Theses supervised by Prof. Dr. Mehmet Hakan Türkçapar

26 theses · Hasan Kalyoncu University, Ankara Social Science University

DoctorateOpen AccessTR

Yale–Brown Obsesif Kompulsif Ölçeği 2'nin (Y-BOCS-II) Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması

Yale-Brown Obsesif-Kompulsif Ölçeği - İkinci Baskı (Y-BOCS-II), obsesif-kompulsif bozukluk (OKB) semptomlarının varlığını ve şiddetini değerlendirmek amacıyla geliştirilen, kanıta dayalı ve klinisyen tarafından uygulanan yarı yapılandırılmış bir değerlendirme aracıdır. Y-BOCS-II'nin farklı dillerde geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yapılmış olmakla birlikte, Türkçe sürümü henüz uyarlanmamıştır. Bu çalışma da, Y-BOCS-II'nin Türkiye toplumunda geçerliği, güvenirliği ve faktör yapısının incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemi, kliniğe başvuran 184 OKB tanılı birey ve 85 normal kontrolden oluşan toplam 269 katılımcıdan oluşmaktadır. Çalışmada, yapılandırılmış klinik görüşme (SCID-5-CV) ile birlikte Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi (MOKSL), Obsesif İnançlar Ölçeği (OİÖ-44), Hasta Sağlık Anketi (PHQ-9) ve Yaygın Anksiyete Bozukluğu Ölçeği (GAD-7) ölçüm araçları kullanılmıştır. Y-BOCS-II Türkçe formunun geçerlik ve güvenirliği; yapı geçerliği, ölçüt bağıntılı geçerlik, iç tutarlılık, test-tekrar test güvenirliği ve değerlendiriciler arası güvenirlik düzeyleri incelenerek değerlendirilmiştir. Y-BOCS-II Türkçe'nin iç tutarlılığı Cronbach alfa güvenirlik analizi tekniği ile hesaplanmıştır. Cronbach alfa katsayısı tüm ölçek için .96, obsesyon alt ölçeği için .95 ve kompulsiyon alt ölçeği için .93 olarak bulunmuştur. Sadece OKB tanısı alan bireylerde ise bu değerler sırasıyla .91, .86 ve .90'dır. Değerlendiriciler arası güvenirlik katsayısı ICC = 0.998 ile mükemmel düzeyde tespit edilmiştir. Test-tekrar test güvenirliği (r = .993) ve sadece OKB tanısı almış 51 hasta üzerinden yapılan analizlerde r =.973 bulunmuştur. Ayrıca, Y-BOCS-II puanlarının Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi (MOKSL), Obsesif İnançlar Ölçeği (OİÖ-44), Hasta Sağlık Anketi (PHQ-9) ve Yaygın Anksiyete Bozukluğu Ölçeği (GAD-7) ile anlamlı ilişkiler gösterdiği bulunmuştur. Yapı geçerliği doğrulayıcı faktör analizi (DFA) ile test edilmiştir. Doğrulayıcı faktör analizi, orijinal makalede önerilen iki modelin de geçerli olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte; klasik iki faktörlü yapının (obsesyon–kompulsiyon) Türk örnekleminde daha iyi uyum sağladığı bulunmuştur. Sonuç olarak, Yale–Brown Obsesif Kompulsif Ölçeği'nin Türkçeye uyarlanan bu yeni sürümü (Y-BOCS-II), obsesif kompulsif belirtilerin şiddetini değerlendirmede geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı sunmaktadır.

Selin Tutku Tabur
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Evli kadınların eşleriyle ilişkilerindeki doyum düzeyleri ile depresyon ve anksiyete arasındaki ilişki

Bu çalışmanın amacı, evli kadınların eşleriyle ilişkilerindeki doyum düzeylerinin depresyon ve anksiyete düzeyleriyle olan ilişkisini saptamaktır. Bunun yanı sıra sosyo-demografik değişkenlere göre (yaş, eğitim düzeyi, eş eğitim düzeyi, çalışma durumu, evlilik süresi, çocuk sayısı, gelir düzeyi, evlilik öncesi tanışıklık süresi, evlilik biçimi) ilişki değerlendirme ölçeğinde saptanan ilişki doyum düzeylerinin farklılık gösterip göstermediği ve eş destek düzeyi, evlilik hayatına ilişkin gelecek öngörüsü ölçekleri puanlarının ilişki değerlendirme ölçeği puanlarıyla bağıntısına bakılmıştır. Araştırmanın örneklemi, yaşları 18 ile 60 arasında değişen 234 evli kadından oluşmaktadır. Çalışmada Demografik Bilgi Formu, İlişki Değerlendirme Ölçeği (RAS), Beck Depresyon Ölçeği ve Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği (STAI-I-II) kullanılmış, elde edilen veriler Kruskal Wallis-H testi, Mann Whitney-U testi, Bağımsız Grup t testi, Tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Post –hoc LSD testi, Pearson çarpım moment korelasyon analizi tekniği ile incelenmiştir. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri sonucunda İlişki Değerlendirme Ölçeği puanları düştükçe depresyon, durumluk anksiyete ve sürekli anksiyete puanlarının anlamlı şekilde yükseldiği görülmüştür. 45 yaş ve üzeri, 21 yıl ve üstü evli olan kadınların İlişki Değerlendirme Ölçeği puanlarının anlamlı şekilde düşük olduğu görülmüştür. Eğitim düzeyi, eş eğitim düzeyi, çalışıyor olma durumu, çocuk sayısı, gelir durumu, evlilik öncesi tanışıklık süresi, evlilik biçimi İlişki Değerlendirme Ölçeği puanları ile karşılaştırıldığında farklılık bulunmamıştır. Eş destek düzeyi ve evlilik hayatına ilişkin öngörü ile İlişki Değerlendirme Ölçeği puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar literatür çerçevesinde tartışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Evlilik, İlişki Doyumu, Depresyon, Anksiyete

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıDepresyon+5
Arzu Güler
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Psikopatolojiler ve sıkıntıya dayanamama ile ilgili inançlar arasındaki ilişki: Yaygın anksiyete bozukluğu ile obsesif kompülsif bozukluk karşılaştırması

Sıkıntıya dayanıksızlık, son dönemde yapılan araştırmalarda, başta anksiyete bozuklukları olmak üzere birçok ruhsal rahatsızlıkta rol oynadığı kabul edilen tanıya özgü olmayan genel bir etken olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmada, literatürde sıkıntıya dayanıksızlığın önemli bir psikolojik bileşen olduğu varsayılan iki anksiyete bozukluğu, yaygın anksiyete bozukluk ile obsesif kompülsif bozukluk, sıkıntıya dayanma düzeyi ve duygusal şemalar açısından karşılaştırılmıştır. Çalışmamızın amacı sıkıntıya dayanıksızlığın yaygın anksiyete bozukluk ile obsesif kompülsif bozukluk tanıları arasında farklılık gösterip göstermediği, eğer farklılık varsa hangi bileşenlerde olduğu ayrıca, sıkıntıya ilişkin şemalar açısından yaygın anksiyete bozukluğu ile obsesif kompülsif bozukluğun farklılık gösterip göstermediğinin saptanmasıdır. Bu amaçla, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Polikliniği'nde ayaktan tedavi gören sosyodemografik özellikler açısından birbirine benzer, obsesif-kompülsif bozukluk-kirlenme obsesyonu alt tipi (n: 30) ve yaygın anksiyete bozukluğu (n: 30) olan toplam 60 hasta çalışmaya alınmıştır. Her iki tanı grubunu sıkıntıya dayanma düzeyleri açısından karşılaştırmak için, Türkçe standardizasyonu Sargın ve ark. (2012) tarafından yapılmış olan Sıkıntıya Dayanma Ölçeği (Simons ve Gaher, 2005); duygusal şemaları karşılaştırmak amacıyla Türkçe uyarlaması Yavuz ve ark. (2011) tarafından yapılmış olan Leahy Duygusl Şema Ölçeği (Leahy, 2002) kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, Sıkıntıya Dayanma Ölçeğinin, sıkıntıyla ilişkili Tolerans alt ölçeğindeki iki madde ile Leahy Duygusal Şema Ölçeğinin Dışavurum alt ölçeğindeki, duyguların ifade edilmesi ile ilgili bir maddede, OKB grubunun ortalaması YAB grubunun ortalamasından anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: sıkıntıya dayanma, yaygın anksiyete bozukluğu, obsesif kompülsif bozukluk, duygusal şema

