Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Ramazan Barış Atladı

10 theses · Akdeniz University

DoctorateOpen AccessTR

Kazanç müsaderesi

Kazanç Müsaderesi; 5237 sayılı yasanın kabulü ile Türk Ceza Kanunumuzun 55. maddesinde yeni hüküm olarak düzenlenen bir kurumdur. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu döneminde yasada ayrı bir kazanç müsaderesi düzenlemesi yer almamıştır. Ancak kazanç müsaderesi, 765 sayılı yasanın 36. maddesinde yer alan "suçtan husule gelen eşya" cümlesi içinde değerlendirilerek uygulanmıştır. Yeni Türk Ceza Kanunu ile kazanç müsaderesi, kanunda açık bir şekilde tanımlandığı gibi, niteliği de açıkça güvenlik tedbiri olarak ifade edilmiştir.

Ceza muhakemesi hukukuHaksız kazançTürk ceza hukuku
Yusuf Pakır
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Cumhuriyet savcısının takdir yetkisi ve bu yetkinin pozitif hukuka yansımaları

Savcılık kurumu dünyada hemen her ülkede bulunmakla birlikte suçların kovuşturulmasına ilişkin çeşitli sistemsel farklılıklar bulunmaktadır. İçerisinde Türkiye'nin de bulunduğu kimi ülkeler; işlenen her suçun kamuyu ilgilendirmesi sebebiyle mutlaka kovuşturulması düşüncesine dayanan "Kovuşturma mecburiyeti" ilkesini kabul ederken, diğer bazı ülkeler ise, işlenen suçların kovuşturulmasında kamu yararının bulunup bulunmadığına ilişkin savcıya geniş takdir yetkisi tanıyan "Maslahata uygunluk" ilkesini kabul etmektedir.

Ceza muhakemesi hukukuCumhuriyet savcılığıSeri muhakeme usulü+1
Alp Tolgahan Serttaş
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Terk suçu

İnsanın yaşam hakkı, vücut dokunulmazlığı ve sağlığı ile birlikte kişilerin yükümlülüklerini yerine getirmesine yönelik, toplumsal dayanışma ve sosyal fayda gibi değerlerin korunması önem taşımaktadır. Bu amaçla, koruma ve gözetim yükümlülüğünün ihlali niteliğinde olan Terk Suçu, 5237 sayılı TCK'nın 97. maddesinde düzenlenmiştir. Madde iki fıkradan oluşmaktadır. Maddenin birinci fıkrasında, terk olgusu bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır. Buna göre; yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan ve bu nedenle koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan bir kimseyi kendi haline terk eden kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Maddenin ikinci fıkrasında ise neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallere yer verilmiştir. Buna göre; terk dolayısıyla mağdur bir hastalığa yakalanmış, yaralanmış veya ölmüşse, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hükümlerine göre cezaya hükmolunur. Terk suçuna ilişkin çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; terk kavramı, terk suçunun tarihçesi, çeşitli ülke düzenlemeleri ve benzer suçlarla karşılaştırılmasına yer verilmiştir. İkinci bölümde; suç ile korunan hukuksal değer, suçun unsurları, özel görünüş biçimleri ve suçun unsurları dışındaki hususlar yer almaktadır. Çalışmamızda, koruma ve gözetim yükümlülüğü altındaki fail bakımından garantörlük kavramı, kendini idare edemeyen mağdur bakımından ise yaş ve hastalık kavramlarından ne anlaşılması gerektiği tartışılmıştır. Fiil bakımından, doktrindeki görüşler ve yargı kararları ışığında kendi haline terk kavramı üzerinde durulmuştur. Terk sonucunda hastalığa yakalanma, yaralanma veya ölüm gibi ağır neticelerin meydana gelmesi bakımından, hükme yönelik eleştiriler ve öneriler incelenmiştir. Ayrıca suçun oluşması bakımından, failin kastının hangi neticeye yönelik olduğunun önemli olduğu değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Terk, Türk Ceza Kanunu m.97, Koruma ve Gözetim Yükümlülüğü, Kendini İdare Edememe, Kendi Haline Terk, Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Suç.

