Theses supervised by Prof. Dr. Levent Naci Özlüoğlu

22 theses · Başkent University

DoctorateOpen AccessTR

Ventilasyon tüp öyküsü olan çocuklarda işitsel işlemleme becerilerinin değerlendirilmesi ve geç latanslar

Bu çalışmada amaç çocukluk döneminde (3-10yaş) efüzyonlu otitis media tanısı almış bireylerde bilateral ventilasyon tüpü uygulaması sonrası temporal işitsel işlemlemede meydana gelen değişiklikler ve bu değişikliklerin gürültüde konuşmayı anlama performansı üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Çalışma olgu-kontrol çalışmasıdır. Çalışmaya İstanbul Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi Kulak Burun Boğaz kliniğine gelen normal işitme eşiklerine ve normal immitansmetrik değerlendirmeye sahip, otitis media tanısı almamış, 10-15 yaş arası 30 birey ve çocukluk döneminde (3-10 yaş) effüzyonlu otitis media tanısı alarak bilateral ventilasyon tüpü uygulanmış, normal işitme eşiklerine ve normal immitansmetrik değerlere sahip 10-15 yaş arası 30 birey olmak üzere toplam 60 birey dahil edilmiştir. Her gruba türkçe matriks test, rastgele aralık tespit etme testi, frekans pattern testi ve süre pattern testi, işitsel uyarılmış kortikal potansiyeller testi uygulanmıştır. Kontrol grubuna göre çalışma grubunda temporal işlemleme testleri (frekans patern testi, süre patern testi rastgele aralık tespit etme testi) karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark elde edilmiştir (p<0,01). Türkçe matriks testi sonucunda çalışma grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düşük skorlar elde edilmiştir (p<0,05,p<0,01). Ayrıca işitsel uyarılmış kortikal potansiyeler testindeki latans değerleri çalışma grubunda, kontrol grubuna göre uzamış elde edilmiş olup, bu sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). Çalışma sonucunda VT öyküsü olan çocuklarda santral işitsel işlemleme becerilerinin etkilenmiş olduğu tespit edilmiştir. Yapılan temporal işlemleme testleri, Türkçe matriks test ve işitsel uyarılmış kortikal potansiyel testleri güvenilir, kolay uygulanabilir testler olarak efüzyonlu otitis media öyküsü olan çocuklarda geleneksel işitme test yöntemleri ile beraber kullanılması sınıf gürültüsünde anlama becerierini değerlendirmek açısından önerilebilir. Anahtar Sözcükler: Otitis Media, İşitsel işlemleme, Gürültüde konuşmayı anlama, Konuşma algısı, Temporal çözünürlük, Temporal sıralama, İşitsel Uyarılmış Kortikal Potansiyeller

GürültüKonuşma algısıKonuşmayı ayırdetme testleri+6
Özlem Ertuğrul
Başkent University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İşitme kayıplı bireylerde işitme cihazının denge fonksiyonları üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Sensörinöral tip işitme kaybı olan birçok hastada beraberinde baş dönmesi ve buna bağlı vestibüler semptomlar görülebilmekle birlikte, vestibulopatiye neden olabilecek herhangi bir iç kulak veya sistemik hastalık kanıtı olmadığında da vestibüler disfonksiyonun olabileceğine ilişkin çalışmalar mevcuttur. İşitme cihazı kullanımının vestibüler semptompları belirgin olmayan hastalarda etkisi üzerine literatürde yeterli çalışma yer almamaktadır. Bu bilgiler ışığında bilateral sensörinöral işitme kaybı olan bireylerde işitme cihazı kullanımının denge fonksiyonları üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Başkent Üniversitesi İstanbul Hastanesi KBB Polikliniğine başvuran ve bilateral orta derecede sensörinöral işitme kaybı tanısı almış, 18-50 yaş aralığında olan 40 yetişkin hasta ile aynı yaş ve cinsiyet eşleştirmeli işitme kaybı olmayan 40 yetişkin gönüllü kişi çalışmaya dahil edildi. Katılımcıların tamamına, saf ses odyometri, timpanometri, videonistgmografi, Servikal-Vestibüler Uyarılmış Miyojenik Potansiyeller (cVEMP), Video Head Impulse Test (VHIT), Statik Postrografi objektif testleri uygulandı. Ayrıca başdönmesi engellilik envanteri, uluslararası düşme etkinlik skalası ve berg denge ölçeği anketleri yapıldı. Hasta gruba Odyo vestibüler değerlendirme sonrasında kulak arkası digital şitme cihazı uygulanarak 6 ay sonra Odyo-vestibüler testler ve anket değerlendirmeleri tekrar edildi. Çalışma grubunun öncesi ve sonrası olarak karşılaştırmaları yapıldı. Sonuçlarda; cVEMP testlerinde işitme cihazı kullanımı öncesinde ve sonrasında latans süreleri karşılaştırıldığında anlamlı düzeyde farklılık gözlenmezken (p>0,05) amlitüd değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu tespit edildi (p<0,01), VHIT sonuçlarında hasta grupta işitme cihazı kullanımı öncesine göre 6. ay kontrollerde sakkadların istatistiksel olarak anlamlı düzeyde kaybolduğu gözlendi (p<0,01), Statik Postürografi testlerinde işitme cihazı kullanımı öncesinde ve işitme cihazı kullanımı sonrasında Düşme Riski açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edildi (p<0,01). Baş Dönmesi Engellilik Envanteri, Berg Denge Ölçeği ve Uluslararası Düşme Etkinlik Skalası sonuçlarında da istatistiksel olarak anlamlı düşme gözlendi (sırası ile, p<0,01, p<0,01, p<0,01). Sonuç olarak işitme cihazının vestibüler fonksiyonlar üzerinde olumlu etkisi olduğu, objektif bulgularda düzelme meydana getirebileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Denge, işitme kaybı, işitme cihazı, Servikal Vestibüler Uyarılmış Miyojenik Potansiyeller (cVEMP), vHIT, Posturografi.

Baş itme testiDengeDuruş+7
Leyla Türe
Başkent University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Değişen gürültü tipi ve sinyal gürültü oranının kortikal işitsel uyarılmış potansiyellere etkisinin incelenmesi

Arka planda gürültü varlığında konuşmayı anlama zorluğu yaygın olarak bildirilen bir sorundur. Beynin gürültüde konuşmayı nasıl işlediğini anlamak, klinisyenlerin gürültüde konuşmayı anlamada zorluk yaşayan kişilere yardımcı olacak terapiler ve fayda ölçütleri geliştirmelerine yardımcı olmaktadır. Bu çalışmanın amacı, farklı sinyal/gürültü oranlarındaki (SGO) farklı gürültü tiplerinin, normal işiten bireylerde ses başlangıcıyla uyarılan N1 cevapları üzerindeki etkisini araştırmaktır. Araştırmaya 18-30 yaş arası 14 katılımcı dahil edilmiştir. Elektrofizyolojik ölçümlerde /sa/ uyaranı sessizlikte, beyaz gürültüde ve çok konuşmacılı gürültüde iki SGO altında sunulmuştur. Farklı gürültü durumlarındaki ses başlangıcı N1 latansları ve genlikleri karşılaştırılmış, başlangıç cevabı ses başlangıcı N1 genlikleri sessiz durum ile karşılaştırıldığında önemli ölçüde azalmıştır. Ayrıca, beyaz gürültü ile karşılaştırıldığında çok konuşmacılı gürültü durumu için genlikler önemli ölçüde azalmıştır. Tüm ses başlangıç N1 cevabı için ortalama latanslar, sessiz durumla karşılaştırıldığında gürültü durumunda uzamıştır. Ancak beyaz gürültü ile çok konuşmacılı gürültü durumu arasında, latans süresindeki farklar istatistiksel olarak anlamlı değildir (p<0,05). Bu sonuçlar, arka plandaki maskenin genel olarak konuşma sesinin uyardığı kortikal tepkilerin genliğini azaltıp latansını uzatırken, maskeleme tipinin de önemli bir etkiye sahip olduğu fikrini desteklemektedir. Çok konuşmacılı maskeleyiciler (6 konuşmacılı), tamamen enerjik beyaz gürültü maskeleyicileriyle karşılaştırıldığında, ses başlangıcı N1 zorunlu kortikal cevap üzerinde daha büyük bir etkiye sahiptir, bu da informasyonel maskeleme etkilerine atfedilebilir.

