Theses supervised by Prof. Dr. Feriha Bilge Tanrıbilir
11 theses · Ankara Hacı Bayram Veli University, Gazi University, Çankaya University
Milletlerarası özel hukuk bağlamında Blockchain
2008 yılında Satoshi Nakamoto tarafından yazılan "Bitcoin: A-Peer-to-Peer Electronic Cash System" isimli makale ile ortaya çıkan 'Blockchain', kavramı merkezi bir yapısı olmayan, dağıtık ağ yapısına sahip, güvenli ve değiştirilemez bilgilerin depolandığı bir defter sistemini ifade etmektedir. 'Bitcoin' ise, bu sistem üzerinde merkezi bir yapı olmadan direkt olarak bir kişiden diğer bir kişiye aracısız olarak aktarılabilen bir kripto paradır. Tez kapsamında bu iki kavramın yanında, kripto paraların kolaylıkla değişim ve transferlerinin yapıldığı platformlarda hayati önem taşımaktadır. Ülkemizde ve dünyada, yüz milyonu aşan kullanıcı sayısı ile bu platformlar, bir trilyon dolarlık işlem hacminin üzerine çıkmışlardır. Sözleşme taraflarının bu platformları kullanarak birbirlerine kripto para transfer etmeleri alım-satımları sırasında, gerek alıcı ve gönderici taraf, gerekse platformlarla kullanıcılar arasında hukuki ihtilaflar ortaya çıkabilmektedir. Çıkacak olan bu uyuşmazlıkların esasına girilmeden önce, esasa hangi hukuk kurallarının uygulanacağı problemine çözüm bulmak gerekir. Konu ile alakalı olarak yeknesak bir kurallar bütünü mevcut olmadığı için, ulusal hukuklardaki veya birliklerdeki kanunlar ihtilafı kuralları ile bu sorun çözülecektir. Kanunlar ihtilafı kurallarında bulunan, sübjektif ve objektif bağlama kuralları ile taraflar arasında akdedilen sözleşmeye uygulanacak hukukun tespiti yapılacaktır. İrade muhtariyeti çerçevesinde, tarafların seçtikleri hukuk, kanunun izin verdiği ölçüde, yani kamu düzeni ve doğrudan uygulanan kuralların dışında uygulama alanı bulacaktır. Tarafların hukuk seçiminin bulunmaması halinde, objektif bağlama kuralları, platformlar kullanılarak yapılan kripto para transferleri sözleşmelerine uygulanacaktır. Tez konusu teknoloji, uluslararası alanda kara para aklama ve terör finansmanında oldukça fazla kullanıldığı için, sözleşmeyle ilişkili ülkelerin ve üçüncü ülkelerin, kamu düzeni ve doğrudan uygulanan kuralları oldukça fazla uygulama alanı bulacaktır.
