Theses supervised by Prof. Dr. Erol Nezih Orhon
20 theses · Anadolu University
Ingmar Bergman filmografisinin kadın bakışında varoluşçuluk ve absürdizmi keşfetmek
This research explores the intersection of existentialism, absurdism, and the female gaze in the works of Ingmar Bergman, focusing on his films "Persona," "Cries and Whispers," and "Autumn Sonata" (Bergman's trilogy). Employing feminist film theory and analyzing themes from existentialist and absurdist philosophy, the study examines how Bergman portrays female characters grappling with isolation, the search for meaning, and the precariousness of existence. This analysis, informed by the works of Jean-Paul Sartre, Albert Camus, and Simone de Beauvoir, illuminates the existential and absurdist dimensions of the female experience as depicted through Bergman's lens. It also contributes to a deeper understanding of the complexities of the female gaze and its application in film analysis. This interdisciplinary approach allows for a comprehensive exploration of how Bergman's cinematic language intersects with these philosophical underpinnings. As a complementary element, the research will be complemented by the creation of a short film script that embodies the theoretical insights gained from the analysis. This script will serve as both a creative expression of the explored themes and a tool for applied understanding. Ultimately, this research aspires to challenge gender stereotypes and broaden our comprehension of Bergman's cinematic vision, offering a valuable contribution to film studies and feminist discourse. Keywords: Ingmar Bergman, Existentialism, Absurdism, Female Gaze, Feminist Narratives, Gender Stereotypes, Philosophical Exploration, Narrative
Dijital çağda Türkiye'de sinema seyir kültürü: Sektörel dönüşümler ve seyirci dinamikleri
Bu araştırma, dijitalleşme süreciyle birlikte yeni medya teknolojilerinin gündelik hayata entegrasyonu ve dijital platformların yükselişi ile Türkiye'de sinema seyir pratiklerinin, sinema sektörünün yapısının ve sinema seyircisinin geçirdiği dönüşümü ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırmanın temeli, kültürel çalışmalar özelinde seyirci araştırmaları ve film çalışmaları özelinde de dijital teori perspektifleri üzerine kuruludur. Nitel araştırma metodolojilerinden gömülü teori yöntemi ile desenlenen bu araştırmada; yeni medya teknolojilerinin ve dijital platformların film seyir pratiklerine ve sinema sektörüne etkilerini anlamak amacıyla seyirciler ile sektör çalışanlarından oluşan iki farklı katılımcı grubu, amaçlı örnekleme yöntemiyle araştırmaya dâhil edilmiştir. Veri toplama süreci, katılımcılarla gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmelerle gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler NVivo 14 yazılımına aktarılmış ardından gömülü teori yöntemine göre; açık, eksen ve seçici kodlama aşamalarından geçirilerek, sürekli karşılaştırmalı analiz yöntemi ile kuramsal kavramlar geliştirilmiştir. Araştırmanın sonucunda, yeni medya teknolojilerinin ve dijital platformların etkisiyle serbest zaman olgusunun değiştiği, sinema salonlarına olan ilginin azaldığı ve Covid-19 pandemisinin bu süreci hızlandırdığı görülmüştür. Seyir pratiklerine ilişkin alışkanlıklar kişiselleşmiş, esnekleşmiş ve daha parçalı bir hal almıştır. Sinema sektöründe, dijitalleşme ve dijital platformların yaygınlaşması ile özellikle dağıtım ve gösterim süreçlerindeki dönüşümlerden hareketle sinema değer zincirinde yeni kırılımların meydana geldiği anlaşılmıştır. Gelişen ve gündelik yaşamı kuşatan yeni medya teknolojilerinin kişisel serbest zaman ile çalışma zamanı arasındaki sınırı görünmez kıldığı; odaklanma sürelerinin kısalması ile filmler ve seyirciler arasındaki ilişkinin fragmanlaştığı görülmüştür.
Sinemada metinlerarasılık: Kısa ve uzun metraj Cemil şov filmleri incelemesi
Metinlerarasılık, bir metnin diğer metinlerle olan ilişkilerini kapsayan bir kavramdır. Sinema sanatı hem kendi içinde hem de diğer sanat dallarıyla kurduğu ilişkiler neticesinde, metinlerarasılık kavramına zengin bir uygulama alanı sunar. Bu çalışmanın teorik çerçevesini "metinlerarasılık", "sinemada metinlerarasılık", "göstergelerarasılık", "filmlerarasılık" ve "remake (yeniden üretim)" kavramları oluşturur. Çalışmanın amacı, "Cemil Şov" (2015, 2021) filmlerinin kısa ve uzun metraj versiyonları arasındaki metinlerarası ilişkileri saptamak ve bu ilişkilerin sinema sanatındaki yerini incelemektir. Çalışmada tespit edilen metinlerarası ilişkiler, "pastiş", "anıştırma", "alıntı", "gönderme", "genişletme" ve "iç anlatı" gibi metinlerarası yöntemlerle görünür kılınmıştır. Barış Sarhan'ın yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği "Cemil Şov" filminin kısa ve uzun metraj versiyonlarının, diğer metinlerle olan ilişkisi analiz edilmiştir. Bu analiz, filmlerin anlatı yapıları, karakter gelişimleri, sinematografik ögeleri ve tematik derinlikleri üzerinden gerçekleştirilmiştir. Yönetmenliği ve senaristliği aynı kişi tarafından yürütülen kısa metraj filmin, uzun metraj filme dönüşümünde remake süreci hâkim olmuştur. Bu yeniden üretim sürecinde uzun metrajlı versiyon, kısa metrajlı versiyonun temel yapısını genişleterek daha kapsamlı bir hikâye sunmuş, karakterler daha detaylı işlenmiş, sinematografik unsurlar ve yan hikâyeler eklenmiştir. Bu unsurlar, metinlerarası ilişkiler bağlamında ele alınmıştır. Böylelikle Cemil Şov'un kısa metrajlı ve uzun metrajlı versiyonları arasında kurulan metinlerarası ilişki, filmlerarasılık kavramını da içine alacak şekilde incelenmiştir. Uzun metraj ve kısa metraj Cemil Şov filmleri arasında metinlerarası bir ilişkinin var olduğu tespit edilmiştir. Buna ek olarak iki farklı metrajdaki filmlerin diğer metinlerle olan ilişkilerinde benzerlikler ve farklılıklar olduğu çalışmanın sonucunda ortaya çıkmıştır.
