Theses supervised by Prof. Dr. Çiğdem Polatoğlu
10 theses · Yıldız Technical University
Türkiye'de turizm tesislerinde evrensel tasarım ilkeleri üzerine bilgi geliştirilmesi, İstanbul örneğinde irdeleme
Engelsiz Turizm'in Türkiye'deki algısı sadece engellileri topluma kazandırmak, karşılaştıkları engelleri ortadan kaldırmak odaklı bir hareket olarak gelişmekte ve Evrensel Tasarım felsefesi ile bağdaşmamaktadır. Ülke genelinde erişilebilirlik konusunda ortak dil bulunmamaktadır ve konuya sistematik bakış eksiktir. Tezin temel amacı, engelsiz turizm kapsamında tesislerin sürdürülebilirliği ve turizm kalitesinin arttırılması için herkes için eşitlikçi tasarım ilkelerinin belirlenmesi, üretilmesi ve uygulama konusunda yol gösterici, bütünleşik bir yaklaşımı ortaya koymaktır. Tez kapsamında Evrensel Tasarım alanında ulusal ve uluslararası mevzuat ve yasal prosedürler ve engellilik konusunda Türkiye'de faaliyet gösteren çeşitli sivil toplum kuruluşlarının mevcut kuramsal çalışmaları karşılaştırılmıştır. Turizm tesisleri "iç" ve "dış" mekân olmak üzere bir bütün olarak değerlendirilmektedir. Tezin en kapsamlı bölümünde, Kanada İnsan Hakları Komisyonu'nun 2007 de yayınlamış olduğu Uluslararası Ölçekte Evrensel Tasarım Uygulamaları Raporu'ndan hareketle, Evrensel Tasarım İlkeleri bağlamında engelsiz turizmde tasarım ilkeleri ortaya konularak Türkiye'de mevcut ve yeni yapılacak turizm tesisleri için Ölçütler Dizgesi oluşturulmuştur. Bu ölçütler dizgesi ve yorumu ile Türkiye'deki çalışmalara sistematik ve eleştirel bakış getirilmiş, "iç ve dış" mekânda eşitlikçi optimum tasarım-standart vb. gereklilikler belirlenmiştir. Bu adımların tamamlayıcısı olarak "Turizm Tesislerinde Evrensel Tasarım İlkeleri Üzerine Bilgi Geliştirme" adlı disiplinlerarası bir model üretilmiştir. Model ile güncel engellilik standartları turizm alanında özelleştirilerek yeni bilgiler üretilmektedir. Tez çalışması ile farklı disiplinlerden edinilen bilgiler ışığında Türkiye'deki turizm tesislerinde kalitenin arttırılmasında önemli rolü olan erişilebilirlik standartlarına yönelik ölçütler dizgesi üretilmiş, erişilebilir mekânların klinik benzeri görünmesi gerekmediği, küçük değişimler ile de erişilebilirlik sağlanabileceğini, Mimaride Evrensel Tasarım İlkeleri doğrultusunda tasarlanmış öğeler ile başarıya ulaşılabileceği gösterilmiştir.
Yurt binalarında kullanım sonrası değerlendirme üzerine bir irdeleme: YTÜ Davutpaşa yerleşkesi örneği
Bina değerlendirme kavramı geniş kapsamlıdır. Bina değerlendirme; bina ve mekanlarının kullanımı, bina taşıyıcı sistemi, depreme dayanlıklı, yangın güvenilirliği, bina servislerinin kullanım ve bakım denetimi gibi bina ile ilgili farklı bilgi grup ya da gruplarına ulaşmayı hedeflemektedir. Bina değerlendirme yöntemlerinden biri olan Kullanım Sonrası Değerlendirme, bina ile ilgili olumlu ya da olumsuz durumları ortaya çıkarmaktadır. Kullanım sonrası değerlendirmede ilk kullanım örnekleri mekan kullanımı ve kullanıcı anketi üzerine yoğunlaşırken; sonraki çalışmalarda bina yapısal, yangın ve kullanım güvenliği gibi bina ile ilgili teknik değerlendirme sonucu tespit edilen, kontrol listeleri de değerlendirmede rol almıştır. Bina değerlendirmede, binanın yapıldığı bölgenin standart, yasa ve yönetmeliklerini esas alınmaktadır. Bu nedenle, benzer tasarımlara ve işlevlere sahip binalar için tipik bir bina değerlendirmesi uygulanması, yapılacak yeni tasarımlarda oluşabilecek olumsuz durumları en aza indirger ya da ortaya çıkmasını önlemektedir. Bu bağlamda, yapılan her bina değerlendirme ve sonuçları mevcut bina kalitesini ve yapılacak tasarım kalitesini arttırmayı sağlamaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'de yoğun olarak kullanılan yurt binalarındaki mevcut problemlerin tespit edilmesi ve gelecek tasarımlarda problemlerin önlenmesi ve en aza indirgenerek tasarım kalitesinin arttırılması amacıyla bir bina değerlendirme çalışması yapılmıştır. Bina ve mekanlarının kullanımı, hem kullanıcı hem de teknik açıdan etkin ve hızlı değerlendirilmesi yapılarak elde edilen bulgular sunulmuştur.