Ece Kocabaş
Başkent University
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Zihinsel yetersizliği olan bireylerde işitsel spektral çözünürlük, gürültüde konuşmayı anlama ve sözel dil becerisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada, hafif düzey zihinsel yetersizliği (HDZY) olan bireylerin işitsel spektral çözünürlük becerisi, gürültüde konuşmayı anlama, sözel bellek süreçleri ve sözel dil becerisinin değerlendirilmesi yapılarak değişkenlerin ilişkisel analizi amaçlanmıştır. Çalışmaya; 27 HDZY tanısı almış birey ile 27 tipik gelişim gösteren birey dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara odyolojik değerlendirmeler, Hearing in Noise Test (HINT-PV), Sözel Bellek Süreçleri Testi (SBST) ve Spektral Modülasyon Ripple Test (SMRT) yapılmıştır. Türkçe Okul Çağı Dil Gelişim Testi (TODİL) testi ise HZDY tanısı alan bireylere uygulanmıştır. Normal işitmeye sahip tüm katılımcıların, gruplar arası HINT sessiz koşulda eşik düzeyleri benzer iken (p>0,05), iki gurup arasında HINT gürültü ön koşulunda, SMRT test R/O, SBST-ABP, SBST-TÖP, SBST-EYÖP, SBST-USB testlerde farklılık gözlenmiştir (p<0.001). HDZY olan bireyler sözel dil becerilerinde, test norm değerlerinden daha düşük düzeyde dil puanı elde ettikleri gözlenmiştir (p<0,05). Grupların cinsiyet açısından sonuçları ve HINT-sessiz koşuldaki eşik düzeyleri benzer olarak gözlenmiştir (p>0.05). HDZY olan bireyler zeka bölümü (IQ) 50-59 olan 15 birey (%55.6) ile 60-69 olan 12 birey (%44.4) iki grupta incelenmiştir. HINT gürültü ön koşulu ile SMRT R/O, SBST TÖP, EYÖP, USB, TODİL test sonuçlarında iki alt grup arasında farklılık gözlenmiştir (p<0,01). HDZY olan bireylerde zihinsel beceri düzeyi ile SMRT-R/O, SBST-TÖP, SBST-EYÖP ve SBST-USB arasında pozitif yönlü korelasyon gözlenmiştir (p<0.05). HDZY olan bireylerde HINT-gürültü ön değişkeni ile SBST-TÖP, SBST-USB ve SBST-EYÖP arasında pozitif yönlü korelasyon gözlenmiştir (p<0.05). HINT gürültü ön değişkeni SMRT R/O ve HINT sessiz koşulu arasında anlamlı bir korelasyon izlenmemiştir (p>0.05). Sonuç olarak çalışmamızda, HDZY olan bireylerin normal işitme eşiklerine sahip olsa bile periferik ve santral işitsel yollar ile işitsel korteks düzeyinde spektral çözünürlük becerilerinde yetersizlikler olabileceği değerlendirildi. Zihinsel yetersizlik düzeyi azaldıkça daha düşük R/O puanı elde edilmesi, zihinsel yetersizlik ile işitsel kortikal alanlarda işlemleme ve ayırt etme ile ilişkili, spektral çözünürlük becerisi etkileniyormuş gibi görünmektedir. Zihinsel yetersizlik düzeyi daha düşük olan bireylerin sözel dil becerileri ile sözel bellek süreçlerinde daha düşük başarı sağladıkları, buna bağlı olarak öğrenme performansında düşüklük, HINT gürültü ön koşulunda daha kötü performans gösterdikleri ve daha yüksek sinyal gürültü oranına (SGO) ihtiyaç duydukları izlenmiştir. Aynı şekilde artan zihinsel beceri düzeyi ile dil becerilerinin iyileştiği ve gürültüde konuşmayı anlama becerisinde, sözel bellek süreçlerinde daha başarılı oldukları söylenebilir. Zihinsel yetersizliği olan bireyler daha fazla SGO'na ihtiyaç duyuyormuş gibi görünüyorlar.

Nedim Turğut
Başkent University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Manyetik rezonans görüntüleme cihazı ile çalışan radyoloji teknikerlerinde gürültünün işitme üzerine etkisinin kontrol grubu ile karşılaştırılması

Bu çalışma, Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) cihazı ile çalışan radyoloji teknikerlerinin, cihazın oluşturduğu yüksek düzeydeki akustik gürültüye maruziyetinin işitme sistemine olan etkilerini değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. MRG cihazlarının çalışması sırasında ortaya çıkan sesler, 100 dB'yi aşabilen seviyelere ulaşabilmekte ve uzun süreli maruziyet durumunda iç kulakta geri dönüşü olmayan koklear hasarlara neden olabilmektedir. Bu bağlamda çalışmanın amacı, MRG cihazıyla çalışan radyoloji teknikerlerinin koklear fonksiyonlarının, benzer yaş ve meslek grubundan ancak MRG ile çalışmayan sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılarak değerlendirilmesidir. Çalışmaya, yaşları 21 ile 48 arasında değişen 34 radyoloji teknikeri ile yaşları 21 ile 45 arasında değişen 32 kontrol grubu üyesi dahil edilmiştir. Katılımcıların tamamına işitme sistemine dair detaylı odyolojik değerlendirmeler yapılmıştır. Bu değerlendirmeler arasında saf ses odyometrisi, yüksek frekans odyometrisi, Transient Evoked Otoakustik Emisyon (TEOAE), Distortion Product Otoakustik Emisyon (DPOAE) ve Tinnitus Engellilik Envanteri (THI) testleri yer almaktadır. Ayrıca radyoloji teknikerlerinin çalıştığı MRG odalarında 15 dk gürültü ölçümleri yapılmış ve en yüksek anlık ses düzeyinin 105.1 dB'e kadar çıktığı tespit edilmiştir. Bulgular, MRG cihazı ile çalışan teknikerler kontrol grubu ile kıyaslandığında, TEOAE ve DPOAE sonuçlarında anlamlı bir farklılık gözlenmedi. Saf ses odyometri ve yüksek frekans odyometri sonuçlarında anlamlı farklılıklar olduğu gözlenmektedir. Saf ses odyometride 500(kapıya yakın olan kulak p-value=0.0295 kapıya uzak olan kulak p-value=0.0046), 1000 Hz'de (kapıya yakın olan kulak p-value=0.0469 kapıya uzak olan kulak p-value=0.0008) her iki kulakta eşiklerde düşme gözlenmiştir. Çalışma grubunda kapıya yakın olan kulak ve uzak olan kulak kendi aralarında kıyaslandığında ise 4000(p-value=0,0274), 6000(p-value=0,0497) ve 8000 Hz'de (p-value=0,0478) asimetrik eşik kayması tespit edilmiştir. Yüksek frekans odyometri sonuçlarında ise çalışma grubu ve kontrol grubu kıyaslandığında kapıya yakın olan kulakta 10.000(p-value=0,0405), 12.500(p-value=0,0273), 14.000(p-value=0,0075), 16.000(p-value=0,0002), 18.000 Hz'de (p-value=0,0144) ve kapıya uzak olan kulakta 16.000 Hz'de (p-value=0,0049) anlamlı sonuçlar elde edilmiştir. Çalışma grubunda kapıya yakın olan kulak ve uzak olan kulak kendi aralarında değerlendirildiğinde 16.000 Hz'de (p-value=0,0345) asimetrik eşik kayması tespit edilmiştir. Sonuç olarak, radyoloji teknikerlerinde uzun süreli MRG cihaz gürültüsüne maruz kalmaları neticesinde özellikle yüksek frekanslarda işitme kaybı oluşabilmektedir. Bu sonuçlar, klinik ortamlarda çalışan personelin işitme sağlığının korunması amacıyla gürültü kontrol önlemlerinin ve işitme koruyucu ekipman kullanımının teşvik edilmesinin gerekliliğini ortaya koymaktadır.

OdyologOdyolojiOdyometri
Cevahir Bulut Turay
Başkent University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Yetişkinler için Türkçe fonetik envanteri temelli sözcük tanıma listesinin oluşturulması

Eşik üstü testler işitmenin değerlendirilmesinde en sık kullanılan testlerdendir. Eşik üstü testler aynı zamanda Konuşma Odyometrisi olarak da adlandırılmaktadır. Hastalardan kendilerine sunulan tek heceli kelimeyi tanıması beklenen Sözcük Tanıma Testi. konuşma odyometrisini oluşturan testlerdendir. Hastaların işitme performansının gerçek dünyaya olan etkisinin ölçülmesi, bu testi tüm odyoloji uzmanları için oldukça değerli kılar. Geleneksel olarak bugüne kadar tasarlanan tüm kelime listelerinde takip edilen sıkı kurallar vardır. Bu çalışmada da ülkemizdeki odyoloji kliniklerinde en sık kullanılan sözcük tanıma testi olan Hacettepe listesi ile bu tez çalışması için tasarlanmış Başkent Sözcük Listesinin skorları hem 18 – 40 yaş arası sağlıklı işitenler, hem de sensörinöral işitme kaybı olan bireyler ile karşılaştırılmıştır. Sözcüklerin seçimi için Ergenç 1995 ve Gürzap 2006'dan yararlanılarak Türkçe'deki tüm fonemler belirlenmiştir. Daha sonra sözcük listelerini oluşturmak için yazılı dil derlemi için Türkçenin Sözcük Frekans Sözlüğüne başvurulmuştur. Sözlü dil derlemi içinse TRT'den yayınlanan 6 programından yararlanılmıştır. Her iki derlemde Türkçe'de yer alan tüm sesbirimler sınıflandırılmıştır. Öncül kelimeler 384 kişiye sunularak kelime tanınırlığının puanlanması istenmiştir. Elde edilen bulgulara göre Hacettepe listesi ile Başkent listesine işitme engelli bireylerin verdikleri yanıtlar arasında her iki kulak için de anlamlı derecede farklılık vardır, (p<0,001). Buna göre katılımcılar Başkent listesine daha iyi yanıt vermektedir. Bunun yanı sıra leksikal komşuluk ilişkileri için bakıldığında Hacettepe listesindeki sözcüklerin anlamlı ölçüde daha fazla leksikal komşuya sahip olduğu görülmüştür. Elde edilen bulgular, fonetik dağılımın sözcük tanıma testleri tasarlanırken birincil önem taşımadığını, dili fonetik olarak doğru temsil etmenin hasta yanıtlarına etki edeceğini göstermiştir. Bunun yanı sıra sunulan hedef sözcükteki leksikal komşuluk ilişkilerinin az olması sözcüğün hastalar tarafından anlaşılmasını daha olanaklı kılmaktadır

