılması için fildöfer sisteminden 9.913.476 m3 su Çolpan Regülatörü aracılığı ile HYA kanalına mansaplanmıştır. Gerçekleştirilen ölçümler sonucu TKM ve AKM değerlerinin yüksek olduğu, en düşük değerlerin ise son sulamalarda olduğu görülmüştür. Çalışma alanında cazibe sulamadan mansaplanan sulardan sedimentin yuvarlanma, kayma ve sıçrama hareketleri sonucu, 717 ha alandan toplam 6.274 ton malzemenin taşındığı belirlenmiştir.

ErozyonSürüntü maddesi
İrfan Buğday
Şırnak University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tarımsal sulamadan dönen suların beton kaplamalı kanalda fildöfer tekniği ile iyileştirilmesi ve yeniden kullanımı

Şanlıurfa Harran Ovası'nda tarımsal sulamalardan dönen yüzey suların tahliye kanallarında iyileştirilerek tekrar yeniden kullanımı kapsamında 2022 yılında çalışma yürütülmüştür. Yürütülen çalışmada 117 gün süreyle izleme ve değerlendirme yapılmış ve tarımdan dönen suların ikinci sınıf sular olduğu görülmüştür. Tarımdan dönen bu suların n kez tekrar tekrar tarımda kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Ovada yaygın şekilde üretimi yapılan tuza toleranslı pamuk bitkisi ile mısır bitkisinde dönen suların kullanımında sakınca olmadığı sonucuna varılmıştır. Harran Ovası projesinde konvansiyonel yöntemlerden sayılan karık sulamalara göre su tüketim hesapları yapılmış, ancak suyun karık ve border sulamaları yerine vahşi sulamaların uygulandığı sonucuna varılmıştır. Böylece yüzey akışlarla çok ciddi miktarlarda toprak erozyonun gerçekleştirildiği görülmüştür. Anonim bilgilerden Harran Ovası'nda yıllık 500 milyon m3 tarımsal suyun ve önemli miktarda sedimanın Harran Ovası'ndan ve Türkiye'den ayrıldığı bilgisine erişilmiştir. Tarafımızca herhangi bir ölçüm yapılmamıştır. Toplam katı madde, askıda katı madde ve NTU değerleri haziran ayının ilk haftasından, eylül ayının son haftasına kadar görece olarak azalmaya başlamıştır. Fildöfer sisteminin giriş ve çıkışında maksimum ve minimum değerler; TKM için sırasıyla; 974-144 mg/L ve 733-40 mg/L; AKM için sırasıyla 733-40 mg/L ve 226-41 mg/L; NTU bulanıklık için sırasıyla 876-30 mg/L ve 780-25 mg/L aralığında değiştiği görülmüştür. Her üç parametre değerlerinin bitkinin olgunluk dönemine doğru azalım göstermesi, topraklarda özellikle makro porozitenin azalmasına ve toprakların sıkışmasına bağlanabilir.

Fırat Sökmen
Şırnak University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Güçlükonak-Şırnak lokasyonunda kuraklık stresi altında yetiştirilen biber (Capsicum annuum L.) bitkisinde salisilik asit uygulamasının verim potansiyeline ve kalite parametrelerine etkisi

Bu araştırma Güçlükonak/ŞIRNAK sınırlarında kuraklık stresinin yaşandığı geç ilkbahar ve yaz aylarında, yüksek sıcaklık ve kuraklık stresleri altında biber bitkisinde (Capsicum annuum L.), oluşan stresin zararlarını azaltmak ve su ile kombinasyon oluşturmak için bitki büyüme düzenleyicilerinden ana konu olarak salisilik asit (SA)'in üç farklı dozunu, dikimden 30 gün, 45 gün ve 60 gün sonra ve her seferde; 0.00 mM (kontrol), 0.50 mM ve 1.00 mM salisilik asit uygulanmıştır. Sulama suyu uygulamasında class-A pan buharlaşma kabında 3 günde oluşan toplam buharlaşmanın (cumulative pan evaporation: CPE), dört sulama seviyesini sırasıyla; %50; %75; %100 ve %125 şeklinde, 2024 yılının bahar-yaz döneminde çalışılmıştır. Buna göre çalışma tesadüf bloklarında bölünmüş parseller deneme desenine göre SPSS programı ile değerlendirilmiş, konular arasındaki gruplandırmaların önem düzeyleri Duncan testi ile saptanmıştır. Dikimden 15 gün sonra sulama düzeylerine ait konularda uygulamalar başlatılmış ve F1 fideleri kullanılmıştır. Konulardan hasat edilen biberlerde salisilik asit uygulamasının ve kuraklık stresinin verim potansiyeline ve kalite parametrelerine etkisi araştırılmıştır. Elde edilen bulgular; ana ve alt konu kombinasyonundan oluşan konulara göre en yüksek verim değeri, salisilik asitin 0,10 mM * IR-L - %125 konusunda (12. Konu) 85.730,00 kg/ha, buna karşı en düşük verim salisilik asitin 0,00 mM * IR-L - %50 konusunda (1. Konu) 37.102,33 kg/ha elde edilmiştir. Biberde verim değerlerinin maksimum ve minimum ürün elde edildiği konular incelendiğinde, bu sonuçları tetikleyen üç parametrenin etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Bunlar sırasıyla: meyve ağırlıkları, bitki başına meyve sayısı ve bitki başına verim değerleri olup biber verimini domine ettiği anlaşılmıştır. Şöyle ki bu üç parametrenin maksimum ve minimum sınırları sırasıyla 44,33 g – 67,33 g; 25,00 adet – 38,33 adet ve 1.147,67 g – 2.572,00 g şeklinde gerçekleşmiştir.

