Theses supervised by Prof. Dr. Kemal Görmez
26 theses · Gazi University, Ankara Hacı Bayram Veli University
Kentsel katılım aracı olarak Kent Konseyleri
Dünya genelinde, artan nüfus ve yaşanan gelişmeler sonucunda temsili demokrasinin yetersizlikleri ve katılımı tam anlamıyla karşılayamaması, katılım ve temsil anlamında dünya ölçeğinde hızlı gelişmelere neden olmuş, bu yaşanan gelişmeler yeni arayışlara yol açmıştır. Bu sorunlara çözüm olması açısından yerel yönetimler düzeyinde hemşehrilerin karar alma sürecinde hak sahibi olmaları, daha fazla katılımın sağlanması ve farklılıkların ortaya konması hedeflenmiştir. Böylelikle sürdürülebilir kentleşmeyi savunan müzakereci demokrasi ve yeni kamu yönetimi anlayışıyla birlikte ortaya çıkan yönetişimle birlikte, yerel yönetimlerde halk katılımını sağlamak amaçlı kent konseyleri oluşumu ortaya çıkmıştır. Türkiye?de yeni bir uygulama sayılabilecek Kent Konseyleri yerel yönetimlerde katılımcı yönetişim anlayışına örnek oluşturmaktadır. Türkiye?de Yerel Gündem 21 ile birlikte 1997 sonlarında sivil toplum hareketi olarak oluşmaya başlayan Kent Konseyleri 5393 sayılı Belediye Kanunu ile birlikte 2005 yılında yasal statüye kavuşmuştur. Bu çalışmada henüz yeni yeni yapılanmaya başlayan kent konseylerinin oluşumu, organları, kentsel katılım aracı olarak yüklendiği misyonlar Ankara ve Eskişehir Kent Konseyleri örnekleriyle birlikte incelenecektir. Anahtar Kelimeler: 1. Kent Konseyleri, 2. Yerel Yönetimler, 3. Belediyecilik, 4. Müzakereci Demokrasi, 5. Yerel Gündem 21
Marksizmde kent sorunsalı: David Harvey ve manuel Castells örnekleri
Kent, toplum yaşamının çok önemli bir parçasını oluşturmasına rağmen, düşünürler toplumsal çalışmalar içinde kente yeterli önemi vermemişlerdir. Ütopyacı sosyalistler sanayi kentinin yarattığı problemleri ortaya koymuş ve çözümlemelerini yeni bir dünya özlemiyle ütopya kentler üzerinden yapmışlardır. Klasik kent teorileri içinde ise kent, kapitalist üretim tarzını çözümlemede faydalı olduğu ölçüde ele alınmıştır. İlk kez Chicago Okulu ile başlayan sistematik kent çalışmaları içinde kent, ekolojik çevreye benzer bir fiziksel çevre ve bir yaşam tarzı bağlamında ele alınmıştır. II. Dünya savaşı sonrasında kentlerde yaşanan büyük çaptaki dönüşümle birlikte çağdaş kent teorileri ortaya çıkmaya başlamıştır. Az sayıda çalışma ile de olsa Karl Marx ve Friedrich Engels ile başlayan kapitalizm ve kent mekânı arasındaki ilişkiyi ortaya koyan incelemeler, 1960?lı yıllarda Henri Lefebvre ile yeni bir boyut kazanmış ve Marksizmde kent sorunsalı çağdaş kent teorileri içinde daha önce hiç olmadığı kadar önemli bir konuma yükselmiştir. Bu çalışmanın amacı, Marksizmde kent sorunsalının görünümünü incelemektir. Lefebvre?nin ardından pek çok Marksist düşünür çalışmalarında kent ve kapitalist üretim süreçleri arasındaki ilişkiye yer vermiştir. Bu düşünürler arasında öne çıkan iki isim David Harvey ve Manuel Castells?tir. Çalışmada, Marksizmde kent sorunsalı konusu, Harvey ve Castells?in kent çalışmaları üzerinden incelenecektir. Anahtar Sözcükler: 1. Kent 2. Kapitalizm 3. Marksizm 4. David Harvey ve Manuel Castells 5. Kentsel Toplumsal Hareketler