FonetikKelime tanımaKonuşma+2
Berkay Arslan
Başkent University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Subjektif tinnitusa internet tabanlı yaklaşımın uygulanabilirliğinin araştırılması

Subjektif tinnitus şikâyeti bulunan yetişkinlerde internet tabanlı yazılımların kullanımının uygunluğunun araştırılması amaçlanmıştır. Subjektif tinnitus şikâyetiyle kliniğe başvuran 20- 60 yaş bireylere, Yetişkin Hasta ve Tinnitus Profili Formu, TEÖ (Tinnitus Engel Ölçeği), Tinnitus şiddet, süre ve rahatsızlık derecelerini belirlemek için NAS (Görsel Analog Ölçeği), SF-36 (Yaşam Kalitesi Kısa Formu), MMT (Mini Mental Test) ve KAÖ (Koronavirüs Anksiyete Ölçeği) uygulandı; işitme (saf ses ve yüksek frekans odyometrisi) ve tinnitusla ilgili parametrelerin ölçümü klinikte geleneksel olarak gerçekleştirildi ve bunlardan bazıları (saf ses işitme ve tinnitus frekansı eşleştirme ölçümü) telefon uygulamaları yoluyla bireylere tekrarlatıldı. Değerlendirmelerden sonra içleme kriterlerine uygun olduğu belirlenen 54 katılımcı yaş, işitme durumları, tinnitus dereceleri benzer olacak şekilde 1. Basamak Tinnitus Bilgilendirme hizmetini yüz yüze ve uzaktan canlı bağlantı yoluyla alacak şekilde ikiye ayrıldı. Yüz yüze/Uzaktan Bilgilendirme hizmetinin sunumunda bir standart oluşturmak amacıyla çalışma kapsamında bir görsel materyal tasarlanmıştır. Bu materyal eşliğinde yapılan bilgilendirmeden sonra katılımcıların tinnitusla ilgili mevcut durumlarının ve hizmet memnuniyet seviyelerinin belirlenmesi için ölçeklerden yararlanılmıştır. Bilgilendirmeyi 2 farklı yöntemle alan gruplar arasında TEÖ, NAS ve bilgilendirme memnuniyet skorları açısından anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>.05). Her iki grupta da TEÖ ve NAS (şiddet /süre /rahatsızlık derecesi) açısından danışmanlık öncesinde ve sonrasında elde edilen puanlarda anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<.05). Tinnitus maruziyet süresi ile bilgilendirme sonrası TEÖ skoru değişimi arasında güçlü, NAS değişimi ile orta derecede negatif yönde bir ilişki bulunmuştur. Benzer -hatta daha güçlü- negatif ilişkinin tinnitusla ilgili başvurulan merkez sayısı ile bilgilendirme sonrası TEÖ ve NAS skorlarıyla ortaya çıkarılan bilgilendirme yararı arasında olduğu ifade edilebilir.

Akıllı telefonlarMobil uygulamaTeletıp+2
Gözde Bayramoğlu Çabuk
Başkent University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Benign paroksismal pozisyonel vertigolu (BPPV) hastalarda kanalit repozisyon manevralarının (KRM) ve kanalit repozisyon manevralarına ek olarak verilen postüral kısıtlamaların düşme riskini azaltmaya etkisi

Tolga Öcal, Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigolu (BPPV) Hastalarda Kanalit Repozisyon Manevralarının (KRM) ve Kanalit Repozisyon Manevralarına Ek Olarak Verilen Postüral Kısıtlamaların Düşme Riskini Azaltmaya Etkisi. Amaç: Bu çalışmamızda amaç, BPPV'li hastalarda KRM'lere ek olarak verilen postural kısıtlamalarının düşme riski değerlendirme testlerinin bulgularına etkisini incelemek ayrıca KRM'den önce ve sonra elde edilen düşme riski değerlendirme testlerinin bulgularını karşılaştırmaktır. Gereç Yöntem:Çalışmaya 2022 yılında Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Odyoloji Kliniği'nde BPPV tanısı almış 34 hasta dahil edildi. Grup 2'ye BPPV tedavisi için sadece kanalit repozisyon manevrası (KRM) uygulanırken, Grup 1'e KRM uygulandı ve postüral kısıtlamalar önerildi. Tedavi uygulamaları öncesinde, tedavi uygulamaları sonrası BPPV tanı testlerinin negatif elde edildiği günde ve 1 ay sonrasında hastalara Morse Düşme Ölçeği (MDÖ), Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (ZKYT), Berg Denge Skala'sı (BDS) ve Romberg testi uygulandı ve düşme riskleri değerlendirildi. Bulgular:Çalışmamızda tedavi öncesinde ve sonrasında MDÖ, ZKYT, BDS ve Romberg testi skor ortalamaları gruplar arasında karşılaştırıldığında anlamlı farklılık bulunmadı. Grup 1 ve Grup 2'de zamana göre hastaların ZKYT ve BDS skor ortalamaları istatistiksel olarak anlamlı şekilde iyileşmişti. Grup 1 ve Grup 2'de zamana göre hastaların MDÖ ve Romberg testi skor ortalamaları istatistiksel olarak anlamlı şekilde iyileşmemişti. Sonuç:Bu çalışmaya göre KRM'ler, BPPV hastalarının düşme risklerinim önlenmesi üzerinde olumlu etkisi olabilir. Postüral kısıtlamaların, BPPV hastalarının düşme risklerinin önlenmesi üzerinde bir etkisi yoktu. BPPV hastalarında, KRM ve KRM'lere ek olarak verilen postüral kısıtlamaların düşme riskine etkisi, diğer düşme riski değerlendirme araçları ile incelenmesine ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler:BPPV, kanalit repoziyon manevrası, düşme, düşme riski değerlendirmeleri.

Düşme kazalarıRisk faktörleriVertigo
Tolga Öcal
Başkent University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı erişkin bireylerde okuler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel ( OVEMP) normal değerleri

Kuvvetli ses ve vibrasyon gibi uyaranlar, baş hareketi olmaksızın refleks oküler hareketleri başlatabilirler. Yakın zamanda kullanıma giren okuler vestibüler uyarılmış myojenik potansiyel testi, noninvaziv olarak inen (assenden ) vestibüler yolu ve beyin sapında çaprazlanan vestibülooküler refleksi değerlendirmektedir. Bu çalışmanın amacı sağlıklı erişkin bireylerde oküler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel normal değerlerini belirlemektir.Çalışma, Başkent Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda kulak şikayeti olmayan 38 adet gönüllü, sağlıklı birey ile yürütülmüştür. Çalışmaya katılan bireylere KBB muayenesini takiben odyolojik değerlendirim, pozisyonel testler uygulanmıştır. Saf ses ortalamaları 20 dB'den iyi olan, pozisyonel testlerinde nistagmus saptanmayan bireyler çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcılara oküler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel testi yapılarak, elde edilen dalgaların latans ve amplitüd değerleri saptanmıştır.Çalışmaya alınan 38 (76 kulak) sağlıklı bireyin 18'i erkek, 20'si kadın; yaş ortalaması 40,2± 11.6 (22-58) idi. N1 latansı sağ kulak için 9,8±2,1 msn, sol kulak için 9,3±1,9 msn (p=0,312) idi. Sağ kulakta P1 15,0±2,3 msn, sol kulakta 14,7±2,2 msn (p= 0,651) idi. Amplitüd değerleri sağ kulakta 3,3±1,5 µV, sol kulakta 3,3±1,1 µV (p= 0,919) bulundu. Her iki cinsiyet için parameterlere bakıldığında latans ve amplitüd değerleri arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Yaş ve oküler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel testi ilişkisine bakıldığında, N1 değerleri ile yaş arasında pozitif bir korelasyon saptandı(r=242, p =0,0359). Aynı şekilde P1 değerleri ile yaş arasında da pozitif bir korelasyon saptandı(r=250, p=0,030). Ancak yaş ile amplitüd arası anlamlı ilişki yoktu (r=052, p=0,633). Elde edilen bulgulara göre cinsiyet ve kulak yönü test sonuçlarını etkilemediğinden toplam 76 kulak için test parametreleri hesaplandı. Buna göre, N1 latansı 9,62±2,02 (4,30-16,00) msn; P1 latansı 14,90 ±2,33 (9,0-21,00) msn idi. Amplitüd ortalaması 3,36 ±1,36 (1,06-8,48) µV idi.Okuler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel latans değerleri literatüre benzer olarak saptanmıştır. Elde edilen değerler, kliniğimizin yetişkin normatif değerleri olarak belirlenmiştir. Sonuçlar vestibüler hastalıkların değerlendiriminde kullanılacaktır.Anahtar Kelimeler: Vestibulookuler refleks, okuler vestibuler miyojenik cevap, normatif veri

Uyarılmış potansiyeller-görselUyarılmış potansiyeller-işitselVestibül+3
Hatice Seyra Erbek
Başkent University · Institute of Health Sciences
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Meniere hastaları ve sağlıklı erişkinlerde gliserol testi ile vemp ve odyoloji bulgularında olası değişiklerin karşılaştırılması

