Prof. Dr. Süleyman Beyoğlu danışmanlığındaki tezler

11 tez · Yeditepe University

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Piyade Albay Mehmet Şefik Aker (1877-1964)

Piyade Albay Mehmet Şefik Aker'in hayatı, askeri başarılarla geçmiştir. Kensi Osmanlı Devleti'nin önemli askeri okullarından biri olan Mektebi Harbiye'den teğmen olarak mezun olmuştur. Şefik Bey; Osmanlı-Yunan Harbi (1897), Osmanlı-İtalya arasındaki savaşa (1911-1912) ve Balkan Savaşlarına katılmıştır. Çanakkale Cephesinde 27. Alay Komutanı olarak görev yapmıştır. Arıburnu- Conkbayırı-Kanlısırt bölgelerinde büyük kahramanlıklar göstermiş, çeşitli madalya ve nişanlar almıştır. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Rusya'ya karşı savaşılan Galiçya Cephesinde zor duruma düşerek Almanya'nın yardımını istemiştir. Bunun üzerine 15. Kolorduya bağlı 19. Tümen Komutanı Şefik Bey, Galiçya Cephesinde Rusların ilerleyişini durdurmuştur. Gösterdiği başarıdan dolayı albay rütbesine yükseltilmiştir. Nişan ve madalya ile ödüllendirilmiştir. Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti toprakları, açık bir işgal planına dönüştürülmüştü. Şefik Bey, 57. Tümen Komutanlığında Ege Bölgesinde faaliyetlerde bulunmuş ve Kuvayı Milliye teşkilatının kurulması fikrini ortaya koymuştur. Şefik Bey; Demirci Mehmet Efe ve Yörük Ali Efe'yi Millî Mücadeleye katmak için büyük çaba göstermiştir. Denizli Olaylarının önüne geçemediği için eleştirilmiş, görevine son verilmiştir. Konya'da düzenli orduya karşı çıkan Delibaş Mehmet isyanını bastırmış ve Demirci Efe'nin düzenli orduya dahil edilme çabalarında önemli rol oynamıştır. Millî Mücadele döneminde Şefik Bey'e Ege Bölgesindeki faaliyetleri, Demirci Mehmet Efe ile olan ilişkisi ve faaliyetlerinden dolayı TBMM'de ciddi suçlamalar yöneltilmiştir. Batı Cephesi Komutanlığına bağlı Dinar-Menderes Havalisi Komutanlığını yürütmüştür. Burada Aslıhanlar ve Dumlupınar Muharebelerine katılarak düşmana baskınlar yapmış ve düşmanın ilerleyişini durdurmuştur. 1939 ve 1943 Milletvekili seçimlerinde siyasete girme istediğini görmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Çanakkale Savaşı, 27. Alay, 19. Tümen, Galiçya, Millî Mücadele, 57. Tümen, Kuvayı Milliye, Efeler, Aydın, İstiklal Harbi, Batı Cephesi

Aker, Mehmet ŞefikBiyografiGaliçya+4
Süleyman Güneş
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk-ABD ilişkilerinde washington büyükelçileri (1927-1960)