Bir "Umut Sineması": İran sinemasında Cafer Penahi anlatı yapısı
Anlatı yapısı çözümleme, bir metnin veya eserin nasıl kurulduğunu, hangi unsurların kullanıldığını, bu unsurların nasıl bir araya getirildiğini ve bu aracılığıyla nasıl bir anlam oluşturulduğunu anlamaya yönelik bir analiz yöntemidir. Filmde yer alan karakterlerin kim oldukları, nasıl tasvir edildikleri, hangi özelliklere sahip oldukları gibi özellikler incelenir. Karakterlerin eserin ilerleyişi ve teması üzerindeki etkileri de değerlendirilir. Eserde meydana gelen olayların nasıl bir sırayla gerçekleştiği, bu olayların birbirleriyle nasıl bağlantılı olduğu analiz edilir. Olayların metnin gelişimine nasıl katkı sağladığı ve seyıircinin algısını nasıl yönlendirdiği incelenir. Olayların dramatik gelişimi ve metnin genel anlatımını nasıl desteklediği üzerine analizler yapılır. Eserin sahibi olan sanatçının eseri (filmi) hangi bakış açısıyla anlattığı üslup tercihleri gibi unsurlar değerlendirilir. Bu unsurların fılmın atmosferi ve anlamı üzerindeki etkileri üzerine odaklanılır.Eserin temel konuları, alt metinleri ve derin anlamları incelenir. Sanatçının aracılığıyla hangi mesajları vermeye çalıştığı veya hangi fikirleri tartıştığı üzerine yorumlar yapılır. Filmin geçtiği mekanın (yer) ve zamanın (zaman dilimi) önemi ve bu unsurların filmin anlamına katkısı incelenir. Mekan ve zamanın atmosfer ve karakterler üzerindeki etkileri üzerine değerlendirmeler yapılır. Anlatı çözümleme yöntemi, filmin derinlemesine anlaşılması ve yorumlanması için kullanılan kapsamlı bir analiz yöntemidir. Bu yöntem, seyircinin metnin içeriği, yapısı ve anlamı hakkında daha derin bir kavrayış sağlar. Bu araştırmanın amacı, yönetmen olan Cafer Penahiyi yakından tanımak, ona uygulanan sistematik sansür, yasak ve hapislere karşı yaratıcı mücadilesine tanık olmak, kendine has bir sinema dilini küresel olarak ortaya koyan filmlerini incelemek, sinema üslubunu analiz etmektir. Bu analiz filmin konusu, karakterlerin tanımlayıcı özellikleri, fılmin mekan zaman kullanımının nasıl yansıtması, aktarılan etik değerler, filmin sonucunun şekli, görsel yapısı, kamera açıları, çekim teknikleri, renk kullanımı ve kurgunun işlenişi, müzik, ses efektleri ve diyalogların kullanımı hikayeyi ve duygusal atmosferi desteklemesi, filmdeki makyaj tarzı, hangi atmosferin yaratılmak istenmesi, kullanılan kültürel kodlar ve simgeler neyi ifade etmesi,filmde yönetmenin tarzı nasıl yansıtıldığını araştıracaktır. Araştırmada, Cafer Penahi sinemasının özellikle 1990ların sonundan başlayarak günümüze kadar olan süreç incelenmiştir. "Ayna" (1997),"Bu bir film değildir"(2011),"Taksi Tahran"(2015),"Üç Hayat"(2018) tezin örnek filmlerini oluşturmaktadır.
Kırgızistan sinemasında kadın temsili: Kırgız mucizesi filmlerin incelenmesi (1960-1980)
Bu araştırma, Kırgızistan sinemasında ''Kırgız Mucizesi'' adı verilen 1960-1980'ler dönemi filmlerinde kadın karakterlerin feminist film kuramı doğrultusunda nasıl temsil edildiğini incelemeye çalışmıştır. Sinemada feminist kuramı günümüzdeki sinema kuramlarının en önemlilerinden biridir. Sinemadaki feminist kuramı, sinemada kadın hakları kadar bir değer taşımaktadır. Kadın karakterinin yapılan her filmde nasıl temsil edildiği, ne kadar göründüğü ve ne şekilde sunulduğu feminist kuram ile okunması gerekmektedir. Araştırmanın literatür taraması bölümünde sinemadaki feminist kuramı, Kırgız toplumunda kadınların yeri ve Kırgız sinemasının tarihçesi anlatılmaktadır. Araştırmanın bulgular bölümünde ''Kırgız Mucizesi'' döneminden seçilen filmler üzerinde feminist kuramı ile incelemeler yapılmaktadır. İncelemede nitel araştırma yöntemlerinden içerik analizi yöntemi kullanılmaktadır. Buna ek olarak incelenen filmler Bechdel testi ile de değerlendirilmektedir.