Yurt binalarında kullanım sonrası değerlendirme üzerine bir irdeleme: YTÜ Davutpaşa yerleşkesi örneği
Bina değerlendirme kavramı geniş kapsamlıdır. Bina değerlendirme; bina ve mekanlarının kullanımı, bina taşıyıcı sistemi, depreme dayanlıklı, yangın güvenilirliği, bina servislerinin kullanım ve bakım denetimi gibi bina ile ilgili farklı bilgi grup ya da gruplarına ulaşmayı hedeflemektedir. Bina değerlendirme yöntemlerinden biri olan Kullanım Sonrası Değerlendirme, bina ile ilgili olumlu ya da olumsuz durumları ortaya çıkarmaktadır. Kullanım sonrası değerlendirmede ilk kullanım örnekleri mekan kullanımı ve kullanıcı anketi üzerine yoğunlaşırken; sonraki çalışmalarda bina yapısal, yangın ve kullanım güvenliği gibi bina ile ilgili teknik değerlendirme sonucu tespit edilen, kontrol listeleri de değerlendirmede rol almıştır. Bina değerlendirmede, binanın yapıldığı bölgenin standart, yasa ve yönetmeliklerini esas alınmaktadır. Bu nedenle, benzer tasarımlara ve işlevlere sahip binalar için tipik bir bina değerlendirmesi uygulanması, yapılacak yeni tasarımlarda oluşabilecek olumsuz durumları en aza indirger ya da ortaya çıkmasını önlemektedir. Bu bağlamda, yapılan her bina değerlendirme ve sonuçları mevcut bina kalitesini ve yapılacak tasarım kalitesini arttırmayı sağlamaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'de yoğun olarak kullanılan yurt binalarındaki mevcut problemlerin tespit edilmesi ve gelecek tasarımlarda problemlerin önlenmesi ve en aza indirgenerek tasarım kalitesinin arttırılması amacıyla bir bina değerlendirme çalışması yapılmıştır. Bina ve mekanlarının kullanımı, hem kullanıcı hem de teknik açıdan etkin ve hızlı değerlendirilmesi yapılarak elde edilen bulgular sunulmuştur.
Kentsel kalitenin geliştirilmesi bağlamında stratejik bir yaklaşım; kentsel tasarım rehberi kavramsal model önerisi
Kentler, önce sanayi devrimi, İkinci Dünya Savaşı, sonrasında 1960-70'lerde kentselleşmeye ilginin artması ve 1980'ler de dünya da yaşanan ekonomik, sosyal ve teknolojik gelişmelerin ortaya çıkardığı küreselleşme süreci etkisiyle oluşan hızlı değişimlere maruz kalmıştır. Her kentin bu değişim, gelişim ve sonucunda beliren dönüşümlere yanıtı farklı düzeylerde olmuş ve bazı kentler uyum sağlarken pek çoğu kentleşmenin sonuçlarını iyi yönetememiştir. Kentleşme olarak ifade edilen bu süreçte ortaya çıkan sorunlar-olgular, etkilerini kentsel mekânlarda hissettirmeye başlamıştır. Kentsel mekânların, sahip olduğu ya da olması gereken temel yapısal kimlikleri, uyum sürecinin yerine getiremediği durumlarda bozulmalara ve sağlıksızlaşmaya yol açmıştır. Kentsel tasarım yaklaşımları hızla değişirken, büyük kentlerde mevcut kent parçalarının yeniden oluşumu ve üretimi konusunda planlamalar yapılmaya başlanmıştır. Günümüzde kentleri tehdit eden yeni küresel dinamiklerin yarattığı değişim olgusu çeşitli toplumların ekonomik, sosyal ve kültürel yaşam biçimlerini etkilerken, aynı zamanda yaşam alanlarımız olan kentlerimize yansımaktadır. Yeni gelişmeler, boyut ve ölçek açısından kentsel mekânların ve mimarinin biçimlenmesinde, kentsel kalite oluşumunda etkin olmaktadır. Küreselleşme sürecinde söz konusu değişimlerin günümüz insanının gündelik yaşayışına getirdiği yeni yaşam biçimleri, beraberinde kentlerin fiziksel-mekânsal düzenine de yeni bir yapılanma ve değişen/başkalaşan/yeni kimlikler getirmektedir. Kentsel mekânları oluşturan tüm tasarım bileşeleri, bu bileşenlerin birbiri ile uyumluluğu, uygulama yöntemleri, planlama sürecinin en zayıf evreleri arasında yer almaya başlamıştır. Bu sebeple, sorunların-çözümlerin-önerilerin daha bütüncül, bölge bazında ele alınması gereklidir. Bir kent parçasında/kentsel alanda, yapılar için alınacak kararlar hem çevresindeki binalara hem de kente ilişkin kurallar, sınırlamalar içermelidir. Kentlerin fiziki yapısındaki işlevsel ve estetik bozukluklar, kentsel bütünlüğün ve kimliğin kayboluşu fiziki çevrenin düzenlenmesinde kentsel tasarım kontrollerinin kullanımını gündeme getirmiştir. Yapılı çevrenin düzenlenmesinde, değişim ve gelişimin yönlendirilmesinde kentsel tasarım ve uygulama araçları bir gereklilik olmaya başlamıştır. Kentsel tasarım rehberlerinin kullanımı ile bölgesel planlamadan mimari tasarıma kadar olan, yani, üst ölçek ile alt ölçek arasındaki ilişkiyi gösteren "bütünleşmiş tasarım süreci" rahatça ifade edilebilmektedir. Tasarımlarda parça-bütün ilişkisi kurulabilmektedir ve kent ölçeğinde mekânsal algı yanında, bina ölçeğinde de mekânsal algı sağlanabilmektedir. Kentsel mekân kalitesinin sağlanabilmesi, mekânsal gelişim ve yönlendirme, ancak doğru kentsel tasarım rehber uygulamalarının kullanımı ve "Kentin