ÖZETMENİERE HASTALARI VE SAĞLIKLI ERİŞKİNLERDE GLİSEROL TESTİ İLE VEMP VE ODYOLOJİ BULGULARINDA OLASI DEĞİŞİKLİKLERİN KARŞILAŞTIRILMASI Amaç: Meniere hastaları ve sağlıklı kişilerde, ozmotik etkisi olan gliserolün oral olarak verilerek iç kulakta yaptığı etkinin, uyarılmış vestibüler miyojenik potansiyelcevapları bulgularında değişiklik yaratıp yaratmadığını değerlendirmek. Plan: Prospektif, kontrol gruplu, klinik çalışma. Yer: Başkent Üniversitesi KBB Kliniği Hastalar: Kliniğimize 19 yaş üstü, baş dönmesi şikayeti ile başvuran ve tıbbi hikaye ve yapılan tetkikler sonucu tanı alan 29 Meniere hastası çalışmaya alındı.Hikayesinde vestibüler sistemle ilgili herhangi bir yakınması olmayan 10 gönüllü sağlıklı kişi, kontrol grubuna dahil edildi. Yöntem: Çalışmaya dahil edilen Meniere hasta ve sağlıklı gruba, odyolojik tetkikve VEMP testi yapılarak, ardından kiloya 1 gr olacak şekilde gliserol içirildikten hemen sonra ve birer saat arayla üç kez odyolojik tetkik ve VEMP testi yapılarak, gruplar arası cevaplar karşılaştırıldı. Bulgular: Kontrol grubunda 20 kulakta gliserol testi öncesi ve sonrası VEMP latensi ve amplitüd ortalama değerleri belirlendi. Kontrol grubu değerleri bazal alınarak, Meniere hasta grubunda hasta kulaklarda 9 hastada (%31) VEMP cevabı alınamadı, 5 hastada (%17.2) p13 latans, 8 hastada (%27.5) n23 latans uzamasıve 2 hastada (%6.8) amplitüd değerlerinde yükselme elde edildi. Gliserol testi 3.saat sonuçları karşılaştırıldığında, 9 hastanın 5'inde VEMP cevapları elde edildi. 2hastanın p13 latans değeri, 5 hastanın n23 latans değerinde normal sınırlara düşüş gözlendi. Latans değerlerinde ve amplitüd değerlerindeki değişim oranları karşılaştırıldığında anlamlı farklılık elde edildi. Meniere hasta grubu hasta kulaklarda gliserol testi sonrasında odyolojik değerlerde anlamlı yükseliş 20 hastada (%69) elde edildi. Sonuç: Gliserol testinde elde edilen odyolojik verilerde, koklear endolenfatik hidropsu destekleyen anlamlı sonuçlar elde edilmiştir. Gliserol testi ile eş zamanlıii yapılan VEMP testinde de anlamlı değerlerin elde edilmesi, sakküler hidropsu desteklemektedir. Gliserol testi ile elde edilen VEMP değerlerinden elde sonuçla rodyolojik verileri destekleyici özellik taşıdığı düşünülmüştür. Anahtar Sözcükler: Meniere hastalığı, Gliserol testi, Uyarılmış vestibüler miyojenik potansiyeller

Işılay Öz
Başkent University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Vücut kitle indeksinin baş itme testine etkisi

Denge, istirahatte ve aktivite sırasında, yer çekimi merkezini destek yüzeyi üzerinde tutabilmek için gerçekleştirilen postüral uyumdur. Normal postüral kontrol ve dengenin sağlanmasında etkili olan üç sistem vardır; vestibüler sistem, görme sistemi ve somatosensör sistemdir. Sedanter yaşam kas zayıflığının artması denge bozukluğuna etki eden önemli bir faktördür. Bu çalışmanın amacı; vücut kitle indeksi ile fiziksel aktivite arasındaki ilişki incelenip, denge sisteminin değerlendirilmesinde kullanılan baş itme testi üzerinde etkisinin olup olmadığını araştırmaktır. Çalışma, Başkent Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda kulak ve vestibüler sistem şikayeti olmayan 18-64 yaş arasındaki 30 gönüllü, sağlıklı bireylerle yürütülmüştür. Gönüllülere vHIT yapılmış, uluslar arası fiziksel aktivite değerlendirme kısa formu doldurtulmuştur. Katılımcıların boy ölçümleri milimetrik boy skalası ile, vücut ağırlığı ölçümleri elektronik baskül ile ölçülmüştür. Vücut ağırlığı ve boy uzunluğu verileri kişisel bilgi formlarına eklenerek daha sonra formüle edilmiştir. (VKİ= Vücut Ağırlığı (kg) / Boy2 (m). Boy uzunluğunun karesi alındıktan sonra vücut ağırlığına bölünmesi ile tüm katılımcıların VKİ değerleri elde edilmiştir. Sınıflandırma kriterlerine uygun olarak VKİ değerleri üç kategoriye ayrılmıştır. Bunlar; vücut kitle indeksi 18 kg\m2> zayıf 18-25 kg\m2 arasında olanlar normal 25 kg\m2> olanlar obez olarak değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde SPSS 15.0 programı kullanılmıştır. Hastaların her kanaldaki süre kazançları ortalama ve standart sapma tablosu olarak verilmiştir. Ayrıca kanal süre kazancı 0.8-1.2 msn aralığında olanlar "normal", 0.8'in altında olanlar "düşük" olarak kodlanmış ve frekans ve yüzde tabloları şeklinde sunulmuştur. Vücut kitle indeksleri ortalama ve standart sapma tablosu olarak verilmiştir. Vücut kitle indeksi <18 olan hastalara "zayıf', 18-25 arası "normal" ve >25 olanlar "obez" şeklinde kodlanmış ve frekans ve yüzde tablosu olarak sunulmuştur. Vücut kitle indeksi grupları (zayıf, normal, obez) ile kanal kazanç düzeyleri (düşük, tıormal) arasındaki ilişkiyi ve vücut kitle indeksi grupları ile fiziksel aktivite grupları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla Ki-Kare testi (Chi- Square test) kullanılmıştır. Olağanlık katsayısı (C), ki-kare istatistiğinin önemli olduğu durumda kullanılır ve 0 ile 1 arasında değer alır. 0'a yakın değerler ilişkinin zayıf, l'e yakın değerler ilişkinin güçlü olduğunu ifade eder. Ki-kare istatistiği anlamlı (p<0,05) görüldüğünde VKİ ile kanal süre kazançları arasındaki ilişki gücünü belirlemek amacıyla olağanlık katsayısı (Contingency Coeffıcient "C") kullanılmıştır. Vücut kitle indeksine göre fiziksel aktivite düzeyi arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (P> 0.005). Hastaların sağ anterior kazanç süre ortalaması 0,90±0,20 |isn olarak bulunmuştur. Hastaların %83,3'ünde sağ anterior kazancı düşük düzeyde, %16,7'sinde yüksek düzeyde bulunmuştur. Hastaların sol posterior kazanç süre ortalaması 0,88±0,07 (j,sn olarak bulunmuştur. Hastaların %90'ında sol posterior kazancı düşük düzeyde, %10'unda yüksek düzeyde bulunmuştur. Hastaların sağ posterior kazanç süre ortalaması 0,84±0,10 |isn olarak bulunmuştur. Hastaların %73,3'ünde sağ posterior kazancı düşük düzeyde, %26,7'sinde yüksek düzeyde bulunmuştur. Anahtar sözcükler: Vestibüler sistem, baş itme testi, Vücut kitle indeksi

DengeDuruşTestler+3
Yağmur Baloğlu
Başkent University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Orkestra sanatçılarında işitmenin odyometri, ve geçici uyarılmış otoakustik emisyon testleriyle değerlendirilmesi

Profesyonel orkestra sanatçıları mesleki yaşamlarında devamlı olarak, prova ve konserler boyunca ortalama 79-98 dB ses şiddetindeki müziğe maruz kalmaktadırlar. Orkestra sanatçılarının maruz kaldıkları ses şiddeti orkestrada bulunduğu yer ve çaldığı alete göre iç kulağa zarar verici seviyelere çıkmaktadır. Çalışmamızın amacı; orkestra sanatçılarında işitmenin odyometri, transient uyarılmış otoakustik emisyon (TEOAE) ve kontralateral supresyon testi ile detaylı olarak incelemektir. Çalışmaya 30 orkestra sanatçısı, müzikle ilgilenmeyen ve sürekli ve/veya ani gürültüye maruz kalmamış 30 kişi kontrol grubu olmak üzere toplam 60 kişi alınmıştır. İşitme eşikleri ölçümünden sonra her iki grubun uyarılmış otoakustik emisyon testiyle değerlendirmesi iki aşamalı olarak ölçülmüştür. Orkestra sanatçıları (OS) ve kontrol grubu ilk olarak kontralateral akustik stimülasyon (KAS) verilmeden önce TEOAE testiyle ölçülmüştür. Sonrasında 70 dB dar band KAS verilerek aynı anda TEOAE testiyle ölçülmüştür. Orkestra sanatçılarının yaş ortalaması 36,83±6,3, kontrol grubunun yaş ortalaması 35,83±6,8 olup, fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p=0,56). OS'nin ve kontrol grubunun saf ses işitme eşikleri arasında sağ kulakta 2000 Hz ve sol kulakta 16000 Hz frekansları haricinde anlamlı bir fark bulunmamıştır. Orkestra sanatçılarından alınan TEOAE yanıtları kontrol grubuna göre tüm frekanslarda anlamlı derecede azdır. Orkestra sanatçıları grubunda kontralateral akustik uyaran verilirken yapılan 1000 Hz, 2800 Hz ve 4000 Hz frekanslarında daha düşük değerlerde emisyon elde edilmiştir. Fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). 1400 Hz ve 2000 Hz frekanslarında elde edilen emisyon değerleri arasında anlamlı bir fark elde edilememiştir. Kontrol grubunda KAS verilmeden ve KAS verilirken yapılan TEOAE ölçüm sonuçları karşılaştırıldığında, 4000Hz frekansı hariç tüm frekanslarda emisyon değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı düşüş saptanmıştır. Kontrol grubunda OS'ye göre 1000 Hz ve 2000 Hz frekanslarında daha fazla kontralateral supresyon olduğu görülmüş ancak diğer frekanslarda anlamlı bir fark elde edilememiştir. Orkestra sanatçılarında prova süresi arttıkça TEOAE değerlerinde düşüş olduğu saptanmıştır. Konralateral supresyon değerlerinde anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. Çalışmamızda elde ettiğimiz bulgular sonucunda orkestra sanatçılarının yüksek ses maruz kalmalarına rağmen saf ses işitme eşiklerinin beklenenden iyi olmasına karşılık, TEOAE değerlerinde gözlenen düşüş, gürültüye bağlı işitme kaybının erken dönemde tespitinde saf ses odyometrinin yeterli olmayabileceğine dair bir fikir oluşturmuştur. Her iki grubun supresyon değerlerinde 2 frekans haricindeki farklılık sonucu gürültünün işitmeyi iç kulak düzeyinde etkilediği ancak işitsel efferent sistem üzerinde belirgin bir etkisinin olmadığı söylenebilir.