Bu tez ,1927 -1960 yılları arasında Washington'a gönderilmiş olan Türk Büyükelçilerinin Türkiye-ABD ilişkilerinde üstlendiği rollerini konu edinmektedir.Washington'da bu tarihler aralığında biri maslahatgüzar olmak üzere toplam sekiz Türk diplomatı görev yapmıştır. Washington yönetimi ise Türkiye'ye toplam on Büyükelçi göndermiştir.Türkiye'nin ilk Washington Büyükelçisi olan Ahmet Muhtar Bey'in Washington'a gidişi çok olaylı olmuş hatta Muhtar Bey ilk Amerikan Büyükelçisi olan Joseph Grew'den daha sonra Washington'a gitmek zorunda kalmıştır.Muhtar Bey'i Washington'a istemeyenler gazete ,dergi ve diğer yollarla yaptıkları kara propagandalarla Türkiye'yi ve özellikle Mustafa Kemal Atatürk'ü doğrudan hedef almışlardır. Gerek Washington yönetiminin gereksede Türk hükümetinin çabaları sonucu Muhtar Bey Washington'a gidebilmiş ve yedi yıl sürecek olan Büyükelçilik görevine başlamıştır. Muhtar Bey'den sonra Büyükelçi olan Mehmet Münir Ertegün ,1927-1960 yılları arasında Washington'da en uzun süre görev yapan Büyükelçi olmuştur.Onun Büyükelçiliğinde İkinci Dünya Savaşı yaşanmıştır.Ertegün,İkinci Dünya Harbinde tarafsız kalan Türkiye'nin politikalarının Washington'daki temsilcisi olmuştur.Ertegün,Washington'da görev yaptığı süre içinde Amerikalıların en sevdiği Türk Büyükelçisi olmayı başarmıştır.1944'de vefat ettikten sonra mezarı 1946'da Missouri zırhlısı ile Türkiye'ye getirilmiştir.Ertegün'ün vefatından sonra yerine maslahatgüzar olarak Orhan Halit Erol bakmıştır.Erol,kendisine verilen yetki ile 1945'in Şubatında Birleşmiş Milletler Bildirisini Türkiye adına imzalamıştır. Bu bildiri ,Birleşmiş Milletler Teşkilatınınn bir nevi temeli sayılmaktadır.Erol'dan sonra Washington Büyükelçiliğine Mart 1945'de Hüseyin Ragıp Baydur getirilmiştir.Türk diplomasisinin en yetkin isimlerinden olan Baydur Washington Büyükelçiliği sırasında Türkiye'nin dış meseleleriyle ilgili konularda oldukça önemli roller oynamıştır.Birleşmiş Milletler Antlaşmasını Türkiye adına imzalayan isimlerden biri Hüseyin Ragıp Bey'dir. Baydur'dan sonra Washington Büyükelçiliğine 1948'de Feridun Cemal Erkin atanmıştır. Erkin'in Büyükelçiliği dönemindeki en önemli olaylardan biri de Kore Savaşıdır.Erkin, Türkiye'nin Kore Savaşı ile ilgili kararlarının kendisine düşen kısımlarını ustalıkla halletmiştir. Erkin'den sonra Washington Büyükelçiliğine 1955'de Ali Haydar Görk atanmıştır.Onun döneminde ABD ile bazı antlaşmalar imzalanmış ve bu antlaşmalardan bazılarına Türkiye adına Büyükelçi Görk imzalamıştır.Görk'ten sonra Washington Büyükelçiliğine 1957'de Suat Hayri Ürgüplü atanmıştır.Ürgüplü'de tıpkı Ali Haydar Bey gibi Türkiye ile ABD arasındaki bazı antlaşmaları Türkiye adına imzalamıştır.Ürgüplü'nün Büyükelçiliği 1960'da sona ermiş yerine Melih Esenbel atanmıştır.Melih Bey'in Büyükelçiliği 27 Mayıs 1960'da Türkiye'de meydana gelen İhtilal sebebiyle aynı yıl içinde sona ermiş ve kendisi Türkiye'ye çağrılmıştır. Anahtar Kelimeler : Türkiye , ABD , Ankara, Washington , Washington Türk Büyükelçileri, Ahmet Muhtar Mollaoğlu, Mehmet Münir Ertegün, Orhan Halit Erol, Hüseyin Ragıp Baydur, Feridun Cemal Erkin, Ali Haydar Görk, Suat Hayri Ürgüplü, Melih Rauf Esenbel

Amerika Birleşik DevletleriAmerika Birleşik Devletleri-Washington DCBüyükelçi+6
Burcu Kaya
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2023
51
Yüksek LisansAçık ErişimTR

