Theses supervised by Prof. Dr. Tülay Alim Baran

20 theses · Yıldız Technical University, Yeditepe University

DoctorateOpen AccessTR

Erken Cumhuriyet Dönemi çocuk dergilerinde bedeni, ahlaki ve terbiyevi özellikleriyle inşa edilen çocuk

Cumhuriyetin ilanıyla kurulan ulus-devlet yapısının, en önemli ihtiyaçlarından biri de ulus-devlet paradigması ve Cumhuriyet rejiminin tasavvur ettiği yeni insanın inşasıdır. Bu yanıyla Cumhuriyeti kuran kadronun en önemli amaçlarından biri de Cumhuriyet rejiminin kendisiyle özdeşleştirdiği çocukluğun inşasını sağlamaktır. Bu tez çalışmasında erken Cumhuriyet döneminde Cumhuriyeti kuran kadronun, Cumhuriyet rejimi ve ulus-devlet paradigması çerçevesinde inşa etmek istedikleri çocukluğu, dönemin popüler yayını olarak da tanımlayabileceğimiz süreli çocuk yayınlarından, çocuk dergilerine odaklanılarak, çocukluğun bedeni ahlaki ve terbiyevi inşasının hangi koşullarda, hangi nedenlerle, hangi söylemler ve kavramlar çerçevesinde nasıl ortaya konulduğunu konu edinmiştir. Tez çalışması çerçevesinde ele alınan uzun dönem aynı zamanda Türkiye modernleşmesinin önemli bir kırılma evresini de oluşturmaktadır. Bu nedenle ele alınan uzun süreç geniş bir modernite bağlamıyla ele alınarak değerlendirilmiştir. Erken Cumhuriyet dönemi çocuk yayınlarında, Cumhuriyet yönetiminin, geleceğin makbul vatandaşı olarak tasavvur ettiği modern çocukluğun inşasında üzerinde durulan ve bir noktada Cumhuriyet rejiminin, "İstikbal davası" olarak adlandırılan çocuk nüfusun sağlıklı ve güçlü kılınarak, nüfusun arttırılmasına çalışılmış, bu yanıyla nüfusa çeşitli yönleriyle müdahale edilerek, bu alan düzenlenip, denetim altına alınmaya çalışılmıştır. Cumhuriyetin ilan edilmesi, imparatorluk sonrası süreçte ulus-devlet projesinin ilanıydı. Cumhuriyetin, ulus-devlet ve laik-seküler temelli devlet ve toplum modeli beraberinde bu siyasal ve toplumsal projeyi meşrulaştıracak yeni bir ahlak ve terbiye anlayışına dayalı olan "iyi-kötü", "doğru-yanlış", "makbul ve makbul olmayanı" kapsayan yeni ahlaki erdem, alışkanlıklar ve davranış kalıpları üretmeyi amaçlamıştır. Bu yanıyla kurulmak istenen yeni toplum anlayışının merkezinde, inşa edilmek istenen "yeni insan" bulunmaktaydı. Dolayısıyla Cumhuriyetin "yeni insanının" Cumhuriyetin, aydınlanmacı ve ilerlemeci anlayışı ekseninde, yeni bir ahlak anlayışı çerçevesinde, içerisinde yaşanılan zamanın ve toplumun ihtiyaçları ve gereklerine cevap verebilecek nitelikte, rasyonel laik-seküler, pozitivist bir yaklaşımla inşa edilmesi amaçlanmıştır. Bu tez çalışması çerçevesinde Cumhuriyet çocuğunun hangi ahlaki ve terbiyevi kavram ve söylemlerle inşa edildiği ortaya konulurken, bunun, içerisinde yaşanılan siyasal, sosyal ve ekonomik konjonktür ile olan bağının yanı sıra geç Osmanlı modernleşmesi ile olan süreklilik ve kopuşu da sorunsallaştırılmıştır.

AhlakAhlaki değerlerBeden+7
Sevcan Başboğa
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessEN

The first 15 years of the Republic of Turkey and the history of postal stamps

Nationalism is the founding ideology of the Turkish Republic. With nationalism, it was aimed to build a nation-state based on the Turkish nation, mostly in the first 15 years of the establishment of the Turkish Republic between 1923-1938. Concrete steps were taken for this purpose in fields such as education, military, economy and communication. The main purpose of the Turkish nation-state was to ensure the permanence of the steps taken and to guarantee that the emerging innovations are communicated to the public and become widespread, mainly in Anatolia. For this purpose, certain developments were observed in communication activities. Postage stamps were among the effective tools in communication activities. The postage stamp was seen as a means of communication reaching every corner of Anatolia and was described as the voice of the state. The dominant ideology of the Republic of Turkey and the innovations were included in the stamps. This study analyzes the postage stamps printed in the National Struggle Period and Republican Period between 1922-1938, and how these stamps contributed to the nation state building process in Turkey.

State buildingNationalismPostage stamps+4
Gül Tuğçe Akün
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Meşrutiyetten Cumhuriyete spor müsabakaları

Tüm Dünya'da spor, özellikle erkekler tarafından ilgi görmüş, sevilmiş ve bir çok branş gençler arasında hızlıca yayılabilmiştir. Devletler de sporu askerliğe hazırlık olarak görmüş ve desteklemiştir. Ancak Osmanlı Devleti için aynısını söylemek mümkün değildir. Çünkü istibdat yaşanan ülkede iki üç gencin dahi yanyana yürümesi, sohbet için toplanması dahi yasaklanmıştır. Üstelik futbol oynayan gençler tutuklanmıştır. İlk spor müsabakaları genelde gizli ve kuralsız yapılmıştır. Meşrutiyet'in ilanı ile siyasi refah, sosyal yaşama da sirayet etmiş, spor müsabakaları serbest olmaktan öteye gidip, spor külüpleri dahi kurulmuştur. Ancak Trablusgarp ve Balkan Savaşlarına direnen spor, Cihan Harbi'ne direnemeyerek sekteye uğramıştır. Futbol dışında diğer branşlar genel olarak gençlerin askere alınması sebebiyle 1914 itibari ile azalmaya hatta iptal edilmeye kadar varmıştır. Bunlardan farklı olarak güreş, 1912 yani Balkan Harbi ile hitama ermiştir. Bunda pehlivanların Balkan kökenli olması önemlidir. Ancak futbol, İstanbul Ligi olarak etkilense de işgal kuvvetleriyle yapılan maçlar sayesinde savaş dönemlerinde daha çok oynanmıştır. 1920'den sonra spor yaşamı eski havasını yakalamaya başlamış ve 1922'de doruğa ulaşmıştır.

