Theses supervised by Murat Cihangir
10 theses · Batman University
Sivil toplum kuruluşlarının yerel siyasetteki rolü ve etkileri: Batman ili örneğinde bir saha araştırması (2019-2024)
Türkiye’de sivil toplum kuruluşları (STK), demokrasinin gelişimi ve toplumsal katılımın artırılması açısından kritik bir role sahiptir. Ancak son yıllarda, özellikle yerel düzeyde, STK’ların siyasi partilerle olan ilişkileri ve seçim süreçlerindeki rolleri tartışma konusu olmuştur. Bu çalışma, Batman ili özelinde STK’ların yerel siyasetteki rolünü, etkilerini ve siyasi partilerle olan ilişkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca Batman ilindeki sivil toplum kuruluşlarının yerel seçimlerdeki rolünü incelemek ve bu kuruluşların siyasi partilerle olan ilişkilerini analiz etmekle birlikte STK’ların seçim süreçlerindeki etkisini, tarafsızlık durumlarını ve siyasi partilerle olan iş birliklerini değerlendirmeyi hedeflemektedir. Bu araştırma, Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının siyasi süreçlerdeki rolünü anlamak açısından önemlidir. Özellikle yerel düzeyde STK’ların siyasi partilerle olan ilişkilerini inceleyerek, demokratik süreçlerin işleyişi hakkında değerli bilgiler sunacaktır. Ayrıca, STK’ların asli görevlerinden sapma durumlarını tespit ederek, bu kuruluşların toplumsal rollerinin yeniden değerlendirilmesine katkıda bulunacaktır. Batman ili özelini kapsayan bu araştırma, Türkiye’de sivil toplum-siyaset ilişkisini yerel düzeyde inceleyen sınırlı sayıdaki araştırmadan biri olacak ve Türkiye’nin Güneydoğu bölgesindeki sivil toplum dinamiklerini anlamak açısından önemli veriler sunacaktır.
Müslüman Kardeşler'in sessiz devrimi: Ortadoğu’da sosyal ve siyasal alanın yeniden yapılandırılması
1928 yılında Mısır'da Hasan El Benna tarafından Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslim’in), kurulmuştur. Bu oluşum, İslam’ı toplumsal ve siyasal yaşamın merkezi haline getirmeyi amaçlamıştır. İhvan’ın kurucu lideri Hasan El Benna, İslam’ın sosyal, ekonomik ve toplumsal alanlardaki politikalarını yeniden canlandırmayı amaçlamıştır. Müslüman Kardeşler ‘in kuruluş süreci, özellikle Batı sömürgeciliğinin etkisinin altında Orta Doğu’da sosyal ve politik huzursuzluklarla ilişkilidir. Bu bağlamda Orta Doğu’da merkezi bir konuma sahip olan ülkeler, İslam dünyasında gelişen birçok fikri ve siyasi akımın merkezi olup bu akımlardan etkilenmektedir. 1940’lı yıllardan itibaren Müslüman Kardeşler Cemiyeti’nin fikirleri, bölgede İslami hareketler üzerinde derin izler bırakmış ve daha sonra ortaya çıkan bu tür oluşumların referans noktası olmuştur. İhvan hareketi, özellikle toplumsal, siyasi ve dini bir yapılanma olarak etki göstermiş ve Orta Doğu’da diğer İslami hareketlerin şekillenmesinde büyük rol oynamıştır. 1940'lı yıllardan itibaren bölgeye yayılan İhvan ideolojisi, özellikle 1990'lı yıllarda birçok Orta Doğu ülkesinde siyasi parti olarak yasal olarak tanınan siyasi ve toplumsal bir güç haline gelmiştir. İlkesel olarak silahlı mücadeleden uzak durarak, ıslah ve eğitim yöntemlerini benimseyen bu hareket, birçok ülkede diğer İslami ve sol gruplardan farklı bir yol izlemiş ve bu çizgi, hareketin geniş bir taban bulmasına zemin hazırlamıştır. Günümüzde birçok ülkede hem önemli bir siyasi parti hem de sivil toplum kuruluşu olarak varlığını sürdürmektedir. Ortadoğu’nun pek çok ülkesinde toplumsal ve kültürel anlamda, şiddet karşıtı ve barışçıl bir yol ile adaleti tesis etmeye çalışmaktadır. Bu çalışmada hem İslami değerler hem de siyasal kimliği ile varlığını sürdüren Müslüman Kardeşler Cemiyetinin Orta Doğu yapılanmasını ortaya koymak ve cemiyetin Orta Doğu’daki öneminin ortaya konulması hedeflenmektedir.
