Theses supervised by Haydar Balseçen

10 theses · Batman University

Master'sOpen AccessTR

Vekil kültürden art brut’e us dışı bir yaklaşım

Sanatçının kendini var edebilmesinin doğasında muhalif bir kişilik ve karşı koyabileceği bir alan oluşturabilmesi yatmaktadır. Zıtlıklar üzerine kurulu bu evrende çatışma ortamından yeni fikirlerin ortaya çıktığı bilinmektedir. Sanatçı (entelektüel) yaşadığı dönemin bilinen, gözde düşünce ve sanat akımlarına karşı yeni düşünce sistemleri ve alternatif sanat akımları yaratma (oluşturma) arayışına gider veya icat etme yolunu seçer. Sanatçı yerleşik ve kalıplaşmış algılara karşı bir duruş sergileyerek kendini yeniden var etmenin, karşı çıktığı fikirlerin varlığına bağlı olduğunu da bilmektedir. Bu karşı duruşu sergilerken bazen bilerek ve isteyerek, provokatif veya sinir uçlarına dokunacak eserler ortaya koyarlar. Bu eserler, toplumun dokunulması ve eleştirilmesi yasak olan tabularını hedef alarak, insanların hassas, girilmesi yasak olan alanlarını sarsmayı hedeflerken eleştiri ve tartışma ortamı yaratmayı amaçlar. Toplumun kutsal saydığı her türlü nesne ve kişilerin başında olduğunu var saydığı “hale”yi indirmek isterler. Genellikle sanatlarını politik veya sosyal bir mesaj ile birleştirip o şekilde sunarlar. Fransız sanatçı ve yazar Jean Dubuffet çatışma alanı olarak ‘‘kültür’’ü (kendine ait kelimelerle ifade edersek ‘‘vekil kültür’’ veya ‘‘resmi kültür’’) karşısına alırken bu provokatif rolü de üstlenmiştir. Jean Dubuffet genç yaşından itibaren geleneksel kültürel değerlere; yapılara ve normlara karşı çıkan veya döneminin kültürel düzenini eleştiren bir sanatçıdır. Dubuffet, toplumdaki normlara meydan okuyarak, sıradan veya kabul edilen fikirleri sorgulamayı amaçlar. Normların kaynağının egemen güç olduğunu, egemen gücün normu kendi standartlarına göre oluşturduğunu varsayar. Karşısında durduğu asıl konu normların kaynağı olarak gördüğü ‘‘Batı Kültürü”dür. Jean Dubuffet ‘‘Boğucu Kültür’’ isimli kitabında yapay olarak oluşturulmuş ‘‘vekil kültür”ün sanatı nasıl etkisi altına aldığını ve sanata nasıl yön verdiğini anlatmaya çalışmıştır. Ona göre kültürün güdümünde hareket eden bir sistemin yaratıcı sanatsal üretimi ve koşullanmış kültür adamlarının yanıltıcı düşüncelerinin bir yansıması olan nesneler olduğunu söyler. Çünkü yaratıcı ve yıkıcı olan bir eserin bize ulaşmasının çok zor olduğunu anlatır. Dubuffet toplumun beklediği şekilde davranmanın, bireylerin özgünlüklerini bastırdığını ve sanatın özgür ifadesini yok ettiğini belirtir. Toplumun dışladığı ya da toplumun dışında kalmayı tercih eden sıra dışı ve marjinal bireylerin, toplumun bu beklentilerinden uzaklaşarak gerçek bir yaratıcılık inşa edeceklerine inanır. Uzun zamandır aradığı sorunun cevabını toplum dışı kalmış, ötekileştirilmiş bu bireylerde ve onların yaptığı çalışmalarda aramaya başlamıştır. Geleneksel sanat eğitiminden etkilenmemiş, akademi tezgahından geçmemiş, kurallara bağlı olmayan ve toplumsal normlara uymayan sanat eserlerini ifade eden ‘‘Art Brut’’un, toplum dışı özel bireylerin hayal dünyasının benzersiz bir dışa vurumu olduğunu ve toplumun sınırlayıcı etkilerinden uzak durarak gerçek yaratıcı sanata ulaştığını ifade eder.

