Theses supervised by Prof. Dr. Hüseyin Çeliker

10 theses · Fırat University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yeni tanı alan DM hastaları ile diyabetik nefropatisi olan hastaların kan ve tükürüklerinde asprosin düzeylerinin araştırılması

Diyabetes mellitus insülin eksikliği ya da insülin direnciyle karakterize komplikasyonları itibariyle de önemli bir kronik hastalıktır. Patogenezinde başlıca pankreastan salınan insülin sorumlu olsa da yeni çalışmalar asprosin proteininin de diyabet patogenezinde rol oynayabileceğini göstermektedir. Asprosin proteini başlıca adipoz doku tarafından sentezlenen ve hepatik glukoz salınımına neden olan protein yapıda bir hormondur. Yapılan çalışmalarda asprosinin insülin direnci, DM, polikistik over sendromu, obezite gibi pek çok hastalık patogenezinde rol oynadığı gösterilmiştir. Ancak bugüne kadar asprosin proteini ile diyabetik nefropati arasında bağlantı olabileceği çalışılmamıştır. Bu çalışma diyabetik nefropati ve yeni tanı almış diyabet hastalarının kan ve tükürüklerindeki asprosin protein düzeylerini göstermek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya yeni tanı alan 30 DM hastası, 30 son dönem diyabetik nefropati hastası ve 30 sağlıklı bireylerden oluşan kontrol grubu dahil edildi. Hasta ve kontrol grubundan en az 8 saatlik açlık sonrası venöz kan gazı ve tükürük örneği alındı. Venöz kan gazından açlık kan şekeri (AKŞ), düşük dansiteli lipoprotein (low density lipoprotein-LDL), trigliserit (TG), HbA1c ve asprosin düzeyleri çalışıldı. Diyabetik nefropati hastalarında ayrıca üre ve kreatininin düzeyleri çalışıldı. Tükürük örneklerinden asprosin proteini çalışıldı. Hasta ve kontrol grubunun vücut kitle indeksleri hesaplandı. Ayrıca tükürük bezlerinin asprosin proteini sentezleyip sentezlemediğini göstermek amacıyla parotis bezi asprosin antikorlarıyla boyanmıştır. Plazma asprosin düzeyleri üç grup arasında kıyaslandığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p=0,001). Aynı şekilde gruplar arası tükürük asprosin düzeyleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p<0,001). Plazma asprosin düzeyleri diyabetik nefropati grubunda diyabetes mellitus grubuna ve kontrol grubuna göre daha yüksek bulundu. En yüksek tükürük asprosin düzeyleri ise sağlıklı bireylerden oluşan kontrol grubunda saptandı. Çalışmada tükürük bezlerinden parotis bezinin de asprosin proteini sentezlediği immunhistokimyasal olarak gösterildi. Sonuç olarak; plazma asprosin protein düzeyleri diyabetik nefropati grubunda komplikasyonsuz diyabetik gruba göre anlamlı olarak daha yüksek tespit edildi. Plazma asprosin düzeyi diyabetin erken göstergesi olmaktan ziyade daha çok diyabetin uzun dönem vasküler komplikasyonlarıyla ilişkili olabilir. Fakat bu molekülün diyabetik nefropati patogenezi ve prognozunda bir izlem kriteri olarak kullanıp kullanılmayacağına dair daha çok hastanın verilerinin değerlendirilebileceği çok merkezli araştırmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Diyabetes mellitus, diyabetik nefropati, asprosin

AsprosinDiabetes mellitusDiabetik nefropatiler+2
Esra Aykut
Fırat University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Doksorubisin ile oluşturulan deneysel böbrek hasarında Cardamom'un böbrek dokusu üzerine koruyucu etkilerinin incelenmesi