Covid-19 pandemi krizinin ekonomi politik etkileri: Türkiye yansımaları
Çin’in Wuhan kentinde başlayıp kısa sürede dünyaya yayılan Covid-19 virüsü tüm dünyayı etkisi altına alarak küresel bir krize neden olmuştur. Covid-19 virüsünün sadece bir sağlık sorunu olmadığı; aynı zamanda ekonomik, siyasi ve sosyal açıdan dünyayı etkilediği görülmüştür. Covid-19 salgınıyla birlikte dünyada arz ve talep arasında yaşanan dengesizlikler sonucunda üretimin ve bazı iktisadi faaliyetlerin durması, tedarik zincirinde çıktı azalması, birçok işletmenin kapatılmasına ve işsizliğin artmasına neden olmuştur. Dolayısıyla ülkelerin virüse karşı etkileri hafifletmek için bazı önlemler alması ve politikalar geliştirmesi gerekliliği doğmuştur. Bu politikalar ekonomik, siyasi, sosyal ve sağlık olmak üzere pek çok alanı kapsasa da bu faktörler arasında en çok önem verilen ekonomi politikaları olmuştur. Alınan önlemler doğrultusunda ekonomik işleyiş sekteye uğramış ve yine alınan önlemler insanların yaşamsal faaliyetlerini kısıtlamıştır. Bu çalışmada pandemi sürecinin Türkiye, Amerika, Çin ve Almanya üzerindeki makro ekonomik etkilerin yansımaları belirlenmektedir. Durum tespiti yapılırken istatiksel veriler, yayımlanmış rapor ve resmî açıklamalar yardımıyla mevcut durum değerlendirilmesi yapılmıştır.
Rusya’nın yeni güvenlik anlayışı bağlamında Ukrayna işgali
Tarih boyunca sahip olduğu jeopolitik önemi doğrultusunda Avrasya'nın en önemli coğrafyalarının başında gelen ve Kırım’ın içinde olduğu Ukrayna toprakları, 'Avrupalılık' niyeti doğrultusunda Turuncu Devrim ve Meydan olaylarıyla gelişen süreçlerle birlikte protesto gösterilerine sahne olmuştur. Bu gelişmeler sürecin en büyük sorumlusu olarak gösterilen Rusya'nın önce Kırım'a ve akabinde Donbas’a müdahalesi ile sonuçlanmıştır. Yine bu gelişmelerin arkasında yatan Rus Güvenlik Stratejilerinin neler olduğu ise bu araştırmanın temel konusunu teşkil etmiştir. Rusya’nın söz konusu olan bu yeni güvenlik stratejisi, bunun sebep ve sonuçları ele alınmış olup ayrıca öncelik seçilen konunun nasıl sınırlandırılması gerektiği, konunun nasıl hazırlanacağının belirlenmesi, geçici bir plan ve kaynakça oluşturma ve en son olarak da okuma, not alma ve çalışmanın yazım aşamalarından meydana gelmiştir. Ayrıca Rusya’nın Ukrayna işgali konusunun daha detaylı anlaşılması için öncelikle Rus tarihi açısından prensliklerden İmparatorluğa evrimin süreçlerine kısaca değinilerek Rusya İmparatorluk döneminin tarihsel gelişimi, Rusya