Latin Amerika'da kültürel diplomasi ve yumuşak güç aracı olarak Türk dizileri: Stratejik model önerisi
Türk dizileri, uluslararası coğrafyada sahip olduğu albeni, etki ve çekim gibi pek çok olumlu yönüne rağmen yumuşak güç üreten kamu kurum ve kuruluşları tarafından Türkiye'nin dış politikasını da kapsayacak şekilde uzun vadeli ve çok paydaşlı stratejik bir yaklaşımla ele alınmamaktadır. Dünyada Hollywood ve Kore Dalgası gibi örnekler dizilerin ve buna benzer yaratıcı kültür endüstrisi ürünlerinin stratejik bir çerçevede ele alındığında uluslararası halkla ilişkiler, kamu diplomasisi, kültürel diplomasi ve yumuşak güç bağlamlarında sürdürülebilir etki ortaya koyabilen önemli araçlar olduğunu göstermektedir. Bu nedenle bu tez çalışmasında; Türkiye'nin yumuşak güç enstürmanlarından biri olan Türk dizilerinin yoğun olarak izlendikleri Arjantin, Kolombiya ve Meksika başta olmak üzere Latin Amerika'daki etkisi, uluslararası halkla ilişkiler çalışmalardaki rolü, Türkiye'nin kültürel diplomasi faaliyetlerine katkıları ve bu kapsamda gerçekleştirilen çalışmalarda istenen sürdürülebilir etkiyi sağlamayı amaçlayan bir model önerisi sunmak üzere incelenmiştir. Çalışma kapsamında; araştırmacı tarafından, Latin Amerika ülkelerine gerçekleştirdiği ziyaretleri sırasında alınan saha notları da göz önünde bulundurularak Latin Amerika'daki Türk dizi izleyicisini tanımlamak üzere bir ön araştırma gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın temel verisi Türk dizilerinin yapımcıları ve sektörden uzmanlar, kültürel diplomasi stratejilerini belirleyen kurumların temsilcileri, yurtdışında Türkiye'yi temsil eden kurumlarımızın temsilcileri ve örneklem olarak seçilen ülkelerin diplomatları, medya mensupları ve akademisyenleri ile yapılan derinlemesine görüşmelerden elde edilmiştir. Araştırma sonucunda, Türkiye'nin yumuşak gücüne katkı sağlayan paydaşların sürdürülebilir bir etkiyle farklı sektörleri de canlandıran faydaların yaratılabilmesi için ortak bir akılla hareket etmesi gerektiği öne çıkmıştır. Bu bağlamda Türk dizilerinin uluslararası halkla ilişkiler, kültürel diplomasi ve yumuşak güç bağlamında stratejik olarak kullanılmasını hedefleyen ve tüm paydaşları kapsayan dinamik ve geliştirilebilir bir model önerisi sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Türk Televizyon Dizileri, Kültürel Diplomasi, Yumuşak Güç, Stratejik Model
Dijital teknolojiler ve yapay zeka çağında sinema ve televizyon eğitimi: Teknoloji ve toplum kuramları, ekonomi politik ve eğitim pratikleri bağlamında karşılaştırmalı bir inceleme
Dijital ve yapay zeka teknolojilerinin gelişimi farklı medya türleri arasında bir yakınsamayı beraberinde getirmekte, post-sinematik yapım ve izleme biçimlerini ortaya çıkarmaktadır. Dijital ve yapay zeka teknolojilerinin gelişimi, aynı zamanda hareketli görüntünün yapım öncesi, yapım ve yapım sonrası süreçlerinde gerekli hale gelen yeni beceri setleri ve değerlerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Bu durum, Sinema ve Televizyon alanındaki üretim biçimlerinin ve buna bağlı olarak Sinema ve Televizyon eğitiminin de değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Bu çalışmada, Sinema ve Televizyon alanında faaliyet gösteren alan uzmanları, akademisyenler ve öğrencilerden oluşan 21 kişi ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerde, dijital ve yapay zeka teknolojilerinin Sinema ve Televizyon alanındaki yapım, izleme ve eğitim süreçlerine etkileri konu edilmiş, söz konusu süreçlerin ekonomik, yasal ve etik boyutlarına değinilmiştir. Buna ek olarak Sinema ve Televizyon Bölümünde eğitim gören 27 öğrenciden yazılı görüş alınmıştır. Çalışma, yapılandırmacı bir gömülü teori anlayışı benimsemektedir. Görüşmeler ve yazılı görüşler aracılığıyla elde edilen nitel veri, belirlenen tema ve alt temalar bağlamında değerlendirilmiş, teknoloji entegrasyonuna dair kapsamlı bir anlayış geliştirmek için teknoloji ve toplum kuramları bağlamında yorumlanmıştır. Sonuç olarak dijital ve yapay zeka teknolojileri çağında Sinema ve Televizyon eğitimine yönelik "Post-Sinematik Deneyim Tasarımı" başlığıyla bir yaklaşım önerisi sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Dijital Teknolojiler, Yapay Zeka, Sinema ve Televizyon Eğitimi, Teknoloji ve Toplum Kuramları, Post-Sinema
Türk televizyon dizilerinde kadın sağlık çalışanlarının temsili