Türk Yabancılar Hukukunda yabancıların Türk kıyı, liman ve karasularındaki ticari faaliyetleri
Çalışma konusunun, yabancıların Türk kıyı, liman ve karasularındaki ticari faaliyetlerine ilişkin olması nedeniyle, bu alanda ticari faaliyette bulunacak yabancıların yararlanabilecekleri hakların kapsam ve içeriğini belirlemek gerektiğinden, önce yabancıların hukuki durumu ele alınmış ve yabancı kavramı, Türk Yabancılar Hukukunun genel esasları ve Anayasal esasları üzerinde durulmuştur.Anayasamızda prensip olarak eşitlik ilkesi kabul edilmiştir. Ancak, Anayasa'nın 16'ncı maddesindeki hükme göre, temel hak ve özgürlükler, yabancılar için uluslararası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabileceğinden, bu ilkeye uygun olarak, başta Kabotaj Kanunu olmak üzere, Yabancıların Türkiye'de İkâmet ve Seyahatleri Hakkında Kanun, Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun, Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu gibi kanunlarla, yabancılar için bazı sınırlamalar getirilmiştir.Türk Yabancılar Hukuku ve getirilen bu sınırlamalar kapsamında, Türk kıyı, liman ve karasularında bağımlı çalışan yabancıların, ilgili mevzuat çerçevesinde çalışma şartları incelenmiştir.Diğer taraftan, Yabancıların Türk kıyı, liman ve karasularında ticari faaliyetlerini gerçekleştirdikleri deniz araçları ile deniz ve kıyı tesislerinin tanımları yapılıp, türleri ve özellikleri hakkında ayrıntılı bilgi verildikten sonra, Kabotaj Kanunu'nun, Türk kıyı, liman ve karasularında deniz ticareti yapma ve sanat uygulayabilme hakkını Türk vatandaşlarına ve özellikle Türk bayrağını taşıyan gemilere tanımış ve yabancılara yasaklamış olması nedeniyle, Türk gemileri ile yabancı gemileri belirlemek bakımından, geminin tâbiiyeti, sicili ve bayrağı, birbiriyle bağlantılı şekilde incelenmiştir.Çalışmamızın son bölümünde ise, Kabotaj Kanunu ile yabancılara getirilen sınırlamalar yanında, Türk kıyı, liman ve karasularında yatırım ve/veya işletmecilik yapmak isteyen yabancılara, Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu, Turizmi Teşvik Kanunu ve özellikle Turizmi Teşvik Kanunu'nun ?Deniz Turizmi? başlığını taşıyan Dördüncü Bölümü ile getirilen teşvik, istisna, muafiyet ve haklar üzerinde durulmuştur.
Uyuşmazlıkların online çözüm yöntemleri
Uyuşmazlıklar insan ilişkilerinin kaçınılmaz bir sonucudur. Gelişen teknoloji karşında uyuşmazlıklar elektronik ortamda gerçekleşmeye başlamıştır. Elektronik ortamda meydana gelen uyuşmazlıkları çözüme kavuşturmada geleneksel uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin yetersiz kalmaya başlamasıyla dünyada yeni bir arayış başlamıştır. Uyuşmazlıkların Online Çözüm Yöntemleri online ortamda veya online ortam dışında meydana gelen uyuşmazlıkları yine online ortamda çözmek için geliştirilen bir sistemdir.Yukarıda değinilen gelişmeler çerçevesinde iki bölümden oluşan tezimizin ilk bölümünde, Uyuşmazlıkların Online Çözüm Yollarına İlişkin Temel Meseleler ve Genel Açıklamalar başlığı altında, elektronik ticaret ve alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri hakkında genel bilgilere yer verildikten sonra uyuşmazlıkların online çözüm yöntemlerine ilişkin açıklamalar yapılmıştır. Elektronik ticaret hakkında açıklama yapılırken elektronik ticaretin tanımına, taraflarına ve türlerine ilişkin bilgiler verilmiş ve elektronik ticaret sırasında karşılaşılan sorunlar ele alınmıştır. Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemine ilişkin açıklamalarda ise, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi kavramına, çeşitlerine ve alternatif uyuşmazlık çözüm yönteminin devlet yargısı ile olan ilişkisine yer verilmiştir. Uyuşmazlıkların Online Çözüm Yöntemleri başlığı altında ise, uyuşmazlıkların online çözüm yöntemlerine ilişkin genel bir bilgi verildikten sonra online uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin tarihçesi incelenmiştir. Tarihçeye ilişkin bilgileri, Uyuşmazlıkların Online Çözüm Yöntemlerinin Olumlu ve Olumsuz Yönleri ile Uyuşmazlıkların Online Çözüm Yöntemleri Alanında Yapılan Muhtelif Çalışmalara ilişkin bilgiler takip etmektedir. Söz konusu çalışmalarda, Uyuşmazlıkların Online Çözüm Yöntemlerine ilişkin olarak tartışılan konular üzerinde durulmuştur. Bu kapsamda Milletlerarası Ticaret Odası, Elektronik Toplumda Küresel İş Diyalogu, İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Örgütü, Online Tüketici Uyuşmazlık Çözümü, Avrupa Yargı Dışı Ağı, Federal Ticaret Komisyonu, Amerikan Barosu Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Komitesi, Cenevre Üniversitesi Online Uyuşmazlıkları Çözüm Uzman Semineri inceleme konusu yapılmıştır.Tezimizin ikinci bölümünde, uyuşmazlıkların online çözüm süreçleri inceleme konusu yapılmıştır. Bu kapsamda, uyuşmazlıkların online çözüm yöntemleri, online müzakere, online arabuluculuk ve online tahkim olarak üç ayrı sınıfta incelenmiştir. Online müzakere, otomatik müzakere ve destekle müzakere olmak üzere iki ayrı alt başlıkta incelenmiştir. Otomatik müzakerenin tanımı yapıtlıktan sonra bu müzakere türüne örnek olan Cybersettle ve Smartsettle sistemleri incelenmiştir. Destekle müzakere başlığı altında ise bu müzakere türü tanımlanmış; SquareTrade sistemi ve süreçleri hakkında bilgi verilmiştir. Online Arabuluculuk hakkında kısa bir açıklama yapıldıktan sonra online tahkim inceleme konusu yapılmış olup Alan Adı Uyuşmazlıklarının İnternet Sayılar ve İsimler Tahsis Birliği Tarafından Tahkim Usulü ile Çözümlenmesi yöntemi incelenmiştir.Anahtar Sözcükler1. Online Uyuşmazlık Çözüm Yöntemleri (ODR)2. İnternet ve Uyuşmazlıklar3. Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yöntemleri (ADR)4. Elektronik Ticaret5. Tüketici Uyuşmazlıklar ve ODR
Milletlerarası özel hukukta haksız fiil bağlamında kişisel verilerin korunması
Kişisel veri, kimliği belli bir kişi ile ilişkilendirilebilen her türlü bilgidir. Kişisel veriler, günümüzde ekonomik bir değer taşımakta olup gelişen teknoloji karşısında kişisel verilerin işlenmesi giderek kolaylaşmaktadır. Bu sebeple de işlenen kişisel veri miktarı katlanarak artmaktadır. Bu durum kişisel verilerin korunması ile ilgili düzenlemelerin getirilmesini gerekli kılmıştır. Kişisel verilerin korunması hakkı, Türk hukukunda kişilik hakkı kapsamında yer almaktadır. Kişisel verilerin işlenmesi suretiyle gerçekleşen kişilik hakkının ihlâli, haksız fiil sorumluluğunu doğurabilmektedir. Dijitalleşme ile kişisel verilerin uluslararası dolaşımı gün geçtikçe artmakta ve bu durum haksız fiil bağlamında kişisel verilerin korunması hakkı ihlâllerinden kaynaklanan yabancı unsurlu uyuşmazlıkları da arttırmaktadır. Kişisel verilerin işlenmesinden kaynaklanan yabancı unsurlu uyuşmazlıklara uygulanacak hukuk, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun hükümleri uyarınca tespit edilecektir. Kişisel verilerin işlenmesi veya kişisel veriler hakkında bilgi alma hakkının sınırlandırılması yolu ile kişilik hakkı ihlâline uygulanacak hukuka ilişkin bağlama kuralı, MÖHUK m. 35/3 hükmü ile özel olarak düzenlemiştir. Bu tür uyuşmazlıklarda, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi ise MÖHUK m. 40 gereğince, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin iç hukukun yer itibariyle yetki kurallarına göre tayin edilecektir.
