Theses supervised by Prof. Dr. Ali Ceylan

20 theses · Dicle University

DoctorateOpen AccessTR

Bir kamu üniversitesinde yabancı uyruklu öğrencilerin karşılaştığı sorunların, kaygı düzeylerinin ve dijital sağlık okuryazarlığının değerlendirilmesi ve yerel öğrencilerle karşılaştırılması

Amaç: Uluslararası öğrencilerin karşılaştıkları sorunların, maruz kaldıkları olumsuz durumların, bu durumlar karşısındaki kaygı, depresyon düzeyleri ve dijital sağlık okuryazarlığı düzeylerinin yerel öğrencilerle karşılaştırılarak incelenmesi. Gereç ve Yöntem: Çalışma 2023-2024 öğretim yılında bir kamu üniversitesinde öğrenim gören %50,8'i yerel, %49,2'si uluslararası toplam 784 öğrenci ile yapıldı. Öğrencilerin depresyon, sürekli kaygı düzeyleri ve dijital sağlık okuryazarlığı düzeylerini değerlendirmek için Beck Depresyon Ölçeği (DBÖ), Sürekli Kaygı Ölçeği (SKÖ) ve Elektronik Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (E-SAĞLIK-Ö) uygulandı. İstatistik analizde ikili gruplarda; Sample T-Testi, ikiden fazla karşılaştırmalarda ANOVA testi kullanıldı. Bulgular : Uluslararası öğrencilerin BDÖ puan ortalamaları (X=19,64±11,95) yerel öğrencilerin BDÖ puan ortalamalarına (X=14,28±10,15) göre anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0.05). SKÖ puan ortalamalarına göre uluslararası öğrenciler anlamlı düzeyde daha kaygılı (p<0.05) idi. E-SAĞLIK-Ö puan ortalamalarına göre yerli öğrencilerin E-SAĞLIK-Ö puan ortalamaları uluslararası öğrencilerin E-SAĞLIK-Ö puan ortalamalarından daha yüksekti ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p<0,05). Sonuç: Çalışmaya katılımcı uluslararası öğrencilerin çok büyük bir kısmı Suriye uyruklu idi ve uluslararası öğrencilerin depresyon ve kaygı düzeyleri yerli öğrencilere göre yüksek ve anlamlı bulundu. Kadın öğrenciler erker öğrencilere göre daha kaygılı, yerel öğrenciler uluslararası öğrencilere göre daha yüksek dijital sağlık okuryazarlığına sahipti.

Alev Başaran
Dicle University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyathane çalışanlarının mesleki riskleri ve oksidan-antioksidan parametrelerin araştırılması: Üniversite hastanesi örneği

Amaç: Ameliyathane çalışanlarının maruz kaldığı risk ve tehlikeleri belirlemek; iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı kapsamında yapılan genel tarama testleri ile kan oksidatif stres düzeylerini değerlendirerek olası sağlık etkilerini ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel ve tanımlayıcı tipteki bu çalışma üç aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk aşamada, çalışanların kan serumlarında total oksidan kapasite, total antioksidan kapasite, iskemi modifiye albümin, 8-hidroksi-deoksiguanozin ve malondialdehit düzeyleri ölçülmüştür. İkinci aşamada, yüz yüze anket uygulamasıyla işyeri riskleri belirlenmiş; üçüncü aşamada ise, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı kapsamında yapılan yıllık tarama testleri değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılanların %43,3'ü (n=39) anestezi teknikeri, %30'u (n=27) ameliyathane hemşiresi, %15,6'sı (n=14) post-op hemşiresi, %11,1'i (n=10) ameliyathane teknikeri olarak görev yapmaktadır (n=90). Meslekte ve ameliyathanede çalışma süreleri 14,58±6,65 yıl ve 12,26±5,97 yıl olarak saptanmıştır. Katılımcıların anket formuna verdikleri cevaplara göre mesleki risk ve sağlık yakınmaları; yoğun iş yükü %97,8(88), kan ve vücut sıvıları temas %96,7(87), kimyasallara maruziyet %94,4(85), kronik yorgunluk %77,8(70), stres-anksiyete %90(81) ve unutkanlık %63,3(57) olarak saptanmıştır. Genel tarama testleri değerlendirildiğinde; Anti Hbs %4,4(4), hemoglobin %20(18) ve hematokrit %16(14) düzeyinin referans değerden düşük çıktığı saptanmıştır. Erkek katılımcılarda iskemi modifiye albümin ve total antioksidan kapasite ortalamalarının kadın çalışanlara kıyasla daha yüksek olduğu saptandı. Oksidatif stres indeks değeri ise erkek çalışanlarda kadın çalışanlarla kıyaslandığında daha düşük olduğu saptandı. Sonuç: Ameliyathane çalışanlarının yarıdan fazlası, fiziksel ve kimyasal risklere maruz kaldığını belirtmiştir. Sağlık yakınmaları olarak stres-anksiyete, yorgunluk ve ergonomik sorunlar öne çıkmaktadır. Elde edilen bulgular bireysel değil, yapısal düzeyde iyileştirmelere ihtiyaç duyulduğunu ve ameliyathane ortamının iş sağlığı ve güvenliği ile mevzuata uygun hale getirilmesi gerektiğini göstermektedir.

Mehmet Ali Yıldırım
Dicle University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de farklı etnisiteye sahip kadınların aile içi şiddet yönünden incelenmesi

Amaç: Bu çalışma Türkiye'nin farklı bölgelerinde yaşayan ve farklı etnisiteye sahip kadınların aile içi şiddet yönünden incelenmesi, bölgesel ve etnik farklılıkların belirlenmesi amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Bu tanımlayıcı, kesitsel çalışma için bir anket formu hazırlandı. Bu anket Sosyo-demografik değişkenler ile beraber, "Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Tarama Formu"ndan oluşmaktadır. Batman, Diyarbakır, İstanbul, Konya ve Mardin illerinde, herhangi bir nedenle aile sağlığı merkezine başvurmuş 15 yaşından büyük kadınlar ile yüz yüze görüşüldü. Araştırma verilerinin istatistiksel değerlendirmesinde SPSS 15.0 for windows istatistik paket programı kullanıldı. Ölçümsel değişkenler ortalama ± standart sapma (SD) ile kategorik değişkenler sayı ve yüzde (%) ile sunuldu. Nitel değişkenlerin gruplar arası karşılaştırılmasında ki-kare (χ2) analizi kullanıldı. Tüm değişkenler için p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Toplam 783 kadın ile görüşüldü. "Kendinizi hangi etnik kökene ait hissediyorsunuz?" sorusuna katılımcıların %40,6'sı Kürt, %40,1'i Türk, %10,7'si Arap ve %8,6'sı diğer cevabını verdi. Kadınların son bir yıl içinde karşılaştıkları aile içi şiddet oranları incelendiğinde; genel olarak şiddete maruz kadınlar %32,8 oranında idi. Şiddet riski altında olan kadınların oranı ise %21,5 olarak hesaplandı. Ankete katılanlar arasında etnik kökenine bakıldığında Araplarda (%40,5) ve iller kendi arasında değerlendirildiğinde İstanbul'da (%50,0) yaşayanlarda şiddet oranları yüksek olup istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Sonuç: Ülkemizin hem doğusunda hem batısında, farklı etnik kökene sahip olan bütün kadınlar şiddetle karşılaşmaktadır. Şiddet her kadının başına gelebileceği için, her ne sebeple olursa olsun sağlık kuruluşlarına başvuran bütün kadınların "aile içi şiddet" açısından taranması bu konudaki farkındalığı artıracaktır.

