Theses supervised by Prof. Dr. Mehmet Şimşek

15 theses · Gazi University, Akdeniz University

Master'sOpen AccessTR

Bor nanoşeritlerinin elektronik ve yapısal özellikleri

Bu çalışmada, farklı geometrilere sahip saf bor nanoşeritler ve farklı konumlardaki bor atomlarının karbon ve azot atomlarıyla değiştirilmesiyle oluşturulan yeni nanoşeritler için yoğunluk fonksiyonu teorisi kapsamında ilk-prensipler yaklaşımı kullanılarak geometrik optimizasyonları yapıldı. Yapıların elektronik ve yapısal özellikleri incelendi. Enerjitik kararlılıkları, bağ uzunlukları, atomik yükleri ve bağ popülasyon değerleri, band yapıları ve durum yoğunluğu gibi elektronik özellikleri hesaplandı. Ayrıca, bazı yapılara farklı sayılarda hidrojen ilave edilerek, mevcut yapısal ve elektronik özelliklerinin hidrojen konsantrasyonuna bağlılığı araştırıldı. Sonuçlar birbirleriyle ve mevcut literatürle karşılaştırma yapılarak çizelge ve şekiller halinde sunuldu. Elde edilen yapıların metal olduğu belirlendi.Anahtar Kelimeler : Nanoşerit, bor, elektronik yapı, YFT

Esra Eroğlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Grafit içinde borun yoğunluk fonksiyonu teorisi

Bu tez çalışmasında yoğunluk fonksiyonu teorisiyle grafit içinde değişik atomların konakladığı, özellikle borun tutunmasıyla oluşan yapıların özellikleri incelendi. Bütün hesaplamalar Castep paket programında 310 eV kesilim enerjisinde yerel yoğunluk yaklaşımının (LDA) CA-PZ modeli kullanılarak yapıldı. Geometri optimizasyonu sonrası yapıların yapısal parametreleri, toplam ve oluşum enerjileri, enerji durum yoğunlukları ve elektron yoğunluk haritaları hesaplandı. Son olarak bazı sistemlerin basınca bağlı olarak nasıl değiştikleri incelendi.Anahtar Kelimeler: Yoğunluk fonksiyonu teorisi, bor, grafit, castep

Erkan Abadan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Bor tabanlı kristal yapıların fiziksel özellikleri

Elemental bor fazlarının, bor karbür'ün, farklı yapısal birimlere sahip metal-bor bileşiklerinin ve radyoaktif element-bor bileşiklerinin yapısal, elektronik ve mekanik özellikleri yoğunluk fonksiyonu teorisi kapsamında ilk-prensip hesaplamaları yapılarak incelendi. Bu hesaplardan elde edilen bilgiler yardımıyla sertlikleri hesaplandı. Sertliklerinin doğası üzerine tartışmalar yapılarak süper sert olup olmadıkları belirlendi. Sertliğin bulk modülü, makaslama modülü gibi mekanik özelliklerle olan ilişkisi araştırıldı. Yapılar üzerine geniş bir aralıkta hidrostatik basınç uygulanarak, yapısal, elektronik ve mekanik özelliklerinin nasıl değiştiği incelendi.

Benzetim programlarıBor bileşikleriBor karbür
Sezgin Aydın
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Titanyum-bor bileşiklerinin yoğunluk fonksiyonu teorisi ile incelenmesi

Bu çalışmada Castep programı kullanılarak Titanyum-Bor bileşiklerinin (TiB2, Ti2B, TiB, Ti3B4) fiziksel ve elektronik özellikleri yoğunluk fonksiyonu teorisi (DFT) ile hesaplanmıştır. TiB2, Ti2B, TiB, Ti3B4 moleküllerinin yapısal parametreleri, elektronik özellikleri GGA yaklaşımı kullanılarak elde edildi. Bileşiklerin mekanik kararlılıkları araştırıldı. P-Dos ve band yapısı grafikleri çizildi. Manyetik özellikleri incelendi. Bağ uzunlukları, atomik yarıçapları, değerlik elektron sayıları ve atomların komşulukları kullanılarak sertlik hesabı yapıldı. Sonuçların daha önce yapılan çalışmalar ile uyum içinde olduğu görüldü.