Yabancıların Türkiye'de çalışma hakkından yararlanma hak ve hürriyeti
Yabancıların çalışma izinleri, devletlerin egemenlik yetkisinin kapsamında yer alan bir konu olması nedeniyle her devletin konuyu düzenlemesi farklıdır. Türk hukukunda, bir yabancı eğer kanun ya da uluslararası sözleşme ile çalışma izni almaktan muaf tutulmamışsa, Türkiye'de çalışabilmek için çalışma izni ya da çalışma izni muafiyeti almak zorundadır. Yabancıların çalışma izinlerinin nasıl düzenleneceği, nasıl değerlendirileceği ve başvuru usullerinin nasıl olacağı konusunda 2016 yılında 6735 sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu çıkartılmıştır. Kanun hem genel olarak başvuru usullerini düzenlemekte hem de gerek statüsü gerek yaptığı iş nedeniyle özellik arz eden yabancıların farklı hükümlere tabi olmasını öngörmektedir. Ayrıca uygulama açısından pek çok sıkıntıya sebebiyet veren çalışma izni almaksızın çalışan yabancıların, yabancılar hukuku bakımından hangi yaptırımlara tabi olacağını belirtmektedir.
Türk hukukunda yabancı boşanma kararlarının tanınması ve tescili
Tarihin her evresinde insanlar yaşadığı bölgeye, zamana ve dinine göre evlilik gerçekleştirmişlerdir. Her ne kadar taraflar evliliğin daim olmasını arzu etse de taraf-ların evliliği sonlandırması gerek toplum için, gerekse aileleri için zaman zaman zo-runlu olmuştur. Evlilik müessesi kadar doğal olan boşanma ile taraflar evliliklerini sonlandırmaktadırlar. Ancak uzun bir süre boşanmanın nasıl gerçekleştirileceği, dahası boşanmanın gerçekleşip gerçekleşmeyeceği tartışılmıştır. Türk hukukunda boşanma ancak kanununda öngörülen sebeplerle ve hâkim kararı ile gerçekleştirilmektedir. Hâl böyle iken Türkiye'den yurt dışına özellikle de Avrupa ülkelerine 1950-1960 yıllarında başlayan göç ve sonraki kuşakların yabancı ülkelerde hayatını devam ettirmesi ve özellikle de boşanması Türk hukukunda doğuracağı sonuçlar açısından ehemmiyetli olmuştur. Zira yurtdışında yaşayan Türkler yurtdışında ya da Türkiye'de evlilik yapmış ancak belli sebeplerden ötürü yabancı ülkede boşanmışlardır. Tarafların yabancı ülkede boşanması hâlinde Türkiye'de bu kararının etki göstermesi Milletlerarası Özel Hukuk ve Usûl hukuku Kanunu uyarınca tanınması hâlinde mümkündür. Söz konusu kanun uyarınca sadece yabancı devlet adli makam tarafın-dan verilen boşanma kararlarının tanınmasına izin verilmiştir. Bu husus da yabancı ülkede verilen idâri makam kararlarının Türkiye'de tanınmaması sonucunu doğurmuş ve bu imkânın olmaması doktrinde uzun süre eleştirilmiştir. Zira taraflar için MÖHUK uyarınca yabancı kararının tanınmasını sağlamak için dava açmak hem uzun hem de masraflıdır. Bu tartışmalara bir nebzede olsun çözüm 690 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Türk hukukunda ilk defa tescil sistemi ile getirilmiştir. Nüfus Hizmetleri Kanununa getirilen 27/A maddesi ile Türk hukukunda büyük bir değişiklik yapılmıştır. Zira bu hüküm ile yabancı ülkede verilen idâri boşanma karar-ların nüfus kütüğüne tescili Türk hukukunda etki doğurması kabul edilmiştir.
Türk milletlerarası usul hukukunda milletlerarası yetki
Yabancı unsur barındıran bir uyuşmazlığın Türk mahkemelerinde görülebilmesi için Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin bulunması gerekir. Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi ise, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un m. 40 – 46 hükümlerine göre tesis edilmektedir. Genel milletlerarası yetki kuralı niteliği taşıyan MÖHUK m. 40 hükmü, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin iç hukukun yer itibariyle yetki kurallarına göre tayin edileceğini öngörmektedir. Özel milletlerarası yetki kurallarının düzenlendiği MÖHUK m. 41 – 46 hükümleri ise, Türklerin kişi hâllerine ilişkin davalarda, yabancı kişi hâllerine ilişkin bazı davalarda, miras davalarında, iş sözleşmesi ve iş ilişkisine ilişkin davalarda, tüketici sözleşmelerine ilişkin davalar ve sigorta sözleşmelerine ilişkin davalarda Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini belirlemektedir. Türkiye'nin taraf olduğu sözleşmelerde yetki kuralları bulunması hâlinde, bu kuralların öncelikle uygulanması gerekir. Diğer yandan, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin belirlenmesi sırasında, "aşkın yetki" ve "münhasır yetki" kavramlarının oynadığı önemli rol ve bu kavramlara verilecek anlam konusundaki tartışmalar da, üzerinde durulması gereken hususlardır.