Anksiyete bozukluklarıAnksiyete bozukluklarıBilişsel şemalar+3
İclal Aydın
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Engelli çocuğa sahip olan kadınların tükenmişlik duyguları ve evdeki çocukla ilgili iş bölümü arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmada, engelli çocuğa sahip annelerin tükenmişlik duygu düzeylerinin saptanması ve bu düzeyle evdeki çocukla ilgili iş bölümü arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla örneklem olarak Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı rehabilitasyon merkezlerine devam eden engelli çocuğa sahip bir grup anne çalışmaya alınarak tükenmişlik düzeyleri ve çocukla ilgili iş bölümü düzeyleri araştırılmıştır. Katılımcı annelerin çocuklarının engel grupları incelendiğinde; 39'unun (%59,1) zihinsel, 17'sinin (%25,8) bedensel, 10'unun (%15,2) zihinsel ve bedensel olarak dağıldığı dikkat çekmektedir. Katılımcı annelerin 18'i (%27,3) 30 yaş ve altı, 24'ü (%36,4) 31-40 yaş, 24'ü (%36,4) 40 üstü yaş grupta yer almaktadır. Genel ortalamaları incelendiğinde; olumsuz değerlerden "duygusal tükenmişlik ve duyarsızlaşma" ile "genel tükenmişlik" düzeyleri düşük iken "kişisel başarı" ve "iş bölümü" düzeyi yüksek olarak saptanmıştır. Araştırmaya katılan engelli çocuğa sahip annelerin tükenmişlik ve iş bölümü düzeylerinin eğitim durumuna, çocuğun engel durumuna, engelli çocuğun yaşına, çocuk sayısına, engelli çocuğu dünyaya getirmeyi dileme durumuna göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelendiğinde, istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılaşma olmadığı saptanmıştır. Engelli çocuğa sahip annelerin tükenmişlik ve iş bölümü algı düzeylerinin çocuğun eğitim durumuna göre kişisel başarı ve iş bölümü alt boyutlarında anlamlı bir farklılaşma belirlenmiştir. Gelir düzeyi en düşük olanlarda en yüksek tükenmişlik ortalaması olduğu sonucu önemlidir. Duygusal tükenmişlik ve duyarsızlaşma ve genel tükenmişlik düzeyi intihar etmeyi düşünenlerde daha yüksektir. Sadece iş bölümü boyutunda gözlemlenen farklılaşma evli olanların lehinedir. Genel tükenmişlik düzeyi arttıkça duygusal tükenmişlik ve duyarsızlaşma düzeylerinin de arttığı; benzer şekilde genel tükenmişlik düzeyi arttıkça kişisel başarı düzeyinin de arttığı saptanmıştır. Bu bulgu; annelerin genel tükenmişlik düzeylerinin yüksek olmasına rağmen ev içerisindeki düzeni devam ettirme adına çabalamalarının göstergesidir. Annelere özellikle yer verilmesi gerektiğini belirttikleri gibi evdeki iş bölümünün önemini vurguladıkları dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda, iş bölümü ve tükenmişlik düzeylerinin ilişkili oluşu, alanyazınla uyumla olmakla beraber hipotezleri de desteklemektedir.

AnnelerEngelli kişilerEngelli çocuklar+6
Hakan Mutlu
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı almış erişkinlerde bilişsel şemalar: Karşılaştırmalı bir çalışma

Bu çalışmada, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanısı almış erişkin bireylerin, bu tanıyı almamış erişkin bireylerle bilişsel şemalar bakımından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, örneklem olarak, Ankara ilinin Çankaya ilçesinde özel bir muayenehanede takip edilen, DEHB tanısı konmuş erişkin bireyler ile bu tanıyı almamış erişkinlerden oluşan iki ayrı grup belirlenmiştir. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, erken çocukluk döneminde başlayan, etkileri erişkinlik döneminde de devam eden, gelişimsel bir sendromdur. Temel belirtileri; dikkat eksiliği, hiperaktivite ve dürtüsellik olan bu sendrom, bireylerin erişkinlik döneminde de kişiler arası ilişkiler, eğitim ve mesleki beceriler gibi alanlarda zorluk çekmelerine neden olur. Süregelen DEHB semptomlarının varlığı ve birey üzerindeki olumsuz etkileri, bu bireylerde çeşitli bilişsel şemaların gelişmesi aşamasında oldukça önemli bir role sahiptir. Şemalar, insanoğlunun hayatta karşılaştığı birçok olayı değerlendirmesine ve anlamasına yarayan bilişsel yapılar ve mantıksal kategoriler olarak tanımlamışlardır. Bu bağlamda, şema, olaylar karşısında, bireyin çocukluk yaşantılarından itibaren ebeveynleri ve çevresiyle kurmuş olduğu iletişimden elde ettikleri deneyimlerin sonucunda ortaya çıkan duygu ve düşünce kalıplarıdır. Birey oluşturduğu bu duygu ve düşünce kalıpları ile kendisine sunulan yeni uyaranı özümser ve sonucunda eyleme nasıl geçeceğini bu kalıpların yardımıyla belirler. Young, kötü geçen çocukluk sonucu gelişen şemalar başta olmak üzere, bazı şemaların; kişilik bozukluklarının, karakter problemlerinin ve birçok kronik Eksen I bozukluğunun temelinde yatan düşünce yapıları olabileceğini belirtmiştir. Bu bağlamda, bazı şemalar tanımlamış ve bunları "erken dönem uyumsuz şemalar" olarak adlandırmıştır. Çalışmada, Young Şema Ölçeği-Türkçe Kısa Form 3 kullanılarak, DEHB tanısı bulunan erişkinlerle bu tanıyı almamış bireyler, erken dönem uyumsuz şemalar açısından kıyaslanmıştır. YŞÖ-KF3 Türkçe versiyonu, 14 şema ve 5 şema alanını incelemektedir. Çalışma sonuçlarında; klinik örnekleme dâhil olan Erişkin DEHB tanısı almış bireylerde yalnızca Kendini Feda ve Duyguları Bastırma şemalarına ait anlamlı sonuçlar bulunmamıştır. Bu bağlamda, DEHB'li erişkinlerin, bu tanıyı almamış insanlara göre daha güçlü bir biçimde erken dönem uyumsuz şemalarının etkisi altında oldukları söylenebilir. Anahtar kelimeler: Erişkin DEHB, Şema, Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Bilişsel Davranışçı Terapi