Zehra Nazlıcan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Si (001)-(1X2) yüzeyi üzerinde bor oksit nanotelleri

Bu tez çalışmasında Si(001)-(1 2) yüzeyi üzerinde B2O3 nanotellerinin oluşumu yerel yoğunluk yaklaşımı (LDA) kullanılarak Castep bilgisayar programı ile araştırıldı. Oluşturulan 8 katmanlı temiz Si yüzeyi üzerine farklı sayıda B2O3 molekülü bırakılarak hesaplamalar tekrarlandı. Yüzey üzerine konulan B2O3 molekülünün, yüzey topolojisini etkilediği ve sonuç olarak yüzeydeki ve yüzeye yakın Si atomlarının arasındaki bağ uzunluklarını değiştirdiği tespit edildi. Yüzeye eklenen iki (B2O3) ve üç (B2O3) molekülünün yüzeyi bir (B2O3) moleküle göre daha fazla değiştirdiği görüldü. Yüzeye bir molekül tutunduğunda, temiz yüzeyde oluşan Si ? Si bağlarının kırılmamasına rağmen iki ve üç molekül tutunduğunda, Si ? Si bağlarının kırıldığı gözlendi. Ayrıca, bir molekülle yüzeyde B2O3 nanoteli oluşmazken, iki ve üç molekül eklendiğinde nanotellerinin oluştuğu görüldü.

Bor oksitNanotelSilisyum+2
Nigar Alata
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2009
00
Master'sOpen AccessTR

BC2N nano tüpler

Nano tüpler, pek çok farklı malzemenin gösterdikleri özellikleri tek başına bünyesinde toplamaktadır. Bu tezde, BC2N nanotüplerin geometrik yapıları elde edildi. Bütün hesaplamalar, Castep paket programı ile GGA- PBE ve 300 kesilim enerjisi kullanılarak yapıldı. Geometri optimizasyonu sonrası oluşan yapıların enerji bant yapısı ve elektron durum yoğunluğu incelendi.

NanotüpYoğunluk fonksiyonu teorisi
İlknur Babayiğit
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
Master'sOpen AccessTR

BN nano tüpler içinde Ni nano telleri

Nano yapılar, bilimsel olarak ilgi çekici ve teknolojik olarak önemli bir alandır. Bu tezde, BN nanotüplerin geometrik yapıları elde edilerek içlerine Ni nanotelleri yerleştirildi. Bütün hesaplamalar, Castep paket programı ile GGAPBE ve 280 kesilim enerjisi kullanılarak yapıldı. Geometri optimizasyonu sonrası oluşan yapıların enerji bant yapısı ve elektron durum yoğunluğu incelendi.

Pınar Çabuk
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Kalsiyum dinamiği

Bu çalışmada sinir hücrelerinde sinaptik iletimin nasıl oluştuğu ve sinaptik iletimde kalsiyum iyonlarının N-metil D-aspartat (NMDA) kanalları boyunca nasıl iletildiği incelendi. Markov Modeli kullanılarak sinir hücresine kalsiyum giriş çıkışının matematiksel eşitlikleri çalışıldı. Yeni çözümler bilinen sonuçlarla karşılaştırıldı. Anahtar Kelimeler : Kalsiyum dinamiği, sinaptik iletim, aksiyon potansiyeli, difüzyon denklemi, kalsiyum akımı

Murat Çavuş
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Moleküler ve kiristal bor bileşiklerinin yoğunluk fonksiyonu teorisi ile incelenmesi