Mahmut Yıldız
Şırnak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Güçlükonak-Şırnak lokasyonunda kuraklık stresi altında yetiştirilen domates (Solanum lycopersicum L.) bitkisinde proline uygulamasının verim potansiyeline ve kalite parametrelerine etkisi

Çalışma, 2024 yılında Şırnak ili Güçlükonak ilçesine bağlı Akdizgin köyünde, geç ilkbahar ve yaz aylarında yüksek sıcaklık ve kuraklık stresine maruz kalan domates bitkilerinde yürütülmüştür. Araştırmada, stres koşullarında prolin uygulaması ve sulamanın düzeylerinin domates verim ve verim parametrelerine etkileri değerlendirilmiştir. Elde edilen bulguların, ilgili kurumlara rahber olması ve üreticilerle yayım faaliyetleri aracılığıyla paylaşılması hedeflenmiştir. Çalışma programına göre 3 farklı prolin dozu 15 gün, 30 gün ve 45 gün sonra ve toplamda 0.0 mM, 45 mM ve 90 mM olmak üzere (Faktör A) bitki biyo-kütlesine sprey sırt pompası ile uygulanmıştır. Sulama suyu dozları ise class-A pan buharlaşma kabında 3 günde oluşan toplam buharlaşmanın (cumulative pan evaporineation: CPE), dört sulama seviyesini sırasıyla; %50 (IR-L-%50), %75 (IR-L-%75), %100 (IR-L-%100) ve %125 (IR-L-%125) şeklinde tasarlanmıştır. Konulu sulamalara dikimden 15 gün sonra başlanmıştır. Bulgulardan elde edilen sonuçlara göre; Faktör A ve B konularında bitki başına meyve sayısı (adet), bitki başına meyve verimi (kg) ve toplam verim (kg/ha) sonuçları ve tepkileri benzer gerçekleşmiştir. Ancak prolin dozları ile kuraklık stresinden oluşan su seviyelerine ait FaktörA*Faktör B konularının interaksiyonunda önemsiz çıktığı ve en yüksek domates meyve verimi prolinin 90 mM ve su seviyesinin %125 olduğu onikinci konuda 96.561.00 kg/ha elde edilmiştir. Buna karşın en düşük verim prolinin 0.00 konusunda yani kontrol konusunda ve su seviyesinin %50 olduğu konuda 31.902,74 kg/ha verim sağlanmıştır. Bu sonuçlara gore bölgenin özellikle yaz mevsiminde kurak iklimin hakim olduğu bölgede yüksek prolin uygulaması ile ve yüksek su seviyesinde intraksiyonun yüksek gerçekleştiği görülmüştür. Çalışmada damla sulama yöntemi uygulanmış, konularda en düşük ve en yüksek sulama suyu; (IW) 427 mm ve 1068 mm aralığında gerçekleşmiştir. Sulama suyu kullanım randımanı 6.87 – 10,50 kg/m3 aralığında geçekleşmiştir. Oransal ET açığı 0,90 – 0,43 bandında ve oransal verim azalışı 0,54 - 1,00 aralığında hesaplanmıştır. Bu sonuçlar suyun gücünün domates verimi üzerinde son derece etkin olduğunu kanıtlamıştır. Yüksek verimler 90 mM prolin uygulamasında; PRL-90 mM * IR-L-%100 ve PRL-90 mM * IR-L-%125 elde edilmiştir.

Uğur Çetin
Şırnak University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Silopi-Şırnak Ovası'nın yeraltı sularının kalitesinin belirlenmesi ve sektörel su dağılımı için uygunluğunun saptanması

Dünya nüfusun artması ve endüstrileşme yaygınlaşması ile beraber, sular kirlenmekte ve iklim değişimi nedeniyle içilebilen sular her geçen gün azalmaktadır. Bu nedenle yeraltı su kalitesinin, statik su dengesinin düzenli ve rutin olarak ölçülecek, aynı anda alınacak su numunelerinde ön görülen ve aşağıda detayları verilen parametreler için analizler yapılacaktır. Silopi Ovası yeraltı su potansiyeli, içme kullanma endüstriyel tarımsal için önemli bir kaynaktır. Ovada su kalitesinin belirlenmesi için 2023/2024 su yılı esas alınarak ve yılın belli zamanlarında arazi çalışması yapılarak ovayı kapsayacak şekilde su kuyuları seçilip kuyulardan su numuneleri alınmıştır. Sahada alınan su numunelerinde sahada hidrojen Potansiyeli (pH), elektiriksel iletkenlik (EC), çözünmüş oksijen (DO) ve bulanıklık (NTU) değerleri okunmuştur. Diğer analizlerden, sırasıyla; Kalsiyum (Ca+2), Magnezyum (Mg+2) Potasyum (K+), Sadyum (Na+), Klor (CI-), bikarbonat (HCO-3), Sülfat (SO-24), Karbonat (CO-23) parametreleri belirlenmiştir. Yeraltı suyunun kalitesinin belirlenmesi ve sektörel su dağılımı için uygunluğunu saptanmasında sırasıyla; sodyum adsorpsiyon oranı (SAR), Kelly Oranı (KR), sodyum yüzdesi (%Na), Geçirgenlik indeksi (PI), kalıcı sodyum karbonat (RSC) ve magnezyum tehlikesi (MH) eşitliklerinden değerler hesaplanmıştır. Yeraltı suyunun içme suyu olarak ve tarımsal kullanım için uygunluğunun belirlenmesi için içme suyu kalite parametrelerin, Türk Standartları (TS 266, 2005), Dünya Sağlık Örgütü (WHO, 2011), Avrupa Birliği (EC, 1998) ve ABD-Çevre Koruma Ajansı (US-EPA, 2008) kabul edilebilir standartlarına göre analiz sonuçları karşılaştırılmış, su kalitesinin içme- kullanma, endüstriyel ve tarımsal açısından uygunluğu saptanmıştır.