Bilişsel davranış terapileriBilişsel şemalarErken dönem uyum bozucu şemalar+2
Nihan Kavurmacı
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Luebeck ölçeği Türkçe formunun geçerlilik güvenirliği

Bu araştırmanın amacı, Kühnen ve arkadaşları tarafından geliştirilen İşlem Öncesi Düşünmeyi Kaydetme Ölçeğinin (Luebeck) Türkiye için geçerlilik ve güvenirlik çalışmasının yapılmasıdır. Bu ölçeğin temel kullanım amacı ruhsal bozukluk tanısı almış hastaların bilişsel gelişim açısından değerlendirmek ve özellikle de işlem öncesi (pre-operasyonel) düşünce özelliklerini saptamaktır. Literatürde özellikle bilişsel psikoloji açısından, patolojilerde düşünce içeriklerinin anlaşılması ve tedaviye dâhil edilmesi önemli bir faktör olarak tanımlanmaktadır. Bu nedenle, düşünce biçiminin faktörlerinden biri olan işlem öncesi düşünme özelliklerini farklı patolojiler açışından incelemek önemli olarak değerlendirilmektedir. Araştırma, hiçbir ruhsal bozukluk tanısı bulunmayan 33 sağlıklı birey ve farklı ruhsal tanısı bulunan 60 birey üzerinde yürütülmüştür. Araştırmada veri toplama araçları olarak; Sosyodemografik Bilgi Formu, Fonksiyonel Olmayan Tutumlar Ölçeği (FOTÖ-A) ve İşlem Öncesi Düşünmeyi Kaydetmek için Luebeck Ölçeği kullanılmıştır. Luebeck için güvenirlik çalışmaları kapsamında Cronbach Alpha katsayısı α= 0,887 ve test yarılama yöntemiyle hesaplanan güvenirlik katsayısı 0,902 olarak bulunmuştur. Ölçeğin Türkçe formunun madde-toplam korelasyon katsayılarının 0,189-0,705 arasında olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Madde ayırt edicilik analizi neticesinde ise her maddenin ayırt ediciliğinin yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Geçerlilik çalışmaları kapsamında ölçüt geçerliliği ve ayırma geçerliliği metotları kullanılmıştır. Ölçüt geçerliliğini sınamak amacıyla kullanılan Fonksiyonel Olmayan Tutumlar Ölçeği (FOTÖ-A) ile Luebeck arasında p<.001 düzeyinde istatiksel açıdan anlamlı ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayırma geçerliliği analizi sonucunda kontrol ve deney grubu arasında anlamlı fark olduğu sonucunda varılmıştır. Yapılan analizler sonucunda Luebeck Ölçeğinin Türkçe formunun psikometrik özellikleri kabul edilebilir düzeyde bulunmuş, ölçeğin madde kullanımı, duygu durum, anksiyete ve somatoform ruhsal bozukluklarının işlem öncesi düşünce içeriklerinin ölçümünde kullanılabilir bir araç olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: İşlem öncesi düşünme, ruhsal bozukluklar, geçerlilik-güvenirlik

GeçerlikGüvenilirlikMental bozukluklar+2
Özlem Uca
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Bozukluğa özgü belirsizliğe tahammülsüzlük ölçeği (BÖBTÖ) Türkçe formu: Geçerlik ve güvenirlik çalışması

Alanda yapılan çalışmalar, belirsizliğe tahammülsüzlüğün, çeşitli psikopatolojilerin ortaya çıkmasında ve sürmesinde önemli bir etken olduğunu göstermektedir. Bu sebeple de, belirsizliğe tahammülsüzlüğün ölçülmesi için çok sayıda ölçek geliştirilmiştir. Bu ölçeklerden biri de, farklı ruhsal bozukluklara özgü olarak ortaya çıkan belirsizliğe tahammülsüzlüğün değerlendirilebilmesi için Thibodeau ve arkadaşları (2015) tarafından geliştirilen, Bozukluğa Özgü Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği'dir. Bu çalışmanın amacı da, Bozukluğa Özgü Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği'nin (BÖBTÖ), üniversite öğrencisi örnekleminde geçerlik ve güvenirliğini incelemektir. Ölçeğin yapı geçerliğinin sınanması adına Temel Bileşenler Faktör Analizi uygulanmış ve özgün ölçeğe uygun olarak sekiz faktöre dağıldığı görülmüştür. Madde toplam ve madde kalan analizlerine bakıldığında Bozukluğa Özgü Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği'nde yer alan 24 maddenin güvenirliklerinin yüksek ve maddelerin ölçeğin bütünlüğü ile tutarlı ve maddelerin aynı yapı içerisinde olduğunu ortaya koymaktadır. Ölçeğin benzer ölçek geçerliğinin değerlendirilmesi adına, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği Kısa Formu (BTÖ-12) ve Hasta Sağlık Ölçeği kullanılmıştır. Beklenildiği üzere BÖBTÖ alt boyutları toplam puanları ile, BTÖ-12 ve Hasta Sağlık Ölçeği alt boyutları arasında pozitif yönde ve istatistiki olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ölçeğin güvenirliği Cronbach Alpha Güvenirlik Analizleri ile hesaplanmıştır. İç tutarlılık ve test-tekrar-test analizleri ölçeğin güvenilir olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, elde edilen bulgular BÖBTÖ'nün Türkçe formunun geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğunu göstermektedir.

Belirsizliğe tahammülsüzlükDepresyonGeçerlik+3
İbrahim Gökşin Başer
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Borderline Şiddet Değerlendirme Ölçeği Türkçe versiyonunun (Türkçe BEST) geçerlik, güvenirliği ve faktör yapısı

Bu çalışmada Borderline Şiddet Değerlendirme Ölçeğinin Türkiye toplumunda geçerliği, güvenirliği ve faktör yapısının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma örneklemi Hasan Kalyoncu Üniversitesinde 201 kadın ve 105 erkek olmak üzere toplam 306 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Türkçe BEST ölçeğinin iç tutarlılığı Cronbach Alfa güvenirlik analizi tekniği ile hesaplanmıştır. Düşünceler ve Duygular, Olumsuz Davranışlar ve Olumlu Davranışlar alt ölçeklerinin Cronbach Alfa katsayıları sırasıyla 0.80, 0.65 ve 0.67 olarak bulundu. Bütün ölçek için ise iç tutarlılık katsayısı 0.75'dir. Yapılan test-tekrar test analizlerinde Düşünceler ve Duygular, Negatif Davranışlar ve Pozitif Davranışlar alt ölçeklerinin test-tekrar test puanları arasındaki korelasyon katsayıları sırasıyla 0.61, 0.50 ve 0.51 bulundu. Türkçe BEST ile Türkçe BPQ (r=0.337, p<0.01), BDE (r=0.460, p<0.01), PBQ (r=0.337, p<0.01), Durumluk Kaygı Ölçeği(r=0.351, p<0.01) ve Sürekli Kaygı Ölçeği (r=0.387, p<0.01) ile arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulundu. Bu çalışmanın bulguları değerlendirildiğinde Borderline Şiddet Değerlendirme Ölçeğinin geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olarak Türkiye örnekleminde kullanılabileceği görüldü. Anahtar Sözcükler: Borderline Kişilik Bozukluğu, Borderline Şiddet Değerlendirme Ölçeği, BEST

