Theses supervised by Prof. Dr. Murat Sarıerler
15 theses · Aydın Adnan Menderes University
Kedilerde ekstremite uzun kemik kırıklarının sağaltımı
Dünyada pet hayvan olarak beslenen kedi sayısındaki artış, veteriner hekimlerin de kedi kırıklarıyla daha sık karşı karşıya gelmesine neden olmuştur. Her ne kadar kedi uzun kemik kırıklarının tedavi prensipleri köpeklerdekine benzer ise de ortopedik teknikler açısından hastaya ve kırığa bağlı olmak üzere çeşitli farklılıklar mevcuttur. Bu çalışmada 58 kedide karşılaşılan 71 adet ekstremite uzun kemik kırığının değerlendirilmesi ve tedavi bulgularının paylaşılması amaçlanmıştır. Çalışmaya dahil edilen 58 kedide, arka bacak kırıklarının daha fazla görüldüğü, en sık kırılan kemiğin tibia olduğu ve bunu sırasıyla femur, humerus, antebrachium, radius ve ulna'nın izlediği belirlenmiştir. Olguların %51,72 sinin yüksekten düşme, %36,20 sinin çeşitli travmalara ve %12 sinin de trafik kazalarına bağlı olarak şekillendiği görülmüştür. Uygulanan sağaltım yöntemleri incelendiğinde 54 olguda intramedüller pin, 4 olguda plak ve 1 olguda plak ve pin, 4 olguda caput ve collum femoris rezeksiyonu, 4 olguda bandaj, 3 olguda eksternal fikzasyon ve daha önce opere edilmiş ve komplike olmuş açık enfekte antebrachium olgusunda da amputasyon uygulanmıştır. İki olgu hariç tüm olgularda fonksiyonel iyilişme sağlanmış ve hastalar bacaklarını kullamaya başlamışlardır. Kırık sağaltım yönteminin seçiminde en önemli kriter olarak ekonomik nedenlerin etkin olduğu belirlenmiş ve hasta sahiplerine sunulan alternatifler arasında fiyat uygunluğu sebebi ile büyük bölümünün intramedüller pin uygulamasını tercih ettiği ve plak kullanımını tercih etmedikleri belirlenmiştir. Sonuç olarak, kırık tipine her zaman en uygun sağaltım yöntemini seçmek ekonomik nedenlerden dolayı mümkün olmasa da, seçilen yöntemin doğru şekilde uygulanması ve birkaç yöntemin bir arada kullanılması (intramedüller pin, serklaj, bandaj) ile başarılı sonuçlar almanın mümkün olduğu kararına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kedi, ekstremite, uzun kemik, kırık, tedavi
Kliniğimize getirilen kedi ve köpeklerde karşılaşılan pelvis kırıkları ve sağaltım olanakları
Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı Kliniği'ne getirilen, klinik ve radyografik muayeneler sonucu pelvis bölgesinde (sakroiliak bölge, ilium, iskium, pelvik taban ve asetabulum) kırığı saptanan değişik ırk, yaş, cinsiyet ve vücut ağırlığına sahip 19 adet kedi ve 21 adet köpek üzerinde gerçekleştirilen bu çalışmada, bu kırıkların sağaltımı için operatif ve konservatif sağaltım yöntemleri uygulandı. Çalışma materyalini 21 köpekte karşılaşılan 15'i ilial gövde, 10'u pelvik taban, 8'i sakroiliak ayrılma, 4'ü iskium, 4' ü asetabulum ve 1'i ilial kanat kırığı olmak üzere 42 ve 19 kedide karşılaşılan 10'u sakroiliak ayrılma, 8'i ilial gövde, 4'ü pelvik taban, 3'ü asetabulum ve 2'si iskium kırığı olmak üzere 27, toplam 69 kırık oluşturdu. Çalışmaya dahil edilen 21 köpekte karşılaşılan 42 kırığın 24'üne konservatif 18'ine operatif sağaltım uygulanırken, 19 kedide karşılaşılan 27 kırığın 17'sine konservatif 10'una operatif sağaltım uygulandı. Operatif sağaltım tercih edilen olgularda karşılaşılan kırık tipine göre çeşitli çap ve ebatlarda intrameduller pinler, plaklar, vidalar ve serklaj tellerinden yararlanıldı. Olgularda postoperatif kontrol klinik ve radyografik olarak 1., 2., 4. ve 16. haftalarda gerçekleştirildi. Sonuç olarak karşılaşılan pelvis kırıklarında tercih edilen sağaltım yöntemi olarak gerek konservatif gerekse opertif sağaltım yöntemlerinin neredeyse tamamında fonksiyonel iyileşme gerçekleşti.