General Townshend ve Lev Troçki'nin Büyükada günleri

1908 ile 1918 yılları arası Osmanlı İmparatorluğu'nun yaşadığı zorluklardan bir tanesi şüphesiz ki I. Dünya Savaşı'nın çıkması olmuştur. I. Dünya Savaşı'nda Bağdat ve Abadan petrol kaynaklarının işgalini ilgilendiren Irak cephesi dikkat çekmiştir. General Charles Townshend, Birinci Dünya Savaşı'nda emrine 6.Tümen verilerek 1915 yılı başlarında Irak Cephesi'nde görevlendirilmiştir. Halil (Kut) Paşa tarafından Kut'ül-Amare'de kuşatılan General Townshend ve birlikleri yenilerek 29 Nisan 1916'da esir edilmişlerdir. General Townshend'ın esaret hayatı Heybeliada ve Büyükada'da geçmiş, esareti boyunca kendisine her türlü kolaylık gösterilmiştir. O, esir değil adeta bir misafir olarak ağırlanmıştır. General Townshend'ın aracılığıyla imzalanan Mondros Mütarekesi ile İstanbul işgal edilmiştir. Yiyecek maddelerinin azlığı yüzünden oluşan pahalılık, maaşların zamanında verilememesi ve işsizlik gibi sorunlarla ilk enflasyon yaşanmaya başlamıştır. İstanbul'da sürekli çıkan ve pek çok insanın mağdur olmasına sebep olan yangınlar ve Rusya'dan gelen mültecilerin sosyal hayatı ile İstanbul'da yaşam değişmiştir. Sovyetler Birliğinde Lenin'in ölümü sonrası Josef Stalin ile Lev Davidoviç Bronstein(Trotsky) arasında yaşanan iktidar mücadelesini kaybeden Troçki sürgüne gönderilmiştir. Sürgün yolculuğunda duraklarından biri 4 yılını geçireceği İstanbul Büyükada olmuştur. Anahtar Kelimeler: Kut'ül-Amare, General Townshend, Çarlık Rusyası, Lev Troçki, İstanbul, Büyükada, Heybeliada

Şeref Umut Ersop
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2023
20
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Milli Mücadelede eğitim ve öğretmenler

Eğitim, bir devletin çağdaş ve medeniyet seviyesini gösteren en önemli unsurlardan biri olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmada öğretmenlerin bir ülkenin en zor koşullarında dahi eğitim sisteminin en temel ve en öncelikli esaslarını oluşturduğu temel alınmıştır. Türk eğitim tarihi, öğretmen yetiştirme açısından ele alındığında ise çok zengin bir tecrübeye sahip olduğu ancak mevzu, nitelikli öğretmen yetiştirmeye geldiğinde bu durum günümüzdeki Türk eğitim sisteminin en temel sorunu teşkil etmektedir. Çünkü eğitim ve öğretimde nitelikli bir öğretmenin yerini dolduracak bir unsur bulunmamaktadır. Atatürk, sosyal toplumumuzu gerçek amaca mutluluğa ulaştırabilmek için iki orduya ihtiyacın olduğunu biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri de milletin geleceğini yoğuran kültür ordusu olduğunu söylemiştir. Balkan ve Birinci Dünya Savaşları, eğitim seviyesinin ileri doğru taşınmasına mani olmuştur. Öğretmenlerin, öğrencilerin cephelerde görev alması okulların bazı bölgelerde kapanmasına sebebiyet vermiştir. Onu takip eden Milli Mücadele döneminde öğretmenler işgal bölgelerinde etkin rol oynamışlar, bağımsızlık mücadelesinin her safhasında halkın doğru bilgilendirilmesi için birçok yazı kaleme almışlar ve ulusun milli bilincinin ayakta kalabilmesi için yurdun dört bir yanında mitingler düzenlemişlerdir. Özellikle dönemin okulları, bu protestoların konuşmalarının yapıldığı yer halini almıştır. Milli Mücadelenin başladığı yıllarda Batı Anadolu'da ve Türk Yurdu'nun birçok işgal yerinde okullar basılmış ve eğitim-öğretim kısmi de olsa yapılamaz hale gelmiştir. Milli Mücadelede bu vatanperverliği gösteren eğitim neferleri, dönemin vermiş olduğu zor imkânlara istinaden maaşlarını çoğu zaman alamamışlar ve bu durum onların yoksulluk ve sıkıntı çekmelerine neden olmuştur. Ve bu durumun sonucu olarak öğretmenlerin yapmış oldukları grevlerin neden ve sonuçlarını detaylı bir şekilde belirttim. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 23 Nisan 1920'de açılması ile Milli Mücadele hareketinin kadrolarının iyi tanınması, meclisteki öğretmen mebusların mücadeleye katkıları, azim ve kararlı duruşları, meclisin öğretmen maaşları ile ilgili sorunun çözülmesine ilişkin yapmış olduğu bütçe çalışmaları ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Mustafa Kemal Atatürk'ün eğitim, öğretmenler ve ilköğretim hakkındaki görüşleri tespit edilmiş, yeni Türk Eğitim sistemi oluşturulurken yapmış olduğu devrimler, plan ve programların onun faaliyetlerine nasıl yansıdığı üzerinde durulmuştur. "Cumhurbaşkanı olmasaydım Milli Eğitim Bakanı olmak isterdim" diyen Atatürk'ün bu sözü aslında eğitime ne kadar önem verdiğinin çok mühim bir göstergesidir. Milli mücadele dönemi öncesinde ve sonrasında Türk milletinin çağdaşlaşması, cehaletinin yok edilmesi ve eğitimin geniş halk kitlelerine yayılmasının zorunluğunu her fırsatta dile getirmiştir. İşte buna binaen toplumun dünyadaki tüm gelişmeleri öğrenip ayak uydurabilmesi için Sakarya Savaşı'nın en çetin anları demeyip 15 Temmuz 1921'de Maarif Kongre'sini toplamıştır.

