Theses supervised by Prof. Dr. Kemal Ergin
12 theses · Aydın Adnan Menderes University
Kayısı (Prunus armeniaca) çekirdeği yağı ve civanperçemi (Achillea millefolium) ekstraktı'nın mide kanseri hücre hattında hücre ölümü üzerindeki etkisinin araştırılması
Amaç: Bu araştırma kayısı çekirdeği yağı ve civanperçemi ekstraktı'nın MKN-28 mide kanser hücreleri üzerindeki etkisini incelemek amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntem: Mide kanser hücre hattı olan MKN-28 hücreleri hücre kültürü yöntemi kullanılarak çoğaltıldı. Belirlenen konsantrasyonlarda kayısı çekirdeği yağı, civanperçemi ekstraktı ve bunların kombinasyonlarıyla oluşturulan dozlar (kontrol dahil toplamda 9 doz grubu) uygulanarak MTT, annexin-V, kaspaz-3/7, hücre döngüsü ve klonojenik deney yapıldı. Elde edilen veriler SPSS programında değerlendirildi. Bulgular: Kayısı çekirdeği yağı için IC50 değerine yakın dozlar olan 1000 µg/ml ile 1200 µg/ml, civanperçemi ekstraktı için ise 5800 µg/ml ile 6000 µg/ml konsantrasyondaki dozlar kullanıldı. Klonojenik deneyde kayısı çekirdeği yağı, civanperçemi ekstraktı ve kombinasyon gruplarının tüm konsantrasyonlarında kontrol grubuna göre herhangi bir koloni oluşmadığı görüldü. Annexin-V deneyinde hücre canlılığında kontrol grubuna göre diğer tüm konsantrasyon gruplarında anlamlı bir azalma görüldü. Kaspaz-3/7 deneyinde hücre canlılığında kontrol grubuna göre diğer tüm gruplarda anlamlı bir azalma görüldü. S fazı % grafiğinde kontrole kıyasla diğer tüm gruplarda anlamlı bir azalma görüldü. G2/M fazının % grafiğinde kontrol grubuna göre anlamlı en fazla artış 1200 µg/ml +5800 µg/ml kombinasyon grubunda saptandı. Sonuç: Kayısı çekirdeği yağı ve civanperçemi ekstraktının MKN-28 hücreleri üzerinde hücre canlılığını azalttığını, hücre döngüsünü farklı safhalarda durdurduğunu ve anti-tümöral etki gösterdiği sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler: Apoptoz, Civanperçemi Ekstraktı, Hücre Ölümü, Kayısı Çekirdeği Yağı, Mide Kanseri
Besin kısıtlamasının ve açlığın gebe farelerin plasentalarında ve fetuslarında otofaji ve sirtuin belirteç düzeylerine etkisi
Açlık genel anlamda insanlarda 12 saat ile üç hafta periyotları arasında değişen hiç veya az miktarda yiyecek alınmasıdır. Besin kısıtlaması; tüm besin değerlerinin değiştirilmeden ad libitum diyetinin(günlük gıda alınımı) yüzdesel olarak azaltılması olarak tanımlanır. Otofaji, çeşitli stresli durumlara besin yoksunluğu, oksidatif stres ve DNA hasarı gibi cevaben hücresel homeostazı korumak için uyarıldığı bilinmektedir. Otofajinin düzenlenmesinde Sirt1 ve Sirt2 için çok yönlü rolleri tanımlamıştır. Sirt1, otofajiyi, otofaji genlerinin (Atg) 5, 7 ve 8 ürünleri gibi otofaji indüksiyon ağının temel bileşenlerinin deasetilasyonu yoluyla doğrudan etkilediği bilinmektedir. Bu çalışmada fareler kontrol, Oruç, S-24, S-48, 1W, 2W, 3W olmak üzere 7 gruba ayrıldı. Gebeliğin 18.5 gününde anneden fetüs ve plasenta alınarak ağırlıkları ve boyları değerlendirildi. Besin kısıtlaması ve açlık uygulanmış farelerin