Aysel Zeyrek Eğdemir
Şırnak University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Uludere ve Silopi-Şırnak yerüstü/yeraltı sularında Pb, Zn, nitrat ve nitrit seviyelerinin saptanması ve insan sağlığına olası etkileri

Yeraltı suyu içme, tarım ve endüstriyel sektörler için önemli bir doğal kaynaktır. Sektörel dağılıma bakıldığında, en büyük hassasiyetin içme suyunda olduğu görülmektedir. Çünkü halk sağlığını tehdit eden hastalıklar genel olarak kimyasal ve biyolojik içerik olarak kontamine olan sulardan ileri gelmektedir. Bu hastalıklara; ishal, dizanteri, giardiyaz, bağırsak parazitleri, enterobius vermicularis (kıl kurdu), ascaris lumiricoides (bağırsak solucanı), tifo ve paratifo, kolera, hepatit A ve E, sıtma örnek olarak verilebilir. Tarımsal sulamalarda gerek evsel ve gerekse endütriden gelen atık suların kullanımında, daha hassas davranılması, özellikle evsel atıklardan kaynaklı kostik ve paraziterlerin yoğun yaşandığı sularda, çiğ tüketilen sebze ve meyvelerde, arıtılmadan kullanılan sularla sulama yapılması halinde halk sağlığını ciddi şekilde tehdit altında kalacağı söylenebilir. Buna karşın endütriyel bitkilerde bu öneriye biraz daha töleranslı yaklaşılabilir. Özellikle nüfusun 2000'den daha fazla olan yerleşim yerlerinde ilgili bakanlığın direktifleri doğrultusunda belediyeler tarafından atık su arıtma tesisleri yapılmaktadır. Buradaki amaç atık suların alıcı ortama verilmeden farklı sektörlerde kullanımını temin etmek, böylece küresel ısınmadan ve nüfus artışından dolayı azalan su kaynaklarına katkı sunmaktır. Çalışmada Silopi Ovası yeraltı suyu ve Silopi Barajı için nitrit, nitrat, kurşun, çinko konsantrasyonu ve mekânsal dağılımı Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ArcGIS modeli ile kirlilik haritaları çıkarılmıştır. Bu haritalar yerelde hangi lokasyonlar risk alında kaldığı saptanmıştır. Özellikle ovada binin üzerinde bulunan YAS (yeraltı suyu) kuyuları referans alınarak, toplam 18 adet yeraltı suyundan numune toplanmıştır. Ayrıca yerüstü su numunesi için ise Silopi Barajı kullanılmıştır. Alınan su numelerinde Nitrat, Nitrit, Pb, Zn okumaları yapılmıştır. Tüm su numunelerinin ortalamasından SAR, KR, PI, PS, MH ve %Na eşitliklerinden suların kalitesi ortaya konulmuştur. Çıkan sonuçlara göre, ovanın su kalitesi fiziko-kimyasal özellikler açısından sorunlu olmadığı söylenebilir. Çünkü tüm eşitliklerin ortalama değerleri tanımlanan ve kullanılan standartlara (TSE-256, US-EPA, EU ve WHO) göre, numunelerin tamamının fiziko-kimyasal açıdan kullanılmasında herhangi bir endişe bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Ancak kimi numunelerde e. coli ve toplam coli açısından endişeler bulunmaktadır. Bunun nedeninin kimi kuyuların fosseptik kuyularına veya serbest dolaşımda olan atık suların geçtiği dere güzergâhına yakın olduğu söylenebilir. Ayrıca Silopi ilçesinin atıksu arıtma tesislerinin (AAT) bulunmaması sularda virüs ve bakterilerin bulunmasının temel sebeplerden birkaçı olduğu bilgisi paylaşılabilir. Buna ilave olarak Silopi barajınında membasında bulunan altı adet barajın drenaj havzasında da herhangibir AAT olmadığı tarafımızdan tespit edilmiştir. Özellikle Silopi ve diğer barajların yağış havzalarında yoğun şekilde linyit kömürü ocaklarının yer aldığı görülmüştür. Çalışmanın öznesini oluşturan ağır metallerden kurşun ve çinko ile nitrat ve nitrit kirliliğinin önemsiz olduğu sonucuna varılmıştır. Çalışmadan elde edilen verilere göre, kirlilik kaynaklarını araştırmak ve bölgedeki halk sağlığı kontrol altında tutmak için periyodik izleme ve değerlendirme yapılması, riskli dönemlerde halkın su kirliliği hakkında biliçlendirme yapılması önerilebilir.

