Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Nurullah Altun
10 theses · Sakarya University
Muhasebe meslek mensuplarının mesleki tükenmişlik düzeyleri ile psikolojik dayanıklılıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi: İzmir örneği
Muhasebe meslek mensupları, yoğun çalışma temposu, mevzuat değişiklikleri ve müşteri ilişkileri gibi çeşitli faktörler nedeniyle yüksek düzeyde stresle karşı karşıya kalmakta olup, bu durum mesleki tükenmişlik riskini arttırabilir. Bu çalışma, söz konusu stres faktörlerinin tükenmişlik üzerindeki etkilerini inceleyerek, muhasebe meslek mensuplarının psikolojik dayanıklılık düzeyleriyle olan ilişkisini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu çalışmada, ilişkisel tarama modeli kullanılmış olup, araştırma nicel yöntemlerle gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evreni, İzmir il merkezinde yaşayan 25-65 yaş aralığında olan 400 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırmanın örnekleminde, evrenin tamamına ulaşılmıştır. Ancak örneklem alanının geniş olması ve zaman kısıtları nedeniyle anket, çevrimiçi olarak Google Form aracılığıyla 400 kişiye uygulanmıştır. Araştırmada veri toplama yöntemleri olarak Maslach Tükenmişlik Ölçeği, Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği ve araştırmacı tarafından oluşturulan kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırmada, ölçekler arasındaki ilişkiyi belirlemek için Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Bunun yanı sıra, demografik değişkenlere bağlı olarak tükenmişlik ve dayanıklılık düzeylerindeki farklılıkları incelemek amacıyla Bağımsız Gruplar t-testi ve ANOVA testleri uygulanmıştır. Yordayıcı değişkenlerin etkisini analiz etmek için ise Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi tercih edilmiştir. Tüm analizler, %95 güven aralığında gerçekleştirilmiş olup, anlamlılık düzeyi p < 0.05 olarak belirlenmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgular şu şekildedir; Muhasebe meslek mensuplarının psikolojik dayanıklılık düzeyleri ile mesleki tükenmişlik düzeyleri arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu, muhasebe meslek mensuplarının psikolojik dayanıklılıkları mesleki tükenmişliklerini yordadığı ve cinsiyet, yaş, medeni durum ve kıdem yılı gibi demografik değişkenlere göre anlamlı fark olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Muhasebe, Mesleki Tükenmişlik, Psikolojik Dayanıklılık
Türkiye'de savunma ve hükümet harcamalarının işsizlik dinamikleri üzerindeki etkisinin analizi: Bir ARDL yaklaşımı
Bu çalışma, Türkiye'de 1995–2022 döneminde savunma harcamaları, hükümet harcamaları ve gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYİH) işsizlik oranı üzerindeki kısa ve uzun dönemli etkilerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. İşsizlik, Türkiye ekonomisinin en önemli yapısal sorunlarından biri olarak kabul edilmekte olup, kamu harcamalarının istihdam üzerindeki etkisi literatürde sınırlı sayıda çalışmada ele alınmıştır. Bu nedenle araştırma, söz konusu üç değişkeni birlikte değerlendiren bütüncül bir yaklaşımla literatürdeki boşluğu doldurmayı hedeflemektedir. Çalışmada, yıllık veriler kullanılarak ARDL (Autoregressive Distributed Lag) modeli uygulanmıştır. Modelde işsizlik oranı bağımlı değişken olarak ele alınırken, askeri harcamalar, hükümet harcamaları ve GSYİH bağımsız değişkenler olarak kullanılmıştır. Uygulanan ADF ve Phillips-Perron birim kök testleri ile değişkenlerin durağanlığı incelenmiş, sınır testi yardımıyla uzun dönem ilişkisi doğrulanmıştır. Elde edilen bulgulara göre, askeri harcamalar uzun dönemde işsizlik üzerinde yaklaşık %1'lik artış için %1,43 azalış, GSYİH ise %1'lik artış için %0,006 azalış sağlamaktadır. Buna karşılık hükümet harcamalarının işsizlik üzerindeki etkisi istatistiksel olarak ihmal edilebilir düzeydedir. Hata düzeltme teriminin -0,719 olması, sistemin kısa vadeli dengesizliklerini yaklaşık %71,9 oranında bir sonraki dönemde giderdiğini göstermektedir. Sonuçlar, askeri harcamaların istihdam yaratıcı etkilerini vurgulayan Askeri Keynesçilik ve İttifak Teorisi ile uyumludur. GSYİH'nin sınırlı etkisi, kayıt dışı ekonomi ve işgücü piyasasındaki yapısal sorunlarla açıklanabilirken, hükümet harcamalarının etkisizliği Dışlama (Crowding-Out) Teorisi'ni desteklemektedir. Bulgular, Türkiye'de işsizlik oranının yaklaşık %10 seviyesinde yapısal bir denge etrafında seyrettiğini ortaya koymaktadır. Bu kapsamda politika yapıcılara; askeri harcamaların üretim ve istihdam odaklı olarak yeniden yapılandırılması, kamu harcamalarının stratejik alanlara yönlendirilmesi ve ekonomik büyüme ile işgücü piyasasını eşgüdümlü şekilde destekleyecek politikaların geliştirilmesi önerilmektedir.