Temsil kavramı sanat alanında yüzyıllardır ele alınan bir kavramdır. Yaratılan her sanat eserinde temsil kavramının izleri görülmektedir. Yıllardır gelişerek bugüne gelen sanatın tarihi birçok olayla şekillenmiştir. Bu süreçte yaşanan siyasi ve sosyal her olay ise bu sürecin en önemli unsuru olmuştur. Yaşanan ve etki eden her süreç sanat eserlerinin farklılaşmasına neden olmuş ve formların her daim değişken olmasına sebep olmuştur. Temsil kavramı Arisoteles ve Platon'dan başlayarak Mimesis kavramı olarak felsefede ve sanat eserlerinde sıklıkla tartışılmıştır. Sahnelenen her eserin içinde olan bu kavram ise sadece görsel- işitsel değil aynı zamanda yazınsal alanlarda da varlığını göstermektedir. Dolayısıyla yaratılan her sanat eserinin içinde olan ve ele alınan temsil kavramı fotoğraf ve film sanatının ortaya çıkmasıyla birlikte daha çok tartışılmış ve ele alınmıştır. Bu çalışmada ise temel alınan bu kavram üzerinden Türk televizyon dizilerindeki kadın sağlık çalışanlarının temsilleri ele alınmıştır. Mucize Doktor, Bahar ve Hekimoğlu diziler örneklem olarak alınmış olup söz konusu dizilerdeki kadın sağlık profesyonellerinin nasıl temsil edildikleri içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. Dolayısıyla bu çalışmada kadın sağlık profesyonellerin temsillerine dair bakışı ortaya koymak hedeflenmiş ve literatüre katkı sağlaması amaçlanmıştır. Bu bağlamda çalışmada kadın sağlık profesyonellerinin temsillerinde toplumsal cinsiyet rollerini üreten ve pekiştiren anlatı biçimleri yer aldığı görülmektedir.
2000 sonrası Türk sinemasında engelli temsilleri: Ötekilik ve 'abject'
Bu araştırmada 2000 sonrası uzun metraj kurmaca Türk sinemasında ana karakteri engelli olan örneklem filmlerin analizi ötekilik ve abject bağlamında incelenmiştir. Filmlerde yer alan engelli temsilleri ötekilik ve abject kavramlarının belirlenen alt temalarıyla araştırılmıştır. Bu tez çalışmasının alanyazınında engellilik, engelli modelleri ve yaklaşımlarıyla ele alınmıştır. Aynı zamanda engelliliğin kavramsal arka planı kurumsal tarihiyle incelenmiştir. Ötekilik ana temasında damgalama, ayrımcılık ve mikro saldırganlık yok sayılma/körleşme alt temalarıyla engelli karakter analiz edilmiştir. Abject bağlamında ise tekinsizlik, abject'in beden atıkları ve abject'in mekânları alt temalarıyla engelli temsilleri araştırılmıştır. Çalışmada filmler analiz edilirken kullanılan yöntem, nitel araştırmanın tematik analiz yöntemidir. Örneklem seçiminde kullanılan yöntem ise amaçlı örneklem yöntemidir. Araştırmada, engellilik ilk kez sinemada ötekilik ve abject ekseninde incelenmiştir. Bu kapsamda araştırmada 2000 sonrası Türk sinemasında ana karakteri engelli olan uzun metraj kurmaca filmlerden Tamam Mıyız? (2013), Özür Dilerim (2013), Mucize (2015) filmleri ötekilik ve abject bağlamında analiz edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Engellilik, Temsil, Türk Sineması, Abject, Ötekilik.
Toplumsal değişme odaklı film: Sürdürülebilir kalkınma ve belgeseller
Bu araştırma, kalkınmaya ilişkin toplumsal gerçekliği üretmenin bir aracı olarak belgesel filmlerin Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarıyla ilişkisini açıklamayı ve savunuculuk açısından belgesel filmlerin sahip oldukları içerik ve yaklaşım özellikleri arasındaki bağı ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırmanın temelini, kitle iletişim çalışmalarında toplumsal gerçekliğin inşası ve kalkınma iletişimi yaklaşımlarına ek olarak sürdürülebilir kalkınma anlayışı çerçevesinde belgesel filmlerin kalkınma iletişimi için sunduğu olanaklar oluşturmaktadır. Araştırma, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına bağlı olarak, Türkiye'de üretilmiş olan belgesel filmlerin kalkınma olgusuna ilişkin ne tür önermelere sahip olduklarını, 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacı ve belgesel filmler arasında hangi boyutlarda ilişki kurulabildiğini ve belgesel filmlerin farkındalık adına nasıl katkı sağladıklarını ortaya çıkarmak amacıyla, nitel ağırlıklı gömülü karma yöntem çalışması olarak desenlenmiştir. Araştırma sorularını yanıtlayabilmek için araştırmacı tarafından uygulanan doküman analizine ek olarak, yönetmenler ile yarı yapılandırılmış görüşmeler ve izleyiciler ile odak grup görüşmeleri gerçekleştirilerek elde edilen veriler analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, belgesel filmlerin görünürlük sağlama ve farkındalık yaratma işlevleri sebebiyle, sürdürülebilir kalkınmaya ilişkin birbirinden bağımsız görünen alanlar arasında bağ kurmayı kolaylaştırdıkları, söz konusu alanlar için değişime olan ihtiyacın dile getirilmesi ve bu alanlara dair toplumsal gerçeklik inşasına katkı sağlanması konusunda elverişli oldukları ortaya konmuştur. Ayrıca, katılımcılık ve savunuculuk açısından taşıdıkları olanaklar doğrultusunda kalkınmaya ilişkin problemli alanlara dair çözüm üretilmesi ve farkındalık kazandırılması açısından da belgesel filmlerin katkı sağlayıcı nitelikte olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Kaçınılmaz toplumsal bir gerçeklik olarak sayborglaşan insan ve sayborg sanat