Kader Bahadır
Şırnak University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Şırnak Silopi Ovası yeraltı suyu potansiyelinin coğrafi bilgisistemi ile belirlenmesi

Yeraltı suyu, doğal koşullar altında yeraltındaki geçirgen formasyonlarda biriken ve insan faaliyetleriyle erişilebilen önemli bir tatlı su kaynağıdır. Özellikle iklim değişikliği, yüzeysel su kaynaklarının mevsimsel düzensizlikleri ve artan su talebi gibi nedenlerle, birçok bölgede yeraltı suları stratejik bir öneme sahip hale gelmiştir. Ancak bu kaynakların sürdürülebilir yönetimi, sadece suyun varlığına değil, aynı zamanda miktar ve kalite bakımından potansiyelinin doğru belirlenmesine bağlıdır. Yeraltı suyu potansiyelinin sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesi hem mevcut kullanımın planlanması hem de gelecekteki ihtiyaçlara yönelik politikaların oluşturulması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, güncel teknolojiler ve mekânsal analiz yöntemleri kullanılarak yapılan bilimsel çalışmalar, yeraltı suyu potansiyelinin ortaya konulmasında önemli katkılar sağlamaktadır. Çalışma, Türkiye'nin Güneydoğu'sunda, Şırnak ili sınırlarında yer alan ve yaklaşık 333 km² yüzölçümüne sahip Silopi Ovası'nda yeraltı suyu potansiyelinin belirlenmesini amaçlamaktadır. Ovanın sulama suyu ihtiyacı, büyük oranda geçmiş yıllarda açılmış kuyular aracılığıyla yeraltı suyu kaynaklarından karşılanmaktadır. Hali hazırda toplamda ovanın YAS kuyu sayısı 1.000'nin üzerinde olduğu, bu konuda çalışan ve teknik personellerden teyitleri alınan rafine bilgi verilebilir. Artan su talebi, mevcut kullanım yoğunluğu, bölgedeki yeraltı suyu potansiyelinin mekânsal açıdan detaylı şekilde analiz edilmesini zorunlu kılmaktadır. Çalışma kapsamında, Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) destekli analizler kullanılmıştır. Yeraltı su seviyelerinin mekânsal dağılımını ortaya koymak amacıyla IDW (Inverse Distance Weighted), RBF (Radial Basis Function) ve Kriging gibi yaygın kullanılan enterpolasyon yöntemleri kullanılarak tematik haritalar üretilmiştir. Analizlerde, toplam 310 adet yeraltı suyu (YAS) kuyusundan elde edilen dinamik su seviyesi (m), statik su seviyesi (m) ve kuyu verimi (L/s) gibi hidrojeolojik parametreler kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, statik su seviyesi 6,3 ila 190 metre, dinamik su seviyesi ise 20 ila 280 metre arasında değişmektedir. Bu seviyelerin Silopi Ovası genelinde önemli bölgesel farklılıklar gösterdiği belirlenmiştir. Dinamik su seviyesi IDW yöntemi ile çalışılan alanın %61,1 ne karşılık gelen 20.228,0 ha 72 – 125 m aralığında bulunmaktadır. İkinci sırada %36,3 oran ile 20 – 72 m derinlik olup her ikisinin toplamı %97,4 oran ile yeraltısuyu'nun yoğun bulunduğu derinliği bu iki katmanda yeraldığı söylenebilir. Ancak  7 adet kuyu su seviyesinin düşük olmasından dolayı risk alanı olarak kabul edilmektedir. Gerek RBF gerekse Kriging yöntemlerinde bu değerler IDW ye göre farklı alansal ve oransal dağılım gösterdiği ve alınan iki yöntemin değerlerinin benzerlik oranları birbirine yakın olduğu söylenebilir. Çalışmanın statik su seviyesi verilerinden oluşan haritalara IDW'de bakıldığında toplam alanın %95,1'inde su seviyesinin 0 – 77 m aralığında olduğu buna karşın diğer iki yöntemde%98,60 oranında RBF' de %98 oranı ile Kriging yöntemde bulunduğu görülmüştür. Dezavantajlı kuyu oranı %2 den biraz yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Silopi ovasının güneyi Hezil çayı kuzeyi Cudi dağının eteklerinde kaldığı söylenebilir. Gerek yağışlarda gerekse yeraltı sularının akış rejimlerinin kuzeyden güneye olduğu, benzer durumun güneyde olan Irak'tan beslendiği söylenebilir bu nedenle ovanın alt kesimlerinde su potansiyelinin daha yüksek olması bu koşullara bağlanabilir. Kuyu verimi başlığı altında elde edilen değerlerin dinamik ve statik su seviyelerine her üç yöntemde benzer tepkilerin alındığı sonucuna varılmış %69,7 oranındaki alansal büyüklüğü 12,1 – 38 L/s aralığından elde edilmiştir. Diğer iki yöntemde bu oranlar %79,9 ve %79,2 şeklinde tezahür etmiştir. Sonuç olarak ovanın yeraltı su rezervinin yakın coğrafyada bulunan Nusaybin, Kızıltepe ve Viranşehir YAS kuyularından daha fazla potansiyeli olduğu, sebep sonuç ilişkisinin özelikle Cudi dağına bağlı bulunduğu sonucuna varılmıştır.

Zilan Karatoprak
Şırnak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bor nanoşeritlerinin elektronik ve yapısal özellikleri

Bu çalışmada, farklı geometrilere sahip saf bor nanoşeritler ve farklı konumlardaki bor atomlarının karbon ve azot atomlarıyla değiştirilmesiyle oluşturulan yeni nanoşeritler için yoğunluk fonksiyonu teorisi kapsamında ilk-prensipler yaklaşımı kullanılarak geometrik optimizasyonları yapıldı. Yapıların elektronik ve yapısal özellikleri incelendi. Enerjitik kararlılıkları, bağ uzunlukları, atomik yükleri ve bağ popülasyon değerleri, band yapıları ve durum yoğunluğu gibi elektronik özellikleri hesaplandı. Ayrıca, bazı yapılara farklı sayılarda hidrojen ilave edilerek, mevcut yapısal ve elektronik özelliklerinin hidrojen konsantrasyonuna bağlılığı araştırıldı. Sonuçlar birbirleriyle ve mevcut literatürle karşılaştırma yapılarak çizelge ve şekiller halinde sunuldu. Elde edilen yapıların metal olduğu belirlendi.Anahtar Kelimeler : Nanoşerit, bor, elektronik yapı, YFT