Yeliz Durgut
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Cinsel taciz suçunun Türk Ceza Kanunu kapsamında incelenmesi

Cinsel taciz suçu yeni TCK'nın 105. maddesinde düzenlenmiştir. Gelişmiş ülkelerin bir kısmında cinsel taciz ayrı bir suç olarak kabul edilmişken, bazılarında ise kanunda yer alan diğer suçlar içerisinde değerlendirilmektedir. Cinsel taciz suçu TCK'da yer alan bazı suçlar ile eylem yönünden yakın davranışlar içermektedir. Kanunda cinsel taciz suçuna ilişkin net bir tanım yapılmamıştır. Suça ilişkin yasa metninin açık olmadığından bahisle Anayasa mahkemesine yapılan başvuru reddedilmiştir. Cinsel özgürlük cinsel taciz suçunda korunan hukuki değerdir. Fail ve mağdur genel ceza hukuku kapsamında herkes olabilir. Eylem yönünden sınırlama getirilmemesi sebebiyle söz, yazı veya bedensel hareketlerle suç işlenebilir. 6545 sayılı yasa değişikliği ile suçun çocuğa karşı işlenebileceği düzenlenmiş ve bu konudaki tartışma büyük oranda son bulmuştur. Yine 6545 sayılı düzenlemeyle getirilen suçun sarkıntılık suretiyle işlenmesi şekli basit ve kısa süreli bedensel temas içeren cinsel davranışları tanımlamıştır. Failin eyleminin objektif anlamda mağdurda rahatsız edici nitelikte olması yeterlidir. Kanunun ilk halinde yer alan nitelikli hallere 6545 sayılı yasa ile eklemeler yapılmıştır. Suç ancak kastla işlenebilir ve failin eyleminde özel kast arandığı Yargıtay kararlarına da yansımıştır. Hukuka uygunluk hallerinden rıza ve hakkın kullanılması eylemin suç olma vasfını ortadan kaldıracaktır. Suçun basit halinin takibi şikâyete bağlıyken nitelikli haller yönünden resen kovuşturma ilkesi uygulanacaktır. Suçun çocuğa karşı basit halde işlenmesi durumunda Yargıtay suçun takibinin şikâyete bağlı olduğu görüşündedir. Doktrinde mağdur çocuk olduğunda suçun resen kovuşturulacağını düşünen yazarlar vardır. Cinsel suçların tamamında olduğu gibi cinsel taciz suçunda da suçun sübutu son derece önemli olup özellikle mağdur beyanı olmak üzere diğer delillerin bir bütün halinde detaylı bir şekilde değerlendirilmesi gerekir.

Yusuf Kenan Taşkın
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
20
DoctorateOpen AccessTR

Ceza hukukunda kolluğun zor ve silah kullanma yetkisi

Modern devletler kendi toplumunu oluşturan bireylerin bir arada yaşayabilmesi için kamu düzenini sağlamak zorundadır. Devlet, kamu düzenini kolluk kuvvetleriyle sağlamaktadır. Kolluk, kamu düzenini sağlamak amacıyla gerek suç işlenmesini önlemede gerekse suç işlendikten sonra suçun aydınlatılması ve suçlunun yakalanması için kendisine tanınan yetkiler çerçevesinde görevini ifa eden personelleri ve bu personellerin oluşturduğu teşkilattır. Kolluğun toplumun güvenlik ve huzurunu sağlamada en önemli ve etkili yetkisi ise zor ve silah kullanma yetkisidir. Zor ve silah kullanma yetkisiyle müdahalede bulunulan bireylerin yaşam hakkı ve vücut bütünlüğünün sınırlandırılması ve kolluğa kamu düzenini sağlamada tanınan en geniş ve etkili bir yetki olduğu için zor ve silah kullanma yetkisi ulusal ve uluslararası birçok düzenlemede çok sıkı şartlara tâbi tutulmuştur. Bu sayede yetkinin uygulama alanı belirlenerek, keyfi kullanımının önüne geçilmek istenmiştir. Türk hukukunda zor ve silah kullanma yetkisi, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nun (PVSK) 16. maddesinde detaylı olarak hüküm altına alınmıştır. Yalnızca PVSK'da değil kolluğa ilişkin birçok kanunda zor ve silah kullanma yetkisiyle ilgili düzenlemelere yer verilmiştir. Alman hukukunda ise zor ve silah kullanma yetkisi doğrudan zorlama (unmittelbarer Zwang) olarak adlandırılmış ve söz konusu yetki Federal Kolluk Görevlilerinin Kamu Gücünü Kullanırken Doğrudan Zor Kullanmaları Hakkında Kanun'la (UZwG) düzenlenmiştir. Ayrıca doğrudan zorlama, eyaletlerin polis yasalarında UZwG'yle benzer şekilde düzenlenmiştir. Çalışmamızda zor ve silah kullanma yetkisine ilişkin başta İHAM içtihatları olmak üzere Türk ve Alman ceza hukuku doktrin ve içtihatları dikkate alınarak yetkinin hukuki niteliği ortaya konulmuş, yetkiyle alakalı tartışmalı ve uygulamada sorunlu durumlar tespit edilerek bu hususlarda çeşitli çözüm önerileri sunulmuştur.