EğitimEğitim tarihiMilli Mücadele+3
Nuray Sevim
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sanayi-i Nefise Mektebi'nde eğitim gören asker ressamlar

Sanat insanlığın varoluşundan bu yana her zaman duygularını anlatmadaki önemli yol arkadaşlarından biri olmuştur. Türk Sanatı'da farklı yüzyıllardan beri gelişip kendi içerisinde bütün oluşturmuştur. Osmanlı İmparatorluğu'nun XIX. yüzyılı, imparatorluğun dağılma tehlikesiyle karşılaştığı bir dönemdir. Bu dönemde Batılılaşma yolunda adımlar atılmış ve sanat anlamında da bir güzel sanatlar akademisine dönüşecek olan Sanayi-i Nefise Mektebi kurulmuştur. Bu okulda eğitim gören asker ressamlar, Hikmet Onat, Sami Yetik, Ali Sami Boyar, Celâl Esad Arseven, Mehmet Ruhi Arel, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde sanatsal çalışmalarıyla sanat ve toplum arasında bir bağ kurmayı ve ülkenin içinde bulunduğu durumu diğer devletlere anlatmayı görev edinmişlerdir. I. Dünya Savaşı ve Milli Mücadele döneminde önemli görevler üstlenen ressamlar 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'in ilanının ardından yapılan yenilik ve inkılapların halka duyurulmasında önemli görevler üstlenmişlerdir. Onların eserleri bir yandan geleneksel Türk sanatını korurken diğer yandan Batı'nın modern sanat anlayışını benimseyerek, Türk resminin uluslararası alanda tanınmasına zemin hazırlamıştır. Bu süreçte ortaya çıkan eserler dönemin tarihsel ve kültürel sürecini belgeleyen, toplumun farklı kesimlerinin yaşam biçimlerini yansıtan önemli yapıtlar olarak günümüze ulaşarak toplum ve sanat arasında derin bir bağ kurulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sanat, Kültür, Asker Ressamlar, Sanayi-i Nefise Mektebi, Osmanlı İmparatorluğu, Türkiye Cumhuriyeti

Gözde İrem Yükselen
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mütareke dönemi İstanbul'unun Anadolu Yakası

