Theses supervised by Prof. Dr. Hatice Seyra Erbek
22 theses · Başkent University
Vestibüler migren tanısı alan bireylerde farklı uyaran modelleriyle vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyellerin değerlendirilmesi
Bu çalışmada, VM hastalarında sVEMP ve oVEMP testlerinde farklı uyaran modelleri ( tone burst, klik ve chirp) kullanılarak latans ve amplitüd üzerine etkisini kontrol grubu ile karşılaştırmak amaçlanmıştır. Çalışmaya, Şubat 2022- Eylül 2022 tarihleri arasında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı' nda, Vestibüler migren tanısı almış 26 birey (52 kulak) ve 26 sağlıklı birey (52 kulak) dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara, 500 Hz tone burst (TB) ve 500 Hz Frekansa spesifik chirp ve klik uyaran ile vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller (sVEMP, oVEMP) testleri uygulanmıştır. sVEMP ve oVEMP testinde tüm uyaran (chirp, TB ve klik) yanıtlarında VM grubu kontrol grubuna göre eşik değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur (p<0.00). Chirp uyaran yanıtları TB uyaran yanıtlarına göre; VM grubunda sVEMP ve oVEMP testinde, kontrol grubunda oVEMP testinde P1, N1 latans, P1-N1 amplitüd ve eşik değerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktur (p> 0.05). Chirp uyaran yanıtları klik uyaran yanıtlarına göre; VM hasta ve kontrol grubunda sVEMP ile oVEMP testlerinde P1-N1 amplitüd ve yanıt oran değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Chirp uyaran yanıtları klik uyaran yanıtlarına göre VEMP eşik değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük bulunmuştur (p<0.05). 500 Hz frekansa-spesifik chirp uyaran ile yapılan VEMP testinde kontrol grubu VM grubuna göre, sVEMP P1-N1 amplitüd değeri ile oVEMP N1 latans değeri istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0.05). 500 Hz TB uyaran ile yapılan teste, VM grubu kontrol grubuna göre, sVEMP P1-N1 amplitüd ve asimetri oranı ile oVEMP P1, N1 latans ve asimetri oranı istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Klik uyaran ile yapılan sVEMP testinde VM hasta grubu kontrol grubuna göre N1 latans, P1-N1 amplitüd ve istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük bulunmuştur (p<0.05). sVEMP testinde VM grubu kontrol grubuna göre asimetri oranı istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Vestibüler migren hastalarında ve kontrol grubunda sVEMP ve oVEMP yanıtları 500 Hz TB uyaranda %100 elde edilmiştir. sVEMP ve oVEMP testinde en az yanıt oranı her iki grupta da klik uyaran ile elde edilmiştir. En yüksek yanıt oranı 500 Hz tone burst uyaran bulunmuştur. 500Hz frekansa spesifik chirp uyaranın yanıt oranları ile amplitüd değerlerinin yüksek olması, eşik değerlerinin düşük olması ve daha düzgün dalga morfolojisi nedeniyle VM hastalarında VEMP testi ile vestibüler sistem değerlendirilmesinde etkili bir uyaran olduğu sonucuna varılmıştır.
Gürültülü ortamda çalışan inşaat işçilerinin periferik işitme ve denge fonksiyonunun değerlendirmesi
Endüstriyel odyoloji de en çok karşımıza çıkan durumlardan biri de gürültüye bağlı işitme kaybıdır. Yapılan çalışmalar da şantiye alanlarında ortalama ses seviyesi 80-85 dB üzerinde olduğu bilinmektedir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının yayınladığı kitapçığa göre inşaat işçilerinin uzun sürede yaşayabileceği meslek hastalıkların birinci sırasında gürültüye bağlı işitme kaybı geliyor. Bu çalışma gürültülü ortamda çalışan 18-55 yaşları arasında ve en az beş yıl inşaat alanında çalışmış, inşaat işçilerinin periferik işitme ve denge sistemi değerlendirilmesi yapılmıştır. Başkent Üniversitesi KBB polikliniğinde, çalışmaya katılan tüm bireylere genel KBB muayenesi yapıldıktan sonra değerlendirmek için veri toplama araçları olarak, saf ses odyometri, yüksek frekans odyometrisi, konuşma testleri ve akustik immitansmetri seçilmiştir. Denge sistemini değerlendirmek için her katılımcıya vHIT, VNG test bataryaları ve Dix-Hallpike testleri uygulanmıştır. 34 inşaat işçisi ve 30 sağlıklı kontrol grubunun katılımıyla toplam 64 gönüllü değerlendirilmeye alınmıştır. SSO, konuşmayı ayırt etme ve yüksek frekans testlerini, sonuçları karşılaştırıldığında, inşaat işçilerini işitme, konuşmayı alma ve ayırt etme eşikleri kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Denge sistemi değerlendirmesinde çalışma grubundan sadece optokinetik ve pursuit kazanç kaybından kaynaklı asimetrik konfigürasyon gözlemlendi. vHIT de bir kişide sakkad gözlendi. Baş dönmesi şikayeti birkaç işçide mevcuttu, genel olarak katılımcılar dengesizlik şikayetinde bulunmadılar. Elde edilen veriler doğrultusunda inşaatta çalışan işçilerin işitme sisteminin etkilendiği gözlenmiştir. Denge sistemi için birkaç kazanç kaybı olan örneklem olmasına rağmen yüksek oranda anlamlı fark bulunmamıştır. İnşaatta çalışan personellerde işitme normal olsa bile, 4000 Hz de çentik olduğu ve yüksek frekanslarda işitme kaybı olduğu belirlenmiştir. Gürültü seviyesi yüksek olan yerlerde çalışan bireylerin hem işitme hem de denge sisteminin etkilenmesi yanında fiziksel ve psikolojik sağlıklarının da olumsuz etkileneceği düşünülerek önemler arttırılmalı ve erken teşhis için tarama standartlarının düzenlenmesi gerekmektedir. Bu nedenle bu alanda daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğu görüşündeyiz.
Benign paroksismal pozisyonel vertigo hastalarında posterior ve lateral semisirküler kanallara ait tanısal videonistagmografi kayıtlarının değerlendirilmesi
Benign paroksismal pozisyonel vertigo (BPPV) tanısında kullanılan tetikleyici manevraların hiçbirisi tek bir semisirküler kanalda cevaba neden olmaz. Başın açısal pozisyonundaki değişiklikler, tüm semisirküler kanalların yerçekimine göre konumlarını etkiler. Bu çalışmada, vertigonun tanısına yönelik olarak uygulanan pozisyonel testlerin videonistagmografi (VNG) kayıtlarını değerlendirmek ve Dix-Hallpike ile supin baş çevirme (head-roll) testlerinin her ikisinde tespit edilen nistagmus cevaplarının özelliklerini belirlemek amaçlanmıştır. Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'na 14.10.2016 ile 11.02.2019 tarihleri arasında vertigo yakınması ile başvurmuş 7523 hastaya ait VNG bilgisayar veritabanı kayıtları gözden geçirilmiştir. Dix-Hallpike testi ile birlikte head-roll testine ait sonuçları içeren 2880 kayıt olduğu (%68,1 kadın; ortalama yaş, 53) tespit edilmiş, bu kayıtlara ait VNG grafiklerinin çıktıları alınarak incelenmiştir. Hem Dix-Hallpike hem de head-roll testlerine ait grafik çıktılarında nistagmus varlığı saptanan 148 kayda ait video görüntüleri, iki farklı araştırmacı tarafından ayrıca değerlendirilmiştir. Göz hareketlerinin VNG traselerine tam doğrulukla yansımadığı; değerlendirilen VNG kayıtlarına ait video görüntüleri ile grafik çıktıları arasında özellikle nistagmusun yönü açısından belirgin farklılıklar olduğu saptanmıştır. Dix-Hallpike testi ile head-roll testlerinin ikisinde birden nistagmus yanıtı saptanan kayıtlar incelendiğinde; tanının bunların %8,8'inde posterior kanal, %59,4'ünde ise lateral kanal BPPV'si (%47,7 geotropik [kanalolitiazis], %52,3 apogeotropik [kupulolitiazis] varyant) olduğu; %4,1'inde birden fazla kanal tutulumu bulunduğu; %53,3'ünde 1 rehabilitasyon manevrası uygulandığı; %7,4'ünde rekürrens geliştiği anlaşılmıştır. Lateral kanal BPPV'sinin gerek geotropik gerekse apogeotropik varyantlarında, head-roll testinin yanında Dix-Hallpike testinde de nistagmus izlenebilmektedir. Posterior kanal BPPV'si olan hastalarda da head-roll testinde nistagmus saptanabilmektedir. BPPV'de tanının doğru konulabilmesi ve uygun tedavinin uygulanabilmesi için tüm hastalarda hem Dix-Hallpike hem de head-roll testlerinin tamamlanması ve sonuçların birarada yorumlanması gerekir.