Post-neoliberal bir restorasyon olarak OECD BEPS Eylem Planı'nın transfer fiyatlandırmasına ilişkin aksiyonları çerçevesinde Türkiye değerlendirmesi
Neoliberal iktisat politikalarına uyum sağlayan yerel vergi düzenlemelerinin neden olduğu uluslararası mali mevzuat farklılıkları agresif vergi planlamalarının bir aracı haline gelerek ÇUŞ'e matrah aşındırma yoluyla kar aktarımı (BEPS) fırsatları sağlamıştır. Durumun ulusal vergi gelirlerini büyük ölçüde aşındırması ve 2008 küresel mali krizinin yaşanması ülkeleri büyük bir kaynak krizine sokmuştur. G20'nin talebi üzerine teknik altyapısını OECD'nin oluşturup hayata geçirdiği "BEPS Eylem Planı" ÇUŞ'e BEPS fırsatı sağlayan 15 sorunlu alanı tespit ederek uygulayıcı ülkelere yerel mevzuatlarına adapte etmek üzere bazı tavsiyeler ve minimum standartlar önermiştir. Eylem Planı'nın transfer fiyatlandırmasına yönelik 8, 9, ve 10. aksiyonları ile transfer fiyatlandırması sonuçlarının yaratılan değer ile uyumlu olması amaçlanmıştır. Bu revizyonda gayri maddi varlık kavramı daha geniş bir perspektifle yeniden ele alınmıştır. Emsallerine uygunluk ilkesi işlemlerin asıl mahiyetini tespit etmek için riski ön plana çıkaran bir perspektifle reforme edilmiştir. "Cash Box" olarak anılan ve şirketler grubu içerisinde hiçbir ekonomik faaliyeti olmayan, gelirlerinin tamamı pasif nitelikli (faiz geliri) olan ve sermaye olarak zengin işletmelerin sırf bu sermayelerini ilişkili kişilere kullandırmaları sayesinde yüksek kazanç elde etmeleri engellenmiştir. Yine Eylem 8-10 kapsamda gayri maddi hakları tespit etmek ve oluşturduğu sonucun transfer fiyatlandırması açısından emsallerine uygunluğunu sağlıklı bir şekilde belirleyebilmek için DEMPE Analizi gündeme gelmiştir. OECD TFR'nin "Belgelendirme" ye ayırdığı "Beşinci Bölüm" tamamen silinmiş ve üç aşamalı standardize yaklaşımı yansıtan yeni yükümlülükler getirilmiştir. Bir neoliberalizm aksaklığına yapılan post-neoliberal bir onarım olarak "BEPS Eylem Planı'nın transfer fiyatlandırmasına ilişkin aksiyonları Türk mali mevzuatına tamamen olmasa da kısmen yansımıştır. OECD'nin BEPS Eylem Planı'nı ortaya çıkarmasının sebebi neoliberal iktisat politikalarının uygulandığı dönemde sürecin önemli aktörleri olan ÇUŞ'in agresif vergi planlamalarının özellikle gelişmiş ülke ulusal maliyelerini içinden çıkılamaz bir duruma getirmesidir. Bu süreç içerisinde gelişmiş ülke mali idarelerinin kontrolünde olması gereken büyük matrahlar vergi rekabetinde dibe doğru yarışın aktörleri olan gelişmekte olan ülkelerde yok olup gitmektedir. Türk Mali Mevzuatının bu konvansiyona kısmen dâhil olmasının sebebi gelişmekte olan bir ülke olarak Eylem Planı'nın etkileri lehine olmayacağından mümkün olduğunca mesafeli duracak gibi görünmektedir.
