Theses supervised by Prof. Dr. Ertuğrul Recep Erbay
14 theses · Tekirdağ Namık Kemal University
Türkiye ve Balkan ülkeleri arasındaki dış ticaret ilişkisinde turizmin ekonomik büyümeye etkileri
Geçmişten günümüze kadar ekonomik büyüme birçok iktisadi ekolün konusu olmuş ve devletler tarafından bu alanda çalışmalar yapılmıştır. Ekonomik büyüme kavramı incelendiğinde, dış ticaretin önemi ortaya çıkmıştır. Küreselleşen dünya ile birlikte uluslararası ilişkiler önem kazanmıştır. Bu durum dış ticaret ilişkilerinin gelişmesini ve bir dış ticaret çeşidi olan turizmi ön plana çıkarmıştır. Türkiye Ekonomisinde de küreselleşen dünya ile turizm ön plana çıkar. Jeopolitik olarak çok yakın bir konumda olan Balkan ülkeleri ile aramızda gelişen ekonomik ilişkilerin en önemli unsuru olan turizmin ekonomik büyümeye katkısı araştırılmış ve özellikle Türkiye açısından göz ardı edilemez derecede etkisi olduğu bu çalışmada ortaya konulmuştur.
Türkiye'de gıda enflasyonunu etkileyen faktörler
Ülkemizde son dönemlerde gıda fiyat hareketleri tartışılan önemli konulardan biridir. Çünkü gıda ürünleri insan ihtiyaç hiyerarşisinde ilk sırada olması ve TÜFE içinde en fazla ağırlığa sahip alt gruptur. Bundan dolayı artan gıda fiyatları hane halklarının gelir ve refah düzeyini etkilemektedir. Ek olarak gıda fiyatları enflasyonun nedeni olarak görülmesi sonucunda enflasyonla mücadelede önem arz etmektedir. Sonuç olarak hem sosyal hem de ekonomik problem olan gıda enflasyonunu etkileyen faktörlerin neler olduğunun belirlenmesi önemlidir. Bu noktadan hareketle, bu tez çalışmasında Türkiye ekonomisi bağlamında gıda enflasyonunu etkileyen faktörlerin neler olduğu araştırılmıştır. Çalışmada ürün ve dış piyasa dengesi olmak üzere iki model kullanılmıştır. Analiz çalışmasında zaman aralığı olarak 2010:1-2019-12 kullanılmıştır. Nedensellik ilişkisinin araştırılmasında ürün piyasa dengesi için Toda Yamamoto testi kullanılırken, dış piyasa modeli için Granger testi kullanılmıştır. Uygulanan nedensellik testleri sonucunda gıda enflasyonu ile döviz kuru arasında çift yönlü ilişki bulunmuştur. Motorin fiyatlarından gıda enflasyonu doğru istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır. Ek olarak gıda enflasyonundan gıda ithalatına doğru bir nedensellik ilişkisine rastlanmıştır. Kurulan modellerdeki eşbütünleşme ilişkisi Johansen ve ARDL Sınır testi yaklaşımlarıyla araştırılmıştır. Johansen eşbütünleşme testi sonucunda dış piyasa dengesi değişkenleri ile gıda enflasyonu arasında uzun dönemli bir denge ilişkisine ulaşılmıştır. Normalize edilmiş eş bütünleşme vektörü tahmin sonuçlarına göre uzun dönemde gıda ithalatı ve döviz kuru ile gıda enflasyonu arasında pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, girdi maliyetlerinin azaltılması, tarımsal üretimin desteklenmesi ve gelişmesine yönelik çalışmalar, ithalat bağımlılığının azaltılması, kooperatifleşme ve aracıların azaltılması gibi politikalar geliştirilmelidir.