Bu çalışmada Gaussian 03W ve Castep programları kullanılarak Bor bazlı bazılineer olmayan optik moleküllerin fiziksel ve kimyasal özellikleri yoğunlukfonksiyonu teorisi (DFT) ile hesaplanmıştır. B3O5, LiB3O5, NaB3O5, KB3O5,Na2BB4O7 moleküllerinin yapısal parametreleri ile elektronik ve spektrumözellikleri yoğunluk fonksiyonu teorisinin B3LYP hibrit yaklaşımı kullanılarakyapıldı. Potansiyel enerji yüzeyi ve frekans-şiddet grafiği çizildi. Buhesaplamalar Gaussian 03W paket programı ile gerçekleştirilmiştir.LiB3O5,LiAlB2O5 moleküler kristallerinin bağ uzunlukları, bağ açıları, band yapıları vedurum yoğunluğu yoğunluk fonksiyonu teorisi içerisinde LDA yaklaşımınınCA-PZ modeli kullanılarak yapıldı. Bu hesaplamalar Castep programıylagerçekleştirilmiştir. Sonuçların literatür değerleri ile uyum içinde olduğugörülmüştür.

Aliye Demet Demirağ
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Darboux dönüşümü

Bu çalışmanın amacı; Darboux dönüşUmUnün analitik olarak çözülemeyen sistemlere genelleştirilmesi ve uygulanmasıdır. Bu sistemler, Darboux dönüşümü sayesinde çözülebilir hale getirilmiştir. Söz konusu denklemler Riccati yada Sturm - Liouville denklemi türündedir. Bu denklemler çözülerek çeşitli sistemlerin özdeğer ve özfonksiyonları bulunmuştur. Ayrıca süper simetrik yaklaşıma Darboux dönüşümü uygulanarak analitik çözülebilir potansiyellerin spektrumları elde edilmiştir. Son olarak, elde edilen sonuçlar literatürdeki değerlerle karşılaştırılmıştır.Anahtar Kelimeler Darboux Dönüşümü, Riccati Denklemi, Sturm - Liouville Denklemi, Schrödinger Denklemi, Süper Simetrik WKB Metodu

Nurettin Körözlü
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Atomic three-body problem

Bazı kuantum mekaniksel çok cisim sisteminin Schrödinger denklemini yüksek mertebeden küresel koordinatlarda tam olarak çözmek mümkündür. Bu denklemin çözüm yollarından biri, sisteme ait toplam dalga fonksiyonunun r=0 komşuluğunda Fock açılımıdır. Diğer bir yol ise, dalga fonksiyonunun genelleştirilmiş Laguerre polinomları L_n^ν ve yüksek mertebeden küresel harmonik fonksiyonlar Y_ λμ(Ω)'nın ortonormal tam bir baz setine göre seriye açmaktır. Geri götürme (indirgeme) bağıntıları elde edildikten sonra matris formuna geçilir ve trivial olmayan çözümler için seküler determinant inşa edilir. ξ enerji parametresine bağlı olarak bu determinant çözülerek enerji özdeğerlerine ulaşılır.

Metin Aktaş
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
1997
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Subklinik hipotiroidin gebelik seyri ve fetüs üzerine etkisi