DNA"sını bozmadan yapılacak müdahaleler ile gerçekleşebilmektedir. Günümüzde, planlama sisteminin modernleştirilmesi ve mekânsal gelişmenin yönlendirilmesinde stratejik ve çağdaş planlama yaklaşımları çerçevesinde, kentsel tasarım uygulama araçları ile kentsel kontrolün sağlanması ve problemlerin çözülmesi söz konusudur. Kentsel tasarım rehberleri, planlama-tasarım ilişkisine bütüncül bir yaklaşım içinde, kentle mekânsal birlikteliğin sağlanmasında, disiplinler arası plan-proje diyalektiğinin kurulmasında etkili olmaktadır. Bu kapsamda çalışmanın birinci bölümünde; Literatür Özeti, Tezin Amacı ve Hipotez açıklanmıştır. İkinci bölümde; literatürde yer alan genel kavramları netleştirmek üzere kalite kavramı, kentsel mekân kavramı ve kentsel mekânda kalite parametreleri açıklanarak, bunlarla ilişkili göstergelere yer verilmiştir. Üçüncü bölüm kapsamında tez konusu ile ilgili önemli iki tanım ve alt başlıkları ele alınmıştır. İlk olarak kentsel tasarım kavramı üzerine olan tartışmalar ortaya konulmuş, kapsamı açıklanmıştır. Daha sonra başarılı bir kentsel mekânın yaratılmasındaki geçmiş uygulamaların daha iyi algılanması açısından kentsel tasarımın ortaya çıkışı ve tarih içerisindeki gelişim süreci, yeni yaklaşımlar ve diğer disiplinlerle ilişkisi açıklanmıştır. Başarılı kentsel tasarım modeli oluşturmada önemli rol oynayan kentsel tasarım ilkeleri tanımlanmıştır. İkinci olarak ise, kentsel tasarım uygulama araçlarının tanımı ve "kentsel tasarım rehberleri" ni kapsayan sınıflandırılması yapılmış, kentsel tasarım süreci içindeki yeri ve kullanım alanları ortaya konmuştur. Dördüncü bölümde; kentsel tasarım rehberlerinin tanımı, ortaya çıkış süreci ve gelişimi açıklanmıştır. Özellikleri, ilke ve hedefleri, ölçütleri belirtilmiş, bu konudaki tartışmalar ve kapsamı ortaya konulmuştur. Bir kentsel tasarım kontrol aracı olarak "kentsel tasarım rehberleri" nin sahip olması gereken tüm özellikleri, sınıflandırılması, uygulama ölçekleri ve mekânsal kullanım alanları belirlenmiştir. Son olarak, tez kapsamında önemle üzerinde durulan, günümüz kentlerinin problemi olan, "mekânsal gelişim ve değişimin yönlendirilerek, kentsel mekân kalitesinin sağlanması" yönünde rehber kullanımının rolü tanımlanmıştır. Beşinci bölümde; diğer bölümlerde yapılan tez amacına yönelik literatür araştırmalarından kentsel tasarım ve kontrolleri konusuyla ilgili olan, literatürün temelini oluşturan kuramcıların çalışmalarından elde edilen bilgilerle, farklı ölçeklerdeki kent ya da kentsel alan için hazırlanan kentsel tasarım rehberleri incelenerek örnek uygulamalar üzerinden analizleri yapılmış, tasarım ölçütleri, bileşenleri, konuları sınıflandırılmış ve analiz sonuçlarının karşılaştırmalı değerlendirilmesi yapılmıştır. Son olarak altıncı bölüm de ise; bir önceki bölümde sınıflandırılması yapılıp, çizelge halinde sunulan "farklı uygulama ölçeklerinde hazırlanan kentsel tasarım rehberleri " nin analiz sonuçları değerlendirilerek, örnek alan "Metropol ölçeğinde" oluşturulacak kentsel tasarım rehberlerinin tasarım konuları, sorunlar ve çözüm olacak tasarım ölçütleri/önerileri belirlenmiştir. Bu ölçütler en yüksek düzeyde kent, mekân ve yaşam kalitesi sunabilecek şekilde sınıflandırılmış, bu bağlamda kentsel tasarım rehberi çerçeve model önerisi yapılmıştır. Sonuç olarak, tez çalışması, kentleri tehdit eden küresel dinamiklerin yarattığı negatif etkileri en aza indirgemek ve yaşam alanlarımız olan kentsel mekânlarda tasarımsal yoksunluklar, kimliksizleşme, karmaşa, kalite yoksunluğu vb. hızla artan problemlerin, doğru kentsel tasarım uygulama süreçleri ve kontrolleri ile çözülebileceğini göstermiştir. Farklı disiplinlerin ortak çalışması aracılığıyla, kentler üzerinde aynı tasarım dilinin konuşulmasıyla ve kullanıcılarının/kentlilerin ekonomik, sosyal ve kültürel yaşam biçimlerini tanıyarak doğru şekilde yapılan tasarım çalışmalarının kentsel kalitenin ve kentsel sadakatin sağlanması açısından çok önemli olduğu görülmüştür. Bunun elde edilebilmesi için kent ya da kent parçası için hedefleri net bir şekilde belirlenmiş, işlev bölgeleri (tarihi alanlar, rekreasyon alanları, karma işlevler vb.) ve fiziksel verileri doğru saptanmış olarak hazırlanacak kentsel tasarım rehberlerinin, tasarım kontrolü olarak kullanılması gerektiği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Kentsel Kalite, Kentsel Tasarım Kontrolleri, Kentsel Tasarım Rehberleri, Kentsel Mekân Tasarım Bileşenleri, (Kentsel Mekânda) Tasarım Problemleri
Kentsel kalitenin geliştirilmesi bağlamında stratejik bir yaklaşım; kentsel tasarım rehberi kavramsal model önerisi
