Theses supervised by Prof. Dr. Ekrem Memiş
20 theses · Afyon Kocatepe University, Sinop University
Kadeş Savaşı`na katılan Batı Anadolulu kavimler ve bunların Anadolu tarihindeki yeri
Batı Anadolu, Hitit ve Ahhiyawa krallıkları arasındaki büyük mücadelenin cereyan ettiği bölgedir. Çünkü Hititler bu bölgedeki hakimiyetlerini devam ettirmek isterken, Ahhiyawa kralları bu gücü parçalamaya çalışmışlardır. Bölgedeki federatif devletler varlıklarını sürdürebilmek için bazan Ahhiyawa Krallığı'nın bazan da Hitit Krallığı'nın yanında yer almışlardır. Fakat önemli olan şudur ki, Batı Anadolu kavimleri efsanevi Kadeş savaşında Hitit ordusuna katkıda bulunmuşlardır. Hiç şüphe yoktur ki, bu durumu, bu kavimleri kontrol altında tutmak isteyen Hititlerin bir taktiği olarak düşünmek gerekir. Biz bu çalışmamızda, bu kavimlerin kökenlerini ve tarihlerini, kaynakların ışığında tetkik etmeye çalıştık.Anahtar Kelimeler: Kadeş, Ahhiyawa, Batı Anadolu, Hitit.
En eski çağlardan günümüze kadar Afyonkarahisar ve çevresi
Bilindiği üzere Anadolu, Eski Yakın Doğu'nun önemli medeniyet merkezlerinden biridir. Afyonkarahisar ve çevresi de Anadolu'nun önemli bölgelerinden birini teşkil eder.Neolitik çağdan itibaren yerleşime sahne olan Afyonkarahisar ve çevresi, Kalkolitik ve Eski Tunç devirlerinde de önemini devam ettirmiştir.MÖ. 2. Binyılda Anadolu'nun en büyük siyasal gücü olan Hititler, Afyonkarahisar ve çevresini egemenlikleri altına almışlardır. Hitit metinlerinde Afyonkarahisar ve çevresine Mira ve Kuvalya Ülkesi adı verilir. Hitit Devleti'nin son zamanlarına doğru iyice güçlenen Mira Krallığı'nın bağımsız hareketleri dikkat çekmektedir. Ancak, Ege Göçleri sonunda Hitit Devleti ile birlikte Mira ve Kuvalya Krallığı da tarih sahnesinden çekilmiştir. Hititler'den sonra Afyonkarahisar ve çevresi, Frigler'in egemenliği altına girmiştir. Prototürk kavimlerinden biri olan Kimmerler MÖ. 690 yılında Frig Devleti'ni ortadan kaldırınca, Afyonkarahisar ve çevresi bir süre için Kimmer egemenliğinde yaşamıştır. Lidya kralı Alyattes MÖ. 609 yılında Kimmerler'i Anadolu'dan kovmuş ve böylece Afyonkarahisar ve çevresi Lidya Devleti'nin egemenliği altına girmiştir.Pers kralı Kyros, MÖ. 546 yılında Lidya kralı Kroisos'u yenince, bu defa da Afyonkarahisar ve çevresi Pers egemenliğine girecektir.