At yarışlarıAtletizmBisiklet sporu+7
Şebnem Taşdemir
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Rus kaynaklarına göre Soğuk Savaş dönemi Türk-Rus ekonomik ilişkileri

Bu çalışmada, Rus kaynaklarına göre 1920-1991 yılları arasında Türk-Sovyet ekonomik ilişkileri incelenmiştir. İki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler, Türklerin Slavlarla aynı coğrafyada bulundukları dönemin başlangıcından itibaren ele alınarak Milli Mücadele dönemi ve bu dönemden itibaren siyasi ilişkilerle bağlantılı olarak tüm dönemler kronolojik olarak SSCB'nin (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) dağıldığı tarih olan 26 Aralık 1991'e kadar getirilmiştir. Çalışmamızın kapsadığı dönem içerisindeki Türk-Sovyet ekonomik ilişkileri II. Dünya Savaşına kadar, her iki tarafın dengeli politikalar izlemesiyle olumlu bir seyirde ilerlemiş, ancak savaştan sonra Sovyetler Birliği'nin 17 Aralık 1925 yılında iki ülke arasında imzalanan Dostluk ve Tarafsızlık Anlaşması'nın iptal edilme kararıyla başlayan Türkiye'ye yönelik toprak ve Boğazlarda üs talepleri iki ülke arasındaki ilişkilerin bozulmasına neden olmuştur. Sovyetlerden gelen talepler sonunda Türkiye'deki hükümet ve muhalefetin iki ülke arasında oluşan sorunlar karşısında Sovyet karşıtı politika izlemelerine neden olmuştur. Bu durum, siyasi arenada kendini güvence altına almak isteyen Türkiye'yi Nato'ya girmeye yöneltmiş, bundan sonraki dönemde iki ülke arasındaki siyasi, ekonomik, askeri ilişkiler Türkiye-Nato-Amerika-SSCB ekseninde ilerlemiştir. ANAHTAR KELİMELER: Sovyet Yardımları, Yeni Ekonomik Plan, Sovyet Sanayi Desteği, Soğuk Savaş, Küba Krizi, Doğal Gaz Anlaşması

Ekonomi tarihiEkonomik ilişkilerEkonomik yardımlar+6
İmren Arbaç
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Süt Damlası Kurumu

19. yüzyıl, bilimsel birçok keşfin gerçekleştiği, endüstrinin geliştiği, annelerin emzirmeye yönelik tutum ve davranışlarının farklılaşmasıyla bebek beslenmesinin değiştiği bir dönemdir. Ayrıca modern devletler, nüfusu kendi başına değer yaratan ve sağlık politikalarıyla korunması gereken bir unsur olarak görmeye başlamışlardır. Bu yüzyılda Avrupa tıbbı, en büyük sosyal sorunlarından biri olan bebek ölümlerini açıklığa kavuşturmak için istatistiksel kanıtları kullandı. İstatistikçiler, ölümlerin büyük bir yüzdesinin düşük sosyo-ekonomik sınıfta yer alan ailelerin bebeklerinde görüldüğünü vurguladılar. Bu bebekler birtakım rahatsızlıklar sebebiyle yaşamlarını yitirmekteydi. En yaygın görülen rahatsızlık gastro-intestinal hastalıklardı, ardından solunum sistemi ve sinir sistemi hastalıkları gelmekteydi. Tüm bulgular, bebek beslenmesi ve kullanılan sütle ilgili sorunlara işaret ediyordu. Bebek ölümlerini azaltma isteği doğrultusunda 1894 yılında Fransa'da Dr. Léon Dufour tarafından Goutte de Lait (Süt Damlası) kuruldu. Kurum, annelere modern bebek bakımı eğitimi vermenin yanı sıra anne sütüne erişimi olmayan bebeklerin de sağlıklı süte erişimini sağladı. Türkiye'de ilk kez 1922 yılında Fransız Kızılhaçı Kadınlar Cemiyeti tarafından Süt Damlası kuruldu. Lozan Antlaşması sonrasında tüm malzemeleriyle Türklere hibe edilen damla, Türkiye Himâye-i Etfâl Cemiyeti'ne bağlı bir teşkilat olarak çalışmalarına devam etti. Modern Türkiye'nin yüksek seyreden bebek ölümlerini engellemek amacıyla çıktığı yolda önem kazanan Süt Damlası, ülkenin birçok şehrine yayıldı. Bu tez çalışması, bebek sağlığını korumak ve bebek ölümlerini azaltmak amacıyla kurulan Süt Damlasının ortaya çıkma sürecini, Türkiye'ye gelişini ve faaliyetlerini tarihsel bir yaklaşımla ele almayı hedeflemektedir.

Bebek sağlığıBebek ölümleriCumhuriyet tarihi+3
Emrah Çağsel Durmuş
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2022
10
Master'sOpen AccessTR

