Theses supervised by Prof. Dr. Güzin Gonca Gökalp Alpaslan
10 theses · Hacettepe University
Selim İleri'nin eserlerinde yeme içme kültürü
Edebi eserler içinde yaratıldığı toplumun kültürel unsurlarını içerirler. Bu kültürel unsurlara dâhil edebileceğimiz en önemli başlıklardan biri kuşkusuz yeme içme kültürüdür. Selim İleri'nin eserleri yeme içme kültürüne ait birçok unsuru barındırmaktadır. Yazar, farklı türde yazdığı eserlerinde yeme içme unsurlarını ve mekânlarını kullanma noktasında Türk edebiyatında önemli bir yere sahiptir. Yazar, özellikle İstanbul Kitaplığı serisinde yer alan İstanbul Yalnızlığı, İstanbul İlk Romanımda Leylak, İstanbul Seni Unutmadım, İstanbul Hatıralar Kolonyası, İstanbul Lale ile Sümbül, İstanbul'un Sandık Odası, İstanbul Mayısta Bir Akşamdı, İstanbul'un Tramvayları Dan Dan!, Yaşadığım İstanbul, İstanbul Bu Gece Yine Sensiz ve sadece yemek yazılarından oluşan Oburcuk Mutfakta isimli eserlerinde çocukluğunun, gençliğinin ve yetişkinliğinin İstanbul'unu anlatır. Yazar bu eserlerinde kentin yeme içme kültürüne, yeme içme mekânlarına, ev içi hayatında yeme içmenin rolüne sıklıkla değinmiştir. Yazarın yeme içme kültürü çerçevesinde görüp anlattıkları, kendisinin kurmaca eserlerinde de ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada Selim İleri'nin 1968-2018 yılları arasında yazmış olduğu roman, öykü, deneme, anı ve tiyatro metinlerinde geçen yeme içme kültürüne ait unsurların tematik bir incelemesi yapılmıştır.
Demir Özlü'nün eserlerinde kent ve insan
Birey ve kent arasında ilişki, insanın yerleşik yaşama geçtiği andan beri farklı şekillere girerek günümüze kadar gelmiştir. Kimi zaman sadece yaşama imkân sağlayan mekânlar olarak değerlendirilen kentler kimi zamansa insanı değiştiren ve geliştiren mekânlar olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Kentler, sınırları çizilmiş kara parçaları olarak ele alınmamalıdır. Özellikle değişen ve gelişen dünyada kentler, içerisindeki mekânlarla (ev, otel, sokak, cadde, meydan, istasyonlar vb.) birey üzerinde oldukça etkilidir. Türk edebiyatında özellikle 1950'li yıllardan sonra varoluşçuluk, modernizm gibi farklı düşünce sistemlerinin tanınması ve edebiyata yansıması ile beraber kentler ve mekânlara farklı gözle bakılmaya başlanmıştır. Bu çalışmada kentler ve kentli insan Demir Özlü'nün hayatı ve eserleri bağlamında ele alınmıştır. Türk öykücülüğünde 1950 Kuşağı önemli isimlerinden olan Özlü'nün hayatı ve eserleri kent algısını değerlendirme açısından verimli bir çalışma alanı sağlamaktadır. Demir Özlü'nün eserlerinde –tür ayırt etmeksizin- birey merkezli kent algısına ve kentlerin tüm yapılarıyla bir bütün olarak ele alınmasına odaklanılmıştır.
1980 sonrası kadın yazarların romanlarında çevreci feminizm
Çevre ve kadın tahribatını ortak paydada anlatan çevreci feminizm (ekofeminizm); tarihsel, kültürel, geleneksel açıdan çevre ve kadının durumunu ele almaktadır. Kadın, tarihsel süreç içerisinde ikinci tür, yarım erkek gibi söylemlerle tanımlanmış, bedensel özellikleriyle değerlendirilmiş, birçok alandan mahrum edilmiştir. Doğa ise insanlar tarafından sömürülen bir alan olmuştur. Kadın ve doğadaki bu hal feminizmi ve çevreci anlayışı birleştirmiştir. Kültürel, toplumsal ve biyolojik açıdan kadın ve doğayı ele alan çevreci feministler kadın-doğa ilişkisini doğurganlık, büyütme, koruma gibi özellikler üzerinden açıklamışlardır. Kadın ve çevre konusunda kadınların konuya yaklaşımı çevreci feminist bir duyarlılık taşımaktadır. Bu doğrultuda bu tezde 1980 sonrası kadın yazarların eserleri ele alınmıştır. 1980 sonrası eser veren yazarlarımız arasında yer alan Buket Uzuner, Sema Kaygusuz, Latife Tekin, Feyza Hepçilingirler ve Ayla Kutlu romanlarında çevreci feminizmin üzerinde durduğu konuları işlemişlerdir. Buket Uzuner'in Su (2012), Toprak (2015), Hava (2018); Sema Kaygusuz'un Yüzünde Bir Yer(2009); Latife Tekin'in Muinar (2006); Feyza Hepçilingirler'in Tanrıkadın (2002); Ayla Kutlu'nun Kadın Destanı (1994) adlı eserleri çevreci feminizmin izlerini taşımaktadır. Çalışmamızda sözünü ettiğimiz yazarların eserlerinde çevreci feminizmin ne ölçüde işlendiği, daha çok hangi noktalar üzerinde durulduğu düşüncesinden hareketle çevreci feminizm odağında incelediğimiz eserlerde temel olarak kadın-doğa özdeşimi ve kadın-doğa arasındaki ilişki incelenmiştir.