Türkiye'de CO2 emisyonlarının belirleyicilerinin ölçülmesi: Bir araç değişken olarak regresyon analizi
Bu çalışma, Türkiye'deki CO2 emisyonlarının belirleyicilerini enstrümantal değişken (IV) regresyon analizi kullanarak araştırmaktadır. Araştırma, CO2 emisyonları üzerinde enerji kullanımı (ENU), nüfus yoğunluğu (PD), doğrudan yabancı yatırım (FDI) ve GSYİH büyümesinin etkisine odaklanmaktadır. Bu çalışma, GSYİH'yi endojen bir değişken olarak alırken, askeri harcama ve İKT malları ihracatını enstrüman değişkenleri olarak kullanır. Sonuçlar, farklı değişkenlerin CO2 emisyonları üzerinde farklı etkilerini ortaya koymaktadır. Doğrudan yabancı yatırım (FDI) istatistiksel olarak anlamlı bir etki göstermezken, enerji kullanımı (ENU) CO2 emisyonlarının önemli bir öngörücüsü olarak ortaya çıkar (p <0.005), bunun artışı CO2 emisyonlarında bir artışa neden olur. Benzer şekilde, nüfus yoğunluğu (PD) da CO2 emisyonları üzerinde önemli bir etki gösterir (p <0.002). Bununla birlikte, GSYİH önemli bir öngörücü olarak bulunmasına rağmen (p <0.047), CO2 emisyonları ile negatif bir ilişki gösterir. Ancak, değişkenlerin anlamlı bir endojenliğini ortaya koyan endojenlik testleri de dikkat çekicidir. Ayrıca, Genelleştirilmiş Momentler Yöntemi (GMM) regresyonu kullanılarak yapılan sağlamlık kontrolü de bu sonuçları doğrular. Bu bulgular, enstrümantal değişkenlerin gücünün daha fazla araştırılmasının sonuçların güvenilirliğini sağlamak açısından önemini vurgular.
Türkiye'de düşük karbon ekonomisine doğru: İklim finansmanı ve politika ölçütlerinin ikili etkisinin incelenmesi
Bu çalışma, Türkiye'de düşük karbon geçişin bağlamında İklim Finansmanı ve Politika Tedbirleri arasındaki karmaşık bağlantıları kapsamlı bir şekilde keşfetmektedir. Çalışmada, karbon ayak izi banka kredileri (CFPBL), iklim finansmanının bir göstergesi olarak tanımlanırken, Çevre Vergisi (ENTX) ve Çevre Koruma Harcamaları (ENXP) iklim politika önlemleri olarak belirlenmiştir. Temel amaç, bu belirlenen değişkenlerin Türkiye'de düşük karbon teknolojilerinin ticaretine (TLCTR) olan etkisini değerlendirmektir ki bu, Türkiye'nin düşük karbon ekonomiye geçişini simgelenen bağımlı değişken olarak hizmet verir. Bu, yıllık Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) büyüme oranı, Devlet Etkinliği (GEF) ve Araştırma & Geliştirme harcamalarını (R&D) içeren kilit ekonomik göstergeleri içermektedir. Bu değişkenlerin birleşimi ile çalışma, Türkiye'nin düşük karbon ekonomiye geçişini karakterize eden çok yönlü dinamiklere kapsamlı bir perspektif sunmayı amaçlamaktadır. 1990 ile 2022 yılları arasında uzanan yıllık veriler kullanılarak, titiz birçok aşamalı araştırma metodolojisi uygular. İlk adım, tüm zaman serisi verilerini Phillips-Perron (PP) ve Augmented Dickey-Fuller (ADF) yaklaşımlarını kullanarak birim kök testine tabi tutmaktır. Ardından, çalışma, regresyon denklemindeki seriler arasındaki uzun vadeli ilişkinin (koentegrasyon) varlığını incelemek için Engle-Granger Koentegrasyon Testini uygular. Engle-Granger Koentegrasyon Testi'nden elde edilen temel bulgular, koentegrasyon lehine önemli kanıtlar sağlamaktadır. Genel olarak, bu sonuçlar, değişkenler arasında anlamlı bir uzun vadeli ilişkinin varlığını vurgulayarak, zaman serisi analizi bağlamında regresyon katsayılarının güvenilir yorumu için koentegrasyonun önemini vurgular.