GeçerlikGüvenilirlikKişilik bozuklukları+4
Ercan Akın
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Borderline Kişilik Ölçeği (Türkçe BPQ): Geçerlik,güvenirliği, faktör yapısı

Amaç: Bu çalışmada, Türkçe BPQ ölçeğinin geçerlik, güvenirlik ve faktör yapısının incelenmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: Araştırmanın örneklemini, Hasan Kalyoncu Üniversitesinde 2015-2016 yıllarında öğrenim görmekte olan 18‒36 yaş arasında 306 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Çalışmada, araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyodemografik Bilgi Formu, Borderline Kişilik Ölçeği (Türkçe BPQ), Borderline Şiddet Değerlendirme Ölçeği (BEST), Marlowe-Crowne Sosyal Arzulanırlık ölçeği (MCSAÖ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Kişilik İnanç Ölçeği Kısa Formu (KİÖ-KTF), Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği kullanılmıştır. Tüm istatistiksel değerlendirmeler için SPSS 23 yazılım programı kullanıldı. Bulgular: Türkçe BPQ iç tutarlılık katsayısı Cronbach αdeğeri 0.89 olarak hesaplandı. Test-tekrar test için Türkçe BPQ 4 hafta arayla tekrar uygulandı ve iki uygulama arasındaki korelasyon katsayıları Dürtüsellik, Duygulanımda Kararsızlık, Terk Edilme, İlişkiler, Kendilik İmgesi, İntihar/ Kendini Yaralama Davranışı, Boşluk Duygusu, Yoğun Öfke ve Psikoz Benzeri Durumlar boyutları için sırasıyla 0.50, 0.77, 0.40, 0.68, 0.72, 0.48, 0.73, 0.74 0.62 olarak bulundu. Türkçe BPQ ile BEST (r=0.337, p<.0.01), Türkçe BPQ ile BDÖ (r=0.375, p<0.01), Türkçe BPQ ile KİÖ-KTF (r=0.322, r<0.01), Türkçe BPQ ile Durumluk Anksiyete (r=0.299, p<0.01), Türkçe BPQ ile Sürekli Anksiyete (r=0.306, p<0.01) Ölçekleri arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Türkçe BPQ alt ölçekler düzeyinde 2 faktörlü yapı elde edildi. Türkçe BPQ'nun madde düzeyinde ise 5 faktörlü yapı elde edildi. Sonuç: Sonuç olarak, Borderline Kişilik Ölçeği (Türkçe BPQ), borderline kişilik bozukluğunun DSM-IV tanı kriterlerine göre belirlenmesinde kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Borderline Kişilik Bozukluğu, Borderline Kişilik Ölçeği, Geçerlik, Güvenirlik, Faktör Yapısı

GeçerlikGüvenilirlikKişilik bozuklukları+4
Vedat Ceylan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Ertelemeciliğin rahatsızlığa dayanıksızlık ve mükemmeliyetçilikle ilişkisi

Bu çalışmada,erteleme eğilimi yüksek ve düşük olan kişilerin rahatsızlığa dayanma güçlerinin karşılaştırılması ve erteleme davranışının, rahatsızlığa dayanıksızlık ve mükemmeliyetçilikle olan ilişkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışma grubunu, İstanbul ilinde üniversitesi eğitim gören, gönüllü katılımı kabul eden 70 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma da, Genel Erteleme Ölçeği, Akademik Erteleme Ölçeği, Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği, Sıkıntıya Dayanma Ölçeği, Rahatsızlığa Dayanma Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Çalışmada genel erteleme, akademik erteleme, çoklu mükemmeliyetçilik, sıkıntıya ve rahatsızlığa dayanıksızlık düzeylerinin birbirleri ile arasındaki ilişki analiz edilmiş ve katılımcıların sıkıntıya dayanıksızlık ile başkalarının kendinden beklediği mükemmeliyetçiliği arasında ters yönlü ilişki olduğu bulgular arasındadır. Sıkıntıya dayanma ile akademik ortalama ile pozitif yönlü ilişkinin olduğu, genel erteleme ile akademik erteleme arasında pozitif yönlü ilişkinin olduğu, genel erteleme ile akademik ortalama ile ters yönlü ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmanın sonuçları, sınırlılıkları ve gelecek araştırmalar için öneriler literatür doğrultusunda tartışılmıştır.

Akademik ertelemeBelirsizliğe tahammülsüzlükDayanıklılık+6
Asiye Nur Nihan Yurdakul
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Mizaç ve karakter envanteri-gözden geçirilmiş formu (Türkçe TCI-R): Geçerlik, güvenirliği ve faktör yapısı

Bu çalışmada Türkçe TCI-R'nin Türkiye toplumunda geçerliği, güvenirliği ve faktör yapısının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi, Türkiye'nin çeşitli üniversitelerinde öğrenim gören 1026 (786 Kadın, 240 Erkek) üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırmada katılımcılara Sosyodemografik Bilgi Formu, Türkçe TCI-R, BDE, BAÖ ve KİÖ-KTF uygulandı. Türkçe TCI-R iç tutarlılık katsayısı tüm ölçekler için 0.85 bulundu. En yüksek Cronbach alfa Sebat Etme (0.92) için bulundu, en düşük ise Yenilik Arayış (0.73) için bulundu. Tüm boyutlar için test-tekrar test korelasyon katsayıları nispeten yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı çıktı. Türkçe TCI-R mizaç ve karakter boyutları ile BDE, BAÖ ve KİÖ-KTF toplam puanları arasında anlamlı korelasyon bulundu. Promax döndürme ile temel bileşenler analizi, mizaç boyutu için toplam varyansın %62.67'sini oluşturan, özdeğerleri 1'den yüksek olan 4 faktör üretti. Karakter boyutu için ise toplam varyansın % 56.14'ünü oluşturan, özdeğerleri 1'den yüksek olan 3 faktör üretti. Elde edile bulgular, Türkçe TCI-R'nin Türkiye toplumunda kişiliğin değerlendirilmesi için kullanılabilecek sağlam faktöriyel yapıya sahip, geçerli ve güvenilir bir araç olduğunu göstermiştir.

GeçerlikGüvenilirlikKarakter+6
Mehmet Hanifi Yalçın
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Riskli gruplarla çalışma yürüten sivil toplum kuruluşu gönüllülerinde depresyon, anksiyete, stres ve tükenmişlik ilişkisinin incelenmesi

Bu araştırmada riskli gruplarla çalışma yürüten sivil toplum örgütlerinde gönüllü çalışanların depresyon, anksiyete, stres ve tükenmişlik düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Diyarbakır ilinde riskli gruplarla çalışma yürüten sivil toplum örgütlerindeki 18-48 yaş aralığında 87 katılımcıdan araştırmayı tamamlayan 37 kadın ve 32 erkek toplam 69 gönüllü, araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmada katılımcılara Sosyodemografik Bilgi Formu, Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DASÖ) ve Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ) uygulanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre depresyon, anksiyete, stres ile tükenmişlik arasında alanyazına paralel olarak pozitif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur. Katılımcıların MTÖ tükenmişlik düzeyleri arttıkça DASÖ depresyon düzeyleri (r=0.659,p<0.001), DASÖ anksiyete düzeyleri (r=0.616,p<0.001), DASÖ stres düzeyleri (r=0.664,p<0.001) artış göstermiştir. Katılımcıların DASÖ depresyon düzeyleri arttıkça DASÖ anksiyete düzeyleri (r=0.811,p<0.001) ve DASÖ stres düzeyleri (r=0.768,p<0.001) artış göstermiştir. Erkek katılımcıların DASÖ depresyon puanları ( male=14.50, SDMale=9.28), kadın katılımcıların DASÖ depresyon puanlarından ( Female=9.68, SDFemale=9.37), erkek katılımcıların MTÖ tükenmişlik puanları ( male=36.22, SDMale=10.77), kadın katılımcıların MTÖ tükenmişlik puanlarından ( Female=29.14, SDFemale=12.81) erkek katılımcıların MTÖ duygusal tükenme puanları ( male=18.28, SDMale=6.89) kadın katılımcıların MTÖ duygusal tükenme puanlarından ( Female=13.27, SDFemale=7.95) daha yüksek çıkmıştır. Anahtar kelimeler: Sivil Toplum Kuruluşu, Tükenmişlik, Depresyon, Anksiyete, Stres