1950-1980 arası Türk Tiyatrosunda hukuksal sorunlar
Bu tezde, 1950-1980 Arası Türk Tiyatrosunda Hukuksal Sorunlar başlığı altında Hukuk ve Edebiyat çalışmaları odağında 1950-1980 yılları arasında yazılmış olan tiyatro metinlerinde hukuk ve adalet algısının tiyatro metni yazarları tarafından algılanışı üzerine okumalar yapılmıştır. Bu okumalar çerçevesinde ana hedef, hukuk ve edebiyat çalışmalarının temel meselelerinden biri olan edebi metinlerde hukukun nasıl ve ne şekilde algılandığını ortaya koymak olmuştur. 1950-1980 yılları arasında yaşanılan dönemin seçilmesinde ise temel etken bu dönemde yazılmış tiyatro metinlerinde hukukun ve onun alt olgularının irdelenmesidir. Çalışmanın kapsamına yorumsal açıdan belirgin şekilde hukuk algısını ortaya koyan eserlerin dâhil edilmesi yönünde titiz bir çalışma sergilenmiştir. Bu itibarla da hukuku temel bir mesele olarak ele almayan metinler çalışma dışı tutulmuştur. Dolayısıyla bu döneme yazılmış iki yüz elli oyun okunmuş, bunlardan elli tanesi hukuk meselelerine değiniyor olması nedeniyle ele alınmış ve nihayetinde de Duvarların Ötesi, Turgut Özakman (1958), Ayak Bacak Fabrikası, Sermet Çağan (1964), İçerdekiler, Melih Cevdet Anday (1964), Keziban, Turan Oflazoğlu (1965), Susuz Yaz, Necati Cumalı (1965), Tehlikeli Güvercin, Necati Cumalı (1967), Vur Emri, Necati Cumalı (1966), Sokrates Savunuyor, Turan Oflazoğlu (1969), Simavnalı Şeyh Bedreddin, Orhan Asena (1969), Atçalı Kel Memet, Orhan Asena (1970), Sarı Naciye, Recep Bilginer (1970), Nafile Dünya, Oktay Arayıcı, (1971), (1973) Kendini Yazan Şarkı, Adalet Ağaoğlu, Tanilli Dosyası, Oktay Arayıcı (1979), Elif Ana, Turan Oflazoğlu (1979), Eşeğin Gölgesi, Haldun Taner (1968), 72. Koğuş, Orhan Kemal (1967), Bir Ölümün Anatomisi, Oktay Arayıcı (1979) tez kapsamına alınmıştır. Sonuç olarak da Türk tiyatrosu içinde 1950-1980 arasına yazılmış dönemde yazarların sahip olduğu hukuk algısı sezilmeye çalışılmıştır.
Latife Tekin'in romanlarında doğa ve insan ilişkisi
Doğa ve insan arasındaki ilişki tarihin başlangıcından beri birçok farklı aşamadan geçerek bugüne gelmiştir. Bugünün dünyasında ise doğa, insan tarafından tüketilir ve dönüştürülür olmuştur. İnsanlığın tarihin başlangıcında doğayla kurduğu ilişki giderek aşınmış ve zamanla insan merkezli düşünce hâkim duruma gelmiştir. Bu çalışmada insan merkezli gelişen doğa düşüncesi ve onun karşısında yer alan düşünme biçimleri etik, doğanın diyalektiği, toprak etiği gibi kavramlar çerçevesinde Latife Tekin'in eserleri bağlamında değerlendirilmiştir. 1980 sonrası Türk romanının önemli yazarlarından Latife Tekin'in Sevgili Arsız Ölüm, Berci Kristin Çöp Masalları, Ormanda Ölüm Yokmuş, Unutma Bahçesi ve Muinar romanları geliştirdikleri doğa duyarlılığı açısından değerlidir. Latife Tekin'in bu eserleri insan doğa ilişkisinin köklerinden, doğa düşüncesinin insan merkezli gelişimine, sınıf farklılığı ve yoksulluğun doğanın tüketilişi odağında derinleşen yapısına kadar birçok meseleye göndermelerde bulunur. Tüm bunlar ışığında bu çalışma Latife Tekin'in eserlerindeki doğa-insan ilişkisine ve doğa duyarlılığının çok boyutlu yapısına odaklanmaktadır.
