Theses supervised by Prof. Dr. Hasan Kaval
10 theses · Gazi University
Uluslararası finansal raporlama standartları çerçevesinde aracı kurumlar için finansal raporlama önerisi
Aracılık faaliyeti sermaye piyasası mevzuatında sermaye piyasası araçlarının yetkili kuruluşlar tarafından kendi nam ve hesabına, başkası nam ve hesabına, kendi namına başkası hesabına ticari amaçla alım satımı olarak tanımlanmış ve aracı kurumların yapabileceği sermaye piyasası faaliyetleri halka arza aracılık, sermaye piyasası araçlarının alım satımına aracılık, repo ters repo işlemleri, yatırım danışmanlığı ve portföy yöneticiliği olarak belirlenmiştir. Bu faaliyet çeşitliliğine bağlı olarak aracı kurumların karşıya kaldığı riskler de çeşitlidir. Aracı kurumların faaliyetlerinin ve risklerinin takibi tüm menfaat sahipleri ve piyasa mekanizmasının etkin isleyişi için öncelik arz etmekte olup, bu risklerin izlenmesinde finansal tablolar en önemli rolü oynamaktadırlar. Sermaye Piyasası Kurulu tarafından, aracı kurum risklerinin takibi ve tüm ilgili taraflar için yeterli kamuyu aydınlatma sağlanması amaçlarıyla aracı kurumlar için özel bir hesap planı oluşturulmuş, sermaye yeterliliğine ilişkin düzenlemeler yapılmış ve finansal raporlamada uluslararası finansal raporlama standartlarına uyum zorunluluğu getirilmiştir. Ancak aracı kurumların kamuya açıklanan ve bu yönüyle tüm menfaat sahipleri için bilgi sağlamada en önemli fonksiyonu üstlenen finansal tablolarının aracı kurum sektörünün ve aracı kurum faaliyetlerinin yapısını tam olarak yansıtmadığı görülmüştür. Bu kapsamda aracı kurum bilanço ve gelir tablolarında dikkat çeken hesap ve uygulamalar incelenerek tespit edilen sorunlar ve çözüm önerileri çerçevesinde aracı kurumlar için uluslararası finansal raporlama standartlarına uyumlu örnek bilanço ve gelir tablosu formatları oluşturulmuştur.
İmtiyazlı hizmet sözleşmeleri ve yap-işlet-devret modeli muhasebe sorunları
Kamu, özel sektör ile kamu hizmetine ilişkin altyapının finanse edilerek yapılması, işletilmesi ve bakımın yapılması için işbirliği içeren sözleşmeler yapar. Kamu özel sektör ortaklıkları da denilen bu sözleşmelerden özelikle büyük altyapı projelerinin gerçekleştirilmesinde sıklıkla kullanılan model Yap-İşlet-Devret modelidir. Kamu hizmeti imtiyazı içeren bu tür sözleşmelerin kullanımı arttıkça muhasebeleştirilmesi ile ilgili sorunlar gün yüzüne çıkmıştır. Yap-İşlet-Devret ve benzeri sözleşmeler kapsamında inşa edilen/geliştirilen varlığın, sözleşmenin özel sektöre verdiği hakların ve getirdiği yükümlülüklerin nasıl muhasebeleştirileceği sorgulanmaya başlamıştır. Bu tez çalışmasında, öncelikle kamu-özel sektör ortaklıkları kavramı tanıtılmış, sonra tezde ele alınan Yap-İşlet-Devret kavramı ve modelin işleyişi ortaya konulmuştur. Kamu hizmeti imtiyazı içeren sözleşmelerin özel sektör tarafından muhasebeleştirilmesini ele alan TFRS Yorum 12 kapsamında Yap-İşlet-Devret Modeli ele alınmıştır. Ardından muhasebe uygulamaları açısından yapım ve işletme aşamasında ortaya çıkan özellikli ekonomik olaylar ve muhasebeleştirme esasları; finansal varlık, maddi