Theses supervised by Prof. Serkan İlden
16 theses · Kastamonu University
Çağdaş resim sanatında desen ve deformasyon
Sanat insanın kendini en iyi ifade etme biçimi olarak tarihsel gelişimi içerisinde farklı anlayış ve kavramlar üzerinde meydana geldiği bilinmektedir. Buna bağlı olarak sanat tarihinin başlangıcından itibaren insanlar, iletişim aracı olarak yazıdan önce çizgi, sembol ve şekilleri kullanmıştır. Mağara duvarlarına ve yüzeylerine yapılan bu desenler, modern dönemin ikinci yarısına kadar olan süreçte sanatçılar tarafından boya resminin bir ön taslak, eskiz ve hazırlık aşaması olarak kalmıştır. Desen sanatçıların kişisel üslup arayışlarıyla birlikte gözlemlerini aktarırken duygu ve düşüncelerini ifade etmek istemeleri sonucu gelişim göstermeye başlamıştır. Bundan kaynaklı sanatçının doğada var olan nesneleri ve imgeleri duygusal yönden algılayıp tekrar biçimlendirmesi sonucu deformasyonlar da ortaya çıkmaya başlamıştır. Sanatçıların üslup arayışlarına girmeleri, zaman içerisinde gelişen toplumsal olayların var olması, teknolojinin gelişmesi ve günümüz sanatında sınırsız malzemenin sanata dahil edilmesi ile desen ifade aracı olarak ele alınmıştır. "Çağdaş Resim Sanatında Desen ve Deformasyon" konulu bu tezde, desenin ilk oluşumundan günümüz resim sanatına kadar sanatçıların, yeni üslup arayışları ve yaratma olguları bağlamında farklı disiplinler açısından ele alınmıştır. Bu doğrultuda yaratıcı bireylerin, "deformasyon (biçim bozma)" yaratım sürecine etkisi ve çizilen formların deformasyon yoluyla betimlenmesi bu tezin özünü oluşturmaktadır. Ortaçağ temel alınarak, modern döneme kadar sanatçıların biçimleri, biçim bozumuna uğratmaları, örnek desenler üzerinden incelenmiştir. Desen, çağdaş sanatın getirmiş olduğu olanaklarla, yaratıcı bireylerin farklı malzemeleri ifadeyi daha güçlü hale dönüştürmek için kullandığı bilinmektedir. Bu doğrultuda, sanatçıların biçimleri estetik kaygı gütmeden çizmeleri, beraberinde deformasyonunda kullanımını arttırmış, düşünceler ve kavramlar eserlerde daha ön planda tutulmuştur. Çağdaş sanatta, desen ve desende deformasyon, sanatçıların bazı çizimleri üzerinden akımlar göz önünde bulundurularak araştırılmıştır.
Peyzaj resminde soyut ve soyutlama
Sanat, tarih boyunca insanların kendilerini ifade etmelerinde bir araç görevi görmüştür. Resim sanatının süreci, doğada bulunan nesnelerin taklidiyle başlamıştır. İlkel çağlarda resim, somut olandan yola çıkılarak görülen olgu ve nesnelerin yüzeye aktarıldığı bir eylem niteliği taşımıştır. İnanç, kültürel oluşum, politik yapı, teknolojik gelişmeler resim sanatını etkileyen unsurlar olmuştur. Süreç içerisinde yaratıcı eylem içinde olan bireylerin artan bilgi ve deneyimleriyle gelişen sanat, içinde yer aldığı toplumların düşünce biçimlerinden farklı şekillerde etkilemiştir. Sanatçılar, gelişen toplumsal ve sosyolojik durumlara paralel olarak gerçeği olduğu gibi aktarmak yerine, nesnenin özünü açığa çıkarmak istemişlerdir. Bu motivasyon tasvir edilen sahnelerin realizmden uzaklaşarak stilize ve deforme etmeye, nihayetinde de soyutlamaya ve soyuta doğru evrilmesine zemin oluşturmuştur. Ancak öze ulaşma kaygısıyla ortaya konulan soyut veya soyutlama resimlerin ayırt edilebilirliğinin sağlanması açısından, bu kavramlarındaki anlam karmaşıklığının giderilmesi bir gereklilik haline gelmiştir. Bu nedenle, bu tez çalışması kapsamında sıklıkla karıştırılan soyut ve soyutlama kavramları felsefi açıdan değerlendirilmiş ve ilgili kavramlar sanat akımları üzerinden açıklanmıştır. Doğadan yola çıkılarak ve nesneyle bağlantısını tam kesmeden oluşturulan soyutlama eylemleri, sanatçıların dünyayı algılama biçimlerine göre şekillenmiştir. Zamanla ressamların, peyzaj unsurlarını yorumlama tavırlarına bağlı olarak kompozisyonlar, soyutlamadan soyuta evrilerek nesneye olan bağımlılıktan kurtulmuştur. Figüratif resimden peyzaja kadar geniş bir skalada ortaya konulan soyut ya da soyutlama resimler ele alınan konu çerçevesinde kendi olgusunu oluşturmuştur. Ancak peyzaj resimlerde soyutlama kaygısı, onu tanımlama da yararlanılan betimlemelerden dolayı üzerinde çokça tartışılan bir çalışma süreci olarak görülmektedir. Özellikle sanatçılar için soyutlama peyzaj unsurları, kendi düşün dünyalarını ifade etmekte taşıyıcı bir niteliğe sahip olmuştur.