Aile hekimliğiAile içi şiddetEtnik gruplar+4
Özgür Erdem
Dicle University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Gestasyonel diyabet tanısı alan gebelerin beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı gestasyonel diyabet tanısı alan gebelerin beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırma kesitsel ve tanımlayıcıdır. Mayıs - Aralık 2021 tarihleri arasında Nusaybin Devlet Hastanesi Kadın Doğum Polikliniklerinde gebeliğin 24-28. haftalarında oral glukoz tolerans testi (OGTT) istenen 473 gebeden 92 gebe gestasyonel diyabet (GDM) tanısı almıştır. Çalışma GDM tanısı aldıktan sonra Beslenme ve Diyet Polikliniğine başvuran, çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 56 gebe ile yürütüldü. Gebelerin sosyo-demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları ile besin tüketim sıklığının olduğu anket yüz yüze görüşme yapılarak araştırmacı tarafından dolduruldu. Araştırma kapsamında elde edilen veriler SPSS programıyla değerlendirildi. Veri analizinde ki kare ve fisher exact testi kullanıldı ve anlamlılık değeri p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Gebelerin gebelik öncesi BKİ ortalamaları 27,67±4,82 kg/m², gebelik esnasındaki BKİ ortalamaları ise 30,17±4,91 kg/m² bulunmuştur. Gebelerin gebelik başındaki BKİ durumuna göre beslenme düzenlerindeki tavuk, kurubaklagil, şeker ve şekerli ürün tüketimlerindeki değişiklikler arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). Sütlü tatlı tüketimi ile GDM öyküsü arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p<0,005). Gebelerin bir günlük besin tüketim kaydına göre aldıkları ortalama CHO 197,0±71,7 gr, lif 21,6±7,1 gr ve protein 65,7±22,1 gr olarak bulundu. Sonuç: Gebelik öncesi BKİ, yetersiz beslenme alışkanlıkları gibi değiştirilebilir risk faktörlerinin azaltılması ve gebelikte önerilen miktarda besin öğelerini içeren bir beslenme planının uygulanması GDM'nin önlenmesinde önemli katkılar sağlayabilir.

Tuğba Tekin
Dicle University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bireylerde diyet tedavisi ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Amaç: Araştırmamız Derik Devlet Hastanesi Diyet polikliniğe gelen 18-64 yaş arası 200 gönüllü katılımcıya, bireye özel diyet programlarının yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bireylere diyet tedavisi öncesinde genel soruların, antropometrik ölçümlerin ve WHOQOL-Bref yaşam kalite ölçeğinin olduğu bir anket uygulanmıştır.2 aylık tedavi sonucunda aynı anket bir kez daha uygulanıp diyet tedavisi öncesi ve sonrası Beden kitle indeksi (BKİ) ve yaşam kalite puanları aralarındaki ilişki hem boyutsal olarak ortalama puanlarla hem de toplam yaşam kalitesi puan ortalaması olarak değerlendirilmiştir. Boyutlar 100 puan üzerinden, toplam yaşam kalite puanı 400 puan üzerinden değerlendirilmiştir. Bulgular: Bireylerin hem cinsiyete göre dağılıma bakıldığında hem de toplam duruma bakıldığında BKİ düzeyinde ve yaşam kalite puanları üzerinde değişiklikler saptanmıştır. Kadın bireylerin tedavi öncesi BKİ düzeyi 29,4 iken 26,3'e düşmüştür. Erkek bireylerin BKİ düzeyi 26,9 iken 25,3'e düşmüştür. Ortalama BKİ düzeyi ise 28,3'den 25,9'a düşmüştür. Yaşam kalite puanları ise genel durumda boyutsal olarak sırasıyla bedensel alan puan artışı 14,9; sosyal alan puan artışı 10,58: ruhsal alan puan artışı 16,9;çevresl alan puan artışı 3,6 puan artışı şeklinde olmuştur. Toplam yaşam kalite puan ortalaması ise 45,6 olarak tespit edilmiştir. Sonuç: Araştırmamızda boyutsal olarak en çok ruhsal alanda en az çevresel alan da artış olmuştur. Çalışma sonunda diyet tedavisisin yaşam kalitesini arttırdığı sonucuna varılmıştır. Toplumların yaşam kalitesinin arttırılmasında diyet tedavisinin önemini topluma ve bireylere kavratması halk sağlığının temel strateji hedeflerinden biridir. Anahtar Sözcükler: Diyet tedavisi, yaşam kalitesi, WHOQOL-Bref, BKİ, toplum

Zeynep Keskin
Dicle University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyarbakır il merkezinde hava kalitesi ölçümleri ve meteorolojik veriler ile hastane polikliniklerine yapılan başvurular arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada amacımız 2019 yılında Diyarbakır il merkezindeki meteorolojik ölçümler, hava kalitesi ölçümleri ve aynı yıl içinde solunum sistemi ve kardiyovasküler sistem hastalıkları nedeniyle hastanelere yapılan başvuru sayılarının birbiriyle ilişkili olup olmadığını incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve korelasyonel tiptedir. PM10 ve SO2 ölçüm sonuçları T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın havaizleme.gov.tr internet sitesinden alınmıştır. Meteorolojik parametrelerin ölçüm sonuçları Çevre, Şehircilik Ve İklim Değişikliği Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğü 15. Bölge Müdürlüğü'nden talep edilmiştir. Diyarbakır il merkezindeki 4 kamu hastanesinin kayıtlarından ilgili ICD-10 tanı kodlarını almış başvuru sayıları belirlenerek araştırmaya dahil edilmiştir. Hastane başvuru sayıları, hava kalitesi parametreleri ve meteorolojik parametreler arasındaki ilişkiyi belirlemek için korelasyon analizleri yapılmıştır. Bulgular: KOAH, astım ve akut miyokard infarktüsü nedeniyle hastanelere yapılmış başvuru sayıları ile SO2 ölçümleri arasında pozitif yönde ilişki bulunurken, PM10 ile hastalık başvuru sayıları arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Solunum ve kardiyovasküler sistem hastalıkları nedenli hastane başvuruları ile ortalama basınç ve bağıl nem arasında pozitif, ortalama sıcaklık ile negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edildi. KOAH ve astım nedenli hastane başvuru sayıları ile ortalama rüzgar hızı arasındaki ilişki negatif yönde ve anlamlıydı. SO2 ile ortalama basınç arasında pozitif, ortalama rüzgar hızı ve sıcaklık arasında negatif yönlü korelasyon saptandı. Sonuç: SO2 ölçümlerinin aylık ortalaması ile KOAH, astım ve akut miyokard infarktüsü tanısıyla yapılan hastane başvurularının aylık ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyonel ilişki saptanmıştır Anahtar kelimeler: PM10, SO2, hastane başvuruları, meteoroloji

DiyarbakırHasta başvurusuHava kalitesi+3
Cihan Oruç
Dicle University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyarbakır ili Kayapınar ilçesi Gaziler 1 nolu Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 19 yaş ve üzeri kişilerde obezite sıklığı, risk faktörleri ve obezite eğitimi sonrası yaşam tarzı değişikliklerinin incelenmesi