Gülten Akın'ın şiirlerine deyişbilimsel bir yaklaşım: Beni sorarsan
Deyişbilim, geleneksel metin çözümlemelerinden farklı olarak; okuru kendi kişisel yaşantı ve yönelimlerinden uzaklaştırarak metni salt metin odaklı değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Yazarın metni yaratırken kurduğu dil ağı, onu diğer yazarlardan farklı kıldığından metin çözümlemelerinde dil kullanımlarının deyişbilim bağlamında değerlendirilmesi önemlidir. Bir yapıtın edebi değerini ve anlamını ortaya koyarken dil kullanımındaki öncelemeleri, yinelemeleri, sapmaları, koşutlukları ve karşıtlıkları tespit etmek, bu unsurları yazarın üslubunun bir parçası olarak değerlendirmek gerekmektedir. Gülten Akın'ın çağdaş Türk şiirinde yarattığı sarsıcı etkinin en önemli nedenlerinden biri, üslubunda barındırdığı sıra dışı söylemi yapıtlarında canlı bir şekilde hissettirmesidir. Bu tezde Akın'ın yazın yaşamının son yapıtı olan Beni Sorarsan, deyişbilim bağlamında incelenmeye çalışılmıştır. 42 şiirden oluşan yapıt, deyişbilim unsurları dikkate alınarak değerlendirilmiş ve şairin üslubunun ayrıntıları ortaya konmuştur.
19. yüzyıl Türk romanında kadının gündelik yaşamı
Bu çalışmada 1851-1900 tarihleri arasında yayımlanmış, basılı Osmanlı-Türk romanında kadınların gündelik yaşamı incelenmiştir. Bu bağlamda Ahmet Mithat, Fatma Aliye, Mehmet Celal, Vecihî, Halit Ziya Uşaklıgil, Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın eserleri başta olmak üzere on dokuzuncu yüzyılda kitap halinde basılmış yüz yirmi bir roman incelenmiştir. Modernleşmeyle beraber kadınların gündelik yaşamı ve rutinleri değişmeye başlamıştır. On dokuzuncu yüzyılın ilk dönem romanlarında daha yüzeysel anlatılan kadının gündelik yaşamı yüzyılın sonuna doğru çeşitlenmeye ve evden ev dışına doğru genişlemeye başlamıştır. Tezde kadınların gündelik yaşamı üç ana bölüm çerçevesinde incelenmiştir. Birinci bölümde kadınların romanlarda hangi rollerde karşımıza çıktığı, bu rollerin gündelik yaşamlarına etkisi değerlendirilmiştir. Bu bağlamda anne, eş, evlat, kardeş, sevgili, dadı ve irili ufaklı bütün kadınlık rolleri üzerinde durulmuştur. Bu rollerle bağlantılı olarak ortaya çıkan iktidar ve çatışma, aynı adam için mücadele eden kadınlar, gelin-kaynana, anne-kız, anne-oğul merkeze alınarak işlenmiştir. İkinci bölümde ise ilk dönem romanlarında kadınların zamanının büyük bir bölümünü geçirdiği ev içi yaşam konusu irdelenmiştir. Kadınların gündelik yaşamını oluşturan ev işleri, ev idaresi, kocaya karşı sorumluluklar, çocuk bakımı, yaşlılarla ilgilenme, temizlik-yemek-sofra hazırlama konuları üzerinde durulmuştur. Ayrıca kadının ev içinde kendine ait odası, yaşına, evdeki konumuna, evli veya bekâr oluşuna göre ele alınmıştır. Ev işlerinden arta kalan zamanda kadınların ev içi boş zaman etkinlikleri de okuma, çeşitli ev içi eğlenceler düzenleme, dikiş-nakış, bahçeyle ilgilenme, sokağı izleme, müzikle geçen zaman olarak detaylı bir biçimde incelenmiştir. Üçüncü bölümde kadının kamusal yaşamdaki varlığı üzerinde durulmuştur. Kadının ev içi ve ev dışı eğitimi, komşuluk, yolculuk, alışveriş ve çalışma yaşamı sayesinde kamusal alandaki varlığı ile mesire ve gezinti yerlerindeki, kırsal yaşamdaki ve diğer kamusal alandaki gündelik yaşamı ortaya konulmuştur. On dokuzuncu yüzyıl romanında kadınların ev içinde başlayan gündelik yaşamının sahip oldukları rollere göre şekillendiği, yüzyılın sonunda ev dışına doğru genişlediği ve modernleşmenin etkisiyle ev içi-ev dışı yaşamın çeşitlendiği görülür.