Manyetik rezonans görüntüleme yapılan hastalarda gürültünün periferik işitme organına olası etkisinin otoakustik emisyon cihazı ile değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, sağlıklı işiten bireylerde manyetik rezonans görüntüleme (MRG) gürültüsü maruziyeti öncesi ve sonrasında işitmeyi objektif ve subjektif odyolojik yöntemler ile değerlendirerek MRG cihazının yaydığı gürültünün işitme üzerine etkisini saptamaktır. Çalışmaya 18-50 yaş arası, otoskopik muayenesi ve timpanogramı normal olan, işitme kaybı olmayan toplam 38 hasta dahil edildi. Tüm hastaların muayeneleri yapıldıktan sonra MRG öncesi ve sonrası saf ses odyometrisi, konuşma odyometrisi yüksek frekans odyometrisi, transient evoked otoakustik emisyon (TEOAE) ve distorsion product otoakustik emisyon (DPOAE) testleri yapıldı. Çalışmamızda TEOAE, saf ses odyometrisi, konuşma odyometrisi, yüksek frekans odyometrisi sonuçları karşılaştırıldığında hastaların MRG öncesi ve sonrası, işitme eşiklerinde anlamlı bir farklılık gözlenmedi. DPOAE ölçümlerinde; 4 kHz frekansta sol kulakta MRG öncesi ortanca değeri 13,6 SNR iken MRG sonrası 15,7 SNR olarak bulunmuştur (p>0,05). Sağ kulakta ise MRG öncesi ortanca değeri 14,1 SNR iken MRG sonrası 13,2 SNR olarak bulunmuştur (p<0,05). Diğer frekanslarda ise MRG öncesi ve sonrası ölçümler arasında anlamlı fark bulunamamıştır. DPOAE ölçümleri sonucunda elde ettiğimiz 4kHz frekansındaki etkilenmeye göre MRG esnasında kullanılan kulak üstü kulaklıkların hastaları gürültüden korumada ne derece etkin olduğunun araştırılması gerektiğini düşünmekteyiz. MRG cihazının yarattığı gürültünün işitmeye olan etkisini tam olarak anlayabilmek daha kapsamlı çalışmalar yapılmalıdır. Anahtar Sözcükler: Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG), İşitme Yüksek Frekans Odyometrisi, Transient Evoked Otoakustik Emisyon (TEOAE), Distorsion Product Otoakustik Emisyon (DPOAE)
Başkent Üniversitesi Hastanesi yenidoğan işitme taraması sonuçları
Yenidoğanlarda işitme kaybı zamanında teşhis edilmez ve rehabilite edilmezse bireylerin psikolojik ve sosyal gelişimlerinde yetersizlikler meydana gelir. Yenidoğanlarda işitme kaybının araştırıldığı ve işitme kaybı olan çocuklarda ortalama müdahale zamanının belirlenmesinin amaçlandığı bu çalışmada Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim dalına 1.1.1996–31.12.2017 tarihleri arasında başvuran yenidoğanlarda işitme kaybı oranı ve işitme kaybı olan çocuklarda ortalama müdahale zamanı incelenmiştir. Geriye dönük olarak yapılan araştırmada toplam 64 yenidoğanda işitme kaybı tanısı konulduğu görülmüştür. Yapılan incelemede bilateral sensörinöral işitme kaybının yenidoğanlarda oranı %1,02 olarak bulunmuştur. İşitme cihazı kullanmaya başlayan 49 çocuğun 14 üne koklear implant uygulanmıştır. Ayrıca işitme cihazı kullanmadan 8 çocuğa koklear implant takıldığı saptanmıştır. Bu toplam 22 işitme kayıplı yenidoğana uygulanan koklear implantın 11'inin tek, 11'inin ise çift taraflı olduğu görülmektedir. Bu çalışmada çocuklar 6 aylık olana kadar 0,7 oranında tanı aldığı tespit edilmiştir. Çocuklara 2 yaş olana kadar % 83 oranında işitme cihazı takıldığı belirlenmiştir. 22 çocuktan, 13'üne 2 yaşına kadar koklear implant takıldığı belirlenmiştir.
Unilateral periferik vestibüler yetmezlikte video head impulse test (VHIT) ve fonksiyonel head impulse test (fHIT) sonuçlarının karşılaştırılması
Bu çalışmada, unilateral kronik periferik vestibüler yetmezliği olan hastaların; (1) tüm SSK'larda farklı baş akselerasyonlarında VOR'daki fonksiyonel bozulma durumunun fonksiyonel head impulse test (fHIT) ve VOR yolunun bütünlüğünün video head impulse test (vHIT) ile değerlendirilmesi, (2) Kanal parezi düzeyi ile fHIT'de elde edilen toplam ortalama doğru cevap yüzdesi (DCY) ve vHIT'de elde edilen VOR kazançları arasındaki ilişkinin belirlenmesi, (3) bu test sonuçlarının sağlıklı kontrollerin sonuçlarıyla karşılaştırılması ve, (4) Baş Dönmesi Engellilik Envanteri (BEE)'nden elde edilen subjektif baş dönmesi engellilik algı düzeyinin, DCY ve VOR kazancıyla korelasyonunun incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma, 'unilateral kronik periferik vestibüler yetmezlik' tanısı alan ve yaş ortalaması 48,42±13,05 olan 48 hasta (deney grubu) ile herhangi bir sağlık problemi olmayan, yaş ortalaması 46,06±12,57 olan 35 sağlıklı kişinin (kontrol grubu) katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Deney grubu, ayrıca bitermal kalorik test sonucunda elde edilen kanal parezi yüzdesine göre, hafif, orta ve ileri düzey kanal parezisi olmak üzere üç alt gruba ayrılmıştır. Deney ve kontrol gruplarına sırasıyla vHIT ve fHIT yapılmıştır. Deney grubuna ayrıca, BEE uygulanmıştır. Standart fHIT Sonucu (3000-6000 °/sn2 baş akselerasyon aralığındaki toplam doğru cevapların oranı)'na göre, deney grubunun horizontal SSK'da etkilenen ve sağlam tarafının toplam DCY arasında anlamlı düzeyde fark elde edilmiştir (p<0,05). Vertikal (anterior ve posterior) SSK düzleminde ise, iki kulak arasında anlamlı bir fark çıkmamıştır (p>0,05). Ayrıca, her SSK'da deney grubunun baş akselerasyonu 3000'den 6000 °/s2'ye arttıkça, DCY düşmeye başlamıştır. Kanal parezi düzeyi ile DCY arasında horizontal SSK düzleminde negatif yönlü düşük düzeyde (r=-0,289), vertikal SSK düzleminde ise negatif yönlü ve orta düzeyde (r=-0,370 ve r=-0,490) anlamlı bir korelasyon bulunmuştur. Deney grubunun etkilenen tarafının fHIT ve vHIT sonuçları arasında, lateral ve posterior SSK'larda pozitif yönlü ve orta düzeyde; anterior kanalda