da yaşanan Şubat ve Ekim devrimleriyle ortaya çıkan Sovyetler dönemi Rus dış politikasıyla Rusya Ukrayna arasındaki ilişkiyi temellendirip en baştan açıklamanın yerinde olacağı düşünülmüştür. Bu bağlamda Lenin’le gelen ve Stalin ile değişip keskinleşen Sovyetler dönemi Rus dış politikası incelenerek bu dönemde özellikle Sovyetlerin Ukrayna ve Avrasya politikası üzerinde durulmuştur. Rusya’nın Ukrayna işgalinin daha detaylı incelenmesi, araştırılması ve anlaşılması için Sovyetlerin sonunu getiren Gorbaçov iktidarı politikaları ve bununla beraber gelen Sovyetlerin çöküşünün nedenleri de inceleme konusu olmuştur. Ayrıca Gorbaçov sonrası iktidarı eline alan Yeltsin dönemi politikalarına ve bunun tarihsel Rus dış politikasında yarattığı tahribat ve Rus dış politikasında ki dönüşüm de ele alınmış ve sorun tarihsel bir çözümlemeye tabi tutulmuştur. Çözümlemenin zaman aralığı ise Çarlık Rusya’sının tarihsel gelişimi ile başlayıp, Putin dönemi Ukrayna Krizi ile devam eden Rusya’nın önce Kırım ve sonra da Ukrayna’nın doğusuna askeri müdahalesi ile daha da kötüleşen günümüz Ukrayna Krizinin yaşandığı dönem arasını kapsamaktadır. Ancak bununla beraber Rusya’nın Avrasya politikası ve bu politikalarındaki dönüşüm ve değişim çerçevesinde Ukrayna işgali bağlamında geliştirdiği yeni güvenlik stratejisi araştırılarak, incelenmiş ve ortaya konmaya çalışılmıştır.
Yabancı siviltoplum kuruşlarında yetkinlik bazlı işe alım yönteminin pratik yansımaları: Gaziantep örneği
Günümüzde organizasyonların hedeflerini gerçekleştirmek için insan kaynağına ihtiyaç duymaktadırlar. İşe alınan işgörenlerin istenilen hedefleri gerçekleştirecek yetkinliklere sahip olması gerekmektedir. Yetkinlik bazlı işe alım, organizasyonların talep ettikleri niteliklerde işgören seçimini yapmak için uyguladıkları işe alım yöntemidir. 2011 yılındaki Suriye krizi ile Türkiye’de sayıları artan yabancı sivil toplum kuruluşlarının yetkinlik bazlı işe alım sürecinin nasıl yaptıkları işletmeler için ciddi bir merak konusu olmaktadır. Bundan ötürü bu çalışmada yapancı STK’ların yetkinlik bazlı işe alım süreci üzerinde araştırma yapılmıştır. Bu çalışmada yabancı STK’ların insan kaynaklarının en önemli fonksiyonlarından olan işe alım safhasında yetkinlik bazlı işe alım sürecinin yapılıp yapılmadığı, yapılıyorsa nasıl yapıldığı ve hangi yetkinliklerin ön planda tutulduğu araştırımıştır. Araştırmanın bulguları doğrultusunda yabancı STK’ların yetkinlik bazlı işe alım modeli oluşturulmuştur.