Durumsallık yaklaşımı perspektifinde Türk vergi denetim örgütlerinin yapısal ve yöntemsel analizi
Mali yazındaki sayısız araştırmaya rağmen, bugüne kadar vergi denetim örgütleri araştırılmadı ve anlaşılmadı; çalışma, yazındaki bu önemli boşluğu doldurmayı amaçlar. Teorik alt yapıyı oluşturabilmek için çalışmanın birinci bölümünde, örgüt yapısı ve örgüt yapısını etkileyen içsel faktörler üzerinde duruldu. Sonrasında ise Mintzberg tipolojinin tanımladığı beş farklı örgüt yapısı anlatıldı. Durumsallık yaklaşımı, örgütleri açık bir sistem olarak değerlendirir; yaklaşıma göre her örgüt, kendi özgün koşullarında çalışır. İkinci bölümde durumsallık yaklaşımı referans alınarak, sırasıyla çevre, teknoloji ve amaç durumsal faktörleri sorgulandı. Örgütün çevresel koşullarını iki hipotezle açıkladık. Bilgi işlem teknolojileri, vergi denetim örgütlerini etkileyen temel teknolojidir. Bilgi teknolojisinin örgüte etkileri, bölümde detaylıca sorgulandı. Bir hipotezle açıkladığımız amaç durumsal faktörü, diğer durumsal faktörlerin önüne bir engel olarak çıkar. Hipoteze göre ekonomik gelişimini tamamlamamış gelişmekte olan ülkelerde, vergi denetim örgütlerinin amacı belirsizdir. Vergi idaresinde gerçekleştirdiğimiz mülakatlar, ikinci bölümün temel bilgi kaynağıdır. Üçüncü bölümde Türk vergi denetim örgütleri, bir bütün olarak ortaya koyuldu. Bölümde öncelikle Türk vergi idaresinin iki kanadını temsil eden, Gelir İdaresi Başkanlığını ve Vergi Denetim Kurulunu merkeze aldık. Vergi idaresinde gerçekleştirdiğimiz mülakatları kullanarak, idarenin karmaşık organizasyon şemasındaki denetim birimlerini, diğer birimlerden ayırdık. Tespit ettiğimiz denetim birimlerini, hem yapısal hem de yöntemsel olarak detaylıca analiz ettik. Sonrasında bu birimlerde görev yapan mesleki nitelikleri sorgulayarak, çalışmayı tamamladık.
Vergi güvenlik önlemi olarak örtülü sermaye uygulamasının 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu açısından değerlendirilmesi
Örtülü sermaye, ortaklarının işletmeye sermaye olarak koymaları gereken değerleri vergisel çıkarlar elde etmek amacıyla borç olarak vermeleri halinde gerçekleşmektedir. Borçlanmanın ortaklardan veya ilişkili diğer kişilerden yapılmış olması, borç miktarının yasalarda zikredilen oranların üzerinde gerçekleşmesi ve borçlanmanın mutlaka işletme için harcanmış olması, örtülü sermayenin zorunlu unsurlarını oluşturmaktadır. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 12. maddesi ile ilişkili kişilerin tanımı, örtülü sermaye kapsamında kabul edilmeyen borçlanmalar, öz sermaye oranının nasıl hesaplanacağı detaylı ve pek yoruma mahal vermeyecek şekilde ele alınmıştır. Düzenleme, örtülü sermaye kurumunu mükellef lehine kolaylaştırmış; belirsizlikleri gidererek yargısal ihtilaflara açıklık kazandırmıştır. Bu çalışmada uygulamalı sorular incelenerek, vergi güvenlik önlemi olarak örtülü sermaye uygulaması 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu kapsamında değerlendirilecektir.