Çağdaş resim sanatında ezoterik sembollerin göstergebilimsel çözümlemesi
İnsanlık, var olduğundan bu yana dünya üzerindeki pek çok olguyu, neden var olduğunu, içinde yaşadığı fauna ve florayı, duygu, düşünce ve yaşama dair pek çok sorunsalı sorgulamakta olan bir canlıdır. Düşünsel veya eylemsel boyutta kendi sorularının cevabını arayan insanoğlu realizmden başlayıp, mistisizme kadar giden geniş bir yelpazede çıkarımlar yapmaya çabalamıştır. Ancak bu uğurda ortaya koymuş olduğu cevapların, her zaman bir antitezinin var olmuş olması yaşama dair bir dilemmanın da var olmasına neden olmuştur. Kimi insan toplulukları kutsallık atfettikleri bu cevaplara mutaassıpça bağlanırken, kimileri ise cevapların gerçek/hakiki manalarını yalnızca kabullendikleri doktrinler ile sorgulamaktadırlar. Mistisizm yüklenmiş cevaplar ve anlamsal çıkarımlar toplumların veya grupların kendi öğretileri içerisinde özel bir yer tuttuğu da muhakkaktır. Tamda bu düzenin özelliklerini taşımakta olan Ezoterizm; saklı/sır tutulan düşünce sistemleri ve farklı birçok pratik bilgi formuyla ilişkilendirilmekte olan bir öğretim sistemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaşamın her alanına sirayet etmekte olan Ezoterizm; içsel olana dönüş, arınma, şifalanma sağlayan bir sanat yaklaşımı olarak düşünülmekteyken, efsunlu, gizli yönleriyle geçmişte de olduğu üzere günümüz sanatına da yansımaktadır. Zira sanatçı birey sanatsal yaratım süreci esnasında, inisiyatik eğitim alan bir bireyin yaşadığı ruhani arınmayı deneyimlemektedir. Sanatçının farklı malzeme ve teknikler kullanarak gerçekleştirmekte olduğu eserlerde, semboller doğrultusunda alımlayıcıda farklı bir değişim ve uyanış sürecine dahil olmaktadır. Bu bağlamda "Çağdaş Resim Sanatında Ezoterik Sembollerin Göstergebilimsel Çözümlemesi" isimli çalışmada; İlkel dönemlerden günümüze kullanılmakta olunan sembollerin, Çağdaş sanatçıların eserlerinde ezoterik anlamları açısından yansımaları irdelenmektedir.
Yaratıcı unsur olarak çağdaş sanatta kurmaca kavramı
Kurmaca kavramı, uzun yıllar edebiyat alanına ait bir kavram olarak anılmıştır. 1960 sonrası çağdaş sanat pratiklerinde görüldüğü üzere, kurmaca zamanla çağdaş sanatın da bir parçası haline gelmiştir. İki farklı sanat dalı arasında disiplinler arası bir etkileşim olduğu gibi, kurmaca kavramının edebiyattan plastik sanatlara doğrudan geçtiği düşünülmemektedir. Bu nedenle kurmacanın çağdaş sanatta nasıl oluşmuş ve gelişim göstermiş olduğunun araştırılması gerekli görülmüştür. Böylelikle kurmaca kavramının edebiyat alanında ve çağdaş sanattaki yansımaları tarihsel olarak araştırılmış ve kurmacanın plastik sanatlarda iki şekilde ortaya çıktığı tespit edilmiştir. Kavram, edebiyat alanında incelenirken çağdaş sanata hizmet edecek yönlerine öncelik verilmiş ve edebiyata dair bir araştırma halini alması engellenmiştir. Kurmaca kavramının plastik sanatlardaki varlığının yegâne göstergesi olarak dört adet sanatçının hayali evrenler oluşturduğu çalışmaları incelenmiştir. Kişisel uygulamalar bölümünde ise kurmaca karakterlerin mekânla buluşması ve bu buluşmanın hikâye ile desteklenmesi sayesinde kurmaca kavramının plastik sanatlarda nasıl tezahür ettiği aktarılmıştır.