AnksiyeteDepresyonGönüllü çalışanlar+7
Emre Bakır
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Sıkıntıya dayanma ve esrar kullanımı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, sıkıntıya dayanma ve esrar kullanım özellikleri (kullanıma başlama yaşı, kullanım sıklığı, esrarın yaşam üstüne olumsuz etkileri-sağlık, ilişkiler, sosyal yaşam ve iş yaşamı) arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma Kilis Denetimli Serbestlik Müdürlüğü'nde yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini, bu kurumda madde kullanımı sebebiyle eğitim ve iyileştirme çalışmalarına alınmış yükümlüler oluşturmuştur. Araştırmaya 66 erkek katılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında, katılımcıların bilgileri için demografik bilgi formu, esrar kullanım özelliklerinin ölçümü için Bağımlılık Profil İndeksi – Kısa Formu (BAPİ-Kısa), sıkıntıya dayanıklılık ölçümü için Sıkıntıya Dayanma Ölçeği (SDÖ), depresyon ve anksiyete ölçümü için Beck Depresyon Envanteri (BDE) ve Beck Anksiyete Envanteri (BAE) kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; SDÖ ile ölçülen sıkıntıya dayanıklılık düştükçe, BAPİ-Kısa toplam puanı ile ölçülen esrar kullanımı (r = -.31, p<.05), BAPİ-Kısa alt ölçekleri ile ölçülen esrarın yaşam üstüne olumsuz etkileri (r = -.31, p<.05) ve esrar bağımlılığı (r = -.36, p<.01), BDE ile ölçülen depresyon (r = -.44, p<.01) ve BAE ile ölçülen anksiyete (r = -.29, p<.05) artmaktadır. Depresyon şiddeti arttıkça, esrar kullanımı (r = .49, p<.01), BAPİ-Kısa alt ölçeği ile ölçülen esrar kullanım sıklığı (r = .44, p<.01) ve esrarın yaşam üstüne olumsuz etkileri (r = .55, p<.01) artmaktadır. Benzer şekilde, anksiyete arttıkça esrar kullanımı (r = .42, p<.01), esrar kullanım sıklığı (r = .33, p<.01) ve esrarın yaşam üstüne olumsuz etkileri (r = .40, p<.01) artmaktadır. Katılımcıların madde kullanımına başlama yaşları düştükçe, esrar kullanımı (r = -.40, p<.01), esrar kullanım sıklığı (r = -.35, p<.01) ve esrarın yaşam üstüne olumsuz etkileri (r = -.40, p<.01) artmaktadır. Elde edilen bu sonuçlarla, sıkıntıya dayanma ve esrar kullanımı arasında anlamlı bir ilişki olduğu hipotezi desteklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sıkıntıya dayanma, duygusal zorlanmaya tolerans, esrar kullanımı, madde kullanımı.

Duygusal sorunlarEsrarMadde bağımlılığı+3
Sercan Udum
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Depresyon ve anksiyete belirtilerinin yordayıcıları olarak ruminasyon, otomatik düşünceler, işlevsel olmayan tutumlar ve düşünce baskılama

Bu araştırmada ruminasyon, otomatik düşünceler, işlevsel olmayan tutumlar ve düşünce baskılamanın depresyon ve anksiyete belirtileri üzerindeki yordayıcı etkileri korelasyonel araştırma deseninde incelenmiştir. Gaziantep'te bir vakıf üniversitesinde gerçekleştirilen araştırmanın örneklemini %66.2'si (n=186) kadın, %33.8'u (n=95) erkek olmak üzere toplam 281 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Kısa Form-Ruminasyon Ölçeği (KF-RÖ), Fonksiyonel Olmayan Tutumlar Ölçeği Kısaltılmış Türkçe Formu (DAS-R-TR), Otomatik Düşünceler Ölçeği (OTÖ) ve Beyaz Ayı Düşünce Baskılama Envanteri (BADBE), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) kullanılmıştır. Veriler SPSS programıyla analiz edilmiş ve araştırma verilerinin analizinde Çoklu Regresyon Analizi kullanışmıştır. Analiz sonuçları, otomatik düşüncelerin hem depresyon hem de anksiyete belirtilerinin en güçlü, anlamlı yordayıcısı olduğunu göstermektedir. Araştırma bulgularına göre, Otomatik Düşünceler Ölçeği ve Kısa Form Ruminasyon Ölçeği Derin Düşünme alt boyutundan alınan puanlar depresyon belirtilerini anlamlı olarak yordamaktayken, anksiyete belirtilerini ise Otomatik Düşünceler Ölçeği, Kısa Form Ruminasyon Ölçeği toplam puanı ve Beyaz Ayı Düşünce Baskılama Envanterinden alınan puanların anlamlı olarak yordadığı görülmektedir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: ruminasyon, otomatik düşünceler, işlevsel olmayan tutumlar, düşünce baskılama

AnksiyeteDepresyonDüşünce baskılama+4
Saadet Yapan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Madde kullanım bozukluğu olan bireylerin işlevsel olmayan tutumlar, depresyon ve anksiyete düzeyleri açısından incelenmesi: Karşılaştırmalı bir çalışma

Bu çalışmada, madde kullanım bozukluğu olan bireyler ile madde kullanmayan bireylerin işlevsel olmayan tutumlar, depresyon ve anksiyete düzeyleri açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla yürütülen çalışma, nedensel karşılaştırmalı desende yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 18-60 yaş aralığındaki Gaziantep 25 Aralık Devlet Hastanesi Ahmet Şireci AMATEM Kliniği'nde yatarak tedavi olan 60 hasta (çalışma grubu) ve madde kullanmayan 60 kişi (kontrol grubu) oluşturmuştur. Araştırma verileri; Kişisel Bilgi Formu, İşlevsel Olmayan Tutumlar Ölçeği Kısaltılmış Türkçe Formu (DAS-R-TR), Beck Depresyon Envanteri, Beck Anksiyete Envanteri ve Bağımlılık Profil İndeksi Kısa Formu kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi Kolmogorov-Smirnov testi ve Shapiro-Wilk testleri, Bağımsız Gruplar T testi, Pearson Korelasyon yöntemi, ANOVA ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılarak yapılmıştır. Yapılan analizlere göre; madde kullanım bozukluğu olan bireylerde, DAS-R ölçeğiyle saptanan işlevsel olmayan tutumların madde kullanmayan bireylere göre daha yüksek düzeyde olduğu bulunmuştur. Beck Depresyon ve Anksiyete ölçekleriyle saptanan depresyon ve anksiyete düzeyleri açısından yapılan karşılaştırmada ise, madde kullanım bozukluğu olan bireylerin depresyon (ortalama 37.35) ve anksiyete düzeyleri (ortalama 27.23), madde kullanmayan bireylere (BDE skoru ortalaması 7.20, BAE skoru ortalaması 5.52) göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Elde edilen bulgular alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Madde Kullanım Bozukluğu, İşlevsel Olmayan Tutumlar, Depresyon, Anksiyete.