Obezite günümüzde bir halk sağlığı sorunu haline gelmiş olup, ciddi sosyal ve psikolojik boyutlara sahip, neredeyse tüm yaş ve sosyo-ekonomik grupları etkileyen, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeleri tehtid eden karmaşık bir hastalıktır. Kesitsel ve müdahale tipinde olan bu araştırmamız Diyarbakır ilinin Kayapınar ilçesi Gaziler semti 1 nolu Aile Sağlığı Mekezi' ne (ASM) bağlı 19 yaş ve üzeri yetişkinlerde yapılmıştır. Çalışmaya 350 kişi katılmış olup katılanlarda obezite sıklığı, obeziteyi artıran faktörler ve verilen eğitim sonrası beslenme ve yaşam tarzlarında değişim olup olmadığını saptamak amaçlanmıştır. Katılımcılara yüz yüze görüşme tekniği ile 45 sorudan oluşan bir anket uygulanmıştır. Katılımcıların boy, kilo, bel çevresi ve kalça çevresi ölçümü de yapılmıştır. Katılımcılarımızla yüz yüze ve birebir görüşülerek obezitenin zararları, yol açtığı sağlık komplikasyonları ve obeziteye yol açan sebepler konusunda bilgilendirme yapıldı. Kişiye anlatılan önerileri içeren yazılı bir broşür verilip, bir ay sonra beslenme ve yaşam tarzı değişikliği olup olmadığını saptamak için telefonla görüşülerek sorular soruldu. Araştırmaya katılan kişilerden erkekler % 47.4 idi. Yaş ortalaması 39.9 ± 15.5 idi. Erkeklerin % 34,3' ü , kadınların % 16,3' ü düzenli yürüyüş ve egzersiz yapıyordu. Katılımcıların % 42,6' sı şimdiye kadar herhangi bir yerden obezite ile ilgili bilgi almıştır. Katılımcılarımızın % 74' ü şişmanlığı hastalık olarak görmektedir. Katılımcılarımızdan % 13,2' si hipertansiyon, % 6,4' ü diyabet, % 4,4' ü iskemik kalp hastalığı olduğunu beyan etmiştir. Katılımcılarımızın bel çevresi değeri erkeklerde 94 altı olanlar % 44,6, kadınlarda bel çevresi 80 altı olanlar % 19,6 idi. Beden kitle indeksi (BKİ) ortalaması erkeklerde 26,1 ± 4,6, kadınlarda 28,6 ± 6,4 idi. Katılımcılarımızın % 4,3' ü zayıf, % 31,4'ü normal, %34,6' sı fazla kilolu, %20,3' ü obez, %9,4' ü morbid obez sınıfında idi. Obezite sıklığı cinsiyet, yaş, medeni durum, öğrenim durumu, iş durumu, günlük aktivite durumu, akrabalarında obezite varlığı, yemeklerde kullanılan yağ çeşidi, televizyon izleme sıklığı, hipertansiyon, diyabet ve iskemik kalp hastalığı varlığı ile istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p < 0,05). Günlük hayatta ulaşımı sağlama şekli, yemek yeme hızı, yemeklerde tercih edilen tuz seviyesi, zayıflama yöntemi kullanma durumu davranışlarında eğitimden sonra değişiklik saptanmış olup aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır. ( P ≤ 0,05) Araştırma bölgemizde obezite' nin önemli bir halk sağlığı problemi olduğu, katılımcılarımızın obezitenin yol açtığı sağlık komplikasyonları ve değiştirilmesi gereken beslenme ve yaşam tarzına sahip olduğu saptanmıştır. Obezit ile mücadelede koruyucu politikalara ağırlık verilmeli ve kadınlara pozitif ayrımcılık tanınmalıdır. Ayrıca sağlık eğitimlerine yoğunlaşılmalı, toplumun birçok kesimine yönelik uzun süreli etkin sağlık eğitimleri peryodik olarak verilmelidir. Anahtar sözcükler: Obezite, Eğitim, Beslenme

BeslenmeDiyarbakırHasta eğitimi+3
İsa Turan
Dicle University
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Madde bağımlısı bireylerin madde kullanımını sonlandırmaya yönelik çalışmalar; Batman örneği

Amaç: Madde kullanan kişilere ait verilerin incelenerek madde kullanımını etkileyen faktörlerin tespit edilmesi ve kullanıcıların madde kullanımını sonlandırma amacıyla yapılan çalışmaların sonuçlarının değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma tanımlayıcı tiptedir. Araştırma evrenini Madde Bağımlılığı İle Mücadele Alt Komisyonunun irtibata geçtiği, madde kullanan 263 kişi oluşturmaktadır. Komisyonda görevli 1 sosyolog ve 1 psikologla kişiler evlerinde ziyaret edilmiştir. Demografik özellikler ve madde kullanım durumunu içeren "Görüşme Bilgi Formu" kullanılarak kişiler ve aileleriyle görüşülüp, kişinin madde kullanımını sonlandırma süreci başlatılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan 263 kişinin % 95'i erkek, % 92'si bekardır. Katılımcıların yaş ortalaması 22'dir ve % 47'si ilköğretimi tamamlamamıştır. Katılımcıların % 77'si çalışmamaktadır ve % 51'inde ailenin gelir düzeyi 1000 liradan azdır. Madde kullanmaya başlama nedeni; katılımcıların % 79'unda arkadaş etkisidir. Katılımcılar ve aileleriyle yapılan görüşmeler sonucunda; madde kullanımını sonlandıran kişilerin oranı % 29,4 tedaviyi reddedenlerin oranı % 5,9 görüşmelerin devam ettiği kişilerin oranı % 52,9 ve diğer durumların oranı ise % 11,8 olarak bulunmuştur. Sonuç: Erkeklerde arkadaş etkisi, kadınlarda aile içi-kişisel sorunlar ilk sıradaki madde kullanımına başlama sebebidir. Evlilerde ve anne-baba birlikteliği olmayanlarda kullanılan madde türü sayısı daha fazladır. Gelir düzeyi arttıkça kullanılan madde türü sayısı artmaktadır. Erkeklerde, evlilerde ve anne-baba birlikteliği olmayanlarda maddenin kullanıldığı süre daha fazladır. Kadınlar erkeklere kıyasla komisyonla daha fazla sayıda görüşme yapmışlardır. Anahtar Sözcükler: Madde, bağımlılık, madde bağımlılığı, madde kullanımı, madde kullanım bozuklukları

BatmanBağımlılıkMadde bağımlılığı+3
Perver Yetiz
Dicle University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyarbakır çadır kentte yaşayan 15-49 yaş arası kadınların doğurganlık algısı hepatit B ve tetanoz antikor düzeylerinin araştırılması