olmayan duran varlık ve karma model kapsamında teorik olarak ayrıntılarıyla ele alınmıştır. Tezin uygulama kısmında, özellikli ekonomik olaylarla ilgili koşullar dikkate alınarak kapsamı kısıtlanan bir Yap-İşlet-Devret sözleşmesinin finansal varlık, maddi olmayan duran varlık ve karma model olarak muhasebeleştirme uygulaması yapılmıştır. Bir Yap-İşlet-Devret sözleşmesi; finansal varlık, maddi olmayan duran varlık ve karma modellerden sadece biri kapsamında olabileceğinden, diğer koşulları aynı kalmak şartıyla sadece sözleşmenin muhasebeleştirme modelini değiştirecek koşul farklılaştırılarak uygulama yapılmıştır. Yap-İşlet-Devret sözleşmelerinde özel sektör tarafından varlık olarak bilançoya alınacak unsurun kamu hizmetine ilişkin talep riskini üstelenen tarafa göre değiştiği sonucuna varılmıştır. Sözleşmenin temsil ettiği varlığın türünü belirleyen ekonomik fayda akışı, sözleşmede kamu hizmetine ilişkin talep riskinin kimin üstelendiği ile ilgidir. Talep riskinin imtiyazı tanıyan tarafından üstlenilmesi durumunda Yap-İşlet-Devret sözleşmesi işletmeciye koşulsuz olarak nakit alma hakkı verdiğinden finansal bir yatırım olarak değerlendirilmektedir. Talep riskinin işletmeci tarafından üstlenilmesi durumunda ise, sözleşme işletmeciye imtiyazlı hizmet varlığını işletme hakkı veren bir lisans gibi maddi olmayan duran varlık olmaktadır. Talep riskinin imtiyazı tanıyan ve işletmeci arasında paylaşıldığı Yap-İşlet-Devret sözleşmeleri ise, kısmen finansal varlık kısmen de maddi olmayan duran varlık olarak muhasebeleştirilmelidir. Bu yaklaşım, Yap-İşlet-Devret sözleşmelerine bakış açısını tamamen değiştirmektedir. Türkiye'deki mevcut uygulamalardan kiralama sözleşmesi olarak ele alınan Yap-İşlet-Devret sözleşmelerinin ekonomik özünü daha iyi yansıtan bu bakış açısı, finansal tabloların kullanıcılar açısından daha faydalı olmasını sağlamaktadır. Diğer taraftan, finansal tablolara yansıyan tutarların bu yaklaşımda çok daha fazla tahmine dayanıyor olması uygulama açısından bazı problemlere neden olabilecektir. Finansal tablo kullanıcılarının tahmine dayalı tutarlara nasıl ulaşıldığı konusunda dipnotlar aracılığıyla bilgilendirilmesi önem arz etmektedir. YİD sözleşmelerinin mevcut muhasebe standartları kapsamında muhasebeleştirmesi, muhasebeleştirmede ortaya çıkabilecek sorunların ortaya konulması ve çözüm önerisi sunulması tezin amacını oluşturmaktır.
Futbolcu sözleşmelerinin muhasebeleştirilmesi
Bu tezin konusunu Futbolcu Sözleşmelerinin Muhasebeleştirilmesi oluşturmaktadır. Futbol kulüplerinin halka açık şirketlere dönüşmesi ile birlikte bu şirketlerin kamuyu aydınlatma yükümlülükleri de gündeme gelmiştir. En önemli varlığı futbolcu sözleşmeleri olan halka açık futbol şirketlerinin kamuyu aydınlatma uygulamalarında bu varlıklarla ilgili gerekli bilgileri tam ve doğru bir şekilde zamanında kamuya açıklamaları büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, futbolculara ödenen transfer ücretleri ile bunların muhasebeleştirilmesine yönelik politikalar, ilgili tüm taraflar açısından futbol şirketlerinin finansal durumunun anlaşılması