Hititler`in tarihinde Gaşkalar`ın rolü ve önemi
M.Ö. 2. Binyılda Anadolu'da büyük bir siyasi güç haline gelen Hitit Devleti,kabileler halinde yaşayan barbar bir kavmin tehlikesi altındaydı. Bu kavim,Anadolu'nun kuzey bölgesinde yaşayan Gaşkalar'dı. Hitit Devleti hemen hemen ilkzamanlarından yıkılışına kadar, Gaşkalar'la mücadele etmek zorunda kalmıştır.Gaşkalar hakkında en tatmin edici bilgileri Hitit kaynaklarından öğreniyoruz.Bunun yanında, Mısır ve Asur devletlerinin politik kaynaklarında da Gaşkalar'dan sözedildiğini görebiliyoruz.Hitit Devleti'nin hemen her kralı Gaşkalar üzerine sefer düzenlemiştir. Bundandolayı, Hititler'e ait birçok vesika Gaşkalar'dan bahsetmektedir. II. Tuthalya'nınYıllıkları, I. Å uppiluliuma'nın Kahramanlıkları Metni, II. MurÅ¡ili'nin Yıllıkları ve III.HattuÅ¡ili'nin Otobiyografisi, Gaşkalar hakkında son derece önemli bilgiler vermektedir.Aynı zamanda, Hititler'in diğer Anadolu krallıkları ile yaptıkları antlaşmalarda daGaşkalar'ın ismi geçmektedir.Gaşkalar, Hitit tarihinde ilk kez Eski Krallık Dönemi'nde ortaya çıkmışlardır.Fakat, onlardan bahseden ilk en ayrıntılı belge Yeni Krallık Dönemi krallarından,I.Arnuvanda ve Kraliçe AÅ¡munikal'e ait dua metinleridir.Gaşkalar, birbirlerinden bağımsız kabileler halinde yaşıyorlardı ve her kabileninayrı bir reisi vardı. Anlaşılacağı gibi, merkezû bir otorite söz konusu değildi. Busebepten dolayı, Hitit Devleti hiçbir zaman bu halkı hâkimiyeti altına alamamıştır.Aniden baskınlar düzenleyen bu savaşçı halk, artık Hitit Devleti için bir dış politikahaline gelmiştir ve Hitit tahtına geçen her yeni kralın çözümlemesi gereken sorunolmuştur. Ege Göçleri ile yıkılan Hitit Devleti, son zamanlarına kadar Gaşkalar'lamücadelesine devam etmiştir. Bir taraftan göçle gelen kavimlerle savaşan Hititler, birtaraftan da Gaşkalar'la mücadelesini devam ettirmiştir. Bu sebeple, kuvvetleri bölünmüşve aynı zamanda oldukça yıpranmıştır. Hitit Devleti'nin en zayıf anlarında saldıranGaşkalar, M.Ö. 2. Binyılın en güçlü devletinin yıkılmasında etkili olmuşlardır.
Eskiçağ tarihinde Sami göçleri
Bilindiği üzere, Samû Göçlerin Eskiçağ tarihinde oynadığı rol inkâr edilemez. Çünkübu göçler sonucundadır ki, Önasya toplumları gerçek hüviyetlerine kavuşmuşlardır.Samû göçlerin ilki, Akkad Göçleri'dir. MÖ. 2500'lerde Mezopotamya'ya girenAkkadlar'ın Arabistan yarımadasından geldikleri sanılmaktadır. Akkadlar,Mezopotamya'daki Sümer hakimiyetine son vererek, kendi devletlerini kurmuşlar ve MÖ.2350-2150 yılları arasında tüm Önasya dünyasını kontrolleri altında tutmuşlardır.Samû göçlerin ikincisi ise Amurrular (Martular) tarafından gerçekleştirilmiştir. MÖ. 3.Binyılın sonları ile MÖ. 2. Binyılın başlarında cereyan eden Amurru göçleri sonucunda III. UrSülalesi yıkılmış ve Mezopotamya'da tüm siyasal güç Samû Amurrular'ın eline geçmiştir.Amurrular'ın kurduğu en önemli devletlerden biri Eski Babil Devleti'dir.Samû göçlerin üçüncüsü ise Arami göçleridir. MÖ. 11.-9. yüzyıllar arasında vukubulduğu anlaşılan Arami göçleri sonunda Önasya'nın etnik ve siyasal yapısında önemlideğişmeler olmuştur.
Hitit sanatı
Eski Taş Çağı'ndan beri Anadolu büyük uygarlıkların yurdu olmuştur. Bu nedenle bu coğrafyanın çok kavimli ve çok dilli bir yapısı olduğu görülmektedir.Anadolu'da büyük bir uygarlığın temsilcisi olan Hitit Devleti, M.Ö. 1700?1200 yılları arasında Anadolu'nun siyasal kaderine hâkim olmuştur. Hititler, bu 500 yıllık zaman dilimi içerisinde önemli sanat eserleri yaratmışlardır. Bunlar kazılar sonucu ortaya çıkarılan mimari kalıntılar, anıtsal kapılar ve heykeltraşlık eserleri olarak sıralanabilirler.Hitit şehirlerinde ev, tapınak ve saray yapıları ortaya çıkarılmıştır. Hitit mimarisinin en önemli özelliği asimetrik bir düzende olmasıdır. Sadece anıtsal kapılarda ve şehir kapılarında simetri uygulanmıştır.Hitit dini yapılarının en eski biçimleri sadece kült eşyalarının konulduğu doğal yerlerden oluşmaktadır. Zamanla bu doğal kutsal alanlar yerine yapılar inşa edilmiştir.Bu döneme ait konut mimarisinde bireyselleştirme vardır. Örneğin; ortak duvar yerine her evin kendi duvarı olduğu görülmektedir. Hitit evinin planı dikdörtgen biçimli iki odadan oluşmaktadır.Hitit sarayları ise avlular etrafına toplanan çok sayıda evden oluşur. Hitit saray yapısının en önemli özelliği ayaklı geçitlerle oluşturulmuş avluların olmasıdır. Hititler planlı bir şehir oluşturmaya özen göstermişlerdir.Hitit sanatında heykelin çok büyük önemi ve anlamı vardır. Bu heykellerin çoğu tanrı ve tanrıça tasvirlerinden oluşmaktadır. Bunlar pişmiş toprak, altın, bronz, gümüş, fildişi, dağ kristali gibi malzemelerden yapılmış heykellerdir.Hitit şehir kapılarında yer alan heykeller üç boyutludur. Genellikle aslan ve sfenks tasvirlerinden oluşmaktadır. Bu heykelli kapıların şehri düşmanlara karşı koruduğu inancı vardır.Hitit sanatı çevre kültürleri etkilemekle beraber diğer kültürlerden de etkilenmiştir. Özellikle Mısır ve Kuzey Suriye kültürleri Hitit kültürünü etkilemiştir.