Akustik emisyon yöntemiOdyometriOdyometri-uyarılmış cevap+5
Sermin Kumdakcı
Başkent University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Metforminin gürültüye bağlı ototoksisitede koruyucu etkisinin araştırılması

Gürültüye bağlı işitme kaybı erişkin popülasyonun işitme kayıplarının en önemli nedenlerinden biridir. Gürültü sonrası kokleada reaktif oksijen seviyeleri artmaktadır ve koklear kan akımı bozulmaktadır. Birçok antioksidan tedavinin gürültüye bağlı işitme kaybında koruyucu etkisi tespit edilmiştir. Metformin etkili ve güvenli bir diyabet ilacı olmasının yanında aynı zamanda antioksidan ve nöroprotektif etkilere de sahiptir. Bu çalışma gürültü maruziyeti sonrası oluşan ototoksisiteye karşı metforminin koruyuculuğunun test edildiği invivo kontrollü deneysel bir hayvan çalışmasıdır. Bu çalışma Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Araştırma Kurulu tarafından onaylanmıştır ve Başkent Üniversitesi hayvan deneyleri laboratuvarında yürütülmüştür. Çalışmaya 24 rat dahil edilmiş, birinci grup sadece gürültü, ikinci grup sadece metformin, üçüncü grup gürültü ve metformin verilen, dördüncü grup da kontrol grubu olacak şekilde ayarlanmıştır. Tüm ratların bazal DPOAE ve ABR uygulamaları yapıldıktan sonra, metformin grubu (2. grup) ve metformin + gürültü grubu (3. grup) 10 gün boyunca gavaj yolu ile günde tek doz salin içinde çözülmüş 300 mg/kg metformin (Glucophage®) tedavisi almıştır. 11. gün gürültü grubu (1. grup) ve metformin + gürültü grubuna (3. grup) 15 saat süreyle 105 dB SPL şiddetinde beyaz gürültü uygulanmıştır. Gürültü maruziyeti sonrası 1., 7. ve 21. gün tüm gruplardaki ratların DPOAE ve ABR ölümleri tekrarlanmıştır. Metformin tedavisi alan 2. ve 3. gruptaki ratlar çalışma bitimine kadar toplam 31 gün boyunca metformin tedavisi almaya devam etmiştir. 1. ve 3. grubun ABR eşik değerleri ve DPAOE ölçümleri gürültü maruziyeti sonrası 1. gün bozulurken, 1. grupta bozulma 7. ve 21. günlerde devam etmiş, 3. grubta 7. günde normale dönmüştür. Metformin grubunda metformin tedavisi ile ABR eşiklerinde ve DPOAE ölçümlerinde fark oluşmamıştır. Sonuç olarak metforminin gürültüye bağlı ototoksiteye karşı ratlarda tedavi edici etkisi bulunmuştur. Metformin gürültüye bağlı işitme kaybında alternatif bir tedavi olarak kullanılabilir.

AntioksidanlarGürültüMetformin+4
Gülin Gökçen Kesici
Başkent University · Institute of Health Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Migren, vestibüler migren ve meniere hastalığı ayırıcı tanılarında öykü, üç yönlü video baş savurma testi ve videonistagmografinin yeri

Vestibüler migrenin santral mi, yoksa periferik vestibüler sistemin bir bozukluğu mu olduğu ve hastalığın patofizyolojisi henüz netlik kazanmamıştır. Vestibüler migrenli hastalar genellikle kısmi (vestibüler) Meniere hastalığında olduğu gibi diğer medikal tanılarda olan yaygın semptomlarla kliniğe başvurmaktadırlar. Kulakta dolgunluk hissi ve fluktuan işitme kaybı öyküsü Meniere hastalığında daha sık görülmekte olan semptomlar olmasına rağmen, bazı araştırmacıların vestibüler migrenli hastalarda da benzer şikayetleri tespit etmesi iki hastalık arasında bağlantı olduğunu düşündürmektedir. Çalışmamızda vestibüler migren, Meniere hastalığı olan hastalarda, hastaların odyolojik ve vestibüler şikayetleri, migren baş ağrısı ve taşıt tutması öyküsü derlenmiştir. Hastaların üç yönlü video baş savurma testi (vHIT) ve bitermal kalorik testi de içeren videonistagmografi (VNG) bulguları değerlendirilerek; hasta öyküsüyle testlerdeki bulgular arasında herhangi bir ilişki olup olmadığı gösterilmeye çalışılacaktır. Araştırma Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Yerel Etik Kurulu tarafından onaylandı (KA16/41). Kulak Burun Boğaz polikliniklerine 2015 Ocak ile 2016 Eylül tarihleri arasında baş dönmesi şikayetiyle başvuran hastalar retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Öyküsünde, klinik, odyolojik değerlendirme, nörotolojik testleri ve gereken durumlarda çekilen radyolojik görüntülemesinde; benign paroksismal pozisyonel vertigo, vestibüler nörinit, köşe patolojisi, perilenf fistülü, labirentit, orta kulak veya iç kulak anomalisi ile santral nedenli (kanama, infarkt, serebellar patoloji) baş dönmesi bulguları olanlar dışlanmıştır. Hastalar 3 gruba ayrılmıştır. 1. grupta kesin veya olası vestibüler migren tanısı alan 34 hasta; 2. grupta vestibüler migren tanı kriterlerine uymayan ve kesin, muhtemel veya olası Meniere hastalığı tanısı alan 30 hasta; 3. grupta migren öyküsünün olduğu Meniere hastalığı tanısı alan 22 hasta olduğu saptanmıştır. Her üç grubun demografik bilgileri ve öykü ve nörotolojik test bulguları kıyaslanmıştır. Vestibüler migren kadınlarda ve daha genç yaşlarda daha sık görülmekte iken, Meniere ve migren öyküsünün olduğu Meniere hastalığı cinsiyet açısından anlamlı farklılık göstermemektedir. Atak sırasında eşlik eden kulak şikayeti ve odyolojik değerlendirmede alçak frekans işitme kaybı varlığı 1. grupta diğer iki gruba kıyasla anlamlı derecede düşük bulunmuştur. 2. grupta taşıt tutması en az oranda saptanmışken migren öyküsünün olduğu diğer iki grupta anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Taşıt tutması öyküsüyle vHIT'te vestibulo-okuler-refleks kazancı (VOR gain) arasında pozitif korelasyon olup yakalayıcı sakkad ve kalorik testte kanal parezisi arasında ilişki bulunamamıştır. VNG'de baş sallama sonrası tek başına horizontal ve horizontal-vertikal nistagmus birlikteliği 2. grupta daha sık olup VNG' de vertikal nistagmuslar üç grupta benzer oranlarda görülmektedir. Kanal parezisinin olması tek başına üç grup arasında farklılık göstermemektedir. Post-head shaking nistagmus ve kanal parezisinin birlikte olması 1. grupta diğer iki gruba kıyasla daha düşük oranda görülmektedir. vHIT'te yalnızca lateral VOR gain kaybıyla birlikte yakalayıcı sakkad varlığı 2. grupta anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Bu bulgular ışığında, vestibüler migrenin diğer periferik ve santral vestibüler hastalıklardan ayırıcı tanısında atakta eşlik eden kulak şikayetleri ve odyolojik değerlendirmenin önemli olduğu, taşıt tutması öyküsünün, migren baş ağrısı öyküsüyle yakın ilişkili olduğu savunulabilir. VNG'nin, Meniere hastalığı ayırıcı tanısında daha fazla bulgu verdiği, kanal parezisinin tek başına ayırıcı tanıda yeterli olmayabileceği; lateral vHIT'in, Meniere ve vestibüler migren hastalıklarının ayrımında önemli olduğu, vHIT'te VOR gain kaybı olmaksızın yakalayıcı sakkad olmasının da patolojik kabul edilmesi gereken bir durum olabileceği önerilebilir. Anahtar kelimeler: Migren, meniere, vestibüler migren, vHIT, taşıt tutması