Doksorubisin (DX) kanser kemoterapisinde kullanılan bir ilaçtır. Hematolojik maligniteler, çeşitli karsinoma tipleri ve yumuşak doku sarkomlarının tedavisinde kullanılır. Oldukça geniş spektrumlu ve güçlü etkili olmasının sağladığı üstünlük yanında, toksisitesinin de fazlalığı sakınca oluşturur. Doza bağlı olarak kalp, böbrek ve karaciğerde yan etkiler görülmektedir. DX direkt toksik etkisiyle glomerüllerde ve takiben tubulointerstisyel bölgelerde hasara neden olur. Bu etkileri önlemek için antioksidan ve antiinflamatuar etkileri olan ajanlar ile çalışmalar yapılmaktadır. Elettaria cardamomum (kardamom) zencefilgiller ailesinden bir bitki olup antioxidan, antihipertansif gastroprotektiv, antispasmolitik, antibakteriel, antiagregan, antikanser özellikleri vardır. Bu çalışmada DX ile oluşturulan böbrek hasarına karşı kardamomum'un koruyucu etkilerinin araştırılması amaçlandı. Çalışmada 24 adet erişkin Wistar Albino tipi erkek sıçan kullanıldı. Deney hayvanları her grupta 6 hayvan olacak şekilde 4 gruba ayrıldı. 14 günlük deney süresince Grup I'e herhangi bir uygulama yapılmadı. Grup II'ye 15 mg/kg intraperitoneal (i.p) tek doz DX, Grup III'e 15 mg/kg i.p tek doz DX ile birlikte oral 500 µl/kg/gün kardamom ve Grup IV'e oral 500 µl/kg/gün kardamom uygulandı. Deney sonunda sıçanlar dekapite edilerek böbrek dokuları çıkartıldı. Rutin ışık mikroskobu takibi yapılarak dokular parafin bloklara gömüldü. Elde edilen bulgular incelenerek fotoğraflandı. Çalışma sonucunda kontrol grubu ile karşılaştırıldığında doksorubisin grubunda TRPM2 immünreaktivitesinde artma olup, kardamom uygulamasının bu etkiyi azalttığı, DX uygulamasının böbrek dokularında iyon kanalı TRPM2 ve lipit peroksidasyonu göstergesi olan MDA seviyelerini artırdığı, Kardamom'un ise bu etkiyi azalttığı ve aynı zamanda Doksorubisin uygulamasının böbrek dokularında apoptozisi ve apoptozis göstergesi olan TUNEL immünreaktivitesini artırdığı, yine Kardamom'un bu etkiyi de azalttığı saptanmıştır. Bu çalışmada kardamomun doksorubisin nefropatisinde anti-apoptotik ve anti-oksidan etkileri olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Doksorubisin, böbrek, Kardamom, TRPM

BöbrekBöbrek fonksiyon testleriBöbrek hastalıkları+4
Hasan Atlı
Fırat University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel nefropatide irisinin terapötik etkisi

Böbrek yetmezliği böbreğin temel fonksiyonlarının kaybı olarak tanımlanır. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de oldukça önemli bir sağlık sorunudur. İrisin yeni keşfedilen peptit olup insan metabolizmasında önemli etkileri olduğu saptanmıştır. Çalışmamızda adriamisin ile oluşturulan nefropatide irisinin etkisi incelendi. Bu amaçla 28 adet Wistar Albino cinsi erkek rat 4 guruba ayrıldı: 1. Grup: Standart diyet verildi. Çalışama boyunca herhangi bir enjeksiyon yapılmadı. 2. Grup: İrisin ratlara intraperitoneal olarak 3 günde 1 kez 80,65 pmol/kg dozunda verildi. Toplamda 5 kez uygulandı ve 14. günde sakrifasyon uygulandı. 3. Grup: 10 mg/kg dozunda adriamisin çalışmanın ilk gününde intraperitoneal olarak 1 kez uygulandı. 14.günde sakrifasyon uygulandı. 4. Grup: 10 mg/kg dozunda adriamisin çalışmanın ilk gününde intraperitoneal olarak 1 kez uygulandı. İrisin ratlara intraperitoneal olarak 3 günde 1 kez ve 80,65 pmol/kg dozunda uygulandı. Toplamda 5 kez irisin enjeksiyonu yapıldı. Bu guruba da 14. günde sakrifasyon uygulandı. Çalışmanın sonunda biyokimyasal değerlendirme için kan örnekleri, immunhistokimyasal değerlendirme ve TUNEL için böbrek doku örnekleri alındı. ELISA ile dokuda ve serumda irisin düzeyi çalışıldı. Adriamisin verilen gurupta böbrek dokusunda irisin düzeyinin azaldığı ELISA ve immünhistokimyasal olarak gösterildi. İrisin tedavi gurubu, adriamisin gurubu ile karşılaştırıldığında TUNEL pozitifliğinde azalma saptandı. Sonuç olarak çalışmamız, böbrek yetmezliğinde irisin düzeyinde azalma olduğunu ve dışarıdan verilen irisinin gelişen renal hasara karşı koruyucu etkisinin olabileceğini düşündürmüştür. Anahtar kelimeler: nefropati, adriamisin, irisin

BöbrekBöbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği+2
Soykan Biçim
Fırat University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gentamisin ile oluşturulan deneysel nefropati modellerinde adropinin terapotik etkisi

Özellikle idrar yolu enfeksiyonlarında sık kullanılan amioglikozid grubu antibiyotikler; farmakokinetiğe ve doz ayarlamasına dikkat edilmesine rağmen, yatan hastalarda nefropati açısından önemli bir sorun olmaya devam etmektedir. Bu çalismada adropinin, gentamisine bagimli olusan nefrotoksisitedeki terapotik etkisini arastirmayi amaçladik. Ratlar 4 gruba ayrıldı: KONTROL GRUBU: Oral yoldan beslenmesi sağlandı. herhangi bir enjeksiyon yapılmadı. ADROPİN GRUBU (5 pmol/kg/gün): Ratlara hergün 5pmol/kg/gün adropin intraperitoneal enjeksiyon şeklinde yapıldı. GENTAMİSİN GRUBU (100 mg/kg/gün): Ratlara hergün 100mg/kg/gün gentamisin intraperitoneal enjeksiyon şeklinde yapıldı. ADROPİN+GENTAMİSİN GRUBU (5 pmol/kg/gün Adropin+100 mg/kg/gün Gentamisin): Ratlara hergün 5 pmol/kg/gün adropin ve 100mg/kg/gün gentamisin intraperitoneal enjeksiyon şeklinde eş zamanlı yapıldı. Sakrifasyon işlemi sonrası ratlardan, biyokimyasal değerlendirme için kan numuneleri, immunhistokimyasal değerlendirme ve TUNEL için ise böbrek doku örnekleri alındı. ELISA ile dokuda ve serumda adropin düzeyi çalışıldı. Gentamisin verdiğimiz gurubun böbrek dokularında adropin düzeyinin azaldığı hem ELISA yöntemiyle hem de immünhistokimyasal olarak gösterildi. Adropin verdiğimiz gurup ile gentamisin verdiğimiz gurup karşılaştırıldığında adropin grubunda TUNEL pozitifliğinde azalma saptandı. Sonuç olarak çalışmamız, böbrek yetmezliğinde adropin düzeyinde azalma olduğunu ve dışarıdan verilen adropinin gelişen renal hasara karşı koruyucu etkisinin olabileceğini düşündürmüştür.

AdropinBöbrekBöbrek fonksiyon testleri+3
Ahmet Gülmez
Fırat University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sisplatin nefrotoksisitesi oluşturulan ratlarda sesamol etkilerinin araştırılması