pozitif yönlü ve zayıf düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştır (p<0,05). BEE toplam puanı ile vHIT ve fHIT sonuçları arasında ise istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmamıştır (p>0,05). Kontrol grubunun fHIT ve vHIT sonucu, tüm SSK'lar düzleminde, deney grubunun etkilenen tarafına göre anlamlı düzeyde yüksek elde edilmiştir (p<0,05). Bu sonuçlar, unilateral kronik periferik vestibüler yetmezliği olan hastalarda, baş akselerasyonları arttığında ve kanal parezi düzeyi yükseldiğinde, fHIT'in VOR fonksiyonelliğindeki bozulmaya işaret ettiğini göstermektedir. vHIT VOR yolunun bütünlüğünü, fHIT ise VOR fonksiyonelliğini değerlendirdiği için, VOR değerlendirmesinde birbirini tamamlayıcı testler olarak klinik uygulamada yer alması yararlı olacaktır. Her iki test de subjektif baş dönmesi engellilik algısıyla ilişkili bulunmadığı için, bu algıyı arttıran psikolojik faktörlerin de incelenmesinin, daha kapsamlı bir değerlendirme sağlayabileceği görüşündeyiz. Anahtar Kelimeler / Keywords: Functional Head Impulse Test (fHIT); Video Head Impulse Test (vHIT); Kalorik Test; Baş Dönmesi Engellilik Envanteri
Fonksiyonel baş savurma testinin yaş ile korelasyonu
Bu çalışmada, sağlıklı bireylerde fonksiyonel head impulse test (fHIT) ile elde edilen doğru cevap yüzdesi (DCY)'nin yaş değişkeni ile korelasyonunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmaya 18 – 70 yaş aralığında 50 erkek ve 55 kadın olmak üzere toplam 105 gönüllü birey katılmıştır. Yapılan kulak burun boğaz muayenesiyle odyolojik ve vestibüler değerlendirme sonucu sağlıklı olan bireyler çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmada Beon Solution, Zero Branco (TV), Italya marka fHIT sistemi kullanılmıştır. Çalışmamızda tüm semisirküler kanallarda (SSK) yaş artışıyla beraber ortalama DCY'de azalma gözlendi. Yaş değişkeni ile ortalama DCY arasında lateral semisirküler (SSK)'da istatistiksel olarak negatif yönde orta düzeyde (-0,311), posterior SSK'da negatif yönde düşük düzeyde (-0,257) anlamlı bir ilişki gözlendi (p<0,05). Anterior SSK'da yaş ile ortalama DCY arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki gözlenmedi (p>0,05). Yaş grupları arasında inceleme yapıldığında ise üç SSK'da da 36-54 yaş grubu ortalama DCY'nin, 55-70 yaş grubu ortalama DCY'den yüksek olması istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). 18-35 yaş grubu ortalama DCY'nin 55-70 yaş grubu ortalama DCY'den yüksek olması lateral ve posterior SSK'da istatistiksel olarak anlamlı bulunurken (p<0,05), anterior SSK'da 18-35 yaş grubu ortalama DCY'nin 55-70 yaş grubu ortalama DCY'den yüksek olması istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0,05). 18-35 yaş grubu ortalama DCY ile 36-54 yaş grubu ortalama DCY arasındaki fark ise üç SSK'da da istatistiksel olarak anlamlı elde edilmedi (p>0,05). Lateral, anterior ve posterior SSK'larda 1000 o/sn2'den 7000 o/sn2'ye akselerasyon artmasıyla beraber tüm SSK'larda DCY'de düşüş gözlendi. fHIT fonksiyonel açıdan vestibülo-oküler refleksi (VOR) dolaylı yoldan değerlendiren, kolay uygulanabilir bir test bataryasıdır. Mekanizması VOR fonksiyonelliğinin DCY üzerinden dolaylı ölçümüne dayanan fHIT cihazı, diğer test bataryaları ile birleştirildiğinde tanı ve rehabilitasyon süreçlerinde hızlı ve daha güvenli sonuçlar elde edilmesine yardımcı olmaktadır. fHIT değerlerinin yaş ile ilişkisini incelediğimiz çalışmamızda, tüm SSK'larda yaş artışıyla VOR'u fonksiyonel açıdan yansıtan ortalama DCY'de azalma gözlenmiştir. Yaptığımız bu çalışma çeşitli hasta gruplarında yapılacak çalışmalarda karşılaştırma yapmak açısından ve patolojik sonuçları fonksiyonel açıdan belirleme adına da önemli bir yol gösterici olacaktır. Anahtar Kelimeler: Yaş; fonksiyonel head impulse test (fHIT); semisirküler kanal; VOR
Ateşli silah kullanan bireylerde patlayıcı gürültünün efferent sistem üzerine etkisinin araştırılması
Bu çalışmada, ateşli silah kullanan bireylerde kontralateral supresyon testi (MOC) ile gürültünün efferent sistem üzerine etkisi olup olmadığı araştırılmıştır. Çalışmaya 18-55 yaş arası 45 ateşli silah kullanan ve 45 sağlıklı toplam 90 gönüllü birey katılmıştır. Başkent Üniversitesi Kulak Burun Boğaz (KBB) polikliniğinde, çalışmaya katılan tüm bireylere genel KBB muayenesi yapıldıktan sonra sonra saf ses odyometrisi, konuşma odyometrisi yüksek frekans odyometrisi, Distorsion Product Otoakustik Emisyon (DPOAE) testi kontralateral gürültü yokluğunda ve varlığında yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar her iki grup arasında karşılaştırılmıştır. Saf ses odyometrisi ve konuşma odyometrisi, sonuçları karşılaştırıldığında ateşli silah kullanan bireylerin işitme, konuşmayı alma ve ayırt etme eşikleri normal işitme sınırlarında elde edilmiş olsa da kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Gruplar frekanslara göre kontralateral supresyon değerleri açısından ayrı ayrı değerlendirildiğinde, gruplar arasında 8 kHz dışında tüm frekanslarda anlamlı farklılık elde edilmiştir(p<0,05). Elde edilen veriler doğrultusunda ateşli silah kullanan bireylerin patlayıcı gürültüye maruz kalınması sonucunda gürültünün efferent işitsel sistem üzerinde bozucu etkisi olduğu görülmüştür. Yoğun gürültüye maruz kalan bireylerin hem işitme hem de psikolojik ve fizyolojik sağlıklarının bozulabileceği göz önüne alındığında insan sağlığı açısından korumanın ve erken tespitin önemi anlaşılmaktadır. Bu nedenle bu alanda daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğu görüşündeyiz.