AnksiyeteMadde bağımlılığıMadde kullanım bozuklukları+3
Hatice Yalçın
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Fibromiyalji sendromu ve romatoid artrit hastalarının sıkıntıya ve rahatsızlığa dayanma derecelerinin karşılaştırılması

Bu araştırmada, fibromiyalji sendromlu hastalar ile romatoid artritli hastaların sıkıntıya ve rahatsızlığa dayanma düzeylerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırmaya, Denizli Devlet Hastanesi'nin Fizik Tedavi Polikliniğine başvuran 30 fibromiyalji sendromlu hasta ve Romatoloji Polikliniğine başvuran 30 romatoid artritli hasta gönüllülük esasına dayalı olarak katılmıştır. Örneklemi oluşturan 60 hastanın 34'ü kadın ve 26'sı erkektir. Hastaların sıkıntıya dayanma düzeylerini ölçmek için "Sıkıntıya Dayanma Ölçeği" ve rahatsızlığa dayanma düzeylerini ölçmek için "Rahatsızlığa Dayanma Ölçeği" kullanılmıştır. Bağımsız grup t testi analizi sonucunda fibromiyalji sendromlu hastaların sıkıntıya dayanma düzeyi romatoid artritli hastalarına göre daha düşük bulunmuştur. Fibromiyalji sendromlu hastalarının sıkıntıya dayanma alt ölçeklerinden SDÖ-T ve SDÖ-Ö düzeyi romatoid artritli hastalarına göre daha düşük bulunmuştur. Her iki hastalık grubunun SDÖ-R düzeylerinde ise istatistiksel olarak bir farklılık görülmemiştir ancak klinik olarak düşük olduğu görülmüştür. Rahatsızlığa dayanma düzeyleri açısından ise fibromiyalji sendromlu ve romatoid artritli hastalar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Sosyal destek alan fibromiyalji sendromlu ve romatoid artritli hastaların sıkıntıya dayanma düzeyi daha yüksek olduğu görülmüştür. Psikiyatrik tedavi alan fibromiyalji sendromlu ve romatoid artritli hastaların sıkıntıya dayanma düzeyi alt ölçeklerinden SDÖ-T ve SDÖ-Ö düzeyinin daha düşük olduğu bulunmuştur. Araştırmanın sonuçları alanyazın ışığında tartışılmıştır.

FibromiyaljiHoşgörüRomatoid artrit
Murat Özüberk
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İhmal ve istismar mağduru ergenlerde psikolojik destek alma tutumları ve terapötik işbirliğinin psikopatolojik özellikler ve şemalarla ilişkisi

Bu çalışmada, ihmal ve istismar mağduru gençlerin psikolojik destek almaya yönelik tutum ve terapötik işbirliği ile psikopatolojik özellikleri ve erken dönem uyumsuz şemaları arasındaki ilişki araştırılmıştır. Çalışmaya 12-18 yaşlarında ihmal ve istismar mağduru 65 kız çocuğu katılmıştır. Örnekleme uygulanan "Belirti Tarama Testi (SCL90-R)" ile "Psikolojik Destek Almaya Yönelik Tutum Ölçeği-Kısa Form (PYAİTÖ-KF)" ve "Terapötik İttifak Ölçeği-Hasta Formu (TİÖ-HF)" ölçekleri arasındaki ilişki analizinin sonucunda; "Kişilerarası Duyarlılık", "Anksiyete", "Somatizasyon", "Paranoid Düşünceler" ve "Obsesif Kompulsif Belirtiler" arttıkça psikolojik yardım alma tutumlarının ve terapötik işbirliğinin olumsuz etkilendiği ortaya çıkmıştır. "Young Şema Ölçeği-Kısa Form3 (YŞÖ-KF3)" ile PYAİTÖ-KF ve TİÖ-HF ölçekleri arasında uygulanan diğer bir ilişki analizi sonucunda; "Onay Arayıcılık/Tanınma Arayıcılık" şemasının ve "Cezalandırıcılık/Acımasızlık" şemalarının psikolojik destek tutumlarını olumlu etkilediği; "Duygusal Yoksunluk" şemasının terapide ortak amaçların belirlenmesine yardımcı olduğu; "Cezalandırıcılık/Acımasızlık" şemasının da, terapötik amaç, bağ ve görev işbirliğinin her birinde artışa yol açtığı; "Onay Arayıcılık/Tanınma Arayıcılık" şemasının da terapötik bağı arttırdığı sonuçlarına ulaşılmıştır.

ErgenlerErken dönem uyum bozucu şemalarPsikolojik destek+7
Müge Göğebakan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Depresyon ve kaygı bozukluğu tanısı almış olan hasta grupları arasında bilişsel çarpıtma düzeylerinin karşılaştırılması

Bu araştırmada, depresyon ve kaygı bozukluğu tanısı almış olan hasta grupları arasında bilişsel çarpıtma düzeylerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Adıyaman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yürütülen araştırmanın örneklemini 30 depresyon ve 30 kaygı bozukluğu hastası ile 30 sağlıklı kontrol oluşturmuştur. Araştırmada demografik bilgi formu, DSM-IV Eksen-I Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme Envanteri (SCID-I), SCID-I Kısa Form ve Düşünce Özellikleri Ölçeği (DÖÖ) kullanılmıştır. Kaygı bozukluğu hastalarının DÖÖ'den aldıkları toplam bilişsel çarpıtma puanları sağlıklı kontrollere göre daha yüksek ve istatistiksel olarak anlamlıdır. Depresyon hastalarında Felaketleştirme, Duygudan Sonuç Çıkarma, Meli-Malı Düşünceleri, Hep ya da Hiç Tarzı Düşünce sağlıklı kontrollere göre daha yüksek bulunurken, kaygı bozukluğu hastalarında ise Zihin okuma, Felaketleştirme, Duygudan Sonuç Çıkarma türündeki bilişsel çarpıtmalar sağlıklı kontrollere göre daha fazla olduğu saptanmıştır. Depresyon ve kaygı bozukluğu olan hastaların bilişsel çarpıtma düzey ve türleri kendi aralarında karşılaştırıldığında ise iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır.

Anksiyete bozukluklarıBilişsel çarpıtmaDepresyon+2
Rahime Gürsoy
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sigara kullanan ve sigara kullanmayı bırakmış bireylerin sigaraya karşı tutumlarının değişmesinde kamu spotlarının etkisi

Bu araştırmanın amacı sigara kullanan ve sigara kullanmayı bırakmış olan bireylerin sigaraya karşı tutumlarının değişmesinde kamu spotlarının etkileyiciliğini ölçmektir. Araştırma Hatay il sınırları içerisinde yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini Hatay ilinde ikamet eden yaş aralığı 18-60 arasında olup, son 6 ay içerisinde yayınlanan kamu spotlarını izleyen, en az asgari ücret ile çalışan sigara kullanan ve en az son 1 yıldır sigara kullanmayı bırakmış olan bireyler oluşturmuştur. Araştırmaya 154'ü sigara kullanan 54'ü ise sigara kullanmayı bırakmış olan 208 birey katılmıştır. Verilerin toplanmasında demografik bilgi formu, kamu spotu tutum anket formu, kamu spotları akut ölçeği ve sigara kullanımı ile ilgili inanç ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; sigara kullanan bireylerde kamu spotlarının kişiler üzerinde sigarayı bırakmaya yönelik beklenen düzeyde etkiyi yapmadığı saptanmıştır. Sigara kullanmayı bırakmış bireylerde kamu spotlarının kişiler üzerinde yeniden sigaraya başlamayı azaltıcı etkisi olduğu saptanmıştır.