Köpeklerde diş kayıplarında dental implant uygulaması
Bu çalışmada; kliniğimize dişe ilgili şikayet ile getirilen ve diş ekstraksiyonu gerçekleştirilen on adet köpeğin, bu bölgeye diş implantı yerleştirilmesi ve kron restorasyonu ile oluşturulan dişler ile çiğneme etkinliğinin arttırılması, yeterli beslenmenin sağlanması yanında tutma, parçalama, savunma gibi içgüdüsel davranışların devamının sağlanması amaçlanmıştır. Rutin klinik muayeneden sonra, köpeklerde, lezyonlu dişler, genel anestezi altında alınmıştır. Doku iyileşmesi sağlandıktan sonra, genel hastalıklar yönünden muayene edilmiş, sistemik bir hastalıklığın bulunmadığına karar verildikten sonra implant uygulanmasına geçilmiştir. Operasyon genel anestezi altında, diş cerrahi seti (Nucleoss, Türkiye) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Operasyona, iki komşu diş arası H şeklinde ensizyon ile başlanmış, yumuşak doku periodontal elavatörle kaldırılarak maxillar veya mandibular kemik dokusuna ulaşılmıştır. Keskin driller ile kaviteler hazırlanmıştır. Periapikal radyografi ile ölçülen çene kemiği kalınlığına uygun olan, 8 mm boyunda 3,8 mm çapında diş implantları (Nucleoss, T3, Türkiye ), yanal diziliş şeklinde, kemik içerisine yerleştirilerek, iyileşme başlıkları monte edilmiş yumuşak doku, 3.0 vıcryl (Eticon, Türkiye) ile kapatılmıştır. Postoperatif dönemde sistemik antibiyotik kullanılmış ve ağız hijyenine önem verilmiştir. Kemik implant osteointegrasyonu sonrası, bölgeden ölçü alınarak, diş laboratuvarında kron üst yapısı hazırlanmış ve cam ionomer siman ile implanta yapışması sağlanmıştır. Bu çalışmada 10 köpeğe toplam 15 adet dental implant uygulamış olup, implantın kemik doku içerisindeki hareketsizliği, bölgede enfeksiyon, ağrı, kanama, ödem olmaması, çiğneme fonksiyonlarının düzgün oluşu ve kron-implant bütünlüğünün uzun dönemde sağlamlığı göz önünde bulundurularak başarılı olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, köpeklerde diş implantlarının başarı ile kullanılabileceği kanısına varılmıştır. Anahtar Kelmeler: Köpek, Dental implant
Sağlıklı kedilerde abdomen bölgesinin bilgisayarlı tomografik muayenesi
DAHA SONRA DOLDURULACAKTIR
Köpeklerde kalça displazisinin derecelendirilmesinde anestezinin etkisi
Köpeklerde kalça ekleminin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilen röntgen çekimlerinde anestezinin gerekliliği ve/veya kalça skoru üzerine etkisi uzun yıllardan beri tartışma konusudur. Bu tartışmalardan yola cıkarak planlanan bu çalışmada, kalça displazisini değerlendirmek amacıyla çekilen röntgenlerde anestezi uygulamasının gerekli olup olmadığının araştırılması, anestezi uygulanarak yapılan röntgen çekimlerinde farklı anestezik protokollerin birbirlerine göre avantaj ve dezavantajlarının olup olmadığının saptanması, nihayetinde de anestezi uygulamasının ve/veya kullanılan anestezik maddelerin kalça skorunu etkileyip etkilemediğinin araştırılması amaçlanmıştır.Bu amaçla bu çalışmada aynı köpeklerde (n:20) anestezisiz ve 15 gün arayla uygulanan farklı anestezi protokolleri [Propofol (5 mg/kg), Diazepam (0.5 mg/kg) / Ketamin (20 mg/kg) ve Medetomidin (0.05 ?g/kg) / Ketamin (20 mg/kg)] ile sağlanan anestezi altında, standart displazi, sublukzasyon, distraksiyon ve kompresyon röntgenleri çekilmiş, tüm röntgen çekimleri ve röntgenlerin skorlaması aynı kişi tarafından yapılmıştır. Elde edilen sonuçlarda anestezi uygulamasının veya kullanılan farklı anestezi protokollerinin displazi skorunu etkileyip etkilemediği araştırılmıştır.Anestezisiz olarak gerçekleştirilen röntgen çekimlerinde doğru pozisyon vermenin çok zor olduğu ve bu nedenle tekrar çekim sayısının arttığı ve bunun da hasta ve röntgen personeli için radyasyon güvenliğini azalttığı görülmüştür. Propofol uygulamasının tek bir röntgen çekimi için süre açısından yeterli anestezi sağladığı ancak çekim sayısı arttığında ilave doza gereksinim duyulabileceği ve her hastada yeterli kas gevşemesi sağlamadığı belirlenmiştir. Diazepam/ketamin ve medetomidin/ketamin uygulanarak yapılan çekimlerde ise hem süre hem de kas gevşemesi açısından yeterli anestezi sağlandığı tespit edilmiştir. Ayrıca tüm görüntüleme yöntemlerinde elde edilen kalça skoru anestezisiz yapılan çekimlerde anestezi uygulandıktan sonra yapılan çekimlere göre daha düşük (p<0,001), bununla birlikte anestezi protokollerine bağlı olarak ta kalça skoru değiştiği saptanmış, propofol uygulamasından medetomidin/ketamin uygulamasına kıyasla daha düşük kalça skoru (p<0,001) elde edildiği görülmüştür.Sonuç olarak köpeklerde kalça displazisinin radyografik muayenesi için anestezi uygulamasının radyasyon güvenliği ve doğru pozisyon verme açısından gerekli olduğu,56ayrıca kullanılacak anestezik maddenin kalça skorunu etkileyebileceği, dolayısıyla da raporlarda kullanılan anestezi protokolünün belirtilmesinin yararlı olacağı, etki süresi ve sağladığı kas gevşemesi göz önünde bulundurularak medetomidin/ketamin uygulamasının en uygun anestezi yöntemi olduğu kanısına varılmıştır.
Buzağılarda Uzun Kemik Kırıklarının İlizarov Eksternal Fiksatör ile Sağaltımı
Buzağılarda sıklıkla rastlanan uzun kemik kırıklarının pin ve plaka ile tedavisinde yaygın olarak fragmentlerin uygulamaya yetecek büyüklükte olmaması ve bölgesel maddi kayıplı açık enfekte yaralar gibi kısıtlayıcı faktörler veya parçalı kırıklarda da bandajla tam olarak redüksiyonun sağlanamaması, hatta sonrasında kırık parçasının deriyi delerek açık enfekte kırık oluşturması gibi komplikasyonlarla karşılaşılabilmektedir. Bu kısıtlayıcı faktörlere rağmen uygulanabilen İlizarov eksternal fiksatörü; tüm ekstremite için değerlendirilebilen, eklem hareketlerinin erken başlamasını sağlayan, enfekte kırıklarda yumuşak dokunun ve kemiğin birlikte tedavisine izin veren bir yöntemdir. Bu çalışmada, buzağılarda uzun kemik kırıklarının tedavisinde fiksatörünün avantaj ve dezavantajlarını araştırmak amacıyla metacarpus (n:12), metatarsus (n:5) ve antebrachium (n:9) kırığı olan değişik ırk, yaş ve cinsiyette 26 adet buzağıya uygulanmıştır. Postoperatif dönemde bir tanesi ikinci gün olmak üzere diğer tüm buzağılar ilk gün ayaklarına ağırlık vermeye başlamışlardır. Buzağıların 24 tanesinde ilk iki haftada konsolidasyon başlamış ve olguda 55 güne kadar tamamlanmıştır. İki olguda ise üçüncü hafta başlayıp birinde 71. gün diğerinde ise 90. gün tamamlanmıştır. Tüm buzağıların yumuşak doku yaraları tamamen iyileşmiş ve herhangi bir komplikasyon yaşanmamıştır. Beş buzağıda pin dibi enfeksiyonu şekillenmiş ve bu durum çok kısa sürede kontrol artına alınmış, hastaların klinik görünümlerinde değişiklik yaratmamıştır. Kırık iyileşmesi tamamlanıp, fiksatör çıkartıldıktan sonra tüm hastalar hiç topallamaksızın ekstremitelerini kullanabilmişlerdir. Sonuç olarak çalışmamızda sistemin endikasyonları dahilinde olan; fragmentlerin pin ve plaka uygulamaya yetecek büyüklükte olmadığı, bölgesel maddi kayıplı açık enfekte yaraların bulunduğu, hatalı bandaj uygulamaları veya ampirik tedavi denemelerinden sonra açık ve enfekte hale gelen buzağı kırıkları İlizarov eksternal fiksatörü ile tedavi edilmiş ve tüm buzağılar komplikasyonsuz olarak tamamen iyileşmiştir. Bu sonuçlar tedavi edilemeyeceği ihtimaliyle amputasyon seçeneği düşünülen birçok buzağı kırığının İlizarov sisteminin kullanılmasıyla birlikte tedavi edilebileceğini göstermektedir.