Bu çalışma teknolojinin üstel ilerleme hızının etkisiyle sosyal yaşamın, insan bedeninin ve sanatın dönüşümünü ortaya koymaktadır. İnsan bedeni, sosyal yaşam ve sanat ana konuları evrim bağlamında ele alınmıştır. Bu çalışma, Üçüncü Kültür düşüncesi ve bu düşünceyi destekleyen Yeni Hümanistler de denilen düşünürlerin görüşleri ışığında, özellikle de Raymond 'Ray' Kurzweil'in Tekillik kuramı bağlamında çalışılmıştır. İnsan biyolojisi, sosyal yaşam bağlamında sosyal evre ve sosyal kuşaklar, teknoloji ve sanat ana konuları evrimsel bağlamda değerlendirilmiş; çok yeni bir kavram olan post-insanlaştırma kavramı üzerine dört aşamalı post-insanlaştırma süreci önerisi sunulmuş; sayborglaşma kavramı insan-makine birleşimi olmanın ötesinde sosyal ve sanatsal bağlamda değerlendirilmiş; sayborg sanatı ve öncü sayborg sanatçılar ayrı bir bölüm olarak ayrıntılı bir şekilde açıklanıp değerlendirilmiştir. Çalışmanın örneklerini, öncü sayborg sanatçılar Neil Harbisson, Moon Ribas ve Manel Munoz (Manel De Aguas) oluşturur.
Asghar Farhadi sinemasında trajedi
Trajedi kavramı Antik Yunan tragedyalarından bu yana yaşamın içerisinden sanatın alanına taşınarak insanlığın yaşam ve sanat arasında kurduğu sıkı bağı ortaya koyar. Modern dönemlerle birlikte trajediye ilişkin anlatı literatüründe anlam çerçevesine yeni bakış açıları eklemlenir. Dönemler ve yaşantılarla birlikte sanat anlayışları değişse bile varlığını devam ettiren bakış açısı; insanlığın hep bir adalet arayışına ve sorgulamasına girişmesidir. Trajedinin tematik örüntü çerçevesi özellikle adalet arayışını merkezine alan belirli temalar doğrultusunda anlam kazanır. Mitlerden, tragedyalardan başlayarak sinemanın alanına taşınan Kahramanın Yolculuğu trajedi bağlamındaki bu tematik anlam çerçevesinde gerçekleşir. Asghar Farhadi sinemasında trajedi örüntüsünün nasıl kurulduğunu ortaya koymayı amaçlayan bu çalışmada, trajedinin olay örgüsü içerisinde temalar aracılığıyla kurulmasına dair sorulara yanıtlar aranmıştır. Bu amaçla, Bulgular ve Yorum Bölümünde birinci aşamada; Kahramanın Yolculuğu Modeli kullanılarak örneklemi oluşturan filmlerin olay örgüsü analizi yapılmıştır. İkinci aşamada ise; Alanyazın Bölümünde ayrıntılı olarak açıklanan trajedi temaları olay örgüsü analiz metni içerisinde MAXQDA 2020 Nitel Veri Analiz Programı aracılığıyla kodlanarak tematik analiz uygulanmıştır. Bu bağlamda, Asghar Farhadi sinemasında trajedi örüntüsü iki aşamadan oluşan bütünlüklü analiz doğrultusunda elde edilen bulgular aracılığıyla yorumlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Trajedi, Asghar Farhadi, Kahramanın Yolculuğu Modeli, Tematik Analiz, MAXQDA
Sinemada renklerin kullanımı: Renklerin izleyicinin ruh haline etkisi
Color in cinema is an aesthetic, symbolic and narrative element. For this purpose, it is thought out, transformed, even manipulated, through our tools linked to the production of cinematographic images, from filming to post-production. It is necessary to master and understand the influence of colors on the human mood. Wes Anderson's films are an intriguing case study in the use of representation and visual language as elements capable of executing the film plot's narrative. His films are built using a logic comparable to that of architectural representations. Geometries, perspectives, textures, and colors are used to create a code of signals capable of mediating between the comprehensible and the sensitive, between the concept and the image. This thesis offers a reflection on how colors impact the audience's mood, also on our way of perceiving, and talking about color. An analysis of Wes Anderson's famous films The Budapest Hotel 2014 and Moonrise Kingdom 2012 to see how the used color palettes helps in the narration of the story therefore impacting the feelings of the viewers. This thesis questions our way of perceiving colors that we see on screen. In this approach, knowing the history of colors, its scientific base, and the psychology of colors allows better understanding for the project. The twofold register of analysis utilized for Anderson's films might become a trace of a generic technique of analysis, applicable not just to other filmmakers' works, but also to other types of visual narrative. Keywords: Colors, Audience's mood, Wes Anderson, The Visual Language, Feelings.