Tevrat'ta geçen kavim adları ve bunların Eskiçağ'daki rolleri
Ortadoğu'nun son derece önemli bir coğrafi konuma sahip olması, tarihin en eski devirlerinden itibaren pek çok kavmin ilgisini çekmiştir. Bu coğrafyaya hakim olabilmek için, olağanüstü caba harcanmıştır.Eskiçağ tarihinin önemli kaynaklarından biri olan Tevrat'ta adı geçen çok sayıda kavim vardır ve bunların önemli bir kısmının Ortadoğu coğrafyasındaki yerleri kesin olarak bilinmemektedir. Bu çalışma ile sözü edilen kavimlerin kimlikleri belirlenmeye ve Eskiçağ tarihinde oynadıkları roller yazılı ve arkeolojik belgelerin ışığında gözler önüne serilmeye çalışılmıştır.
Alalah buluntularının MÖ. 2. Binyıl Anadolu tarihindeki yeri ve önemi
Günümüzde Türkiye'nin Antakya ili sınırları içerisinde yer alan Alalah, MÖ. 2. Binyılda, Muki? memleketinin merkezi idi. Kuzey Suriye'deki krallıklarla yakın ilişki içerisinde bulunan Alalah Krallığı, önceleri Halep merkezli Yamhad Krallığı'na tâbi iken, daha sonra bölgeye yeni göç eden Hint-Ari kökenli Mitanniler'in egemenliğinde yaşamıştır. Hitit kralı II. Tuthalya zamanında Kuzey Suriye bölgesi Hitit hakimiyetine girmiş, I. Şuppiluliuma zamanında ise Hititler Kuzey Suriye'deki bütün şehir devletlerini kendilerine bağlamışlardır. Bu cümleden olmak üzere, Alalah Krallığı da Hitit hakimiyetine girmiş ve bu hakimiyet, Hitit Devleti MÖ. 1200'lerde Ege Göçleri neticesinde yıkılıncaya kadar devam etmiştir.Fakat bizim için önemli olan, Alalah kazılarında ele geçirilen yazılı tabletlerin, MÖ. 2. Binyıl Eski Yakın Doğu tarihine ışık tutmasıdır. Çünkü, Alalah'ın VII. ve IV. tabakalarında bulunan arşivler, sadece Alalah Krallığı hakkında değil, tâbi olduğu Mitanni Krallığı ve bölgedeki diğer krallıklar hakkında da önemli bilgiler aktarmaktadırlar. Ayrıca bu tabletler aracılığı ile Eski Yakın Doğu kronolojisinin temelleri atılmıştır. Böylelikle pek çok hadiseyi bu tabletlerde geçen bilgilere dayanarak tarihleyebilme imkânı ortaya çıkmıştır.Anahtar Kelimeler: Alalah, Tel Açana, Muki?, İdrimi.