Köpeklerde juvenil pubic symphisiodesis (JPS) operasyonundan sonra kalça ekleminde meydana gelen değişikliklerin bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi.
Bu çalışmada JPS uygulanacak 8 köpeğin, operasyon öncesinde ve operasyondan 1, 3 ve 6 ay sonra kalça eklemleri bilgisayarlı tomografi ile görüntülenerek kalça ekleminde meydana gelen değişiklikler incelendi. Çalışma materyalini, ADÜ Veteriner Fakültesi Cerrahi Kliniğine getirilen, klinik ve radyolojik muayeneler sonucunda kalça ekleminde gevşeklik saptanarak JPS operasyonu uygulanmasına karar verilen, yaşları 4 ila 6 ay arasında değişen ve kalça ekleminde gevşeklik dışında başka bir ortopedik problemi olmayan (1 erkek, 7 dişi) toplam 8 adet melez köpek oluşturdu. Bilgisayarlı Tomografi çekimlerinden 1 gün önce aç bırakılan köpeklere atropin sülfat (Atropin®, Vetaş) enjeksiyonu sonrası ksilazin (Alfazyne®, Ege-Vet), ketamine (Alfamine®, Ege-Vet) anestezisi uygulandı. Bu işlemi takiben genel anesteziye giren köpeklerin tomografi çekimleri gerçekleştirildi. Tomografik inceleme, standard ventro-dorsal pozisyonda ve yük taşıma pozisyonunda olmak üzere 2 ayrı pozisyonda gerçekleştirildi. Derin anestezi altında gerçekleştirilen tomografi çekimlerinden elde edilen kesitler üzerinde; Acetabulum ile İlişkili Ölçümler (AİA, AAİ, acetabular derinlik, acetabular genişlik, Aİ, DKU, VKU, HTEA, AA), Caput Femoris-Acetabulum İlişkili Ölçümler (LKA, AcetAV, VASA, DASA, HASA, DLS, DAKA, LMKA, DMKA, VCEA, MUİ, CFAKY) ve Collum Femoris ile İlişkili Açısal Ölçümler (FİA, FAA) yapıldı. Sonuç olarak, köpeklerde kalça displazisinin teşhis ve tedavi sürecinde eklem morfometrisinin değerlendirilmesi için bilgisayarlı tomografinin çok değerli veriler sağladığı, AİA (preoperatif dönemde 20,24±1,14 (11,9-26,2), postoperatif 1. ay 21,82±0,65 (16,1-25,3), postoperatif 3. ay 22,61±1,10 (16,1-25,3), postoperatif 6. ay 20,93±0,87 (15,6-24,7)), Aİ (preoperatif dönemde 40,18±1,49 (31,65-47,74), postoperatif 1. ay 43,69±1,34 (36,71-51,24), postoperatif 3. ay 46,29±1,21 (37,08-52), postoperatif 6. ay 41,34± 1,60 (33,31-50,3)), acetabular derinlik (preoperatif dönemde 0,78±0,03 (0,62-0,96), postoperatif 1. ay 0,87±0,04 (0,65-1,04), postoperatif 3. ay 0,91±0,03 (0,74-1,05), postoperatif 6. ay 0,82±0,04 (0,6-1,06)), AAİ (preoperatif dönemde 91,53±1,66 (83,2-103,3), postoperatif 1. ay 88,64±0,71 (85-95,1), postoperatif 3. ay 88,83±0,49 (84,9-91,3), postoperatif 6. ay 88,24±0,60 (85,1-93,3)), DMKA (preoperatif dönemde 8,35±1,12 (1,4-17), postoperatif 1. ay 5,12±0,84 (1,6-11,1), postoperatif 3. ay 5,54±0,71 (1,5-11,6), postoperatif 6. ay 4,62±0,75 (1,4-10,5)), VMKA (preoperatif dönemde 39,98±1,27 (31,3-51,2), postoperatif 1. ay 38,46±1,83 (25,9-49,1), postoperatif 3. ay 35,01±1,9 (20,9-44,8), postoperatif 6. ay 36,19±1,02 (32,2-45,7)), DAKA (preoperatif dönemde 17,75±1,98 (5,8-30,1), postoperatif 1. ay 14,89±1,32 (8,2-26,4), postoperatif 3. ay 15,26±1,04 (7,1-22,2), postoperatif 6. ay 16,99±1,49 (5,3-25,8)) ve HTEA?nın (preoperatif dönemde 17,24±1,45 (9,1-29,8), postoperatif 1. ay 16,31±1,02 (9,5-22,6), postoperatif 3. ay 17,66±0,91 (9,5-26,9), postoperatif 6. ay 19,28±1,04 (14,2-27,2)) önemli parametreler olarak ortaya çıktığı ve JPS operasyonunun da erken dönemde kalça laksitesi saptanan köpeklerde, hastalığın ilerlemesini durdurduğu/yavaşlattığı kararına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bilgisayarlı tomografi, Juvenil pubic symphisiodesis, Kalça displazisi, Köpek.