Alman & Türk filmlerinde kadınların göç ve entegrasyon bağlamında temsili
Göç küresel bir konudur ve gün geçtikçe daha fazla insan göç etmektedir. Yakın dönemde Almanya göç kökenli nüfusu bakımından dünya ülkeleri arasında ilk sıralara tırmanmıştır. Türk asıllı kişiler bu nüfusun çoğunluğunu oluşturmaktadır. 1961 yılında imzalanan Türk-Alman İşgücü Anlaşması ile gelişen süreçte entegrasyon ve kültürel çeşitlilik konuları sosyal-kültürel çalışmalarda ve medyada sık sık tartışılmıştır. Almanya'da meseleyle ilgili farklı bakış açıları ve uygulamalar gelişmiş ve 2007 yılında Ulusal Entegrasyon Planı başlatılmıştır. Süreçte, Alman ve Türk sinemasında göç olgusu özellikle toplumsal cinsiyet bağlamında farklı perspektiflerle temsil edilmiştir. Bu bağlamda, çoğunlukla Alman sinemasındaki göçmen filmlerine odaklanan bilimsel araştırmalarda, temsil eğilimlerindeki ataerkil kültürün genellemeci temsili eleştirilmiştir. Bazı film araştırmalarında ise Türk dış göç sinemasındaki modern Batı kültürünün oksidentalist ve indirgemeci temsil eğilimleri eleştirel olarak tartışılmıştır. Göçün 60. yılında göç kökenli kadın temsillerinde değişimlerin olup olmadığını kapsamlı bir şekilde sorgulamak ve Türk-Alman işgücü göçünü temel alan filmleri incelemek gerekli hale gelmiştir. Dolayısıyla Nur eine Frau/Sıradan bir Kadın (2019) ve 8 Saniye (2015) filmleri söylem analiziyle incelenmiş ve Almanya'daki göç geçmişi bulunan Türk kadınlarla odak grup görüşmeleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre göç kökenli kadınların temsilinde bazı dönüşümlerle birlikte yeniden üretimler bulunmaktadır. Sonuç olarak, göçün öznesi olan bireyler ve farklı ülkelerle film üretim süreçlerinde işbirliğine gidilerek daha ulusötesi, entegratif, kültürel yönden çeşitli ve çok boyutlu temsiller sağlanabileceğine dair bir tartışma geliştirilmiştir.
Sinemada travma: Onur Ünlü sineması örneği
Sinemaya ilişkin filmlere bakıldığında, travma olgusunun birçok filmde yer edindiği söylenebilir. Toplumu ilgilendiren travmalardan bahsedilebileceği gibi toplumun üyesi olarak bireyleri ilgilendiren travmalardan da söz etmek mümkündür. Psikanalitik açıdan anlaşılmaya çalışılan travmatik durumların çözümlenmesi ile bireylerin içinde bulundukları süreçler anlamlandırılabilmektedir. İnsan yaşamına dair birçok olguda olduğu gibi travmatik durumlara sahip kişilerin de sinemada yer bulması bu vesileyle aşikardır. Psikanalitik kuram, insanların deneyimlerini anlamlandırmalarına olanak tanıyan bir bilim dalı olarak var olmanın yanı sıra filmlerin anlaşılmasına da katkıda bulunur. Filmlerde yer edinen karakterler ile film anlatı yapılarındaki anlatılmak istenenler birbirini destekleyebilmektedir. Böylece, travmatik durumların yer edindiği filmler göz önüne alındığında anlatı yapısındaki hedef, dikkati karakterler aracılığıyla filmin iletisine çekmeye yönelik olabilmektedir. Film anlatı yapısı içerisinde yer alan karakterlerin devinimleri ile filmsel süreçler şekillenebilmektedir. Bu nedenle karakterler, filmlerin biçem öğeleri ile de desteklenmektedir. Onur Ünlü filmlerinde özellikle odaklanılan travmatik durumların varlığından söz etmek mümkündür. Bu vesileyle çalışmanın örneklem filmleri, Onur Ünlü sinemasından seçilmektedir. Amaçlı örneklem olarak seçilen Ünlü'nün filmleri, travmatik durumların özellikle komedi türü ve mizah ekseninde verilmesiyle dikkat çekmektedir. Ayrıca Ünlü'nün filmlerinde, travma durumlarına yönelik sinemanın teknik kodlarının aktif olarak ilişkilendirildiği, zamansal düzende geri dönüş (flashback) vb. yöntemlerin kullanıldığı da belirtilebilir. Bu çalışmanın amacı, Onur Ünlü'nün komedi türü ve mizah ile ilişkilendirilebilen örneklem filmleri özelinde sinemada travma durumlarını incelemektir. Araştırmada, filmlerdeki travmatik durumların çözümlenmesi ise anlatı yapısında karakterler ve film biçemi öğeleri ekseninde gerçekleştirilmektedir. Film karakterleri, yaşadıkları çeşitli travmatik durumlara karşı savunma mekanizmaları geliştirerek mücadele etmektedir. Böylelikle, çalışma kapsamında oluşturulan Sinemada Karakterler/Özneler İçin Ego Savunma Mekanizmaları Değerlendirme Soru Tablosu ile film karakterlerinin savunma mekanizmaları açığa çıkarılmaktadır.