Batmanlıların Suriyeli sığınmacılara yönelik algısı
İsteğe bağlı (ekonomik kaygılar) veya zorunlu (siyasi baskılar, savaşlar) olmak üzere gerçekleşebilen göç olayları, hem göç eden bireyler hem de göç alan bölgeler açısından çeşitli riskler barındırmaktadır. Göç, her ne kadar bir sorunun çözüm arayışı olarak ifade edilse de başka bir sorunun temelini oluşturabilmektedir. Nitekim 2011 yılında başlayan ve Arap baharı olarak adlandırılan isyan dalgaları, süreç içerisinde büyük çaplı ve uzun soluklu bir kaosa ve istikrarsızlığa neden olmuştur. Yaşanan bu savaş da, birçok insanın doğup büyüdüğü yeri terk etmesinin en büyük tetikleyicisi olmuş ve zorunlu olan büyük nüfuslu bir göç hareketini başlangıcını oluşturmuştur. Ortadoğu’da yaşanan bu savaşlardan en fazla etkilenen ülke, hem sınır komşuluğu hem de transit geçiş noktası olan Türkiye’dir. Halen yaklaşık 3,6 milyon sığınmacı açık kapı politikası ile ülkeye giriş yapmış ve geçici barınma merkezlerinde kalmayıp ülke içerisindeki sosyal yaşantıya dahil olmuşlardır. Yaşanan bu denli büyük göç hareketinin kontrol edilememesi, göç eden bireylerin adaptasyon süreçlerinden geçirilmeden mevcut sosyo-kültürel yapılara dahil edilmesi, göç alan bölgelerde çeşitli sorunlar oluşturmuş ve toplumda olumsuz algıların oluşmasına neden olmuştur. Bu bağlamda araştırma, Batmanlıların Suriyeli sığınmacılara yönelik siyasi, sosyo-kültürel, ekonomik ve güvenlik algılarının ne düzeyde olduğunun belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmada anket uygulanmış ve farklı mahallelerde, farklı demografik bilgilere sahip 500 kişiye ulaşılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda; sığınmacıların mevcut sosyal yapıyla uyuşmadıkları, kültürel farklılarının ciddi sorunlar doğurabileceği, işsizlik, kira fiyatlarındaki artışının temel nedeninin sığınmacılar olduğu, ekonomik rekabeti engelledikleri, güvenlik açısından yeni riskleri tetikledikleri ve siyasi mekanizmaların mevcut sorunların çözümünde daha katı adımlar atması gerektiği verilerine ulaşılmış ve çalışmada bu verilere detaylıca yer verilmiştir.
Siber güvenlik bağlamında yeni tehdit algılamalarının Türkiye’nin güvenlik politikalarına etkileri
Bu çalışmamın amacı, Türkiye’de siber güvenlik politikalarının güvenlikleştirme ve risk algısı üzerindeki etkisini araştırmaktır. Sosyal Medya ve İnternet, yeni arkadaşlarla tanışmak ve bilgiye ulaşmakta faydaları olmuştur. Ancak bilinçli kullanılırsa teknolojinin faydaları olabilir. Özellikle Çocuklarımızın ve gençlerin internet bağımlılığı konusunda bilinçlenmesi gerekmektedir. Hem devlet hem özel sektör, izleme ve gözetleme araçlarının kullanımını arttırmaktadır. Elektronik iletişimin izlenmesi, elektronik kimlik tespiti, eimza, e-devlet, kamusal alanda olan kamera sistemleri gibi teknolojiler gündelik hayatımızda olağan karşılanmaktadır. İnternet yoluyla gerçekleşen insan hakları ihlalleri internetin gelişimi ile birlikte artmıştır. Bu ihlallerin toplum üzerindeki etkisi olmaktadır. Siber zorbalık, internette çocuk istismarı, yetkisiz erişim, özel hayatın gizliliğini ihlal, banka bilgilerinin ele geçirilmesi ve diğer siber suçlar internet yoluyla gerçekleşen insan hakları ihlalleridir. Siber zorbalık vakalarında öğretmenlere, okul yöneticilerine ve ailelere önemli görevler düşmektedir. Siber zorbalık ve siber suçların caydırıcı olabilmesi için ciddi hukuki düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır. İnternet yoluyla işlenen İnsan hakları ihlallerinin olmaması için hem kamu sektörü hem özel sektöre önemli görevler düşmektedir. Çalışmamdan çıkan sonuç: Siber güvenliği sağlamada herkese görevler düşmektedir.