Hititlerde tarihçilik ve tarih anlayışı
Anadolu toprakları en eski çağlardan beri birçok medeniyete kucak açmıştır. Anadolu'yu özgün kılan, onun tarihini yazan medeniyetlerdir. Bu özgün medeniyetlerden birisi de Hititlere aittir.. MÖ. 2. Binyıl kavimlerinden biri olan Hititler, yaklaşık olarak 500 yıl boyunca Orta Anadolu' da varlığını sürdürmüştür. Hititler yazıyı en etkin kullanan uluslardan birisidir. Çünkü onlar geçmişlerini gelecek kuşaklara anlatmayı bir görev kabul etmişlerdir. Hititlerin tarih yazıcılığı becerilerine annallerinde, siyasi antlaşma metinlerinde, hatıratlarda, dua metinlerinde, hikâyelerinde, fermanlarında vb. rastlamak mümkündür. Tarihi metinlerinde canlı bir anlatım yeteneğine sahiptirler. Hititlerin sahip oldukları tarih bilinci, onları, diğer uluslardan üstün kılmaktadır. Tarih anlatım tasvirlerinde önemli etken dini sebepler olsa da, bu özellik hepsi için geçerli değildir. Hititler' in bu alışkanlıklarını ne zaman kazandıkları tam bilinmemektedir. Tarih yazıcılığının ilk örneği, Anitta Metni olarak kabul edilir. En önemli tarih yazıcısı ise, II. Murşili'dir. Sahip oldukları arşivleme alışkanlıkları onların, geçmişlerine ne kadar özen gösterdiklerinin açık bir kanıtıdır.
M.Ö. 2. Binyıl Anadolu coğrafyasında yaşanmış doğal afetler ve salgın hastalıklar
Bin yıllık bir dönemi ve geniş bir coğrafyayı işaret eden M.Ö.2.Binyıl Anadolu'su şu an üzerinde yaşadığımız toprakları tanımamız açısından önemli bir süreçtir. Bu dönem Anadolu'da büyük gelişmelerin yaşandığı çalkantılı bir dönemdir.M.Ö.2.Binyıl'da Anadolu'da yaşanan doğal afetler ve salgın hastalıkların toplum ve devlet yapısı üzerinde ne gibi etkiler yarattığı ve insanların bunlarla başa çıkma yöntemleri, bu dönem insanını anlayabilmemiz açısından önemlidir. M.Ö.1550-1500 yılları arasında hüküm süren Gasıp Krallar Devri krallarından biri olan I.Ammunaş zamanında yaşanan kıtlık, bu dönemi tam anlamıyla bir kaos ortamı olarak değerlendirmemize sebep olmuştur. M.Ö.1380-1335 yılları arasında hüküm süren I.Şuppiluliuma zamanında, Anadolu'da ortaya çıkan veba salgınıyla birlikte yaşanan toplu ölümler ise, devletin imparatorluk haline gelmesine mani olamamıştır. Bu dönemde bu coğrafyada yaşayan insanların depremle sık sık karşılaştıklarını ve buna karşı kayıtsız kalmayıp kendilerini geliştirdiklerini görmekteyiz. M.Ö.1750-1250 yılları arasına tarihlenen TroyaVI tabakasında, kent surlarının hiç harç kullanılmadan, büyük taşlarla, içe doğru eğimli olacak şekilde, depreme dayanıklı olarak inşa edilmiştir. Kısacası yaşanan felaketler, toplumlar üzerinde önemli etkilere sebep olmuştur. Kimileri kendilerini geliştirmeyi seçerken, kimileri tanrılara kurban sunmayı çözüm bilmişlerdir. Varolan, yazılı ve arkeolojik kaynaklar el verdiği ölçüde, bu olayların Anadolu'da yaşandığı bölgeler ve zamanlar ile toplum üzerindeki etkileri ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bu yüzden, bu dönemde yazılmış olan, annaller, vasiyetnameler, siyasi antlaşma metinler, vs. hepsi,yol göstericilik açısından önemli kaynaklardır.
En eski devirlerden Ege Göçlerine kadar Troya
Dünya tarihinde çok önemli bir yer tutan Troya kenti, Batı Anadolu'da bulunur. Günümüzde Çanakkale yöresinde yer alan bu kent, MÖ. 5. Binyıldan beri yerleşimin bulunduğu bir kenttir. Bulunduğu coğrafi konum nedeniyle bu topraklar üzerinde iki büyük savaş meydana gelmiştir. Bunlardan ilki, MÖ. 1240-1230 yılları arasında Akalar ve Troyalılar arasında gerçekleşen, Troya Savaşıdır. İkincisi ise 1915yılında yaşanmış olan Çanakkale Boğazlar Savaşıdır. Arkeolojik ve yazılı kaynaklar eşliğinde Troya kentini, en eski çağlardan itibaren tanıtmaya çalışacağız. Homeros'un İlyada adlı destanında bahsettiği Troya Savaşı, gerçekten Helen ve Paris yüzünden mi çıkmıştı, yoksa savaşın nedeni gerçekte farklı mıydı? Bu gibi soruların cevabını bulmaya çalıştığımız Tezimiz, Troya Savaşından sonra meydana gelen Ege Göçleri ve neticesinde, Troyalılar' a ne oldu sorusunun cevabı ile sonuçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Troya, Çanakkale Boğazı, Akalar, Homeros, Helen, Paris, Ege Göçleri.