Viral salgınlar perspektifinde salgın yönetimi değerlendirmesi: SARS-COV-2 örneği
Sağlık, kişinin hem ruhen ve hem de bedenen kendini iyi hissetme halidir. Sağlıklı hissetme hali içgüdüsel olarak gelişmektedir. Canlılar bedenlerindeki herhangi bir aksaklık durumunda içgüdüsel dürtü ile oluşan sorunları giderme eğilimine girmektedirler. Hastalıklar, insanlık tarihi ile birlikte varlıklarını sürdürmektedirler. Kişinin yaşam kalitesinin büyük bir kısmını sağlık ölçütü belirlemektedir. Bulaşıcı hastalıkları ele aldığımızda, milyonlarca insanı etkisi altına aldığı görülmektedir. Bulaşıcı hastalıklar her dönem bulundukları toplumda tehdit unsuru olarak varlığını sürdürmektedir. Gelişen bilim ve teknoloji ile birlikte günümüz çağında virüslerle savaşmak daha avantajlı hale gelmiştir fakat bilim ve teknolojinin dezavantajlı yönü de bulunmaktadır, virüsler artık biyolojik silah olarak da kullanılmaktadır. Çalışmada geçmiş, dönemlerde yaşanılan salgın hastalıklar, salgın hastalıkların varlığını sürdürdüğü dönemlerde alınan önlemler ve tedavi yöntemleri, hastalığın sona erdirilmesi ya da etkisinin azaltılması için yapılan çalışmalar ele alınmıştır. Bu çalışmalar işlenirken koruyucu sağlık hizmetlerinin önemine değinilmiştir. Hastalıklar oluşmadan ya da oluştuğu dönemlerde alınması gereken tedbirler ve bu tedbirlerde koruyucu sağlık hizmetlerinin önemi ele alınmıştır.
Evcil hayvanlar üzerine faaliyet gösteren hayvan hastaneleri (Özel-kamu) ve veteriner kliniklerinin tercih edilme sebepleri. Bursa ili örneği
Günümüzde insanların hayvan sahiplenme oranlarında artış yaşanması ve toplumda hayvanlara karşı duyarlılığın artmasıyla birlikte; hayvan sağlığı üzerine faaliyet gösteren sağlık kurumlarının işleyişi de etkilenmiştir. Bu bağlamda verilen sağlık hizmetinin güvenli ve kaliteli olmasının sonucunda müşteri memnuniyeti önem kazanmıştır. Özellikle gün geçtikçe sayıları artan veteriner klinikleri ve hayvan hastaneleri arasında rekabet ortamı da fazlalaşmıştır. Bu sebeple bu çalışmada; Bursa ilinde evcil hayvanlar üzerine faaliyet gösteren veteriner klinikleri ile özel veya kamuya ait olmaları fark etmeksizin çalışan hayvan hastanelerinin hayvan sahipleri tarafından tercih edilme sebepleri üzerine karşılaştırma yapılarak, hasta sahiplerinin klinik veya hastane türlerine göre şikâyet ve memnuniyet değerlendirmesi yapılması amaçlanmıştır. Öncelikle, hizmet kavramı ve müşteri memnuniyeti kavramları açıklanmış; sonrasında ise araştırma kapsamında uygulanan anket üzerinde durulmuştur. Çalışma kapsamında; Bursa ilinde faaliyet gösteren veteriner klinikleri ve hayvan hastaneleri örnek alınmıştır.
Türkiye'de COVID-19 pandemisiyle mücadele eden hemşirelerin yaşadıkları bireysel sorunların mesleki gelişimlerine etkisi ve bu durumdan kaynaklanan sürecin incelenmesi
Pandemi gibi afet ya da kriz durumlarında görev yapmak, özellikle sağlık çalışanları için insanlığa hizmet etmek bakış açısıyla tatmin edici olmakla birlikte, bakım verdiği hastaların, kendi yakınlarının ya da iş arkadaşlarının şiddetli hastalıkla beraber acı çekme veya ölüm sürecine tanıklık etme gibi durumlar nedeniyle ruh sağlıklarının olumsuz etkilenmesine ya da psikiyatrik travma yaşanmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda COVID-19 salgını ile mücadelenin ön saflarında yer alıp, hastalara 24 saat bakım sağlayan meslek gruplarından biri olan hemşireler psikolojik açısından risk altındadır. Anksiyete, depresyon, uyku bozuklukları, kronik yorgunluk, sekonder travmaya stres tepkileri ve merhamet yorgunluğu, bu kriz döneminde ön safta çalışan hemşireler için