Ekolojik kent teorisi-Ankara örneği
Cumhuriyet'in kurulması ve Ankara'nın başkent olarak seçilmesi ile birlikte Türkiye'de kentleşme süreci bağlamında adımlar atılmıştır. 1923-1930 yılları arasında Lörcher ve Jansen kent planları ile Ankara kenti planlı bir kent haline getirilmeye çalışılmıştır. 1950'li yılların ardından köyden kente yaşanan yoğun göç kent planlarında tahmin edilen nüfus sayısının çok üzerinde bir rakama ulaşmış ve kent planları işlerliğini kaybetmiştir. Köyden kente yaşanan yoğun göç gecekondulaşma, çarpık kentleşme, trafik, alt yapı sorunları gibi soruların gündeme gelmesine neden olmuştur. Park, Burgess, McKenzie Şikago kentinde yoğunlaşan siyahi göçü incelemiştir1920'li yıllarda yaşanan siyahi göç Şikago'da fiziksel, mimari, sosyal, ekonomik ve kültürel değişimlerin yaşanmasına neden olmuştur. Şikago kentinde yaşanan bu değişimler Park, Burgess, Mckenzie tarafından incelenmiştir. Yapılan incelemeler ve tespitler sonucunda Ekolojik Kent Teorisi ortaya çıkmıştır. Akademik çalışmada ilk olarak Ekolojik Kent Teorisi ve Ankara'nın özellikle 1923'den sonraki tarihsel, mekansal ve sosyolojik değişimi incelenmiştir. Bu incelemeler neticesinde Şikago'da yaşanan siyahi göç ile 1950'li yıllardan sonra Ankara'ya kırdan kente olan göç karşılaştırılmıştır. İki göç hareketinde hem Şikago'da hem de Ankara'da mekansal, sosyal, ekonomik, fiziksel, kültürel benzer sonuçlara neden olduğu görülmüştür. Bu saptamalar sonucunda Ekolojik Kent Teorisi bağlamında Ankara'nın kentsel gelişimi incelenmiştir. Tezin amacı; Ekolojik Kent Teorisi öğretisiyle Ankara'nın kentleşme sürecinin açıklanmasıdır. 1920'li yıllarda Şikago'ya yaşanan siyahi göç Şikago'da mekânsal, mimari, ekonomik, toplumsal ve kültürel değişimler meydana gelmiştir. 1950'lerden sonra Ankara'da yaşanan yoğun göç dalgası ile Şikago kentinde yaşanan değişim süreçleri incelenerek benzerlikler ve farklılıklar ortaya konulmuştur.
İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Cumhuriyet dönemi kamu yönetiminin yapılanmasına etkileri
İttihat ve Terakki hareketinin arkasında "Yeni Osmanlılar" hareketi bulunmaktadır. Yeni Osmanlılar ya da Batı'daki adlandırmasıyla Jön Türk düşüncesi, anayasacılığın yanında, yerli burjuvazinin önünü açacak kontrolü bir iktisadi liberalizm ve bir "Osmanlı vatanı" fikrini esas alır. Cumhuriyetin başındaki düşünce yapısı, özellikle Osmanlı Devletinden, Türkiye Cumhuriyeti'ne gelişimlerle aktarılan, Batılı devletleri örnek alan Batılılaşma/Modernleşme sürecinde şekillenmeye başlamıştır. Genç aydın muhalefeti hareketi olarak ortaya çıkan İttihat ve Terakki Cemiyeti, 1908 sonrasında tedricen siyasal iktidarı üstlenmiş, Cumhuriyet kamu yönetimine aktardığı politikaları ve fikriyatı ile birçok devlet mekanizmasının dönüşümüne kaynaklık etmiştir.