Mehmet Çelik
Batman University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Rengin politikası

İnsanlığın ortaya çıkışından beri rengin bir politikası olagelmiştir. Rengin farklı kültür ve ortamlarda mutlak politik bir belirlenimi vardır. Rengin politikası, politik bir ideolojiyi, hareketi veya partiyi temsil etmek amacıyla kurulmaktadır. Renklerin doğasında olmayan bir anlamın yüklenmesi çoğunlukla sembol olarak kullanılmasına bağlıdır. Rengin politikleştirilmesi, renk sembolizmi ile politik sembolizmin bir araya gelmesidir. Bu bağlamda tez çalışmasında rengin politik belirlenimi üzerinde durulmaktadır. Sadece rengin siyahi beden üzerinde politikleştirilmesi değil; yaşanılan dünya ve coğrafyanın öteki yerlerinde de farklı renk sembolizması nedeniyle politik durumlar ve statüler de mevcuttur. Politik renk durumuyla ilgili bir çalışmanın yapılmamış oluşu bizi bu konu üzerinde durmaya ve rengin politikası üzerinde çalışmaya yöneltmiştir.

Cihan Durak Korkmaz
Batman University · Institute of Graduate Studies
2023
10
Master'sOpen AccessTR

Resim sanatında mitolojik kadın tasvirleri

Bu tez, resim sanatında mitolojik kadın tasvirlerinin tarih boyunca nasıl şekillendiğini ve evrimleştiğini incelemeyi amaçlamaktadır. Mitolojik kadınlar, antik dönemlerden günümüze kadar sanatçılar için zengin bir ilham kaynağı olmuşlardır. Bu tez, sanatçıların mitolojik kadınları nasıl temsil ettiklerini, neden bu motiflere ilgi duyduklarını ve kadın figürlerinin zaman içindeki değişen rolünü araştırmaktadır. Çalışma, mitolojik kadınların temsillerinin estetik, kültürel ve toplumsal açılardan nasıl etkilendiğini anlamak için disiplinlerarası bir yaklaşım benimsemektedir. Sanat eserlerindeki mitolojik kadın figürleri, mitlerin kendisi kadar, sanatçının dönemi, kişisel deneyimleri ve toplumsal normları da yansıtmaktadır. Bu tez, mitolojik kadın figürlerinin klasik sanat, Rönesans, Barok, Romantizm, ve modern sanat gibi dönemlerde nasıl farklılaştığını ele alacaktır. Ayrıca, tez, mitolojik kadın figürlerinin toplumsal cinsiyet rollerini nasıl yansıttığı ve bu temsillerin kadınların güçlenmesi ve özgürleşmesi üzerindeki etkisini de inceler. Kadın sanatçıların kendi bakış açılarıyla mitolojik kadınları nasıl resmettiği, bu figürlerin feminist sanatta nasıl dönüştüğü ve kadın sanatçıların mitolojiyi kendi söylemlerine nasıl entegre ettikleri de araştırmanın odak noktalarından biridir. Sonuç olarak, bu tez, resim sanatında mitolojik kadın tasvirlerinin sanatsal evrimini ve toplumsal anlamlarını açığa çıkararak, mitoloji ve sanatın birbirleriyle nasıl etkileşime girdiğini vurgulamaktadır. Mitolojik kadın figürleri, sanatın daimi bir kaynağı olmaya devam etmektedir ve bu tez, bu önemli figürlerin sanatın evrensel dilindeki yerini anlamamıza katkı sağlayacaktır.

KadınTanrıça
Devrim Aslan
Batman University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çağdaş sanattan deforme bedene engelli bireylerin sanat eserlerine yansıması

İnsanlık tarihi boyunca engellilik gibi yaşamın merkezinde konumlandırılmayan, toplum perspektifinin dışında bırakılan ve görsel kültür içinde öznellikleri temsil edilmeyen durumlar, ışık tutulması gereken bir konu olmuştur. Sanat gibi duygusal zekânın yoğunca hissedildiği alanda, toplumun görmezden geldiği bu konu üzerinde durularak engelliler zamanla birer özne haline getirilmişlerdir. Bu açıdan sanatçılar; insanlığın belleğinde duygu ve görsel imajlar arasında çağrışım yaratarak çirkinliği, acıyı, kötülüğü iletmek, göstermek ve engellilik hakkındaki stereotipleri güçlendirmek için engelli bireyleri kullanmışlardır. Bu tezde kavramsal olarak gerçek anlamıyla zihinsel engellilik konuları ele alınmaktadır. Bu kavramların sanata yansıtılma biçimleri tasvir edilmiş ve resim sanatında var olduğu perspektifler üzerinde durulmuştur. Burada genel olarak “kusursuz beden”, normatif beden olarak gösterilmektedir. Anormal-deforme beden kavramı ise bedenin biçim bozukluğundan dolayı eylem kapasitesinin kısıtlanması olarak görülmektedir. Bu karşılaştırmalardan yola çıkarak sanat tarihindeki etkilerinin de bulunduğu çalışmalara ve tarihsel temsillerinin neler olduğuna yer verilmiştir. Engelli bireyler farklı sanatçılar tarafından ne şekilde ve ne kadar yer aldığı ele alınmıştır. Sakatlık kavramının tarih boyunca farklı dönemlerde hangi farklı bakış açılarına maruz kaldığı kültürel ve politik açıdan değerlendirilmiş olup dışlayıcılığın, ayrımcılığın söz konusu olması problemine engelli bireyler görsel kültürdeki temsilleri üzerinden yaklaşılmıştır. Bu temsillerin sanat ve kültür alanında nasıl etki ve tepki yarattığı üzerinde durulmuştur.