Kentler, önce sanayi devrimi, İkinci Dünya Savaşı, sonrasında 1960-70'lerde kentselleşmeye ilginin artması ve 1980'ler de dünya da yaşanan ekonomik, sosyal ve teknolojik gelişmelerin ortaya çıkardığı küreselleşme süreci etkisiyle oluşan hızlı değişimlere maruz kalmıştır. Her kentin bu değişim, gelişim ve sonucunda beliren dönüşümlere yanıtı farklı düzeylerde olmuş ve bazı kentler uyum sağlarken pek çoğu kentleşmenin sonuçlarını iyi yönetememiştir. Kentleşme olarak ifade edilen bu süreçte ortaya çıkan sorunlar-olgular, etkilerini kentsel mekânlarda hissettirmeye başlamıştır. Kentsel mekânların, sahip olduğu ya da olması gereken temel yapısal kimlikleri, uyum sürecinin yerine getiremediği durumlarda bozulmalara ve sağlıksızlaşmaya yol açmıştır. Kentsel tasarım yaklaşımları hızla değişirken, büyük kentlerde mevcut kent parçalarının yeniden oluşumu ve üretimi konusunda planlamalar yapılmaya başlanmıştır. Günümüzde kentleri tehdit eden yeni küresel dinamiklerin yarattığı değişim olgusu çeşitli toplumların ekonomik, sosyal ve kültürel yaşam biçimlerini etkilerken, aynı zamanda yaşam alanlarımız olan kentlerimize yansımaktadır. Yeni gelişmeler, boyut ve ölçek açısından kentsel mekânların ve mimarinin biçimlenmesinde, kentsel kalite oluşumunda etkin olmaktadır. Küreselleşme sürecinde söz konusu değişimlerin günümüz insanının gündelik yaşayışına getirdiği yeni yaşam biçimleri, beraberinde kentlerin fiziksel-mekânsal düzenine de yeni bir yapılanma ve değişen/başkalaşan/yeni kimlikler getirmektedir. Kentsel mekânları oluşturan tüm tasarım bileşeleri, bu bileşenlerin birbiri ile uyumluluğu, uygulama yöntemleri, planlama sürecinin en zayıf evreleri arasında yer almaya başlamıştır. Bu sebeple, sorunların-çözümlerin-önerilerin daha bütüncül, bölge bazında ele alınması gereklidir. Bir kent parçasında/kentsel alanda, yapılar için alınacak kararlar hem çevresindeki binalara hem de kente ilişkin kurallar, sınırlamalar içermelidir. Kentlerin fiziki yapısındaki işlevsel ve estetik bozukluklar, kentsel bütünlüğün ve kimliğin kayboluşu fiziki çevrenin düzenlenmesinde kentsel tasarım kontrollerinin kullanımını gündeme getirmiştir. Yapılı çevrenin düzenlenmesinde, değişim ve gelişimin yönlendirilmesinde kentsel tasarım ve uygulama araçları bir gereklilik olmaya başlamıştır. Kentsel tasarım rehberlerinin kullanımı ile bölgesel planlamadan mimari tasarıma kadar olan, yani, üst ölçek ile alt ölçek arasındaki ilişkiyi gösteren "bütünleşmiş tasarım süreci" rahatça ifade edilebilmektedir. Tasarımlarda parça-bütün ilişkisi kurulabilmektedir ve kent ölçeğinde mekânsal algı yanında, bina ölçeğinde de mekânsal algı sağlanabilmektedir. Kentsel mekân kalitesinin sağlanabilmesi, mekânsal gelişim ve yönlendirme, ancak doğru kentsel tasarım rehber uygulamalarının kullanımı ve "Kentin DNA"sını bozmadan yapılacak müdahaleler ile gerçekleşebilmektedir. Günümüzde, planlama sisteminin modernleştirilmesi ve mekânsal gelişmenin yönlendirilmesinde stratejik ve çağdaş planlama yaklaşımları çerçevesinde, kentsel tasarım uygulama araçları ile kentsel kontrolün sağlanması ve problemlerin çözülmesi söz konusudur. Kentsel tasarım rehberleri, planlama-tasarım ilişkisine bütüncül bir yaklaşım içinde, kentle mekânsal birlikteliğin sağlanmasında, disiplinler arası plan-proje diyalektiğinin kurulmasında etkili olmaktadır. Bu kapsamda çalışmanın birinci bölümünde; Literatür Özeti, Tezin Amacı ve Hipotez açıklanmıştır. İkinci bölümde; literatürde yer alan genel kavramları netleştirmek üzere kalite kavramı, kentsel mekân kavramı ve kentsel mekânda kalite parametreleri açıklanarak, bunlarla ilişkili göstergelere yer verilmiştir. Üçüncü bölüm kapsamında tez konusu ile ilgili önemli iki tanım ve alt başlıkları ele alınmıştır. İlk olarak kentsel tasarım kavramı üzerine olan tartışmalar ortaya konulmuş, kapsamı açıklanmıştır. Daha sonra başarılı bir kentsel mekânın yaratılmasındaki geçmiş uygulamaların daha iyi algılanması açısından kentsel tasarımın ortaya çıkışı ve tarih içerisindeki gelişim süreci, yeni yaklaşımlar ve diğer disiplinlerle ilişkisi açıklanmıştır. Başarılı kentsel tasarım modeli oluşturmada önemli rol oynayan kentsel tasarım ilkeleri tanımlanmıştır. İkinci olarak ise, kentsel tasarım uygulama araçlarının tanımı ve "kentsel tasarım rehberleri" ni kapsayan sınıflandırılması yapılmış, kentsel tasarım süreci içindeki yeri ve kullanım alanları ortaya konmuştur. Dördüncü bölümde; kentsel tasarım rehberlerinin tanımı, ortaya çıkış süreci ve gelişimi açıklanmıştır. Özellikleri, ilke ve hedefleri, ölçütleri belirtilmiş, bu konudaki tartışmalar ve kapsamı ortaya konulmuştur. Bir kentsel tasarım kontrol aracı olarak "kentsel tasarım rehberleri" nin sahip olması