Ekolojik sanat yaratımında malzeme olarak atık camların kullanımı
İnsanlar tarihin başlangıcından bu yana doğa ile insan iç içe yaşamlarını sürdürmüş, insanlar hayatlarının her alanında doğadan faydalanmışlardır. Doğanın bütün güzelliklerinden faydalanan insanoğlu, zamanla doğayı tahrip ederek ekosistemi olumsuz yönde etkilemiştir. Sanayinin gelişim göstermesi çevrede büyük tahribata yol açmış, çevreye verilen zarar sanatçılar tarafından ele alınarak, yapılan sanatsal çalışmalar ile birlikte doğaya karşı duyarlı bir tavır sergilemişlerdir. 1960'lı yıllarda sanatçıların ekolojik sanat çatısı altında üretmiş oldukları çalışmalar ile birlikte ekolojik bilinç temalı sanatsal çalışmalar artış göstermiştir. Bununla birlikte gelenekseli reddetmiş, yapmış oldukları çalışmalarda hazır nesne ve atık nesneleri kullanarak düzenlemeler oluşturmuşlardır. Kimi sanatçılar ise, çalışmalarını doğrudan doğa üzerinde düzenlemeler yaparak meydana getirmiştir. Tüketimin kültürünün değişim göstermesi ve üretimin hızla artış sağlaması atık problemini beraberinde getirmiş, pek çok sanatçı atık nesnelerden kompozisyonlar kurarak eserler ortaya koymuşlardır. Atık nesneler arasında çevreye en çok zarar veren maddelerden birisi olan cam, ekolojik sanat bağlamında sanatçılar tarafından sıklıkla kullanılmaktadır. Camın sanatsal olarak ele alınması ilkel tarihlere kadar dayanmaktadır ve bu durum cam malzemenin sanatsal yaratıcılıkta önemini ortaya koymuştur. Günümüz sanatında çevre kirliliği ve cam atıkların artış göstermesi sanatçıların yaratıcı eserleri ile birleşerek, çalışmalar ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu çalışmasının kapsamında ekolojik sanat ve atık cam malzemelerin sanatsal dönüşümleri ele alınmış, atık cam kullanan sanatçılar ve sanatsal uygulamalar ile desteklenmiştir.
Patafizik kavramı bağlamında postmodern sanatta nesne
20.yy'da ciddi bir ilerleme gösteren teknoloji, bilginin yayılmasını da kolaylaştırmış, her şey herkes tarafından sorgulanabilen bir durum haline gelmiştir. Zira doğa bilimleri sadece fen alanlarını ilgilendiren bir durum olmaktan çıkmış, görsel ve edebi alanlarında ilgisini çekmeye başlamıştır. Uzun zamandır sanatçılara ilham veren; madde, mevcudiyet ve varoluş kavramları bünyesinde irdelenen bir durum halini almıştır. Birçok alanda ele alınan maddenin gizemli hali, paramparça edilmiş ve daha karmaşık bir hale getirilmiştir. Bu noktada kimileri için kırıntılarla oynanan bir oyun olarak nitelendirilen postmodernizm ortaya çıkmıştır. Süreç içerisinde sanatçıların zihninde yaratıcılığın sınırlarını da zorlayan bir oluşum için aktif rol oynayan fen bilimleri, postmodern dönem ile birlikte boyut değiştirmiş patafizik denilen yeni bir sanat formu ortaya koymuştur. Bahsedilen yeni sanat formu içerisinde atom, kuantum, entropi, kaos gibi olgular bulunurken, bu sorgulamaların tümü patafiziği yani istisnalar bilimini kapsamaktadır. Aynı zamanda teknoloji imkânlarının yaratım süreçlerine etkisi bazında postmodern sanatta yeni kavramlar sanat alanına girmiştir. Bunlar; pastij, parodi, temellük gibi kavramlar olurken temelde ortaya konulan durum öykünme ve kopyadır. Çeşitli postmodern sanatçılar tarafından kullanılan bu yöntemler sanatta yeni bir algı oluşturmuştur. Bu algı, özgünlükten ziyade tasarı üzerinden yaratı olması durumudur. Bu tezde, postmodern dönemde patafiziğin varlığı, alanı ve referans olduğu kuram ve sanatçılar üzerinde durulurken, sanatta nesnenin aldığı yeni anlam irdelenmiştir.