Sisplatin (CDDP) nefrotoksisitesi böbrekte oksidatif strese neden olur ve CDDP?nin klinik kullanımını kısıtlar. Sesamol (5-hidroksi-1,3-benzodioksol veya 3,4- metilendioksifenol) susam yağının suda çözünen ve antioksidan özellikleri olan en önemli bileşiklerinden biridir. Bu çalışmada; CDDP?nin neden olduğu nefrotoksite ve lipid peroksidasyonuna Sesamol?ün etkisi deneysel olarak araştırıldı. Bu çalışmada 4 gruba (n=7) ayrılarak toplam 28 adet erkek Wistar rat kullanıldı. (i) Kontrol grubu, (ii) sesamol (8 mg/kg/gün) grubu, (iii) sisplatin (7 mg/kg i.p, tek doz), (iv) sisplatin grubu (7 mg/kg i.p, tek doz) + sesamol (8 mg/kg/gün) grubu. Sisplatin uygulanan grupta kontrol grubuna göre üre (P<0.05) ve kreatin (p<0.05) değerleri belirgin olarak yüksek bulundu. Sisplatin + sesamol grubunda üre ve kreatin düzeyleri sisplatin grubuna göre anlamlı bir şekilde düşük bulundu (p<0.05). Sisplatin verilen ratlarda doku malondialdehid (MDA) düzeylerinde belirgin artış gözlendi (p<0.05). Sesamol MDA? yı anlamlı olarak düşürdü (p<0.05). Çalışmada sisplatin uygulanan grupta kontrol grubuna göre NF-?B düzeyleri artış gösterdi (p<0.001). Sisplatin + sesamol grubunda sisplatin uygulanan gruba göre NF-?B düzeyleri anlamlı ölçüde azaldı (p<0.001). Sisplatin uygulanan grupta kontrol grubuna göre Nrf2 düzeylerinde azalma izlendi (p<0.001). Sisplatin + sesamol grubunda sisplatin uygulanan gruba göre Nrf2 düzeyleri anlamlı ölçüde artış gösterdi (p<0.01). Sisplatin uygulanan grupta kontrol grubuna göre HO-1 düzeylerinde azalma izlendi (p<0.001). Sisplatin + sesamol grubunda sisplatin uygulanan gruba göre HO-1 düzeyleri anlamlı ölçüde artış gösterdi (p<0.001). Sisplatin ile oluşan histopatolojik değişikliklerin sesamol ile azaldığı gözlendi. Elde ettiğimiz veriler sisplatinin oksidatif strese ve böbrek hasarına neden olduğunu gösterir. Sonuç olarak sesamol tedavisinin lipid peroksidasyonunu azalttığını, proinflamatuvar sitokinlerin expresyonunda rolü olan NF-?B düzeyini azaltarak ani-inflamatuvar etki gösterdiğini, Nrf2 ve HO-1 düzeyini artırarak antioksidan etki gösterdiğini saptanıldı. Anahtar Kelimeler: Sisplatin, sesamol, NF-?B, Nrf2, HO-1

HemHiperbarik oksijenasyonLipid peroksidasyonu+4
Mehmet Emin Dilek
Fırat University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik böbrek yetmezliğinde serum vaspin düzeyleri ve insülin direnci ile ilişkisinin araştırılması

Üremik hastalarda insülin sekresyon bozuklukları yanında insülin etkisine karşı doku düzeyinde direnç bulunmaktadır ve bu hastalarda gelişen insülin direnci kardiyovasküler olayların gelişiminden sorumlu tutulmaktadır. Kronik böbrek yetmezliği (KBY) olan hastalarda en sık mortalite nedeni kardiyovaskuler nedenlerdir. Vaspin yeni tanımlanmış bir adipositokin ailesi üyesidir Bu çalışmada, evre 3-5 KBY'si olan hastalarda serum vaspin düzeylerinin belirlenmesi ve serum vaspin düzeyi ile insülin direnciyle ilişkisinin araştırılması amaçlandı.Çalışmaya evre 3-5 kronik böbrek yetmezliği olan 33 hasta ve 22 sağlıklı gönüllüden oluşan kontrol grubu alındı. Çalışma gruplarında rutin kan tetkiklerine ek olarak serum vaspin düzeyleri, bel çevresi, vücut kitle indeksi ölçüldü. Kanın santrifüj edilmesi ile elde edilen ve -20 derecede saklanan serumdan vaspin seviyeleri ELIZA yöntemi ile çalışıldı. İnsülin direnci HOMA-IR formülü ile belirlendi.Gruplar arasında yaş ortalaması, VKİ, bel çevresi ve serum glukoz düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı. KBY grubunda kontrol grubuna göre HOMA-IR indeksinde p<0.001 ve insülin düzeylerinde p<0.05 düzeyinde istatiksel olarak anlamlı artışlar saptandı. Lipit parametreleri açısından yapılan karşılaştırmada trigliserid düzeyinde KBY grubunda kontrol grubuna göre artış saptandı fakat bu artış istatiksel olarak anlamlı değildi. Total kolesterol, LDL, HDL düzeyleri kontrol grubuna göre daha düşük saptandı. Sadece HDL düzeyindeki azalma istatiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). KBY'de gelişen insülin direncine bağlı olarak serum vaspin düzeylerinde ise gruplar arasında istatiksel olarak p<0.001 oranında anlamlı fark saptandı. Serum vaspin düzeyi ile antropometrik ve metabolik değerlerle ilişki bulunamadı. Serum vaspin düzeyi açlık kan şekeri ve yaş ile pozitif korele olup istatiksel olarak anlamlı ilişki yoktu. Çalışmamızda serum vaspin düzeyleri ile HOMA-IR indeksi arasında korelasyon saptanmadı.Sonuç olarak, insülin direnci ve hiperinsülineminin KBY hastaların kardiyovasküler komplikasyonların gelişiminde katkısı vardır. Visseral adipoz dokudan salınan bir adipositokin olan serum vaspin seviyelerinin KBY'de oluşan renal ekskresyonun azalmasının sonucu ve insülin direncine yanıt olarak arttığını düşünmekteyiz.Anahtar kelimeler: Kronik böbrek yetmezliği, vaspin, insülin direnci