Hipotiroidinin gebelik seyri ve fetus üzerine olumsuz etkilerinin olduğu bilinmektedir. Subklinik hipotiroidinin gebelik ve fetus üzerine olumsuz etkilerinin olup olmadığı henüz açığa kavuşmamış bir kunudur. Biz kliniğimizde yaptığımız bir retrosipektif çalışmayla subklinik hipotiroidinin gebelik seyri ve fetus üzerine olumsuz etkilerinin olup olmadığını araştırdık. Çalışmaya Ocak 2002 - Haziran 2006 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde takip edilen ve klinikte doğum yapmış olan gebeleri aldık. Doğum kayıtlarında 20. gebelik haftasından sonra doğum yapmış olan gebelerin kayıtlarını inceledik. Doğum kayıtlarından gebelerin isim, soy isim ve dosya numaralarını bulduk. Hastaneninin medihasta programından gebelerin tiroid fonksiyon testlerini (TSH, sT4 ve sT3) araştırdık. Gebeleri tiroid fonksiyon testleri normal (TSH, sT4 ve sT3 değerleri normal) olanlar ve subklinik hipotiroidisi (TSH yüksek, sT4 ve sT3 normal) olanlar olarak iki gruba ayırdık. Laboratuvar kayıtlarının incelenmesi sonrası tiroid fonksiyonları normal olan 789 gebe ve subklinik hipotiroidisi olan 45 gebe tesbit ettik. Kontrol grubunda 70-80 gebe bulunmasının yeterli olacağını karar verdik. Kontrol grubunu randomize olarak seçmek için tiroid hormon değerleri normal olan gebelerin hasta dosya numaralarını küçükten büyüğe doğru sıraladık. Bu sıralama sonrasında her on gebeden birini seçerek kontrol grubunu oluşturduk. Bu hastaların hasta dosyalarından gebelik takibi ve doğum kayıt notlarını inceledik. Bu araştırmalar sonucunda hasta grubundan 33 gebe ve kontrol grubundan 52 gebeyi çalışmaya aldık. Gebeleri; yaş, gravite, parite, abortus, gebelik tahliyesi, vajinal doğum, sezaryenle doğum, gestasyonel hipertansiyon, preeklampsi, eklampsi, preterm eylem, doğum haftası, intrauterin ölüm, intrauterin gelişme geriliği ve ablasyo plasenta yönünden araştırdık. Yenidoğanları; doğum haftası, doğum ağırlığı, 5. dakika Apgar değeri, neonatal ölüm, doğum sonrası yenidoğan yoğun bakım desteği alma, major malformasyon, respiratuvar distress sendromu, nekrotizan enterokolit, intraventriküler kanama yönünden araştırdık. Araştırma sonucunda subklinik hipotiroidili gebelerle ötiroid gebeler arsında gebelik komplikasyonları ve yenidoğan komplikasyonları yönünden fark bulunmadığını gözlemledik.

Metin Kaba
Akdeniz University
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntrauterin gelişme geriliği olan gebelerde rutin ultrason takibinde vertebral arter doppler ultrasonun değerlendirilmesi

Giriş: Fetal büyüme kısıtlılığı (FBK) olan gebeliklerde, fetusun plasentadan yeterli besin alamaması nedeniyle büyümesinin geride kalması durumu söz konusudur. Umblikal arter Doppler ultrasonu, bu durumun erken teşhisinde ve takibinde kullanılan önemli bir yöntemdir. Anormal Doppler bulguları, fetüsün sıkıntı içinde olabileceğine işaret eder ve doğumun erken planlanmasını gerektirebilir. Çalışmada, FBK'lı gebeliklerde vertebral arter Dopplerinin de değerlendirilerek fetusun durumunun daha iyi anlaşılabileceği araştırılmıştır. Yöntem: Çalışma Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Doğum ve Hastalıkları Anabilim Dalı Perinatoloji Kliniğine başvuan ve FBK tanısı olan gebeler üzerinde prospektif olarak gerçekleştirildi. Çalışmaya katılmaya onam veren ve 18 yaş üstünde olan FBK tanılı gebeler çalışmaya dahil edilirken, anomalili gebelikler çalışma dışında bırakıldı. Çalışma süresince vizitlerde MCA, UA ve VA üzerinde doppler ultrasonografi ölçümleri ile biyometrik ölçümler ve doğum sonrası APGAR skorları ile boy ve kilo kayıt altına alınarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamıza 47 FBK hastası dahil edildi. Hastaların yaş ortalaması 30,17±6,00 olarak gözlendi. Ortalama gravida sayısı 2,6±1,75 iken parite ortanca değeri 1 (2) olarak saptandı. FBK hastalarının MCA PI ortalama değeri 1,74±0,58 iken, kontrol grubunda ortalama 2,24±0,65 olarak gözlendi (p<0,001). Umbilikal arter ölçümlerinde, FBK grubunun ortalama PI değeri 1,15±0,63 iken kontrol grubunun 0,96±0,19 olarak saptandı (p=0,017). Kontrol ve FBK grubunda yapılan vertebral arter PI ve RI ölçümlerinde anlamlı fark görülmedi. Vertebral arter PI ölçümü ile APGAR skoru, prenatal boy ve kilo arasında, RI ölçümü ile APGAR skoru ve boy arasında pozitif korelasyon saptandı. Sonuç: FBK değerlendirmesinde MCA ve UA değerlendirmesi kadar FBK değerlendirmesi de yeni doğanın APGAR skorları, boy ve kilo durumu hakkında bilgi vericidir. Anahtar Kelimeler: Fetal büyüme kısıtlılığı, umblikal arter Doppler, vertebral arter Doppler