yaygın psikolojik ve sosyal sorunlardır. Hemşirelerin ruh sağlığını korumak için psikiyatrik hastalık belirtilerinin farkında olmaları, fiziksel ve psikolojik stresle baş etme, kişisel öz bakım ve profesyonel öz bakım konularında destek almaları önemlidir. Önleyici tedbirlerin yetersiz kaldığı durumlarda iş arkadaşlarının desteğinin alınması, işyerindeki sorumlu kişilerin bilgilendirilmesi, eylem planının geliştirilmesi ve profesyonel psikiyatri desteği alınması önerilebilir. Pandemi ile mücadele sürecinde sağlık ekibi içerisinde devamlı ön saflarda bulunan hemşirelerin bu süreç boyunca ailelerinden uzak kalmaları, yıllık izin kullanılamaması, bulaş riski bulunan ortamlarda sürekli mesai yapıp, vakit geçirmeleri gibi nedenlerle birçok sorun ile karşılaşması kaçınılmaz olmuştur. Hemşirelerin bu dönemde özellikle psikolojik olarak tükenme noktalarına gelmeleri, mesleklerine ilişkin gelecek planları yapmasını engellemiştir. Ayrıca, en yakın aile bireylerinden uzak kalıp destek alamadan sürekli olarak çalışmaları tükenmişlik durumunu da beraberinde getirmiştir. Yapılan bazı çalışmalarda hemşireler mesleklerine ilişkin olarak gelecek kaygıları taşıdığı, mesleki anlamda ilerlemekle ilgili plan yapmak yerine mesleklerini bırakmayı düşündükleri bilinmektedir. Türkiye'de ve dünyanın farklı ülkelerinde emekli olmuş olan hemşirelerin görevlerine davet edilmeleri bu iddiayı kanıtlar niteliktedir. Bu çalışma kapsamında özellikle Türkiye'de Covid-19 pandemisiyle mücadele eden hemşirelerin yaşadıkları bireysel sorunların mesleki gelişimlerine etkisi ve bu durumdan kaynaklanan süreç incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sağlık, Pandemi, Covid-19 Pandemisi, Hemşireler, Psikoloji, Gelecek Kaygı, Hemşirelik Mesleği
Sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde işletmelerde çevreye duyarlı yeşil yönetim anlayışı ve yeşil ekonomiye geçiş süreci
Önceden de hissedilen ama özellikle son yıllarda daha da fazla artış gösteren çevre sorunları hem bireyleri hem de işletmeleri doğaya karşı önlemler alma zorunluluğuna itmiştir. Sahip olunan doğal kaynakların bilinçsiz ve özensiz bir şekilde tüketilmesi sonucunda kimyasalların meydana gelmesi, üretim sürecinde oluşan atık madde miktarının da artış göstermesiyle birlikte çevre zarar görmeye başlamıştır. Ortaya çıkan bu sorunlar istenmeyen sonuçlar doğurmakta ve rahatsızlık verici görüntülere sebep olmaktadır. Bunun önüne geçilebilmesi ise kişilerin çevreye karşı sorumluluk sahibi olarak duyarlı davranmalarıyla mümkündür. Bunun yanı sıra aslında en büyük görev üretimlerimizi gerçekleştiren işletmelere ve onların çalışanlarına düşmektedir. Bugüne kadar çevrenin korunması ve kirliliğin azaltılması konusunda işletmelerin yaptıkları çalışmaların maliyetleri arttıracağına inanılmaktaydı. Ancak günümüzde yeşil yönetim anlayışıyla hareket eden birçok işletmenin çevreye yönelik olarak yaptığı yatırımların karşılığını aldığı görülmektedir. İşletmelerin bu konuda daha duyarlı davranması onlardan hizmet gören müşterilerinin de aynı şekilde tükettikleri ürünlere ve çevreye karşı bilinçlenmesi demektir. İşletmelerde uygulanan yeşil kavramı çerçevesinde ortaya çıkan sürdürülebilirlik anlayışı sayesinde bu durum daha da istenilen bir hal almaya başlamıştır. Çünkü sürdürülebilir bir anlayışla yol alan işletmelerin aynı zamanda iyi bir ekonomiye sahip olma yolunda ilerlemeleri görülen bir gerçektir. Bu çalışma kapsamında sürdürülebilir kalkınma bağlamında işletmelerde çevreye duyarlı yeşil yönetim anlayışı ve yeşil ekonomiye geçiş süreçleri incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çevresel Sorumluluk, Sürdürülebilirlik, Yeşil Yönetim Anlayışı, Yeşil Ekonomi, Çevreci İşletmeler