AdipokinlerAdipokinlerBöbrek+4
Can Demir
Fırat University
2010
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarında vasküler erişim tipinin inflamasyona etkisi

Kronik inflamasyon, Kronik Böbrek Yetmezliği (KBY) hastalarında ve özellikle diyaliz tedavisi uygulananlarda yaygın bir durumdur. Son yıllarda hemodiyaliz hastalarında çeşitli nedenlerle (ileri yaş, yaşam süresinin uzaması, Diyabetes Mellitus varlığı gibi) vasküler erişim tipi olarak santral venöz kalıcı kateter (SVKK) kullanımı artmaktadır. Neutrophil gelatinase-associated lipocalin (NGAL) lipokalin ailesinin bir üyesi olup, nötrofil, böbrek, mide, kolon gibi birçok dokudan salgılanır.Bu çalışmanın amacı, farklı vasküler erişim tipi ile hemodiyalize giren ve Evre 3-4 kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda kronik böbrek yetmezliğinin varlığı ve diyalize giriş yollarının high sensitif-C Reaktif Protein (hs-CRP), İnterlökin-6 (IL-6), Tümör Nekrozis Faktör-Alfa (TNF-?) gibi inflamasyon belirteçleri ve NGAL ile ilişkilerini araştırmaktır.Çalışmaya 18-70 yaşları arasında kliniğimizde takip edilen SVKK ile hemodiyalize giren 30 hasta (Grup I), Arterio-Venöz Fistül (AVF) ile hemodiyalize giren 30 hasta (Grup II), kronik böbrek yetmezliği olan ancak hemodiyalize girmeyen (Evre 3-4) 30 hasta (Grup III) ve hasta grubu ile yaş ve cinsiyet uyumlu 30 sağlıklı bireyden oluşan kontrol grubu (Grup IV) çalışmaya dahil edildi. Hastalardan hemogram ve biyokimyasal parametreler dışında Ferritin, IL-6, TNF-?, hs-CRP ve NGAL değerleri bakıldı.SVKK ile hemodiyalize giren hastalarda IL-6, TNF-?, hs-CRP, NGAL ve Ferritin düzeyleri yüksek, albumin düzeyleri düşük bulundu. IL-6, Grup I ile Grup II ve Grup I ile Grup III karşılaştırıldığında fark saptanmadı (p>0.05 ). Aynı gruplarda hsCRP ve TNF-? karşılaştırıldığında anlamlı farklılık saptandı (p<0.01). Grup I'deki NGAL düzeyleri kontrol grubunun yaklaşık 5.8 katı idi.Bu çalışma vasküler erişim tipi ile inflamasyon belirteçleri ve NGAL düzeylerinin karşılaştırıldığı ilk çalışmadır. NGAL, inflamasyon belirteçleri ile anlamlı korelasyon göstermektedir. Hemodiyaliz hastalarında SVKK varlığı ile inflamasyonu artmaktadır. Bundan dolayı vasküler erişim tipi olarak ilk tercih AVF olmalı, SVKK olmamalıdır.Anahtar Kelimeler: Hemodiyaliz, santral venöz kalıcı kateter, inflamasyon, Neutrophil gelatinase-associated lipocalin

Böbrek yetmezliği-kronikKateterizasyonKateterizasyon-periferik+4
İrem Pembegül Yiğit
Fırat University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kalpain inhibisyonunun ratlarda oluşturulan kontrast madde nefropatisi üzerine koruyucu etkisi