Mudanya mübadilleri, ekonomik ve sosyal uyumları

30 Ocak 1923 tarihinde imzalanan Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi Anlaşması 2 milyondan fazla insanı doğduğu, vatanı bildiği topraklardan kopararak yerinden etmiş, pek çok acı, ölüm ve kaybın yaşanmasına sebep olmuştur. Dönemin şartları gereği devlet adamları tarafından mübadeleden daha iyi bir seçenek öngörülemediğinden anlaşma onaylanmıştır. Mübadelenin imzalanmasından evvel, Yunanistan ve Anadolu arasında yoğun göç hareketi başlamış, anlaşmanın onaylanması ile de fiilen başlayan karşılıklı göç hareketine resmi nitelik getirilmiştir. Mübadele kapsamında yaklaşık olarak 1 milyon 200 bin Rum Türkiye'den Yunanistan'a; 500 bin Müslüman Yunanistan'dan Türkiye'ye göç etmiştir. Mübadillerin sevk ve iskân işlerinin düzen içinde gerçekleştirilebilmesi için Mübadele İmar ve İskân Bakanlığı kurulmuş, savaştan yeni çıkmış ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nde tüm kaynaklar seferber edilerek iki yıl gibi kısa zamanda mübadillerin büyük bölümünün sevk ve iskânı tamamlanmıştır. Mübadiller, Rumların bıraktığı gayrimenkullere yerleştirilmesi planlanmış ancak, savaş ve işgal sırasında Batı Anadolu'nun % 70'i yakılıp yıkılmış, evler talan edilmiş, sağlam kalan evler de fuzuli işgal altında kalmıştır. Bu süreçte hızlı bir imar çalışmasıyla yeni köylerin kurulması, yeni konutların yapılması ve tamir edilebilecek durumda olan evlerin onarım işleri tamamlanmıştır. Bursa ve Mudanya ilçesi de gayrimüslim nüfusun yoğun olduğu, zengin tarım olanakları ve gelişmiş endüstrisi ile önemli bir iskân alanı olarak kabul edilmiştir. Bursa'ya toplam 33.000, Mudanya'ya 6.000 Mübadil yerleştirilmiştir. Bursa ve civar kentlere yerleştirilen göçmenler Türkiye'ye Mudanya Limanı'ndan giriş yapmışlardır. Mudanya'da da ülkenin pek çok yerinde olduğu gibi konutların yetersiz olduğundan dolayı yeni köyler inşa edilmiş, yeni evler yapılmıştır. Bu sürede mübadiller cami, okul gibi toplu alanlarda hatta zeytinliklerde, çadırlarda barınmış, iaşeleri bakanlık ve Kızılay tarafından karşılanmıştır. Mudanya ile ilkim ve ürün çeşitliliği benzer özellikte olduğu için Girit ve Kavala bölgesinden gelen göçmenler iskân edilmiştir. Mübadele ile İlçede demografik ve sosyal olarak büyük bir dönüşüm yaşanmıştır. Gayrimüslim nüfusun en yoğun yaşadığı yerlerden biri olan Mudanya, nüfus bakımından homojen hale gelmiş, ekonomi ve üretim millileşmiştir. Zanaatkârlık gerektiren bazı iş kollarında açık ortaya çıkmış, gelen mübadillerin büyük çoğunluğunun tarım sektöründe çalışmaları nedeniyle açığın kısa zamanda kapanması mümkün olmamıştır. Mübadillerin tütün, zeytin, tahıl, ipekböcekçiliği, üzüm ve incir tarımı ile ilçe ekonomisine önemli katkıları olmuştur. Mudanya'nın yerli halkı tarafından kimi zaman dışlanmışlar, aralarında anlaşmazlıklar çıkmış. Ancak zaman içinde ilişkiler artmış ve sosyal uyum yakalanmış. Bugüne kadar mübadil kimliklerini korumuşlar, Mudanya'nın önemli bir unsuru olarak, Mudanya'ya özgü ortak kültür oluşturmuşlardır. Anahtar Kelimeler: Lozan Antlaşması, Mübadele, Mudanya, Sosyal ve Ekonomik Uyum.

Bursa-MudanyaLozan Ahali MübadelesiMübadele+5
Hatice Ayser Soğuksu
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İngiliz kaynaklarına göre Midhat Paşa'nın hayatı ve siyaseti

19. Yüzyıl Avrupa tarihine önemli bir damga vurmuş ve Tanzimat döneminin büyük devlet adamı olarak kabul edilen Midhat Paşa, 1822 yılında doğmuş, 64 yaşında 1884 yılında sürgünde vefat etmiştir. Yaşamı boyunca sadaret katipliğinden başlayarak, Şûrâ-yı Devlet Başkanlığı ve Sadrazamlığa uzanan sayısız kamu görevlerinde bulunmuştur. Şam, Rumeli ve Bursa'da görev yapmak üzere özel yetkili müfettiş olarak bölgeye gönderilmiştir. Kısa bir Avrupa seyahati sonrasında Osmanlı İmparatorluğu'nun ön önemli vilayetlerinden Niş ve Tuna'da valilik yapmıştır. Görev yaptığı vilayet ve eyaletlerin görünümünü baştan aşağı değiştirmiş, etkili sosyo-ekonomik yenilikler ve modern yerel yönetim yöntemleri sergilemiştir. Osmanlı İmparatorluğu'nun siyasal birliğinin korunmasının, Britanya siyaseti açısından, yükselen Rus yayılmacılığı karşısında Balkanlar, Akdeniz ve Asya'daki İngiliz menfaatlerinin muhafazası için büyük önem arz ettiği bu dönemde Midhat Paşa'nın enerjik, dürüst ve etkili idaresi, İngiltere başta olmak üzere tüm Avrupa başkentlerinin dikkatini üzerine çekmiştir. Türkiye'nin ilk anayasal rejimi ve parlamenter sistemin kurucusu olan Midhat Paşa, Tersane Konferansı'nın ardından anayasal vaadlerin suistimal edilmesi gerekçesi ile Avrupaya sürgüne gönderilmiştir. Sürgün dönüşü önce Suriye sonra Aydın valisi olarak atanan Midhat Paşa, Abdülaziz'in ölümünün azmettiricisi olarak yargılandığı tartışmalı bir mahkeme süreci sonunda suçlu bulunarak idam cezasına çarptırılmıştır. Bu ceza Sultan Abdülhamid tarafından hafifletilerek Taif'e sürgüne gönderilmiş, üç yıl tutuklu kaldıktan sonra 1884 yılında bir gece yarısı Taif zindanında Osmanlı subayları tarafından infaz edilmiştir. 1908 yılında iktidara gelen Jön Türkler tarafından itibarı iade edilmiş, Midhat Paşa hürriyet kahramanı olarak anılmıştır. Naaşı 1951 yılında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın emri ile İstanbul'a getirilmiş, düzenlenen devlet töreni ile Hürriyet-i Ebediye (Abide-i Hürriyet) tepesinde toprağa verilmiştir.