Kentsel yaşam göstergelerinin belediyeler açısından değerlendirilmesi: Samsun Büyükşehir Belediyesi örneği
Kentleşme sürecinde, kentler başta alt yapı hizmetleri olmak üzere ekonomik, sosyal ve kültürel pek çok sorunla yüz yüze gelmiştir. Küreselleşme ile birlikte kent yönetimleri yenilenmiş ve kentlerin sürdürülebilirlik esasında yönetilmesi önem kazanmıştır. Çağdaş kent yönetimine göre kentler, sakinlerine belirli bir yaşam düzeyini sağlayan yerleşim birimleri olarak da görülmektedir. Bununla beraber kentler, insan haklarının gelişiminde de önemli bir birim ve kentli haklarının uygulandığı merkezler olmuştur.Avrupa Kentsel Şartı, kentli hakları konusunda en önemli metinlerden biridir. Şart, Avrupa kentlerinde yaşayanların kentte yaşamalarından dolayı sahip oldukları haklara yer vermektedir. Kentli hakları, hem yerel yönetimler hem de kent sakinleri tarafından işbirliği ve dayanışma içerisinde kullanılmalıdır. Böylece, sürdürülebilir kent yönetimleri sağlanabilir ve kent sakinlerinin yaşam kalitesi düzeyleri yükselebilir.Bu çalışmanın amacı, kentsel yaşam kalitesi düzeyinin ve kentli haklarının gerçekleştirilme düzeyinin belediyelerin sundukları kentsel hizmetler aracılığı ile değerlendirilmesi, değerlendirme yapılırken yararlanılan veri kaynaklarının karşılaştırılabilir ve güvenilir veri sunmadaki yeterlilik düzeyinin ortaya konulması ve son olarak kent yöneticilerine ve plancılarına kentsel yaşam kalitesi ve kentsel hizmetler kapsamındaki araştırmalar için yol gösterici olmaya çalışmaktır.Bu çalışmada, belediyelerin sundukları hizmetler (çevre koruma, konut, sağlık, kültür, sosyal, güvenlik, ulaşım, spor ve rekreasyon) kentsel yaşam kalitesi göstergeleri olarak belirlenmiş ve bu göstergelerde nesnel veriler kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan veriler, Türkiye İstatistik Kurumu ADNKS veri tabanı, Samsun Büyükşehir Belediyesi 2011 Faaliyet Raporu, Samsun Valiliğince yayınlanan 2010 İstatistiklerle Samsun kitapçığı ve Samsun Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerinin ilgili birimleriyle yapılan görüşmeler ile elde edilmiştir. Ayrıca, çalışmada kentsel yaşam kalitesi düzeyini belirlemede karşılaştırma yapabilmek için Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler vb. uluslararası örgütlerin nesnel gösterge ve verilerinden yararlanılmıştır.