Eski Mezopotamya'da dini inanışlar
Eski Mezopotamya insanının dini inanışlarına dair unsurların incelenmesi ve elde edilen bilgiler ışığında dinin eski Mezopotamya kavimleri üzerindeki etkisi görülmüştür. Çok tanrılı bir inanç sistemine sahip olan Mezopotamya kavimleri ibadet ve dini yaşamlarını ona göre şekillendirmişlerdir. Sümerler'in kurmuş olduğu dini yapıya Sümerler'den sonra yaşayan Sami kavimler ufak tefek değişiklikler yaparak inanmaya devam etmişlerdir. ANAHTAR KELİMELER: Mezopotamya, Din, Tanrı, Kavim, Tapınak
Eskiçağda Sinop ve çevresi
Tarihte Sinop; yerleşime elverişli konumu, korunaklı yapısı, sahip olduğu doğal limanları ile Karadeniz'in en önemli kentlerinden biri olarak gösterilmiştir. Antikçağ'da yoğun bir ticari hayata sahip olan Sinop, pek çok devletin sahip olmak istediği bir yer durumundaydı. Bu nedenle birçok devlet buraya sahip olabilmek için uzun uğraşlar vermiş ve bölge pek çok medeniyete ev sahipliği yapmıştır.
Amarna çağı firavunları zamanında eski Yakındoğu
Tezimizde, M.Ö. 1400-1350 yıllarını kapsayan Amarna Çağı hakkında bilgi verilmektedir. Eski Mısır Medeniyetinin siyasi, diplomatik yazışmalar doğrultusunda yapmış olduğu dış ilişkiler incelenmektedir. Bu dönemde uluslararası yazışmalar en üst safhaya ulaşmış ve siyasi ilişkiler bu şekilde yürütülmeye çalışılmıştır. Çalışmamız dokuz ana başlıktan oluşmaktadır. I. bölümde Amarna Çağı'nın kaynakları ele alınmış, devletlerarası siyasi ilişkiler incelenmiştir. II. Bölümde Mısır'ın Tarihi coğrafyası ele alınmış ve coğrafyanın siyasi yaşama etkisi incelenmiştir. III. bölümde Amarna Çağı hakkında bilgi verilmektedir. Bu bölümde daha çok III. Amenofis ve IV. Amenofis üzerinde durulmaktadır. IV. Amenofis'in başlattığı din reformu'nun Mısır'ı ne kadar etkilediği ve siyasi alana ne şekilde etki ettiğinden bahsedilmiştir. IV. bölümde Mısır- Hitit ilişkileri üzerinde durulmaktadır. Mısır-Hitit ilişkilerinin Amarna Mektupları ışığında hangi boyutta gerçekleştiği incelenmiş ve o dönemin iki güçlü devletinin uluslararası münasebetleri yansıtılmaya çalışılmıştır. V. bölümde Mısır- Asur ilişkileri ele alınmakta olup Asur Devletinin sonradan yükselişi ve Mısır'ı tehdit edişinin belirgin bir hal alması bu bölümde vurgulanmaktadır. VI. bölümde Mısır-Mitanni devletleri arasındaki siyasi gelişmeler Amarna mektupları ele alınarak aydınlatılmaya çalışılmıştır. VII. Bölümde Mısır- Babil ilişkileri ele alınmıştır. Yine bu dönemdeki yazışmalar incelenerek bilgiler aktarılmaktadır. VIII. Bölümde IV. Amenofis'in din reformu anlatılmıştır. Din reformunu gerçekleştirirken Mısır'ın eknomik açıdan düşüşü, siyasi alanda istenilen amaçlara ulaşılamayışı ve sosyal alanda Mısırda yarattığı bunalımın üzerinde durulmaktadır. IX. Bölümde Tuthank- amondan sonra Mısır devletinin yıkılışına kadar geçen süre zarfı incelenmektedir. Anahtar Kelimeler: Eskiçağ Tarihi, Mısır, Amarna Çağı, Mektup, Firavun.