gereken tüm özellikleri, sınıflandırılması, uygulama ölçekleri ve mekânsal kullanım alanları belirlenmiştir. Son olarak, tez kapsamında önemle üzerinde durulan, günümüz kentlerinin problemi olan, "mekânsal gelişim ve değişimin yönlendirilerek, kentsel mekân kalitesinin sağlanması" yönünde rehber kullanımının rolü tanımlanmıştır. Beşinci bölümde; diğer bölümlerde yapılan tez amacına yönelik literatür araştırmalarından kentsel tasarım ve kontrolleri konusuyla ilgili olan, literatürün temelini oluşturan kuramcıların çalışmalarından elde edilen bilgilerle, farklı ölçeklerdeki kent ya da kentsel alan için hazırlanan kentsel tasarım rehberleri incelenerek örnek uygulamalar üzerinden analizleri yapılmış, tasarım ölçütleri, bileşenleri, konuları sınıflandırılmış ve analiz sonuçlarının karşılaştırmalı değerlendirilmesi yapılmıştır. Son olarak altıncı bölüm de ise; bir önceki bölümde sınıflandırılması yapılıp, çizelge halinde sunulan "farklı uygulama ölçeklerinde hazırlanan kentsel tasarım rehberleri " nin analiz sonuçları değerlendirilerek, örnek alan "Metropol ölçeğinde" oluşturulacak kentsel tasarım rehberlerinin tasarım konuları, sorunlar ve çözüm olacak tasarım ölçütleri/önerileri belirlenmiştir. Bu ölçütler en yüksek düzeyde kent, mekân ve yaşam kalitesi sunabilecek şekilde sınıflandırılmış, bu bağlamda kentsel tasarım rehberi çerçeve model önerisi yapılmıştır. Sonuç olarak, tez çalışması, kentleri tehdit eden küresel dinamiklerin yarattığı negatif etkileri en aza indirgemek ve yaşam alanlarımız olan kentsel mekânlarda tasarımsal yoksunluklar, kimliksizleşme, karmaşa, kalite yoksunluğu vb. hızla artan problemlerin, doğru kentsel tasarım uygulama süreçleri ve kontrolleri ile çözülebileceğini göstermiştir. Farklı disiplinlerin ortak çalışması aracılığıyla, kentler üzerinde aynı tasarım dilinin konuşulmasıyla ve kullanıcılarının/kentlilerin ekonomik, sosyal ve kültürel yaşam biçimlerini tanıyarak doğru şekilde yapılan tasarım çalışmalarının kentsel kalitenin ve kentsel sadakatin sağlanması açısından çok önemli olduğu görülmüştür. Bunun elde edilebilmesi için kent ya da kent parçası için hedefleri net bir şekilde belirlenmiş, işlev bölgeleri (tarihi alanlar, rekreasyon alanları, karma işlevler vb.) ve fiziksel verileri doğru saptanmış olarak hazırlanacak kentsel tasarım rehberlerinin, tasarım kontrolü olarak kullanılması gerektiği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Kentsel Kalite, Kentsel Tasarım Kontrolleri, Kentsel Tasarım Rehberleri, Kentsel Mekân Tasarım Bileşenleri, (Kentsel Mekânda) Tasarım Problemleri
Kentsel kalitenin geliştirilmesi bağlamında stratejik bir yaklaşım; kentsel tasarım rehberi kavramsal model önerisi
Kentler, önce sanayi devrimi, İkinci Dünya Savaşı, sonrasında 1960-70'lerde kentselleşmeye ilginin artması ve 1980'ler de dünya da yaşanan ekonomik, sosyal ve teknolojik gelişmelerin ortaya çıkardığı küreselleşme süreci etkisiyle oluşan hızlı değişimlere maruz kalmıştır. Her kentin bu değişim, gelişim ve sonucunda beliren dönüşümlere yanıtı farklı düzeylerde olmuş ve bazı kentler uyum sağlarken pek çoğu kentleşmenin sonuçlarını iyi yönetememiştir. Kentleşme olarak ifade edilen bu süreçte ortaya çıkan sorunlar-olgular, etkilerini kentsel mekânlarda hissettirmeye başlamıştır. Kentsel mekânların, sahip olduğu ya da olması gereken temel yapısal kimlikleri, uyum sürecinin yerine getiremediği durumlarda bozulmalara ve sağlıksızlaşmaya yol açmıştır. Kentsel tasarım yaklaşımları hızla değişirken, büyük kentlerde mevcut kent parçalarının yeniden oluşumu ve üretimi konusunda planlamalar yapılmaya başlanmıştır. Günümüzde kentleri tehdit eden yeni küresel dinamiklerin yarattığı değişim olgusu çeşitli toplumların ekonomik, sosyal ve kültürel yaşam biçimlerini etkilerken, aynı zamanda yaşam alanlarımız olan kentlerimize yansımaktadır. Yeni gelişmeler, boyut ve ölçek açısından kentsel mekânların ve mimarinin biçimlenmesinde, kentsel kalite oluşumunda etkin olmaktadır. Küreselleşme sürecinde söz konusu değişimlerin günümüz insanının gündelik yaşayışına getirdiği yeni yaşam biçimleri, beraberinde kentlerin fiziksel-mekânsal düzenine de yeni bir yapılanma ve değişen/başkalaşan/yeni kimlikler getirmektedir. Kentsel mekânları oluşturan tüm tasarım bileşeleri, bu bileşenlerin birbiri ile uyumluluğu, uygulama yöntemleri, planlama sürecinin en zayıf evreleri arasında yer almaya başlamıştır. Bu sebeple, sorunların-çözümlerin-önerilerin daha bütüncül, bölge bazında ele alınması gereklidir. Bir kent parçasında/kentsel alanda, yapılar için alınacak kararlar hem çevresindeki binalara hem de kente ilişkin kurallar, sınırlamalar içermelidir. Kentlerin