Çağdaş Sanat
Hicret Ayaz İpek
Batman University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Resim sanatında depresyon belirtileri "anhedoni, sessizlik, acı, keder, çöküntü" temalı resimler

Bu çalışma Batman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Resim Anasanat Dalı' nda Yüksek Lisans tezi olarak hazırlanmıştır. Bu çalışmada depresyon başlığı adı altında sanatçılar ve çalışmaları araştırılarak, depresyonun sanata kattığı yaratıcılık boyutu incelenmiş olup, sanatçıların hayat hikâyelerinden derlemeler yapılmıştır. Sanatın depresif boyutu, hayata yansımaları, karşılaşılan birtakım güçlüklerle başa çıkmaya çalışan sanatçıların yaşamları ve bu yaşantıların sonucunda eserlerine kattıkları ruhsal travmalar her zaman söz konusu olmuştur. Sanatçıların bu durum karşısındaki mutsuzluk, umutsuzluk, karamsarlık, yalnızlık, elem, yaşantıdan keyif alamama hatta intihar girişimine kadar birçok semptomlarla karşılaşmaları bu araştırmanın çekirdeğini oluşturmaktadır. Bu doğrultuda tezin ilk bölümünde depresyonun tanımı, psikodinamiği üzerinde durulmuş, psikanalitik bakış açısıyla birçok farklı görüşe değinilmiş ve depresyonun çıkış noktası, ruhsal sorunlar ve bu ruhsal sorunlara neden olan durumlar açıklanmıştır. İkinci bölümde ise depresyon ve sanat başlığı adı altında sanatçıların içsel dünyalarında kendi benlikleriyle olan mücadelesi ve yaşadıkları travmatik durumların doğrudan ya da dolaylı bir şekilde eserlerine nasıl yansıdığı üzerinde durulmuştur. Ayrıca çocuk yaşta büyük sorunlarla karşılaşan ünlü düşünürlerden, yazarlardan, besteci, şairlerden, heykeltraş ve ressamlardan örnekler verilerek anhedoni, acı, keder, çöküntü konularına değinen sanatçıların eserleri incelenmiş ve bu çalışmalarla bağlantılı olarak yaşam öyküleri hakkında bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde ise sanat ve depresyon bağlamında, psikiyatri servisinde yatan hastalarla yapılmış olan uygulamalı sanat eğitimi deneyimlenerek ortaya konulmuş ve bu hastaların resim yaptıklarında nasıl bir ruh hali içerisinde oldukları gözlenmiştir. Son bölümde ise araştırmacının konuya ilişkin resimleri ve bu resimlerin analizleri yer almaktadır.

İlknur Beyaztaş
Batman University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Feminizmden post-hümanizme bedenin sürüklenişi