bakımından önemlidir. Bu kapsamda, yurtiçi ve yurtdışı uygulamalar ile Uluslararası Muhasebe Standartları'nın konuya ilişkin düzenlemelerinin yeterliliği incelenmiştir. Sonuç olarak, futbol sektöründe faaliyet gösteren şirketler için, bu sektörün ihtiyaçlarına uygun, oluşturulmasına sektör uzmanlarının da dahil olacağı yeni bir standart setinin belirlenmesi gerektiği kanısına varılmıştır.Anahtar Sözcükler1.Futbol2.Futbolcu Sözleşmelerinin Muhasebeleştirilmesi3.Halka Açılma4.Maddi Olmayan Duran Varlıklar5.UMS / TMS
Sayıştay denetiminde risk odaklılık
832 sayılı Sayıştay Kanununu yürürlükten kaldıran 6085 sayılı Sayıştay Kanununun kabul edilmesiyle Sayıştay denetimlerinde %100 inceleme zorunluluğu kalkmış ve önceden yalnızca uygunluk denetimi olan Sayıştayın temel görevi, uygunluk denetimi ile muhasebe denetiminin birlikte yürütülmesi anlamını taşıyan düzenlilik denetimi olmuştur.Yeni kanun, Sayıştayın denetimi ile ilgili esaslı değişiklikler yaparken bir çerçeve oluşturmuş, denetim sürecine ilişkin detayları ise yönetmelik ve denetim rehberlerine atıf yaparak Sayıştaya bırakmıştır.Sayıştay, yaklaşık 800 denetçi ile Türkiye'deki bütün genel bütçe kapsamındaki idareler, özel bütçeli idareler, düzenleyici ve denetleyici kurumlar, sosyal güvenlik kurumları, mahalli idareler ile iktisadi teşekküllerini ve kamu iktisadi teşebbüslerini denetleme görevini üstlenmiş bulunmaktadır. Bu görevi yerine getirebilmesi için denetim kaynaklarını verimli kullanmak ve denetimde riskli alanları tespit edip bu alanlara yönelmek gereklidir.Bu amaç doğrultusunda çalışmada, kamu kurumlarında sıklıkla karşılaşılan hatalar ele alınmış, denetimin bu alanlara yöneltilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Türkiye'de yenilenebilir enerji yatırımlarının finansmanı, sorunlar ve çözüm önerileri
Yenilenebilir enerji kaynakları, fosil yakıt olarak bilinen ve miktarı sınırlı enerji kaynaklarına göre önemli üstülüklere sahiptir. Bu üstünlüğünün en önemli yanı yenilenebilir enerji kaynaklarının hiç bitmeyecek olmasıdır. Yenilenebilir enerji kaynakları, diğer enerji kaynaklarına göre, enerji üretirken çevreye zararı çok az olan ve bu nedenle ?çevreci? enerji olarak bilinen bir kaynak türüdür.Belirtilen bu özellikleri nedeniyle enerji yatırımlarında, her geçen gün Dünya'da olduğu gibi ülkemizde de artan bir ilgi gözlemlenmektedir. Özellikle bu ilgi yapılacak yatırımın büyüklüğü, enerjiye sürekli olan talep ve ülkemizdeki yenilenebilir kaynak potansiyeli nedeniyle daha da artmaktadır.Yenilenebilir enerji yatırımlarının kapsamı, tutarı, süresi ve bu yatırımın bazı karakteristik özellikleri nedeniyle; finansman sürecinin yasal mevzuatı da dikkate alarak etraflıca incelenmesi gerekir.Yenilenebilir enerji yatırımlarının artan önemi yanında, finansman sürecinde karşılaşılan sorunlar daha çok, devletin bu yatırımlara bakış açısına, ülkemiz açısından bu sektörünün yeni bir alan olmasına bağlıdır. Kuşkusuz çözüm yolu da devletin bu sektörü daha fazla teşvik etmesi, yatırımcılarında bu yatırımlara girmeden yatırımın tüm yönleriyle değerlendirmesine bağlıdır.