Savaşlar ve zorunlu göçler; yüz binlerce insanın ölümüne, sakatlanmasına ve hastalanmasına yol açan, aynı zamanda ruhsal ve sosyoekonomik sorunları arttıran, temel sağlık hizmetlerini kesintiye uğratan durumlardır. Tüm olağan dışı durumlarda olduğu gibi bu durumda da özellikle üreme çağındaki kadınlar ve çocuklar en fazla risk altındaki gruplardır. Bu çalışmanın amacı iç savaş nedeniyle ülkemize göç eden ve çadır kentte yaşamakta olan Ezidi kadınların doğurganlık özelliklerini, doğurganlıklarını etkileyen faktörleri değerlendirmek, ayrıca Hepatit B ve Hepatit-C antikor düzeylerine bakılıp aşı gereksinimi olanları tespit etmektir. Tanımlayıcı tipte kesitsel olan bu çalışma Temmuz 2015- Şubat 2016 tarihleri arasında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine bağlı çadır kentte yapılmıştır. Çadır kentte 580 15-49 yaş evli kadın bulunmaktadır. Bunların %50'sine (290 kişi) ulaşmak hedeflenmiş olup 248 kişi araştırma kapsamına alınmıştır. Ezidilerin anadilleri Kürtçe olduğundan Kürtçe çevirisi yapılmış aydınlatılmış onam formları alındıktan sonra, yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak doğurganlık özellikleri ile ilgili 54 sorudan oluşan bir anket uygulanmıştır. Görüşme tamamlandıktan sonra seroprevalans çalışması için ankete katılan kadınların kanları alınmıştır. Çalışmaya katılan kadınların % 72,8'i okuryazar değildir. Kadınların ortalama; evlenme yaşı 17,8 ± 3,4, ilk doğum yaşı 19,4 ± 3,3, doğum sayıları 4,6 ± 3,2, yaşayan çocuk sayıları 4,1 ± 2,8 ve sahip olmak istedikleri çocuk sayısı 4,7±2,2 'dir. Aile planlaması yöntemleri ile ilgili bilgisi olanların oranı % 83,9 olup, şuan aile planlaması (AP) yöntemi kullananların oranı % 50dir. Kadınların %10,1'i (25 kişi) Türkiye ye geldikten sonra doğum yapmış ve bunların % 72'si doğum öncesi bakım, %40'ı (10 kişi) doğum sonrası sağlık bakım hizmeti almıştır. İlkokul bitirmemiş kadınların AP hakkında bilgisi ve AP yöntemi kullanma oranı ilkokul ve üstü bir okul bitirenlerden daha yüksek olup gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). Kadınların % 4,5'i geçirilmiş Hepatit B enfeksiyonuna bağlı bağışık, %15,5'i aşıya bağlı bağışık olup %80'i hepatit B enfeksiyonuna duyarlıdır. Çalışmada Hepatit C virüsü ile karşılaşan kişi bulunmamıştır. Sonuç; göç eden bireyler gittikleri ülkede öncelikli ve riskli grup olarak kabul edilmeli, sağlıklarının korunması ve geliştirilmesi için gerekli özen gösterilmelidir. Özellikle göç eden kadınlara sığındıkları ülkede oldukları sürece temel sağlık hizmetlerinin ücretsiz bir şekilde sunulması, sunulan hizmetlerin ve hizmetlere ulaşım ile ilgili bilgilerin bireylere kendi dillerinde aktarılması sağlanmadır. Hepatit B' ye duyarlılıkları oldukça yüksek olan bu grubun hepatit B ye karşı aşılanması hem eşlerin hem doğacak çocukların sağlığının korunması açısından oldukça önem arz etmektedir.

AntikorlarDiyarbakırDoğum aralığı+7
Zehra Kılınç Bulut
Dicle University
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Sağlık hizmetleri yöneticilerinin yönetim eğitim ihtiyaçlarının belirlenmesi; Diyarbakır örneği

Günümüzde sağlık hizmetlerinin yönetimi; sağlık kuruluşlarında insan kaynakları yönetimi ve finansal yönetimin yanı sıra bu kuruluşların mimarisi, laboratuvar, ameliyathane, dosyalama-arşiv, otelcilik, yeme-içme-temizlik-güvenlik, eczane hizmetlerinin yönetimi gibi geniş bir yelpazeye yayılmıştır. Sağlık kurumlarının büyüklüğü ve karmaşıklığı arttıkça bu yapıların yönetiminin daha kalifiye ve ihtisaslaşmış kişiler tarafından üstlenilmesi ihtiyacı 1900'lerin başlarından itibaren gündeme gelmeye başlamıştır. 1930'lardan sonra Amerika Birleşik Devletleri (A.B.D.) ve Avrupa'daki pek çok gelişmiş ülkelerde sağlık işletmelerinin yönetimi eğitim almış profesyonellerce icra edilmeye başlanmıştır. Ülkemizde Sağlıkta Dönüşüm Projesi (SDP) ile beraber sağlık kurumlarının yönetiminde profesyonel sağlık yöneticilerinin yer almasının benimsenmesine karşın hâlen sağlık yöneticiliği eğitimi almamış hekim ve hemşirelerin yönetimde etkinlikleri devam etmektedir. Çalışma Diyarbakır ilinde görev yapan sağlık hizmetleri yöneticilerinin genel ve sağlık yönetimleri üzerine yönetim eğitimi alma ve eğitim ihtiyaçlarının saptanması ve belirlenen ihtiyaca yönelik öneriler geliştirmeyi amaçlayan tanımlayıcı bir çalışmadır. Toplamda 149 yönetici araştırma kapsamına alınmıştır. Veriler SPSS 18 (statistical package for social sciences) programında değerlendirilmiştir. Yöneticilerin sadece % 22,2' si yöneticilik üzerine bir okuldan (İşletme-Kamu Yönetimi-Sağlık Yöneticiliği-İktisat) mezun olup, % 20,1' i yükseklisans eğitimi almıştır. Yöneticilerin % 73,2' si yöneticiliğin öğrenilebilir bir kavram olduğunu, % 81,9' u ise sağlık hizmetleri yöneticiliğini profesyonel bir meslek olarak gördüklerini ifade etmişlerdir. Yöneticilerin sadece % 97,3' ü yöneticilik görevi için yönetim eğitimine ihtiyaç olduğunu ifade etmişlerdir. Görevinizi devralacak kişilerde ne tür eğitim almalarını istersiniz sorusuna % 63,2' si 1. sırada doktora eğitimli olmalarını belirtmişlerdir. Yöneticilerin % 72,5' i görevlerini profesyonel sağlık yöneticilerine devretmede gönüllü olacaklarını, % 57' si ise tıp eğitimi almış hekimlerin yönetici olmalarını kaynak israfı olarak gördüklerini ifade etmişlerdir. Her 10 yöneticiden ancak 1' i kendilerini yönetici olarak görmekteydiler. 1-Yöneticilerin tamamına yakını sağlık hizmetleri yönetimini diğer yönetim türlerinden farklı olduğunu ve ayrıca yöneticilik görevi için de yönetim eğitimine ihtiyaç duyulduğunu, "yönetim eğitimi nasıl olmalıdır" sorusuna ise % 60' ı görev öncesi özel eğitim derken, % 29' u Lisans-Lisansüstü eğitim olmalı demişlerdir. 2-SB-Üniversiteler-STK ve Meslek Odaları sağlık yöneticiliği eğitimlerinin planlama ve uygulanmasında işbirliği içinde olmalıdırlar. 3-Sağlık yönetimi ve genel yönetim alanlarından Lisans/Lisansüstü/Doktora eğitim alan yönetici ve yönetici adaylarına yönetim kademelerinde yer verilmesi kurumların dönüşümü, başarısı ve dolayısı ile SDP' nin istenen düzeylere erişmesi için büyük önem arz etmektedir. 4-Her ilde o ilin sağlık kuruluşları ile üniversiteler arasında yapılacak protokollerle mevcut sağlık yöneticilerine, multidisipliner bakış açısı ile "sağlık yöneticiliği eğitimleri" verilebilir. Bu da bize mevcut sağlık yöneticilik kalitesini arttırma noktasında ilerleme sağlatacaktır. Anahtar Sözcükler: Sağlık Yönetimi, SDP, Sağlık Yönetimi Eğitimi, Genel Yönetim, Profesyonel Sağlık Yöneticiliği, Sağlık Bakanlığı