Ekoeleştiri-ekosinema: Hollywood bilimkurgu sinemasında doğa ve iklim izlekleri
Antroposen çağı olarak da adlandırılan bu yüzyılda, ekoloji temelli sorunlar giderek şiddetini ve etki alanını genişleterek ilerleme kaydetmektedir. Küresel ekolojik sorunların ulaştığı kritik noktada iklimin kırılganlığı ve sistem yapılarıyla olan ilişkisi hemen her disiplinin çalışma alanını yakından ilgilendirmektedir. Ekosinema yaklaşımı da doğanın filmlerde temsil edilme sistemine odaklanan ekoeleştirel teorinin bir alt kırılımıdır. Kültür anlatısı olan sinema metinlerine, ekolojik hassasiyetler göz önünde bulundurularak yeniden bakma ve değerlendirme girişimidir. Ekosinema başlangıçta doğayı konu alan deneysel filmler ve çevre belgeselleri üzerinden bir inceleme alanına sahipken, zamanla her filmin ekoeleştiri- ekosinema yaklaşımıyla incelenmesi ve araştırmalara konu olması görüşü yaygınlaşır. Ekosinema; ekolojik yıkımı önlemek, doğayı korumak amaçlı kültürel alanda verilen ekolojik mücadelenin önemli bir savunum aracı olarak, iklim kültürünün yaygınlaşmasına anlamlı katkılar sunmayı hedeflemektedir. Sinema alanında yürütülen ekosinema çalışmaları da giderek iklim temelinde, küresel çapta kalıcı-sürdürülebilir sistem yapılarını destekleyen bir odağa yönelmektedir. Ekosinema yaklaşımını benimseyen bu çalışmada da Hollywood bilimkurgu filmlerindeki doğa ve iklim izleklerinin ekololojik söylem stratejisi incelenmektedir. Bilimkurgu filmlerindeki ekomerkezci ve insanmerkezci etik ile kurulan ilişki biçiminin değerlendirilebilmesi adına, farklı içeriklere ve dönemlere ait olan dört bilimkurgu film örneği üzerinden; Soylent Green (1973), The Island of Dr. Moreau (1996), The Day After Tomorrow (2004), Don't Look Up (2021) bir çerçeveleme yapılmıştır. Film çözümlemeleri için ekoeleştirel söylem analizi yöntemine başvurulmuştur. Örneklem filmlerin temsil yapıları, açık/ örtük ekolojik söylemleri üzerinde; dönemin güncel tartışmalarının, politik- ekolojik korkularının, bilimsel kaygılarının yüksek oranda belirleyici olduğu ve insanmerkezci yapıların filmlere hakim olduğu tespit edilmiştir.
Sinemada oryantalizm ve oksidentalizm Ang Lee filmleri incelemesi
Bu tez Doğu ve Batı kültürleri arasındaki çatışma, uyuşmazlık ve zıtlık gibi ifade edilegelen olguların Ang Lee filmlerinde nasıl ortaya konduğunu sorun olarak görüp, Bu soruna yanıt verebilmek için Doğu ve Batı kültürleri arasındaki çatışmaya yönelik düşüncesinin filmin teknik boyutuna aktarışı; Doğu ve Batı kültürleri arasındaki farkı, bir sosyal eleştiri olarak ortaya koyuşu; Doğu ve Batı kültürleri arasındaki farkı estetiğe yönelik kodlarla ortaya koyuşu; Doğu Ve Batı kültür çatışmaların içerik açısıdan sunduğu çözüm önerisi; Doğu Ve Batı kültür çatışmaların biçim açısıdan sunduğu çözüm önerisi başlıkları amaç olarak edilmiştir. Sosyal eleştiri açısından Çin aile tarzı ve Batı aile tarzı, ataerkillik ve güç Standartı; fedakar kadın imgesi; eşcinsellik ve insanın doğasındaki— YinYang; mantık ve duyarlı duygu çatışması; Geleneksel ve modern kültürel çatışması; Erkek ve kadın kişilik çatışması konularını tartışmayı bu sorunun çözümlenmesinde hedef olarak görülmüştür. Tezde betimsel analız araştırma yöntemi Oryantalizm, Oksidentalizm, kültür kavramlarından yola çıkıp kültür Endüstrisi kurama bağlı olarak geliştirilmiştir. Sonuçta Doğu ve Batı, geleneksel ve modern, mantık ve duyarlık arasındaki çatışmaları kültürel sembollarla sosyal toplumu oluşturan birey-toplum, bireyaile, eril-dişil ve bunlar arasındaki ilişkiye çarpışma estetiğiyle ortaya koyduğu ve bunlar arasındaki çatışmayı yeniden barışma yada yeniden uzlaşma yoluyla çözdüğü sonucuna ulaşmıştır.