İşletmelerde riske yönelik denetim ve raporlanması
İşletmelerde Riske Yönelik Denetim ve Raporlanması, Doktora Tezi, Ankara, 2008.Günümüzde işletmelerin faaliyet alanlarının genişlemesi ve ürün çeşitlerinin çoğalması nedeniyle karşılaşabilecekleri riskler çok fazla oranda artmıştır. Dünyada yaşanan global krizler ve rekabet koşulları, işletmeleri ve piyasaları birtakım önlemler almaya zorlamıştır. Bunda, özellikle 2000'li yıllarda gelişmiş ülkelerde yaşanan işletme skandallarındaki muhasebe hata ve hilelerinin de önemli etkileri olmuştur. Son yıllarda işletmelerin şeffaf bir şekilde raporlama yapmalarını sağlayabilmek ve bilgi alıcılarını doğru bilgilendirmek için, işletme çapında risk yönetimi ve riske yönelik denetim yapılması zorunlu hale gelmiştir.Bu nedenle tezin amacı, riske yönelik denetim yapılma gerekliliğini ortaya koymak ve bunun nasıl yapılacağı konusunda açıklamalar yapmaktır. Riske yönelik denetim işletmenin sadece geçmişinin değil, geleceğine yönelik bilgilerinin (risk ve belirsizliklerinin) de sürekli bir biçimde denetimidir. Riske yönelik denetim için işletmenin çevresinin, faaliyette bulunduğu sektörün ve işletme faaliyetlerinin topluca analiz edilmesi gerekmektedir. Bunu yapabilmek için bir bağımsız dış denetçinin, sadece muhasebe bilmesi yeterli değildir. Denetçinin, muhasebe bilgilerinin yanı sıra işletmenin diğer fonksiyonlarına ilişkin bilgilerine, bilgi teknolojilerine, işletmenin faaliyette bulunduğu sektörün ve ülkenin yapısı ile ilgili konulara da hakim olması gerekmektedir.Çalışmada öncelikle, muhasebe denetiminin fonksiyonları, finansal bilginin önemi ve geleneksel muhasebe denetiminin özellikleri üzerinde durulmuştur. Daha sonra, riske yönelik denetim yapılabilmesi için bilinmesi gereken işletme riskleri geniş bir şekilde açıklanmıştır. Risk ve belirsizlik kavramı, risk çeşitleri ve risk yönetimi uygulamaları ayrıntılı bir şekilde incelenmiş ve riskler tez açısından yeniden sınıflandırılmıştır.Çalışma kapsamında ayrıca, riske yönelik denetimin özellikleri ve geleneksel denetimden farklılıkları, ülkemizde ve dünyada risk raporlaması ve denetimi hakkındaki mevzuat ve uygulamalar açıklanmıştır.Çalışmanın son kısmında, hisse senetleri İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında işlem gören ve imalat sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin risklilik analizine ilişkin uygulama yapılmıştır. Analizde 89 adet işletmenin 2003-2007 yıllarındaki 15 ara dönemine ait 20 farklı finansal oran kullanılmıştır. Uygulamada Edward I. ALTMAN tarafından ilk kez 1968 yılında uygulanmış ve sonraki yıllarda da birçok çalışmada kullanılmış olan çoklu regresyon analizi baz alınmıştır. Temel amaç, imalat sektöründeki işletmelerin durumunu belirlemek ve bir erken uyarı sistemi geliştirebilmektir. Bu amaca ulaşabilmek için oluşturulan verilere, faktör analizi ve diskriminant analizi yöntemleri uygulanmıştır. Uygulama sonucunda işletmelerin risk derecelemesi yapılmış ve yeni bir işletme hakkında denetçinin fikir sahibi olabilmesi için fonksiyon geliştirilmiştir.Bu tez sonucunda, işletmelerin ve ekonominin gelişmesiyle risk çeşitlerinin de artacağı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle, işletmelerin risklerle yaşamayı öğrenmesi ve riskten korunma yöntemlerini daima geliştirmesi gerekir. Bunun için, her işletmenin risk yönetim merkezi oluşturması, iyi bir iç kontrol istemi kurması, yeterli ve kaliteli bir şekilde iç ve dış denetim yapılmasını sağlaması gerekmektedir. İşletmelerin; üretim, pazarlama, insan kaynakları, finansman, bilgi teknolojileri gibi alanlarda karşılaşabileceği riskleri tespit edip, gerekli önlemleri alması ve bu risklerle, alınan önlemleri faaliyet raporu ile kamuoyuna açıklaması gerekmektedir.