Kadın geçmişten günümüze bazen doğurganlığı temsil etmiş, bazen bir cadı olarak atfedilmiş ve her şekilde biyolojik ve toplumsal olarak ötekileştirilmiştir. Ataerkil düzen içerisinde kimlik karmaşası yaşarken ve bununla savaşırken, toplumsal cinsiyet rollerine bürünerek, evin en rütbeli kölesi haline gelmiştir. Feminizmin ortaya çıkışından itibaren kadınların kendi bedenleri, kendi hakları üzerinde çeşitli iddiaları olmuş ve bunlara erişebilmek adına büyük çaba sarf edilmiştir. Sanat tarihinin başlangıcından bu yana kadın bedeni sanatın en önemli konularından biri olarak beyaz- erkek sanatçının tuvallerini süslemiş ve izleyicilerin fetiş nesnesi olmaktan öteye gidememiştir. Ancak bazı sanatçılarda kendi bedenlerini eserlerinin hem öznesi hem de nesnesi olarak ortaya koyarak bu durumu yadsıdıklarını vurgulamışlardır. Bu bağlamda farklı sanatçıların eserlerinde kendi bedenlerini sanatın öznesi olarak kullanmaları, feminist eleştiri bağlamında değerlendirilirken bunun yanında yakın geçmişte akademik çerçevede ele alınan ve önemi gittikçe artan post-hümanizm olgusu ile bedenin dönüşüm süreci ve sanat üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Donna Haraway’ın, bedenin kendi sınırlarını aşmasını olağan kılan siborg figürü, toplumsal cinsiyetin ortadan kalkmasına ve kadınlar açısından eril tahakkümden kurtulma imkânına dönüşmektedir. Kadın ve siborg figürünün arasındaki sınır ortadan kalkınca cinsiyetsiz bir toplum oluşmaktadır. Geçmişteki beden algısının yanında gelecekte oluşabilecek cinsiyetsiz toplum şeklinin kadın açısından önemi üzerinde durulmaktadır. Feminizm ve Post-hümanizm bağlamında bedenin sanattaki yeri çeşitli sanatçıların eserleri üzerinden ele alınarak tez kapsamında üretilen sanat çalışmaları ile desteklenerek değerlendirilmektedir.

Münibe Alay
Batman University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sanatta çileli beden metaforu

Bu çalışmada, insanoğlunun varoluş serüveninde kendi bedenine yönelik eleştirel ve protest dilin, sanat literatüründe nasıl ve ne şekilde yer aldığı sorunsalı üzerinde durulmuş vebir anlatım dili oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu anlatım dilinin “çile metaforu” kullanılarak bir dönüşüm ve değişimeuğrama hali, çeşitli örneklerle tartışmaya açılmış ve yeni önermeler ortaya konulmuştur. Bu doğrultuda; Çalışmanın ikinci bölümünde “Sanatta Beden ve Çileli Beden”başlığı altında vebu iki kavramın kendi aralarındaki etkileşim ve çatışma noktalarına açıklık getirilmiş, sanat tarihsel ve felsefi kaynaklar zemininde tartışmaya açılmıştır. Böylece “çileli beden” kavramıçarpıcı ve protest örneklerlebu bölümün temelyapı taşını oluşturmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise“metafor” kavramı üzerinde durularak “çileli bedenle” arasındaki ilişki ortaya konulmuş,Ortaçağ kilise öğretilerinden, Rönesans eserlerine,aydınlanma düşüncesinden, modernist fikir ve yaklaşımlara kadar olan örneklerden bir yelpaze oluşturulmaya çalışılmıştır. Ayrıca bu bölümde modernizm ve post-modernizm kavramlarının yol açtığı kaos ortamına değinilmiş, teknolojik gelişmeler ve yeni tüketim modelleriyle birlikte yeniden inşa edilen “beden” kavramı irdelenmiştir.Çalışmanın dürdüncü bölümünde ise Foucault ve Bourdieu’nun beden kavramına yönelik fikirlerine yer verilmiş, bedene yönelik bilinçaltımıza kazınmışolan olumsuz öğretiler ve düşünce sistematiği üzerinde durularak yeni sanatsal eğilimlerden bahsedilmiştir. Ayrıca 2000’li yıllardan sonra küreselleşmenin etkisiylesansasyonel algı oluşturmayayönelik gösteriler vesanathareketleri de bu bölüm çatısı altında toplanmıştır. Son olarak çalışmanın beşinci bölümünde ise konuya ilişkin yapılmış olan görsel çalışmalara ve kavramsal açıklamalarınayer verilmiştir.