Ceza hukukuKolluk
Alparslan Dereli
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Çevrenin kirletilmesi fiilinin içtima hükümleri ve non bis in idem ilkesi açısından incelenmesi

Çalışmamızda özellikle çevre kirliliği fiillerine karşı uygulanacak yaptırımların hukuki temelini ele almamızın sebebi, bu konuda farklı görüşler olmasıdır. Suç olmaktan çıkarma eğilimi kapsamında, kabahatlerin idari yaptırıma tabi kılınması, içtima hükümlerinin ceza hukukundan farklı öngörülmesi ve çevre hukukunda non bis in idem ilkesinin nasıl uygulanacağına dair tartışmalar yaşanmıştır. Çevre kirliliği hakkındaki mevzuat ile kirlilik fiillerine karşı uygulanacak yaptırımlar ile bu yaptırımların hukuki boyutu, kabahat ve suç kavramları çerçevesinde incelenmiştir.

Gökşen Kurt
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

AİHM kararları doğrultusunda Türk hukukunda müdafiin yetkileri

Ceza muhakemesinde savunma makamının içinde bir süje olan müdafie tanınmış çeşitli yetkiler bulunmaktadır. Adil yargılama ilkesi çerçevesinde ve savunma hakkının etkin kullanımı kapsamında, bu yetkilerin ne olması gerektiği ve hangi sınırlamalara tabi tutulacağı tartışılmaya devam etmektedir. Bu soruya isabetli bir yanıt verebilmek için öncelikle müdafilik kurumunun anlamı ve müdafiin hukuksal statüsü ortaya konulmalıdır. Bununla birlikte, öğretide bugüne kadar yapılan çalışmalarda müdafilik kurumu genel bir çerçevede değerlendirilmiş ve yetkilerin her biri bağımsız olarak ele alınmıştır. Bu nedenle, müdafiin yetkilerine ilişkin bazı tartışmalara doyurucu çözümler üretilememiş veya kabul edilen yaklaşımlar arasında çelişkiler meydana gelmiştir. Bu sorunları derinlemesine ele almak için yalnızca müdafiin değil, yetkilerinin de sistematik olarak incelenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda her bir yetki bağımsız değil bir bütünün parçası olarak ele alınmalı ve birbirleri ile olan ilişkisi de net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu çalışmada, müdafiin yetkileri üçlü sınıflandırmaya tabi tutularak yeni bir paradigma oluşturulmuş ve ortaya konulan modelin esasları açıklanarak her bir yetkinin niteliği AİHM içtihatları doğrultusunda tartışılmıştır.