İşletmelerin bilgilerinin ve geleceğine ilişkin risklerinin şeffaf bir şekilde kamuoyuna sunulabilmesi için, bu verilerin bağımsız dış denetçiler tarafından denetlenmesi zorunluluktur. Sonuçta, işletmelerin sunacağı faaliyet raporlarında yer alan bilgilerin güvenilirliğinin, geleneksel denetimle değil de ancak riske yönelik denetimle yeterli ve etkili bir şekilde denetlenebileceği ortaya çıkmıştır. Gelecek yıllarda dünyada, riske yönelik denetim uygulamaları hızla yayılacaktır.Anahtar Sözcükler1.Risk-Bazlı Denetim2.Risk Raporlaması3.Risk Yönetimi4.Denetim Riski5.Uluslararası Denetim Standartları
Aracı kurumlarda iç kontrol sistemi ve analizi
İşletmelerde gerçekleştirilen faaliyetlerinin çoğalması ve karmaşıklaşması, bu faaliyetlerin işletme yönetimleri için sürekli kontrol edilmesini gerekli kılmış, söz konusu bu gereklilik işletmelerde iç kontrol sistemlerinin kurulmasına yol açmıştır. İç kontrol sistemi; bir işletmenin tüm personeli tarafından etkilenen, ?faaliyetlerin etkinliği ve verimliliği?, ?finansal raporlamanın güvenilirliği? ve ?yürürlükteki yasa ve düzenlemelere uyum? amaçlarına ulaşmasında makul güvence sağlamak üzere tasarlanmış bir süreçtir.Sermaye piyasasının güven, açıklık ve kararlılık içinde çalışması için bu piyasanın önemli aktörlerinden biri olan aracı kurumların etkin bir iç kontrol sistemine sahip olmaları gerekmektedir. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Türk Sermaye Piyasası Mevzuatı dikkate alınarak aracı kurumlar hakkında genel bilgi verilmektedir. İkinci bölümde iç kontrol sistemi ele alınmakta ve özellikle tüm Dünya'da kabul görmüş olan COSO Raporu'nun önerdiği iç kontrol sistemi hakkında açıklamalar yapılmaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise risk kavramı ve çeşitleri genel olarak tanıtıldıktan sonra, aracı kurumların faaliyetleri sırasında karşılaşılabilecekleri riskler anlatılmaktadır. Son olarak dördüncü bölümde aracı kurumların iç kontrol sistemi, mevcut Sermaye Piyasası Kurulu düzenlemeleriyle birlikte değerlendirilmekte ve aracı kurumlarda iç kontrol sistemlerinin iyileştirilmesine yönelik önerilere yer verilmektedir. Tüm bu çalışmalar neticesinde aracı kurumlara,iç kontrol sistemlerinin etkinliği, verimliliği, yürürlükteki düzenlemelere uyumu gibi hususları gerek COSO Raporu gerekse tabi oldukları düzenlemelere göre değerlendirmelerinde yardımcı olabilecek bir rehber sunulmaktadır. Aksi takdirde bu kurumların başarısızlığı sadece kurumların kendilerini değil, tüm ekonomiyi etkileyerek krizlere yol açabilmektedir. Bu bakımdan bu çalışmada aracı kurumların iç kontrol sistemleri inceleme konusu yapılmıştır.
Sigorta işletmelerinde gerçeğe uygun değer yaklaşımının kullanılması ve değerlendirilmesi
Çalışmada, elemanter branşta faaliyette bulunan sigorta işletmelerinde yürütülen muhasebe uygulamalarında, gerçeğe uygun değer yaklaşımının kullanılması ve sonuçlarının raporlanması hususu ele alınarak incelenmiştir. Birinci bölümde; sigorta ve sigorta işletmeleri hakkında temel kavramlar açıklanarak, ülkemizdeki sigorta sektörünün ve sigorta işletmelerinin genel durumu hakkında bilgiler verilmiştir. ikinci bölümde; sigorta muhasebesinin diğer muhasebe branşlarından farklılığı ortaya konularak, sigorta muhasebesi yöntemleri eie alınmıştır. Ayrıca ulusal ve uluslararası muhasebe düzenlemelerinde sigorta muhasebesinin konumu belirtilmiş, Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu'nun (IASB) sigorta sektörüne ilişkin olarak yayınladığı Uluslararası Finansal Raporlama Standartlarından (IFRS) "IFRS-4 Sigorta Sözleşmeleri" standardı incelenmiştir. Ayrıca kurulun IFRS-4 standardının devamı şeklinde sigorta sözleşmelerinin kayıt, değerleme ve raporlamasına ilişkin yürüttüğü yeni standart çalışması da incelenmiştir. Bu