Elli beş yaş ve üzeri erişkinlerde vestibüler fonksiyon ile görsel-mekansal yetenek arasındaki ilişki
Bu çalışmada, 55 yaş ve üzeri erişkinlerde vestibüler fonksiyon ile görsel-mekânsal yetenek arasındaki ilişkiyi araştırmak ve Mini Mental Durum Testi skorlarına göre iki gruba ayrılmış 55 yaş ve üzeri erişkinler arasında vestibüler fonksiyon açısından fark olup olmadığını belirlemek amaçlanmıştır. Çalışmamıza, 55 yaş ve üzeri Mini Mental Durum Testi skorları 20-24 olan erişkinler ve Mini Mental Durum Testi skorları 25 ve üzerinde olan erişkinler dahil edilmiştir. Katılımcılara Servikal Vestibüler Uyarılmış Miyojenik Potansiyeller (sVEMP) Testi, Oküler Vestibüler Uyarılmış Miyojenik Potansiyeller (oVEMP) Testi, Videonistagmografi (VNG), Video Baş İtme Testi (vHIT) ve Zihinsel Döndürme Testi uygulanmıştır. Gruplar arasında Zihinsel Döndürme Testi cevap zamanı açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Kontrol grubunun Zihinsel Döndürme Testi doğru cevap sayısı çalışma grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek elde edilmiştir (p=0.001). sVEMP ve oVEMP testlerinde 110 dB nHL'de sağ kulakta ve sol kulakta P1 latansı, N1 latansı, P1-N1 interlatansı, P1-N1 amplitüdü, kulaklar arası amplitüd asimetri oranı açısından ve dalga cevap oranları açısından gruplar arasında anlamlı farklılık elde edilmemiştir (p>0,05). sVEMP testinde çalışma grubunda 110 dB nHL'de sol kulak P1-N1 amplitüdü ile Zihinsel Döndürme Testi cevap zamanı arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede pozitif yönlü ilişki elde edilmiştir (r=0.571, p=0.013). Kontrol grubunda sol kulak N1 latansı (r=0.473, p=0.035) ve sağ kulak P1 latansı (r=0.539, p=0.012) ile Zihinsel Döndürme Testi cevap zamanı arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede pozitif yönlü ilişki bulunmuştur. oVEMP testinde çalışma grubunda 110 dB nHL'de sol kulak P1-N1 interlatansı ile Zihinsel Döndürme Testi doğru cevap sayısı arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede negatif yönlü ilişki vardır (r=-0.638, p=0.047). Kontrol grubunda sol kulak P1-N1 interlatansı ile Zihinsel Döndürme Testi cevap zamanı arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede negatif yönlü ilişki bulunmuştur (r=-0.650, p=0.006). Videonistagmografide, her iki grupta, sakkadik latans, doğruluk ve hızı , pursuit test kazanç ve asimetrisi, optokinetik test, sola ve sağa doğru 30°/sn hızda akan uyaranlara karşı, sağ ve sol göz kazancı değerlendirilmiş, her iki grup arasında sol göz sağa (p=0.008) ve sağ göz sağa bakış (p=0.014) sakkadik göz hareketlerinin doğruluk yüzdesi ortalaması dışında değerlendirilen parametreler açısından anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Çalışma grubunda sağ göz sağa bakış (r=0.428, p=0.029) ve sağ göz sola bakışta (r=0.396, p=0.045) sakkadik göz hareketlerinin latans değerleri ile Zihinsel Döndürme Testi doğru cevap sayısı arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede pozitif yönlü ilişki bulunmuştur. Çalışma grubunun pursuit testinde, 0,1 Hz (r=0.429, p=0.029) ve 0,4 Hz'de (r=0.433, p=0.027) sağ göz kazanç değeri ile Zihinsel Döndürme Testi cevap zamanı arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede pozitif yönlü ilişki vardır. 0,1, 0,2 ve 0,4 Hz'de sol göz, 0,1 ve 0,2 Hz'de sağ göz asimetri yüzdeleri ile Zihinsel Döndürme Testi cevap zamanı arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede negatif yönlü ilişki vardır (p<0.05). 0,2 Hz'de sol göz, 0,2 Hz ve 0,4 Hz'de sağ göz kazanç değerleri ile Zihinsel Döndürme Testi doğru cevap sayısı arasında negatif yönlü ilişki bulunmuştur (p<0.05). 0,2 Hz, 0,4 Hz'de sol göz asimetri yüzdeleri ile Zihinsel Döndürme Testi doğru cevap sayısı arasında da pozitif yönlü ilişki saptanmıştır (p<0.05). Kontrol grubunun pursuit testinde, 0,1 Hz'de sol göz asimetri yüzdesi ile Zihinsel Döndürme Testi cevap zamanı arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede negatif yönlü ilişki vardır (r=-0.434, p=0.027). Kontrol grubunda, sağa doğru 30°/sn hızda akan uyaranlara karşı sol göz (r=0.507, p=0.008) ve sağ gözdeki kazanç değerleri (r=0.561, p=0.003) ve sola doğru 30°/sn hızda akan uyaranlara karşı sağ gözdeki kazanç değerleri (r=0.503, p=0.009) ile Zihinsel Döndürme Testi cevap zamanı arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede pozitif yönlü ilişki vardır. Video Baş İtme Testi'nde (vHIT) lateral ve vertikal kanal VOR kazanç ortalamaları açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık elde edilmemiştir (p>0,05). Çalışma grubunda sol anterior SSK VOR kazancı ile Zihinsel Döndürme Testi cevap zamanı arasında arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede negatif yönlü ilişki vardır (r=-0.504, p=0.009). Sağ posterior SSK VOR kazancı ile Zihinsel Döndürme Testi doğru cevap sayısı arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede pozitif yönlü ilişki vardır (r=0.459, p=0.018). Kontrol grubunda sağ lateral SSK VOR kazancı ile Zihinsel Döndürme Testi doğru cevap sayısı arasında anlamlı derecede negatif yönlü ilişki vardır (r=-0.407, p=0.039). Sonuç olarak çalışmamızda, Mini Mental Durum Testi skorları 20-24 arası olan ve 25 ve üzerinde olan erişkinler arasında sol göz sağa ve sağ göz sağa bakış sakkadik göz hareketlerinin doğruluk yüzdesi ortalaması dışında vestibüler fonksiyon açısından fark bulunmamıştır. Literatürde değerlendirdiğimiz vestibüler test parametreleri ile Zihinsel Döndürme Testi cevap zamanı ve doğru cevap sayısı arasındaki ilişkinin değerlendirildiği çalışma bulunmamaktadır. Bulguların doğru bir şekilde yorumlanabilmesi için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Bu çalışma, vestibüler ve bilişsel sistem ile ilgili güncel literatüre katkı sağlayacaktır.
İşitme kaybı olan ve işitme cihazı kullanan okul çağı çocuklarında ebeveynlerin çocukların işitsel/sözel performansını değerlendirme (EÇİPED) ölçeği ile günlük yaşam işitsel davranış (GYİD) ölçeği arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, okul çağındaki işitme kayıplı çocuklarda Ebeveynlerin Çocukların İşitsel/Sözel Performansını Değerlendirme (EÇİPED) ve Günlük Yaşam İşitsel Davranış (GYİD) ölçeklerinin skorlarının incelenmesi ve ölçek skorları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışmada 7-12 yaşları arasındaki unilateral veya bilateral işitme cihazı kullanan okul çağı çocuklarının ebeveynlerini aracılığıyla günlük yaşamdaki işitsel performanslarını EÇİPED ve GYİD anketlerini kullanarak inceledik. EÇİPED ölçeği alt boyutları (sessiz ve gürültülü) ve GYİD ölçeği alt boyutları (işitsel sözel, işitsel farkındalık, sosyal/konuşma becerileri) ve genel puanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p>0,05). Sonuç olarak GYİD ve EÇİPED ölçeklerinden birinin işitme kayıplı çocuğun günlük yaşamdaki performansını ölçmek için yeterli olabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: İşitme cihazı, çocuk, ebeveynlerin çocukların işitsel/sözel performansını değerlendirme (eçiped) ölçeği, günlük yaşam işitsel davranış ölçeği (gyid)
Hemodiyaliz tedavisi gören kronik böbrek yetmezliği hastalarında işitme ve denge sisteminin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Kronik Böbrek Yetmezliği (KBY) tanısı ile hemodiyaliz tedavisine alınan erişkin hastalarda işitme ve denge sisteminde oluşan değişikleri KBY hastalığı olmayan bireylere kıyasla incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, KBY tanısı olan, 18-50 yaş arası ve haftada üç gün hemodiyaliz tedavisine alınan 35 hasta ile 35 sağlıklı bireyden oluşmaktadır. Bütün katılımcılara odyovestibüler sistem bütünlüğünün değerlendirilmesi için saf ses odyometrisi, Video Head Impulse test (vHIT), Post Head Shake Nistagmus test ve baş dönmesi engellilik anketi (DHI) uygulamıştır. Veriler uygun istatistiksel yöntemler ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışma kapsamındaki hasta grubunun yaş ortalaması 33.09 ±6.8(yıl); Hasta grubunun 16 kişisi erkek (%45.5) 19 kişisi kadındır (%51.4). Kontrol grubunun 17 kişisi erkek (%51.5), 18 kişisi ise kadındır (%48.6). Normal bireylere kıyasla hemodiyaliz hastalarında saf ses ortalamalarının hem konuşma frekanslarında hem yüksek frekanslarda anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p=0,001). DHI skoru açısından hasta gruplarının kontrol gruplarına oranla skorları daha yüksektir (p=0,001). vHIT testinde her iki taraf semisirküler kanallar için kazanç (gain) asimetri açısından hasta ve kontrol grupları arasında asimetri açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktur(p<0,05). Çalışma ve kontrol grupları arasında sol ve sağ lateral kanallarda sakkad varlığı ayrı ayrı Ki-Kare test ile incelenmiştir ve istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmiştir (ᵪ²=6.56, p=0,03). Hastaların %17,1'inde hem sol hem sağ lateral sakkad var iken; kontrol grubunda lateral kanallarda sakkad görülmemiştir. Hasta ve kontrol gruplarının post-Head shake testi sonrası nistagmus varlığı açısından yapılan Ki-Kare test sonucunda istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmiştir (p=0,025). Araştırma kapsamındaki hemodiyaliz hastaların ölçülen kan parametreleri ile sakkad varlığı arasındaki, ilişki incelenmiştir. LARP (Sol Anterior Sağ Posterior) sakkad varlığı ile BUN/kreatinin oranı arasında ters ilişki; RALP (Sağ Anterior Sol Posterior) sakkad varlığı ile kreatinin yüksekliği arasında doğru ilişki tespit edilmiştir. Hemodiyaliz hastalarının hastalık süresi artıkça vHIT testinde sakkad varlığının anlamlı olarak arttığı da gözlenmiştir. Sonuç: vHIT testi, hemodiyaliz tedavisi alan KBY hastalarında vestibüler sistemin değerlendirilmesinde kolaylıkla kullanılabilecek önemli bir testtir. Kreatinin yükseldikçe ve hastalık süresi arttıkça vHIT testinde overt ve covert sakkadların anlamlı olarak arttığı bu çalışma ile tespit edilmiştir. KBY hastalarında kreatinin yüksekliği ve hastalık süresinin vestibüler yan etkilerini vHIT ile takip etmede klinik kullanımının yaygınlaştırılması, ileride yapılacak çalışmalar ile mümkün olabilir.