Köpeklerde uzun kemik kırıklarının kilitli Küntscher çivisi ile sağaltımı
Bu çalışmada, köpeklerde uzun kemik kırıklarının ''Kilitli Küntscher'' çivisi ile sağaltımının klinik ve radyografik bulgular ışığında değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma materyalini Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı Kliniği'ne getirilen femur ve tibia'da diafizer kırık teşhisi konulan değişik ırk, yaş ve cinsiyette toplam 16 adet köpek oluşturdu. Olgular, atropin sülfat'ın 0.045 mg/kg s.c.(subkutan) ve ksilazin hidroklorid' in 1-2 mg/kg i.m. (intramuskuler) enjeksiyonu ile premedikasyonu yapıldıktan sonra isofloran anestezisi ile genel anesteziye alındı. Olgulardaki Kilitli Küntscher çivisi ve kilitleyici kortikal vidalar radyografi üzerinde ölçüm yapılarak belirlendi. Köpeklerde opere edilecek ekstremite, rutin asepsi-antisepsi kuralları dahilinde hazırlandı. Açık ve enfekte kırıklarda bölge antiseptikli ve antibiyotikli solüsyonlar ile temizlendi. Uygun operasyon yatırma işleminden sonra femur kırığı olguları kraniolateral yönde, tibia kırığı olguları corpus tibia'nın mediali üzerinden ensize edildi. Deri altı bağ doku ve fascia ensizyon edildikten sonra femur ve tibia'da yer alan anatomik öneme sahip kaslar diseke edildi. Kırık hattı ortaya çıkarıldı. Olgularda retrograd yöntemle çivileme işlemi yapıldı. Çiviler medullaya kortikal vidalarla tutturuldu. Kaslar, deri altı bağ doku, fascia ve deri şirurjikal yönteme uygun kapatıldı. Olguların klinik operasyon sonrası 1, 2, 3, 4. haftalardaki radyografik muayene ve topallık skorlarının alınmasına özen gösterildi. Bir numaralı olgunun radyografik muayenesinde yetersiz operasyon sonrası bakım sonucu post operatif 7. günden sonra taşkın kallus artışı gözlemlendi ve topallık skoru 4 düzeyindeydi. Olgu no 7' de operasyon esnasında çivi medulladan geçtikten sonra kırıldı ve post operatif 7. günde topallık skoru 1 düzeyindeydi. Olgu no 11' de operasyon esnasında uygulanan kortikal vidalar distal fragmentte yer alan çivinin distal deliklerin yanından geçmişti ve topallık skoru 1 düzeyindeydi. Olgu no 5' te post operatif 15. günden sonra çivi distal bölümünden kırıldı ve topallık skoru 1 düzeyindeydi. Olgu no 13' te post operatif 1. günde kallus oluşumu başladı ve topallık skoru 2 düzeyindeyken, post operatif 21. günde kırık çizgisi kapanmaya başladı ve topallık skoru 1 düzeyinde; post operatif 30. günden sonra ise kallus düzgün yayılımlı ve topallık skoru 1 düzeyindeydi. Sonuç olarak klinik ve radyografik bulgular ışığında Kilitli Küntscher çivisi mevcut sağaltım yöntemlerinden daha çok avantaja sahip olduğu için köpeklerin uzun kemik kırıklarında kullanılabiceği kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: Femur, tibia, köpek, kırık, Kilitli Küntscher çivisi
Köpeklerde uzun kemik kırıklarının sağaltımında sınırlı temas yüzeyli dinamik kompresyon plağı (LC-DCP) ile dinamik kompresyon plağının (dcp) karşılaştırılması
Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı Kliniği'ne getirilen, klinik ve radyografik muayeneler sonucu ön veya arka ekstremitelerindeki uzun kemiklerde (radius ve ulna, femur, tibia) kırığı bulunan değişik ırk, yaş, cinsiyet ve vücut ağırlığına sahip 20 adet köpek üzerinde gerçekleştirilen bu çalışmada kırık sağaltımı için dinamik kompresyon plağı (DCP) ve sınırlı temaslı dinamik kompresyon plağı (LC-DCP) kullanıldı. Olguların klinik ve radyografik değerlendirmelerine göre iki farklı plak tipi karşılaştırıldı. Çalışma materyalini 20 köpekte tespit edilen 11'i tibia, 6'sı femur ve 5'i antebrachium olmak üzere toplamda 22 kırık oluşturdu. Toplamda sağaltım için 11 adet DCP, 11 adet LC-DCP uygulandı. Olgular 1., 2., 4., 6., 8., 10., 12. ve 16. haftalarda klinik ve radyografik açıdan tekrar değerlendirildi. Sonuç olarak, kırık iyileşmesinin LC-DCP uygulanan grupta daha erken gerçekleştiği tespit edildi. Fakat süreden bağımsız olarak bakıldığında fonksiyonel tam iyileşme açısından DCP ve LC-DCP arasında anlamlı bir fark tespit edilmedi.
Brakisefalik ırk köpeklerde yumuşak damağın bilgisayarlı tomografi (BT) ile muayenesi
Amaç: Bilgisayarlı tomografi varlığında görüntüleme ile endotrakeal tüp olmadan brakisefalik köpeklerde nazo- ve orofarengeal bölgede bulunan yumuşak ve kemik dokular üzerinde ölçümler yapılarak bu ölçümlerin birbirleri arasındaki korelasyon varlığı ve BOHS'nin klinik şiddeti ile ilişkilendirilmesi hakkında bilgi verilmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı Küçük Hayvan Kliniği'ne getirilen farklı ırk, yaş ve cinsiyetteki; horlama, solunum güçlüğü, egzersiz intoleransı ve senkop gibi BOHS'ın dört ana semptomundan en az birine sahip olan on iki brakisefalik köpek ile gerçekleşmiştir. Çalışmanın verileri, bilgisayarlı tomografi cihazı ile endotrakeal tüp olmaksızın servikal/farengeal bölgeden elde edilen sagittal, dorsal ve transversal kesitsel görüntüler ile oluşturulmuştur. Bulgular: Şiddetli derecede brakisefalik hava yolu sendromuna sahip köpeklerin yumuşak damak kalınlığı (P<0,05), hafif ve orta şiddetteki köpeklere kıyasla önemli ölçüde kalın bulunmuştur. İngiliz Bulldog ırkı köpeklerde yumuşak damak boyutları (uzunluk ve kalınlık), Pug ve Fransız Bulldog'lara kıyasla daha büyük olarak belirlenmiştir. Sendromun şiddeti ile yumuşak damak uzunluğunun %25'i ve %50'si seviyesindeki yumuşak damak kalınlıkları (K2 ve K3) arasındaki ilişki, istatistiksel olarak önemli (P<0,05) bulunmuştur. Farklı şiddetlerde brakisefalik sendroma sahip köpeklerde yumuşak damak uzunluğu açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. Sonuç: Bu çalışmadaki en anlamlı sonuç, yumuşak damak kalınlıklarındaki artışın, brakisefalik obstruktif havayolu sendromunun şiddetini arttırdığı ve yumuşak damak uzunluğunun, her zaman klinik şiddetle ilişkili olmadığıdır. Anahtar kelimeler: Bilgisayarlı tomografi, brakisefalik obstruktif havayolu sendromu, yumuşak damak.