Esra Eroğlu
Gazi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Grafit içinde borun yoğunluk fonksiyonu teorisi

Bu tez çalışmasında yoğunluk fonksiyonu teorisiyle grafit içinde değişik atomların konakladığı, özellikle borun tutunmasıyla oluşan yapıların özellikleri incelendi. Bütün hesaplamalar Castep paket programında 310 eV kesilim enerjisinde yerel yoğunluk yaklaşımının (LDA) CA-PZ modeli kullanılarak yapıldı. Geometri optimizasyonu sonrası yapıların yapısal parametreleri, toplam ve oluşum enerjileri, enerji durum yoğunlukları ve elektron yoğunluk haritaları hesaplandı. Son olarak bazı sistemlerin basınca bağlı olarak nasıl değiştikleri incelendi.Anahtar Kelimeler: Yoğunluk fonksiyonu teorisi, bor, grafit, castep

Erkan Abadan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Bor tabanlı kristal yapıların fiziksel özellikleri

Elemental bor fazlarının, bor karbür'ün, farklı yapısal birimlere sahip metal-bor bileşiklerinin ve radyoaktif element-bor bileşiklerinin yapısal, elektronik ve mekanik özellikleri yoğunluk fonksiyonu teorisi kapsamında ilk-prensip hesaplamaları yapılarak incelendi. Bu hesaplardan elde edilen bilgiler yardımıyla sertlikleri hesaplandı. Sertliklerinin doğası üzerine tartışmalar yapılarak süper sert olup olmadıkları belirlendi. Sertliğin bulk modülü, makaslama modülü gibi mekanik özelliklerle olan ilişkisi araştırıldı. Yapılar üzerine geniş bir aralıkta hidrostatik basınç uygulanarak, yapısal, elektronik ve mekanik özelliklerinin nasıl değiştiği incelendi.

Benzetim programlarıBor bileşikleriBor karbür
Sezgin Aydın
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Titanyum-bor bileşiklerinin yoğunluk fonksiyonu teorisi ile incelenmesi

Bu çalışmada Castep programı kullanılarak Titanyum-Bor bileşiklerinin (TiB2, Ti2B, TiB, Ti3B4) fiziksel ve elektronik özellikleri yoğunluk fonksiyonu teorisi (DFT) ile hesaplanmıştır. TiB2, Ti2B, TiB, Ti3B4 moleküllerinin yapısal parametreleri, elektronik özellikleri GGA yaklaşımı kullanılarak elde edildi. Bileşiklerin mekanik kararlılıkları araştırıldı. P-Dos ve band yapısı grafikleri çizildi. Manyetik özellikleri incelendi. Bağ uzunlukları, atomik yarıçapları, değerlik elektron sayıları ve atomların komşulukları kullanılarak sertlik hesabı yapıldı. Sonuçların daha önce yapılan çalışmalar ile uyum içinde olduğu görüldü.

Zehra Nazlıcan
Gazi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Si (001)-(1X2) yüzeyi üzerinde bor oksit nanotelleri

Bu tez çalışmasında Si(001)-(1 2) yüzeyi üzerinde B2O3 nanotellerinin oluşumu yerel yoğunluk yaklaşımı (LDA) kullanılarak Castep bilgisayar programı ile araştırıldı. Oluşturulan 8 katmanlı temiz Si yüzeyi üzerine farklı sayıda B2O3 molekülü bırakılarak hesaplamalar tekrarlandı. Yüzey üzerine konulan B2O3 molekülünün, yüzey topolojisini etkilediği ve sonuç olarak yüzeydeki ve yüzeye yakın Si atomlarının arasındaki bağ uzunluklarını değiştirdiği tespit edildi. Yüzeye eklenen iki (B2O3) ve üç (B2O3) molekülünün yüzeyi bir (B2O3) moleküle göre daha fazla değiştirdiği görüldü. Yüzeye bir molekül tutunduğunda, temiz yüzeyde oluşan Si ? Si bağlarının kırılmamasına rağmen iki ve üç molekül tutunduğunda, Si ? Si bağlarının kırıldığı gözlendi. Ayrıca, bir molekülle yüzeyde B2O3 nanoteli oluşmazken, iki ve üç molekül eklendiğinde nanotellerinin oluştuğu görüldü.

Bor oksitNanotelSilisyum+2
Nigar Alata
Gazi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2009
00
Master'sOpen AccessTR

BC2N nano tüpler

Nano tüpler, pek çok farklı malzemenin gösterdikleri özellikleri tek başına bünyesinde toplamaktadır. Bu tezde, BC2N nanotüplerin geometrik yapıları elde edildi. Bütün hesaplamalar, Castep paket programı ile GGA- PBE ve 300 kesilim enerjisi kullanılarak yapıldı. Geometri optimizasyonu sonrası oluşan yapıların enerji bant yapısı ve elektron durum yoğunluğu incelendi.

NanotüpYoğunluk fonksiyonu teorisi
İlknur Babayiğit
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
Master'sOpen AccessTR

BN nano tüpler içinde Ni nano telleri

Nano yapılar, bilimsel olarak ilgi çekici ve teknolojik olarak önemli bir alandır. Bu tezde, BN nanotüplerin geometrik yapıları elde edilerek içlerine Ni nanotelleri yerleştirildi. Bütün hesaplamalar, Castep paket programı ile GGAPBE ve 280 kesilim enerjisi kullanılarak yapıldı. Geometri optimizasyonu sonrası oluşan yapıların enerji bant yapısı ve elektron durum yoğunluğu incelendi.