Yenidoğan sarılığının afferent ve efferent işitme sistemi üzerine geç dönem etkisi
Bu çalışmada amaç, hiperbilirubinemi nedeniyle hayatının ilk bir ayında fototerapi ve/veya kan değişimi tedavisi almış; işitme taramasından geçmiş ve okul dönemine gelmiş term ve geç preterm (≥ 34 hafta) çocuklarda hiperbilirubineminin afferent ve efferent işitme sistemine etkisini incelemek, gürültüde konuşmayı anlama eşiklerini değerlendirerek arka plan gürültüde konuşmayı anlama becerilerini tespit edebilmektir.Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Adana Dr. Turgut Noyan Eğitim ve Araştırma Hastanesi yenidoğan bölümü'nde fototerapi ve/veya kan değişimi tedavisi almış; şu anda yaşı 6-10 yaş aralığında olan ve işitmesi normal olan 60 çocuk ile aynı yaş ve cinsiyet eşleştirmeli hiperbilirubinemi nedeniyle tedavi öyküsü olmayan ve işitmesi normal olan 60 çocuktan oluşmaktadır. Katılımcıların tamamına saf ses odyometri, timpanometri, işitsel beyin sapı cevapları, otoakustik emisyon ve kontralateral supresyon testi ile beraber gürültüde konuşmayı anlama testi yapılmıştır. Kontrol grubuna göre çalışma grubunda supresyon miktarları karşılaştırıldığında grup 3'de tüm frekanslarda anlamlı bir fark yakalanmıştır. HINT testinde çalışma ve kontrol grubu 4 farklı ortam için karşılaştırılmıştır. Grup 3 katılımcıların sonuçlarında sessiz ortamda anlamlı bir fark yokken; gürültü olan diğer üç ortamda SGO değerleri anlamlı olarak düşük tespit edilmiştir. Sonuç olarak; term ve 34 hafta ve üzeri geç preterm, özellikle TSB 25 mg/dl olup hiperbilirubinemi tedavisi almış normal işitmeye sahip okul çağı çocuklarında normal çocuklara göre efferent işitme sistemi ve gürültüde anlama kabiliyeti etkilendiği tespit edilmiştir. HINT ve MOC testleri güvenilir, ucuz ve kolay uygulanabilen testler olarak; hiperbilirubinemi öyküsü olan okul çağı çocukların işitme taramasında mutlaka geleneksel işitme testi yöntemlerine eklenmesi bu çocukların okul başarısını artırmada etkili olacaktır.
Psöriazis hastalarında orta ve iç kulak fonksiyonlarının değerlendirilmesi
Psöriazis keratinositlerin T hücre aracılı hiperproliferasyonu ile karakterize, kronik, enflamatuar bir hastalıktır. Çalışmamızın amacı; psöriazis hastalarında orta kulak, iç kulak ve efferent işitme sistemini, multifrekans timpanometri, geçici uyarılmış otoakustik emisyon (TEOAE) ve medial olivokoklear refleks testi ile detaylı olarak incelemektir. Çalışmaya 35 psöriazis hastası ve 40sağlıklı kişi olmak üzere toplam 75 kişi dahil edildi.Katılımcıların immitansmetrik ölçümleri yapıldıktan sonra saf ses odyometri ile işitme eşikleri ölçülmüştür. Daha sonra her iki grubun uyarılmış otoakustik emisyon testiyle değerlendirmesi: kontralateral akustik stimülasyon (KAS) verilmeden önce ve 70 dB dar band KAS verilirken olacak şekilde iki aşamalı olarak ölçülmüştür. Psörazis hastalarının yaş ortalaması 42,31±14,4, kontrol grubunun yaş ortalaması 41,48±12,8 olup fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p=0,790). 125 Hz-16000 Hz frekansları arasında psöriazis ve kontrol grubu saf ses işitme eşikleri karşılaştırıldığında, sol kulakta 16000 Hzdışında bütün frekanslarda psoriasis hastalarının saf ses işitme eşikleri daha yüksek olarak bulundu. Bu fark, sağ kulakta 6000, 8000, 10000, 12000, 14000, 16000 Hz dışında, sol kulakta 6000, 8000, 10000, 14000, 16000 Hzdışında tüm frekanslarda istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). Bireylerin tamamında timpanogram sonuçları normal sınırlarda bulundu. Multifrekans timpanometri testinde ise rezonans frekansları değerlerinde hasta ve kontrol grubunun sağ kulak değerleri sırasıyla 742,86± 109,90; 837,50 ± 111,94, sol kulak değerleri sırasıyla 745,71± 143,67; 852,50 ± 133,94 bulundu. Fark istatistiksel açıdan anlamlıdır (p<0,05). Otoakustik emisyon testiyle yapılan değerlendirmede,iki grup TEOAE sonuçları karşılaştırıldığında psöriazisli hastalardan alınan emisyon yanıtlarında kontrol grubuna göre 1000 Hz, 2000 Hz ve 2800 Hz frekanslarında istatistiksel olarak anlamlı düşüş saptandı (p<0,05).Kontralateral supresyon seviyelerini değerlendirmek amacıyla, kontralateral akustik uyaran (KAS) verilmeden ve KAS verilirken yapılan TEOAE ölçümleri karşılaştırıldığında; hasta ve kontrol grubunda tüm frekanslarda emisyon değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı düşüş saptandı (p<0,001). Her iki gruptaki kontralateral supresyon seviyeleri (dB) karşılaştırıldığında ise fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Sonuç olarak elde ettiğimiz bulgular, psöriazis hastalığında işitsel disfonksiyon varlığını göstermektedir. Psöriazis tanısı konulduğunda hastaların odyolojikdeğerlendirmesi de yapılmalı ve hastalar olası otolojik tutulum hakkında bilgilendirilmelidir. Psöriazis hastalarında orta ve iç kulak fonksiyonlarının etkilenimi ve bu olası etkilenimler ile ilişkili olabilecek hastalık özelliklerine yönelik çalışmalara devam edilmelidir.