GAP bölgesinde çarpık kentleşme ve gecekondu sorunları (Diyarbakır, Gaziantep, Şanlıurfa örneği)
?GAP Bölgesinde Çarpık Kentleşme ve Gecekondu Sorunları, Diyarbakır, Gaziantep ve Şanlıurfa Örneği? adlı tez çalışma iki kısımdan oluşacak şekilde tasarlanmıştır. Çalışmanın birinci kısmını oluşturan ilk üç bölüm, daha önce yapılmış olan kuramsal bilgilere ve bölge ile ilgili istatistiki verilere dayalı olarak yapılmıştır. Çalışmanın ikinci kısmını oluşturan dördüncü bölüm bölgenin metropol kentleri olan Diyarbakır, Gaziantep ve Şanlıurfa kent merkezinde yapılan ampirik çalışmaya dayalı olarak yapılmıştır.Çalışmanın birinci bölümünde kuramsal düzeyde kentleşme ile ilgili temel kavramlar çerçevesinde kent kavramı, tarihsel süreçte ilk kentlerin ortaya çıkışı, kent kuramları, kent planlaması, tarihsel süreçte kentlerin özellikleri anlatılmıştır. Kentleşme kavramı, kentleşmenin tarihsel gelişimi, sanayi devriminden önce ve sanayi devriminden sonra kentleşme anlatıldıktan sonra, gelişmiş ülkelerde ve gelişmekte olan ülkelerde kentleşmenin gelişimi açıklanmıştır. Kentleşme ile ilgili bu genel açıklamalardan sonra çarpık kentleşme ve çarpık kentleşmenin nedenleri anlatılmıştır. Kentleşme ile ilgili bu temel bilgilerden sonra Türkiye'de kentleşme mevzuatı, kentleşmenin gelişimi, kentleşme nedenleri, kentleşme politikası ve kentleşmenin özellikleri anlatıldıktan sonra birinci bitirilmiştir.İkinci bölümde GAP Bölgesinde kentleşme ve çarpık kentleşmenin nedenleri anlatılmıştır. GAP bir bölge kalkınma planı olduğu için bölge kavramı, bölge planlaması ve bölge planlamasının kentleşmeyle ilişkisi kısaca belirtilmiştir. GAP Bölgesinde kentleşmenin gelişimi bakımından 1927'deki ilk nüfus sayımından 2010 ADNKS sonuçlarına kadar bölgede nüfus artış hızı, kentleşme oranı ve kentleşme hızı Türkiye ile karşılaştırmalı olarak açıklanmıştır. GAP Türkiye'nin en iddialı bölgesel kalkınma projelerinden birisi olduğu için bin yıllık rüyanın gerçekleşmesi olarak nitelendirilmektedir. 1990'lı yılların başından itibaren GAP'ın uygulanma başlamasıyla bölgede kentlerin nüfusu, sayısı ve kentleşme oranı yükselmiştir. GAP Bölgesinde kentleşmenin gelişimini detaylı olarak ortaya koyabilmek için 1990-2010 tarihleri arasında bölgede bulunan 80 kentte tek tek nüfus artış hızı, kentleşme oranı ve kentleşme hızı Türkiye ile karşılaştırmalı olarak anlatılmıştır. GAP Bölgesinde kent büyüklüğüne göre ve kent sayısındaki gelişmeye göre kentleşme anlatıldıktan sonra bölgeye has kentleşme nedenleri belirtilmiştir. Bu bölüm GAP Bölgesinde çarpık kentleşme ve çarpık kentleşmenin nedenleri anlatıldıktan sonra bitirilmiştir.Çalışmanın üçüncü bölümünde GAP Bölgesinde gecekondulaşma ve gecekondulaşmanın nedenleri anlatılmıştır. Gecekondu bir barınak türü olduğundan öncelikle konut ve gecekondu kavramları hakkında açıklama yapılmıştır. Türkiye'de gecekonduların ortaya çıkışı ve nedenleri anlatıldıktan sonra Cumhuriyet tarihi boyunca gecekonduların kronolojik gelişimi ve özellikleri belirtilmiştir. Gecekonduları önleme çabaları belirtildikten sonra gecekondu politikaları hakkında bilgi verilmiştir. GAP Bölgesinde barınma koşulları, konut ve gecekondu konuları hakkında açıklama yapıldıktan sonra, bölgede gecekondulaşmanın nedenleri anlatılarak üçüncü bölüm bitirilmiştir.Çalışmanın dördüncü ve son bölümünde GAP Bölgesinin metropol kentleri olan Diyarbakır, Gaziantep ve Şanlıurfa kent merkezinde yapılan ampirik çalışma anlatılmıştır. Çarpık kentleşme, alt ve üstyapıyı kapsayan fiziki yapılaşmadaki düzensizlik ve kentsel yapı standartlarına aykırı yapılaşma ile toplumun ekonomik ve sosyal yapısında kentler özgü değişimin olmaması olarak görüldüğünden anket soruları bu konuları kapsayacak şekilde hazırlandığından biraz fazla olmuştur. Ancak kentleşmenin ilişkili olduğu konular göz önünde bulundurulduğunda anket sorularının hacminin normal olduğu görülmektedir. Anket uygulamasıyla kentleşmenin mevcut durumunu ve plansız, düzensiz, kaçak yapılaşma kısaca çarpık kentleşme ve gecekondulaşmanın nedenleri tespit etmek istenmiştir. GAP Bölgesinde çarpık kentleşme ve gecekondulaşmadan doğan sorunlar anlatıldıktan sonra çalışma sonuç kısmı ile bitirilmiştir.