SİRT1, SİRT2, ATG5 ve LC3/AB gibi genlerin organ bazında ve plasenta bölgesel açısından immünohistokimyasal ekspresyon düzeylerine bakıldı. Morfolojik değerlendirme için fetüs ve plasentaların Hematoksilen- Eozin boyamaları yapıldı. Deney sonuçlarına göre besin kısıtlaması ve çeşitli açlık uygulamalarının maternal farelerin fetüs ve plasenta ağılık ve boy ölçümleri arasında anlamlı olarak düşük saptanmıştır. Besin kısıtlaması ve açlık gruplarında immünohistokimyasal sonuçlarına göre plasentada anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Ancak fetüs için organ bazında SIRT-1 belirteci için kalp ve sol ekstremite, ATG-5 belirteci için bağırsak ve LC3/AB belirteci için ise karaciğer dokularında anlamlı bulgular bulunmuştur. Bu çalışmanın deney sonuçları doğrultusunda besin kısıtlaması ve çeşitli açlık grupları ve SIRT-1, ATG-5 ve LC3/AB belirteçleri etkili olmakta ve ekpresyon düzeylerini etkilemektedir.
Allojeneik hematopoietik kök hücre nakli yapılan hastalarda akut graft versus host hastalığı ve kronik graft versus host hastalığı'nın retrospektif değerlendirilmesi
Enfeksiyon proflaksisinde, immünsüpresif stratejilerde, DNA bazlı doku tiplendirmesinde ve destekleyici bakım önlemlerinde kaydedilen gelişmelerle birlikte allojeneik hematopoietik kök hücre nakli (Allo-HKHN) ile önemli oranda hastalık kontrolü ve kür sağlama başarısı sağlanmıştır. Graft Versus Host Hastalığı (GVHH) da Allo-HKHN sonrasında görülen en ciddi morbidite ve mortalite nedeni olan komplikasyonlardan biridir. Bu gözlemsel çalışmanın amacı; Allo-HKHN yapılan hastalarda nakil sonrası GVHH'nin görülme sıklığı, akut GVHH (aGVHH) ve kronik GVHH (krGVHH) gelişiminde ki risk faktörlerinin belirlenmesi, proflakside kullanılan ilaçların GVHH gelişimi üzerine etkisi, GVHH'nin mortalite ve morbidite üzerine etkisini araştırmaktır. Çalışmada Adnan Menderes Üniversite Hastanesi ve Özel Kent Hastanesi Erişkin Kemik İliği Nakil Merkezlerinden Ocak 2013 ile Mayıs 2019 tarihleri arasında Allo-HKHN yapılan ve yeterli dosya verilerine ulaşılan 162 hasta GVHH açısından geriye dönük olarak değerlendirildi. Hastaların tıbbi değerlendirme ve izlem amaçlı yapılmış olan laboratuvar incelemeleri, patoloji ve epikriz raporları hastane otomasyon sisteminden ve hastanede kayıtlı dosyalarından elde edildi. Çoğunluğunu akut lösemilerin oluşturduğu Allo-HKHN yapılan hastaların %54,3'ünde nakil sonrasında GVHH tanısı saptandı. GVHH tipinin ve derecesinin sağkalım sürelerini etkilediği görüldü. Sağkalım süreleri açısından GVHH tipinden en çok etkilen tanı AML idi. CMV-Reaktivasyonunun pozitifliği ile GVHH tipi arasında da anlamlı bir ilişki bulundu. GVHH'den en sık etkilen organ deri olarak saptandı. Enfeksiyon en sık ölüm nedeni olarak saptanırken, GVHH'den ölen hastaları oranı %3,06 idi. Bu çalışma sonucunda GVHH tipi ve derecesi ile CMV-Reaktivasyonunun sağkalımı çok önemli oranda düşürdüğü gösterilmiştir. Ayrıca aGVHH derecesinin de özellikle AML tanılı hastaların sağkalımını ciddi oranda düşürdüğü gösterilmiştir.