Kontrast madde nefropatisi (KMN), kontrast madde (KM) kullanımı sonrası görülen kompleks bir akut böbrek yetmezliği sendromu olup hastanede gelişen akut böbrek yetmezliklerinin en sık üçüncü sebebidir. KMN, hastanın hastanede kalış zamanını, tedavi maliyetini ve hastanın mortalite ve morbiditesini belirgin bir şekilde artırır. KMN patofizyolojisinde, renal kan akımındaki hemodinamik değişikliklere bağlı gelişen renal medüller hipoksi, KM'nin direkt sitotoksik etkileri ve oksidatif stres gibi mekanizmalar suçlansa da, altta yatan neden henüz net olarak aydınlatılamamıştır. Antioksidan ve antiapopitotik etkileri bilinen kalpain inhibitör-1 (KAL-1) uygulaması ile böbrekte iskemi/reperfüzyon hasarının engellendiğine dair çalışmalar mevcuttur. Bu çalışmada, ratlarda deneysel olarak oluşturulmuş KMN modelinde, KAL-1'in antioksidan etkilerinin ve rat böbrek dokusundaki apopitotik değişiklikler üzerine olan koruyucu etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır.Çalışmada, 28 adet 8-10 haftalık Sprague Dawley cinsi dişi ratlar kullanıldı. Deney hayvanları her grupta 7 hayvan olacak şekilde 4 gruba ayrıldı: Kontrol grubu, KM verilen grup (KM), KAL-1 verilen grup (KAL-1) ve KAL-1 ve KM verilen grup (KM +KAL-1) Kontrol grubuna herhangi bir uygulama yapılmadı. Kontrol grubu dışındaki gruplardaki ratlar 3 gün susuz bırakıldı. KMN, dehidretasyon periyodundan sonra, KM ve KM + KAL-1 gruplarındaki ratlara yüksek ozmolal KM diatrizoate (6 ml/kg) kuyruk venlerinden uygulanması suretiyle indüklendi. KAL-1 uygulaması 10 mg/kg dozunda intraperitoneal olarak, KAL-1 ve KM + KAL-1 gruplarına KM uygulamasından 30 dakika önce yapıldı. Böbrek fonksiyon parametreleri ve böbrek dokusundaki oksidatif stress belirteçleri ölçüldü. Deney sonrasında sıçanlar dekapite edilerek böbrek dokuları çıkarıldı. Böbrek dokularına Hematoksilen- Eozin (H&E), periyodik asit shiff (PAS) ve TUNEL boyama yapıldı.Sadece KM grubunda, serum kreatinin ve üre değerlerinde anlamlı yükselme bulundu (sırasıyla, p<0.002, p<0.002). KM + KAL-1 grubunda serum kreatinin ve üre seviyesi KM grubuna göre belirgin olarak düşük saptandı (sırasıyla, p<0.002, p<0.007). Doku malonildialdehid (MDA) düzeyleri KM + KAL-1 grubunda KM grubuna göre daha düşük saptandı. Katalaz (CAT) aktivitesi KM ile birlikte KAL-1 verilen grupta kontrol grubuna göre yüksek, KM grubuna göre düşük olarak izlendi. Süperoksit dismutaz (SOD) seviyelerinde gruplar arasında anlamlı farklılık izlenmedi.Bu çalışmada KM grubu ratların böbrek dokularında PAS boyaması sonucu glomerüllerde yapısal değişiklikler, mezengial matriks artışı, medüllada infiltratif hücre artışı belirgin olarak görüldü. Tübüllerde dilatasyon, tübül epitellerinde ayrılma ve bozulmalar ile vakuolizasyonu gösteren şeffaf görünümlü tübüller gözlendi. KAL-1 ve KM + KAL-1 gruplarında ise kontrol grubuna yakın histolojik bulgular mevcuttu. TUNEL boyamada, KM grubundaki ratların renal dokularında kontrol grubuna göre anlamlı olarak apopitotik hücre artışı gözlendi. KM + KAL-1 grubunda ise KM grubuna göre apopitotik hücrelerde azalma gözlendi.Sonuç olarak, bu çalışmanın sonuçları KMN patogenezinde oksidatif stres ve apopitozisin rolü olduğunu desteklemektedir. KAL-1 uygulaması ile oksidatif stres ve histolojik hasarın azaltılabileceğini göstermiştir. Bu çalışmanın neticesinde elde edilen veriler, başka klinik ve deneysel çalışmalarla desteklenmelidir.Anahtar Kelimeler: Kontrast madde nefropatisi (KMN), apopitozis, oksidatif stres, kalpain inhibitörü-1 (KAL-1)