Pınar Çabuk
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Kalsiyum dinamiği

Bu çalışmada sinir hücrelerinde sinaptik iletimin nasıl oluştuğu ve sinaptik iletimde kalsiyum iyonlarının N-metil D-aspartat (NMDA) kanalları boyunca nasıl iletildiği incelendi. Markov Modeli kullanılarak sinir hücresine kalsiyum giriş çıkışının matematiksel eşitlikleri çalışıldı. Yeni çözümler bilinen sonuçlarla karşılaştırıldı. Anahtar Kelimeler : Kalsiyum dinamiği, sinaptik iletim, aksiyon potansiyeli, difüzyon denklemi, kalsiyum akımı

Murat Çavuş
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Moleküler ve kiristal bor bileşiklerinin yoğunluk fonksiyonu teorisi ile incelenmesi

Bu çalışmada Gaussian 03W ve Castep programları kullanılarak Bor bazlı bazılineer olmayan optik moleküllerin fiziksel ve kimyasal özellikleri yoğunlukfonksiyonu teorisi (DFT) ile hesaplanmıştır. B3O5, LiB3O5, NaB3O5, KB3O5,Na2BB4O7 moleküllerinin yapısal parametreleri ile elektronik ve spektrumözellikleri yoğunluk fonksiyonu teorisinin B3LYP hibrit yaklaşımı kullanılarakyapıldı. Potansiyel enerji yüzeyi ve frekans-şiddet grafiği çizildi. Buhesaplamalar Gaussian 03W paket programı ile gerçekleştirilmiştir.LiB3O5,LiAlB2O5 moleküler kristallerinin bağ uzunlukları, bağ açıları, band yapıları vedurum yoğunluğu yoğunluk fonksiyonu teorisi içerisinde LDA yaklaşımınınCA-PZ modeli kullanılarak yapıldı. Bu hesaplamalar Castep programıylagerçekleştirilmiştir. Sonuçların literatür değerleri ile uyum içinde olduğugörülmüştür.

Aliye Demet Demirağ
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Darboux dönüşümü

Bu çalışmanın amacı; Darboux dönüşUmUnün analitik olarak çözülemeyen sistemlere genelleştirilmesi ve uygulanmasıdır. Bu sistemler, Darboux dönüşümü sayesinde çözülebilir hale getirilmiştir. Söz konusu denklemler Riccati yada Sturm - Liouville denklemi türündedir. Bu denklemler çözülerek çeşitli sistemlerin özdeğer ve özfonksiyonları bulunmuştur. Ayrıca süper simetrik yaklaşıma Darboux dönüşümü uygulanarak analitik çözülebilir potansiyellerin spektrumları elde edilmiştir. Son olarak, elde edilen sonuçlar literatürdeki değerlerle karşılaştırılmıştır.Anahtar Kelimeler Darboux Dönüşümü, Riccati Denklemi, Sturm - Liouville Denklemi, Schrödinger Denklemi, Süper Simetrik WKB Metodu

Nurettin Körözlü
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Atomic three-body problem

Bazı kuantum mekaniksel çok cisim sisteminin Schrödinger denklemini yüksek mertebeden küresel koordinatlarda tam olarak çözmek mümkündür. Bu denklemin çözüm yollarından biri, sisteme ait toplam dalga fonksiyonunun r=0 komşuluğunda Fock açılımıdır. Diğer bir yol ise, dalga fonksiyonunun genelleştirilmiş Laguerre polinomları L_n^ν ve yüksek mertebeden küresel harmonik fonksiyonlar Y_ λμ(Ω)'nın ortonormal tam bir baz setine göre seriye açmaktır. Geri götürme (indirgeme) bağıntıları elde edildikten sonra matris formuna geçilir ve trivial olmayan çözümler için seküler determinant inşa edilir. ξ enerji parametresine bağlı olarak bu determinant çözülerek enerji özdeğerlerine ulaşılır.

Metin Aktaş
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
1997
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Subklinik hipotiroidin gebelik seyri ve fetüs üzerine etkisi

Hipotiroidinin gebelik seyri ve fetus üzerine olumsuz etkilerinin olduğu bilinmektedir. Subklinik hipotiroidinin gebelik ve fetus üzerine olumsuz etkilerinin olup olmadığı henüz açığa kavuşmamış bir kunudur. Biz kliniğimizde yaptığımız bir retrosipektif çalışmayla subklinik hipotiroidinin gebelik seyri ve fetus üzerine olumsuz etkilerinin olup olmadığını araştırdık. Çalışmaya Ocak 2002 - Haziran 2006 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde takip edilen ve klinikte doğum yapmış olan gebeleri aldık. Doğum kayıtlarında 20. gebelik haftasından sonra doğum yapmış olan gebelerin kayıtlarını inceledik. Doğum kayıtlarından gebelerin isim, soy isim ve dosya numaralarını bulduk. Hastaneninin medihasta programından gebelerin tiroid fonksiyon testlerini (TSH, sT4 ve sT3) araştırdık. Gebeleri tiroid fonksiyon testleri normal (TSH, sT4 ve sT3 değerleri normal) olanlar ve subklinik hipotiroidisi (TSH yüksek, sT4 ve sT3 normal) olanlar olarak iki gruba ayırdık. Laboratuvar kayıtlarının incelenmesi sonrası tiroid fonksiyonları normal olan 789 gebe ve subklinik hipotiroidisi olan 45 gebe tesbit ettik. Kontrol grubunda 70-80 gebe bulunmasının yeterli olacağını karar verdik. Kontrol grubunu randomize olarak seçmek için tiroid hormon değerleri normal olan gebelerin hasta dosya numaralarını küçükten büyüğe doğru sıraladık. Bu sıralama sonrasında her on gebeden birini seçerek kontrol grubunu oluşturduk. Bu hastaların hasta dosyalarından gebelik takibi ve doğum kayıt notlarını inceledik. Bu araştırmalar sonucunda hasta grubundan 33 gebe ve kontrol grubundan 52 gebeyi çalışmaya aldık. Gebeleri; yaş, gravite, parite, abortus, gebelik tahliyesi, vajinal doğum, sezaryenle doğum, gestasyonel hipertansiyon, preeklampsi, eklampsi, preterm eylem, doğum haftası, intrauterin ölüm, intrauterin gelişme geriliği ve ablasyo plasenta yönünden araştırdık. Yenidoğanları; doğum haftası, doğum ağırlığı, 5. dakika Apgar değeri, neonatal ölüm, doğum sonrası yenidoğan yoğun bakım desteği alma, major malformasyon, respiratuvar distress sendromu, nekrotizan enterokolit, intraventriküler kanama yönünden araştırdık. Araştırma sonucunda subklinik hipotiroidili gebelerle ötiroid gebeler arsında gebelik komplikasyonları ve yenidoğan komplikasyonları yönünden fark bulunmadığını gözlemledik.