Milliyetçilik olgusunun tüketim alışkanlıklarına etkileri: İstanbul örneği
Küreselleşen dünyada tüketim artık bir ihtiyaç olmanın ötesinde bir yaşam biçimi, kültürün bir parçası olmuştur. Bu bağlamda tüketicilerden meydana gelen toplumlar da birer tüketim toplumuna dönüşmüşlerdir. Herhangi bir tüketici, Dünyanın herhangi bir yerinde üretilen bir üründen aynı günde internet veya görsel iletişim kanallarıyla haberdar olmaktadır. Hatta yeni üretilen bir ürünün tanıtımı aynı günde farklı coğrafyalarda tanıtılmakta lansmanı yapılmaktadır. Küresel şirketlerin küresel pazarlama faaliyetlerine maruz kalan tüketiciler bu tarz pazarlama faaliyetlerinin sonucu olarak birçok farklı alternatif hakkında bilgi sahibi olmakta ve tercihlerini bu paralelde gerçekleştirmektedir. Günümüzde tüketici karar verici durumunda olduğundan bu karar vericiyi doğru anlamak hayati önem taşımaktadır. Dışarıda bu şirketlerin içeride ise yerli sermayeli şirketlerin başarısı tüketicilerin isteklerini en doğru şekilde karşılayabilme kabiliyetlerine bağlıdır. Küresel firmalar aynı ürünleri pazarlanan ülkelerin değerlerini göz önüne alarak pazarlamaktadırlar. Örnek olarak; Coca-Cola firmasının ramazan ayında kolayı iftar sofraların bir parçası gibi sunması verilebilir. Tüketiciler bütün bu pazarlama faaliyetlerinin yanı sıra, içinde bulundukları faktörler oldukça önemlidir. Bu çalışmada, yılladır farklı şekillerde tanımlanan ve tartışılan bir kavram olan milliyetçilik olgusunun tüketim alışkanlıklarına etkileri, İstanbul ilinde, 250 katılımcı ile yapılan bir anket çalışmasıyla belirlenmeye çalışılmıştır.
Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin AB algısı: Karşılaştırmalı bir analiz
Göç olgusunun aktörleri olan sığınmacılarla ilgili birçok disiplinde araştırmalar yapılmıştır. Konusu insan olan her çalışmanın doğasında disiplinler arası bir yön muhakkak vardır. Uluslararası ilişkiler ve Siyaset alanında özellikle Suriye savaşı sonrası sığınmacıların yaşadığı problemler ve sığınmacıların hedefindeki ülkeler önemli bir çalışma alanı olmuştur. Bu bakımdan AB ülkelerinin sığınmacıları kabulü ve sığınmacıların yol güzergâhında aldığı tedbirler önemli bir gündem maddesi olmuştur. Sığınmacılarla ilgili olarak hem AB ülkelerinde hem de Türkiye’de birçok çalışmanın hem resmi kurumlar hem de akademik kurumlar tarafından yapıldığı görülmüştür. Bu araştırmalar genel olarak sığınmacı merkezli olmamıştır ve sığınmacılığın sebep olduğu durumlar ortaya konmuştur. Bu araştırmanın amacı Türkiye’de yaşayan Suriyeli mültecilerin AB algısını ortaya çıkarmaktır. Bu amaçla yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi kullanılmış ve 20 araştırma sorusu çerçevesinde görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilerin analizi sonucunda Suriyeli mültecilerin AB ile ilgili algıları ortaya çıkmıştır. Araştırma verilerine göre katılımcıların önemli bir kısmı (%44.2) AB’yi tanımlarken “bir birlik” cevabı vermiştir. Ancak bu birliğin siyasi, ekonomik, güvenlik vb. yönünden bahsedilmemiştir. Katılımcıların büyük bir çoğunluğunun (%76,9) savaş öncesi Avrupa’ya gitmek istemediği yapılan görüşmelerden anlaşılmıştır. Kendi ülkelerinde yerleşik bir düzene sahip olmaları, huzurlu ve mutlu bir şekilde yaşamaları da Avrupa’yı düşünmemelerinin nedenleri olarak açıklanmıştır. Katılımcıların 21’i (%40) savaş öncesi Suriye’de iken de Avrupa’ya gitmek istemediklerini ve Türkiye’ye geldikten sonra da