Mehmet Can Karagöz
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

PVSK M.4/A çerçevesinde kolluğun yetkisi

Kolluk kuvvetleri demokratik hukuk devletlerinde iç güvenliği sağlayarak kamu düzenini sağlamakla görevlidir. Kolluk bu görevi, suç öncesi tehlikeyi önleyerek, suç sonrası ise suç ve suçluyu tespit etmek için kanunlarda kendilerine verilen görevleri yerine getirerek sağlar. Suçla mücadelede kolluğun kendisine verilen yetkileri kullanması hem temel hak ve özgürlükler bakımından hem de ceza muhakemesinin temel amacı olan maddi gerçeğe ulaşmak bakımından son derece önemlidir. Bu yetkilerin başında, Türk Hukukunda kolluğa kanunla açıkça tanınan "durdurma" yetkisi gelmektedir. Durdurma yetkisinin kullanılması, devlet ile vatandaşın karşı karşıya geldiği ilk an olması bakımından önemlidir. Kolluğa daha önce zımni olarak tanınan durdurma tedbiri, 2007 yılında Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile yasal zemine kavuşmuştur. Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nun 4/A maddesinde düzenlenen durdurma yetkisi ile kolluğa ayrıca kimlik sorma ve arama yetkisi verilmişti. Anayasa Mahkemesi, 2017 yılında kolluğun durdurma sonrası arama yetkisi içeren düzenlemeyi Anayasa'ya aykırı bularak iptal etmiştir. Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nde de kolluğun durdurma yetkisi düzenlenmiştir. Burada PVSK'dan farklı olarak kolluğa "yoklama biçiminde kontrol" yetkisi verildiği görülmektedir. Söz konusu düzenlemelere rağmen Türk hukukunda kolluğun durdurma ve özellikle durdurma sonrası kontrol yetkisinin açık ve net olarak düzenlendiği söylenemez. Aynı şekilde, mevzuatın karmaşıklığı ve PVSK 4/A maddesinin muğlak düzenlemesi uygulamada zorluklar ortaya çıkarmaktadır. AYM'nin iptal kararına rağmen, belirsiz ve kolluğun takdir yetkisini genişleten düzenlemeler nedeniyle, özellikle durdurma sonrası yapılan kontrollerin arama niteliği taşıyıp taşımadığı, bunun sonucunda elde edilen bilgi ve emarelerin hukuka uygun delil olarak kabul edilip edilemeyeceği son derece tartışmalıdır. Bu çerçevede PVSK 4/A maddesinde düzenlenen kolluğun durdurma ve durdurma sonrası kontrol yetkilerini incelemeyi amaçlayan çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, kolluk kurumu incelenecek, ikinci bölümde ise kolluğun durdurma ve durdurma sonrası kontrol yetkileri incelenecektir. Çalışmamızın ana konusu kolluğun durdurma ve durdurma sonrası kontrol yetkileri olduğu için, kimlik sorma ve kimlik tespiti yetkileri ana hatlarıyla açıklanacaktır. Sonrasında kolluğun durdurma sonrasında yaptığı kontrol işlemleri sonucu elde ettiği bilgi ve bulguların hukuka uygun delil olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği sorunu Yargıtay uygulamaları ve doktrindeki görüşler çerçevesinde tartışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu, Kolluk, Durdurma, Arama

AramaKamu hukukuKolluk+7
Günsu Aksoy
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Robotik cerrahi ve cezai sorumluluk

Robotlar teknoloji ilerledikçe hayatımızın içine daha çok girmektedir. Günümüzde de robotik cerrahi teknolojisi tıp bilimi alanında önemli bir rol oynamaktadır. Robotik cerrahiyi kullanmanın ilk amacı, verimliliği artırmak ve hataları en aza indirmektir. İnsanlar ve robotlar arasındaki iş birliği, cerrahi prosedürlerde ilerlemelere yol açmıştır. Ancak robotik cerrahinin tıbbi bir tedavi yöntemi olarak kullanılması sırasında oluşabilecek zararlar konusunda cezai sorumluluğun nasıl belirleneceği sorunu netliğe kavuşamamıştır. Tıbbi bir işlem sırasında bir sorun olması durumunda, robot, programcı, üretici ve yanlış komut vermiş olabilecek sağlık personeli arasında sorumluluk dağılımının tartışılması gereklidir. Robotik cerrahi kavramında, sorumluluğu doğru bir şekilde belirlemek için malpraktis vakaları ile komplikasyonlar arasında ayrım yapmak oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı, robotik cerrahi uygulamalar sonucunda oluşabilecek durumları alternatifleriyle birlikte incelemek ve hukuki analizini yapmaktır. Çalışmanın ilk bölümünde robotik cerrahiyle ilgisi olan kavramlar tarihsel gelişimiyle beraber açıklanmıştır. Açıklanan kavramlar hem hukuk hem sağlık hem de robotik ile ilgili kavramlardır. Bu kavramların açıklanmasındaki amaç konunun daha sağlıklı biçimde anlaşılabilmesidir. Çalışmanın ikinci bölümünde robotik cerrahi müdahaleden kaynaklanabilecek olumsuz sonuçlarda cezai sorumluluk meselesi incelenmiştir. Tıbbi bir müdahale sırasında bir sorun olması durumunda, sorumluluğun robot, programcı, üretici ve yanlış komut vermiş olabilecek sağlık personele mi ait olacağı mevzuat ve cezai ilkeler ışığında incelenmiştir. Suçun manevi unsuru olan kast ve taksir ışığında konu detaylandırılmış olup robotların ve yapay zekâ sistemlerinin cezalandırılabilirliği tartışılmıştır. Üçüncü bölümde robotik cerrahinin olumlu ve olumsuz yönleri açıklanarak robotik cerrahi müdahaleden kaynaklı cezai sorumluluğa ilişkin örnek uyuşmazlıklar ve öneriler incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Robotik cerrahi, Yapay zekâ, Taksir, Hukuka uygunluk, Cezai sorumluluk