Metin Kaba
Akdeniz University
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntrauterin gelişme geriliği olan gebelerde rutin ultrason takibinde vertebral arter doppler ultrasonun değerlendirilmesi

Giriş: Fetal büyüme kısıtlılığı (FBK) olan gebeliklerde, fetusun plasentadan yeterli besin alamaması nedeniyle büyümesinin geride kalması durumu söz konusudur. Umblikal arter Doppler ultrasonu, bu durumun erken teşhisinde ve takibinde kullanılan önemli bir yöntemdir. Anormal Doppler bulguları, fetüsün sıkıntı içinde olabileceğine işaret eder ve doğumun erken planlanmasını gerektirebilir. Çalışmada, FBK'lı gebeliklerde vertebral arter Dopplerinin de değerlendirilerek fetusun durumunun daha iyi anlaşılabileceği araştırılmıştır. Yöntem: Çalışma Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Doğum ve Hastalıkları Anabilim Dalı Perinatoloji Kliniğine başvuan ve FBK tanısı olan gebeler üzerinde prospektif olarak gerçekleştirildi. Çalışmaya katılmaya onam veren ve 18 yaş üstünde olan FBK tanılı gebeler çalışmaya dahil edilirken, anomalili gebelikler çalışma dışında bırakıldı. Çalışma süresince vizitlerde MCA, UA ve VA üzerinde doppler ultrasonografi ölçümleri ile biyometrik ölçümler ve doğum sonrası APGAR skorları ile boy ve kilo kayıt altına alınarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamıza 47 FBK hastası dahil edildi. Hastaların yaş ortalaması 30,17±6,00 olarak gözlendi. Ortalama gravida sayısı 2,6±1,75 iken parite ortanca değeri 1 (2) olarak saptandı. FBK hastalarının MCA PI ortalama değeri 1,74±0,58 iken, kontrol grubunda ortalama 2,24±0,65 olarak gözlendi (p<0,001). Umbilikal arter ölçümlerinde, FBK grubunun ortalama PI değeri 1,15±0,63 iken kontrol grubunun 0,96±0,19 olarak saptandı (p=0,017). Kontrol ve FBK grubunda yapılan vertebral arter PI ve RI ölçümlerinde anlamlı fark görülmedi. Vertebral arter PI ölçümü ile APGAR skoru, prenatal boy ve kilo arasında, RI ölçümü ile APGAR skoru ve boy arasında pozitif korelasyon saptandı. Sonuç: FBK değerlendirmesinde MCA ve UA değerlendirmesi kadar FBK değerlendirmesi de yeni doğanın APGAR skorları, boy ve kilo durumu hakkında bilgi vericidir. Anahtar Kelimeler: Fetal büyüme kısıtlılığı, umblikal arter Doppler, vertebral arter Doppler

Sefa Metehan Ceylan
Akdeniz University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ölü doğum nedenlerinin ve risk faktörlerinin otopsi sonuçlarıyla birlikte retrospektif analizi