çalışmalara ilişkin olarak gelen yorum mektupları, Avrupa Birliği, sigorta ve sigorta muhasebesine ilişkin faaliyette bulunan kurum ve kuruluşlar (IOSCO, FASB, vb...), büyük sigorta Şirketleri (AXA, Swiss Re, vb...), ve büyük denetim şirketleri (KPMG, Deloitte Touche Tohmatsu, Arthur Andersen, vb...) perspektifinden incelenerek, yapılan eleştiriler ve sunulan görüşler ortaya konulmuştur. Son bölümde; mevcut sigorta muhasebesi uygulamalarının eksiklikleri ortaya konularak yeni uygulamayı gerektiren nedenler açıklanmıştır. Sigorta muhasebesinde yeni bir yaklaşım olarak kullanılacak olan gerçeğe uygun değer yaklaşımı hakkında kısa bilgiler verilerek, bu yaklaşımın sigorta muhasebesi uygulamasındaki kullanım özellikleri belirtilmiş ve uygulama örnekleri yapılmıştır. Son olarak, klasik tahakkuk yöntemi ve gerçeğe uygun değer yaklaşımı genel bir örneğe uygulanarak değerlendirilmiştir. Çalışma neticesinde kısaca şu hususlar tespit edilmiştir; Uluslararası alanda sigorta muhasebesi uygulama ve düzenlemelerinde bir birliktelik bulunmamaktadır. Mevcut uygulanan sigorta muhasebesi yöntemlerindesigorta yükümlülüklerinin değerlemesi yasal düzenleyici otoriteler tarafından belirlenen esaslar dahilinde yapılmaktadır. Ancak bu şekilde yapılan uygulama finansal piyasalardaki mevcut ve muhtemel yatırımcılar ile sigortalanacak olan kesimlerin ihtiyaç duydukları karşılaştırabilir nitelikte, şeffaf ve güvenilir bilgileri sağlayamamaktadır. Primler üzerinden ve geçmiş yıl verilerinden hareketle ayrılmış bulunan sigorta teknik karşılıkları, poliçe altındaki riskleri tam olarak yansıtamamaktadır. Ayrıca sigorta işletmeleri finansal varlıklarını IAS ve IFRS standartlarının belirttiği şekilde gerçeğe uygun değerde raporlamakta iken, sigorta sözleşmelerinden kaynaklanan yükümlülüklerini tarihi verilerle belirlediği itfa bedeli ile raporlamakta, bu husus değerlemede bir farklılığı ortaya çıkarmakta, özkaynakların gerçekçi bir şekilde raporlanmasına imkan vermemektedir. Dolayısıyla sigorta yükümlülüklerinin, poliçe altındaki riskleri yansıtacak şekilde, ilgili finansal varlıklarla tutarlı bir şekilde raporlanmasına olanak sağlayacak yeni bir uygulamaya ihtiyaç duyulmaktadır. Gerçeğe uygun değer yaklaşımı bu ihtiyaca cevap verebilecek niteliktedir. Aktüeryal hesaplamalar neticesinde dönemler itibari ile belirlenen sigorta yükümlülüklerinin gerçeğe uygun değerleri ile raporlanmasına ilişkin olarak yeni bir muhasebe uygulaması gerçekleştirilebilir. Gerçeğe uygun değer yaklaşımının temel taşlarından birisini aktüeryal hesaplamalar oluşturmakta ve bu konuda aktüerlere de büyük görevler düşmektedir.Anahtar Kelimeler: Sigorta, Sigorta Muhasebesi, Gerçeğe Uygun Değer
İnşaat işletmelerinde muhasebe denetimi ve uygun denetim teknikleri
İnşaat sektörü kendisine girdi sağlayan diğer sektörlerle birlikte Gayri Safi Milli Hasıla (G.S.M.H.) içindeki %33 lük katkısıyla ekonominin itici bir gücü ve %6 direkt katkı sağladığı istihdam açısından da önemli bir sektördür. İnşaat işletmelerinin bağımsız dış denetimi ihtiyacının farkedilmesi oldukça yeni bir konudur. İnşaat işletmeleri yakın bir geçmişe kadar mali tablolarının bağımsız denetimden geçmesine gerek görmemişlerdir. Ancak, uluslararası boyutta iş alabilecek hacime ulaşmalarıyla birlikte ihtiyaç duymaya başlamışlardır. İnşaat taahhüt işletmelerinde mali tabloların bağımsız dış denetimi, sektörün özelliklerinden kaynaklanan çeşitli zorluklarla karşı karşıyadır. Bundan dolayı denetimin içinde barındırdığı yapısal ve işletme riski, denetim sonuçlarının güvenilirliği üzerinde önemli etkiler yaratmaktadır. Yapısal risk düzeyinin en az düzeye indirilmesi, işletmelerde etkin bir iç kontrol sisteminin bulunmasına bağlıdır. Ancak sistemin varlığının, sektörün