fiziki yapısındaki işlevsel ve estetik bozukluklar, kentsel bütünlüğün ve kimliğin kayboluşu fiziki çevrenin düzenlenmesinde kentsel tasarım kontrollerinin kullanımını gündeme getirmiştir. Yapılı çevrenin düzenlenmesinde, değişim ve gelişimin yönlendirilmesinde kentsel tasarım ve uygulama araçları bir gereklilik olmaya başlamıştır. Kentsel tasarım rehberlerinin kullanımı ile bölgesel planlamadan mimari tasarıma kadar olan, yani, üst ölçek ile alt ölçek arasındaki ilişkiyi gösteren "bütünleşmiş tasarım süreci" rahatça ifade edilebilmektedir. Tasarımlarda parça-bütün ilişkisi kurulabilmektedir ve kent ölçeğinde mekânsal algı yanında, bina ölçeğinde de mekânsal algı sağlanabilmektedir. Kentsel mekân kalitesinin sağlanabilmesi, mekânsal gelişim ve yönlendirme, ancak doğru kentsel tasarım rehber uygulamalarının kullanımı ve "Kentin DNA"sını bozmadan yapılacak müdahaleler ile gerçekleşebilmektedir. Günümüzde, planlama sisteminin modernleştirilmesi ve mekânsal gelişmenin yönlendirilmesinde stratejik ve çağdaş planlama yaklaşımları çerçevesinde, kentsel tasarım uygulama araçları ile kentsel kontrolün sağlanması ve problemlerin çözülmesi söz konusudur. Kentsel tasarım rehberleri, planlama-tasarım ilişkisine bütüncül bir yaklaşım içinde, kentle mekânsal birlikteliğin sağlanmasında, disiplinler arası plan-proje diyalektiğinin kurulmasında etkili olmaktadır. Bu kapsamda çalışmanın birinci bölümünde; Literatür Özeti, Tezin Amacı ve Hipotez açıklanmıştır. İkinci bölümde; literatürde yer alan genel kavramları netleştirmek üzere kalite kavramı, kentsel mekân kavramı ve kentsel mekânda kalite parametreleri açıklanarak, bunlarla ilişkili göstergelere yer verilmiştir. Üçüncü bölüm kapsamında tez konusu ile ilgili önemli iki tanım ve alt başlıkları ele alınmıştır. İlk olarak kentsel tasarım kavramı üzerine olan tartışmalar ortaya konulmuş, kapsamı açıklanmıştır. Daha sonra başarılı bir kentsel mekânın yaratılmasındaki geçmiş uygulamaların daha iyi algılanması açısından kentsel tasarımın ortaya çıkışı ve tarih içerisindeki gelişim süreci, yeni yaklaşımlar ve diğer disiplinlerle ilişkisi açıklanmıştır. Başarılı kentsel tasarım modeli oluşturmada önemli rol oynayan kentsel tasarım ilkeleri tanımlanmıştır. İkinci olarak ise, kentsel tasarım uygulama araçlarının tanımı ve "kentsel tasarım rehberleri" ni kapsayan sınıflandırılması yapılmış, kentsel tasarım süreci içindeki yeri ve kullanım alanları ortaya konmuştur. Dördüncü bölümde; kentsel tasarım rehberlerinin tanımı, ortaya çıkış süreci ve gelişimi açıklanmıştır. Özellikleri, ilke ve hedefleri, ölçütleri belirtilmiş, bu konudaki tartışmalar ve kapsamı ortaya konulmuştur. Bir kentsel tasarım kontrol aracı olarak "kentsel tasarım rehberleri" nin sahip olması gereken tüm özellikleri, sınıflandırılması, uygulama ölçekleri ve mekânsal kullanım alanları belirlenmiştir. Son olarak, tez kapsamında önemle üzerinde durulan, günümüz kentlerinin problemi olan, "mekânsal gelişim ve değişimin yönlendirilerek, kentsel mekân kalitesinin sağlanması" yönünde rehber kullanımının rolü tanımlanmıştır. Beşinci bölümde; diğer bölümlerde yapılan tez amacına yönelik literatür araştırmalarından kentsel tasarım ve kontrolleri konusuyla ilgili olan, literatürün temelini oluşturan kuramcıların çalışmalarından elde edilen bilgilerle, farklı ölçeklerdeki kent ya da kentsel alan için hazırlanan kentsel tasarım rehberleri incelenerek örnek uygulamalar üzerinden analizleri yapılmış, tasarım ölçütleri, bileşenleri, konuları sınıflandırılmış ve analiz sonuçlarının karşılaştırmalı değerlendirilmesi yapılmıştır. Son olarak altıncı bölüm de ise; bir önceki bölümde sınıflandırılması yapılıp, çizelge halinde sunulan "farklı uygulama ölçeklerinde hazırlanan kentsel tasarım rehberleri " nin analiz sonuçları değerlendirilerek, örnek alan "Metropol ölçeğinde" oluşturulacak kentsel tasarım rehberlerinin tasarım konuları, sorunlar ve çözüm olacak tasarım ölçütleri/önerileri belirlenmiştir. Bu ölçütler en yüksek düzeyde kent, mekân ve yaşam kalitesi sunabilecek şekilde sınıflandırılmış, bu bağlamda kentsel tasarım rehberi çerçeve model önerisi yapılmıştır. Sonuç olarak, tez çalışması, kentleri tehdit eden küresel dinamiklerin yarattığı negatif etkileri en aza indirgemek ve yaşam alanlarımız olan kentsel mekânlarda tasarımsal yoksunluklar, kimliksizleşme, karmaşa, kalite yoksunluğu vb. hızla artan problemlerin, doğru kentsel tasarım uygulama süreçleri ve kontrolleri ile çözülebileceğini göstermiştir. Farklı disiplinlerin ortak çalışması aracılığıyla, kentler üzerinde aynı tasarım dilinin konuşulmasıyla ve kullanıcılarının/kentlilerin ekonomik, sosyal ve kültürel yaşam biçimlerini tanıyarak doğru şekilde yapılan tasarım çalışmalarının kentsel kalitenin ve kentsel sadakatin sağlanması açısından çok önemli olduğu görülmüştür. Bunun elde edilebilmesi için kent ya da kent parçası için hedefleri net bir şekilde belirlenmiş, işlev bölgeleri (tarihi alanlar, rekreasyon alanları, karma işlevler vb.) ve fiziksel verileri doğru saptanmış olarak hazırlanacak kentsel tasarım rehberlerinin, tasarım kontrolü olarak kullanılması gerektiği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Kentsel Kalite, Kentsel Tasarım Kontrolleri, Kentsel Tasarım Rehberleri, Kentsel Mekân Tasarım Bileşenleri, (Kentsel Mekânda) Tasarım Problemleri