Kurutulmuş incir yağı'(Oleum ficus carica L.) nın pankreas kanseri hücrelerinde hücre ölümü üzerinde etkisinin in vitro araştırılması
Amaç: Bu araştırma Oleum Ficus Carica L.`deki antosiyaninlerin pankreas kanseri hücrelerine olan etkisinin değerlendirilmesi amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız Adnan Menderes Universitesi'nde yapılmıştır. Araştırmaya Eylül 2020 tarihinde literatür taraması ile başlanmış olup, araştırma proje materyelleri Mart 2021 tarihinde tamamlanmıştır. Mart 2021-Haziran 2021 tarihleri arasında deney grupları oluşturularak elde edilen örneklerden MTS/PMS, Muse Analyzer ve Klonojenik analizleri yapılmıştır. Bulgular: İncir Yağı, Gemcitabine ve Kombine (Gem+İncir) gruplarında IC50 değerlerini belirlemek için MTS/PMS deneyi yapıldı. Muse Analyzer deneyinde annexinV kiti kullanılarak kontrol, gemcitabine, incir, kombine (gemcitabine+incir) gruplarında apoptotik değerlendirme için yapıldı. Tüm gruplarda canlılık ve apoptoz sonuçları yüzdelik oranla gösterildi. Son olarak Klonojenik Deney yapılarak, kontrol grubunda hücrelerin koloni oluşturduğu, ancak ilaç uygulanan kuyucuklarda ( incir yağı, gemcitabine, gemcitabine+incir) koloni oluşturmadığı gözlemlendi. Sonuç: Yaptığımız çalışmanın sonucuna göre kurutulmuş incir yağının pankreas kanseri hücrelerinde hücre ölümünü tetiklediği kanısına varıldı. Çalışmanın pankreas kanseri tedavisi için gelecekte yeni araştırmalara işık tutabileceği, incir yağının tümordeki hücre ölümünü tetikleyen bir ilaç/kimyasal olabileceği düşünüldü. Anahtar kelimeler: Antosiyanin, Apoptoz, Ficus Carica L , Flavonoid, Pankreas Kanser Hücresi.
Gebe farelerde steroid ile indüklenmiş prenatal stres kaynaklı fetal beyin gelişim hasarında centella asiatica'nın etkisinin incelenmesi
Gebelik süresince yavrunun maruz kaldığı stres faktörleri, prenatal stres olarak tariflenmekte ve çocuklukta ve yetişkinlikte karşılaşılan psikososyal problemlerin nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilişsel davranışsal, fiziksel ve duygusal problemler ve otizmle, prenatal stresin ilişkisini açıklayan çokça araştırma mevcuttur. Farklı hayvan türlerinde yapılan in vivo çalışmalarda, deksametazon veya betametazon formundaki sentetik glukokortikoid tedavisinin maternal uygulanmasının, fetal nöronal hücre çoğalmasını azalttığını ve yavruların hipokampus dentat girus ve neokorteksindeki nörojenezi inhibe ettiğini gösterilmiştir. Geleneksel Asya tıbbında, yüzyıllardır birçok hastalığın tedavisinde kullanılan Centella Asiatica, Apiaceae ailesinden olan otsu ve çok yıllık bir bitkidir. Modern tıpta da özellikle cilt hastalıklarında, uzun süredir kullanılmaktadır. Yara ve yanık tedavisinde, sedef, egzema, keloid, hipertrofik skar gibi cilt hastalıklarında etkili olduğunu öne süren bilimsel araştırmalar mevcuttur. Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalarda Centella Asiatica'nın, cilt dışında, özellikle santral sinir sisteminde de önemli etkilerinin olduğunu öne sürmektedir. Centella Asiatica'nın nöroprotektif, anksiyolitik, antikonvülzan, nörojenik, sinaps artırıcı etkilerinin olduğu ve bu yolla Alzheimer, Parkinson, Huntington hastalığı, inme gibi durumların tedavisinde faydalı olabileceğine dair görüşler öne sürülmektedir. Çalışmamızda, gebe farelerde intraperitoneal kortizon uygulanarak prenatal stres ortamı taklit edilmiş olup, oluşan fetal beyin gelişim hasarında, oral Centella Asiatica uygulamasının etkileri incelenmiştir. Çalışmamızda, 18 adet dişi ve 9 adet erkek Balb/c cinsi fare kullanılmış ve gebelik oluşması sağlanmıştır. Fareler kontrol (n=6), deney (n=6) ve tedavi grubu (n=6) olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Gebeliğin 9-15. günleri arasında toplam 5 gün, kontrol grubuna intraperoitoneal yolla 1mg/kg/gün Serum Fizyolojik (SF); deney grubuna intraperoitoneal yolla 1mg/kg/gün deksametazon; tedavi grubuna intraperoitoneal yolla 1mg/kg/gün deksametazon ile birlikte oral gavaj yoluyla 1mL/kg/gün Centella Asiatica verilmiştir. 18,5. günde gebelikler sonlandırılarak, embriyo beyinleri diseke edilmiş ve formaldehitte tespit edilmiştir. Fetus boyları (cm) ve fetal beyinlerin en (cm), boy (cm) ve ağırlıkları ölçülmüş, kayıt altına alınmıştır. İnceleme için, hematoksilen-eozin boyama, krezil viyole boyama ve immünohistokimyasal boyama (Cas3 ve Lc3ß) yapılmıştır. Çalışmamızda, gebe farelere uygulanan deksametazonun, fetus beyinlerinin en, boy ve ağırlık değerlerinde anlamlı azalmaya neden olduğu gözlenmiştir. Bununla birlikte, deksametazonla birlikte Centella Asiatica uyguladığımız tedavi grubunda, fetus beyin ölçümlerinin, kontrol grubuna benzer olduğu görülmüştür. Centella Asiatica'nın apopitoza gidişi engellediğine dair kanıtlar mevcuttur. Bizim çalışmamızda da, Cas3 immunohistokimyasal boyamasıyla yapılan incelemelerde, Centella Asiatica uygulamasının apopitozu gidişi engellediği ve incelenen dönem içinde (kısa vade) hasar oluşumunu azalttığı gözlenmiştir. Centella Asiatica'nın otofaji üzerine de baskılayıcı etkileri öne sürülmektedir. Bizim çalışmamızda da, Lc3ß immunohistokimyasal boyama yöntemi ile, otofajinin, Centella Asiatica uygulanan tedavi grubunda, deney grubuna göre daha az olduğu gözlenmiştir.
Diyabetik gebe farelerin plasentalarında ve fetuslarında endoplazmik retikulum stres belirteçlerinin araştırılması
Tez çalışmamda, diyabet durumunun fetal karaciğer ve plasentalarda ER stres belirteçleri açısından bir fark oluşturup oluşturmadığının tespit edilmesi amaçlandı. Bu amaç ile, dört gruptan oluşan bir deney dizaynı oluşturuldu. Bu gruplar; sıfır kontrol grubu, gebe kontrol grubu, diyabetik gebe grubu ve gebe sitrat grubudur. Belirteçlerin araştırılması için immünohisto kimyasal tekniklerin yanı sıra western blot tekniği de kullanılmıştır. Yapılan deneylerin sonuçlarına göre, diyabetik grubun fetal karaciğer dokularında, diğer gruplara kıyasla incelemiş olduğumuz Nrf2, GADD 153, BIP, Xbp1 ve Herpud antikorları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p˃0.05). Plasenta dokularında; BIP, Xbp1 ve Herpud antikorları ile yapılan western blot sonuçlarına göre ise, diyabet grubundaki plasentaların bu belirteçler açısından diğer gruplara kıyasla azalma gösterdiğini saptadık. Gruplar arasında fetus ve plasenta ağırlıklarını kıyasladığımız zaman ise, diyabet grubundaki fetus ve plasentalarda diğer gruplara kıyasla istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş saptanmıştır (p˂0.05).