Amaç: Ölü doğum, doğumdan önce veya doğum sırasında ölen 22 veya daha fazla gebelik haftasına sahip bir bebeğin doğumu olarak tanımlanmaktadır. Ölü doğum küresel bir sağlık sorunudur. Bu çalışmanın amacı ölü doğum yapan kadınların demografik profilini incelemek, ölü doğum için risk faktörlerini anlamak ve Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) Perinatal Mortalite için Uluslararası Hastalık Sınıflandırması'yla (ICD-PM) bulunan ölü doğum nedenlerini inceleyerek ölü doğumu önleme stratejisinin tasarlanmasını kolaylaştırarak ölü doğumları önlemeye çalışmaktır. Ölü doğum öyküsü olan kadınlarda sonraki gebeliklerinde oluşabilecek olumsuz durumları önceden tahmin ederek gerekli önlemleri almak, gebeliğin sağlıklı bir şekilde devamını sağlamak ve zamanında sağlıklı doğumun gerçekleştirilmesine katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Antalya İl Sağlık Müdürlüğü'ne bildirilen 2018-2021 yılları arasında gerçekleşen, Antalya ili sınırları içindeki kabul kriterini sağlayan toplam 499 ölü doğum vakası incelenerek retrospektif kesitsel bir çalışma gerçekleştirdik. Bulgular: Çalışmamızda ölü doğum etiyolojisinde ilk sırada %37 oranla açıklanamayan vakalar yer aldı. Ölü doğum etiyolojisinde ikinci sıklıkta %18 oranla fetal hipoksi, üçüncü sıklıkta %8,3 oranla ablasyo plesenta, 4. en sık neden ise %6,8 oranla doğum sürecinin ve doğumun fetal distres ile komplike olması olduğu görüldü. Ölü doğum nedenlerinden %22,6'sını plasenta kord ve membranların komplikasyonu, %11,2'sini antepartum hipoksi, %8,6'sını fetal konjenital anormallikler, %7,2'sini fetal büyüme kısıtlılığı, %1'ini enfeksiyon oluşturdu. Çalışmamızda ölü bebeklerin kilo ortalamaları 1735 gr bulundu, or¬talama gebelik haftası 32 hafta olarak değerlendirildi. Vakaların sadece %2'sine fetal otopsi yapıldığı saptandı. Annelerde izlem sonucunda %12,8'inde medikal sorunlar olduğu belirlendi. Bu sorunların ise %3,1'inin anemi, %40,6'sının hipertansiyon, %20,3'ünün diyabet, %10,9'unun proteinüri ve %25'inin diğer rahatsızlıklar olduğu görüldü. Annelerin %9,4'ünde madde bağımlılığı olduğu tespit edildi. Madde bağımlılığı olan annelerin %2,1'inin alkol ve diğer, %95,7'sinin ise sigara bağımlılıkları olduğu tespit edildi. Ölü doğum nedenlerini gruplara ayırdığımızda birbirlerine göre farklı risk faktörlerinin ön plana çıktığı görüldü. Sonuç: Ölü doğumları önlemenin en büyük zorluklarından biri, nedenlerine dair bilgi eksikliğidir. Bu çalış¬manın sonuçları özellikle antenatal bakımı içeren primer önleyici sağlık programlarına yönelmeye katkı yapabilir. Birincil ve ikincil merkezlerde antenatal bakım hizmetlerinin arttırılması, yüksek riskli gebelikle¬rin daha erken gebelik haftalarında belirlenmesi ve gerekli tıbbi önlemlerin alınmasıyla ölü doğum oranı azaltılabilir. Anahtar Kelimeler: Ölü Doğum, Ölü Doğumun Risk Faktörleri, Ölü Doğum Nedenleri, Önleme Stratejileri

DoğumFetal ölümGebelik+4
Gizem Seçkin Şahin
Akdeniz University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rekürren spontan abortus öyküsü olan kadınlarda perinatal sonuçlar

Amaç: Bu çalışmada; rekürren spontan abortus (RSA) öyküsü olan ve olmayan gebelerin sosyodemografik ve bazı klinik özellikleri incelenerek, sonraki gebeliklerindeki perinatal sonuçların ortaya konulması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif çalışmada; Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'ne Haziran 2016-Haziran 2020 tarihleri arasında başvuran 18-45 yaş arası 20 hafta ve üzeri doğum yapmış gebelere ait veriler, hastane otomasyon sistemi ve hasta dosyalarından erişilerek incelenmiştir. Hastalar RSA öyküsü olan ve olmayan şeklinde iki gruba ayırılarak demografik özelliklerle birlikte hematolojik ve biyokimyasal parametreler açısından karşılaştırılmıştır. Bunun yanısıra yenidoğana ait özellikler (kilo, boy, FBK, kord kan gazı pH değeri, 5. dk APGAR skoru), yenidoğan yoğun bakım ünitesi (YDYBÜ) ihtiyacı ve doğumda gebelik haftası gibi bilgiler de kaydedilerek değerlendirilmiştir. RSA riski düzeylerine etki eden risk faktörlerini araştırmak için lojistik regresyon modeline uygulanmıştır. Bulgular: Çalışma kapsamında incelenen gebelerin yaş ortalaması 30,31±5,54 yıl iken, doğumdaki gebelik haftası ise 38,06±2,07 idi. Hasta grubunun (n=210) gebelikteki yaşı ve gebelik sayısı kontrol grubuna (n=163) göre anlamlı şekilde yüksek iken, doğumdaki gebelik haftası, doğum sayısı ve yaşayan bebek sayısı ortalamalarının anlamlı şekilde düşük düzeylerde olduğu tespit edildi (p<0.05). Hasta grubunda APGAR ve pH skorları ile hematokrit, platelet ve PT değerlerinin kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük düzeylerde olduğu saptandı (p<0.05). Hasta grubunda gebelikte diyabet (%22,4), hipertansiyon (%15,7) ve fetal büyüme kısıtlılığı (FBK) (%16,2) oranlarının, kontrol grubuna göre (sırasıyla %2,5, %0,0 ve %6,1) istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edildi (p<0.05). Uygulanan lojistik regresyon modeline göre; gebelikte diyabet, gebelikte hipertansiyon, FBK, normal doğum, gebelik yaşı, gebelik haftası bağımsız risk faktörleri olarak bulundu. Sonuç: Mevcut sonuçlar, ilk abortusu takiben meydana gelen herhangi bir gebeliğin, bir dereceye kadar artmış obstetrik ve perinatal risk ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Diyabet ve hipertansiyon gibi önlenebilir ve kontrol edilebilir problemlerin rekürren spontan abortus öyküsü olan hastalarda daha sık görüldüğü tespit edilmiştir. Bu nedenle RSA öyküsü olan gebelerde bu tip kronik hastalıkların daha sık görüldüğü göz önünde bulundurularak; perinatal dönemde tespiti, yakın takip ve tedavisi sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Rekürren Spontan Abortus, Gebelikte Diyabet, Gebelikte Hipertansiyon, Fetal Büyüme Kısıtlılığı

AbortusDiabet-gebelik sırasındaFetal gelişme geriliği+5
Emine Şen Bıçak
Akdeniz University
2021
00

Other supervisors