Türkiye'de genel bütçe vergi gelirlerinin vergi adaleti yönünden değerlendirilmesi (2003-2018)
Bir ülkenin önemli gelir kaynaklarının başında vergiler yer almaktadır. Bu önemli gelir kaynağının hangi koşullarda tahsil edileceği süreci dikkatle ele alınması gereken bir süreçtir. Kimden ne kadar vergi alınacağı, hangi oranlarda alınacağı, hangi vergi ilkeleri ve yöntemlerinin uygulanacağı oldukça tartışmalıdır. Vergilerin tahsil süreci ve sonrasında adalet ilkesine göre hareket edilmesi tüm toplum tarafından beklenilen bir durumdur. Yüzlerce yıldır farklı toplumlarda, farklı zamanlarda, farklı inançlarda ve düşünce sistemlerinde adalet açıklanmaya çalışılmıştır. Dolayısıyla da yüzlerce adalet tanımı yapılmıştır. Bazı adalet tanımları birbiriyle uyuşurken, kimisi birbiriyle çelişmiş, kimi de birbirini tamamlamıştır. Bu kadar değişkenlik gösteren ve objektif olmaktan uzak adalet kavramının, vergi sistemi içinde uygulanabilir hale gelmesi güçtür. Yüzde yüz adil bir vergi sistemine ulaşmak mümkün olmasa da, ulaşılabilecek en adil vergi sistemi hedef olmalıdır. Ülkeler vergi adaletine ulaşmak için kökeni adalet felsefesine dayanan çok sayıda ilke ve uygulama ile vergi sistemlerini düzenlemektedir. Bu tezde Türk vergi sistemi içerisinde yer alan vergiler vergi adaleti açısından analiz edilmiştir. Merkezi yönetim bütçesi içinde yer alan vergiler tek tek ele alınarak adalet ilkesi çerçevesinde değerlendirilmiştir. Vergi adaleti ile ilgili yaklaşımlar, ilkeler, vergi adaleti kavramının ortaya çıkışı, Türk vergi sistemindeki uygulanış biçimleri, merkezi yönetim bütçe gelirleri içindeki vergiler ve vergi adaletinin uygulanması ve gerçekleşmesine etki eden unsurlar ele alınmıştır.
Yerel yönetimlerin finansmanı ve süreç analizi
Devletlerin toplumun ihtiyaçlarını karşılamak üzere belirli görev ve sorumlulukları yerel yönetimlere devretmesiyle beraber yerel yönetimlere finansman sağlama gereksinimi oluşmuştur. Bu finansmanların sağlanmasında gerekçe, devlet yani merkezi yönetim tarafından yerel yönetimlere devredilecek olan görevlerin hangi ölçüde olacağı ve ne miktarda gelire ihtiyacı olacağıdır. Bu hususta yerel yönetimler ve merkezi yönetim arasında gelir ve görev paylaşımının kriterlerinin kaynakların en etkin kullanılacak şekilde belirlenmesidir. Hızla artan nüfus ve ihtiyaçlar karşısında yerel yönetimlerin mali yükümlülükleri de artmaya başlamıştır. Bu durum karşısında finansman kaynaklarının artması da zorunlu kılınmıştır. Ülkemizde artan nüfus ve ihtiyaçlara bağlı olarak kırsaldan kente olan göç yıllar içerisinde artmış, yerel nitelikteki mahalli idare birliklerinin sayısı da artış göstermiştir. İçinde yaşadığımız toplumun ihtiyaçlarının nasıl ve hangi finansman kaynaklarıyla karşılandığının öğrenilmesi açısından çalışma önem arz etmektedir. Bu çalışma kapsamında yerel nitelikteki halkların ihtiyaçlarının giderilmesi için oluşturulan kamu tüzel kişiliği niteliğindeki yerel yönetimlerinin toplumun ihtiyaçlarını gidermek için