Çaylak gazetesi: Yazıçevrimi, dizin, inceleme
"Çaylak Gazetesi: Yazıçevrimi, Dizin, İnceleme" adını taşıyan bu tez 1876-1877 yılları arasında toplam 162 sayı olarak yayınlanmış bir mizah gazetesi olan Çaylak'ı Latin harflerine çevirmeyi ve dönemin mizah anlayışı çerçevesinde işlenen konuları belirlemeyi amaçlamaktadır. Önsözde tezin amacı, sınırları ve yöntemi açıklanmıştır. Giriş bölümünde Osmanlı Devleti'ne matbaanın gelişi, gazeteciliğin gelişimi, mizah gazeteciliği ve basın sansürü anlatılmıştır. Tezin birinci bölümünde Mehmet Tevfik'in yaşamı ve gazeteciliği hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde ise Çaylak gazetesinin yapısal özelliklerinden ve Mehmet Tevfik'in yayın politikasından bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde "Çaylak'ta Siyasal ve Sosyal Hayat" başlığı altında dönemin siyasi hayatı, Avrupa ve alafranga yaşam, Ramazan'ın topluma etkisi, İstanbul'un sorunları ve gazetede geçen meseller hakkında bilgi verilmiştir. Dördüncü bölümde Çaylak'ın yayımlandığı yıllardaki ekonomik hayat aktarılmıştır. Çaylak gazetesinde yayınlanmış yazıların Latin harflerine çevrilmiş hali beşinci bölümü oluşturmaktadır ve tezde en geniş yeri tutmaktadır. Buradaki yazıların içeriği tezin önceki bölümlerinde değerlendirilmiştir. Tez çalışmasının en önemli yanı ve alana en büyük katkısı, Çaylak gazetesinin tam dökümünü içermesidir. Tezin ek bölümünde Çaylak gazetesinin Excel dosyası halinde kronolojik olarak yazar, yayın tarihi, tür, yazı başlığı, sayı ve sayfa aralığı başlıkları altında sistematik dökümü yer almaktadır. Bu bölümün dönemin diğer gazetelerini çalışacak araştırmacılara kaynak niteliği taşıması amaçlanmıştır. Sonuç bölümünde ise gazetenin 19. yüzyıl içindeki yeri ve önemi tespit edilerek kapsamlı bir değerlendirmesi yapılmıştır.
XIX. yüzyıl Türk romanında mimari kültür
Bu çalışmada 1851-1900 tarihleri arasında yayımlanmış ve basılmış Osmanlı-Türk telif romanlarında mimari kültür incelenmiştir. Bu bağlamda XIX. yüzyılda Akabi Hikâyesi'nden başlayıp Aşk-ı Memnu'ya kadar yazılmış esrler değerlendirilmiş, tercüme ve tefrika romanlar ise çalışmanın dışında tutulmuş fakat ilk başta tefrika edilen daha sonra tamamı basılan romanlar çalışma kapsamına alınmıştır. Bu doğrultuda Ahmet Mithat Efendi, Namık Kemal, Recaizade Mahmut Ekrem, Fatma Aliye Hanım, Emine Semiyye Hanım, Abdullah Zühtü, Ahmet Rasim, Mehmet Celal, Mustafa Reşit, Vecihî, Nabizade Nazım, Samipaşazade Sezai, Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın eserleri başta olmak üzere yüz on üç roman incelenmiştir. Çalışmaya bir zemin oluşturmak amacıyla girişte genel mimari tanımları, edebiyat-mimari ilişkisi ve geçmişten günümüze Osmanlı mimarisinin tipolojisine değinilmiştir. Tezde, mimari kültür beş ana bölüm çerçevesinde değerlendirilmiştir. Birinci bölümde konut mimarisi ele alınmış, bu bağlamda üzerinde durulan mimari türler: konak, kasır/köşk, yalı, hane/ev, apartman ve kulübe olmuştur. Çalışmanın en geniş bölümünü meydana getiren bu birinci kısımda özellikle konak, bir yapı türü olarak eserlerde yoğun bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümü kamu binalarının incelenmesiyle oluşturulmuştur. Bu çerçevede başta eğitim yapıları, devlet daireleri, ibadet yerleri, matbaalar gibi