1453 yılından beri Osmanlı'ya başkent olan İstanbul, I. Dünya Savaşı'nda Osmanlının yenilen devletler arasında olması nedeniyle işgale uğramış, güçler birliğine bağlı devletler için tam bir av haline gelmiştir. 30 Ekim 1918'de imzalan Mondros Mütarekesi sonrası 13 Kasım 1918'de fiilen işgal edilen İstanbul, 16 Mart 1920'de de resmen işgal edilmiştir. İstanbul'da yüzyıllarca beraber yaşayan azınlıklar ile birliktelik bozulmuş, Mütareke Dönemi boyunca Rum ve Ermeni çeteler ile Türk birlikleri arasında çatışmalar yaşanmıştır. Bu çatışmalar Milli Mücadele kazanılıncaya kadar da devam etmiştir. Bu eylemler İstanbul'un Anadolu Yakası'nda ise yoğun bir şekilde yaşanmıştır. Bölgenin, İstanbul'un Anadolu'ya açılan tek kapısı olması nedeniyle stratejik öneme sahip olması bu eylemlerin yaşanmasında en önemli sebep olmuştur.

Nükhet Özdemir Çetin
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mütareke'den 1938'e Maltepe

Maltepe, İstanbul'un Anadolu yakasında yer alan ve denize kıyısı olan bir ilçesidir. Maltepe'de tarih öncesine ait bazı eşyalara ve mağaralara rastlanmıştır. Bu da yerleşimin tarih öncesinde başladığını göstermektedir. Ancak yerleşime dair en net bulgular MS VII. yüzyılda Bizans dönemiyle ortaya çıkmıştır. Bizans döneminde bir kıyı köyü olan Maltepe'de ayrıca bir saray ve manastırın izlerine rastlanmıştır. 1075 yılından itibaren gerçekleşen Anadolu Selçuklu hâkimiyeti ile Türklerin akınına uğrayan Maltepe, 1096 yılında başlayan I. Haçlı Seferleri sonucunda tekrar Bizans hâkimiyetine geçmiştir. Osmanlı döneminde 1329 yılında yaşanan Pelekanon Savaşı sonucunda tekrar Türkler'in eline geçen Maltepe, Osmanlı'nın 1402 yılında girdiği Fetret Dönemi ile tekrar Bizans hâkimiyetine girmiştir. Ancak 1413 yılı itibariyle Fetret Döneminden çıkan Osmanlı Devleti, Maltepe'yi tekrar ele geçirmiştir. 1509 yılında meydana gelen büyük bir depremde büyük hasara uğrayan Maltepe'nin yerleşim merkezi biraz daha batıya yani şimdiki yerine taşınmıştır. Maltepe'de Osmanlı döneminde çoğunlukla Rumlar ve Türkler bir arada yaşamıştır. Osmanlı Devleti'nin yıkılış süreci ve I. Dünya Savaşı ile bu birliktelik bozulmuş ve savaşın sonunda çoğunlukla Rum çeteleri ve Millî Mücadeleye katılan Türk müfrezeleri karşılıklı çatışmıştır. Millî Mücadelenin kazanılmasıyla Lozan Antlaşması imzalanmış ve Mübadele Sözleşmesi gereği İstanbul belediye sınırları dahilindekiler hariç, Osmanlı Rumları Yunanistan'a, Batı Trakya hariç, Yunanistan Türkleri ise Türkiye'ye göç etmiştir. Bu durumdan etkilenen Maltepe'de yeni bir sosyal yapı oluşmuş ve 1923 yılında ilan edilen Cumhuriyet'le beraber modern Maltepe tarihi başlamıştır. Anahtar Kelimeler: Maltepe, İstanbul, Bizans, Osmanlı, Mübadele Anlaşması, Cumhuriyet

Kent tarihiSiyasi hayatSosyal hayat+1
Onur Altuntaş
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Basına göre Türk-Amerikan ilişkileri: 1960-1964