Baş ağrısıHareket tutmasıMeniere hastalığı+5
Hüseyin Samet Koca
Başkent University
2016
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Periferik vestibüler sistem hastalıklarının değerlendirilmesinde video baş itme testi (VHİT) ile kalorik test, spontan nistagmus, post-head shakıng nistagmus ve servikal vemp sonuçlarının karşılaştırılması

Video Baş İtme Testi (Video Head Impulse Test, vHIT), kolay ve kısa sürede uygulanabilmesi ve semisirküler kanalların tamamı hakkında bilgi verebilmesi nedeniyle vestibüler sistem hastalıklarının değerlendirilmesinde sık kullanılmaktadır. Ancak vHIT'in sensitivite, spesifitesi ve vestibüler sistemin değerlendirilmesinde kullanılan diğer testlerle korelasyonu ile ilgili literatürde sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. vHIT'in kalorik testin bir alternatifi olup olmadığı konusu da netlik kazanmış değildir. Bu çalışmanın amacı vHIT'in sensitivite ve spesifitesini araştırmak; vHIT'in kalorik test, spontan nistagmus, post-head shaking nistagmus, servikal vestibüler uyarılmış myojenik potansiyeller (VEMP) gibi testlerle korelasyonunu belirlemektir. Bu araştırma, prospektif, kör bir klinik çalışma olarak tasarlandı. Çalışmaya, 2015-2016 yılları arasında Başkent Üniversitesi Kulak Burun Boğaz ve Baş-Boyun Cerrahisi Ana Bilim Dalı Nörootoloji kliniğine başvuran; vHIT, saf ses odyometrisi, servikal VEMP, spontan nistagmus, post-head shaking nistagmus ve kalorik testlerin tamamının uygulandığı; Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo (BPPV), Meniere hastalığı, vestibüler migren, vestibüler nörit, vestibüler schwannom, kronik vestibülopati tanıları konulan 88 hasta alındı. Tüm odyo-vestibüler testler iki deneyimli odyometrist tarafından uygulandı. Testlerin değerlendirilmesi ise iki deneyimli nörootoloji uzmanı tarafından hastalara kör olarak yapıldı. Testlerden elde edilen veriler incelenerek vHIT'in sensitivitesi, spesifitesi, pozitif prediktif değeri, negatif prediktif değeri ve testlerin temel gücü hesaplandı. Çalışmaya dahil edilen 88 hastanın 31'i Meniere hastalığı, 25'i vestibüler nörit, 11'i vestibüler migren, 11'i kronik vestibülopati, 8'i BPPV ve 2'si vestibüler schwannom tanısı aldı. Hastalık ayırımı yapılmaksızın lateral vHIT'in sensitivitesi %74.6, spesifitesi %53.65 olarak hesaplandı. Lateral vHIT'in sensitivitesi ve spesifitesi Meniere hastalığı için sırasıyla %87.5 ve %42.85; vestibüler nörit için ise sırasıyla %60 ve %53.3 olarak bulundu. Patolojik vHIT, hastaların %81.8'inde (72/88), kanal parezisi %54.5'inde, patolojik servikal VEMP %60.2'sinde, spontan nistagmus %23.9'unda, post-head shaking nistagmus ise %72.7'sinde saptandı. Etkilenen kulak kalorik test sonuçları ile etkilenen kulak lateral vHIT sonuçları karşılaştırıldığında; kalorik testte kanal parezisi olanların %74.5'inde, kanal parezisi olmayanların ise %46.3'ünde patolojik lateral vHIT testi mevcuttu (p<0.05). Etkilenen kulak kalorik test sonuçları ile etkilenen kulak posterior vHIT sonuçları karşılaştırıldığında; kalorik testte kanal parezisi olanların %44.7'sinde, kanal parezisi olmayanların ise %65.9'unda patolojik posterior vHIT mevcuttu (p<0.05). Etkilenen kulak spontan nistagmus test sonuçları ile etkilenen kulak lateral vHIT sonuçları karşılaştırıldığında; spontan nistagmusu olanların %42.9'unda, olmayanların ise %67.2'sinde etkilenen kulakta patolojik lateral vHIT testi mevcuttu (p<0,05). vHIT ile kalorik test, spontan nistagmus, post-head shaking ve servikal VEMP testleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı korelasyon tespit edilmedi (p>0.05). Çalışmada elde edilen sonuçlar, vHIT'in tektaraflı vestibüler zayıflığı yüksek oranda tespit ettiğini gösterdi. Bu nedenle, patolojik lateral vHIT tespit edildiği ve bu bulguların diğer odyo-vestibüler testlerle de uyumlu olduğu durumlarda kalorik test yapılmayabilir. Ancak vHIT'in normal olduğu veya diğer odyo-vestibüler testler ve öykü ile uyumlu olmadığı durumlarda kalorik test yapılmalıdır.

NistagmusTeşhis teknikleri ve prosedürleriTeşhis testleri+4
Sabuhı Jafarov
Başkent University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Akustı̇k travmaya bağlı oluşan ı̇şı̇tme kaybında sentetı̇k adrenokortı̇kotropı̇k hormon tedavisinin koruyuculuk etkisinin araştırılması

Giriş Adrenokortikotropik hormon (ACTH) hipofiz glandın ön lobunda üretilen polipeptid yapıda bir hormondur. En önemli etkisi, adrenal korteksten kortikosteroid hormonların (glukokortikoid-kortizon ve mineralokortikoid- aldosteron) salgılanmasını uyarmasıdır. Bu çalışmada sentetik ACTH analoglarının (Synacthen®) akustik travmaya maruz bırakılmış ratlardaki koruyuculuk etkisinin deksametazonun koruyuculuk etkisi ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Materyal ve Metod Bu çalışma Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Deney Hayvanları Araştırma ve Uygulama Merkezinde (DA 16/47 proje nolu) etik kurul onayı alınarak yapılmıştır. 6 sıçandan oluşan 4 farklı grubun 10 kHz, 20 kHz, 32 kHz frekanslarında olmak üzere ABR ölçümleri yapılarak bazal işitme esikleri belirlendikten sonra gruplardan 3 tanesine 105 dB beyaz gürültü ile 12 saatlik akustik travma verilmiştir. Bütün hayvanların ölçümleri akustik travma sonrası tekrarlandıktan sonra 7 gün süreyle akustik travma alan bir gruba (n:6) deksametazon, bir gruba (n:6) sentetik ACTH analoğu, bir gruba (n:6) serum fizyolojik uygulanmıştır. Uygulama sonrası 7. ve 21 gün ABR ölçümleri tekrarlandı ve işitme eşikleri belirlendi. Elde edilen veriler verilerin dağılımına uygun olarak istatistiksel yöntemler ile değerlendirildi. Bulgular Kontrol grubu haricindeki bütün hayvanlar akustik travmadan benzer şekilde etkilenmiş bulundu. Steroid ve ACTH gruplarında serum fizyolojik verilen gruba göre 7. ve 21. günlerde yapılan ölçümlerinde bütün frekanslarda anlamlı olarak iyileşme izlenmiştir. Steroid ve ACTH grupları arasında yapılan karşılaştırmada anlamlı farklılık izlenmemiştir. Kontrol grubu haricindeki grupların işitme eşikleri bazal ölçümler ile aynı olmadıkları izlenmiştir. Sonuç Akustik travmaya karşı sistemik ACTH analoglarının uygulamasının etkin olduğu izlenmiş olup, literatürde önerilen sistemik steroid etkinliğine benzer etki gösterdiği belirlenmiştir. ACTH analogları, insanlar ile yapılacak ileri araştırmalar sonucunda steroidlere alternatif bir tedavi yöntemi olabilir.

Adrenokortikotropik hormonGürültüKulak hastalıkları+5
Ahmet Mutlu
Başkent University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Nefesli çalgı çalan sanatçılarda orta kulak fonksiyonlarının değerlendirilmesi

AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, nefesli çalgı çalan sanatçılarda normal bireylere göre orta kulak ve östaki tüpü fonksiyonlarının durumunu değerlendirmek ve nefesli çalgının orta kulak resonant frekansındaki etkisini inceleyebilmektir. GEREÇ ve YÖNTEM: Çalışma, Çukurova Devlet Senfoni orkestrası'nın nefesli çalgı çalan sanatçılardan gönüllü olarak çalışmaya katılan 28 sanatçı (56 kulak) ve kontrol grubu olarak 34 gönüllü (68 kulak) üzerinde gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların saf ses odyometri ile konuşma (0.5,1,2 kHz) ve yüksek frekans (4,6,8 kHz) saf ses ortalama eşikleri, 226 Hz alçak prob tone immitansmetrede timpanometrik tepe basıncı (TPP), timpanometrik gradient (TG), statik komplians, akustik refleks ve otomatik olarak östaki fonksiyon testi ile östaki tüpü patent durumuna bakılmıştır. Tüm katılımcılara multifrekans timpanometri yapılarak rözanant frekansı ( RF) değerleri elde edilmiş; çalışma grubunun performans öncesi ve sonrası RF değerleri ayrıca kaydedilmiştir. BULGULAR: Çalışma grubunda yüksek frekans saf ses ortalamaları anlamlı olarak yüksek bulunmuş ve akustik refleksin alınamaması daha sık olarak gözlenmiş ve anlamlı bulunmuştur (p=0.005). TPP ve TG ortanca değerleri için çalışma grubunda istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde farklılık vardır (p=0.000, p=0.031). Östaki tüpünün patent olma durumu açısından gruplarda tüm kulaklar değerlendirildiğinde istatistiksel olarak çalışma grubunda fark gözlenmiştir (p=0.048). Tahta üflemeli çalgı çalan sanatçılarda östaki disfonksiyonu bakır üflemeli sanatçılara ve kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha fazla görülmüştür (p=0.029). Çalışma grubunda tüm kulakların performans öncesi RF ortalama değeri 925 Hz (SD±237,6); performans sonrası RF 1020 Hz (SD±249,6) olarak hesaplanmıştır. Performans öncesi ve sonrası elde edilen RF ortalama değerleri arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0.004). Bu farkın tahta üflemeli çalgı çalanlarda daha belirgin olduğu tespit edilmiştir. RF değerleri açısından çalışma ve kontrol grubu karşılaştırıldığında; çalışma grubunda sağ kulak RF değeri 998,92 Hz (SD254,05), sol kulakta ise 1041,07 Hz (SD247,97); kontrol grubunda sağda; 906,42 Hz (SD175,10) ve solda 863,21 Hz (SD 139,28) olup, sol kulak açısından iki grup arasında istatistiksel olarak fark bulunmuştur (p=0.03). SONUÇ: Bu çalışma, orkestrada nefesli çalgı çalan sanatçıların orta kulak fonksiyonlarını inceleyen ilk çalışma özelliğine sahiptir. Nefesli çalgı çalan sanatçılarda orta kulak fonksiyonları değerlendirilmiş; östaki disfonksiyonunun daha belirgin olduğu ve rösanant frekansının performans öncesine ve kontrol grubuna göre daha yüksek elde edildiği gözlenmiştir. Bu farklılığın çok daha fazla belirgin olduğu tahta üflemeli çalgı çalan sanatçılar için birtakım koruyucu tedbirler geliştirilmelidir. Bu çalışma, daha geniş bir seride, multifrekans timpanometrinin niteleyici komponentlerini içeren ve sonotubometri gibi geçerliliği yüksek bir östaki fonksiyon testinin kullanılacağı bir çalışmanın ön çalışmasıdır.

Akustik impedans testleriOrkestraOrta kulak+4
Fulya Özer
Başkent University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Behçet hastalığının denge sistemine olan etkilerinin video baş savurma testi ile değerlendirilmesi

Giriş Behçet hastalığı (BH) küçük damarları tutan bir vaskülit olup birçok sistemi etkilemektedir. Yapılan çalışmalarda BH'da vestibüler sistemin etkilenmiş olabileceği bildirilmiş olup, bu çalışmada BH ve normal bireylerin işitme ve denge sistemlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metod Bu çalışma, Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Merkezinden (KA17/136 proje nolu) etik kurul onayı alınarak yapılmıştır. 31 adet Behcet tanısı olan hasta ve 31 sağlıklı birey çalışmaya dahil edilmiştir. Bütün katılımcılara vestibüler sistem bütünlüğünün değerlendirilmesi için saf ses odyometrisi, Video Head Impulse test (vHIT), Post Head Shake Nistagmus test ve baş dönmesi engellilik anketi (DHI) uygulanmıştır. Veriler uygun istatistiksel yöntemler ile değerlendirilmiştir. Bulgular Behcet hastalarında işitme ve denge sistemlerinin belirgin şekilde etkilendiği görülmüştür. vHIT sonuçlarında BH'nın %12,9'unda sol lateral kanalda, %25,81'inde sağ lateral kanalda overt ve covert sakkad gözlenmiştir. Post head shake nistagmus testi sonucunda BH catch up sakkad gözlenen hastalarda nistagmus varlığı izlenirken, odyometre sonuçlarında ise hastalarda işitme kaybı izlenmiştir. DHI sonuçlarında ise Behçet hastalarında elde edilen skorlar anlamlı düzeyde yükselmiştir. Sonuç vHIT BH'nda vestibüler sistemi değerlendirirken diğer testlere pratik bir alternatif oluşturabilecek kısa ve güvenilir bir testtir. Behçet hastalarında nörobehçet gelişmeden vestibüler sistemin etkilendiği görülmüştür. sonra doldurulacaktır.

Behçet hastalığıDengeTeşhis testleri+3
Özlem Ertuğrul
Başkent University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Meniere hastalığında gliserol testi ile rezonans frekans farklılığının değerlendirilmesi

AMAÇ: Meniere hastalığında (MH) bir tanı metodu olarak kullanılan gliserol testi ile, iç kulakta dehidratason etkisi meydana getirerek, eş zamanlı yapılan Multifrekans timpanometrede elde ettiğimiz rezonans frekans değerleri ile de orta ve iç kulak mekaniğini değerlendirmek. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya, Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Ankara Hastanesi KBB polikliniğine, baş dönmesi ile başvuran ve çalışma kriterlerine uyarak tek taraflı Meniere hastalığı tanısı alan, 19 yaş üzeri 20 hasta dahil edildi (20 hasta kulak, 20 kontrol kulak). Saf ses odyometri ile işitme eşikleri (125-8000 kHz), saf ses ortalama eşikleri (SSO) ve Multifrekans timpanometri ile rezonans frekans (RF) değerleri tespit edildi. Sağlıklı 50 kişinin RF değerleri ile hastalıklı ve kontrol kulaklar arasındaki değerler karşılaştırıldı. Ardından sadece MH'lere, gliserol kiloya 1 gr olacak şekilde oral yol ile içirildikten sonra ve birer saat arayla üç kez saf ses eşik ve RF değerleri belirlenerek kulaklar arası karşılaştırma yapıldı. BULGULAR: Toplam 20 hastanın yaş ortalaması 47.25 ± 10.5, 9'u kadın (%45), 11'i erkekti (%55). Gliserol öncesi ortalama RF değerleri sağlıklı kulaklarda 979.41±156.26 Hz, hasta kulaklarda 808.0±410.09, kontrol kulaklarda ise 972.5±499.07 Hz'di. Gliserol test öncesi hasta kulaklar ile sağlıklı kulaklar arasında RF değerleri arasında anlamlı düzeyde farklılık tespit edildi (p=0.047). Hasta kulaklarda Gliserol öncesi ve sonrası RF değerleri karşılaştırıldığında: gliserol öncesi RF ortalamasının 808.0±410.1 Hz den gliserol alımı sonrası 1. saatte 748.0±402.1 Hz'e gerilediği, sonraki birer saat aralıklarda yapılan ölçümlerde ise bu değer de artış olduğu ve 3. saatte eski değerine ulaştığı gözlenmiştir. Gliserol öncesi ve 1. saat RF ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı sonuç elde edilmiştir (p=0.030). Hasta kulaklarda frekans dağılımına göre, gliserol öncesi ve sonrası 1. ve 3. saatler karşılaştırıldığında, 1. saatte anlamlı farklılık gözlenmemiş, fakat 3. saatte 125, 250, 500 ve 1000 Hz'lerde istatistiksel olarak, işitme eşik değerlerinde anlamlı düzeyde düşme elde edilmiştir (sırasıyla, p=0.000, p=0.000, p=0.000, p=0.000). SONUÇ: Dehidratasyon etkisi ile mevcut değerin normal kulak değerlerine gelmesi beklenirken değerde düşme görülmesi, MH de iç kulağın farklı bir dinamiğe sahip ve normalizasyon değerlerinin sağlıklı kulaklara göre farklı değerlerde olduğunu göstermektedir. İç kulak basıncının azalması ile kütle etkisinde azalma ve anuler ligaman üzerindeki katılık etkisinin azalarak normal değerine (ataklar arası) yaklaştığı gözlenmiştir. Gliserol testi ile RF değerlerinde değişim 1. saatte gözlenmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Meniere Hastalığı, Multifrekans timpanometri, Rezonans frekansı, gliserol testi, orta ve iç kulak mekaniği

Akustik impedans testleriFrekansGliserin+5
Işılay Öz
Başkent University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Tek taraflı periferik vestibüler bozukluğu olan hastalarda statokinesigram ve parametrelerinin video baş savurma testi ve otolitik reflekslerle olan korelasyonu