BiyografiDevlet adamıMidhat Paşa+3
Kemal İnanç Işıklar
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2022
10
Master'sOpen AccessTR

1923-1990'lı yıllar arasında ana hatlarıyla Türkiye Bulgaristan ilişkileri

1908 yılında bağımsızlığı kazanan Bulgaristan sınırlarını genişletme yoluna giderek Osmanlı İmparatorluğu ile Birinci Cihan Harbi'ne kadar mücadele etmiştir. Birinci Cihan Harbi ile Milli Mücadele döneminde iki ülke arasında kurulan iyi ilişkiler 1930'lara kadar devam etmiştir. İkinci Dünya Savaşı döneminde Balkanlarda yaşanan siyasi gelişmeler iki ülkenin ilişkilerini etkilemiştir. 1923-1990 yıllarının kapsayan dönemde Türkiye ile Bulgaristan arasındaki ilişkiler Dış politikada zaman zaman oldukça gerginleşse de ilişkiler hiçbir zaman kopmamış diyalog iki ülke arasında sürdürülmüştür. Bulgaristan'da yaşayan Türklerin uğradığı baskılar iki ülke arasındaki gerginliğin temel nedeni olmuştur. Bulgaristan'dan Türkiye'ye Soğuk Savaş döneminde iki büyük göç yaşanmıştır. Aynı dönemde iki ülke arasında ticari, sağlık ve turizm açısından gelişme göstermiştir. Bulgaristan'daki komünist idarenin sona ermesinden sonra hem ülkedeki Türkler üzerindeki baskılar son bulmuş hem de Türkiye ile Bulgaristan arasındaki gerilim bitmiştir.

Siyasi tarihTürk inkılap tarihi
Ömer Yavuz Topalömer
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Akbaba gazetesinin inkılaplara bakış açısı: 1922-1939

Türk mizahına önemli katkıları olan Yusuf Ziya Ortaç ve Orhan Seyfi Orhon tarafından çıkarılan Akbaba gazetesinin 7 Aralık 1338(1922)'den 1939 yılana kadar olan tüm sayıları incelendi.1923'ten sonra bazı tarihler, Cumhuriyet mizahı için önemli olmaya başlamıştır. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte siyasi alanda başlayan inkılâp hareketlerini toplumsal alanda ve ekonomi alanında yapılan inkılâp hareketleri takip etmiş; çağdaşlaşma alanında gerçekleşen inkılâp hareketleriyle modern Türkiye'nin doğuşu gerçekleşmiştir.Cumhuriyet dönemi mizahı için 3 Kasım 1928 ayrı bir önem arz etmektedir.1928 yılı hem büyük bir bitişi hem de büyük bir başlangıcı temsil eder. Akbaba Harf İnkılâbı'nın kabulüyle başlangıçta iki alfabeyi birden kullanmıştır. Karikatürlerinin bir kısmı eski alfabeyle bir kısmı da yeni alfabeyle yayınlanmıştır.Yeni alfabenin kabulünden sonra gerçekleşen önemli bir tarih de 9 Ağustos 1930'dur. Bu tarihte Serbest Cumhuriyet Fırkasının kurulması ve Akbaba'nın bu fırkanın kurulmasına yaptığı muhalefet dikkat çekici niteliktedir. Gerçi Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası döneminde Cumhuriyet Halk Fırkası taraftarı yayınlara yer veren Akbaba, Serbest Cumhuriyet Fırkasına yaptığı muhalefet nedeniyle okur kitlesini kaybetmiştir.1931-1933 yılları arasında yayın hayatına ara vermek durumunda kalmıştır.1933'te tekrar yayın hayatına başlayan Akbaba eski çizgisinden taviz vermemiş yine inkılâpların savunucusu olarak yayın hayatına devam etmiştir.

Akbaba dergisiDergilerDevrimler+4
Çağdaş Yusuf Tokalak
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Kıbrıs ve Dr.Fazıl Küçük

Kıbrıs Türk toplumunun unutulmaz mücadele lideri olan Dr. Fazıl Küçük, yaşamının her dönemini bu mücadeleye harcamış ve birçok zorluğu bir olanağa çevirmesini bilmiştir. Anavatan Türkiye'nin, Kıbrıs sorunu konusunda bilinçlenmesinde ve bunu ulusal bir davaya dönüştürmesinde en büyük pay hiç kuşkusuz Fazıl Küçük'ündür. Fazıl Küçük, yalnızca tarihsel varlığıyla değil, Kıbrıs Türk toplumuna mücadele araçları oluşturması ve geliştirmesi bakımından da önemlidir. Her dönemi tahlil ederek o döneme hazır ve uyanık girilmesi, Dr. Küçük'ün bu gayretleriyle olmuştur. Siyasi partiler kurmuş, direniş örgütleri tertiplemiş ve kalıcı bir araç olarak Halkın Sesi'ni yayımlamıştır. Kendisi gibi Türk aydınlara bir çatı görevi gören bu gazete aynı zamanda mücadeleye unutulmaz şahsiyetler de kazandırmıştır. Rauf Denktaş da bunlardan biridir. Dr. Küçük, ele aldığı konularla toplumun gündemini ve tavrını belirlemiş, onu Atatürkçü ilkeler ışığında mücadeleye çekmiştir. Özellikle eğitim, evkaf, din gibi konularda yaptığı detaylı araştırmalar toplumun bugüne kadar manevi sağlığı yerinde olarak ulaşmasında etkili olmuştur. Bu konuların Halkın Sesi'nde işlenmesi ise Kıbrıs'taki Türk toplumunun kendine ait hakları mücadele içinde yoğrularak öğrenmesini ve savunmasını sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Dr. Fazıl Küçük, Halkın Sesi, Kıbrıs, Türkiye, Türkiye-Kıbrıs ilişkileri, Kıbrıs'ta Evkaf meselesi, Türkiye-İngiltere ilişkileri, Türkiye-Yunanistan ilişkileri, İngiltere-Yunanistan ilişkileri, Enosis, Taksim, Kanlı Noel.