Türk sinemasında aile içi iletişim: Nuri Bilge Ceylan sineması örneği
Türk sinemasına ilişkin filmlere bakıldığında, aileyi konu alan filmlerin dikkat çekici miktarda olduğunu söylemek mümkündür. Toplumsal bir kurum olan aile, yapısal olarak geniş veya çekirdek aile gibi sınıflandırmaların yanı sıra, aile içi ilişki boyutları açısından da şekillenmektedir. Bu durum filmlerde aile olgusunun işlenişini de etkilemektedir. Her toplumsal kurumda olduğu gibi aile içinde de üyeler birbirleriyle iletişim kurarken iletişim sürecinin aksaması nedeniyle sorun yaşayabilmektedir. Bu nedenle, filmlere aile içi iletişim bağlamında bakıldığında, iletişim ilişkilerinin bir iletişim sorunsalı özelinde de ele alınabileceği düşünülebilir. Türk sinemasının önemli temsilcilerinden Nuri Bilge Ceylan'ın filmlerine bakıldığında, aile olgusunun sorunlu birer ilişkiler sistemi olarak yer edindiği görülmektedir. Bu çalışmada, Nuri Bilge Ceylan'ın "Kasaba" (1997) ve "Üç Maymun" (2008) filmleri, aile kurumunun yapısal özellikleriyle birlikte, kişilerarası iletişim bağlamında ve aile iletişim modelleri çerçevesinde incelenmektedir. Bu araştırmanın temel amacı, belirlenen örneklem ile günümüz koşullarında Türk sineması filmlerinde ailedeki vurgulanan iletişim sorunsalını incelemek ve kavramsal bir çerçevede yorumlamaktır. Söz konusu filmlerde, ailedeki iletişim sorunlarının nasıl şekillendiği üzerinde durulmakta, ardından iletişimin bir engel sorunu haline gelme sürecine ilişkin bir çözümleme yapılmaktadır. Çözümlemede, aile içi bireyler arasındaki ilişkiyi ifade eden ve iletişimin boyutlarından olan kişilerarası iletişim ile sözlü ve sözsüz iletişimden faydalanılmıştır. Aile iletişim modelleri bağlamında göz önünde bulundurulan filmler, Türk sinemasında aile içi iletişim engelleri kodlarının çözümlenmesini mümkün kılmaktadır.
Kültürel diplomasi bağlamında Türkiye'deki uluslararası film festivalleri
Uluslararası film festivalleri sanatçıların ve ülkelerin kendilerini temsil edebildikleri önemli kültürel platformlardan biridir. Festivaller aracılığıyla sanatçılar ve ülkeler yerel platformlardan uluslararası platformlara geçiş hakkı kazanmaktadırlar. Özellikle 20. yüzyılda yaşanan teknolojik gelişmeler aracılığı ile kültürün aktarımı kolaylaşmıştır ve küreselleşen dünyada kültür bir yumuşak güç unsuru haline gelmiştir. Böylelikle ülkeler dış politikalarında kültürü bir araç olarak kullanmaya başlamıştır ve bunun sonucu olarak kültürel diplomasi tanımı doğmuştur. Bu noktada uluslararası film festivalleri de bir kültürel diplomasi aracı olarak kabul edilebilir. Sosyal inşacılık kuramına göre kültür, bilgiyi oluşturan dilin göstergeleşmiş bir sembolüdür ve gerçeğin inşasında ve aktarımında oldukça etkilidir. Kültürel diplomasi faaliyetlerinde de kültür aracılığıyla bir kimlik inşası gerçekleştirilir ve yaratılan bu kimlik uluslararası platformlarda aktarılır. Bu araştırmanın temel amacı, kültürel diplomasi süreçlerinde Türkiye'deki uluslararası film festivallerinin rolünün açıklanmasıdır. Film festivallerinin sanatsal çıktılarının yanı sıra kültürel diplomasi sürecinde ve kimliğin inşasında oynadığı roller incelenmesi gereken bir konu olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca literatürde, festivallerin bu bağlamdaki detaylı analizi bulunmamaktadır. Çoğunlukla festivallerin sanatsal boyutuna değinilmiş, film içeriklerine etkisi tartışılmış fakat kimliğin inşasında ve kültürel diplomasi süreçlerindeki rolü araştırılmamıştır. Çalışma bu yönüyle de önem taşımaktadır. Çalışmada veri toplamada belge inceleme yöntemi kullanılacaktır. Elde edilen veri betimsel analiz ve söylem analizi yöntemi ile incelenecektir.
Türkiye'de medya okuryazarlığı ve öğretim materyalleri 2014 yılı medya okuryazarlığı materyalinin incelenmesi
20. yüzyılda başlayan ve halen devam eden, kitle iletişim araçları ve bireysel kullanılan iletişim araçlarındaki değişimler ve gelişmeler söz konusu bu araçların kullanımını yaygınlaşmıştır. İletişim teknolojilerindeki bu değişim ve gelişimler içerik sorununu da beraberinde getirmiştir. Bu durum "enformasyon" bolluğuna yol açmıştır. Böyle bir ortam, bireyin gerekli enformasyona ulaşarak, bilgi sahibi olabilmesi sorununu beraberinde getirmiştir. Medya, ürünlerinin talep görmesi ve daha çok alıcıya ulaşması için kendine özgü yöntemlerle izleyicisini etkilemeye çalışır. Bu durumda bireyin içinde bulunduğu medya ortamında maruz kaldığı medya mesajlarının farkında olması gerekmektedir. Söz konusu bu farkındalığın oluşmasını ise bireyin "medya okuryazarı" olması ile sağlanabilir. Medya okuryazarlığı gelişmiş ülkelerin birçoğunda resmi izlencede zorunlu ders olarak okutulmaktadır. Türkiye'de Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK)'nun 2004 yılında ortaya koyduğu öneri ile medya okuryazarlığı dersi 2006 yılından itibaren Milli Eğitim Bakanlığı'nın onayı ile ortaöğretim okullarında seçmeli ders olarak verilmeye başlanmıştır. Bu çalışmada Dünya'da ve Türkiye'de medya okuryazarlığının durumu alan yazın taraması yapılarak incelenmiştir. Doküman incelemesi yöntemiyle 2014 yılında basılan "Medya Okuryazarlığı Öğretim Materyali (2014)"nin tekil taraması yapılarak içeriği analiz edilmiştir.