Sağlık sektöründe iletişim. Hastaların sağlık kurumu tercihini etkileyen faktörler. Tekirdağ Süleymanpaşa örneği
İletişim, kişiler arasındaki duyguların, düşüncelerin, bilgi birikimlerinin karşılıklı olarak birbirlerine aktarılması sürecidir. İnsanoğlu ilk var olduğu günden itibaren iletişime ihtiyaç duymuştur. Her sektörde iletişime ihtiyaç vardır ve sağlık sektörü de iletişimi aktif olarak kullanmak zorundadır. Sağlık hizmeti denildiğinde hastalığın teşhis ve tedavi edilmesi, rehabilitasyonun yapılması ve hastalıklara karşı önlem oluşturarak toplumun ve bireylerin sağlık düzeylerinin iyileştirilmesi, geliştirilmesi gibi faaliyetleri kapsayan bir bütündür ve bu bütünün oluşumunun her aşamasında iletişime ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışma da iletişimin tarihten günümüze gelişimi, sağlık sektöründeki yeri, önemi, gelişimi, hangi ihtiyaçları karşıladığı, iletişimin sağlık sektöründeki gelişmeler etkisi ve hastaların sağlık kurumu tercihinde etki eden faktörlerin neler olduğu incelenmiştir.
Afet ve acil durum yönetimi: Tekirdağ ili bir alışveriş merkezi örneği
Dünyanın farklı bölgelerinde birçok felaket meydana gelmektedir ancak bu olaylar kapsam ve boyut açısından farklılık göstermektedir. Bu felaketler meydana geldiği bölgede, toplumun kendi çabasıyla üstesinden gelemediği, büyük oranda can ve mal kaybına neden olan, milli veya uluslararası kaynakların seferberliğini gerektiren boyutlara ulaştığında ise afet olarak adlandırılmaktadır. Afetler, meydana gelmesi önlenemeyen olaylar olduğu için kamu kurumlarının ve özel kuruluşların afetlere karşı her an hazırlıklı olması gerekmektedir. Afet yönetimi ise, bir binanın yapısal tasarımından, gerekli ekipmanların sağlanmasına ve insanları bir kriz durumuyla başa çıkabilmeleri için eğitmeye kadar uzanan geniş çaplı bir tanımdır. Afet yönetimi, tehlikelerden kaynaklanan potansiyel kayıpları azaltmayı veya önlemeyi, afet mağdurlarına hızlı ve uygun yardım sağlamayı ve etkili bir iyileşme sağlamayı amaçlamaktadır. Bir felaketle yüzleşmenin en iyi yolu da paniği uzak tutmak için iyi eğitilmiş olmak ve iyi hazırlanmış bir Afet Yönetim Planı'dır. Çağımızda alışveriş merkezleri, gelişen teknoloji ile beraber çeşitli yaş gruplarına aynı anda hizmet verebileceği faaliyetler geliştirmektedir. Kentleşme ilerledikçe de toplumun her yaş kesiminden bireyler saatlerini burada harcamaktadır. Bu nedenle alışveriş merkezlerinin Afet Yönetim Planları, herhangi bir afet meydana geldiğinde insanların tahliyesini hızla gerçekleştirilecek kadar iyi hazırlanmalıdır.Bu çalışmada, doğal ve teknolojik kökenli afetler ve afet yönetim süreci incelenmiş olup, Tekirdağ ilindeki bir alışveriş merkezinin acil durum prosedürü örnek olarak sunulmuştur. Bu alışveriş merkezinin acil durumlara ne kadar hazırlıklı olduğu ve uymaları gereken prosedüre ne kadar uyulduğu araştırılmıştır.
İş sağlığı ve güvenliğinin performans yönetimi üzerindeki etkisi
Bu araştırma iş sağlığı ve güvenliği ve performans yönetimi hakkında bilgi vermek ve iş sağlığı güvenliğinin performans yönetimine etkisini ifade etmek amacıyla hazırlanmıştır. Araştırmanın tamamlanması aşamasında yöntem olarak literatür taraması yönteminden yararlanılmıştır. Literatürde iş sağlığı ve güvenliği ve performans yönetimi kavramlarıyla ilgili yayınlar incelenerek çalışmaya aktarılmıştır. Araştırma sonucunda iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının performansı olumlu yönde etkilediği tespit edilmiştir.