Senem Civgin
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk savaş dönemi Türk-Alman ilişkileri

Bu çalışma, Soğuk Savaş döneminde Türk-Alman ilişkilerinin tarihsel bir perspektiften incelenmesini amaçlamaktadır. Tez, dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Türk- Alman ilişkilerinin Soğuk Savaş dönemindeki temel unsurları ele alınmaktadır. Bu bölümde, iki ülkenin karşılıklı politikaları, diplomatik görüşmeler, anlaşmalar ve ilişkilerin genel seyri incelenmektedir. Ayrıca, Soğuk Savaş dönemindeki uluslararası politik ortamın Türk- Alman ilişkilerine etkisi de değerlendirilmektedir. İkinci bölümde, medya ve basın unsurlarının Türk- Alman İlişkilerini nasıl şekillendirdiği incelenmektedir. Bu bölümde, Türk basınındaki Soğuk Savaş haberlerinin nasıl şekillendiği, ideolojik etkiler ve propaganda unsurları üzerinde durulmuştur. Aynı şekilde, Alman basınında Soğuk Savaş hakkındaki haberler ve analizler incelenmiştir. Üçüncü bölümde, Soğuk Savaş dönemi ve uluslararası ilişkilere odaklanılmaktadır. Bu bölümde, Soğuk Savaş'ın uluslararası sisteme etkisi, kutuplaşma, bloklaşma ve uluslararası ilişkilerin dönüşümü gibi konular ele alınmaktadır. Dördüncü bölümde, Soğuk Savaş döneminde Türk- Alman ilişkilerinin uluslararası örgütler bağlamındaki durumu ele alınmaktadır. Bu bölümde, Türkiye ve Almanya'nın uluslararası örgütlere katılımları, bu örgütlerdeki rolleri ve etkileri ayrıntılı bir şekilde incelenmektedir. Anahtar Kelimeler: Türk-Alman İlişkileri, Soğuk Savaş dönemi, kutuplaşma, Blok oluşumu, Diplomatik ilişkiler, Uluslararası politikalar.

Eylül Ece Çakı
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu'nun Türk imajı ile batılılaşmaya verdiği destek ve Türkiye'ye kazandırdıkları (1923-1942)

Çağdaş, bilim ve sanata önem veren bir toplum yapısında olmak tüm Dünya ülkelerinin en temel hedefleridir. Bu hedefler sayesinde toplumun refahı ve eğitim düzeyi artar. Türk Milletini bu hedefler üzerinde yükseltmek için hayatını adamış olan Mustafa Kemal, yaptığı devrimler ile Türk Milletinin Dünya karşısında kaybetmiş olduğu itibarını tekrardan daha güçlü bir şekilde geri kazanmasını sağlamış, bu kazanım Avrupa ve Dünya ülkeleri tarafından da takdirle karşılanmıştır.İslamiyet'in kabulünden önce kadını erkekle eşit kılan Türklerde, Devletin başı Hakan, eşi Hatun ile birlikte devleti temsil ederlerdi. İslamiyet'in kabulünden sonra Arap ve İran kültürünün zamanla yerleştiği Osmanlı İmparatorluğunda bu durum değişmiş, kadının toplumdaki yeri kaybolmuştur. Medeniyetlerin itibarını ve saygınlığını sarsan bu durumun yeniden iyileştirilmesi, bilim, fen, sanat ve ekonomik gelişmeleri sağlayan yeni Türk devrimleri sayesinde oluşmuştur. Bu devrimlerin öncülüğünü 29 Ekim 1923 tarihinde ilan edilen Cumhuriyet üstlenmiş, mütakibinde teşkil edilmiş bazı kurumlar desteklemiştir. Bunların ilki Cumhuriyet'in kurulmasından 1 hafta sonra, 6 Kasım 1923 tarihinde Mustafa Kemal'in emriyle Kocaeli Mebusu Reşit Saffet ATABİNEN'E kurdurduğu, adı daha sonra Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu olarak değişecek Türk Seyyahın Cemiyeti'dir. Bu Kurum, çağdaş Türk toplumunu, Avrupa ve Dünya'ya nasıl tanıtırız çabasına girişmiş, Türk devrimlerini destekleyerek elde ettiği milli başarılarla bazı Dünya Ülkelerinin kafasında yer etmiş kötü Türk imajını değiştirmeyi başarmıştır.1939 tarihinde patlak veren 2'nci Dünya Savaşına kadar başarıları devam eden Kurum, bu dönemde faaliyetlerini durdurmuştur. Uzun süre durağan yaşamına devam ettikten sonra, Kurum'a yaşamını adayan ve 2002- 2003 tarihleri arasında Başkanlık yapan Çelik GÜLERSOY, Kurum'u şaha kaldırmış, Türk Yurduna layık eserler kazandırmıştır. Günümüzde de varlığını devam ettiren Kurum'un üstlendiği sorumluluklar zamanla her ne kadar azaltılsa da, Kemalist düşüncesinden sapmadan faaliyetlerini icra etmek için tüm varlığıyla çalışmaya devam etmektedir.

BatılılaşmaTurizmTürkiye Turing ve Otomobil Kurumu+2
Ümit Durgu
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Türk kadını

Bu tez çalışmasında Türk kadınının tarih sürecinde içinde yaşadığı koşullar ve gelişimi incelenmiştir. Türk kadınının Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki yeri ve önemini anlayabilmek, Cumhuriyet Türkiye'sinde kazandığı hakları idrak edebilmek ve bugünkü durumunu yorumlayabilmek için oldukça uzun bir tarihi incelemek gerekmiştir.Osmanlı İmparatorluğunda kadın ailede önemli bir yere sahiptir. Ancak yine aynı dönemde İslamiyet'in etkisiyle kadın eve kapatılmış ve giyim kuşamıyla da sınırlandırılmıştır. Osmanlı döneminde kadının itirazları, bazı dernek hareketleriyle, dergilerdeki yazılarıyla dikkat çekici hale gelmiştir.Kuşkusuz çalışmanın en önemli bölümünü Cumhuriyet dönemi oluşturur. Bu dönemde kadına dair yaşanan gelişmelerin en önemlilerinden biri Medeni Kanun'un kabul edilmesi olmuştur. Kadının eğitimine verilen önemin çok büyük olduğunu da göz ardı etmemek gerekir. Cumhuriyet kadın hakları bakımından devrim niteliği taşıyan yasal ve siyasal dönüşümleri gerçekleştirmiştir. Konunun sosyal ve kültürel boyutları tarihten bu güne kadar kadın ve erkek tüm toplum için önemsenen ve gündemde kalan bir mevzudur. Mustafa Kemal Atatürk'ün bütün çalışmalarında olduğu gibi kadın konusu da üzerinde titizlikle durduğu, adım adım ve çok önceden planladığı bir konu olmuştur.Biz de Cumhuriyet'in Türk kadınına verdiği desteği ve ona dair çalışmaları inceleyerek bugüne nasıl gelindiğini anlamak üzere yola çıktık. Amacımız Türkiye Cumhuriyeti tarihinde oluşan kültürel, siyasal ve toplumsal değişimlerle birlikte kadının kazanımlarını tanımlayabilmektir.Anahtar Kelimeler: Kadın, Toplumsal Yapı, Eğitim, Kadın Faaliyetleri.