ApoptozisBöbrek yetmezliği-akutBöbrek yetmezliği-kronik+5
Kenan Evren Öztop
Fırat University
2011
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hemodiyalizde Sıkı Volüm Kontrolü Ve İnflamasyon İlişkisi

1-Ö Z E TK ardiyovasküler ölüm ler gen el populasyon a gö re ürem ik hastalarda dah asık görülm ektedir. S ol v entrikül hip ertrofisi (S V H ) genel populasyond a olduğugibi hem odiyaliz hastalarında da b enzer şekild e m ortalite için önem li bir riskfaktörü dür. K ronik böbrek yetm ezliğinde hipertansiyon, hipervolem i ve ürem iktoksinler gibi risk faktörleri inflam asyon ve oksidatif strese neden olarak, endoteldisfonksiyonunun ortaya çıkm asına ve hızlanm ış ateroskleroza nedenolm aktadırlar. T edavi alm akta olan kronik böbrek yetm ezlikli hastaların % 80 -90`ı hipertansif ve hip ervolem ik olduklarından, bu iki risk faktörü en önem limortalite nedeni olarak kabul edilm ektedir. B irçok m erkez, hemodiyalizhastalarında gelişen hip ertansiyonun tedavisinde antihipertansifleri kullanm aktaolup tedavide istenilen başarı hip ervolem ik d urum devam etm esi nedeni ilesağlan am am aktadır. B u çalışm ada sık ı volüm kontrolünün inflam asyo n veoksidatif stres belirteçleri üzerine olan etkilerinin incelenmesi am açlandı.Ç alışm a grupları, hem odiyalize giren ve sıkı v olüm kontrolü u ygulananhasta grubu (n=20), hemodiyalize giren ve antihipertansif tedavi ile normotansifolan hasta grubu (n = 20 ) ve sağlıklı gönüllülerden oluşturulan kontrol grubu(n= 20) olm ak üzere 3 gruptan oluşturuldu. A ltı aylık takip sonunda gruplarıntansiyonları kabul edilebilir düzeylere geldiğinde çalışm a başlatıldı. H astagruplarının ekokard iyo grafileri kısa interdiyalitik günde yapıldı. T üm gruplardaMDA, SOD, GSH-Px, ok-LDL, NO, CRP, TNF-α , İL -1, İL -6, PAI-1,A diponektin ve rutin biyokim ya değerleri bakıldı.A ntihipertansif tedavi ile norm otansiyon sağlan an hem odiyaliz grubununkan basınçları kabul edilebilir düzeydeydi. S ıkı volüm kontrolü u ygulan an gruptaekokardiyo grafik bulgulardan S V K İ ve S V D S Ç İ, hem odiyaliz ilaç grubu na gö reanlam lı şekilde daha iyiydi (p< 0.01). E F ise sıkı volüm kontrolü u ygulanangurupta d aha iyiydi (p< 0.05). K T O `lard a sıkı volüm kontrolü u ygulanan gruptadüşük olarak bulundu (p< 0.05). O ksidatif stres ve inflam asyon belirteçlerinebakıldığında, antihipertansif ilaç kullanan gruba göre sıkı volüm kontrolüu ygulan an grupta bu d eğerler anlam lı olarak daha düşük düzeylerdeydi. S ıkıvolüm kontrolü grubun da antioksidan sistem daha iyi korunm uştu (p<0.001).1N itrik oksit düzeyleri ise her iki grupta da birbirine yakın değerlerdeydi.Adiponektin ve PAI-1 d üzeyleri sıkı volüm kontrolü u ygulanan grupta anlam lışekilde daha iyiydi (p<0.05).S onuç olarak , diyaliz hastalarında hip ervolem iye b ağlı yüksek k anbasıncını antihipertansif ilaçlarla tedavi etm eye çalışm ak, bozuk olan endotelfonksiyonlarını düzeltm em ektedir. S ıkı volüm kontrolü yle, h astalarınhipertansiyonları daha iyi kontrol altına alınıp , endotel fonksiyonları d a oldukçaiyi korun abilm ektedir. H em odiyaliz hastalarında kan b asıncı kontrolü içinantihipertansif ilaç kullanım ı yerine sıkı volüm kontrolü u ygulanm ası k ardiyakfonksiyonları daha iyi korum akta, bunun yanında hastaların d aha az orandaoksitadif stres ve inflam asyona m aruz kalm asını sağlam aktadır.Anahtar kelimeler: K ro nik böbrek yetm ezliği, Hemodiyaliz, Sıkı volümkontrolü , Oksidatif stres, İn flam asyon2