Sefa Metehan Ceylan
Akdeniz University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ölü doğum nedenlerinin ve risk faktörlerinin otopsi sonuçlarıyla birlikte retrospektif analizi

Amaç: Ölü doğum, doğumdan önce veya doğum sırasında ölen 22 veya daha fazla gebelik haftasına sahip bir bebeğin doğumu olarak tanımlanmaktadır. Ölü doğum küresel bir sağlık sorunudur. Bu çalışmanın amacı ölü doğum yapan kadınların demografik profilini incelemek, ölü doğum için risk faktörlerini anlamak ve Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) Perinatal Mortalite için Uluslararası Hastalık Sınıflandırması'yla (ICD-PM) bulunan ölü doğum nedenlerini inceleyerek ölü doğumu önleme stratejisinin tasarlanmasını kolaylaştırarak ölü doğumları önlemeye çalışmaktır. Ölü doğum öyküsü olan kadınlarda sonraki gebeliklerinde oluşabilecek olumsuz durumları önceden tahmin ederek gerekli önlemleri almak, gebeliğin sağlıklı bir şekilde devamını sağlamak ve zamanında sağlıklı doğumun gerçekleştirilmesine katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Antalya İl Sağlık Müdürlüğü'ne bildirilen 2018-2021 yılları arasında gerçekleşen, Antalya ili sınırları içindeki kabul kriterini sağlayan toplam 499 ölü doğum vakası incelenerek retrospektif kesitsel bir çalışma gerçekleştirdik. Bulgular: Çalışmamızda ölü doğum etiyolojisinde ilk sırada %37 oranla açıklanamayan vakalar yer aldı. Ölü doğum etiyolojisinde ikinci sıklıkta %18 oranla fetal hipoksi, üçüncü sıklıkta %8,3 oranla ablasyo plesenta, 4. en sık neden ise %6,8 oranla doğum sürecinin ve doğumun fetal distres ile komplike olması olduğu görüldü. Ölü doğum nedenlerinden %22,6'sını plasenta kord ve membranların komplikasyonu, %11,2'sini antepartum hipoksi, %8,6'sını fetal konjenital anormallikler, %7,2'sini fetal büyüme kısıtlılığı, %1'ini enfeksiyon oluşturdu. Çalışmamızda ölü bebeklerin kilo ortalamaları 1735 gr bulundu, or¬talama gebelik haftası 32 hafta olarak değerlendirildi. Vakaların sadece %2'sine fetal otopsi yapıldığı saptandı. Annelerde izlem sonucunda %12,8'inde medikal sorunlar olduğu belirlendi. Bu sorunların ise %3,1'inin anemi, %40,6'sının hipertansiyon, %20,3'ünün diyabet, %10,9'unun proteinüri ve %25'inin diğer rahatsızlıklar olduğu görüldü. Annelerin %9,4'ünde madde bağımlılığı olduğu tespit edildi. Madde bağımlılığı olan annelerin %2,1'inin alkol ve diğer, %95,7'sinin ise sigara bağımlılıkları olduğu tespit edildi. Ölü doğum nedenlerini gruplara ayırdığımızda birbirlerine göre farklı risk faktörlerinin ön plana çıktığı görüldü. Sonuç: Ölü doğumları önlemenin en büyük zorluklarından biri, nedenlerine dair bilgi eksikliğidir. Bu çalış¬manın sonuçları özellikle antenatal bakımı içeren primer önleyici sağlık programlarına yönelmeye katkı yapabilir. Birincil ve ikincil merkezlerde antenatal bakım hizmetlerinin arttırılması, yüksek riskli gebelikle¬rin daha erken gebelik haftalarında belirlenmesi ve gerekli tıbbi önlemlerin alınmasıyla ölü doğum oranı azaltılabilir. Anahtar Kelimeler: Ölü Doğum, Ölü Doğumun Risk Faktörleri, Ölü Doğum Nedenleri, Önleme Stratejileri