Kedi ve köpeklerde kanser yönetimi; tanıdan tedaviye klinik çalışma
Amaç: Sunulan tez çalışmasında, ADÜ Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı'na getirilen kedi ve köpeklerde kanser görülme sıklığı, tipleri, güncel tedavi yöntemlerinin uygulanabilirliği ve tedavi protokollerinin başarı oranları araştırılmıştır. Böylece, kanser konusunda bakış açısının genişletilmesi, güncel ve başarı vadeden tedavi protokolleri ile hastaların refah düzeyinin arttırılması hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı'na 2020-2022 yılları arasında getirilen 3682 kayıtlı hastadan 19 kedi ve 90 köpek olmak üzere toplam 109 kanser hastası değerlendirilmiştir. Klinik muayene sonrası, her hastanın 3 yönlü akciğer grafisi çekilip göğüs boşluğu organları görüntülenmiştir. Metastaz şüpheli olan veya tümör lokasyonundan ötürü röntgen ile görüntüleme yapmanın yeterli olmadığı durumlarda ileri görüntüleme yöntemlerine (MR ve BT) başvurulmuştur. Hastanın öyküsü ve klinik durumuna göre belirlenen en uygun yöntemle tümörden örnekleme (biyopsi veya total rezeksiyon) yapılmıştır. Tüm cerrahi uygulamalarda tek tip anestezi protokolü; ksilazin HCL 1 mg/kg, ketamin HCL 10 mg/kg, izofluran %2 kullanılmıştır. Tümör tip tayini yapıldıktan sonra, her tümör tipine uygun en güncel ve etkin tedavi protokolü hızlıca planlanmış ve uygulanmıştır. Olguların %5,5'inde EKT, %30,2'sinde sadece cerrahi, %31,1'inde sadece kemoterapi ve %33'ünde hem cerrahi hem kemoterapi uygulaması, sağaltım yöntemi olarak kullanılmıştır. Bulgular: Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı'na 2020-2022 yılları arasında başvuran 3682 kayıtlı hastadan %2,9'unda (109/3682) çeşitli türde kanser belirlenmiştir. Bu 109 hastadan %82,5'inin (90/109) köpek ve %17,4'ünün (19/109) kedi olduğu belirlenmiştir. Kanser hastalarının tümör tiplerine göre dağılım; %5,5 (6/109) adenokarsinom, %22,9 (25/109) fibrom, %11,9 (13/109) hemanjiosarkom, %0,91 (1/109) kondrosarkom, %10 (11/109) lenfoma, %7,33 (8/109) enjeksiyon yeri sarkomu, %5,5 (6/109) mast hücre tümörü, %11 (12/109) osteosarkom, %17,4 (19/109) TVT, %7,33 (8/109) yassı hücreli karsinom olarak belirlenmiştir. Cinsiyet dağılımları köpeklerde; %65,5 (59/90) erkek ve %34,4 (31/90) dişi olarak belirlenirken, kedilerde; %52,6 (10/19) erkek ve %47,3 (9/19) dişi olarak belirlenmiştir. Yaş aralığı köpeklerde ortalama 7, kedilerde 6,5 yıl olarak belirlenmiştir. Köpeklerde ırk dağılımı; 2 Sibirya Kurdu (%2,2), 1 Terrier melezi (%1,1), 29 melez köpek (%32,3), 3 Pointer (%3,3), 13 Golden Retriever (%14,4), 7 Alman Çoban Köpeği (%7,7), 3 Presa Canario (%3,3), 9 Sivas Kangalı (%10), 2 Staffordshire Bull Terrier (%2,2), 3 Terrier (%3,3), 3 Pitbull (%3,3), 2 Bull Terrier (%2,2), 3 Rottweiler (%3,3), 4 Labrador Retriever (%4,4), 1 Boxer (%1,1), 1 Minyatür Pincher (%1,1), 1 Kopay av köpeği (%1,1), 2 Dogo Argentiono (%2,2), 1 Maltese Terrier (%1,1) şeklinde görülmüştür. Kedilerde ırk dağılımı ise; 14 melez kedi (%73,6), 4 Van kedisi (%21) ve 1 Scottish Fold (%5,2) olarak saptanmıştır. Sonuç: Adenokarsinom sağaltımında elektrokemoterapi tedavisinin literatür verilerle karşılaştırıldığında diğer yöntemlerden üstün olduğu; fibrom sağaltımında geniş marjinli rezeksiyonun tedavide yeterli olduğu; viseral hemanjiosarkom olgularında kombine tedavi de uygulansa sağ kalım sürelerinde önemli bir değişim yaşanmadığı; lenfoma, mast hücre tümörü ve yassı hücreli karsinomda inovatif kemoterapötik sağaltımının fark yarattığı; osteosarkomda kombine tedavinin daha uzun sağ kalım süresi sağladığı; TVT sağaltımında kemoterapinin tek başına yeterli olduğu kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Elektrokemoterapi, Kanser, Kedi, Kemoterapi, Köpek
Kornea ülseri sağaltımında trombositten zengin plazmanın etkinliğinin araştırılması: Deneysel rat modeli
Amaç: Bu çalışmada, ratlarda alkali maddeyle oluşturulan kornea ülserinin tedavisinde otolog TZP'nin etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, 15 haftalık yaşta 24 adet Wistar albino ırkı rat kullanıldı. Ratların 2 haftalık adaptasyon sürecini takiben kuyruk venlerinden 17, 18 ve 19 haftalık olduklarında ve çalışmanın 0. 6. 