Ahmet Karakaşoğlu
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Hukuku'nda adli amaçlı iletişimin denetlenmesi

Bilim ve teknolojinin gelişmesi insan ve toplum hayatına sağladığı avantajların yanında, geliştirilen iletişim araçlarının suç işleme amacıyla kullanıldığının görülmesi, devletleri bu iletişim araçlarıyla gerçekleştirilen faaliyetlere müdahaleye yönlendirmiştir. Bir tarafta ulusal ve uluslararası mevzuatta koruma altına alınan haberleşme hürriyeti ve gizliliği ile özel hayatın dokunulmazlığı ve gizliliği, diğer tarafta devletlerin varlık sebeplerinden olan suçu önleme, izleme ve işlenmiş suçları aydınlatma görevi arasında bir dengenin kurulmasını zorunlu kılmaktadır. Özgürlük ve güvenlik dengesinin sağlıklı işleyebilmesi bu alanda açık, ayrıntılı, keyfiliği önleyici güvenceleri barındıran, nitelikli yasal bir düzenlemenin varlığına bağlıdır. Türk hukukunda ne yazık ki, yakın zamana kadar belirtilen nitelikte bir yasal düzenleme olmadan iletişimin denetlenmesi kararları verilmiş ve uygulanmıştır. Bu husus temel hakların kısıtlanmasının ancak kanunla, anayasada belirtilen gerekçeler ve koşullar doğrultusunda yapılabileceğini düzenleyen (AY 13, 20 ve 22. mad.) başta anayasamız olmak üzere tarafı olduğumuz AİHS'nin 8. maddesine aykırılık oluşturmaktaydı. Bu yöndeki eleştiri ve Türkiye'yi mahkûm eden AİHM kararlarını dikkate alan kanun koyucu önce 1999 tarihinde 4422 sayılı ÇASÖMK'de, daha sonra ise 2004 tarihli CMK'da iletişimin denetlenmesi tedbirini ayrıntılı düzenlemiştir. Bu yasal düzenlemeler gerekli ve ileri bir adım olarak kabul edilmekle birlikte yeterli olmadığını, bir kısım eksiklikleri barındırdığını söylemek mümkündür. Kanuna uygun denetleme sonucu elde edilen kayıtlar ceza yargılamasında kullanılacağı gibi kanaatimizce bu kayıtlar hukuk ve disiplin yargılamasında da kullanılabilecektir. Doğaldır ki, kanuna aykırı olarak verilen veya uygulanan denetleme sonucu elde edilen kayıtlar ise ceza yargılamasında kullanılamayacakları gibi başka bir hukuk dalında da kullanılamayacaktır. Yine bu kanuna aykırı denetlemeden dolayı devlet ile birlikte kararın verilmesi ve uygulanması sürecinde yer alanların sorumlulukları doğabilmekte, haksız bir denetime tabi tutulan kişinin ise tazminat hakkı söz konusu olabilmektedir.

Adli bilişimAdli hukukAdli uygulamalar+6
Mahmut Sevindi
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00

Other supervisors