Periferik vestibüler bozukluklar, vestibüler labirent ya da vestibüler sinirlerdeki patolojilerden kaynaklanır. Bu bozukluklarda, vertigo, postüral instablite ve denge kaybı gibi semptomlar görülmektedir. Vestibüler sistemin değerlendirilmesinde, detaylı öykü ve fizik muayenenin yanı sıra, sıklıkla kullanılan birkaç test bulunmaktadır. Literatürde bu testlerin birbiriyle ilişkisini inceleyen herhangi bir çalışma bulunmaması bizde bu araştırmayı yapma ihtiyacı doğurmuştur. Bu çalışmanın amacı, tek taraflı periferik vestibüler bozukluğu olan hastalarda, statokinesigramın ne ölçüde etkilendiğini incelemektir. Bu bağlamda, dinamik/ statik postürografi ile tek taraflı vestibüler bozukluğu tanısına katkıda bulunan video baş savurma testi (VHIT) ve vestibüler uyarılmış myojenik potansiyeller (VEMP) testlerinin ilişkisini incelemektir. Bu çalışma "tek taraflı periferik vestibüler bozukluk" tanısı almış, semptomları en az üç aydır devam eden ve yaşları 40 ile 82 yaş arasında değişen 30 hastanın katılımı ile gerçekleştirildi. Hastalara; statokinesigram (SKG), stabiliteninin limiti testi (limits of stability), öne-arkaya postüral stabilite, sağa-sola postüral stabilite alt parametrelerini içeren statik/dinamik sensoryal organizasyon testleri (dinamik postürografi); semisirküler kanalların VOR kazanç ve ortalama hız parametrelerini içeren VHIT ve servikal- oküler VEMP testleri uygulandı. Dinamik postürografi; farklı koşullardaki postüral stabiliteyi, VHIT; kanalların VOR kazanç ve fonksiyonlarını; VEMP testleri ise, otolit fonksiyonunu ölçmekteydi. Değişkenler arasındaki doğrusal ilişki pearson korelasyon analizi ile incelendi. Analizler sonucunda, arkaya stabilite limiti ile posterior kanal hız ölçümleri arasında negatif yönlü, orta derecede (r=-0,555; p=0,032); sola stabilite limiti ile anterior ve lateral kanal hızları arasında pozitif yönlü orta derecede (r=0,528; p=0,043 / r=0,549; p=0,034); anterior kanal kazancı ile servikal VEMP dalga latansları arasında negatif yönlü kuvvetli derecede (r=-0,807; p=0,015 / r=-767; p=0,026); gözler açık SKG alanı ile servikal VEMP N1 dalga amplitudu arasında pozitif yönlü, çok yüksek derecede (r=0,826; p=0,011); gözler açık ön-arka postüral stabilite ile posterior kanal hızı arasında negatif yönlü, yüksek derecede (r=-0,643; p=0,010); gözler kapalı ön-arka postüral stabilite ile anterior kanal kazancı arasında, negatif yönlü, orta derecede (r=-0,580; p=0,024); gözler kapalı ön-arka postüral stabilite ile posterior kanal hızı arasında, negatif yönlü, yüksek derecede (r=-0,661;p=0,007); örümcek ön-arka postüral stabilite ile posterior kanal hızı arasında negatif yönlü, yüksek derecede (r=- 0,614; p=0,015); servikal VEMP P1 dalga amplitudu ile örümcek sağ-sol postüral stabilite ve laterak kanal hızları arasında negatif yönlü yüksek derecede (r=-0,772; p=0,025 / r=-0,843; p=0,009); stabilite limiti total alanı ile anterior kanal hızı arasında pozitif yönlü, orta derecede (r=0,574; p=0,025); lateral kanal kazancı ile servikal VEMP dalga latansları arasında negatif yönlü yüksek derecede (r=-0,780; p=0,022; r=-0,722; p=0,043); gözler açık SKG alanı ile lateral ve anterior kanal hızları arasında pozitif yönlü orta derecede (r=0,534; p=0,040; r=0,602;p=0,018); gözler kapalı ön-arka postüral stabilite ile lateral kanal hızı arasında pozitif yönlü orta derecede (r=0,520; p=0,047); gözler kapalı sağ-sol postüral stabilite ile servikal VEMP P1 latansı arasında negatif yönlü, çok yüksek derecede (r=-0,835; p=0,010); örümcek SKG alanı ile anterior kanal hızı arasında pozitif yönlü, orta derecede doğrusal ilişki bulunmuştur (r=0,614; p=0,015). Çalışmanın bulguları dikkate alındığında, tek taraflı periferik vestibüler bozukluğu olan hastalarda, dinamik postürografi alt parametrelerinden sitatokinesigramın, farklı ölçülerde etkilendiği ve VHIT ile VEMP testleri ile farklı kuvvetlerde ilişkili olduğu bulunmuştur. Bu sonuçların, vestibüler rehabilitasyon programlarının planlanması aşamasında dikkate alınmasını önermekteyiz. Anahtar Sözcükler: Dinamik Postürografi, Video Baş Savurma Testi (VHIT), VEMP, Vestibüler Rehabilitasyon, Statokinesigram (SKG), stabilite limitleri (LOS), periferik vestibüler hastalıklar

DuruşOdyolojiRehabilitasyon+5
Canan Çöpürgensli
Başkent University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sensorinöral işitme kayıplı bireylerde bilateral işitme cihazı kullanımının ayırt etme skoru üzerine etkisinin araştırılması

Amaç: Bu araştırmanın amacı, tek taraflı işitme cihazı kullanan sensorinöral işitme kayıplı bireyler ile her iki taraflı işitme cihazı kullanan sensorinöral işitme kayıplı bireylerin konuşmayı ayırt etme skoru üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Araştırmada Başkent Üniversitesi İstanbul ve Konya illerinde bulunan uygulama ve araştırma merkezlerinde takibi yapılan sensorinöral işitme kaybı tanısı almış ve en az altı aydır işitme cihazı kullanıyor olan 55-70 yaş arası hastalar çalışma grubunu oluşturmaktadır. Araştırmada katılımcılara saf ses odyometri ve bunu takiben konuşma testi yapılmıştır. İlk test olan saf ses odyometri testinde sessiz bir kabinde işitme cihazı hastanın kulağında değilken çeşitli tonlarda ses verilmiş ve hastadan bu sesleri duyduğunda butona basarak bu sesleri duyduğunu göstermesi istenmiştir. Takiben yapılan konuşma testinde hastaya söylenen kelimeleri tekrar etmesi istenmiştir. Yapılan bu uygulamalar 6 ay sonra, aynı hastalar üzerinden değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler R vers. 2.15.3 istatistik programında eşleştirilmiş t testi kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmamıza göre bilateral işitme cihazı kullanan bireylerin cihaz kullanımı öncesi ve altı ay sonrası yapılan değerlendirme sonucu cihaz öncesine göre cihaz sonrasında speech discrimination skorlarında unilateral-sağ olgularda cihaz öncesine göre cihaz sonrasında ortalama 0,82±4,64 birim artış gözlenmiştir. Unilateral-sol olgularda cihaz öncesine göre cihaz sonrasında ortalama 2,44±3,11 birim artış gözlenmiştir. Bilateral cihaz kullanan bireylerin bilateral-sağ olgularında cihaz öncesine göre cihaz sonrasında ortalama 2,97±3,92 birim artış gözlenmiştir. Bilateral-sol olgularda ise cihaz öncesine göre cihaz sonrasında ortalama 1,77±3,46 birim artış gözlenmiştir. Sonuç: Unilateral-sağ, unilateral-sol ve bilateral sağ, bilateral sol işitme cihazı kullanan bireylerin işitme cihazı kullanımı öncesi ve altı ay işitme cihazı kullanımı sonrası sd skorlarında yapılan değerlendirme sonucunda; konuşmayı ayırt etme skorunda cihaz öncesine göre cihaz sonrasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Anahtar Kelimeler: Bilateral İşitme Cihazı, İşitme Cihazı, Konuşmayı Ayırt Etme Skoru, Sensorinöral İşitme Kaybı

Ölçeklerİşitme cihazlarıİşitme kaybı+2
Mehmet Şen
Başkent University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Vestibüler nörinit tanısı konulmasında video head impulse test (VHIT) ve vestibüler miyojenik uyarılmış potansiyeller (VEMP) testinin kalorik teste katkısının araştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı vestibüler nörit tanısı kalorik test ile konulmuş ve kanal parezisi tespit edilmiş hastalarda vHIT ve cVEMP'in kalorik testi ve birbirlerini tamamlayıcı bir test olduğunu göstermektir. Yöntem: Başkent Üniversitesi İstanbul Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Hastanesi ve Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'na 2014-2018 yılları arasında baş dönmesi yakınması ile başvurmuş 518 hasta retrospektif olarak incelenmiş, arviş materyalleri taranmıştır. Tarama sonucuna göre klinik muayene ve odyovestibüler incelemeler sonucu vestibüler nörit tanısı almış ve vHIT, cVEMP ve kalorik testler uygulanan 32 hasta çalışmaya dahil edildi. Bulgular: Çalışma kapsamındaki 32 hastanın 18'i kadın, 14'ü erkeklerden oluşmaktadır. Ayrıca hasta grubunun yaş ortalaması 49.6 olarak hesaplanmıştır. Patolojik olmayan cVEMP olgularında vHIT patolojik yüzdesi 100 iken, patolojik olan cVEMP olgularında vHIT patolojik yüzdesinin 22.2 olduğu görülmüştür. cVEMP'e göre vHIT patolojik yüzdesi bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır (p<0.001). Buna ek olarak patolojik olmayan cVEMP olgularında vHIT patolojik yüzdesinin, patolojik olan cVEMP olgularından daha yüksek olduğu saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızdan elde edilen sonuçlar doğrultusunda kanal parezisi tespit edilmiş vestibüler nörit hastalarında vHIT ile cVEMP'in birbirlerini ve kalorik testi tamamlayıcı testler olduğu görülmüştür. Ayrıca vHIT ve cVEMP'in inferior vestibüler nörit tanısı konulmasında belirleyici testler olduğu ve ileride oluşabilecek periferik vestibüler bozuklukların öngörülebilmesi açısından tüm testlerin bir arada yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: vestibüler nörit, video baş itme testi, kalorik test, vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller

NöritlerTeşhis testleriUyarılmış potansiyeller-işitsel+1
Gözde Akın
Başkent University · Institute of Health Sciences
2019
00

Other supervisors