15.günlerinde birer kez kan örnekleri alınarak otolog TZP elde edildi. Ratlar 20 haftalık yaşa ulaştığında genel anestezi altında, NaOH emdirilmiş steril filtre kâğıdı, korneanın merkezine 30 saniye boyunca temas ettirilerek alkali kornea ülseri oluşturuldu. Kornea ülseri oluşturulan ratlar her grupta 8 denek olacak şekilde rastgele seçilerek 3 tedavi grubuna (Grup I: İzotonik sodyum klorür, Grup II: Moksifloksasin hidroklorür-diklofenak sodyum ve Grup III: Otolog TZP) ayrıldı. Tedaviler ve klinik oftalmolojik muayeneler günlük yapıldı. Ülser alanları çalışmanın 0., 3., 6., 9., 12., 15., 18. ve 21. günlerinde kamera ile fotoğraflandı ve fotoğraflar üzerinden ölçümler yapıldı. Bulgular: Moksifloksasin hidroklorür-diklofenak sodyum ve otolog TZP gruplarında ülser boyutlarının benzer olmasına karşın, izotonik sodyum klorür grubuna oranla 3., 6., 9., 12., 15., 18., ve 21. günlerde istatistiksel anlamlı düzeyde küçük olduğu görüldü (p<0,001). Aynı şekilde meloksikam-diklofenak sodyum ve otolog TZP gruplarında ortalama günlük kornea ülser alanlarının değişim miktarlarının izotonik sodyum klorür grubuna oranla 0-3., 3-6., 6-9., 15-18. ve 18-21. günlerde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklı olduğu görüldü (p<0,05). Çalışmanın 4. gününde izotonik sodyum klorür grubunda bulunan bir ratın gözünde purulent akıntı gözlenirken diğer hiçbir denekte enfeksiyon gözlenmedi. Bununla birlikte izotonik sodyum klorür grubundaki tüm ratlarda gözlenen pruritis oculi, bilefaritis, blefarospazm, fotofobi ve epiforaya otolog TZP ve moksifloksasin hidroklorür-diklofenak sodyum gruplarında rastlanmadı. Sonuç: Sunulan çalışmada, kornea ülserlerinin tedavisinde otolog TZP'nin anti-enflamatuar özelliklerinin yanı sıra iyileşme sürecini hızlandırdığı, kornea yaralarının stabil bir şekilde kapanmasını sağladığı ve enfeksiyon riskini azalttığı gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Alkali yanık, Kornea ülseri, Otolog TZP, Rat, Sağaltım
Kedilerde kolumna vertebralis ve medulla spinalis'in bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans ile görüntülenmesi
Amaç: İnsan hekimliğinde BTG ve MRG birçok hastalığın teşhisinde konvansiyonel radyografinin yetersiz kaldığı noktada başvurulan ileri görüntüleme yöntemleridir. Kolumna vertebralis ve medulla spinalise ait insan hekimliğinde referans değerleri ve patolojileri gösteren sayısız kitap ve literatürler yer almaktadır. 1990'lı yılların sonlarından itibaren veteriner hekimliğinde de kullanılmaya başlanan BTG ve MRG yöntemleri ile ülkemizde yapılan çalışmalar henüz sınırlı düzeydedir. Genel olarak veteriner literatür ve kitaplara bakıldığında çalışmaların çoğunluğu köpek ağırlıklı olup kedi ile ilgili çalışmalar sınırlı düzeydedir. Bununla birlikte kedilerde yüksekten düşme, trafik kazası ve benzeri nedenlerle kolumna vertebralis ve medulla spinalise ilgili lezyonlarla veteriner kliniklerine intikal eden çok sayıda vaka bulunmaktadır. Bu nedenle sunulan çalışmada kedilerde kolumna vertebralis ve medulla spinalisin BT ve MR ile anatomisinin detaylı olarak ortaya konması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmanın hayvan materyalini kliniğimize farklı şikayetlerle getirilen ancak kolumna vertebralis ve medulla spinalise ilişkin herhangi bir klinik şikâyeti olmayan 10 adet kedi oluşturmuştur. Çalışmamızda 1 ila 5 yaş arasında, vücut ağırlıkları 4,22±0,96 kg olan erişkin melez ırk kediler kullanılmıştır. Kedilerin kolumna vertebralisine ait kontrastsız sagittal ve transversal bilgisayarlı tomografi görüntülerinde, anatomik yapılar tanımlanmış, boyutsal ölçümler gerçekleştirilmiş ve çeşitli morfometrik indeksler hesaplanmıştır. BT görüntülerinde, sagittal ve transversal kesitlerde kolumna vertebralis servikal, torakal ve lumbal olarak üç bölüme ayrıldı. BT çalışmasında, sagittal ve transversal kesitlerde her bir vertebra seviyesinde; corpus vertebra uzunluğu, intervertebral aralık yüksekliği ve genişliği, canalis vertebralis yüksekliği ve genişliği, medulla spinalis yüksekliği ve genişliği, corpus vertebra yüksekliği ve genişliği, pedikül genişliği ve uzunluğu, transversal pedikül açısı, vertebra yüksekliği, Foramen transversum sagittal ve transversal genişlikleri ölçülmüştür. Ayrıca corpus vertebra yuvarlaklık indeksi ile medulla spinalis ve canalis vertebralis yuvarlaklık indeksleri hesaplanmıştır. MR çalışmasında ise sagittal ve transversal kesitlerde, her bir disk seviyesinde; canalis vertebralis yüksekliği ve genişliği, medulla spinalis yüksekliği ve genişliği, nükleus pulposus yüksekliği ve genişliği ölçülmüş; ayrıca medulla spinalisin canalis vertebralise oranı hesaplanmıştır. Bulgular: BT çalışmamızda; sagittal kesitlerde, kolumna vertebralis boyunca en yüksek CVU değeri servikal bölgedeki C2 vertebrada 20,45 mm olarak kaydedilmiştir. CVU en düşük T3 seviyesinde 8,06 mm olarak belirlenmiştir. IVAY, tüm kolumna vertebralis boyunca en düşük değerini T3–T4 aralığında (3,65 mm), en yüksek değerini L6–L7 aralığında (6,25 mm) almıştır. IVAG değerleri ise tüm kolumna vertebralis boyunca homojen bir şekilde seyretmiştir. Transversal BT görüntüleri değerlendirildiğinde, CVY, kolumna vertebralis boyunca en düşük düzeyine C4 