Türkler ve Amerikalıların ilk karşılaşmaları, İngiliz himayesindeki Amerikan gemilerinin 1676 yılında İskenderun limanına uğraması ile başlar. Amerika Birleşik Devletleri, bağımsızlığını ilan etmeden önce İngiliz bayrağı ile Akdeniz'de güven içerisinde taşımacılık yaparken, bağımsızlığını ilan edip İngiliz güvencesinden çıktıktan sonra ise eski güven ortamını bulamamıştır. O dönemde Akdeniz'e egemen olan Osmanlı İmparatorluğu ile Amerika'nın ilk teması da Amerika'nın Akdeniz'de yaptığı ticaret sırasında olmuş, Amerika, Akdeniz'de güvenle ticaret yapabilmek için 1786-1797 arasında Fas, Cezayir, Trablus ve Tunus Beylerbeylikleri ile anlaşmalar yapmak zorunda kalmıştır. İki kıta arasındaki mesafenin uzak olması sebebiyle doğrudan siyasi bir ilişki kurulamamakla beraber, Amerika'nın yaptığı bu anlaşmalar, iki ülke arasındaki siyasi ilişkilerin zeminini hazırlamıştır. 1800'lü yılların başından itibaren artmaya başlayan Türk – Amerikan ilişkileri, çoğunlukla ekonomik mahiyette olmuşsa da Amerika, Osmanlı pazarına girerek ticaretini geliştirmeye çalışırken aynı zamanda gelecekte atacağı siyasi adımların temellerini de oluşturma yoluna gitmiştir. Osmanlı topraklarında Amerika'ya ve Amerika'nın uyguladığı politikalara sempati duyan bir kesim oluşturma amacında olan Amerika, Türkiye'de kurulan okul, hastane ve ibadethaneleri her zaman desteklemiştir. Kurtuluş savaşının başlamasıyla birlikte durma noktasına gelen Türk Amerikan ilişkileri, 1918-1922 yıllarında beliren Amerikan mandası düşüncesiyle tekrar gündeme gelmiş, Cumhuriyetin ilanından sonra da hızlanmıştır. 1 Ekim 1929'da imzalanan Ticaret ve Seyr-i Sefain (ticaret ve denizcilik) anlaşması, Türkiye'nin ekonomik kalkınmasına yardım edecek Amerikan yabancı sermayesinin Türkiye'ye çekilmesi olarak görülmüştür. Amerika tarafından Türkiye'ye yapılacak yardımlar bu tarihten sonra da sık sık dile getirilmiş, yardımların boyutu, kapsamı ve ABD'nin yardımlardan beklentileri her geçen gün artarak devam etmiştir. 1960-1963 arası Türk - Amerikan ilişkilerinin incelendiği bu çalışmada, Türkiye'nin NATO'ya üyeliğinin sonrasında, Amerika'nın Türkiye'ye olan ekonomik ve askeri yardımlarının iyiden iyiye arttığı, Türkiye'nin kalkınma planını uygulamak amacıyla talep ettiği yardımların Amerika tarafından olumlu karşılandığı ve Amerika'nın bölge ve Türkiye üzerindeki çıkarlarını korumak amacıyla sürekli olarak Türkiye'yi dost ve müttefik ülke olarak göstermeye çalıştığı tespit edilmiştir.

BasınCumhuriyet tarihiTürk dış politikası+3
Mehmet Ali Özbay
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mütareke dönemi tarımın genel görünümü

Tarım, Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan itibaren ekonominin en önemli geliri içinde yer almıştır. Toprakların genişlemesiyle, tarım giderek önem kazanmış hatta geçim kaynaklarının birçoğu ziraat üzerine kurulmuştur. Ancak dünyada değişen dengeler ve Avrupa'da gerçekleşen birtakım hadiseler sonucu farklı sanayi dalları ortaya çıkmış ve yeni iş kollarını da beraberinde getirmiştir. Büyük devletlerin çoğu sanayi üzerinden zenginleşirken Osmanlı Devleti ziraat alanında ilkel metotları bırakamamış ve çağın gerisinde kalmıştır. Devletin son zamanlarında yaşanan büyük savaşlar sonucunda kaybedilen toprak parçaları ülkenin ekonomisini sarsmış ve pek çok insan geçim kaynaklarını kaybetmiştir. Birinci Dünya Harbi esnasında tarımsal gıdaların teminini çok zor gerçekleştiren Osmanlı Devleti, savaş bitiminde hem gıda sorunu hem de ekonomik sıkıntılar ile baş başa kalmıştır. Ağır şartlar içeren Mondros Mütarekesi imzalanmış durumun iyiye gitmesini bekleyen halk bir kez daha hayal kırıklığına uğramıştır. Mütareke Dönemi'nde tarım git gide azalmış başlayan işgaller ile köylü ve çiftçiler tarlalarını süremez hale gelmiştir. Halkın önemli bir kısmı açlık sıkıntısıyla karşılaşmış ve Kurtuluş mücadelesi vermeyi bu zor şartlar altında kabul etmişlerdir. Tarım alanında Ankara Hükümeti yetkilerini kullanmış Mütareke Dönemi'nde İstanbul Hükümeti'nin yapamadığını yaparak hem işgallere karşı direnmiş hem de halkı tarıma yönlendirerek ulusun kurtulması amacıyla ipleri eline almıştır. Anahtar Kelimeler: Mütareke Dönemi, Tarım, Birinci Dünya Harbi, Ekonomi, Ziraat.