Sanatta yaratıcı unsur olarak nyctophobia
Sanat, insan duygularının/hayal gücünün en girift ve uç noktalarını yetenek ve yaratıcılıkla harmanlayarak somutlaştırdığı 'şey'lerin tümüdür. Her sanatsal üretide bu duygusal ve hayali olgulardan etkilenerek ortaya konulan bir anlam yüklüdür. İşte bu anlamların oluş ve amaçları göz önüne serildiğinde, özünde yatan tetikleyici unsur/lar ile karşılaşılmaktadır. İnsani duyguların/düşüncelerin incelendiği ve bunları yaparken insan zihninden ve davranışlarından faydalanan psikoloji bilimi de sanatın varoluş etmenlerinden biridir. Sanat salt üretme şekli değil aynı zamanda içerisinde pek çok alanı barındıran bir disiplindir. O halde sanatın içerisindeki duygu/durumlar diğer ögeler gibi olmazsa olmaz unsurlardır. Ayrıca sanat, içerisinde bulunduğu toplum ve kültürün de aynası ve özetidir. Sanatçı merkezli düşünüldüğünde, tasarlanan her bir eser onu tasarlayan sanatçının duygularının, hayallerinin ve sosyo-kültürel yaşamının birer göstergesidir denilebilir. Sanatçı duygularından biri olabilecek korku ögesi de yine sanatçının üretme/tasarlama vesilesi olabilmektedir. Korku duygusunun alt konularından biri olan nyctophobia da diğer duygu ya da korku türleri gibi sanatsal eserler üretmede yaratıcı unsur olabilmektedir. Sanatçının Bauillard'ın simülakr ve simülasyon teoremleri ışığında tasarladığı her eser kendinin kurgusal dünyasının birer yansımasıdır. Yaratılırken heykelden, dijital sanattan, resim sanatından, sinemadan, kinetik sanattan, interaktif sanattan, enstalasyon sanatından ve psikoloji biliminden faydalanılan eserler bu tezin konusu olmuştur. Konunun açıklanabilirliği açısından teorik anlamda psikoloji ve sanat ilişkisinin irdelenmesinin yanı sıra uygulamalı sanatların tanımlanması, yorumlanması ve örnek eserler üzerinden incelenmesi gerekli görülmüştür. Tez, tarama modelinin yanı sıra deneme modelinden oluşmaktadır. Bu bağlamda tasarlanan sanatçı uygulama çalışmaları ve yorumlamaları ile 'nyctophobia'nın sanatta yaratıcı bir unsur olduğu gözlemlenmiştir.
Kimlik sorunsalı bağlamında çağdaş sanatta ötekileştirme
Kimlik, çok boyutlu ve karmaşık yapısıyla birçok disiplinin güncesinde irdelenen ontolojik bir kavramdır. Düşünce tarihi ile birlikte psikoloji, sosyoloji ve felsefe gibi alanların farklı perspektiflerinde incelenen bu kavramın tanımladığı, varlığın manasına erişme arzusu ise 'benlik' olgusunu ortaya koymuştur. Psikoloji, kimliği kişinin süreklilik arz eden ve tutarlı zihinsel bağlantılara sahip olması durumuyla açıklarken Sosyoloji, bireyi kendine özgü bir 'kişi' yapan; değerler, inançlar, düşünce ve deneyimlerinden oluşan bütünsel bir şemada ifade eder. Felsefe ise bu kendilik halini bilinç ile betimlemiştir. Dolayısıyla 'kendilik bilinci', özne olan 'ben'in varlığını 'öteki' üzerinden tanıması ve anlamlandırmasıdır. Bu bağlamda ancak diyalektik yöntem üzerinden sağlıklı biçimde sürdürülen ben-öteki ilişkisi, monolog bir tutumda içkin yapısını kaybederek 'ötekileştirmeye' dönüşmektedir. Bu tez oluşturulurken elde edilen yazınsal ve görsel bulgular literatür tarama yöntemi ile erişilen kaynaklardan edinilmiştir. Psiko-sosyal ve sanat tarihsel zeminde kimlik sorunsalını araştırmak ve ötekinin felsefi uzantılarını saptamak bu çalışmanın amacıdır. Ayrıca kimlik, benlik ve öteki kavramlarının sanatçının duyusal algılayış biçimiyle sentezlenerek yeni bir form olan sanatsal ürünlere dönüştürme süreci incelenecektir. Öteki sorunsalı, yaşamı konu alan sanat tarihinin seyri boyunca aynı önemde incelenmiş olup her dönem için gündemde kalmaya devam edeceğinden konunun sanat bağlamında ele alınması ve ifadesi önem arz etmektedir.