Mimaride çevreci yaklaşımlar bağlamında düşük teknolojili (low-tech) bina uygulamaları üzerine bir irdeleme
Tarih boyunca, çevrelerinde buldukları malzemeleri kullanarak kendi elleriyle yapılı çevrelerini oluşturan geleneksel toplumlar, çevreci yaklaşımların güncel üst başlığı olan sürdürülebilirlik kavramı var olmadan çok önce birçok yönden sürdürülebilirliğin liderleri olmuşlardır. Kendi varoluşlarının doğadaki dengeye bağlı olduğu bilinciyle yapılı çevrelerini doğayla çatışarak değil, doğayla uyumlu oluşturmuşlardır. Tarihsel süreçte; sosyal, ekonomik, kültürel ve teknolojik birçok değişiklik getiren endüstri devrimi, bu mevcut düşünce sisteminde bir kırılmaya neden olmuştur. Önceleri üretici olan insan, tamamen tüketiciye dönüştürülmüş, yaratılan algı doğrultusunda teknolojik, endüstriyel olan en iyi ve istenilen kabul edilmiştir. Sonuçta, endüstriyel üretim için artan enerji gereksinimi, hem çevre hem de insan sağlığı için olumsuz sonuçlar doğuran fosil yakıtların kullanımını arttırmıştır. Zamanla, güvenli ve sağlıklı bulunan endüstriyel malzemelerin insan sağlığına ve çevreye zararlarının ortaya çıkması, tüketim kültürünün yarattığı ekonomi ve enerji kriziyle kendi kendini tüketmesi modern insanın bu yeni düzeni sorgulamasına ve alternatif çözümlere yönelmesine neden olmuştur. Çevreci yaklaşımlar adı altında genellenebilen bu yönelim; sorunların baş gösterdiği yıllar olan 1960'lardan günümüze kadar hem düşüncede hem de uygulamada değişiklikler göstererek devinimini sürdürmüştür. Bu çalışmada; kendini tüketme seviyesine yaklaşan mevcut sistemdeki, ekonomik ve çevresel, dolaylı olarak kültürel ve sosyal sorunların çözülmesinde alternatif bir yaklaşım olarak düşük teknolojili (low-tech) mimarlık irdelenmiştir. Kuramsal alt yapısı oluşturulan kavram; yapı malzemesi ve yapım tekniği bağlamında irdelenmiş, farklı iklimsel, çevresel ve kültürel özellikler gösteren bölgelerden seçilen uygulama örneklerinin irdelenmesiyle kuramsal bilgi desteklenmiştir.
Mimaride çevreci yaklaşımlar bağlamında düşük teknolojili (low-tech) bina uygulamaları üzerine bir irdeleme
Tarih boyunca, çevrelerinde buldukları malzemeleri kullanarak kendi elleriyle yapılı çevrelerini oluşturan geleneksel toplumlar, çevreci yaklaşımların güncel üst başlığı olan sürdürülebilirlik kavramı var olmadan çok önce birçok yönden sürdürülebilirliğin liderleri olmuşlardır. Kendi varoluşlarının doğadaki dengeye bağlı olduğu bilinciyle yapılı çevrelerini doğayla çatışarak değil, doğayla uyumlu oluşturmuşlardır. Tarihsel süreçte; sosyal, ekonomik, kültürel ve teknolojik birçok değişiklik getiren endüstri devrimi, bu mevcut düşünce sisteminde bir kırılmaya neden olmuştur. Önceleri üretici olan insan, tamamen tüketiciye dönüştürülmüş, yaratılan algı doğrultusunda teknolojik, endüstriyel olan en iyi ve istenilen kabul edilmiştir. Sonuçta, endüstriyel üretim için artan enerji gereksinimi, hem çevre hem de insan sağlığı için olumsuz sonuçlar doğuran fosil yakıtların kullanımını arttırmıştır. Zamanla, güvenli ve sağlıklı bulunan endüstriyel malzemelerin insan sağlığına ve çevreye zararlarının ortaya çıkması, tüketim kültürünün yarattığı ekonomi ve enerji kriziyle kendi kendini tüketmesi modern insanın bu yeni düzeni sorgulamasına ve alternatif çözümlere yönelmesine neden olmuştur. Çevreci yaklaşımlar adı altında genellenebilen bu yönelim; sorunların baş gösterdiği yıllar olan 1960'lardan günümüze kadar hem düşüncede hem de uygulamada değişiklikler göstererek devinimini sürdürmüştür. Bu çalışmada; kendini tüketme seviyesine yaklaşan mevcut sistemdeki, ekonomik ve çevresel, dolaylı olarak kültürel ve sosyal sorunların çözülmesinde alternatif bir yaklaşım olarak düşük teknolojili (low-tech) mimarlık irdelenmiştir. Kuramsal alt yapısı oluşturulan kavram; yapı malzemesi ve yapım tekniği bağlamında irdelenmiş, farklı iklimsel, çevresel ve kültürel özellikler gösteren bölgelerden seçilen uygulama örneklerinin irdelenmesiyle kuramsal bilgi desteklenmiştir.