Kadın eğitimiKadın haklarıKadın hareketleri+4
Nuran Ülker
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Lozan Konferansı'nda Karaağaç konusu ve Karaağaç'ın savaş tazminatı olarak Türkiye'ye verilmesi

I. Balkan Savaşı sonucunda Edirne ile birlikte Osmanlı İmparatorluğu'nun elinden çıkan Karaağaç, II. Balkan Savaşı sonrasında Edirne ile birlikte geri alınmıştır. I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı ve müttefiklerinin yanında savaşa girmesi için Bulgaristan'a verilen Karaağaç ve civarı, Mustafa Kemal liderliğindeki Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın başarıya ulaşmasının ardından, Lozan Barış Konferansı'nda savaş tazminatı olarak Türkiye sınırlarına dâhil edilmiştir.

Lozan Konferansı
Onur Eren
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Tanzimat Dönemi göç yönetimi (1855-1866)

Osmanlı Devleti, Tanzimat Dönemi'nde bürokrasi ve ordu bünyesinde olmak üzere pek çok alanda modernleşme adımları atmıştır. Batılı bir anlayışla yeniden kurulan kurumların Devletin devamlılığı için kaçınılmaz olduğu düşünülmüştür. Bütün bu sürecin göç yönetimini de etkilediğini söylemek gerekir. 17. Yüzyıla kadar fethedilen toprakların yurt haline getirilmesi için uygulanan iskan politikası, toprak kayıplarına bağlı ekonomik küçülmeyle birlikte değişmeye başlamıştır. Bu değişim, yönetilebilen topraklar üzerinde ülke içerisindeki nüfusun, ekonomiye bağlı olarak etkin bir şekilde yerleştirilmesi ihtiyacını doğurmuştur. Fakat bu ihtiyacı karşılayacak bir kurumu örgütlemekte geç kalındığı, Kırım savaşıyla fark edilmiştir. Savaş nedeniyle İstanbul, İngiliz ve Fransız ordularına, hasta ve yaralı askerlerine ve muhacirlere ev sahipliği yapmıştır. 1856 yılında başlayan göç akımı, 1860 yılına doğru artmıştır. Böylece 1860 yılında Meclis-i Vala bünyesinde, Ticaret ve Zaptiye Bakanlıklarına bağlı olarak Muhacirin Komisyonu Kurulmuştur. Komisyon, 1866 yılına kadar etkin bir şekilde muhacirleri karşılamış, geçici konaklamaya alarak, asgari ihtiyaçlarını giderdikten sonra iskan etmiştir. İskan edilecek arazinin tespit edilmesinden, muhacirlerin yerleştirilmesine kadar Komisyon memurları bu süreci çok sıkı bir şekilde takip etmiştir. Komisyon yalnızca muhacirlerin iskanıyla kalmamış, çalışacakları tarım arazisini tespit edip, gerekli üretim araçlarını da temin etmiştir. Ayrıca yerli halkın yardımlarını da teşvik ederek barınacakları konutların inşasına kadar gerekli insani koşulların oluşmasında önemli rol oynamıştır. Osmanlı Devletinin Batılılaşma anlayışıyla bürokrasisinde meydana getirdiği değişiklik, göç yönetimine de yansımış ve kurumsallaşmasını sağlamıştır. Bu çalışma Tanzimat Döneminde atılan modernleşme adımlarının göç yönetimine de yansıdığını, arşiv belgeleri ışığında kanıtlama amacı taşıyarak, kurumsallaşan göç yönetiminin siyasi, ekonomik ve askeri sebeplerini sorunsallaştırmaktadır. Anahtar Kelimeler: Muhacirin Komisyonu, Tanzimat Dönemi, Göç Yönetimi, İskân Politikası, Kırım Savaşı

GöçlerGöçmenlerKırım Savaşı+4
Şafak Yüca
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Atatürk dönemi Milli Eğitim Bakanları ve çalışmaları