Ratlarda akustik travma sonrası OMEGA 3 yağı kullanımının elektrofizyolojik etkilerinin araştırılması
Akustik travma sık karşılaşılan işitme kaybı nedenlerindendir ve tüy hücrelerini etkileyerek kalıcı yada geçici işitme kayıplarına sebep olabilir. Güçlü bir antioksidan olarak bilinen Omega-3 yağı , vücudun üretemediği ve dışarıdan alınması gereken bir yağdır. Hücre koruması ve bağışıklık sistemini güçlendirici etkilerinden yola çıkarak çalışmamızın amacı akustik travma önce ve sonrasında Omega -3 kullanımın emisyon testi aracılığı ile etkinliğini araştırmaktır. Çalışmamıza 24 adet sağlıklı , ortalama ağırlıkları 350 gr , yas ortalaması 12 ay olan Sprague Downey cinsi erkek ratlar dahil edilmiştir. Eşit sayıda 3 gruba ayrılan ratlardan 1.gruba vücut ağırlıklarının 150mg\kg sıvı Omega-3 yağı akustik travma önce ve sonrası verilmiştir. 2, gruba akustik travma oluşturmadan sadece Omega-3 verilmiştir. 3. Gruba sadece akustik travma uygulanmış, rutin beslenmeleri dışında herhangi bir şey verilmemiştir. Akustik travma öncesi, hemen sonrası ve 10 gün sonrası olarak 3 kere DPOAE ölçümleri yapılmıştır. Akustik travma öncesi yapılan testler sonucunda tüm ratların eşikleri benzer olarak bulundu (p> 0,005). Akustik travma modelinin uygulandığı 2 grup karşılaştırıldığında, öncesinde Omega – 3 kullanan ratlarda eşiklerin korunduğu ve eşikler arasında istatistiksel fark olmadığı; Omega – 3 kullanmayan grupta ise esiklerin anlamlı şekilde düştüğü saptandı. Akustik travma sonrası10. Günde yapılan ölçümlerde ise kontrol grubunun işitme esiklerinin akustik travma öncesi esiklerine yaklaştığı saptandı. Sadece Omega-3 kullanan grubun işitme esiklerinde bir değişiklik oluşmazken, Omega-3 yağı kullanımının herhangi bir toksik etkisi olmadığı saptandı. Çalışmamızın sonucunda Omega-3yağının kullanımının akustik travmada koruyucu etkisi olduğu saptanmıştır. Bu bulgular ışığındaOmega-3 kullanımının dozu, süresi ve uygulama sıklığı açısından yapılacak ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Sözcükler: Akustik travma, Omega-3, İşitme, DPOAE
Sağlıklı erişkin bireylerde yapılan işitsel beyin sapı cevapları ölçümlerinde LS CE-chirp uyaran ve CE-chirp uyaran cevaplarının karşılaştırılması
Chirp uyaranlar, daha fazla nöral senkronizasyon sağlayarak işitsel beyinsapı cevap amplitütlerinin arttırılması hedeflenerek oluşturulmuş akustik ses uyaranlarıdır. Cevap amplitütlerinin artması işitsel beyin sapı cevaplarında özellikle V. dalganın kolay ve hızlı bir şekilde tespitinin yapılmasını sağlamakta ve buna bağlı olarak test hızı artmaktadır. Son yıllarda geliştirilen CE-Chirp ve LS CE-Chirp uyaranlar bunaörnektir. Bu çalışmada sağlıklı bireylerden CE–Chirp ve LS CE-Chirp uyaranlara karşı elde edilen işitsel beyin sapı cevaplarının karşılaştırması amaçlanmıştır. Materyal ve Metod Bu çalışma, Başkent Üniversitesi Hastanesi KBB Kliniğinde (KA17/164 proje nolu, 26/07/2017 tarih ve 17/160 sayılı karar ile) etik kurul onayı alınarak yapılmıştır. Çalışma grubuna 18 – 40 yaş arasında normal işitmeye sahip, 14 kadın (28 kulak) ve 9 erkek (18 kulak), toplam 23 kişi (46 kulak) dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen gönüllü bireylerin ayrıntılı bir anamnezi alınmış, kulak burun boğaz muayenesi yapılarak herhnagi bir patoloji saptanmamış, odyometri testi ve akustik immitansmetri ölçümleri yapılıp işitmesinin normal olduğu görülmüş ve gönüllülerin test kriterlerine uygun olduğu ispatlandıktan sonra ABR testleri yapılmıştır. ABR testi CE-Chirp ve LS CE-Chirp uyaranlar verilerek 80,60,40 ve 20 dB nHL şiddetlerinde yapılmıştır.Elde edilen veriler, verilerin dağılımına uygun olarak istatistiksel yöntemler ile değerlendirilmiştir. Bulgular 80 dB nHL'de CE Chirp ve LS CE-Chirp uyaranların I., III. ve V. dalga latansları ve I. ve III. dalgaların amplitütlerinde istatistiksel farklılıklar izlenirken, V. dalganın amplitütünde istatistiksel bir farklılık izlenmemiştir. 80 dB nHL şiddetinde interpik latansları (I-III,III-V ve IV) farkı karşılaştırıldığında I-III arasında istatistiksel anlamlı farklılık izlenmezken, III-V ve I-V arasında istatistiksel anlamlı fark tespit edilmiştir. 60, 40 ve 20 dB nHL şiddetinde yapılan ölçümlerde tüm dalga latansları ve amplitütleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık izlenmemiştir. Sonuç LS CE-Chirp uyaranlar işitme eşiğinin değerlendirilmesinde etkilidir. Çalışmamızda LS CE CHRIP latans ve amplitüt değerlerinin yüksek şiddetlerde CE-CHIRP e göre daha yüksek olduğu gösterilmiştir. Düşük şiddetlerde her iki uyaran arasında herhangi bir üstünlük izlenmemiş ve literatürle uyumlu sonuçlar elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: İşitsel beyinsapı cevapları (ABR), CE-Chirp, LS CE-Chirp Bu çalışma, Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimler Araştırma Kurulu tarafından (KA17/164 proje nolu, 26/07/2017 tarih ve 17/160 sayılı karar ile) etik kurul onayı alınarak yapılmıştır.