Uluslararası özel hukukta çocuklara ilişkin nafakanın tahsilinde işbirliği
Çocukların korunması ve bakımı için gerekli önlemlerin alınması ve eğitimlerine önem verilmesi sağlıklı bireyler olarak yetişmelerinde büyük rol oynamaktadır. Gelişen dünya düzeninde ulaşım ve iletişim imkanlarının da artmasıyla meydana gelen göç hareketleri sonucu ebeveynlerinden uzak kalan çocukların ihtiyaçlarının karşılanması zor bir hal almıştır. Bu sebeple, çocuklara ilişkin nafakaların uluslararası tahsilinin gerçekleştirilmesi için devletler uluslararası sözleşmeler akdederek, nafaka alacaklarının uluslararası tahsilini kolaylaştırmıştır. Bu kapsamda çağa uygun, düşük maliyetli ve hızlı bir nafaka tahsil sistemi öngören ve devletler arası idari iş birliği sistemine dayanan 2007 tarihli Çocuk Nafakası ve Diğer Aile Nafaka Türlerinin Uluslararası Tahsiline İlişkin Lahey Sözleşmesi, bu konuda akdedilen önceki tarihli uluslararası sözleşmelerin yerine geçmek üzere akdedilmiştir. Bu tez çalışmasında da 2007 tarihli Çocuk Nafakası ve Diğer Aile Nafaka Türlerinin Uluslararası Tahsiline İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümleri çerçevesinde çocuklara ilişkin nafakaların uluslararası tahsilinde idari iş birliği sistemi incelenmektedir. Bu bağlamda, tezimizde öncelikle çocuk ve nafaka kavramları üzerinde durularak, Türk Hukukunda yer alan çocuklara ilişkin nafaka talepleri incelenecek, ardından nafakaların uluslararası tahsiline ilişkin düzenlenen ve taraf olunan uluslararası sözleşmelerden 1956 tarihli Nafaka Alacaklarının Yabancı Memleketlerde Tahsiline İlişkin New York Sözleşmesi ile 2007 tarihli Çocuk Nafakası ve Diğer Aile Nafaka Türlerinin Uluslararası Tahsiline İlişkin Lahey Sözleşmesi'nin özelliklerine yer verilecektir. Tezimizin ilerleyen bölümünde ise çocuklara ilişkin nafakaların uluslararası tahsiline yönelik uygulamalar, 2007 tarihli Çocuk Nafakası ve Diğer Aile Nafaka Türlerinin Uluslararası Tahsiline İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümleri çerçevesinde değerlendirilecektir.
Milletlerarası özel hukukta eşya taşıma sözleşmeleri
Uluslararası ticarette görülen artış ile paralel olarak uluslararası eşya taşıma faaliyetlerinin sayısı da önemli ölçüde artmıştır. Uluslararası eşya taşımalarından doğan uyuşmazlıklara uygulanacak hukukun tespiti ise, milletlerarası özel hukukun temel problemlerinden birini oluşturmaktadır. Türk hukukunda yabancı unsurlu eşya taşıma sözleşmelerine uygulanacak hukuku gösteren bağlama kuralı, MÖHUK'un 29.maddesinde özel olarak düzenlenmiştir. Bu çalışmada, anılan maddede yer alan bağlama kuralları detaylı olarak incelenmiştir. Bununla birlikte yabancı unsurlu eşya taşıma sözleşmelerine uygulanacak hukukun tespitinde, uyuşmazlığın uluslararası sözleşmelerin kapsamına girmesi halinde, uluslararası sözleşme hükümleri öncelikli olarak uygulanacaktır. Bu çerçevede, Türkiye'nin taraf olduğu eşya taşımalarına ilişkin uluslararası anlaşmalar olan CMR, Montreal Sözleşmesi, CIM ve Lahey Kuralları'nın uygulama alanları detaylı bir şekilde ele alınmıştır.