BağımlılıkKamu spotlarıKötü alışkanlıklar+4
Gamze Samyeli Canpolat
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkçe IPDT: Piaget Gelişimsel Görevler Envanteri (IPDT-TR) ve bir grup üniversite öğrencisinin bilişsel gelişim özellikleri

Bu çalışma, Piaget Gelişimsel Görevler Envanteri (IPDT-TR)'nin psikometrik özelliklerinin (güvenirlik ve geçerlik) değerlendirilmesi ve bir grup üniversite öğrencisinin bilişsel gelişim özelliklerinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. IPDT-TR'nin ülkemize kazandırılması, danışan ile terapist arasındaki terapötik ilişki, tedavi yöntemleri ve terapi sürecinin diğer yönleri hakkında bilinenlerin gelişimsel teori ile bütünleştirilmesiyle, danışanları doğru bir şekilde değerlendirme ve başarılı terapi sonuçlarını garantileme olasılığı en yüksek olan müdahaleleri seçmeleri için bir araç sağlaması açısından önemli görülmektedir. Çalışma grubunu 18-24 yaş aralığındaki 463 (350 kadın, 113 erkek) üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Bu çalışmada Sosyodemografik Bilgi Formu, Piaget Gelişimsel Görevler Envanteri (IPDT-TR) ve Kent Egy Zekâ Testi uygulanmış, katılımcılardan elden edilen veriler SPSS programı ile analiz edilmiştir. Piaget Gelişimsel Görevler Envanteri Türkçe formunun ölçüm güvenirliği kapsamında gerçekleştirilen Cronbach Alpha güvenirlik analizi sonucu Türkçe formun iç tutarlılık katsayısı 0.88 olarak saptanmış olup bu kabul edilebilir güvenirlik düzeyini yansıtmaktadır. Test tekrar test güvenirlik analizi sonucu ise IPDT-TR hareket ve sıralama alt testleri dışındaki alt test puanları arasındaki korelasyon katsayıları 0.351 ile 0.741 arasında ve istatistiksel olarak anlamlı şekilde ilişkili bulunmuştur. Ölçüt geçerliği kapsamında gerçekleştirilen analiz sonucu, IPDT-TR miktar alt testi dışındaki alt test puanları ile Kent Egy Zekâ Testi puanları arasındaki korelasyon katsayıları 0.111 ile 0.276 arasında ve istatistiksel olarak anlamlı şekilde ilişkili bulunmuştur. Çalışmadan elde edilen bulgular literatür ile beraber tartışılmıştır.

Bilişsel gelişimPiaget Gelişimsel Görevler EnvanteriPsikometrik özellikler+1
Merve Nur Yılmaz
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Bilişsel gelişim düzeyi ve psikolojik belirtilerin ilişkisi

Amaç: Bu çalışmada, bilişsel gelişim düzeyi ile psikolojik belirtilerin ilişkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: Araştırma 2019–2020 yıllarında öğrenim görmekte olan 18‒24 yaş arasında 388 üniversite öğrencisiyle Onay ve Bilgi Formu, Piaget Gelişimsel Görevler Envanteri (IPDT-TR), Beck Depresyon Envanteri (BDE), Kısa Semptom Envanteri (KSE), Kişilik İnanç Ölçeği Kısa Form: KIÖ-KTF ile Luebeck İşlem Öncesi Düşünceyi Kaydetme Ölçeği (LQPT) kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: IPDT-TR alt boyutlarından ilişkiler alt boyutu puanları ile KSE düşmanlık alt boyutu puanları (r=-0.13, p<0.05) arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Korunum, İlişkiler ve Kanunlar alt boyutu puanları ile KİÖ-KTF alt boyutlarıyla negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Luebeck Ölçeği puanları ile BDE puanları arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur (r=-0.61; p<0.01). Luebeck Ölçeği puanları KİÖ-KTF tüm alt boyutlarıyla negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Psikolojik belirtiler gösteren bireylerin işlem öncesi düşünce özellikleri artmaktadır. Bireylerin preoperasyonel düşünce biçimleri arttıkça belirgin kişilik özelliklerini göstermeye daha yatkın oldukları söylenebilir.

AnksiyeteBilişsel gelişimDepresyon+5
Selin Tutku Tabur
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Dijital toplumda ebeveynlik

Dijitalleşmenin ebeveyn ve çocuk üzerinde hem olumlu hem de olumsuz etkileri vardır. Mevcut çalışma dijitalleşmenin çocuğun değeri üzerine etkisine odaklanmıştır. Çalışmanın amacı, çocuğa ebeveynler tarafından atfedilen değerler ile ebeveynlerin sosyal medyada çocuklarına dair paylaşım yapmalarının altında yatan motivasyonlarının, fenomen anne\baba olma durumu, dindarlık ve eğitim değişkenlerinden etkilenip etkilenmediğini araştırmaktır. Çalışmada nicel veri toplama yöntemi olan anket tekniği kullanılmış ve veriler SPSS ile analiz edilmiştir. Çalışma kapsamında ebeveynlerin çocuğa atfettikleri değer Kağıtçıbaşı'nın Çocuğun Değeri (2005, 2017) ölçeğiyle, sos-yal medya paylaşımlarının altında yatan motivasyon ise Duygulu (2019) tarafından hazırlanan sorularla ölçülmüştür. Verilerin tek yönlü Anova testi ile analizi sonucunda, dijitalleşmenin bir getirisi olan fenomen anne\baba olma durumunun çocuğun psikolojik değeri üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı bulunmuştur (p>0,05). Fenomen olma-yan babalarda ekonomik değer (Ort.= 1,87, SS=0,91) ve sosyal değer (Ort.=2,94, SS=0,93) verme eğiliminin en yüksek oranda olduğu saptanmıştır. Fenomen annelerin ise ekonomik değer (Ort.=1,33, SS=0,60) verme ve sosyal değer (Ort.=2,02, SS=0,74) verme eğiliminin en düşük oranda olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sosyal medyada ço-cuk mahremiyetini gözeterek çocuklarına dair görüntü paylaşmama oranı fenomen olmayan babalarda (%80) ve fenomen olmayan annelerde (%56) en yüksek düzeyde olduğu; istismar riski sebebiyle paylaşım yapmama oranı fenomen olmayan anneler grubunda (%28) ve fenomen anneler grubunda (%7,7) en yüksek düzeyde olduğu bulunmuştur. Çocuğun iradesini fenomen babaların (%50) ve fenomen annelerin (%46,2) daha çok gözettiği saptanmıştır. Sosyal medyanın çocuğu metalaştırma eğilimini ölçen maddeyi en yüksek oranda seçme eğiliminin fenomen olmayan babalar (%28,6) ve fenomen olmayan anneler (%16,2) gruplarında olduğu saptanmıştır. Dindarlık seviyesi çocuğa atfedilen değeri etkilemezken (p>0,05); sosyal medya kullanımı ve çocuklara dair görüntü paylaşmama nedenini etkilemektedir (p<0,05). Eğitim seviyesi ile çocuğun ekonomik ve sosyal değeri arasında anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır (p<0,05). Lise ve altı eğitim seviyesine sahip olan ebeveynlerde ekonomik değer (Ort.=1,96, SS=0,92) ve sosyal değer (Ort.=2,78, SS= 1,01) düzeyi en yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çocuğun Değeri, Paylaşananababalık (Sharenting), Mahremiyet, Tween, Dijital Ebeveynlik