gitmek istemediklerini belirtmiştir. Araştırmaya katılanların 12’si (23,1) Avrupa’yı savaş öncesi istememesine rağmen savaş sonrası Avrupa’ya gitme isteklerinin oluştuğunu belirtmişlerdir. Katılımcıların %55,6’sı AB ile ilgili pozitif duygu merhamet olmuştur. Katılımcıların %28.5’i, AB’ye karşı sevgi duygusuna sahip olduğunu ifade etmiştir. Bu duygunun temelinde AB’nin Suriyeli sığınmacılara yardım etmesi ve onları kendi ülkelerinde yerleştirme çabası vardır. AB ile ilgili negatif duyguları nelerdir sorusuna herhangi bir negatif duygu belirtmeyenlerin sayısı %26,7’dir. Bu katılımcıların hepsinin AB ile ilgili pozitif duygu besledikleri tespit edilmiştir. Bir cevap veremem diyenlerin sayısı %3,8’dir. Katılımcıların AB karşısındaki duyguları içerisinde kalp kırıklığı en fazla beslenen duygu olarak tespit edilmiştir. Katılımcıların %48’i AB’ye karşı kalp kırıklığı duygusunu yaşadığı tespit edilmiştir. Bu duyguyu üzüntü takip etmektedir. Katılımcıların %28,8’i üzüntü duygusunu yaşamaktadır. AB’ye karşı hiddetli olduğunu söyleyenler %13,4, ırkçılık duygusunu yaşayanlar %5,7 ve nefret duygusunu yaşayanların %3,8 olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların %3,8’i AB’nin Müslüman karşıtı olduğu belirtirken diğer katılımcıların tümü kendilerinde oluşan negatif duygunun sebebinin sınır olayları ve AB’nin sığınmacılara karşı uyguladığı katı kurallar olduğunu belirtmişlerdir. Katılımcıların 47’si (%90,2) ise AB ile ilgili düşüncelerinde ekonominin büyük bir etkisinin olduğunu belirtmiştir. AB toplumun Suriyelilieri sevdiğini söyleyen katılımcı 24’tür (%46,8). AB toplumunun Suriyelileri sevmediğini söyleyen katılımcı sayısı ise 1’dir (%1,9). Katılımcıların 25’i (%48) Almanya’ya gitmek istediğini belirtmiştir. Katılımcıların yaklaşık yarısı 25’i (% 48) Almanya’nın AB’ye layık davrandığını ifade etmiştir. Katılımcıların 25’i (%48) Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan, Macaristan ülkelerinin sığınmacılar ve mülteciler bağlamında AB’ye layık davranmadığını ifade etmiştir. Genel olarak değerlendirildiğinde katılımcıların çoğunun AB ile ilgili algılarının pozitif olduğu ortaya çıkmıştır.
Arap Baharının Türkiye-Suriye ilişkilerine etkileri
Ortadoğu bölgesi tarih boyunca içinde bulundurduğu devletler ile barındırdığı toplumlar açısından, krizlerin ve çatışmaların neredeyse son bulmadığı, etkilerinin sonraki dönemlere yansıdığı ve ilişkilerin bunun üzerine kurgulanıp özellikle de devlet politikalarının bu zeminde belirlendiği bir coğrafya olmuştur. Yakın zaman olarak adlandırabileceğimiz I. Dünya Savaşı ve sonrasında ki gelişmeler bu tarihi mirasın devredildiği bir dönem olarak kendini göstermiştir. Ortadoğu coğrafyası; devletler nezdinde taşların yerine oturtulamadığı bu yeni dönemle, iki kutuplu dünya düzeninin bölgedeki yansımasını ve devletlerin birbirleri ile olan ilişkilerindeki etkilerini günümüze taşımış oldu. Soğuk Savaşın sona ermesiyle beraber Yeni Dünya Düzeni veya Küreselleşme olarak da adlandırılan içinde bulunduğumuz bu dönemle birlikte ülkeler, birbirleri ile olan mücadelelerini yine geçmişteki birikimleri doğrultusunda çoğu kez çekişme bazı zamanlar ise çatışma hali ile geçirmişlerdir. Bu bakımdan Arap Baharı, devletlere ve halklara sirayet eden tarihi mirasın bu dönemdeki yansıması olarak görünebilmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, Arap Baharının Türkiye-Suriye ilişkilerine etkilerini analiz etmektir.