Farelerde hippo sinyal yolağı aktivatör ve inhibitörünün fetus gelişimi boyunca kalp hücreleri üzerinde etkisi
Organ büyümesi dahil olmak üzere hücresel düzeyde meydana gelen çeşitli süreçlerde Hippo sinyal yolağı görev almaktadır. Hippo sinyal yolağının transkripsiyon ko-aktivatörü olan YAP birçok genin ekspresyonunda görev almaktadır. Bu nedenle Hippo sinyal yolağının aktivasyonunun veya inhibisyonunun kalp hücrelerinin gelişimi üzerine etkili olduğu düşünülmektedir. Benzer olarak Wnt sinyalizasyonu farklılaşma ve büyüme gibi çeşitli hücresel süreçlerde görev almaktadır ve Hippo sinyal yolağı ile ilişki göstermektedir. Bu çalışmada fareler kontrol (NT), DMSO, Verteporfin ve C2 Ceramide olmak üzere dört grubaayrıldı. Fetal gelişimin 18.5 gününde anneden alınan fetusların ağırlıkları değerlendirildi. 18.5 günlük fare embriyolarının kalp dokularında hippo sinyal yolağının aktivatörü olan Verteporfin ve hippo yolağı inhibitörü olan C2 Ceramide uygulanması sonrasında YAP, β-katenin, GATA-4 gibi genlerin immünohistokimya ile ifade düzeylerine bakıldı. Ayrıca kalp dokuları PAS, trikrom ve Hematoksilen-Eozin boyaları ile boyanarak morfolojik olarak değerlendirildi. Deney sonuçlarına göre Verteporfin uygulanan fetüslerin ağırlıkları diğer gruplara oranla anlamlı olarak düşük saptanmıştır. İmmünohistokimya sonuçlarına göre NT ve DMSO gruplarına oranla, Verteporfin grubunda YAP, β-katenin ve GATA-4 ifadesi anlamlı olarak azalırken, C2 Ceramide grubunda YAP, β-katenin ve GATA-4 ifadesi anlamlı olarak artmıştır. HE boyama ile morfoloji tüm gruplar arasında bir fark görülmemiştir. Trikrom boyama ile gruplar arası epikard ve miyokardda farklılık görülürken, PAS boyama ile Verteporfin grubunda farklılık saptanmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda Hippo sinyal yolağı kalp gelişiminde yer alan gen ifadelerine etki etmenin yanı sıra Wnt sinyalizasyonun anahtar proteini olan β-katenin ile de bu süreçlerde etkileşim kurmakta ve ifade düzeylerini etkilemektedir.
Streptozosinle oluşturulmuş tip 1 diyabet sıçanların ovaryumlarında astaksantin'in etkisi
Amaç : Diyabetin overde oluşturduğu hasarına Astaksantin'in etkisini belirlemek, Astaksantin'in İnsülin'le beraber kullanılması durumunda bu etkideki değişikliği tespit etmektir. Astaksantin'in histolojik etkilerine, otofajik anlamda immunohistokimyasal belirteçlerine, biyokimyasal olarak oksidasyon parametrelerine bakılmıştır. Gereç Yöntem : Çalışmamızda her grupta 6'şar hayvan bulunan 5 grup oluşturulmuştur: Kontrol, Diyabet, Diyabet+Astaksantin, Diyabet+İnsülin, Diyabet+Astaksantin+İnsülin. Diyabet olan tüm gruplarda intraperitoneal 50mg/kg Streptozosin enjeksiyonu yapılmıştır. Deneyin ilk 4 haftası tamamlandıktan sonra 5. Hafta boyunca 7 gün D+A grubundaki her deneğe oral gavajla 25 mg/kg Astaksantin verilmiştir, D+I grubundaki her deneğe 0,5 IU/kg İnsülin i.p olarak uygunlanmıştır, D+A+I grubundaki her deneğe ise 25 mg/kg Astaksantin oral gavajla, 0,5 IU/kg İnsülin ise intraperitoneal verilmiştir. Bulgular : Deneklerden toplanan overlerde histopatolojik ve immunohistokimyasal değerlendirmeler için Hematoksilen-eozin (H-E), Masson Trikrom, ATG5 ve LC3 antikorların boyamaları yapıldı. Kistik folikül, atretik folikül, dejenere granüloza hücresi, CL dejenerasyonu, fibrotik ve hemorajik Medulla görülme sıklığının kontrol grubuna göre Diyabet'te görülme sıklığının arttığı, başta D+A+I olmak üzere tedavi gruplarındaysa normale daha yakın olduğu görüldü. TAS ve GSH değerlerinin Diyabet grubunda kontrol grubuna göre düşükken, tedavi gruplarındaki değerin normale daha yakın olduğu, MDA değerininse Diyabet grubunda kontrol grubuna göre artmış olduğu ama tedavi gruplarında normale daha yakın değerlere geldikleri tespit edildi. ATG5 ve LC3 için gruplar arasında anlamlı bir fark görülmemiştir. Sonuç : Astaksantin, Tip I Diyabet'in over üzerinde oksidasyon aracılığıyla yaptığı hasarların azaltınmasında İnsülin'e etkili bir alternatif ya da kombine olabilecek potansiyele sahiptir. Konu hakkında farklı dozların, farklı canlı türlerinin deneyleri gereklidir.
Prostat kanseri hücrelerinde centella asiatica'nın hücre ölümü üzerine etkileri
Amaç: Bu araştırma prostat kanseri hücrelerinde Centella asiatica'nın hücre ölümü üzerinde etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, DU145 hücre hattı üzerinde Centella asiatica'nın hücre ölüm etkinliğini ölçmek üzere yapıldı. Çalışmamızda prostat kanserinde tedavisinde kullanılan dosetaksel ajanının hücre ölüm etkinliği ve Centella asiatica ile olan kombinasyonu halinde meydana gelebilecek etkileri de analiz edildi. Dosetaksel ve Centella asiatica için MTS/PMS analizi yapılarak hücre canlılığı ve doz belirlemesi yapıldı. Daha sonra hücre ölüm yollarından biri olan apoptozun erken evresinde meydana gelen membran değişimini analiz etmek için Anneksin-V yöntemi kullanıldı. Kontrol, dosetaksel, Centella asiatica ve kombinasyon grupları prostat kanseri hücre hattı (DU145) ile muamele edildi ve üç tekrarlı olarak Muse Cell Analyzer cihazı ile analiz edildi. Canlılık ve ölüm oranları yüzdesel olarak SPSS programı ile aritmetik ortalamaları alınarak grafik haline getirildi. Bulgular: Araştırmamızda Centella asiatica'nın hücre canlılığı üzerindeki etkisi diğer gruplara göre önemli ölçüde bir fark oluşturmamıştır. Erken apoptozda Centella asiatica grubu kontrol grubuna göre yaklaşık üç kat, kombinasyon grubu ise yaklaşık iki kat artış göstermiştir. Geç apoptozda Centella asiatica grubu kontrol grubuna göre önemli bir oranda artış gösterirken kombinasyon grubu yaklaşık iki kat artış göstermiştir. Toplam apoptozda ise Centella asiatica ve kombinasyon grupları kontrol grubuna göre iki katından daha fazla bir artış göstermiştir. Sonuç: Bu çalışmada Centella asiatica'nın prostat kanseri hücrelerinde güçlü apoptoz uyaranı olduğu ve diğer kemoterapötiklerle kombine edilmesi halinde hücre ölümünü kuvvetli bir şekilde arttıracağı bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Hücre Ölümü, Prostat Kanseri, Apoptoz, Centella asiatica, Dosetaksel.