Yapılı çevre tasarımında kadın rollerinin değişimi
Tarihsel süreç içinde kadının toplumdaki konumu ve rolleri, toplumsal, ekonomik, kültürel olgularda yaşanan değişim ve dönüşümlere paralel olarak değişim göstermiştir. Anaerkil, ataerkil, eşitlikçi olarak adlandırılan farklı toplum düzenlerinde kadının konumu ve rolü yeniden tanımlanmıştır. Toplum düzenlerinin ve cinsiyet rollerinin değişimine paralel olarak, mimarlığın ve mimari kavramların da toplumsal karşılıkları değişmeye devam etmiş, bu süreçte kadın ve mimarlık arasındaki ilişki de dinamizmini korumuştur. Anaerkil dönem, kadının sahip olduğu doğurganlık özelliği ile kutsandığı, tapınılan dişil tanrı ile özdeşleştirildiği bir dönem olmuştur. Kadınlar bu dönemde inşa etme geleneğini başlatmış, barınma mekânını inşa etmek kadının sorumluluğunda olmuştur. Anaerkil dönemde inşa edilen yapılarda kadının kutsal bedeni betimlenmiş, dişil biçimler kullanılmıştır. Mülkiyet kavramının ortaya çıkması, kent devletlerinin oluşması ve militarizmin doğuşu ile kadın toplumdaki konumunu kaybetmiş, toplumsal ve iktisadi anlamda yetkinliği azalmıştır. Ataerkil dönem mimarisinde, dişil biçimler terk edilmiş, ideal mimarinin bileşenleri erkek bedeninde aranmış, kadınların yapı üretimine katılımı kısıtlanmış, ancak vasıfsız işçi olarak çalışabilmişlerdir. Belirli bir siyasi ve toplumsal gücü olan, elit kesime mensup bani kadınlar veya kutsal kavramlar ile ilişkilendirilmiş kadın karakterler, ataerkil dönemde istisnai bir şekilde mimari ile anılmışlardır. Sanayi devrimi sonrası değişen dengeler yeni bir toplum düzeni getirmiş kadınların üstündeki eril tahakkümün gücü azalmış, eşitlikçi dönem başlamıştır. Bu dönemde kadınlar, erkeklerin hiçbir çaba sarf etmeden sahip oldukları eğitim alma, meslek sahibi olma, yöneticilik yapma gibi temel haklara uzun ve zorlu mücadelelerden sonra sahip olabilmişlerdir. Kadınlar bu dönemde tasarımcı ve eğitimci olarak mimarlık alanında rol alabilmiş, kuramsal çalışmalar yapabilmişlerdir. Modern çağda kadının bedeni eski kutsallığını ve mahremiyetini yitirmiş, pornografik betimlemelerle yorumlanmıştır.
Yapılı çevre tasarımında kadın rollerinin değişimi
Tarihsel süreç içinde kadının toplumdaki konumu ve rolleri, toplumsal, ekonomik, kültürel olgularda yaşanan değişim ve dönüşümlere paralel olarak değişim göstermiştir. Anaerkil, ataerkil, eşitlikçi olarak adlandırılan farklı toplum düzenlerinde kadının konumu ve rolü yeniden tanımlanmıştır. Toplum düzenlerinin ve cinsiyet rollerinin değişimine paralel olarak, mimarlığın ve mimari kavramların da toplumsal karşılıkları değişmeye devam etmiş, bu süreçte kadın ve mimarlık arasındaki ilişki de dinamizmini korumuştur. Anaerkil dönem, kadının sahip olduğu doğurganlık özelliği ile kutsandığı, tapınılan dişil tanrı ile özdeşleştirildiği bir dönem olmuştur. Kadınlar bu dönemde inşa etme geleneğini başlatmış, barınma mekânını inşa etmek kadının sorumluluğunda olmuştur. Anaerkil dönemde inşa edilen yapılarda kadının kutsal bedeni betimlenmiş, dişil biçimler kullanılmıştır. Mülkiyet kavramının ortaya çıkması, kent devletlerinin oluşması ve militarizmin doğuşu ile kadın toplumdaki konumunu kaybetmiş, toplumsal ve iktisadi anlamda yetkinliği azalmıştır. Ataerkil dönem mimarisinde, dişil biçimler terk edilmiş, ideal mimarinin bileşenleri erkek bedeninde aranmış, kadınların yapı üretimine katılımı kısıtlanmış, ancak vasıfsız işçi olarak çalışabilmişlerdir. Belirli bir siyasi ve toplumsal gücü olan, elit kesime mensup bani kadınlar veya kutsal kavramlar ile ilişkilendirilmiş kadın karakterler, ataerkil dönemde istisnai bir şekilde mimari ile anılmışlardır. Sanayi devrimi sonrası değişen dengeler yeni bir toplum düzeni getirmiş kadınların üstündeki eril tahakkümün gücü azalmış, eşitlikçi dönem başlamıştır. Bu dönemde kadınlar, erkeklerin hiçbir çaba sarf etmeden sahip oldukları eğitim alma, meslek sahibi olma, yöneticilik yapma gibi temel haklara uzun ve zorlu mücadelelerden sonra sahip olabilmişlerdir. Kadınlar bu dönemde tasarımcı ve eğitimci olarak mimarlık alanında rol alabilmiş, kuramsal çalışmalar yapabilmişlerdir. Modern çağda kadının bedeni eski kutsallığını ve mahremiyetini yitirmiş, pornografik betimlemelerle yorumlanmıştır.