seviyesinde (3,53 mm), en yüksek değerine L7 seviyesinde (5,91 mm) ulaşmıştır. CVG, kolumna vertebralis boyunca en düşük T2 seviyesinde 5,71 mm, en yüksek L7 seviyesinde 10,39 mm olarak belirlenmiştir. CVY/CVG oranı (yuvarlaklık indeksi) en yüksek C2'de (1,12) ve en düşük L6 (0,43) seviyesinde belirlenmiştir. Torakal bölgede, T3–T5 seviyelerinde yuvarlaklık indeksinde belirgin bir düşüş gözlenmiş; en düşük değer ise T5 seviyesinde tespit edilmiştir. Lumbal bölgede, yuvarlaklık indeks değerleri En düşük değer lumbal bölgede L6 vertebrasında 0,43 olarak belirlendi. Servikal bölgedeki C1 ve C2 vertebra seviyelerinde hem medulla spinalis hem de canalis vertebralis değerlerinde belirgin bir yükseklik ve genişlik farkı gözlemlenmiştir. Torakal bölge boyunca, medulla spinalis ve canalis vertebralis parametreleri en yüksek düzeyine C1 seviyesinde, en düşük değerlere ise torakal bölgede ulaşmıştır. Medulla spinalis ve canalis vertebralis'in yuvarlaklık indeksi incelendiğinde özellikle C2 seviyesinde belirgin bir artış gözlemlendi. Alan oranlamasında, servikal bölgede MS/Cv alanına oranının genel olarak yüksek seyrettiği, özellikle kolumna vertebralis boyunca en yüksek değerine C5–C6 düzeyinde %24.82 ile ulaştığı görülmektedir. Bu oran kolumna vertebralis boyunca en düşük değere Th13–L1 aralığında (%6.66) ulaşmıştır. Lumbal bölgeye geçişle birlikte MS/Cv oranında yeniden bir artış eğilimi gözlenmiş, L5–L6 düzeyinde oran %15 civarına yükselmiştir. Hem medulla spinalis hem de canalis vertebralis yuvarlaklık indeksi C6-C7 seviyelerinde yaklaşık 0.8 değerine inmesi medulla spinalisin daha silindirik bir forma geçtiğini, beraberinde torakal bölgede, değerlerin birbirine yakın seyretmesi medulla spinalisin bu bölgede silindirik bir yapı sergilediğini, lumbal bölgede her iki yuvarlaklık indeks değerlerinin azalması ise, medulla spinalisin bu bölgede daha dikdörtgenimsi bir yapı haline geldiğini gösterir. Kolumna vertebralisin tamamında PU en düşük T10 seviyesinde (4,19 mm), en yüksek değer L5 seviyesinde (7,33 mm) tespit edilmiştir. Kolumna vertebralis boyunca TPG'nin en düşük olduğu nokta T4 seviyesinde (1,17 mm), en yüksek olduğu nokta L7 seviyesinde (2,36 mm) belirlenmiştir. Kolumna vertebralis boyunca en yüksek TPA değeri C6 seviyesinde 42.81°, en düşük TPA değeri L3 seviyesinde 21.54° tespit edilmiştir. For. transversarium transversal genişlik değerleri, en yüksek değer C5 seviyesinde (1,12 mm), en düşük değer C4 seviyesinde (0,98 mm) tespit edilmiştir. For. transversarium sagittal genişlik değerleri en yüksek değer C6 seviyesinde (1,2 mm), en düşük değer ise C4 seviyesinde (1,03 mm) belirlenmiştir. MR çalışmamızda, sagittal kesit MR görüntüleri değerlendirildiğinde, SCvY'nin doğal olarak her bölgede SMsY'den daha fazla olduğu gözlemlenmektedir. SCvY ve SMsY değerleri servikal bölgede torakal ve lumbal bölgeye göre daha yüksek seyretmektedir. Servikal bölgede, MS/Cv oranı, C2-C6 arasında oldukça yüksek bulunmuştur. Torakal bölgede bu oran iyice düşmüş, lumbal bölgeye geçiş ile bu oran yükselişe geçmiştir. SNpY, kolumna vertebralis boyunca en düşük T1-T2 aralığında (2,35 mm), en yüksek L2-L3 aralığında (3,67 mm) belirlenmiştir. SNpG ise, en düşük T1-T2 aralığında 1,32 mm, en yüksek L7-S1 aralığında 2,31 mm olarak ölçüldü. Transversal MR görüntüleri değerlendirildiğinde, TCvY'nin kolumna vertebralis boyunca en yüksek değeri servikal bölgede C5-C6 aralığında 9,75 mm olarak ölçüldü. TCvY'inin, kolumna vertebralis boyunca en düşük değeri lumbal bölgede L6-L7 aralığında 6,85 mm olarak ölçüldü. TCvG'nin, kolumna vertebralis boyunca en yüksek değeri C1-C2 aralığında 12,78 mm ve en düşük olduğu seviye T6-T7 aralığında 7,63 olarak ölçüldü. TMsY ve TMsG değerleri servikal bölgede diğer bölgelerden daha yüksek bulunmuştur. Her iki değer en yüksek C5-C6 aralığında, TMsY (4,33 mm) ve TMsG (6,68 mm) aralığında ölçüldü. TMsY ve TMsG'nin her ikisinin de en düşük olduğu bölge Torakal bölgedir. TMsY, T12-T13 aralığında 1,76 mm; TMsG, T10-T11 aralığında 2,18 mm olarak ölçüldü. TNpY'nin, kolumna vertebralis boyunca en düşük değeri T7-T8 aralığında 3,29 mm ve en yüksek değeri, L7-S1 aralığında 9,70 mm olarak ölçüldü. TNpG, en düşük C3-C4 aralığında 2,25 mm, en yüksek L5-L6 aralığında 3,41 mm olarak ölçüldü. Sonuç: Bu tez çalışmasında kedilerde kolumna vertebralis ve medulla spinalisin BT ve MR anatomisine ile ilgili önemli veriler elde edilmiştir ki bulguların bir bölümü kedilerde ilk kez bu çalışma ile ortaya konmuştur. Dolayısıyla bu çalışmanın literatüre büyük katkı sağlayacağı, kedi hekimliği ile uğraşan veteriner hekimler için önemli bir kılavuz olacağı ve yeni çalışmalara da rehberlik edeceği kanaatindeyiz.