Galangin ve kuersetinin nöroblastom hücrelerinde hücre canlılığına ve proliferasyona etkileri
Amaç: Bu araştırma galangin ve kuersetinin SHSY-5Y nöroblastoma kanser hücreleri üzerindeki hücre proliferasyonuna etkilerini incelemek amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırmada, SHSY-5Y nöroblastoma hücre hattı hücre kültürü yöntemi ile çoğaltıldı. Kullanılacak galangin ve kuersetin miktarları için uygun dozlar belirlenmiş ve toplam dört grup oluşturuldu. MTT klonojenite, matrijel invazyon ve immünfloresan in vitro deneyleri gerçekleştirildi. Elde edilen veriler SPSS programında analiz edildi. Bulgular: MTT sonuçlarına göre uygun dozlar kombine tedavi grubu olarak belirlendi. Doz uygulamalarına bakılarak kueersetin 40 µM ve galangin 40 µM dozları hücre proliferasyonu üzerinde en etkili dozlar olarak kabul edilmiştir. Hücre proliferasyonunda %50 civarında azaltıcı etkisi olduğu gözlenmiştir bu yüzden kombine gruplarda bu dozlar kullanılmıştır. Yapılan klonojenite deneyinde kuersetin grubunda klon oluşumunun oldukça az olduğu gözlemlendi. Galangin grubunda daha fazla sayıda hücre perifere yerleşim gösterdi. Kombine tedavi grubunda ise hücrelerin tüm yüzeye yayıldığı gözlemlendi. İmmünfloresan deneyinde TCF8/ZEB1 proteininin galangin ve kuersetinin uygulanan gruplarda kontrol grubu ile karşılaştırıldığında ekspresyonu üzerine etkili olduğu gözlemlendi. İlaçların birlikte uygulandığı kombine tedavi grubunda ise protein ekspresyonunun tek tek ilaç uygulanan gruplara göre artış gözlendiği bulgusuna ulaşıldı. Matrijel invazyon deneyinde ilaç dozundaki artışa bağlı olarak hücreler üzerindeki etkinin de artış gösterdiği gözlendi. 40 µl kuersetinin en fazla etkiyi gösterdiği, ardından 40 µl galangin ve kombine tedavinin de kontrole kıyasla anlamlı bir fark oluşturduğu gözlemlendi. Sonuç: Kuersetin ve galangin kimyasallarının SHSY-5Y hücre hattında belirlenen dozlarda hücre proliferasyonunu azalttığı sonucuna ulaşıldı. Anahtar kelimeler: Galangin, Kuersetin, Nöroblastoma, Hücre Proliferasyonu
WNT inhibitörü PRI-724'ün pankreas kanseri kök hücreleri üzerine etkilerinin in vitro araştırılması
Amaç: Bu araştırmada, Wnt inhibitörü PRI-724'ün pankreas kanseri kök hücreleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız Adnan Menderes Üniversitesi Temel Tıp Bilimleri Laboratuvarında yapılmıştır. Araştırmamız Aralık 2020 tarihinde literatür taramasıyla başlamıştır. Nisan 2021- Eylül 2021 tarihinde deney grupları oluşturulmuş olup elde edilen hücrelerle MTS/PMS doz belirleme, Flow Sitometri ve Klonojenik deney yapılmıştır. Bulgular: PRI-724, Gemcitabine ve Kombine (Gem+PRI-724) gruplarının IC50 değerini belirlemek için doz belirleme deneyi yapıldı. Bu deney sonucunda PRI-724'ün IC50 değeri 45 µM, Gemcitabinin IC50 değeri 4 mg/ml, kombine (Gem+PRI-724) grubunun IC50 değeri 4mg/ml+45 µM olarak belirlendi. Akım (Flow) Sitometri deneyinde kontrol, Gemcitabine, PRI-724 ve Kombine (Gem+PRI-724) grupları oluşturuldu. Her bir gruba CD44, CD133 ve CD24 antikorları eklenerek saçılım grafikleri elde edildi ve daha sonra saçılım grafiklerinin değerlendirilmeleri yapıldı. Klonojenik deneyde ise kontrol, gemcitabine, PRI-724 ve kombine (Gem+PRI-724) grupları oluşturuldu. Kontrol grubunda hücrelerin koloni oluşturulduğu gözlemlenirken, ilaç uygulanan diğer gruplarda koloni oluşturmadığı gözlemlenmiştir. Sonuç: Yaptığımız çalışmanın sonucuna göre Wnt ihibitörü PRI-724'ün pankreas kanser kök hücrelerini inhibe ederek pankreas kanser hücrelerini azalttığı gözlemlenmiştir. Bu çalışmanın pankreas kanseri tedavisi için gelecekte umut olabileceği ve klinik çalışmalara öncülük edebileceği beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Kök Hücre, Pankreas Kanser Kök Hücresi, PRI-724, Wnt Sinyal Yolağı.