Milletlerarası özel hukukta Türk vatandaşlığını çıkma izni ile kaybeden kişilerin (Mavi kartlıların) hukuki statüsü
Türk vatandaşlığı, yetkili makam kararıyla ya da seçme hakkının kullanılması yoluyla kaybedilmektedir. Yetkili makam kararıyla vatandaşlığın kaybı yollarından biri olan Türk vatandaşlığından çıkma, 5901 Sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 25-28. maddeleri arasında detaylı bir şekilde düzenlenmektedir. Konunun içeriğini doğumla Türk vatandaşı olup çıkma izni alarak vatandaşlığını kaybeden kişiler (mavi kart sahipleri) ve üçüncü dereceye kadar olan alt soyları oluşturmaktadır. Mavi kart statüsü, yaşam standartlarını yükseltme isteği, çalışma, evlilik gibi çeşitli sebeplerle yurt dışında kendine yeni bir hayat kurarak yaşayan Türk vatandaşlarını korumak ve yabancı statüsüne tabi tutmamak için getirilmiş bir sistemdir. Mavi kart sahip kişiler, Kanunda sayılan istisnalar haricinde Türkiye'de ikamet etme, eğitim, çalışma, sosyal güvenlik, miras gibi haklara sahip olmaktadırlar. Anahtar Kelimeler: Türk vatandaşlığından çıkma, Mavi kart, Özel statülü yabancılar, Türk Vatandaşlığı Kanunu m. 28
Milletlerarası usul hukukunda yetki anlaşmaları
Milletlerarası usul hukuku kapsamında taraflara, yabancılık unsur ihtiva eden özel hukuk uyuşmazlıklarının çözüm mercii olarak mahkeme belirleme serbestisi tanınmıştır. Bu serbesti doğrultusunda taraflar, aralarındaki hukuki ilişkiden doğmuş ya da doğabilecek uyuşmazlıklar bakımından yetkili mahkemeyi aralarında akdedecekleri yetki anlaşmaları ile belirlerler. Yabancılık unsuru ihtiva eden uyuşmazlıklar bakımında taraflar yabancı bir devlet mahkemesini yetkili mahkeme olarak belirleyebilecekleri gibi bir Türk mahkemesini de yetkili mahkeme olarak belirleyebilirler. Türk hukukunda yer alan kanuni düzenlemeler doğrultusunda taraflarca Türk mahkemelerinin yetkilendirilmesi halinde akdedilen yetki anlaşması Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 17 ve 18. madde hükümlerine tabi olacaktır. Taraflarca yabancı bir devlet mahkemesinin yetkilendirilmesi yönünde irade gösterilmesi durumunda ise Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 47. madde hükmü işlerlik kazanacaktır. Çalışmamızın birinci bölümünde milletlerarası yetki kavramı ve milletlerarası yetki kurallarına genel olarak değinilecek olup devamında yetki anlaşmalarının çeşitli yönlerden özellikleri hakkında bilgiler aktarılacaktır. İkinci bölümde yabancı mahkemelerin yetki anlaşması ile yetkilendirilmesi halinde yetki anlaşmasının sahip olması gereken hususlara yer verilecektir. Çalışmamızın son bölümü olan üçüncü bölümünde ise yabancı unsur içeren uyuşmazlıklarda Türk mahkemelerinin yetkilendirilmesini içeren geçerli bir yetki anlaşmasının yapılabilmesi için gerekli olan kanuni şartlardan bahsedilecektir.