Göçmen sanatçılar ve eserleri üzerinden Türkiye'de göç olgusunun resim sanatına yansıması
Bireylerin veya toplulukların savaş, ticaret, ekonomik, dini veya kültürel sebeplerden dolayı yaşadıkları yerlerden ayrılıp başka bir bölgeye ya da coğrafyaya taşınması eylemine kısacası göç denilmektedir. Hem göçen hem de bu göçmenleri kabul eden toplum için, içinde kabullenme veya reddetmeyi de barındıran sorunlar, farklılıklar veya kaynaşmaları doğuran bu süreç pek çok bilinmezlik ve kargaşayı da içinde barındırabilmektedir. İçinden çıktığı toplumun, kültürün bir parçası olan sanatçı bireyler için bu göç olgusu daha farklı bir durum yaratmaktadır. Bir tarafta kendi kültürel-sanatsal kimliği, diğer tarafta yeni adapte olduğu-olacağı toplumun kültürel kimliği arasında kalan sanatçının yaratım dünyası dilemmalar yaşayabilmekte, hatta çoğu durumda değişim ve farklılıklar oluşabilmektedir. Bu tez çalışmasında öncelikle göç kavramı ve göçün oluşmasına neden olan sebepler ile doğurduğu sonuçlar araştırılmıştır. Ayrıca Türkiye'de yaşayan göçmen sanatçılar ile yurt dışında yaşayan Türk sanatçıların bulundukları konum itibari ile topluma entegre olma süreçlerinin göç-kültür bağlamında kültürel kimliklerine ve sanat eserlerini yaratımlarında nasıl etki ettiği ele alınmıştır. Göçmen sanatçıların; göç öncesi, göç sırası ve göç sonraki yaşantılarının olaylar örgüsünde kaynak/ köken ülke, doğrudan geçilen ülke ve hedef ülkelere geçişlerindeki yaşantıları ve bu yaşantılarından yola çıkılarak elde ettikleri sanatsal yaratım deneyimlemelerinin şekil, renk, biçim ve kompozisyon düzeninde tuvallerine nasıl aktardıkları incelenmiştir. Göçmen sanatçıların göçün kültür-sanat boyutunda sanatsal yaratım süreçlerini mekân algısı ile birleştirerek eserlerini nasıl boyutlandırdıkları, bu boyutlandırmayı yaparken esinlendikleri hayat felsefesi ve tekniklerin neler olduğu ve kendi kültürel kodlarını bu sürece nasıl dâhil edip sentezledikleri irdelenmiştir.
Ukrayna ve Türk halk sanatlarında ortak yaratım olarak motif ve semboller
Toplumların kültürel ve inanç sistemlerinin bir yansıması olarak ortaya çıkan motif ve semboller onlara atfedilen koruyuculuk, iletişim, bilgi aktarımı, inanç göstergesi, bağlı olduğu etnisiteyi ifade etmek gibi özellikleri ile birlikte, nihayetinde bezeme unsuru olarak yüzeylere yansımaktadır. Geometrik, zoomorfik, fitomorfik, antropomorfik, izomorfik, ornitomorfik gibi çeşitli gruplara ayrılan semboller, ait olduğu kültürün düşünsel ve yaratımsal bakışı ile biçimlenmektedir. Ancak ortaya konulan bu sembol ve motifler aynı kültürel yapı içinde ait olduğu coğrafyaya göre bağlı olarak faklılıklar gösterebildiği gibi farklı coğrafyalarda benzer, biçimsel ya da anlamsal benzerlikler de gösterebilmektedirler. Farklı coğrafyalarda yaşayan Ukrayna ve Türk halk sanatlarında da hem analmasal hem de gösel benzerlikler gösteren sembol ve motifler ortak yaratım olarak karşımıza çıkmaktadır. Her iki halkta da birçok alanlarda (tekstil, ahşap, taş, metal, kalem işi vb.) kullandıkları motif ve o motiflere yüklemiş oldukları sembolik anlamların bir kısmı sadece görsel, bir kısmı sadece anlamsal, bir kısmı ise hem görsel hem anlamsal benzerlikler içermektedir. Ukrayna ve Türk halkların coğrafi yerleşimleri, eski dini inançları, tarihsel süreç içerisinde meydana gelen göçler nedeniyle halklar arası etkileşimin oluşturduğu kültürel değerler bu benzerliklere birer sebep olmaktadır. Tezin amacı; tarih boyunca gerçekleşmiş olan kültürel temasların meydana getirdiği ortak oluşumları belirlemek. Aynı zamanda, Ukrayna ve Türk halklarının kültürel zenginliğini insanlara tanıtmak. Tezin önemi; kullanılan eşyalar üzerindeki motif ve sembollerin anlamlarını hatırlatarak farkındalığı gündeme taşımak ve unutulmaya yol almış kültürlerin güzelliğini hatırlatmak. Araştırmamodeli; Tarama modeli/Nitel ve Tarihsel yöntem kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Motif, Sembol, Ukrayna, Türkiye, Tekstil, Ahşap, Metal, Taş,doldurulacaktır.