Brakisefalik köpeklerde kolumna vertebralis ve medulla spinalis'in bilgisayarlı tomografi ile görüntülenmesi
Amaç: Bu tez çalışmasında, brakisefalik özellikler gösteren küçük ırk köpeklerde (Fransız Bulldog, Pekinez ve Pug) servikal, torakal ve lumbal vertebra segmentlerine ait çok sayıda morfometrik parametre üç düzlemde (sagittal, transversal, dorsal) detaylı biçimde değerlendirilmiş ve segmental düzeyde karşılaştırılmıştır. Ölçümler; vertebra korpus uzunluğu, vertebra yüksekliği, dorsal ve ventral paraspinal kas yükseklikleri, insersiyon açısı ve insersiyon noktasına olan uzaklık gibi daha birçok parametreyi kapsamakta olup, elde edilen veriler kolumna vertebralisin yapısal, fonksiyonel ve kliniksel çeşitliliği açısından anlamlı sonuçlar ortaya koymuştur. Gereç ve Yöntem: Çalışma materyalini bilgisayarlı tomografi (BT) ile görüntülenmiş, 23 birey oluşturmuş; veriler multiplanar reformat (MPR) teknikleriyle ve DICOM tabanlı analiz yazılımlarıyla ölçülmüştür. SPSS ile yapılan istatistiksel değerlendirmelerde ANOVA ve post-hoc analizler sonucunda, hem segmentler arası hem de ırklar arası anlamlı morfometrik farklılıklar belirlenmiştir. Bulgular: Servikal vertebralarda fleksibilitenin yüksek olmasıyla uyumlu olarak insersiyon açılarında ve paraspinal kas yapılarında artış eğilimi gözlenmiştir. Torakal segmentlerde ise kranialden kaudale doğru uzanan progresif morfometrik değişim, yük aktarımı ve postüral denge açısından önem taşımaktadır. Lumbal vertebra segmentleri arasında gözlenen yükseklik ve insersiyon açıları gibi morfometrik varyasyonlar, bölgesel mobilite ihtiyacı ve mekanik yüklenmeye bağlı olarak oluşmuş yapısal adaptasyonları yansıtmakta; bu durumun, özellikle stabilizasyon kapasitesi ve hareket açıklığı üzerinde belirleyici bir rol oynayabileceği düşünülmektedir. Irklar bazında değerlendirildiğinde, Fransız Bulldog ırkı genellikle daha gelişmiş paraspinal kas yapıları ve yüksek insersiyon açıları ile öne çıkarken; Pekinez ve Pug ırkları daha kompakt ve kısa segmental morfoloji göstermiştir. Segmental düzeyde değişkenlik gösteren paraspinal kas yükseklik oranları, insersiyon açısı ve vertebral morfometri farklılıkları, intervertebral disk hastalıkları açısından potansiyel risk faktörleri olabileceği gibi; implantasyon, stabilizasyon ve cerrahi planlama açısından bireyselleştirilmiş yaklaşımların önemini de ortaya koymaktadır. Bu bulgular, literatürde tanımlanan ırk içi ve ırklar arası morfolojik farklılıklarla örtüşmekte ve radyolojik ve klinik değerlendirmelerde bu varyasyonların dikkate alınması gerektiğini açıkça göstermektedir. Sonuç: Bu tez tez, küçük ırk köpeklerde vertebral morfometrinin hem ırksal hem de segmental düzeyde anlamlı değişkenlik gösterdiğini ortaya koymuş; özellikle brakisefalik ırklarda spinal cerrahi müdahalelerde dikkatli ve bireyselleştirilmiş planlamaların kaçınılmaz olduğunu vurgulamıştır.
Çatalburun ırkı köpeklerinin baş bölgesinin bilgisayarlı tomografi (BT) ile görüntülenmesi
Amaç: Yerli bir ırkımız olan Çatalburun köpeklerinin en önemli özellikleri burun yapılarının ortadan ikiye yarılmış bir şekilde çatallı olmasıdır. Burun yapısı açısından değerlendirildiğinde Çatalburun köpekleri, İspanya'da bulunan Pacon Navarro (Old Spanish Pointer) köpekleri ve Bolivya'da bulunan Kaplan Tazısı (Double-nosed Andean Tiger Hound) ile büyük benzerlik göstermektedir. Bununla birlikte yaptığımız literatür taramalarında ne Çatalburun köpekleri ne de diğer iki ırk köpeğin baş bölgesinin bilgisayarlı tomografi ile görüntülenmesiyle ilgili bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu tez çalışması ile ülkemize özgü bu ırkın kafatasının BT ölçümlerini ilk defa ortaya koymakla birlikte aynı zamanda ırkın tanınırlığının artırılması da amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma, baş bölgesi ile ilgili bir patolojisi olmayan, farklı sebeplerle klinik muayene ve tomografi çekimi ihtiyacı duyulan farklı yaş ve cinsiyette 10 adet köpek üzerinde gerçekleştirilmiştir. Anestezi indüksiyonu için v.cephalica antebrachii'ye damar içi (i.v) 6 mg/kg dozunda propofol (Propofol, 10 mg/mL, Polifarma®, Tekirdağ, Türkiye) ile sağlandı, ardından isoflurane (2% Isoflurane® USP, USA) ile devam ettirildi. BT çekimi sırasında olası komplikasyonlara karşı acil müdahale ekipmanları ve ilaçlar hazır bulunduruldu. BT çekimi için Vimago GT 30 marka BT cihazı, anestezi için RWD marka R419 model otomatik ventilatörlü anestezi cihazı ve RWD marka R640 model Isoflurane vaporizatörü kullanıldı. Köpekler BT masası üzerinde, sternal yatış pozisyonunda, ağız açık bir şekilde sabitlendi. Elde edilen DICOM formatındaki görüntüler RadiAnt DICOM Viewer programına aktarılarak Tarama sonucu elde edilen transversal görüntüler ile bunlardan oluşturulan dorsal ve sagittal görüntüler üzerinden ölçümler gerçekleştirildi. Bulgular: Her olguda her bir ölçüm için 3'er defa tekrarlandı ve ortalamaları alındı. Yaş ve cinsiyet gözetmeksizin yapılan değerlendirmelerde, kafatası uzunluğu 16,51±0,45 cm, kafatası bazal uzunluğu 16,35±0,43 cm, kafatası genişliği 10,96±0,20 cm, kafatası yüksekliği 4,80±0,07 cm, neurocranium uzunluğu 10,14±0,10 cm, neurocranium bazal uzunluğu 7,26±0,13 cm, neurocranium genişliği 6,22±0,09 cm, neurocranium yüksekliği 4,80±0,07 cm, facial uzunluğu 6,65±0,26, facial bazal uzunluğu 9,01±0,28 cm, facial genişlik 1 9,01±0,28 cm, facial genişlik 2 6,90±0,13 cm, facial genişlik 3 3,77±0,11 cm, facial genişlik 4 4,07±0,09 cm, facial yükseklik 1 5,16±0,12 cm, facial yükseklik 2 2,51±0,12 cm, foramen magnum yüksekliği 1,84±0,06 cm, foramen magnum genişliği 2,12±0,05 cm, ön mandibular genişliği 2,26±0,08 cm, arka mandibular genişliği 8,27±0,14 cm, mandibular uzunluk 13,67±0,27 cm, nazal uzunluk 1 6,65±0,26 cm, nazal uzunluk 2 5,34±0,24 cm, kraniofacial açı 15,65±0,43 cm, kafatası indeksi 66,71±1,57, Facial indeks 166,83±6,20, cranial indeksi 61,40±0,94 ve foramen magnum indeksi 87,57±5,07 olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Tarsus Çatalburun köpeklerinin kafatası ile ilgili detaylı ölçümler BT görüntüleri üzerinden ilk defa bu çalışmayla ortaya konmuştur. Yapılan kafatası ölçümlerinde FU, FY2, FMY, FMG, NU1 ve KFA ortalama değerleri dişi köpeklerde erkek köpeklere göre daha yüksek iken geri kalan kafatası ölçüm değerleri erkek köpeklerde daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Baş Bölgesi, Bilgisayarlı Tomografi, Köpek.