Hitit antlaşma metinlerinin şekil ve muhteva açısından incelenmesi
Bu tez çalışması Hitit Devleti'nin Antlaşma Metinleri temel alınarak hazırlanmıştır. Çalışmada öncelikle adı geçen antlaşmalara yön veren Hitit Devleti siyasi olaylarına yer verilmiştir. Hitit Devleti yaklaşık olarak M.Ö. 1650-M.Ö.1200 tarihleri arasında yaşadığı dönemde Anadolu topraklarına hâkim olmuştur. Geçen bu sürede pek çok devlet ve beyliği hâkimiyet altına almıştır. Hâkimiyet altına aldığı devlet ve beyliklerin yanında çağdaşı olduğu beylik ve devletlerle de ilişkiler kurmuştur. Bu devletlerin başında Kizzuvatna, Tarhuntaşşa, Arzava, Hayaşa ve Ugarit gibi devletler gelmektedir. Bunların dışında uydu devletçiklerle de ilişkiler kurulmuştur. Uluslararası alanda oluşan diplomasi trafiğinin en önemli parçasını devletlerarası yapılan antlaşmalar oluşturur. Çalışmada Hitit Devleti'nin diğer devletlere gönderdiği mektuplar ve antlaşmalar sayesinde dönem hakkında değerlendirme yapılmıştır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Hitit Devleti hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde ise Hitit Devleti'nin yapmış olduğu antlaşma metinlerinin şekil ve içerik açısından durumu ele alınmıştır. Ana bölüm Hitit Antlaşma Metinleri olup adı geçen antlaşmaları doğru değerlendirmek adına Hitit Devleti'nin durumu ele alınmıştır. Çalışma Hitit Devleti Antlaşma metinlerinin hem içerik hem de şekil olarak değerlendirilmesi yaparak bilim dünyasına katkı sağlanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hitit Devleti, antlaşma, diplomasi, Anadolu
Antik ve klasik kaynaklar ışığında eskiçağ toplumlarında cinsiyet ayrımı ve kadın-erkek çekişmesi
Bilindiği üzere, Âdem ve Havva'nın yaratılması ile birlikte başlayan kadın-erkek çekişmesi, günümüzde de devam etmektedir. Ancak biz bu çalışmamızda Antik ve Klasik kaynakların ışığında Eskiçağ toplumlarında cinsiyet ayrımı ve kadın-erkek çekişmesini ele almak suretiyle, günümüzde yaşanan sorunların kökenini tespit etmeye çalıştık. Esas itibariyle tezimiz önsöz ve giriş dışında üç ana bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında Eskiçağ kavramı ve bu devrin kaynakları üzerine kısa bir değerlendirme yapılmıştır. Birinci Bölüm' de Antik ve Klasik kaynakların yanı sıra kutsal kitaplarda evrenin ve insanoğlunun yaratılışı ve bununla bağlantılı olarak erkeğin kadına bakış açısı ele alınmıştır. İkinci Bölüm' de ise, Eski Doğu medeniyetinde pay sahibi olan önemli toplumların siyasi ve sosyal tarihleri kısaca gözler önüne serildikten sonra, söz konusu toplumlarda kadın-erkek ilişkileri kaynakların ışığında gözler önüne serilmeye çalışılmıştır. Tezimizin üçüncü ve son bölümünde ise, Eski Batı toplumlarında kadın-erkek ilişkileri tüm ayrıntıları ile ele alınmıştır. Bu çalışmanın, bundan sonra yapılacak olan benzeri çalışmalara örnek teşkil edeceğine inanıyoruz. Anahtar Kelimeler: Eski Doğu, Eski Batı, kadın, erkek, kadın-erkek çekişmesi
Eski Mısır inanışlarının toplum üzerindeki yansımaları