60 ve üzeri yaşın orta kulak üzerindeki etkisinin multifrekans timpanometri ile değerlendirilmesi
60 Ve Üzeri Yaşın Orta Kulak Üzerindeki Etkisinin Multifrekans Timpanometri İle Değerlendirilmesi Multifrekans timpanometri, orta kulak direnç ve geçirgenliğini değerlendirmek amacıyla 226 Hz ile 2000 Hz arasında değişen probe tonlar aracılığıyla elde edilen timpanogramların değerlendirilmesini sağlayan avantajlı bir yöntemdir. Orta kulak admitans ve unsurlarının parametrelerini içeren bilgiler sunar. Bu parametrelerin en önemlilerinden biri rezonans frekansıdır (RF). Orta kulak yapılarında meydana gelen patolojiler rezonans frekansının sağlıklı kulaklara göre daha düşük veya yüksek elde edilmesine neden olur. Çalışmamızda yaşın orta kulak üzerindeki etkisini belirlemek için multifrekans timpanometri ile rezonans frekanslarının araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla, Başkent Üniversitesi Kulak-Burun-Boğaz Anabilim Dalı ve Odyoloji Ünitesi'nde, işitmesi normal olan veya sensörinöral tip işitme kaybı olan, otoskopik muayenesi normal 19-79 yaş aralığındaki 88 gönüllü (176 kulak) katılımcının rezonans frekansları ölçülmüştür. Katılımcılar yaşlarına göre 5 gruba ayrılmıştır. Birinci gruba 18-59 yaş aralığındaki 24 kişi, ikinci gruba 60-64 yaş aralığındaki 16 kişi, üçüncü gruba 65-69 yaş aralığındaki 16 kişi, dördüncü gruba 70-74 yaş aralığındaki 16 kişi ve beşinci gruba 75-80 yaş aralığındaki 16 kişi dahil edilmiştir. Katılımcıların gruplara göre sağ kulaklarının rezonans frekans ortalamasına bakıldığında grup 1 için 1050±146,703 Hz, grup 2 için 1046,88±159,655 Hz, grup 3 için 1062,5±160,728 Hz, grup 4 için 1075±136,626 Hz, grup 5 için 1068,75±152,349 Hz olarak bulunmuştur. Sağ kulak gruplar arası rezonans frekansları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p=0,981). Grupların sol kulaklarının rezonans frekans ortalamasına bakıldığında grup 1 için 1039,58±147,427 Hz, grup 2 için 1043,75±107,819 Hz, grup 3 için 1075±155,991 Hz, grup 4 için 1075±158,114 Hz, grup 5 için 1078,13±192,327 Hz olarak bulunmuştur. Sol kulak gruplar arası rezonans frekansları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p=889). Bu çalışmada elde edilen bulgular yaşın orta kulak rezonans frekansını etkilemediğini düşündürmektedir. Orta kulak rezonans frekansı üzerine etkili olabilecek parametreler ile çalışmalara devam edilmelidir. Anahtar Kelimeler: Rezonans Frekansı, Multifrekans Timpanometri, Yaş
Serebral palsi hastalığı olan çocuklarda orta kulak rezonansının değerlendirilmesi
Gülçin DÖNGEL, Serebral Palsi Hastalığı Olan Çocuklarda Orta Kulak Rezonansının Değerlendirilmesi, Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Odyoloji Programı Yüksek Lisans Tezi, 2018 Amaç: Serebral Palsili (SP) çocukların motor fonksiyonlarındaki azalma sonucu yutma fonksiyonlarında değişiklikler oluşabilir. Bu değişikliklerin de östaki fonksiyonlarını etkilemesi olasıdır. Bu durum da orta kulak rezonans frekansında (RF) değişikliklere neden olabilir. Bu çalışma ile SP'li çocukların orta kulak RF değerlerinin belirlenmesi ve ileride yapılacak daha kapsamlı çalışmalara bir alt yapı sağlanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Başkent Üniversitesi Konya Uygulama ve Araştırma Merkezi Odyoloji Ünitesinde işitme kaybı şikayeti olmayan ve otoskopik muayenesi normal olan 5-15 yaş aralığında toplam 60 (120 kulak) çocuk çalışmaya dahil edilmiştir. SP tanısı konan 30 çocuk çalışma grubunu, tamamen sağlıklı olan 30 çocuk kontrol grubunu oluşturmuştur. Tüm katılımcıların her iki kulağından multifrekans timpanometri ile elde edilen RF değerleri değerlendirmeye alınmıştır. Bulgular: Her iki grup arasında yaş ve cinsiyet bakımından anlamlı bir fark bulunmamıştır. SP'li çocukların sağ kulak RF ortalaması 981±369, sol kulak RF ortalaması 1099±398 bulunmuştur. Kontrol grubunun sağ kulak RF ortalaması 1080±328, sol kulak RF ortalaması 1190 ±296 bulunmuştur. Her iki grup arasında RF değerleri açısından anlamlı fark tespit edilmemiştir. Sonuç: Sonuç olarak bu çalışma ile SP'li çocukların RF değerlerinin kendi yaş gruplarındaki sağlıklı çocukların RF değerlerine göre değişiklik göstermediği ortaya konmuştur. Bu bulgulardan yola çıkarak multifrekans timpanometrinin effüzyonlu otitis media, otoskleroz gibi RF değerinde değişiklik yarattığı bilinen hastalıkların ayırıcı tanısı amacıyla SP'li hasta popülasyonun da da güvenle kullanılabileceği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Rezonans frekansı, Multifrekans timpanometri, Östaki tüpü, Serebral Palsi
Latin dansçılarında cvemp ve ovemp yanıtlarının dans etmeyenler ile karşılaştırması
Dans vücut postürü ve denge kontrolü ve proprioseptif ve vestibüler sistemin etkin olarak kullanıldığı bir sanattır. Vestibüler Uyarılmış Miyojenik Potansiyeller (VEMP) iç kulaktaki otolit organların boyun ve ekstra oküler kaslar yoluyla yüksek sese vermiş olduğu tepkiyi ölçen non-invaziv bir elektrofizyolojik testtir. Bu çalışmanın amacı sıkı bir vücut ve denge disiplini gerektiren Latin dansını icra eden profesyoneller ile sağlıklı akranlarının cVEMP ve oVEMP yanıtlarını karşılaştırmaktır. Bu çalışmada vestibüler rahatsızlık geçirmemiş 30 adet profesyonel Latin dansçısı ile yaş ve cinsiyet eşleştirmeli 30 adet sağlıklı gönüllüden oluşan 60 katılımcı yer almıştır. Çalışmaya katılan bireylere önce otoskopik muayene uygulanmış, sonrasında ise odyolojik değerlendirme gerçekleştirilmiştir. Saf ses ortalamaları 20 dB'den iyi olan ve otoskopik muayeneden geçmiş olan katılımcılar araştırmaya dahil edilmiştir. Katılımcılara servikal ve oküler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel testleri yapılarak latans ve amplitüd değerleri ölçülmüştür. Araştırmanın çalışma grubunu oluşturan dans grubunda 15 erkek ve 15 kadından oluşan 30 kişi (60 kulak) değerlendirmeye alınmıştır. Grubun ortalama yaşı 32.87 olarak bulunmuştur. Kontrol grubunda da 15 erkek ve 15 kadından oluşan 30 kişi (60 kulak) çalışmaya dahil edilmiştir. Kontrol grubunun ortalama yaşı 31.37 olarak saptanmıştır. İki grubun cVEMP p13 ve n23 latans ve p13–n23 amplitüd değerleri hem sağ hem sol kulak için incelendiğinde anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. İki grup arasında oVEMP latans ve amplitüd değerleri karşılaştırıldığında n10 (p=0,019) ve n10–p14 (0.000) amplitüd değerleri için anlamlı bir farklılık gözlenmiştir. p14 latans değeri için anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir (p=0.112). Araştırmamızda elde edilen bulgular literatürde daha önce yapılmış olan dans ve VEMP çalışmaları ile uyumludur. Elde edilen bulgular dansın vestibüler rahatsızlıkların tedavisinde uygulanabilir teröpatik bir yöntem olabileceği konusunda klinisyenlere katkıda bulunacaktır
Tip 1 diyabetli çocukların işitme fonksiyonlarının değerlendirilmesi:2 yıllık retrospektif çalışma