Bireysel Emeklilik Sistemi'nin Türkiye'de ve dünyada gelişimi
Bu tezde bireysel emeklilik sistemi incelenmiş ve sonuçları bu tezde tartışılmıştır. İnsanoğlunun geleceği belirsizliklerle doludur. Hayatı tehlikelerle ve bireysel mücadelelerle geçer. Bu mücadelede başarılı olabilmek için modern yöntemler bulmak zorundadır. Devlet bireyleri korumakta çoğu zaman istenilen başarıyı çeşitli nedenlerle başaramamaktadır. Bu tezin konusu bireysel emeklilik sistemidir. Bu konu detaylı bir biçimde incelenmiş bir sonuca varılmıştır. İnsanlar çoğu zaman yatırımlarını gayrimenkule, altına ve dövize yapmışlardır. Bu durumda sonradan ortaya çıkan bireysel emeklilik sonuçta sosyal güvenlik olarak karşımıza çıkmıştır. İnsanlar yaşlandıkları zaman ekonomik dalgalanmalardan uzak bir yaşam sürmek istemektedir. Bu yüzden bireysel emeklilik sistemi son yıllarda çok cazip hale gelmiştir. Burada özellikle bu sistemin olumlu ve olumsuz yönleri tüm detaylarıyla anlatılmaya çalışılmıştır.
Sağlık kurumlarında yemek hizmetleri tedarik ve işleyiş süreci: Bir şehir hastanesi örneği
Hastaneler, tıp merkezleri, poliklinik ya da sağlık ocakları şeklinde sağlık hizmeti veren bütün kurumlarda tedarik zinciri yönetiminin ve satın almanın her geçen gün önemli hale geldiğini ve devamlı gelişen bir proses olduğunu gözlemlemekteyiz. Tıbbi aygıtlardan, ilaçlara ve sarf malzemelere dek oldukça çok sayıda ekipman, sağlık kurumlarınca istenmekte, depolanmakta ve kullanılmaktadır. Tedarikçi seçimi, ürünlerin stoklanması, ürün siparişi, takibi, adetleri ne olacak gibi konular tedarik zinciri yönetimi ve satın alma prosesinde yöneticilerin alması gereken kararlardır. Planlama, satın alma, lojistik ve tedarikten, malzeme yönetimine dek bütün konular kurum içerisinde tedarik zinciri yönetimi ve satın alma bölümü bünyesinde bulunan bir süreçtir. Bu proses uygulanırken en akılcı ve en doğru kararlar verilmeli, kaynaklar en etkili şekilde kullanılmalı ve verimliliğin yükseltilmesi açısından tedarik zinciri yönetimi ve satın alma başarılı bir biçimde yürütülmelidir. Bu çalışmada; sağlık sektöründe tedarik zinciri yönetimi ve satın alma nasıl yönetilir konusu irdelenmiştir.
1923'ten günümüze Türkiye sağlık politikalarının gelişimi ve seçilmiş ülke örnekleriyle mukayesesi
"Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi" (Kanuni Sultan Süleyman) İnsan sosyal bir varlıktır. Canlıların hayatını devam ettirebilmesi için gerekli olan en önemli unsurlardan biri olan sağlık, bireyin fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden, vücut esenliği, sıhhat, afiyet ile tam bir iyilik içinde olma halidir. Bu araştırma içeriğinde, sağlığın kapsadığı konular, yapılan reformların nedenleri, son yıllarda yapılan köklü değişikliklerin ortaya çıkardığı hizmetlerinin durumu, ekonomisi ve yapılanmasıyla ilgili takip edilen politikalar, ortaya konan içerikler ve düzenlemeler araştırılmış, ayrıca başlatılan dönüşüm programına göre yapılan çalışmalar, programın amaçları, bileşenleri, yıllar içinde yapılan düzenlemeler ele alınarak süreç çok boyutlu olarak incelenmeye gayret edilmiştir. Ülkemizde bu alanda uygulanan düzenlemeler, seçilen gelişmiş ülkelerle karşılaştırarak, deneyimlerinden ve yeniliklerinden yararlanmak, ülkemizdeki sisteme entegre edilebilmesi için gerekli bilgileri tespit ederek sunmak amaçlanmıştır.