Milli mücadele dönemi Türk tarihimizin en zor en sancılı dönemlerinden biri olmuştur. Ülkenin kurtarılması için topyekûn bir savaşın içinde bulunan milletimizin, tek derdi bu amansız çetrefil zamanın içinde ülkenin geleceğini tesis etmeye çalışmak olmuştur. Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışıyla başlayan milli mücadele dönemi Cumhuriyetin ilanıyla birlikte noktalanmıştır. Mustafa Kemal'in Samsun'dan başlayıp Ankara'ya kadar süren yolculuğun akabinde I.TBMM açılmış ve kurucu meclis görevini üstlenmiştir. Akabinde kurulan İcra Vekilleri Heyeti içerinde Maarif Vekaleti kurulmuştur. Yaklaşık 4 yıl süren milli mücadele döneminde eğitim namına bir şeyler yapmak çok kolay olmadı. Önceliğin yurdu düşman işgalinden kurtarmak olduğu dönemde Rıza Nur, Hamdullah Suphi, Mehmet Vehbi ve İsmail Safa Beyler bu görevi ifa etmeye çalıştılar. Hepsinin eğitime bakış açısı farklı olsa da ortak menfaat milletin bekası için en faydalı olanı yapmaya çalışmak olmuştur. Bu dönemin eğitime dair en öne çıkan gelişmeleri Maarif Kongresi ve Birinci Heyet-i İlmiye toplantısı olmuştur. Milli mücadele döneminden sonra Cumhuriyetin ilanından sonra eğitim çalışmalarına ara verilmeden devam edilmiştir. Cumhuriyetin ilanından kısa süre sonra Tevhid-i Tedrisat kanununun yayımlanması eğitim çalışmalarına ara verilmeden süreceğini göstermiştir. Cumhuriyet döneminde de birbirinden önemli Maarif Vekilleri göreve gelmiştir. Bunların içerisinde en önemli vekiller Vasıf Çınar ve Mustafa Necati olduğunu söyleyebiliriz. Eğitim adına yapılan inkılapların etkisi sadece o günde bırakmamış günümüze kadar etkisi devam etmektedir. Bu çalışmamızın gayesi Atatürk döneminde görev yapmış olan Milli Eğitim Bakanlarının ülkenin kuruluşunda görev yapan kişiler olarak memleketin temel yapı taşı olan eğitimi tesis ederken ne gibi düşünce ve fikir dünyası içinde olduklarını anlamaya çalışmak olmuştur. Bu fikirlerini ifade ederken çalışmalarına ve faaliyetlerine ne kadar yansıtabildiklerini anlamaya çalışacağız. Dönemin Milli Eğitim Bakanları aldıkları kararlarla da aslında bugünün eğitim anlayışını oluşturmuşlardır. Eğitime yaptıkları katkıları göz önüne koyarak bu çalışmadan istifade edecek olanların geçmişle bugünün kıyaslamasını yaparak eğitimimizin nereden nereye geldiğini görmeleri arzusundayız. Eğitim bir toplumun çekirdeğidir her şeyidir. Bir binayı ayakta tutan kolonlarıdır. Bu kolonlar temelden ne kadar sağlamsa ülkenin eğitimde, kültürde, sanatta, sporda, ekonomide o derece güçlü ve sağlam ilerlemektedir. Ülkemizin eğitimi umuyoruz ki günden güne daha da iyi seviyelere gelecektir. Temennimiz o ki biz de aydınlık geleceğe ve bizden sonraki nesillere iyi bir gelecek bırakırız. Anahtar Kelimeler: Maarif, Eğitim, Bakanlar, Milli Mücadele, Mustafa Necati, Vasıf Çınar, Cumhuriyet, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Esat Sagay, TBMM, Saffet Arıkan, Düşünce, Halk

Ertuğrul Çetintaş
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Gazi Koşusu (1927-1960)

Tarih boyunca at ile iştigal olan Türkler, yaşamın bir getirisi sonucu bu hayvanı savaşta ve barışta kullanmışlardır. Savaşçılık özelliklerinin ön plana çıkması at ile uyumu zorunlu hale getirmiştir. İlerleyen süreçte Anadolu'da birtakım at yarışlarının tertip edildiği görülmektedir. 19. yüzyıldan itibaren İstanbul, İzmir ve Manisa'da düzenlenen müsabakalar düzenli olmamıştır. Kurtuluş Savaşı döneminde ise İstanbul'un işgal altında olmasından dolayı iyi yetişmiş atlar işgalci kuvvetler tarafından götürülmüştür. 1920'de Atatürk'ün emriyle bir yarış düzenlenmiş, at yarışlarının istikrarlı hale gelmesi Cumhuriyet döneminde mümkün olabilmiştir. 1924 yılında Bursa Karacabey Çiftliğinde kurulan hara ile 1926 yılında Yüksek Yarış ve Islah Encümeni, Başbakanlık'a bağlı olarak at yetiştiriciliği açısından son derece önemli olmuştur. At ırkının geliştirilmesiyle beraber yarışlar 1927 yılında düzenli duruma gelebilmiştir. Devlet ileri gelenlerinin teşvik ve sahip çıkmalarıyla oluşturulan Gazi Koşusu, 1936'ya kadar Tayyare Meydanında düzenlenmiştir. O tarihte inşa edilen Büyük Ankara Hipodromu, Gazi Koşusuna eve sahipliği yapmaya başlamıştır. Sadece 1937 ve 1938 yıllarında "Atatürk Koşusu" ismini almış, bu iki tarih dışında her sene düzenli olarak Gazi Koşusu adı ile devam etmiştir. Günümüzde, düzenli olarak Atatürk adına düzenlenen bu yarış her senenin Haziran ayında koşulmaktadır.

Seda Demirel
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Siyasi, ekonomik ve kültürel yönleri ile Kıbrıs: 1974-2004

Kıbrıs, Sicilya ve Sardinya adalarından sonra Akdeniz?de bulunan üçüncü büyük adadır. Türkiye sahillerine 70 km uzaklıkta olan Kıbrıs adası, girintili çıkıntılı bir özelliğe sahip, 782 km uzunluğundaki sahilleri ile kendine has bir yapısı olan, Akdeniz?in Kuzey Doğu bölgesinde 34° 33? ve 35° 41? kuzey enlemleri ile 32° 17? ve 34° 35? doğu boylamları arasında yer alır. Kıbrıs adasında genel olarak maki bitki örtüsü hâkimdir ve ada ılıman iklime sahiptir. Yeraltı zenginlikleri çok fazla olmamasına rağmen, arkeolojik kazılardan edinilen bilgiler ışığında adada büyük bir bakır potansiyeli olduğu bilinmektedir. Ayrıca adada yaşam kalıntılarına dair ilk izler Beşparmak Dağları?nda bulunmuştur. Kıbrıs adasının (Cyprus) ismi konusunda farklı açıklamalar mevcuttur. Türkçede Kıbrıs, Arapçada ?Kubrus? (Kubruş), Batı dillerinde ?Cyprus, Cypre, Gipros, Cypren? olarak adlandırılır. Bunların yanı sıra Kıbrıs, Yunan güzellik ve aşk tanrıçası Afrodit bu adada doğduğu için Afrodit?in adası, Afrodisia ve Amatosia olarak da anılır M.Ö. 1450?li yıllardan günümüze kadar birçok medeniyetin hâkimiyet kurma isteği sonucu adada siyasi, ekonomik ve kültürel yapıda değişim yaşanmıştır. Kıbrıs sorunu hiç kuşkusuz 1950?li yıllardan başlayarak Türkiye?nin en önemli dış politika konularından birini oluşturmaktadır. Aynı zamanda bu sorun iç politikayı da önemli ölçüde etkilemektedir. Kıbrıs, tarihsel süreçte birçok farklı millet ve dinden topluluğun işgaline uğramıştır. 19. yüzyıldan sonra ise adadaki etnik yapı, Türk ve Rum toplulukların ağırlıklı olduğu bir şekilde oluşmuştur. Dolayısıyla her iki topluluğun farklı din, dil ve kültür yapılarından gelmeleri, Doğu-Batı eksenindeki kültürel farklılıkları, homojen bir toplum olmalarının önünde önemli engeldir.