Çağdaş sanat sürecinde eril iktidarın sanat yaratımında kadın imgesi
Görselliğin cinsiyet ayrımında kadınlar, erkek sanatçıların psikolojik, kültürel ve toplumsal deneyimlerinin sınırlarında şekillendirilmişlerdir. Kadınların belli sınırlar dâhilinde imgeleştirilmelerinin en önemli nedeni, onları tıpkı doğa gibi denetim altında tutma isteğinden ve çabasından kaynaklanmıştır. Sanatın her döneminde görülür ki, sanat yapıtları yalnızca sanatçının bireysel ve düşsel dünyasını yansıtmakla kalmamış birçok dış etkenle yönlendirilmiştir. Kadın imgesi, zamanın gereklilikleri, hâkim olan güçlerin etkisiyle şekil ve form değiştirmiş ancak erkeklerin denetimindeki bir varlık ve cinsel bir nesne konumundan çıkmayı başaramamıştır. Günümüzde halen çıplaklık denince ilk akla gelen, cinsellik ve erotizmi çağrıştıran kadın bedeni, geçmiş yüzyıllardan kalma, erkek dünyasının düşünce geleneklerinin mirasıdır. Bu tezde eril iktidar gözüyle yaratılan kadın imgesinin, geçmişten günümüze hangi sebeplerle ve ne tür düşüncelerle sanatın vazgeçilmezi olduğu konusu irdelenmiştir. Feminist sanatın yaratılan imgelemi ne gibi değişikliklere uğrattığı, günümüzde çağdaş sanatta yaratım unsuru olarak kadın bedeninin niçin hala popülerliğini koruduğu, sanat tarihi ve insanlık tarihinin ilk gününden bugününe sunulan kadın imgelerinin temsillerinden örnekler gösterilerek açıklanmaya çalışılmıştır.
Tüketim kültürü ve tüketim kültürünün güncel sanat pratiklerine yansıması
1950 sonrası süreçte; yaşam biçimlerinde, ekonomik, kültürel, sanatsal gibi birçok alanda değişimler gözlenmektedir. Bu değişimlerin yaşanmasında endüstri devrimi ve endüstri devrimiyle birlikte görülen teknolojik gelişmeler büyük önem arz etmektedir. Dolayısıyla kapitalist sistemin mevcut karekteristik özelliği olan üretim ve tüketim ilişkileri birçok olay, ilişki, kurgu ve söylemlerin oluşmasında önemli belirleyicidir. Kısaca; tüketim olgusunun belirginlik kazanması 1950 sonrası farklı dengelerin hâkim olduğu, farklı eğilimlerin yaşandığı bir süreci kapsamaktadır. Günümüz toplumu tüketim kültürünün hâkim olduğu, her şeyin çabuk değiştiği, tüm kültür ve değerlerin çabuk eridiği bir toplumdur. Gündelik yaşam pratiklerin daha çok bu eğilimler üzerinden okunduğu günümüzde, sanatsal düşünce ve pratikler de bu doğrultuda biçimlenmektedir.1950 sonrasında sanat, sanat eseri ve sanatçıya dair birçok düşünce ve eğilimlerin eleştirilmesine, sorgulanmasına yönelik bir alan oluşmuştur. Günümüzde kitle iletişim araçlarının gelişimiyle reklam ve tasarımın birçok sanatsal kodlardan yararlanarak sanat niteliği kazandığı bir mecraya dönüşmüştür. Ayrıca her şeyin tüketim üzerinden şekillendiği, her şeyin metalaştığı günümüzde, sanat eseri de alınıp satılabilen bir ürüne dönüşmüştür. Dolayısıyla sanat eseri kar sağlayan bir yatırım aracı olarak görülürken aynı zamanda sanatçı ve izleyici için de prestij ve statü göstergesi olarak görülmüştür. Bu durum sanat piyasasını oluşturan ve genişleten birçok alanların ve organizasyonların oluşumuna neden olmuştur.