DoğumFetal ölümGebelik+4
Gizem Seçkin Şahin
Akdeniz University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rekürren spontan abortus öyküsü olan kadınlarda perinatal sonuçlar

Amaç: Bu çalışmada; rekürren spontan abortus (RSA) öyküsü olan ve olmayan gebelerin sosyodemografik ve bazı klinik özellikleri incelenerek, sonraki gebeliklerindeki perinatal sonuçların ortaya konulması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif çalışmada; Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'ne Haziran 2016-Haziran 2020 tarihleri arasında başvuran 18-45 yaş arası 20 hafta ve üzeri doğum yapmış gebelere ait veriler, hastane otomasyon sistemi ve hasta dosyalarından erişilerek incelenmiştir. Hastalar RSA öyküsü olan ve olmayan şeklinde iki gruba ayırılarak demografik özelliklerle birlikte hematolojik ve biyokimyasal parametreler açısından karşılaştırılmıştır. Bunun yanısıra yenidoğana ait özellikler (kilo, boy, FBK, kord kan gazı pH değeri, 5. dk APGAR skoru), yenidoğan yoğun bakım ünitesi (YDYBÜ) ihtiyacı ve doğumda gebelik haftası gibi bilgiler de kaydedilerek değerlendirilmiştir. RSA riski düzeylerine etki eden risk faktörlerini araştırmak için lojistik regresyon modeline uygulanmıştır. Bulgular: Çalışma kapsamında incelenen gebelerin yaş ortalaması 30,31±5,54 yıl iken, doğumdaki gebelik haftası ise 38,06±2,07 idi. Hasta grubunun (n=210) gebelikteki yaşı ve gebelik sayısı kontrol grubuna (n=163) göre anlamlı şekilde yüksek iken, doğumdaki gebelik haftası, doğum sayısı ve yaşayan bebek sayısı ortalamalarının anlamlı şekilde düşük düzeylerde olduğu tespit edildi (p<0.05). Hasta grubunda APGAR ve pH skorları ile hematokrit, platelet ve PT değerlerinin kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük düzeylerde olduğu saptandı (p<0.05). Hasta grubunda gebelikte diyabet (%22,4), hipertansiyon (%15,7) ve fetal büyüme kısıtlılığı (FBK) (%16,2) oranlarının, kontrol grubuna göre (sırasıyla %2,5, %0,0 ve %6,1) istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edildi (p<0.05). Uygulanan lojistik regresyon modeline göre; gebelikte diyabet, gebelikte hipertansiyon, FBK, normal doğum, gebelik yaşı, gebelik haftası bağımsız risk faktörleri olarak bulundu. Sonuç: Mevcut sonuçlar, ilk abortusu takiben meydana gelen herhangi bir gebeliğin, bir dereceye kadar artmış obstetrik ve perinatal risk ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Diyabet ve hipertansiyon gibi önlenebilir ve kontrol edilebilir problemlerin rekürren spontan abortus öyküsü olan hastalarda daha sık görüldüğü tespit edilmiştir. Bu nedenle RSA öyküsü olan gebelerde bu tip kronik hastalıkların daha sık görüldüğü göz önünde bulundurularak; perinatal dönemde tespiti, yakın takip ve tedavisi sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Rekürren Spontan Abortus, Gebelikte Diyabet, Gebelikte Hipertansiyon, Fetal Büyüme Kısıtlılığı

AbortusDiabet-gebelik sırasındaFetal gelişme geriliği+5
Emine Şen Bıçak
Akdeniz University
2021
00

Other supervisors