Dijital toplumEbeveynlerEbeveynlik becerileri+3
Sebihat Tofan
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) temelli bir psikoeğitimin psikolojik dayanıklılık ve iyi oluş üzerindeki etkisi

İnsanın çevresindeki olaylara karşı duruşu, duygulanımı, düşünceleri ve davranışı farklılık gösterebilmekte, psikolojik dayanıklılığı ve iyi oluşu yüksek kişiler zorlu yaşam olaylarına daha iyi uyum sağlayabilmekte, bu olaylardan olumlu sonuç elde edebilmekte ve gelişimini devam ettirebilmektedir. Bu çalışma ile Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) temelli bir psikoeğitimin çalışanların psikolojik dayanıklılık ile psikolojik iyi oluşlarını arttırmada ve zorluklara karşı duruşlarını değiştirmede etkili olup olmadığını incelemek amaçlanmıştır. Çalışma ön test, son test ile kontrol gruplu yarı deneysel desen içermektedir. Kullanılan psikoeğitim BDT temelli kendi kendine psikoterapi rehberi olan "Fark et, Düşün, Hisset, Yaşa" adlı kitap (Türkçapar, 2019) temel alınarak hazırlanmıştır. İki kontrol grubunun bulunduğu çalışmada bir gruba plasebo olarak ergonomi eğitimi verilmiş, bir gruba ise herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Çalışmada deney grubuna elli dokuz, plasebo eğitim kontrol grubuna on dokuz, sadece ölçüm alınan kontrol grubuna yirmi iki kişi katılacağını bildirmiştir. Çalışma kısıtları sonucu psikoeğitim grubundan yirmi kişinin verisi, müdahale almayan kontrol grubundan on yedi kişinin verisi kullanılmış, yeterli veri toplanamayan plasebo kontrol grubu verileri ise kullanılmamıştır. Normallik analizleri sonucu verilerin değerlendirilmesinde parametrik olmayan Wilcoxon uyumlu çiftler işaretli sıralar testi ve Mann-Whitney U testi tercih edilmiştir. Araştırma verileri sonucu psikoeğitim alan katılımcılarının verilerinde genel olarak istenen yönde değişiklik olduğu, müdahale yapılmayan kontrol grubu verilerinde değişiklik olmadığı görülmüştür. Araştırmanın bulgularının analizi sonucunda psikoeğitimin psikolojik dayanıklılık ve depresyon üzerinde orta seviyede (r=.48, r=.48) etkili olduğu, diğer değişkenler psikolojik iyi oluş ve kaygı üzerinde ise öngörülen yönde bir değişime neden olmakla birlikte bu değişimin anlamlı bir fark yaratacak düzeyde olmadığı değerlendirilmiştir. Psikolojik iyi oluş ve kaygı üzerinde psikolojik dayanıklılığın aracılık etkisi değerlendirildiğinde ise psikoeğitimin psikolojik iyi oluş üzerinde dolaylı bir etkisi olduğu, kaygı üzerinde ise dolaylı da olsa bir etkisi olmadığı görülmüştür. Çalışma bulgularından ve edinilen tecrübeden hareketle psikoeğitimin etkinliğinin arttırılmasına yönelik psikoeğitim süresine ve içeriği ilişkin öneriler ile gelecekte yapılması muhtemel çalışmalara yönelik farklı uygulama önerileri sunulmuştur.

Bilişsel davranış terapileriPsiko-eğitim programıPsikolojik dayanıklılık+1
Tunç Taner Gürlek
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
10
Master'sOpen AccessTR

İnternet oyun oynama bozukluğunda motivasyon, biliş ve üstbilişlerin rolü

Teknolojinin ilerlemesi ve yaygınlaşması ile video oyunları dünya genelinde ilgi gösterilen bir aktivite şekli olmaktadır. Bu yaygınlaşmayla beraber oyun oynayan birtakım kişiler oyun oynama davranışları üstündeki kontrolleri yitirmekte ve zamanla internet oyun oynama bozukluğu (İOOB) şeklinde sorunlar yaşamaktadırlar. Bu çalışmada İOOB ile ilişkili risk etkenlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemi 18 – 29 yaş aralığında çevrimiçi internet oyunları oynayan 425 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılara "Demografik Bilgi Formu", "Depresyon Anksiyete Stres- 21 Ölçeği", "İnternet Oyun Oynama Bozukluğu Ölçeği-Kısa Formu", "Oyun Oynama Bilişleri Ölçeği", "Çevrimiçi Oyun Oynama için Motivasyon Ölçeği" ve "Çevrimiçi Oyun Oynama Hakkında Üst Bilişler Ölçeği" uygulanmıştır. Çalışmanın verileri dört analiz ile değerlendirilmiştir. İlk olarak çalışmanın temel değişkenleri arasındaki ilişkiler için korelasyon analizi gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın varsayımları doğrultusunda Bağımsız Örneklemler için t-testi ve Hiyerarşik Regresyon Analizi yürütülmüştür. Hipotez edilen aracı değişken modelinin değerlendirilmesi için ise Yapısal Eşitlik Modeli yürütülmüştür. Gerçekleştirilen analizler ile oyun oynamaya para harcayan bireylerin para harcamayan bireylere göre internet oyun oynama bozukluğu düzeylerinin anlamlı olarak daha yüksek olduğu görülmüştür. Aynı zamanda olumsuz duygu durum belirtileri kontrol edildiğinde, kaçış/ başa çıkma, rekabet etme, beceri edinme ve fantezi motivasyonlarının İOOB düzeyini pozitif yönde anlamlı olarak yordadığı bulunmuştur. Aracılık analizinin sonuçları, olumsuz duygu durum belirtileri ile İOOB düzeyi ilişkisine oyun oynamaya yönelik işlevsel olmayan bilişler ile birlikte oyun oynama hakkında olumlu ve olumsuz üst bilişlerin anlamlı olarak aracılık ettiğini göstermektedir. Çalışma bulguları olumsuz duygu durum belirtilerine sahip olmanın bireylerin internet oyunlarına ilişkin işlevsel olmayan bilişlerinin düzeyini arttırarak çevrimiçi oyunlar hakkında sahip oldukları olumlu ve olumsuz üst bilişlerin düzeyini arttırdığını ve sonucunda ise İOOB düzeyinin artmasına yol açtığı şeklinde yorumlanmıştır. Hızla gelişen bir endüstrinin içinde olumsuz sonuçlara karşı önlem alabilmek ve gerekli sağaltımları sağlayabilmek için alanyazında İOOB ve ilişkili risk etkenleri üzerine daha çok araştırmaya gereksinim görülmektedir.

Ezgi Gürbüz
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00

Other supervisors