Plastik sanatlarda yaratım unsuru olarak siberpunk
Siberpunk, tarihi birçok açılım ile geliştirilen ve günümüze kadar özellikle yazın dünyasının önemli bir parçasını oluşturan 19. yy.da ortaya çıkmış bilim kurgunun alt bir türü olarak bilinmektedir. Bu çalışma; teknoloji perspektifi ile tasarlanmış günümüz sanatsal oluşumlarının neliği ve niteliğine ilişkin bazı araştırmalar ışığında, siberpunk teması üzerinden yapılabilecek incelemelerin sanatsal açıdan enteresan sonuçlar doğurabileceğine dair bir fikir temeline dayanmıştır. Nitekim genel bir inceleme sonucunda siberpunk temasından -tıpkı kökeni olan bilim kurgu gibi- salt edebiyat ya da sinema tekelinde eserlerin üretilmediği, plastik sanatlarda da estetik bağlamda birçok eserin günümüzde kurgulandığı veya sergilendiğine dair bulgulara ulaşılmıştır. Bu noktadan yola çıkarak çalışmanın çatısı, siberpunkı esas alarak onun plastik sanatlara olan etkilerinin incelenmesi üzerine kurulmuştur. Siberpunkı incelemek için öncelikle bilim kurgu kavramını ve geçmişini bilmek, tema ve türlerini anlamak gerekmektedir. Dolayısıyla çalışmanın ilk bölümü, bilim kurgunun tarihi, türleri ve sanatsal yaratımları hakkındaki incelemelerden oluşturulmuştur. Sonraki bölümde ise bilim kurgunun siberpunka geçiş aşaması ifade edilmiş ve bu alt türün ortaya çıkışı, tanımı ile kökenleri konusunda çok yönlü araştırmalardan veriler sunulmuştur. Siberpunk temasının edebiyat, çizgi roman ve sinema gibi sanat alanlarına ek olarak video oyunlarına da etkisi büyüktür. Buradan yola çıkarak özellikle video oyunları üzerinden tasarlanan bu alt türün tematik kurgularının da yer alacağı bölümlerde, bazı oyunların sanatsal görselleriyle oyun içeriği hakkında bilgilendirmelere yer verilmiştir. Ayrıca sanatın yeni alanlarını ve hitap ettiği kesimleri araştırmak adına çalışmanın son bölümünde ise dünyada önemli bir yer edinen, ülkemizde de yeni yeni benimsenmeye başlanan "cosplay"in geniş bir ifadesi ve siberpunk teması üzerinden oluşturulan çalışmaların görselleri değerlendirilmiştir.
Çok oyunculu strateji oyunlarında Türk prototipinin irdelenmesi
Oyun serüvenin başlangıcı ilk olarak Mezopotamya bölgesinde bulunan şehirlerde oyun materyallerinin kalıntılarına bağlı olarak ortaya çıktığı ifade edilmiştir. Bununla beraber dijital oyunlar "20.yy. ortalarında" ilk örneklerini vermiştir. Bu çalışmada, dijital oyun türlerinden biri olan çok oyunculu strateji oyunlarında tasarlanan oyun görselleri ve prototip tasarımlar ele alınmıştır. Söz gelimi dijital oyun platformlarında yer alan, yaygın bir şekilde oynanmakta olan ve içinde Türk kimliğini yansıtan karakterlerden derinlemesine bahsedilmiştir. Ayrıca günümüz teknolojisinin ilerlemesi ve ortaya çıkan yenilikçi ürünlerle birlikte üreticilerin tasarladıkları oyunlarda oluşan görsel hataların (etnik ve ırksal vb.) bilinçli ya da farkına varılmadan yapılan tasarım sorunları üzerine durulmuştur. Dahası oyuncuların bulundukları platformlarda oyunlar hakkında mevcut tutumları, davranışları ve varsa ötekileştirmeleri irdelenmiş ve bunlara ek olarak farklı disiplinlerin yer aldığı oyunların oyuncu üzerindeki etkileri incelenmiştir. Bunlardan başka sanat ve tasarımın dijital oyunlara olan etkisiyle oyunlar üzerindeki gelişimi ele alınmış ve aynı zamanda oyun içindeki sanat ve tasarım ürünleri açısından Türk prototipleri irdelenmiştir. Dijital oyunlardaki sanat pratikleri ve tasarımcı ilişkisinden bahsedilmiştir. Evrensel oyun tasarımlarında Türk karakterleri tasvir eden karakter tasarımcılarına örnek teşkil edebilecek ve Türk kimliğinin nasıl daha iyi yansıtabileceği konusunda örnek çalışmalar yapılmıştır.