Mehmet Emin Kurt
Dicle University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Diyarbakır ilinde çocuklarda gözlenen brusellozun çapraz bulaş dinamiği ve izolatların filogenetik soyağacının araştırılması

Bruselloz enfekte hayvanlarla doğrudan temas, süt ve süt ürünlerinin taze olarak tüketilmesi, enfekte damlacıkların inhalasyonu ile bulaşabilen, brusella türlerinin neden olduğu bir hastalıktır. Özellikle çocuk hastaların tedavisinde güçlüklere ve nükslere neden olmaktadır. Bu tezde brusellozun endemik olduğu Diyarbakır yöresinde izole edilen Brucella suşlarının tür düzeyinde tanımlanması, antibiyotik duyarlılıklarının belirlenmesi multilocus variable number tandem repeat analysis (MLVA) yöntemiyle moleküler epidemiyolojik analizlerinin yapılması amaçlandı. Çalışmaya 2000-2013 yıllarında Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde, brusella enfeksiyonu tanısı alan çocuklardan izole edilmiş toplam 77 Brucella suşu dahil edildi. Konvansiyel yöntemler ile suşların tür düzeyine tayini ve antibiyotik duyarlılık testleri gerçekleştirildi. Polimeraz zincir reaksiyonu yöntemiyle Brusella türleri tanımlandı ve ardından MLVA yöntemi ile suşların genotip tayini yapıldı. 77 hastanın 40'ı erkek, 37'si kız olup yaş aralığı 2-16 yaş (ortalama 9.14 ± 3.4 yaş) arasındaydı. Bütün hastalarda yakın zamanda pastörize edilmemiş süt veya süt ürünleriyle beslenme hikayesi mevcuttu. Karın ağrısı (58%), artralji (%56), miyalji (%40) en sık şikayetlerdi. En sık klinik bulgular arasında ateş, artrit, hepatomegali ve splenomegali yer alıyordu. Mevsimsel dağılım açısından sonbahar sonu ve yaz aylarında sıklık gösteriyordu. Suşların tamamının B.melitensis biovar 3 olduğu saptandı. İki izolat seftriaksona dirençli bulunurken, suşların tamamı doksisiklin, streptomisin ve trimetoprim-sülfametoksazole duyarlıydı. Tigesiklin ve Rifampisin için MİK aralıkları 0,016-0,23 ve 0,38-1,5 µg/ml olarak belirlendi. Moleküler epidemiyolojik analizler sonucunda 77 suşta 42 farklı MLVA-16 profili belirlendi. Bu 42 profilin 18 tanesi en az iki veya daha fazla suş içermekteydi. Geriye kalan 24 suş ise özgü profil gösterdi. Suşlar arasındaki kümeleşme oranı %66.7 olarak tespit edildi. Lokuslardan ayırım gücü en yüksek lokus Bruce 30 iken, bunu sırasıyla Bruce 16, Bruce 9, Bruce 7, Bruce 4 takip etti. Suşlarının tamamının MLVA-11'e göre genotip 122, MLVA-8'e göre ise genotip 43 olduğu ve Doğu Akdeniz genotipinde yer aldığı belirlendi. Sonuç olarak yörede çocuklarda bruselloz halen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Suşlar arasında çapraz bulaş oranı yüksektir. Çalışmamız bölgede hayvan hareketliliğin kontrol altına alınmasının, et ve süt ürünlerinin denetim altına alınmasının, çocukların beslenmesinde kontamine ürünlerden kaçınılmasına yönelik eğitim faaliyetlerinin gerekliliğini ortaya koymuştur.

BrusellaBrusellozBulaşıcı hastalıklar+3
Tuba Dal
Dicle University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hipertansif hastalarda tedaviye uyum ve etkileyen faktörler

Dünya çapında yaklaşık olarak bir milyar kişiyi etkileyen ve kardiyovasküler mortalitenin önde gelen önlenebilir nedeni olarak kabul edilen hipertansiyon küresel bir halk sağlığı sorunudur. Hipertansiyonun kontrol altına alınması koroner arter hastalığı, kalp yetmezliği ve inmeye bağlı mortaliteyi %15-20 oranında düşürür ve ciddi hipertansiyona gidişi büyük oranda engeller. Araştırmanın amacı Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesi kardiyoloji polikliniğine başvuran altı aydan daha uzun süredir hipertansiyon tanısı almış hastalarda tedaviye uyum düzeyini, tedaviye uyumu etkileyen faktörleri ve tedaviye uyum düzeyinin kan basıncı kontrolüne etkisini saptamaktır. Kesitsel ve tanımlayıcı nitelikte olan bu araştırma 01 Ocak-31 Mart 2016 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesi kardiyoloji polikliniğine başvuran hipertansiyon tanısı almış 304 hasta ile yürütülmüştür. İlaç tedavisine uyumlu erkeklerin oranı %58.7, kadınların oranı ise %50.9'dur. Katılımcıların %53.3'ünün ilaçlarını düzenli şekilde kullandığı tesbit edilmiştir. Katılımcıların düzenli ilaç kullanmama nedenleri arasında ilk sırada kendini iyi hissettiğinde ilaç kullanmama(%53.5) yer almaktadır. Bunu %48.8 ile ilaçlarını almayı unutma, %11.6 ile başka rahatsızlıklarla ilgili kullandığı ilaçlar nedeniyle hipertansiyon ilaçlarını düzenli kullanmama, %10.1 ile ilacı temin edemediği için alamama, %6.2 ile ilaçlarını yan etkileri nedeniyle düzenli kullanmama takip etmektedir. Düzenli ilaç kullananların sistolik ve diyastolik kan basıncı ortalamaları düzenli ilaç kullanmayanlara göre anlamlı olarak düşük bulunmuştur.(p<0.05) Sonuç olarak ilaç tedavisine uyumu etkileyen çok sayıda faktör olduğu ve bu faktörlerin toplumdan topluma değişebileceği gerçeği göz önünde bulundurularak bu konuda daha kapsamlı çalışmalar yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: Hipertansiyon, tedavi uyumu, etkileyen faktörler

Zuhal Aydoğan
Dicle University
2017
10
Master'sOpen AccessTR

Kronik bel ağrılı kadın hastalarda ev egzersiz programı ile manuel terapinin etkinlik düzeylerinin karşılaştırılması

Amaç: Bel ağrısı, gelişmekte olan ülkelerde çok yaygın olan ve bireysel açıdan maddi manevi ve psikolojik birtakım sıkıntılara yol açan sağlık sorunlarından biridir. Bu çalışmanın amacı kronik bel ağrısı tanısı konan kadın hastalarda manuel terapive ev egzersiz programının hastalar üzerindeki etkinlik düzeylerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ünitesine düzenli tedaviye gelen hastalarla yapılan çalışmaya 18-65 yaş arası klinik ve radyolojik incelemeler sonucunda kronik bel ağrısı tanısı almış 60 kadın hasta alınmıştır. Çalışmaya dahil edilen 60 hasta randomize kontrollü şekilde iki gruba ayrılmıştır. Birinci gruba manuelterapi yöntemleri ve elektroterapi modaliteleri uygulanırken; ikinci gruba fizyoterapist tarafından hazırlanmış ev egzersiz programı ve elektroterapi modaliteleri fizyoterapist tarafından 10 seans boyunca uygulanmıştır. Her iki gruba tedaviye başlamadan önce ve tedavi bitiminde, çalışmaya katılan hastaların ağrı değerlendirmesi için Vizüel Analog Skalası, hastaların depresyon durumunun belirlenmesi için Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği kullanılmıştır. Bel ağrısının fonksiyonel duruma etkisini değerlendirmek için Oswestry Bel Ağrısı Engellilik Anketi ve uyku kalitesinin değerlendirilmesi için ise Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi uygulanmıştır. Bulgular: Her iki gruptada ağrı düzeyinde ve uyku kalitesinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Ağrı, uyku kalitesi, hastane anksiyete ve depresyon durumları ve oswesty skalasında gruplar arası farkta anlamlı bir düzelme bulunmuştur. Sonuç: On seans boyunca takip edilen hastalarda değerlendirme sonucunda her iki grupta daağrı, uyku kalitesi, hastahane depresyon ve anksiyete durumları açısından anlamlı düzeyde iyileşme görülmüştür. Manuel terapi ev egzersiz programına göre iyileşme sürecinde daha üstün bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: manuel terapi, myofasyal germe, ev egzersizi, bel ağrısı, elektroterapi