Tarihi çağlardan günümüze miras kalan en önemli uygarlıklardan birisi şüphesiz ki Eski Mısır Uygarlığıdır. Mısır, coğrafi açıdan etrafı çöllerle kaplı olduğu için istilaya maruz kalmamış, uzun ömürlü olmuştur. M.Ö 3100 yıllarına dayanan bu köklü medeniyet, otuzdan fazla sülaleyi bünyesinde barındırmıştır. Eski Mısır'da din ve inanç müessesi oldukça gelişmişti. Eski mısır dini, tam anlamıyla çok tanrılı bir dindir ifadesinin doğru olmayacağı gibi, kimi zaman tek tanrılı kimi zaman da birden fazla tanrının varlığına inanıp ancak bir tanesini kabul eden bir yapıda olduğunu ifade edebiliriz. Bu anlayış sayesinde geniş bir tanrılar panteonu oluşmuştur. Öte yandan mısır kralı olan firavunlar öldükten sonra tanrıya dönüşeceklerine inanıyorlardı. Bu açıdan bakıldığında firavunların tanrı-kral olduğunu düşünebiliriz. Buna karşılık tebaanın da ölümden sonraki hayat olan ahiret inancının da olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Özellikle ölmüş atalarının mezarlarına ziyarete giden Mısırlılar onlara değerli eşyalar ve mücevherler takdim etmiştir. Mısır toplumu bir kısmı genel bir kısmı ise yerel olan bu ilahlara saygı duymuş, hatta tanrılaşmanın mertebesi olarak görmüştür. Bu yüzdendir ki Mısır halkı oldukça dindar ve muhafazakardı. Mısır'ın bu karmaşık inanç sistemini çalışmamızda ayrıntılı olarak ele alacağız. Tez çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. I. Bölümde, Mısır'ın tarihi coğrafyasına yer verilerek, siyasi hayata etkileri ele alınmıştır. II. Bölümde, Mısır siyasi tarihi ile ilgili bilgiler sunulmuştur. III.ve son bölümde ise Eski Mısır inanışlarının toplum üzerindeki yansımaları konusu üzerinde durularak, konu ile ilgili kapsamlı bilgi sunulmaya çalışılmıştır. Araştırmamızda ulaşabildiğimiz ölçüdeki yerli ve yabancı araştırmacıların eserleri tetkik edilerek, Tarih biliminin metoduna uygun bir şekilde ve daha önce değinilmeyen konulara da ağırlık verilen özgün bir çalışma ortaya konulmaya çalışılmıştır. Metin içerisinde gerekli görülen yerlerde fotoğraflar ve haritalar kullanılarak, bilgilerin pekiştirilmesi amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Eski Mısır, Tanrı, Ahiret, Din, Firavun
Yazılı ve arkeolojik kaynakların ışığında eskiçağ toplumlarında mülkiyet anlayışı
Tarihin erken dönemlerinden itibaren insanoğlu bir şeylere sahip olmak ve sahip olduklarını istediği gibi kullanmak arzusunu taşımıştır. İlk yerleşik hayatın başladığı Neolitik Çağda tarım devrimini de gerçekleştiren Eski Yakın Doğu toplumları, yazılı bir kültüre sahip olmasalar bile arkeolojik bulgulardan anlaşıldığı kadarıyla oturacakları bir evin ve ekebilecekleri bir tarlanın ya da bahçenin sahibi idiler. Ayrıca onların evcilleştirdiği birtakım küçükbaş hayvanları da vardı. Aslında bütün bu göstergeler, Neolitik Çağdan itibaren bir mülkiyet anlayışının varlığına işaret etmektedir. Kalkolitik ve Eski Tunç Çağı buluntuları da insanoğlunun taşınır ya da taşınmaz birtakım mülkler edindiklerinin işaretlerini taşımaktadır. Yazının icadıyla birlikte hayatın bütün aktiviteleri ve yapılan her şey kayıt altına alındığı için mülkiyetle ilgili verilere ulaşmak çok daha kolay olmaktadır. Nitekim hem Mezopotamya hem Mısır hem de Anadolu toplumları, mülkiyet anlayışına ışık tutan birçok vesika bırakmışlardır. Özellikle yasa metinleri, mülkiyet anlayışına dair çok önemli bilgiler aktarmaktadırlar. Bu çalışmada Eski Yakın Doğu coğrafyasında ortaya çıkmış büyük medeniyetlerin mülkiyet anlayışı yazılı ve arkeolojik belgelerin ışığında incelemek amaç edinilmiştir.