İzzettin Günay
Fırat University
2006
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyaliz Hastalarında Hepsidin'in Diğer İnflamatuar Belirteçleri İle İlişkisi

Diyaliz hastalarında üremi, hipervolemi, hipertansiyon ve uygulanan yönteme baglı etkenler inflamasyona yol açarak komplikasyonların gelismesinde önemli rol alırlar. Hepsidin çogunlukla karacigerde sentezlenmekte ve inflamasyon durumunda sentezi artmaktadır. Kronik hastalık anemisinde önemli bir mediatör olan hepsidin fonksiyonel demir eksikligine yol açarak anemiye neden olur. KBY'de hepsidin düzeyinin yüksek olması hepsidinin renal ekskresyonunun azalması ve kronik inflamatuar durumun olmasına baglı oldugu düsünülmektedir. Bu çalısmada, hemodiyaliz ve periton diyaliz hastalarında hepsidin, demir durumu ve inflamasyon arasındaki iliskiyi arastırmak ve hipervoleminin hepsidin seviyeleri üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalısma, hemodiyalize giren ve sıkı volüm kontrolü ile normotansiyon saglanan normovolemik hasta grubu (n=20), hemodiyalize giren ve antihipertansif ilaçlarla normotansiyon saglanan hipervolemik hasta grubu (n=19), periton diyalizi uygulanan hasta grubu (n=19) ve saglıklı gönüllülerden olusan kontrol grubu (n=20) olmak üzere 4 gruptan olusturuldu. Tüm gruplarda CRP, IL-1, IL-6, hepsidin, BNP, rutin biyokimya, tam kan sayımı, demir, SDBK ve ferritin degerleri bakıldı. Hepsidin, CRP, IL-1 ve IL-6 düzeyleri diyaliz hasta gruplarında kontrol grubuna göre daha yüksekti. Hepsidin, CRP, IL-1 ve IL-6 düzeyleri hipervolemik hemodiyaliz grubunda belirgin olarak yüksekti (p<0.05). Hasta gruplarında anemi saptandı (p<0.001). Hipervolemik hemodiyaliz hasta grubunda anemi daha belirgindi. SD ve TSAT düzeyleri kontrol grubuna göre hasta gruplarında daha düsük oldugu görüldü. Kontrol grubu ile hasta gruplar arasında albumin degerleri kontrol grubunda daha yüksek oldugu görüldü (p<0.001). Hipervolemik diyaliz hasta grubunda albümin düzeyi diger gruplara göre daha düsük tespit edildi (p<0.05). nflamasyon, KBY'nin bir çok komplikasyonu ile iliskili önemli bir risk faktörüdür. KBY'li olgularda kronik imflamasyona baglı olarak hepsidin, CRP gibi akut faz proteinlerinde ve IL-1, IL-6 gibi sitokinlerde artıs olmaktadır. Diyaliz hastalarında inflamasyona yol açan önemli nedenlerden biri volüm yüklenmesidir. Hipervolemik olan hastalarda hepsidin ve diger inflamasyon belirteçlerinin daha yüksek, Hb, Hct, SD, TSAT'nun ise daha düsük bulunması, artmıs volüm yükünün komplikasyonlarla iliskili inflamasyonun siddetini artırdıgını düsündürmektedir. KBY hastalarında arzu edilen yasam kalitesinin saglanabilmesi için sıkı volüm kontrolü uygulanarak gerçek kuru agırlıga ulasılması, etkin ve yeterli diyaliz yapılması gerekir. Anahtar Kelimeler: Kronik böbrek yetmezligi, Diyaliz, nflamasyon, Hepsidin, Sıkı volüm kontrolü

Muhammed Mustafa Demirçin
Fırat University
2007
00

Other supervisors