Büşra Çakmak
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Miralay Mehmet Arif Bey: 1882-1926

Bu tez çalışmasında Miralay Mehmet Arif Bey?in hayatı incelenmiştir. Tez çalışmamızdaki amaç Arif Bey?in hayatıyla ilgili önemli gelişmeleri, olay ve durumları, objektif tarih anlayışı çerçevesinde araştırmaktır. Arif Bey, Osmanlı Devleti?nin en önemli askeri okullarında eğitim almış, mesleki staj için Almanya?da bulunmuştur. Balkan Savaşı?na katılmış ve I. Dünya Savaşı?nın farklı cephelerinde görev almıştır. Çanakkale Cephesi, Kafkas Cephesi, Suriye Cephesi?nde hizmetleri görülmüştür. 19 Mayıs 1919 tarihinde Mustafa Kemal Paşa ile Samsun?a çıkan kadro içerisinde yer alan Mehmet Arif Bey, Güney Cephesi?nde Fransızlara karşı tümeniyle mücadele etmiştir. Düzce İsyanı?nın bastırılmasında önemli rol oynamış, I.İnönü, II.İnönü, Kütahya-Eskişehir Muharebeleri?ne katılmış, daha sonra başkumandanlık kaleminde görev yapmıştır. Miralay Mehmet Arif Bey İstiklal Savaşı?nın ardından siyasi hayata atılmıştır. Milletvekili seçildikten sonra muhalif saflara katılmış ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası mebusu olmuştur. Mecliste pek çok kez konuşma yapmış, teklifte bulunmuştur. İzmir Suikasti?ne adı karışan Arif Bey, suikastin Ankara ayağıyla bağlantılı olarak İstiklal Mahkemesi kararıyla idam edilmiştir. Miralay Mehmet Arif Bey?in hayatı, Osmanlı İmparatorluğu?nun çöküş ve modern Türkiye?nin kuruluş sürecini anlamak, bu konularda bilgi sahibi olmak bakımından önem taşımaktadır.

İzmir Suikasti
Ömer Fatih Karaot
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Ayşe Cebesoy Sarıalp'in gözüyle Cebesoy ailesi ve yakın tarih (Sözlü tarih çalışması)

Bilinen tarihe katkı sağlayacak birçok olay, bireylerin hayatlarında sözel anlatım şeklinde varlıklarını sürdürmektedir. Aile ve mekanların sahip olduğu kendine özgü tarihlerin de genel tarih yazımına katkı sağlama potansiyelleri vardır. Modern tarih yazıcılığı sürecinde, profesyonel tarihçilerin sözlü kaynak toplama konusuna ağırlık vermeleri ve metodolojik bir deneyim elde etmelerinin geçmişi de çok eski değildir. Buna karşın, özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki dönemde sözlü tarih çalışmalarından genel tarih yazıcılığına yardımcı bir disiplin olarak yararlanma çalışmaları hız kazanmış, günümüzde ise daha da etkin ve yaygın bir görünüme kavuşmuştur. Ayşe Cebesoy Sarıalp'in mensup olduğu ailenin birçok mensubu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde ülkenin siyasal ve sosyal hayatında önemli rol oynamış kişilerdir. Bunlar arasında Alsas Lorenli Müşir Mehmet Ali Paşa'dan Macar Ali Paşa'ya, Birinci Dünya Savaşı sonrası kurulan Damat Ferit Paşa kabinesinde Dahiliye Nazırlığı görevini üstlenen Mehmet Ali Gerede'den, Kurtuluş Savaşı'nın önde gelen kişilerinden biri olan Ali Fuat Cebesoy'a kadar çok sayıda önemli kişinin adını saymak mümkündür. Ayşe Cebesoy Sarıalp'in ferdi olduğu ailenin bir başka özelliği de, aile büyükleri arasında İngiliz, Polonyalı, Macar, Fransız, Kürt ve İtalyan birçok etnik kökenli insanın bulunmakta, imparatorluk içerisindeki bu insanların konumları ve siyasal süreçlere etkilerini anlamak açısından önemlidir. Sarıalp, yaşı ve hayat deneyimi açısından, ailenin tarihini en iyi bilebilecek durumdadır. Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde önemli görevler üstlenmiş aile bireyleriyle bir arada yaşamış ve kayıtlara geçmemiş olanlar dâhil, aile içi anlatımlara yakından tanık olmuş ya da yaşananların birincil tanıklarıyla aynı mekanı paylaşma imkânı bulmuştur. Bu yönüyle, yakın tarihin önemli bir tanığı durumundadır.Tez, giriş ve üç bölüm oluşmaktadır. Birinci bölümde, çalışmanın kuramsal çerçevesini ortaya koyabilmek bakımından sözlü tarih kavramı ve sözlü tarihin önemi üzerinde duruldu. Ayrıca, çalışmanın odak kişisi olan Ayşe Cebesoy Sarıalp'in yaşam öyküsüne de bu bölümde yer verildi. İkinci bölümde Sarıalp'in anne, üçüncü bölümde ise baba tarafından soykütüğü irdelendi, önemli olay ve kişilerin hayat öyküleri ışığında tarih yazımına katkı sağlayacak anı ve olaylar üzerinde duruldu.

AileAile tarihiBiyografi+1
Alime Figen Baranoğlu
Yeditepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2014
00

Other supervisors