Sağlık sektöründe kamu-özel işbirliği: Tekirdağ ili örneği
Toplumun refah seviyesini iyileştirmeyi amaçlayan sosyal devlet olma anlayışı gereği kamu hizmetlerinin devlet tarafından yerine getirilmesinde, bir taraftan teknolojik gelişmeler ile kolaylaşırken bu taraftan da bu kamu hizmetlerinin çeşitlenmesi zorluklar meydana getirmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde kamu hizmetlerinin ele alınış biçimleri de değişmektedir. Devletler, klasik kamu hizmetleri dışında, çağın gelişim, değişim şartlarına uyum sağlamak, kısıtlı kaynakların etkin ve verimli kullanılmasını sağlamak, özel sektörün dinamizmini, güncel ve yenilikçi bakış açısından faydalanmak, riski bölüşmek ve finansal olarak özel sektör desteği ile tesis inşasına başlamak gibi nedenlerle, kamu özel ortaklığı modellerine yönelmeye başlamışlardır. Kamu özel ortaklıkları artan altyapı ve hizmet ihtiyacının karşılamak için kamu ve özel sektör arasında risk paylaşımı ve iş birliğine dayalı bir model olarak uygulanmaktadır. Bu model ülkelerin ekonomik hedefleri doğrultusunda artan yatırım ihtiyacının karşılanması için yaygın şekilde kullanılmaya başlanan finansal yatırım modeli olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada sağlık sektöründe kamu özel iş birliği modeli ile hizmet veren sağlık tesislerinde hizmetin nasıl işleyeceği, bunların kontrol mekanizmaları anlatılmıştır. Tekirdağ ili şehir hastanesi örneği incelenmiş, il düzeyinde etkilerine değinilmiştir.
Çiftçi, serbest çalışan ve ücretli çalışanların otomobil satın alma eğilimlerinin davranışsal iktisat çerçevesinde incelenmesi: Trakya bölgesi örneği
Davranışsal iktisat, klasik iktisat varsayımlarının aksine, tüketicilerin ve işletmelerin her zaman rasyonel karar vermediğini savunmaktadır. Davranışsal iktisat tüketicilerin ve işletmelerin karar almalarında duygusal, sosyal ve psikolojik faktörlerin de önemli olduğunu vurgulamaktadır. Davranışsal iktisat, tüketici davranışlarını anlamak ve pazarlama stratejileri geliştirmesi açısından büyük önem arz etmektedir. Araştırmanın amacı, Trakya bölgesinde yaşayan çiftçi, serbest çalışan ve ücretli çalışanların otomobil satın alma kararlarının davranışsal iktisat çerçevesinde incelenmesidir. Araştırmada; Tekirdağ, Edirne ve Kırklareli illerinde yaşayan 300 serbest çalışan, 300 çiftçi ve 300 ücretli çalışan olmak üzere toplam 900 kişiye anket uygulanmıştır. Araştırmada, tüketicilerin otomobil satın alma kararlarını etkileyen faktörleri belirlemek için "Tüketicilerin Otomobil Satın Alma Davranışları Ölçeği" geliştirilmiştir. Bu ölçeğin alt boyutlarının belirlenmesi amacıyla açıklayıcı faktör analizi yapılırken, elde edilen alt boyutların geçerliliğinin test edilmesi amacıyla doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Araştırmada tüketicilerin otomobil satın alma kararlarını etkileyen faktörlerin çeşitli faktörlere göre farklılıklarının incelenmesine yönelik ANOVA ve bağımsız örneklem t testi uygulanmıştır. Yapılan analizlerde tüketicilerin otomobil satın alma kararlarını etkileyen faktörlerin birçok faktöre göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Araştırmanın işletmelerin tüketicilerin karar alma tarzlarını daha iyi anlamalarına ve işletmelerin hedef kitlelerine daha etkili bir şekilde ulaşmak için daha alakalı pazarlama stratejileri geliştirmeleri konusunda yardımcı olabileceği düşünülmektedir.