AğrıAğrı ölçümüBel ağrısı+5
Alev Başaran
Dicle University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyarbakır ili Kayapınar ilçesi 9 no'lu aile sağlığı merkezi bölgesinde 30-69 yaş arası kadınların meme ve serviks kanseri konusunda bilgi tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Erken tanı meme ve serviks kanseri prognozunda çok önemlidir. Bu çalışmanın amacı meme ve serviks kanseri bulguları risk faktörleri ve erken tanı yöntemleri konusunda kadınların bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmektir. Kesitsel tipteki bu araştırmanın örneklemini Diyarbakır ili Kayapınar ilçesi 9 no' lu Aile Sağlığı Merkezi bölgesinde oturan 30-69 yaş grubundaki 350 kadın oluşturmaktadır. Literatür doğrultusunda geliştirilen bir anket formu ile veriler toplanmıştır. Araştırmada kadınların %87,7' si erken teşhisle kanserden kurtulma şansının artacağını düşünmektedir. Kanserde erken teşhisin önemli olduğunu düşünen kadınlar daha yüksek oranda kendi kendine meme muayenesi (KKMM) yapmakta ve mamografi ile pap-smear testi yaptırmaktadır. Araştırmada kadınların %17,4' ünün her ay KKMM yaptığı ve %19,4' ünün en az bir kere mamografi çektirdiği saptanmıştır. Araştırmada KKMM'nin erken tanıda önemli olduğunu düşünen ve KKMM eğitimi alan kadınların daha yüksek oranda düzenli KKMM yaptığı saptanmıştır (p<0.05). Kadınların yaşı, eğitim durumu, çalışma durumu ve sosyal güvence varlığı ile düzenli KKMM yapma arasındaki ilişki anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Kadınların yaşı ile mamografi yaptırmaları arasında ilişki anlamlı iken medeni hal, eğitim durumu, çalışma durumu ve sosyal güvence varlığı ile mamografi yaptırma arasındaki ilişki anlamlı değildir (p˃0.05). Çalışmada kadınların %38,3' ü en az bir kere smear yaptırdığını belirtmiştir. Daha önceden serviks kanseri konusunda bilgi alan ve erken tespit için düzenli pap-smear testi yaptırması gerektiğini bilen kadınların daha yüksek oranda pap-smear testi yaptırdıkları saptanmıştır (p<0.05). Eğitim durumu yüksekokul ve üzeri olan kadınlar, evli olan kadınlar ve sosyal güvencesi olan kadınlar anlamlı olarak daha çok smear testi yaptırmıştır. Ayrıca kadınlar KETEM, ulusal meme ve serviks kanseri tarama standardı hakkında yeterli bilgiye sahip değildir. Meme ve serviks kanseri erken tanı yöntemlerini daha önceden duyma ve bu konuda eğitim alma, kadınların erken tanı davranışlarını daha çok yapmalarını sağladığı için, kadınlar meme ve serviks kanseri erken tanı ve tarama yöntemleri hakkında eğitilmeli ve tarama hizmetleri yaygınlaştırılmalıdır. Anahtar sözcükler: Meme kanseri, Serviks kanseri, Kendi kendine meme muayenesi, Mamografi, Pap smear testi

Aile sağlığı merkeziBilgiDavranış+5
Esra İnan Nazlıoğlu
Dicle University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyarbakır il merkezinde bulunan Aile sağlığı merkezlerinde çalışan aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarının anksiyete/depresyon düzeyleri ve bu durumu etkileyen faktörler

Depresyon, sağlık hizmetine başvuran hastalarda tüm bozukluklar içinde en sık rastlanan tanıların başında yer almaktadır. Türkiye' deki yaygınlığı %10-20 arasında olduğu bildirilen depresyon, bilişsel, duygusal alanlarla ilgili pek çok belirtiyi içermekte olup, yaygınlığı, kronikleşmesi ve tekrarlayabilmesi bakımından kişiyi ve toplumu ilgilendiren bir sağlık sorunudur. Diğer mesleklerde olduğu gibi, hekimlik ve yardımcı sağlık personelliğinde de psikolojik durum özellikle de depresyon, yapılan işe olumsuz etkilerde bulunur ve iş yaşamını etkiler. Araştırmanın amacı, Diyarbakır il merkezinde çalışan aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarındaki depresyon sıklığını tespit etmek, bu duruma yol açan faktörleri belirlemektir. Kesitsel nitelikte olan bu çalışmada, Diyarbakır il merkezinde çalışan 284 aile hekimi ve 250 aile sağlığı elemanının tamamına ulaşılması hedeflendi ve aile hekimlerinin 161'i (%56,7), aile sağlığı elemanlarının 158'i (%63,2) çalışmaya katılmayı kabul etti. Katılımcılara gerekli bilgiler verildi ve dört bölümden oluşan anket uygulandı. Araştırmaya katılanların yaş ortalaması 37 ± 9,3 idi (min: 19, max: 65). 138 kişi erkek (%43,3), 181 kişi kadındı (%56,7). Beck Depresyon Ölçeği kestirim değeri ≥17 temel alınarak yapılan değerlendirmede, 84 kişide (%26,3) depresyon tespit edildi. Beck Depresyon Ölçeği puan ortalaması erkeklerde 11,28 ± 8,14, kadınlarda 12,56 ± 8,20, aile hekimlerinde 11,68 ± 8,05, aile sağlığı elemanlarında 12,33 ± 8,33 idi. Depresyon sıklığı erkeklerde %25,4, kadınlarda %27,1, aile hekimlerinde %27,3, aile sağlığı elemanlarında %25,3 idi. Depresyon sıklığı, Dünya Sağlık Örgütü 2017 verilerine göre Dünya ve Türkiye ortalamasının üzerinde bulunmuştur. Yapılacak nitelikli çalışmalarla, aile hekimlerinin ve aile sağlığı elemanlarının depresyon açısından değerlendirilmesi amaçlanmalı ve bu konuda ortaya çıkan risk faktörleri minimize edilmelidir. Anahtar Kelimeler: Aile Hekimliği, Depresyon, Meslekte Memnuniyet

Aile hekimliğiAile sağlığı merkeziAnksiyete+6
Murat Can
Dicle University
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Kapalı otoparklarda çalışanlarda egzoz gazı maruziyetine bağlı ağır metal ve total antioksidan kapasitesi seviyelerinin ölçülmesi