yapı türleri ele alınıp, bölüm on alt başlıkla irdelenmiştir. Bu bölümde konut mimarisinden farklı bir tablo olarak genel itibariyle kamu binalarının iç ve dış mimari özelliklerine çok fazla değinilmeyip ismen ya da fonksiyonel olarak eserlerde yer aldığı görülmüştür. Üçüncü bölümde kamusal alanlarda mimari görünüm üzerinde durulmuştur. Bu kısım mahalle, meydan, mesire yerleri gibi altı alt başlıkla incelenmiştir. Özellikle on dokuzuncu yüzyılda popüler olan bahçeler ve mesire yerleri eserlerde mimari özelliklerinden ziyade kadın ve erkeğin görüşüp tanışmasına imkân veren mekânlar olarak fonksiyonel yönleriyle ele alınmıştır. Dördüncü bölümde mimari değişimler değerlendirilmiştir. Bu bölüm iki alt bölüme ayrılmıştır: Osmanlı mimarisinde kentleşme ile yangınlar, depremler gibi afetlerle oluşan kentsel yıkımlar bu aşamada ele alınmıştır. Özellikle mahalleleri yok eden büyük yangınlar neticesinde alınan önlemler ve gidilen mimari değişiklikler kentsel görünümün değişip dönüşmesinde çok etkili olmuştur. Çalışmamızın son bölümünde başka kentlerin mimari algılanışı üzerinde durulmuştur. Bu ana bölüm İstanbul dışındaki Osmanlı kentleri, Avrupa kentleri ve Arap kentleri olarak üç alt bölümde değerlendirilmiştir. Özellikle Avrupa kentleri Ahmet Mithat Efendi gibi yazarların eserlerinde detaylı bir şekilde anlatılmış ve oralara gidip görme şansı olmayan okurlara, o şehirler hakkında bilgi vermek amaçlanmıştır.
XIX. yüzyıl Türk romanında mizah
Bu tezde, 1851-1900 yılları arasında yazılmış ve kitap olarak basılmış romanlar, mizah kavramının kültürel boyutları ve roman türü etrafında gelişen anlatısal özellikleri odağında incelenmiştir. Çalışmanın "Giriş" bölümünde ilk olarak gülme ve mizah kavramları kuramsal bir yaklaşımla değerlendirilmiştir. Devamında ise mizah ve kültür ilişkisine değinilmiş Türk mizah kültürünün gelişimi ve 19. yüzyıl mizah anlayışı üzerinde durulmuştur. Tezin kapsamında ele alınan romanlar ilk olarak gülme kuramları ve Bergson'un kuramsal yaklaşımları etrafında tezin ilk bölümünde değerlendirilmiştir. Tezin ikinci bölümünde dil ve mizah ilişkisi romanlar bağlamında ele alınmıştır. Tezin üçüncü bölümü 19. yüzyıl romanlarında Türk mizah kültürünün etkilerini aramaya ayrılmıştır. Bu bölümde ele alınan romanlarda Karagöz, ortaoyunu, meddah, fıkra ve masal gibi geleneksel türlerin mizahi niteliklerinin romanlara etkileri üzerinde durulmuştur. Tezin sonraki iki bölümü parodi ve ironi kavramlarına odaklanmaktadır. 19. yüzyıl romanında öne çıkan parodik nitelikli metinler "Parodi" bölümde ele alınmıştır. "İroni" başlıklı bölümde ise romanlardaki ironik anlatım biçimleri tespit edilmiştir. Tezin "Eleştiri (Satir ve Hiciv) başlıklı son bölümünde mizahi eleştirinin anlatısal kaynakları aranmıştır. Bu doğrultuda satir ve hiciv türlerinin romana yansıyan nitelikleri odağında bir değerlendirme yapılmıştır. Romanın öğretici, romantik edebiyatın ve klasik aşk hikâyelerinin etkilerini taşıyan bir yazınsal bir tür olarak öne çıktığı 19. Yüzyılda mizah, Ahmet Mithat Efendi, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Evangelios Misailidis ve Recaizade Mahmut Ekrem'in eser ve eserlerinde belirgin olarak yer almaktadır. Tez boyunca ve özellikle de sonuç bölümünde bu mesele ayrıca ele alınmıştır.