Leyla Güç
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ölümsüzlük arzusu perspektifinden posthümanizm ve sanat eserlerine yansımaları

İnsanlık her zaman varoluşunu tehdit eden sınırlılıklardan kurtulmak istemiştir. İnsanlığın sınırlarını aşma konusundaki en büyük arzusu ölümsüzlüktür. İnsanların bir gün öleceğini bilmesi ve ölümden sonra da ne olduğunun bilinmemesi, insanlığın ölümsüzlük peşine düşmesinin en büyük nedenlerindendir. İlk insandan, günümüze kadar devam eden ölümsüzlüğü arama serüveni; geçmişte mitolojilere, kutsal din ve inançlara, filozofların ruh üzerindeki düşüncelerine konu olmuşken, günümüzde hızla gelişen teknolojinin etkisiyle, insanlığın ölümsüzlük arayışı tekrar filizlenmiş ve bu arzunun bilim ve teknolojiyle aşılabileceğine inanılan, transhümanizm ve posthümanizm gibi düşünceler ortaya çıkmıştır. Transhümanist ve posthümanist filozofların çoğu, ölümsüz bir insan türü arzulamaktadır. İnsan bilincinin aktarıldığı süper bilgisayarlar, süper yapay zekâlar, dijital bedenler, simülasyonlar, sanal gerçeklikler, insansı robotlar, biyoteknoloji, nanoteknoloji ve daha niceleri insanlığın ölümsüzlük arzusunu besleyen araçlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu araçlardan beslenen sanatçılar farklı türde sanat eserleri ortaya koymaktadır. Posthümanizm ve transhümanizm düşüncesini benimseyen sanatçılar, hem ölümsüzlük arayışının şekillendirme yollarını yaratıcı bir şekilde keşfetmede hem de bilimsel bulguları arzu edilebilir hatta erişilebilir hale getirecek şekilde halka aktarmada önemli bir rol oynar. Tezimiz geçmişte; mitolojilerin, kutsal din ve inançların etkisiyle meydana gelen ve ölümsüzlük arzusu teması taşıyan sanat eserlerine değinecek olup, günümüzde transhümanizm ve posthümanizm ile alevlenen ölümsüzlük arayışının, sanat eserlerine ne şekilde yansıdığına ilişkin düşünce ve görüşlere yer vermektedir.

Veysel Şimşek
Batman University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Resim sanatında özgürlük ve kölelik teması

Tarih boyunca insanlığın her döneminde farklı şekillerde görülen kölelik sistemi, insan onurunun hiçe sayıldığı bir uygulamadır. İlk çağlarda daha çok bedensel olarak görülen kölelik, modernizmle birlikte hem bedensel hem duygusal hem de zihinsel bir şekil almıştır. Medeniyet tarihinde kölelik uygulamalarına her zaman şahit olunmuş ve buna karşı özgürlük fikri gelişmiştir. Antik Çağ’dan bugüne birçok düşünür ve filozof özgürlük fikrini yorumlamış ve geliştirmiştir. Bedensel, duygusal ve zihinsel köleliğe karşı çeşitli görüşler öne sürülmüş, özgürlüğün önemi ve sınırları tespit edilmeye çalışılmıştır. Özgürlük fikrinin gelişmesinde sadece düşünürler değil aynı zamanda sanatçılar da emek sarf etmiştir. Birçok sanat dalında olduğu gibi özgürlük ve kölelik temaları, resim alanında da yer bulmuştur. Her dönem var olan bu temalar eserlere de yansımıştır. Bu çalışmada öncelikle sanat ve sanatçının önemi vurgulanmıştır. İkinci bölümde özgürlük kavramı incelenmiş ve bu kavramın çeşitli tanımlarına yer verilmiştir. Tarih boyunca özgürlük kavramına dair yapılan yorum ve değerlendirmelere kısa bir şekilde değinilmiştir. Özellikle filozof ve düşünürlerin bu konudaki fikirleri özetlenmiştir. Çalışmanın sonraki bölümünde ise kölelik kavramı incelenmiştir. Bu kavramın da çeşitli disiplinlere göre tanım ve yorumlarına yer verilmiştir. Kölelik uygulamalarının neden olduğu hazin durumlar, Sarah Baartman’ın yaşamından yola çıkılarak anlatılmaya çalışılmıştır. Aynı şekilde Epiktetos örneği de verilmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümünde, modern zamanda insanlar için önemli bir sorun olan zihinsel kölelik üzerine tespitler ve değerlendirmeler yapılmıştır. Modernizmin insan yaşamına nasıl hükmettiği ve insanları nasıl tutsak hâline getirdiği gösterilmiştir. Bireylerin yeterince farkında olamadığı bu kölelik şekli, izah edilmeye çalışılmıştır. Bir sonraki bölümde kölelik ve özgürlük temalarının resim sanatına ne şekilde yansıdığı incelenmiştir. Birçok ressamın eserlerinden örnekler seçilmiş ve yorumlanmıştır. Her resmin muhtevası açıklanmaya çalışılmıştır. Altıncı bölümde sanatçının konuya ilişkin kişisel çalışmalarına yer verilmiştir. Özellikle zihinsel köleliğin vurgulandığı bu eserlerde insanlarda farkındalık oluşturma hedeflenmiştir. Çalışmanın son bölümünde, kölelik ve özgürlük temalarına ve bunların resim sanatındaki yerine ilişkin tespitler ve değerlendirmeler yapılmıştır. Ayrıca insani önem taşıyan bu hususlara dair önerilerde bulunulmuştur.