Amaç: Araştırmamızda kapalı otopark çalışanlarının kan kurşun, kadmiyum, cıva, krom ve nikel düzeylerinin ve serum TAK seviyelerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma tanımlayıcı-kesitsel tiptedir ve Diyarbakırda'ki kapalı otoparkta çalışan 76 gönüllüyü kapsamaktadır. Bulgular: Ağır metal sonuçları ABD Zehirli Maddeler ve Hastalık Kayıtları Ajansı (ATSDR) üst sınırlarına, TAK sonuçlarıysa Rel Assay Diagnostics Kit referans sınırlarına göre değerlendirildi. İstatiksel analizlerde düşüncemizi destekleyecek şekilde TAK seviyeleri ile kurşun, krom, nikel düzeyleri arasında negatif yönde tam bir ilişki görüldü. Sigara kullananlar ile kadmiyum düzeyleri arasındaki ilişki anlamlı bulundu. Aylık gelir düzeyi düşük olan çalışanlar ile kurşun, krom, nikel düzeyleri ve TAK seviyeleri arasındaki ilişki anlamlıydı. Katılımcıların çalışma yılı ile kan nikel, krom ve cıva düzeyleri arasındaki ilişki de anlamlı bulundu. Bu çalışmada kapalı otopark çalışanlarının sosyoekonomik, çalışma ortamı ve koşulları gibi açılardan dezavantajlı olduğunu, ölçümü yapılan ağır metallerin ortalama değerlerinin referans değerlere göre yüksek çıktığını ve TAK seviyelerinin de referans değerlere göre alt değerlerde çıktığını gördük. Literatür taramalarında çalışmamızla birebir örtüşen hiçbir araştırmaya rastlamadığımızdan araştırmamızı, kısmen örtüşen Türkiye'de yapılmış iki çalışmayla, mesleksel olarak ağır metallere maruz kalan gruplar üzerindeki çalışmalarla ve sağlıklı populasyonlarda yapılan çalışmalarla karşılaştırdık. Ölçtüğümüz ağır metal düzeylerinin karşılaştırdığımız araştırmaların birçoğundan yüksek çıktığını, ölçtüğümüz TAK seviyelerinin de karşılaştırdığımız araştırmaların çoğundan düşük çıktığını gördük. Sonuç: Kapalı otopark çalışanlarında ağır metal maruziyeti önemli bir sağlık sorunudur. Bu soruna yönelik çok merkezli, beslenme ve alışkanlıkların detaylı sorgulandığı, diğer sağlık göstergelerinin araştırıldığı, kapsamlı, peryodik biyomonitorizasyon çalışmalarına gerek vardır. Böyle çalışmalar ağır metallere maruz kalan kişilerin sağlık sorunlarının çözümünde faydalı olacaktır.

AntioksidanlarAğır minerallerEgzoz gazları+6
Feyzullah Sacid Öztoprak
Dicle University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Bir tekstil fabrikasında çalışan işçilerin iş sağlığı ve güvenliği konusundaki bilgi düzeyleri ve sağlık risklerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bir tekstil fabrikasında çalışanların İSG bilgi düzeylerini ve işyerlerindeki bazı tehlike ve risklerin farkındalıklarını belirlemek, maruz kaldıkları tehlike ve riskleri saptamak, bunların sağlık düzeylerine etkisini belirlemek, işe giriş ve çalışanların periyodik muayene sonuçlarını değerlendirmek ve öneriler geliştirmektir. Gereç ve Yöntem: Fabrikada görev yapan 79'u kadın ve 71'i erkek olmak üzere toplam 150 çalışan araştırma kapsamına alınmış, yüz yüze görüşülerek bir anket uygulanmıştır. İşyerinin risk değerlendirme raporu incelenip saptanan riskler ve buna göre yapılan ortam ölçümleri değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılanların %24'ü 20 yaşından küçük, %16,7'si bir yıl içinde işe başlamış, %39,3'ü dört yıl ve daha az deneyimlidir. Çalışmaya katılanların çoğunluğu dikimhanede çalışmakta ve çalışanların büyük çoğunluğu (%67,1'i) kadındır. Çalışmaya katılanların; %44,7'si oturarak, %54,7'si ise ayakta çalışmaktadır. Çalışanların %78,7'sinin çalışma ortamındaki tozun, % 43,4'ü gürültünün, % 42'si sürekli tekrarlayan hareketin, % 36,7'sinin sürekli oturmanın % 55,3'ü ağır yük kaldırmanın çalışanın sağlığını bozacağını ifade etmiştir. "İSG için kullanılan koruyucu malzemelerin iş hayatını etkilediğini' söyleyenlerin yüzdesi %52'dir. Çalışanların, %84,7'si iş kazası vb. gibi acil durumlarda ne yapacaklarını bildiklerini ifade etmişlerdir. Çalışanların %95,3 işyerindeki iş güvenliği levhalarının, %90,7'si güvenlik önlemlerinin yeterli olduğunu; %92,7'si amirleri tarafından izlendiklerini söylemiştir. Çalışanların tamamı gerekli durumlarda kişisel koruyucu malzeme kullandıklarını ifade etmişlerdir. Çalışanların en fazla maruz kaldığı riskler; %43,3 sürekli tekrarlayan hareketler,%55'i uzun süreli oturma, %17'si ağır yük kaldırma, %16'sı sürekli ayakta kalma riski ile karşı karşıyadırlar. Çalışanların %21,3'ünün en az bir kazaya maruz kaldığını belirttikleri görülmektedir. Maruz kalınan kazalar incelendiğinde sırasıyla; en fazla "el-parmak sıkışması, ezilme", "el-ayak kesici-delici yaralanma" ve "ağır yük kaldırma nedeniyle bel ağrısı" na maruz kalındığı görülmektedir. Risk değerlendirmesi yapılan işyerinde 77 adet risk tespit edilmiştir. Toplam risk sayısının 15'i yüksek risk, 58'i orta risk, 4'ü düşük risk olarak tespit edilmiştir. Sonuç: Tekstil ve hazır giyim sektöründe çalışanların çoğunlukla kadınlardan, gençlerden ve sosyo-ekonomik düzeyi düşük kişilerden oluşmaktadır. İSG konusunda deneyimleri ve bilgileri nispeten yetersiz olup yasal mevzuat gereği düzenli eğitimlerin ve denetimlerin yapılması iş kazası meslek hastalıklarını azaltmada etkili olacaktır.