Eskiçağda propaganda aracı olarak kitabeler
Propaganda, sadece günümüz modern toplumlarının karşı karşıya kaldıkları bir algı operasyonu değildir. Tarihin erken dönemlerinden itibaren yönetenler hem yönetilenleri hem de rakiplerini etkilemek ve baskı altında tutabilmek için propaganda yöntemlerine başvurmuşlardır. Yazılı metinler başta olmak üzere anıtsal yapılar, heykeller ve kabartmalar birer propaganda aracı olarak kullanılmışlardır. Biz bu çalışmamızda Eski Doğu ve Eski Batı toplumlarında propaganda aracı olarak kitabeler konusunu ele aldık. Böylece son derece geniş kapsamlı olan propaganda araçlarını sadece kitabeleri ele almak suretiyle sınırlandırdık. Aksi takdirde hem görsel hem de yazılı bütün metinlerden yer alan propaganda içerikli icraatları ele almış olsaydık, binlerce sayfalık bir çalışma yapmamız gerekecekti. Eski Doğu'nun önemli medeniyet merkezleri arasında yer alan Mezopotamya ve Mısır kralları, yazdırmış oldukları kitabelerde kendilerinden övgüyle söz etmişler, icraatlarını abartarak dile getirmişler ve zaman zaman olmayan şeyleri de olmuş gibi anlatma yoluna gitmişlerdir. Pers kralları da benzer yöntemlere başvurmuşlardır. Eski Doğu krallarının en iyi yaptıkları şeylerden biri de başarılarını dinsel motiflerle güçlendirmek olmuştur. Gerçekten, onlar söz konusu kitabelerinde kazandıkları bütün başarıların tanrılar sayesinde olduğunu vurgulama gereğini duymuşlardır. Eski Batı dünyasında ise yapılan propagandalar daha dünyevi görülür. Örneğin Roma İmparatoru Augustus, icraatlarını anlatırken, tanrılardan pek söz etmez. Bu da Eski Doğu ile Eski Batı dünyaları arasında anlayış farkını göstermektedir.
Neolitik devrim ve toplum yaşamı üzerindeki etkileri
İnsanoğlu yeryüzünde yaşamaya başladığı ilk andan itibaren doğa ile sürekli bir hakimiyet ve güç mücadelesi içinde olmuştur. Bu mücadelede bazen doğa insana bazen de insan doğaya hükmediyordu. Tarihin en erken devirlerinde doğanın insan üzerinde belirgin bir etkisi bulunmaktadır. Bu dönemde insanoğlu doğaya müdahale etmemiş ve var olan sistem içerisinde kendi varlığını sürdürmeye çalışmıştır. İlk defa MÖ 10000 yıllarında Bereketli Hilal bölgesinde ortaya çıkan Neolitik Devrim sayesinde insanoğlu bu sistemi yok ederek doğa üzerinde bariz bir etki yaratmayı başarmıştır. İnsanlık tarihinde bir dizi geri dönüşü olmayan olayları başlatan bu devrim sayesinde insanoğlu, ilk kez doğaya fiziksel bir müdahalede bulunmuş ve tüketici bir toplum yapısından üretici bir toplum yapısına geçiş yapmıştır. Elbette bu durum sadece insan beslenmesini etkilemekle kalmamış, sonuçlarıyla da günümüz uygarlığın temellerinin atılmasında da etkili olmuştur.
Eski Yakın Doğu kavimlerinde ordu
Eskiçağ dünyasında, tarih boyunca birçok hakimiyet mücadelesi yaşanmıştır. Eski Yakın Doğu coğrafyasında bulunan devletler, bölgeyi kontrol altında tutabilmek için tüm askeri ve ekonomik kaynaklarını seferber etmişlerdir. Bu coğrafyada birçok önemli medeniyet merkezi bulunmaktadır; Eski Mezopotamya, Anadolu, Mısır ve İran bu bakımdan son derece kıymetlidir. Bu bölgelerde birçok devlet kurulmuş ve tarih boyunca varlık göstermiştir. Eski Yakın Doğu krallıklarının, çok fazla sayıda bölgeyi kontrol altına alma mücadelesi ve ticari yollar coğrafya üzerindeki sorunları artıran en önemli unsurlar arasında yer almaktadır. Bu coğrafyada kurulan ve gelişen devletler, iklim ve yaşam şartlarından doğrudan etkilenmiştir. Eski Yakın Doğu coğrafyası hakkındaki bilgilerimizi Eski Mezopotamya, Anadolu, Mısır ve İran bölgelerinde kurulmuş olan devletlerin bıraktığı tarihi vesikalar ve yapılan arkeolojik çalışmalar sayesinde elde ediyoruz. Bu coğrafyada birbirleriyle hakimiyet mücadelesi veren devletler geniş alanlara hükmedebilmek için önemli mücadele içerisine girmiştir. Bu yoğun mücadeleler tarih boyunca büyük savaşların çıkmasına sebep olmuştur. Bu çalışmada, Eski Yakın Doğu'da kurulan devletlerin ordu sistemlerini ve askeri yapıları, yazılı ve arkeolojik belgelerin ışığında incelemeyi amaçlıyoruz.