Çalışmamızın amacı; Tip 1 diyabetli (Tip 1 DM) çocukların, saf ses odyometri eşiklerinin, konuşma testlerinin ve timpanogramlarının; cinsiyet, hastalık süresi ve sağ-sol kulak yönünden araştırılmasıdır. Çalışmamıza 2016-2017 yıllarında Tip 1 DM tanısıyla tedavi ve takibi yapılan yaşları 0-18 arasında değişen toplam 109 hasta içinden, kulak burun boğaz(KBB) polikliniğine farklı sebeplerden başvuran, anamnez ve muayene bilgileri olan yaşları 2-18 arasında değişen, 26 çocuk 52 kulak dâhil edilmiştir. Saf ses ve timpanometrilerine bakılarak işitme eşikleri ve orta kulak fonksiyonları değerlendirilmiştir. Hastaların çalışma kriterlerine uygun olup olmadığı pediatrik endokrinoloji tarafından doldurulan hasta kayıt formlarından geriye dönülerek belirlenmiştir. Sağ ve sol kulak için yapılan ölçümlerde 4000 ve 8000 Hz frekansta hava yolu eşik değerlerinin 5 yıl ve daha uzun süre Tip 1 DM'li hasta grubunda, kontrol grubuna oranla istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha yüksek değerlerde olduğu bulundu (p<0,05) (Tablo 7). 5 yıl ve daha uzun süre diyabetli olan hasta grubunun hem sağ, hem de sol kulak kemik yolu eşik değerlerinin 4000 Hz frekansta istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha yüksek değerlerde olduğu bulundu (p<0,05) (şekil 4). Sağ ve sol kulak konuşmayı ayırt etme eşik (SD) değerleri ile hastalık süresi değerleri arasında ise istatistiksel olarak anlamlı ve negatif yönlü orta düzeyde ilişki saptanmıştır. Çalışmamızın sonucunda; Tip 1 DM'li hastaları işitme kaybı gelişme riski altında oldukları için, bu hasta grubunda işitmenin ayrıntılı olarak incelenmesi, klinik muayene protokolü oluşturulması ve düzeltici önlemler alınması tavsiye edilir. Anahtar Kelimeler: tip 1 diyabet, iĢitme kaybı, saf ses odyometri
Tramplen ve kule atlayıcılarının kulak fonksiyonlarının değerlendirilmesi
Amaç: Tramplen ve kule atlayıcılarının kulak fonksiyonları değerlendirmeye alarak orta kulak fonksiyonlarının, orta kulak rezonans frekansını ve vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel (VEMP) testi ile denge fonksiyonlarının değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, tramplen ve kule atlama sporu yapan 07-15 yaş aralığındaki34 çocuktan (17 kız, 17 erkek) oluşan sporcu grubu ile bu sporla ilgisi olmayan yaş ve cinsiyet eşleştirmeli 34 çocuktan oluşan kontrol grubundan oluşmaktadır. Katılımcıların ailelerinden onay formu alınmış ve katılımcılara uygulanan testler ile ilgili bilgi verilmiştir. Atlayıcıların odyometrik değerlendirmelerinde 1000 Hz, 2000 Hz, 3000 Hz, 4000 Hz, 6000 Hz, 8000 Hz frekanslarındaki saf ses hava yolu işitme eşikleri, 1000 Hz, 2000 Hz, 4000 Hz saf ses kemik yolu işitme eşikleri, timpanogram değerleri, multifrekans timpanometride rezonans frekans değerleri ile refleks eşikleri değerlendirilmiştir. Ayrıca hastalarda denge testi olarak VEMP testi uygulanmış olup cVEMP ve oVEMP amplitüd değerleri de kaydedilmiştir. Bulgular: Çalışmada elde edilen bulguların ortalama değerlerine göre kadın atlayıcılarda cVEMP amplitüdün sol eşiği istatistik olarak düşük çıkmış (p=0.031); oVEMP amplitüd sol değerleri tüm sporcularda istatistik olarak anlamlı fark bulunmuş, yüksek çıkmıştır (p=0.011). Gruplar arasında RF ortalama ve ortanca değerleri açısından karşılaştırıldıktan sonra anlamlı fark bulunmamıştır. Tramplen ve kule atlayıcıların denge testlerinde sporcularda ve erkek grubunda OVEMP sol amplitüdü daha yüksek; kadın atlayıcılarda cVEMP amplitüdün sol düşük değer bulunmuştur. Timpanogram testinde; TTP değeri sağda sporcularda istatistik olarak düşük çıkmıştır. İşitme, östaki tüpü fonksiyonları, denge fonksiyonlarının sonuçlarına göre işitme kaybı sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Sonuç: Bu çalışma ile tramplen ve kule atlayıcılarında ani basınç değişikliği, kontrol grubuna göre orta kulak fonksiyonlarında ve işitme düzeyleri açısından istatistiksel olarak bir fark yaratmamaktadır. Ancak tramplen ve kule atlayıcılarında cVEMP ve oVEMP amplitüd değerlerinde istatistik olarak anlamlı fark bulunmuştur. Bu sporla ilgilenen ve bu spora başlayacak çocuklarda atlama programına başlamadan önce denge ve postür eğitimi ve gerekirse simülasyon çalışmalarının yapılması uygun olacaktır. Anahtar Kelimeler: Tramplen ve Kule Atlama, atlayıcı, ani basınç değişikliği, işitme kaybı, multifrekans timpanometri, vestibuler uyarılmış miyojenik potansiyeller.
Mizofoni belirtisi gösteren ve göstermeyen bireyler arasında Short increment sensitivity index (SISI) test sonuçlarının karşılaştırılması
Gürültünün insan sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yarattığı bilinmektedir. Bu etkiler işitsel ve işitsel olmayan problemler şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu sorunlardan bir tanesi de mizofonidir. Gürültüden rahatsız olma şeklinde açıklanan mizofoni literatürde ayrıntılı olarak açıklanmış bir konu değildir. Bu nedenle oldukça sınırlı sayıda araştırma bulunmaktadır. Bununla birlikte mizofoni hastalarının fizyolojik bulgularının araştırıldığı çok az sayıda çalışma vardır. Bu nedenle çalışmanın amacı mizofoni belirtileri gösteren ve göstermeyen kişilerin SISI testi sonuçlarının karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya 18-50 yaş arasında mizofoni belirtisi gösteren ve göstermeyen 15'er kişi gönüllü olarak katılmıştır. Katılımcılara Amsterdam Mizofoni Ölçeği uygulanmış, otoskopik muayene ve odyolojik değerlendirme yapılmış ve ardından SISI testi uygulanmıştır. Analiz sonuçlarına göre mizofoni belirtisi gösteren bireylerle belirti göstermeyen bireyler arasında SISI Testi skorları, Saf Ses Odyometre değerlendirmesi ve Tedirgin Edici Ses Yüksekliği arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Anahtar Kelimeler: Mizofoni, Odyoloji, SISI Testi, İşitme.
Servikal disk patolojili hastalarda servikal vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller bulgularının değerlendirilmesi
Sağlıklı ve normal işleyen bir servikal omurga, günlük yaşam aktivitelerinin gerçekleştirilmesinin temelidir. Servikal omurga deformiteleri, yumuşak dokularda değişiklikler sonucu ağrı, harekette limitasyon, sinir dejenerasyonu, vertigo, nöralji, baş dönmesi, gibi şikâyetler kişilerin yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir. 25 ila 60 yaş aralığında altmış kadın gönüllünün katıldığı çalışmamızda otuz kişi çalışma grubu olarak otuz kişi de kontrol grubu olarak belirlenmiştir. Başkent Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Polikliniğine başvuran kadın hastalardan servikal patoloji tanısı alan ve servikal patoloji tanısı almayan gönüllülere Kulak Burun Boğaz Polikliniğinde muayeneleri yapıldıktan sonra servikal vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller (sVEMP) testi yapılmıştır. Servikal patolojisi olan katılımcıların sağ kulak sVEMP ölçümlerinde p1 latansı 13,64±2,91, servikal patolojisi olmayan katılımcılarda p1 latansı 14,02±2,77 bulunmuştur. Yapılan istatistiksel analize göre iki grup arasındaki fark anlamlı bulunmamıştır (p˃0,615). Servikal patolojili grupta olan katılımcıların sağ kulak cVEMP ölçümlerinde n1 latansı 21,22±3,56, servikal patolojisi olmayan katılımcılarda sağ kulak cVEMP n1 latansı 21,40±4,16 bulunmuştur. İki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p˃0,864). Servikal patolojisi olan katılımcıların sol kulak sVEMP ölçümlerinde p1 latansı 13,66±2,60, servikal patolojisi olmayan katılımcılarda p1 latansı 14,11±3,03 bulunmuştur. Yapılan analize göre iki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p˃0,560). Servikal patolojisi olan katılımcıların sol kulak sVEMP ölçümlerinde n1 latansı 20,01±3,53, servikal patolojisi olmayan katılımcılarda n1 latansı 21,20±3,93 bulunmuştur. İki grup arasında ki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p˃0,241). Elde edilen bulgular doğrultusunda, servikal patolojisi olan kadınlarda vestibüler sistemi değerlendiren sVEMP değerlerinin etkilemediği bulunmuştur. Gelecekte servikal patolojisi olan bireylerde vestibüler sistemi değerlendirmede kullanılan diğer testler ile farklı çalışmalar yapılabilir.