Bilgi düzeyiMeslek hastalıklarıRisk faktörleri+6
Süreyya Yiğitalp Rençber
Dicle University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite yerleşkesinde bulunan binalara ait su depolarının uygunluğu ve içme suyunun mıkrobiyolojik kalitesinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada Dicle Üniversitesi yerleşkesindeki su depolarının giriş ve çıkışlarından bakiye klor ölçümü yapmak, bakteriyolojik su örneği alıp mikrobiyolojik kirlilik düzeyini saptamak, aynı zamanda depoların fiziki durumlarının, periyodik bakımlarını değerlendirmek ve bunu mikrobiyolojik kirliliğe etkisinin saptayarak iyileştirme çalışmalarına katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Yöntem: Bu çalışma tanımlayıcı bir çalışmadır. Üniversite yerleşkesindeki 30 binada bulunan 23 depo araştırma kapsamına alınmıştır. Depoların fiziksel özelliklerini değerlendirmek amacı ile Depo Değerlendirme Formu hazırlanarak uygulanmıştır. Depo girişi, depo ile uç noktadaki çıkışlardan (musluk) ve 8 kuyudan bakiye klor ve PH ölçümü yapılmıştır. Devamında ise usulüne uygun bakteriyolojik analiz için steril su numune şişelerine örnek alınmış ve 4,5 mikronluk filtrelerden süzülerek uygun besiyerlerine ekimleri yapılmıştır. Bulgular: Depoların % 36,0'ısı betonarme, % 6,0'sı galvaniz ve % 8,0'i sac/metal yapıdadır. Betonarme depoların % 37,5 inde, Galvaniz depoların % 62,0'sinde, Sac/ metal depoların %50,0'sinde mikroorganizma üremiştir. Depo girişinden alınan 5 numuneden %60'ında Depolardan alınan 23 numuneden %52'sinde depo çıkışından alınan 33 numunenin %57'sinde mikroorganizma üremiştir. 54 numunede tespit edilen 26 farklı mikro organizmalar; Cupriavidus gilardii %82,0, Bacillus cereus, %4,0, Delfita acidovorans %2,0, Stapphylococcus spp. %48,0, Enterobakter spp %8,0, Aeromanas spp %13,0, Acinetobacter baumanni %2,0, Klebsiella pneumoniae %2,0, Enterococcus spp %4,0, Pseudomonas stutzeri %4,0, Rhizobium Radiobacter %2,0, E. Coli %12,0 dir. Sonuç ve öneriler: Üniversite yerleşkesinde bulunan su depoları 'İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkındaki yönetmelik'' ve diğer ilgi mevzuat hükümlerine uygun olmadığı, periyodik olarak temizlenmediği ve su analizlerinin yapılmadığı görülmüştür. Suyun temin edildiği kuyularda mikro organizma ürediğinden su koruma önlemlerinin ivedilikle alınması, su analizlerinin mevzuata uygun şekilde yapılması gerekmektedir. Su depolarının düzenli olarak temizlenmesi, dezenfekte edilmesi, güvenli içme ve kullanma suyu temininde en önemli basamaklardan birisidir. Anahtar Kelimeler; İçme Suyu Şebekesi, Bakteriyolojik Kirlilik, Su Depoları, Su Dezenfeksiyonu.

DezenfeksiyonDezenfektanlarSu depolama+7
Medine Çiçek Girgin
Dicle University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır karayolları asfalt çalışanlarına yönelik iş sağlığı güvenliği bilgi düzeyi ve iş sağlığı ile ilgili maruziyetlerinin saptanması

Amaç: Bu çalışmanın amacı; karayolları asfalt yol yapım işinde çalışanların, iş sağlığı ve güvenliği konusunda bilgi düzeylerinin ve farkındalıklarının değerlendirilmesi, yapılan periyodik muayeneler ve tetkiklerin değerlendirilerek asfalt yol yapımı sırasında kullanılan kimyasalların maruziyet düzeylerinin saptanmasıdır. Gereç ve yöntem: Araştırma, tanımlayıcı kesitsel tipte bir çalışmadır. 158 işçi ile yüzyüze görüşülerek bir anket uygulanmış ve çalışanların demografik özellikleri, İSG hakkında bilgi ve tutumları sorgulanmış, ayrıca periyodik muayene sırasında yapılan kan kurşun düzeyi, spot idrarda hippürik asit, kreatinin ve fenol düzeyleri değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan tamamı erkek olup %50'si 11 yıl ve üzeri bu işte çalışmaktadır. Katılımcıların %21,5'i İSG hakkında genel olarak bilgi düzeyinin yetersiz olduğunu, %50,7'si ise 6331 sayılı kanunuda ki haklar konusunda bilgisi olmadığını belirtmiştir. %27,8'i İş kazalarının nedenleri, %33,6'sı meslek hastalıklarının nedenleri, %22,8'i iş güvenliği uyarı levhaları, %22,8'i KKD kullanımı, %26,6'sı ise ilkyardım uygulamaları hakkında bilgisi olmadığını söylemiştir. Çalışanların %6,3'ü iş kazası geçirdiğini, %8,2'si işyeri hekimi tarafından meslek hastalığı tanısı konduğunu ifade etmiştir. Ankete katılanların %16,4'ü ağır iş makinaları-araçların tamiri bakımı, % 13,4'ü asfalt üretim sırasında tehlikeleri-kimyasallar, %8,3'ü boya kullanımı, % 6,3'ü tozlu ortam, %4,4'ü asfalt sıcaklığı ve yanma, %4,4'ü yol çalışması sırasında trafik kazası risklerinin olduğunu belirtmiştir. Çalışanların %52,4'ünün kan kurşun düzeyi, referans değerinin üstünde (20-70 µg/dL), %55,3'ünün spot idrardaki hipürik asit değerleri, %55,3'ünün fenol değeri, %22,4'ünün kreatinin değeri referans değerinin üstünde bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmada risk grubunun en fazla olduğu asfalt üretim bölümünde var olan tehlikeler, kazaya ve meslek hastalığına sebep olabilecek iş sağlığı ve güvenliği konusunda eğitimin önemli olduğu belirlenmiştir. Çalışanların laboratuvar değerlendirmelerinde maruz kalınan faktörler belirlenmeli, maruziyetin yüksek olduğu belirlenen çalışma ortamlarında çalışanlar karşı karşıya oldukları tehlikelerle ilgili bilgilendirilmeli ve farkındalığın artırılması sağlanmalıdır.

AsfaltBilgi düzeyiDiyarbakır+4
Gülhan Erdoğan
Dicle University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

SBÜ Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi çalışanlarında bel ağrısı prevalansı ve bel ağrısını etkileyen faktörler

Amaç: Bel ağrısı tüm meslek gruplarında sık görülen bir problemdir. Bu araştırma SBÜ Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi çalışanlarında bel ağrısı prevalansı ve risk faktörlerini saptamak amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evreni SBÜ Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan hekim, hemşire, otomasyon personeli ve temizlik personellerinden oluşmaktadır. Örneklem hacmi, Epi İnfo 7 istatistik programında P=0.50 , %95 güven aralığında ve beklenen frekans %47 belirlenerek 324 bulunmuştur. Toplamda 276 çalışana ulaşılmıştır. Katılımcılara, demografik özelliklerinin ve bel ağrısına ilişkin bilgilerin sorgulandığı anket formu uygulanmıştır. Verilerin analizi, SPSS 22 (Statistical Package for the Social Sciences 22,0) programı ile yapılmıştır. Bulgular ki-kare analiz sonuçlarıyla elde edilmiştir. Bulgular: YBBA sıklığı %68,1, YBBA olanlarda mevcut bel ağrısı sıklığı ise %41,0 olarak bulunmuştur. YBBA prevalansı ile cinsiyet, sigara kullanma, çalışma yılı, spor yapma durumu arasında anlamlı ilişkiler bulunmuş olup bel ağrısı için risk faktörü olarak belirlenmiştir(p<0,05). Sonuç: YBBA ve YBBA olanlarda mevcut bel ağrısı sıklıkları, sağlık çalışanlarında yüksek oranlarda saptanmıştır. Aynı zamanda bel ağrısıyla ilişki faktörler belirlenmiş olup, bu konuda edinilmiş bilgilere katkı sunulmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Bel ağrısı, hastane çalışanları, prevalans, risk faktörü

AğrıBel ağrısıPrevalans+2
Şiyar Baybaşin
Dicle University · Institute of Health Sciences
2019
00

Other supervisors