Endoplazmik retikulum stres faktörü olan IRE1α'nın, pankreas kanseri hücrelerinde hücre ölümü üzerindeki etkilerinin araştırılması.
Amaç: Bu çalışmada endoplazmik retikulum stres faktörü olan IRE1α'nın pankreas kanseri üzerindeki etkilerinin belirlenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma, pankreas kanseri hücre hattı Panc-1 ile in vitro olarak yapıldı. Hücre hattı, hücre kültürü yöntemleri ile çoğaltıldı ve deney ilaçları olan gemsitabin, STF-083010 ve thapsigargin ile muamele edildi. IRE1α inhibitörü olan STF-083010'un pankreas kanseri hücrelerinde sitotoksisite, apoptoz, hücre döngüsü, kaspaz 3/ 7 ve invazyon üzerindeki etkileri test edildi. Ayrıca hücre ölümü ve endoplazmik retikulum stresinin protein düzeyindeki etkilerine western blot deneyi ile bakıldı. Verilerin analizinde One Way Anova testi ve ikili karşılaştırma için ise Bonferroni testi kullanıldı. Bulgular: STF-083010 için IC50 oranı 160 µM, Gemsitabin için 4 mg/ ml olarak bulundu. Ayrıca düşük doz kemoterapi ile STF-083010 tedavisinin sinerjistik etki gösterdiğini bulduk. Kontrol grubunda %6,25 total apoptoz ve %5,42 nekroz saptanırken, gemsitabin grubunda %36,67 total apoptoz ve %3,1 nekroz, STF-083010 grubunda %34,97 total apoptoz ve %0,97 nekroz, Gemsitabin + STF-083010'de ise %43,52 total apoptoz ve %3,5 nekroz saptandı. Bu sonuçlar istatistiksel olarak da anlamlıydı. Kaspaz 3/7 oranı ise kontrol grubunda %9,68 iken Gemsitabin grubunda %27,7, STF-083010 grubunda %26,12, Gemsitabin + STF-083010 %49,84 olarak bulundu. Western blot sonuçlarında ise pro-apoptotik Bak proteininde, kontrol ve gemsitabin grubuna kıyasla STF-083010 grubunda artış gözlendi. Ayrıca anjiyogenez belirteci VEGFR2'de kontrol ve gemsitabin grubuna kıyasla STF-083010 grubunda önemli bir azalış gözlendi. STF-083010'un anti-proliferatif etkisi aynı zamanda klonojenik deneyde de gözlendi. İnvazyon deneyinde, kontrol grubuna kıyasla STF-083010 ve gemsitabin + STF-083010 grubunda metastatik hücre miktarında azalış gözlendi. Sonuç: Bu çalışmada pankreas kanseri hücrelerinin ER stresi altında olduğu ve IRE1 inhibitörü STF-083010'un bu stresin hayatta kalma yanlısı yolağını inhibe ederek hücrelerin apoptoza girmesini sağladığı sonucuna ulaşıldı. Ayrıca tümör anjiyogenezinin (VEFGR2 bağlamında) pankreas kanseri hücrelerinde aktif olduğu, STF-083010 kullanımının VEGFR2 ekspresyonunda azalışa yol açarak anjiyogenezi inhibe edebileceği sonucuna varıldı.