özelliklerinden kaynaklanan işletme riskinin azaltılmasına önemli bir etkisi olmayacaktır. Söz konusu riskin tamamen ortadan kaldırılamasa dahi, kabul edilebilir bir seviyeye indirilmesi gerekir. Bu noktada yapılması gereken öncelikle sektörün özelliklerine uygun denetim (risk) alanlarının ve bu alanlara uygulanabilecek uygun denetim tekniklerinin tespit edilmesidir. Böylelikle yüksek derecede risk taşıyan denetim alanlarında güvenilir bir denetim görüşüne ulaşılabilmesi ve beklenen faydaların gerçekleştirilmesi sağlanacaktır. Bu bağlamda tez, inşaat işletmelerinde yüksek risk barındıran denetim alanlarını tespit ederek, bu alanlara uygun denetim tekniklerinin uygulanma şekli konusunda yararlı olmayı amaçlamıştır. Tez üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde ilk olarak inşaat taahhüt işletmeleriyle ilgili genel kavramların tanımı yapılacaktır. Daha sonra ise, gelirin doğuşu ve tanınmasıyla ilgili ulusal ve uluslararası yaklaşım ve yöntemler ile ilgili olan özel mevzuat hakkında bilgiler verilecektir. İkinci bölümde, denetim kavramı ve iç kontrol sistemi ile ilgili tanımlar yapıldıktan sonra, inşaat taahhüt işletmelerine özgü iç kontrol sisteminin unsurlarından bahsedilecektir. Son bölümde ise tezin asıl konusunu oluşturan denetim (risk) alanları hakkında genel açıklamalar yapıldıktan sonra, inşaat taahhüt işletmelerinde özellik taşıyanlar hakkında ayrıntıya inilecektir. Bu noktada örnek olarak ele alınan işletmede tespit edilen durumlar ve uygulama örnekleri ile konunun daha anlaşılır hale getirilmesine çalışılacaktır.
Uluslararası denetim standartlarının Türkiye uygulamaları açısından incelenmesi ve değerlendirilmesi
Türkiye Denetim Standartları'nın oluşturulmasına katkıda bulunmak amacıyla hazırlanmış olan ve "Uluslararası Denetim Standartlarının Türkiye Uygulamaları Açısından İncelenmesi ve Değerlendirilmesi" başlığını taşıyan bu çalışma, dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, denetim kavramının çerçevesi belirlenmeye çalışılmıştır. Temel kavramlar başlığını taşıyan bu bölümde, denetimin tanımından başlanarak, tarihi gelişimi içerisinde oluşan denetim ile ilgili kavramlar ele alınmıştır. İkinci bölümde, 3568 Sayılı Kanun hükümlerine ülkemizdeki denetim uygulamaları incelenmiştir. 3568 Sayılı Kanuna göre yapılan denetimler daha çok uygunluk denetimi olduğu için, bu bölümde özellikle yeminli mali müşavirlere verilen tasdik görevlerine ağırlık verilmiştir. Ayrıca 3568 Sayılı Kanunun denetim standartları açısından ne gibi katkıları olduğu belirlenmeye çalışılmıştır. Üçüncü bölümde, 2499 Sayılı Kanun hükümlerine göre ülkemizdeki bağımsız denetim uygulamaları incelenmiştir. Ülkemizde bağımsız dış denetimin ana çerçevesini çizen bu kanun hükümlerine göre denetim standartlarının mevcut durumu ele alınmıştır. Dördüncü bölüm Uluslararası Denetim Standartlarına ayrılmıştır. IF AC tarafından yayınlanmış olan standartların ele alındığı bu bölüm, çalışmanın da ana konusudur. IFAC tarafından yayınlanan 35 adet Uluslararası Denetim Standartlarının tamamının ele alındığı bu bölümde, standartlar mümkün olduğu ölçüde özetlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca her standart, ilgili Türkiye uygulaması ile karşılaştırılarak ülkemizdeki mevcut durumun eksik yönleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Sonuç bölümünde, çalışmanın genel olarak bir değerlendirmesi yapılmış ve muhasebe denetiminde uluslararası niteliklere uygun standartların kullanılması ile işletmelerimizin dünyadaki diğer işletmelerle aynı dili kullanacağı ve sonuçta işletmelerimize olan güvenin uluslararası boyut kazanacağı kanaatine varılmıştır. Ekonomik olarak hızla tek pazar haline gelmekte olan dünyamızda bu durumun sağlayacağı faydalar ise sınırsızdır. xııı