Seyhan Yeliz Ergün
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1939-1960 arasında Malatya milletvekilleri ve meclis faaliyetleri

Cumhuriyetin ilanından sonra Türk siyasetinde totaliter bir yapı asla düşünülmemiş, Cumhuriyet Döneminin ilk partisi olan CHP, Türkiye Büyük Millet Meclisinin faaliyete başladığı günleri takiben bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş ve ülke yönetimi bu parti tarafından yapılmıştır. Mecliste ikinci bir partinin kurularak, çok sesliliğin sağlanması amacı için çok beklenmemiş, Meclisin oluşturulmasının üzerinden bir buçuk sene gibi bir zaman geçtikten sonra, TPCF Türk siyasetinde yerini almıştır. 1924 senesinde yaşanan bu ilk deneme ve 1930 senesinde SCF ile yaşanan ikinci deneme o günlerde ülkemizin hassas durumu sebebiyle çok kısa sürmüştür. Çok partili siyasi hayata geçme düşüncesi Atatürk'ün vefatından sonra da devam etmiş ve Demokrat Parti'nin siyasi hayatta yerini almasıyla Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, önceki denemelere göre, daha uzun sürecek çok partili dönem yaşanmaya başlamıştır. DP, teşkilatlanmasını tamamlamış bir şekilde girdiği 1950 senesindeki seçimlerde 27 senelik CHP iktidarının yerine geçerek ülke yönetimini on yıl süre ile yürütmüştür. Bu süreç 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi ile son bulmuş ve çok partili düzen kesintiye uğramıştır. Cumhuriyetin kurularak inkılapların gerçekleştirildiği 1923-1938 arasındaki dönem sonrasında Türk siyaseti, 1939-1960 yılları arasındaki yirmi bir yıllık dönemde, yedi yıl tek partinin iktidarına, daha sonraki on dört yılında ise çok partili sisteme sahne olmuştur. Çalışma sonucunda; TBMM'nin altıncı, yedinci, sekizinci, dokuzuncu, onuncu ve on birinci döneminde denk gelen 1939-1960 döneminde Malatya'da, bir milletvekili seçimlere CHP'den katılıp daha sonra DP'ye geçmesinin dışında, bütün milletvekillerinin CHP'den seçilmiş olduğu, bu dönemde, toplam 65 olan milletvekilliği görevini, bazı milletvekillerinin birden fazla defa seçilmesiyle, 40 milletvekilinin üstlendiği görülmüştür. Malatya Milletvekilleri Mecliste oldukları dönemde birçok komisyonda görev almışlar, partileri, komisyonlar ve kendi adlarına konuşmaları olmuştur. Malatya Milletvekillerinin, Malatya ili ve ülke gündemini ilgilendiren konularda söz alma, takrir ve teklifleri içeren toplam 404 çalışmalarının olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: TBMM, Siyaset, Malatya Milletvekilleri

MalatyaMilletvekiliSiyasi faaliyetler+2
Mehmet Ali Güven
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeniyol ve Halk gazeteleri örneğinde Trabzon basınının çok partili sisteme bakışı