Resim Sanatı
Bircan Ülkaç
Batman University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Gerçekliğin yeni algısı, gerçeklik ve deepfake ilişkisinin sanatsal kuramlar bağlamında değerlendirilmesi

Modern toplumların ortaya çıkmasındaki en önemli etken sanayileşme ve beraberinde gelişen teknolojidir. Endüstri devriminin dünyada hızla makineleşmeye doğru ilerlemenin önünü açması, teknolojinin hayatın vazgeçilmez bir unsuru haline gelmesini zorunlu kılmıştır. Bu teknolojik gelişmeler, bilgisayarın gündelik yaşamımızda yer almasını sağlamış ve yaşamın her alanında kolaylaştırıcı bir etki yaratmıştır. Hayatı kolaylaştırıcı bağlamında ortaya çıkan yapay zekâ tarafından üretilen görüntülerin, videoların, resimlerin ve sesin kesiştiği noktada yeni bir kavram olarak “Deepfake” karşımıza çıkıyor. “Deep Learning’’ ve ‘’Fake’’ terimlerinin birleşmesinden ortaya çıkan ve Türkçe karşılığı “derin sahte’’ olan “Deepfake’’, kötü amaçlı kullanılmaya uygun olabildiği durumların yanı sıra, sanat gibi alanlarda fayda sağlayabilecek çalışmalar olarak görünüyor. Tarih boyunca sanat; çağın gelişmişlik düzeyine, toplumsal yargılarına, üreticisinin kişilik ve ruhsal durumuna göre şekillenip ortaya çıkmıştır. Siyasal, kültürel, dini, ekonomik ve teknolojik gelişmelerle birlikte sanat ve gerçeklik ilişkisi de sürekli olarak değişkenlik göstermiştir. Sanatçı, çağın değişen gerçeklikleri ile bilim ve teknolojideki gelişmelerle birlikte ürettiği eserinde, gerçekliğe yönelik sorgulama yapmaktadır. Sanatçı ürettiğiyle kendi ruhsal dünyasını oluşturmaya başlaması insanın en büyük realitesiydi. Bu realite insan tarafından üretilen teknoloji ve sanattı. Bu çalışmada öncelikle “gerçeklik” kavramı ve bilgisayar tarafından üretilen sanat eserleri ile bu eserlerin ortaya koyduğu yeni gerçeklik olgusu üzerine yoğunlaşmıştır. İkinci bölümünde gerçeklik kavramı incelenmiş ve bu kavramın çeşitli tanımlarına yer verilerek gerçekliğin yeni algısı, ‘gerçeklik’ ve ‘sanat’ ilişkisinin sanatsal kuramlar bağlamında tespitlerinin yapılarak farklı bir bakış açısıyla değerlendirilmeleri yapılmıştır. İkinci bölümde Yapay Zekâ’ın tanımı ve zaman içinde gelişimiyle birlikte ortaya çıkan Makine öğrenimi destekli çalışmalar ile Dijital Sanat Kavramı incelenmiştir. Üçüncü bölümde deepfake teknolojisi ile üretilen sanat eserlerinin gerçekliğe nasıl bir müdahalede bulunduğu, sanat yapıcı, sanatçı ve izleyici bağlamında ortaya çıkan ‘deepfake’(derin sahte) olgusu karşısında derin sahtenin gerçek hayattan ve sahte gerçeklikten ayrılıp ayrılamadığı üzerinde değerlendirmeler yapılmıştır.Dördüncü bölümde sanatçının konuya ilişkin kişisel çalışmalarına yer verilmiştir. Çalışmanın son bölümünde, Gerçeklik kavramı ve bilgisayar tarafından üretilen sanat eserleri ile bu eserlerin ortaya koyduğu yeni gerçeklik olgusuna ilişkin tespitler ve değerlendirmeler yapılmıştır.

Ejder Demirel
Batman University · Institute of Graduate Studies
2023
00

Other supervisors