ihtiyaçları olan finansman kaynakları literatür doğrultusunda analiz edilmiştir. Finansman kaynaklarının türleri ve hangi kaynaklardan gelir elde edildiği sorusuna cevap aranmıştır. Sonrasında ise yerel yönetimlerin finansman kaynaklarının 2006-2018 yılları içerisindeki gelişimi incelenerek gelir kalemleri arasındaki değişimler ortaya konmuştur. Sonuç kısmında ise gelir türleri arasındaki gelişmeler değerlendirilmiştir. Bu gelişmeler doğrultusunda gelir kalemlerinde oluşan değişimlerin sebepleri ve sonuçları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın 2006 yılından itibaren başlamasının sebebi ise 2006 yılı öncesi verilere ulaşılamamasıdır. Çalışma kapsadığı yıllar bakımından literatürde ilk olması açısından önemlidir. Çalışmada elde edilen veriler tablo haline getirilip konunun görsel olarak anlaşılmasına imkân sağlamıştır
Ham petrol fiyatlarındaki değişikliklerin Türkiye'de makroekonomik değişkenlere etkisi
Petrol, dünya enerji ihtiyacının üçte birini karşılayan, binlerce üründe hammadde, hava, kara ve deniz taşıtlarında yakıt olarak kullanılan, ikamesi zor bir üründür ve büyük talep görmektedir. Bu talep, petrolü hem ülke ekonomileri, hem de uluslararası ekonomik ve siyasi ilişkiler için önemli bir emtia haline getirmektedir. Bu sebeple petrol kaynaklarına sahip olmak önemli bir avantaj sağlarken, bu kaynaklardan mahrum olmak, bu ürünü ithal etme zorunluluğunu doğurmaktadır. Ekonomik aktiviteyi doğrudan etkileyebilme potansiyeli taşıyan petrolün, fiyatlarında yaşanan öngörülemez değişiklikler üretimin yavaşlamasına, işsizliğin artmasına, genel fiyat düzeyinin yükselmesine ve dış ticaret dengelerinin bozulmasına sebebiyet vererek ekonomileri krize kadar uzanan büyük problemlerle karşı karşıya bırakmaktadır. Bu problemler ekseninde bu çalışmanın amacı da, petrol fiyatları ve makroekonomik göstergeler arasındaki girift ilişkinin anlaşılması ve petrol fiyatlarında meydana gelen değişimlerin Türkiye özelinde makroekonomik etkilerinin araştırılmasıdır. Bu amaç doğrultusunda petrol fiyat değişimlerinin genel ekonomik yapıyı oluşturan reel sektör (büyüme, işsizlik ve kamu harcamaları), para piyasası (enflasyon ve faiz) ve dış ticaret (dış ticaret açığı ve kur) üzerindeki etkilerin ayrı ayrı incelenmesi ve petrolün Türkiye için önemli bir politika girdisi olup olmadığının tespit edilmesi amacıyla yedi hipotez oluşturulmuş, bu hipotezler Maki Eşbütünleşme, Toda Yamamoto nedensellik, Hacker-Hatemi nedensellik, Hatemi-J asimetrik nedensellik ve Hatemi-J zamanla değişen asimetrik nedensellik testleriyle sınanmıştır. Test sonuçları, petrol fiyatlarının dış ticaret açığı ve kamu harcamaları ile eşbütünleşik olduğunu, ayrıca incelenen tüm değişkenleri çeşitli nedensellik ilişkileriyle önemli ölçülerde etkilediğini ortaya koymuştur. Bu sonuçlar, petrolün Türkiye ekonomisi için önemli bir emtia ve hem para hem de maliye politikası oluşturulurken göz önünde bulundurulması gereken önemli bir politika girdisi olduğunu göstermektedir.