Bu tez çalışması; Dünya ve Türkiye ekseninden hareketle ?Trabzon Basını, ÇokPartili Sisteme Geçiş ve Demokrat Parti?nin durumunu konu edinmektedir. Tezçalışmasının içerisinde Trabzon Basınının kuruluş ve gelişim aşamaları, Trabzon'daçıkarılan gazeteler, kurulan matbaalar ve Trabzonlu gazetecilerin kimler olduğu hakkındabilgiler verilmektedir. Tabii bunu anlatırken daha kolay anlaşılabilmesi için kendi içinde?Trabzon Basını?nı belli dönemlere ayırmayı faydalı gördüm.Basının Türkiye'ye girdiği dönem Osmanlı İmparatorluğu'nun XIX. yüzyıllarınadenk gelir. İlk gazete devletin desteğiyle kurulmuş olan Tavkim-i Vâkayi'dir. Bu gazeteninkurulmasından yaklaşık otuz sene sonra Anadolu'da da basın faaliyetleri başlamıştır.Trabzon şehri de bu basın faaliyetlerinin başladığı şehirlerden biri olmuştur. Trabzon'dakurulan ilk matbaa ve çıkarılan ilk gazete de devlet desteğiyle oluşturulmuştur. Daha sonradiğer ülkelerde olduğu gibi Trabzon'da da basının özelleşme dönemi başlamıştır.Osmanlı'nın I. Dünya Savaşı'na girmesi ve bu savaştan mağlup ayrılması kendi sonunuhazırlarken yeni kurulacak Türkiye Cumhuriyeti ve onun kurucusu olan Mustafa Kemal'inde tarih sahnesine çıkmasına yardım etmiştir.Mustafa Kemal'in giriştiği mücadelede Anadolu'nun Ona verdiği destek tabii kigöz ardı edilemez. Asıl önemle üzerinde durulması gereken bu desteğin ne şekildeverildiğidir. İşte Trabzon Basını ve Milli Mücadele Dönemi bölümünde bunu anlatmayaçalıştım.Araştırmalarıma başladığım dönemde Trabzon Basını ile ilgili kaynak niteliğitaşıyan eserlerin azlığı beni çok zorlamasına rağmen; başta Trabzon Valiliği Kütüphanesiolmak üzere, Trabzon Gazeteciler Cemiyeti, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Trabzon İlKültür Müdürlüğü, Trabzon İl Halk Kütüphanesi, Karadeniz Teknik Üniversitesiarşivlerinde elde ettiğim bilgilerle tezimi neticelendirdim. Bunun yanı sıra tezimin sonbölümünü oluşturan Demokrat Parti ile ilgili olarak da Ankara Milli Kütüphane'deTrabzon'da çıkarılan Yeniyol ve Halk Gazeteleri'nin 1945-1960 yıllarını tamamen taradımve ulaştığım haberlerden bazılarını bu bölüme yerleştirmeyi uygun gördüm.Tezin ekler bölümünde ise Trabzon'da Milli Mücadele Dönemi'nde çıkarılanİstikbâl Gazetesi'nin orijinal sayılarından bazılarını ve Yeniyol, Halk Gazeteleri'ndekiDemokrat Parti ile ilgili önemli haberlerin orijinallerini koymayı uygun gördüm.Böylelikle anlatmak istediklerimin yalnızca yazıda kalmamasını, bunların görülmesiyleakılda kalıcı olmasını sağlamaya çalıştım.Bu tezin ortaya çıkmasında bana yardımcı olanlara da burada teşekkür etmedengeçemeyeceğim. Tezin hazırlanması aşamasında beni yalnız bırakmayan ve desteğini verenarkadaşlarım ve dostlarıma da bana verdikleri yardımlardan dolayı müteşekkirim. BaştaAtatürk İlkeleri ve İnkılâpları Enstitümüz kurucusu ve müdürü Edip BAŞER'e, enstitüyebaşladığım ilk günden bu tezin ortaya çıktığı ana kadar olan süreçte yakın ilgisini,samimiyetini ve sevgisini hissettiren Sayın Tülay Alim BARAN'a ve tez danışmanımSayın Süleyman BEYOĞLU'na teşekkürü bir borç bilirim.Tüm eğitim yaşantımda ve çalışmalarımda beni hiç yalnız bırakmayan vedestekleyen Babam ve Anneme?

Ümit Bilici
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2009
00

Diğer danışmanlar