20. yüzyıldan günümüze kadın bedeni bağlamında resim sanatında beden olumlama
Geçmişten günümüze sanat ve toplum birlik içerisinde var olmuştur. Sanat, toplumların tarihlerini günümüze değin taşıyarak, geçmişe dair bilgiler elde etmemizi sağlamıştır. Bu bilgiler arasında sanatçıların yaşadığı toplum düzeni ve içerisinde bulundukları çağın şartları da yer almaktadır. Sanat eserleri insanların duygu ve düşüncelerini etkileyebilmektedir. Buna dayanarak sanatçı, eseri aracılığı ile toplumdaki olumlu veya olumsuz durumlar ve gelişmeler hakkında, kendi öznel düşünce süzgecinden geçirerek izleyiciye bir takım mesajlar verebilmektedir. Sanat tarihinin her döneminde özellikle resim sanatında, kadın bedeni betimlemelerine sıkça rastlanılmıştır. Genel bir bakış açısıyla dönemsel olarak karşımıza çıkan ve sanatçılar tarafından betimlenen kadın bedenlerinin, çağının içerisinde bulunduğu koşullardan etkilenerek tasvir edilmiş olduğu gözlenmektedir. 20. ve 21. yüzyıllar içerisinde oluşturulmuş, tüketim toplumu ile süregelmiş olan gelişmeler de kadın bedeni algısını başlı başına değiştirmiştir. Tek tip kadın bedeni algısı ile idealleştirilmiş ve kalıplaştırılmış ölçüler içerisine itilmişlerdir. Dönemimiz sanatçılarının kadın figür betimlemeleri de bu algılardan etkilenmiş veyahut bu algıları yıkmak adına zıttı bir düşünce ile eserlerin de yer almıştır ve almaktadır. Günümüzde sıklıkla dile getirilen beden olumlama hareketi, bedenin her halini sevme ve kabullenme, doğal olanın güzel olduğu algısını desteklemek adına başlatılmış bir başkaldırıdır. Bununla birlikte birçok sanatçımızın da içerisinde bulunduğumuz çağın getirmiş olduğu beden algısının aksine doğal görünen, kilolu, cilt lekeleri olan, estetiksiz vb. özellikte kadın bedeni betimlemiş ve bu tabuları kırma yolunda sanatın birleştirici ve destekleyici gücüyle beden olumlama hareketine katkıda bulunmuştur.
Türkiye'de sanatın pazar alanı olarak müzayede ve galeriler
Sanatın pazara dönüşümünün temelleri çok eskidir. Milattan önce 5. Y.y'a kadar dayandığı varsayılan bu anlayışın ilk olarak İbraniler, antik yunan ve roma dönemlerinden geldiği bilinmektedir. Sanat pazarının savaş dönemlerinde elde edilen eser ve kıymetli eşyaların açık alanlarda sergilenmesi ve açık artırma yöntemiyle satılmasıyla oluştuğu görülmektedir. Müzayede ve galerilerin geçmişten günümüze şekil değiştirerek geldiği belirtiliyor. Sanatçıların eserlerini daha önce sadece burjuvazinin bilmesi ve eserlerin atölyede bulunduğu için izleyiciye ulaşamaması bu pazarın gelişimini olumsuz etkiledi. Sanat eserleri veya kıymetli malların alınıp satılmasıyla oluşan piyasalar müzayede ve galerilerin ortaya çıkışına yol açtı. Müzayede ve galerilerin bir sanat pazarı olarak Türkiye'ye gelişi Avrupa'ya göre 300 yıl gecikti. Buna rağmen Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması ile ortaya çıkan müzayede evleri sanat piyasasının oluşmasına katkı sağlamıştır. Küreselleşmenin etkisi ile hız kazanan sanat piyasası, sanatın bir yatırım aracı olarak görülmesine neden olmuş ve koleksiyonerlerin yatırım yaptığı bir alana dönüşmüştür. Ancak, sanat eserlerinin sergilenmesi ve yatırım aracı olarak kullanılmasına imkân sağlamak için yeterli yer olmaması nedeniyle bankalar, fuarlar ve bienallerin yanı sıra kar amacı gütmeyen kuruluşlar olarak müzeler sergi alanlarına ev sahipliği yapmışlardır. Bu araştırmada, Türkiye'de yaşayan sanatçıların Avrupa'dan aldıkları eğitim ve yaptıkları gözlemler sonucunda eserlerinin sergilenmeye başlaması ile müzayede ve galerinin gelişimi incelenmektedir.