Türkiye'de yerel hizmetlerin gerçekleştirilmesinde belediye iktisadi teşebbüslerinin yeri; Ankara Büyükşehir Belediyesi örneği
Bu tez yerel hizmet üretmek üzere kurulan belediye iktisadi teşebbüslerini inceleme amacını taşımaktadır.Bu amaçla yapılan bu çalışmada sadece Ankara Büyükşehir Belediyesi örneğinde Türkiye'deki uygulamalar incelenerek, diğer ülke uygulamaları kapsam dışı bırakılmıştır.Yöntem olarak bu alanda yazılmış kitaplar, özellikle makaleler ve internet ortamından elde edilen kaynaklar kullanılmış, belediye aracılığıyla şirket yetkililerinden edinilen ve tablolar şeklinde hazırlanan veriler, faaliyet raporları ve Kamu İhale Kurumu'nun ihale sonuç ilanlarından faydalanılmıştır.Yerel hizmet üretmek amacıyla kurulan, sunucusu yalnızca belediye olan bazı hizmetlerde nispeten daha iyi durumda olduğu görülen şirketleşme eğiliminin bu uygulama hariç genelde verimli, etkin ve ekonomik olmadığı ortadadır. Bu şirket eğilimlerinin zarar ettikleri veya bütçelerini küçük karlarla kapattıkları görülmektedir.Şirketlerin belediye ihalelerinde en önemli yüklenici konumunda yer alarak ihale bazında büyük oranlara sahip olması, böylece belediye kaynaklarının belediye şirketlerine transfer edilmesi ile önemli miktarda kamu kaynağı denetim dışı kalmaktadır. Belediye şirketleri üzerinde kalan ihalelerde istekli teklif sayısı ve geçerli teklif sayısının azlığı nedeniyle rekabet şartlarının oluşmamaktadır.Büyük bütçeleri ve kullandıkları geniş kamu kaynağına rağmen, belediye iktisadi teşebbüsleri üzerinde etkin bir denetim sistemi bulunmamaktadır.
Siyaset-medya ilişkisi (Türkiye'de Parlamento Muhabirleri Derneği örneği)
Çağımız toplumunda temsili demokrasi pek çok açıdan büyüsünü kaybetmiş ve sorgulanır hale gelmiştir, temsili demokrasini bir kısır döngü ya da bir kandırmaca olarak algılandığı bir değişim söz konusudur. Temel unsurlarda yaşanan eksiklikler bir bütün olarak temsili demokrasiye dönük algıyı olumsuz olarak etkilemiş ve sonuçları itibariyle ?temsili demokrasi krizi? tartışmalarını başlatmıştır.Bu zorlukları aşma açısından medya önemli bir misyona sahiptir. Vatandaş ile temsilcisi arası ilişkinin etkin ve doğru bir şekilde kurulması ve sürdürülmesi misyonu. Genel olarak medyaya atfedilen bu misyonun en net şekilde kurumsallaştığı yapı parlamento muhabirliğidir. Medya siyaset ilişkisini parlamento muhabirleri örneğinde analiz eden çalışmamız neticesinde vurgulanması gereken önemli bir tespit, parlamento ile basın arasındaki ilişkilerin güçlenmesi gereğidir. Bu gereklilik ilişkinin her iki tarafının da menfaatine dolayısıyla da temsili demokrasi lehine bir gerekliliktir. Parlamentonun medyaya karşı şeffaf ve bilgilendirici olması, medyanın da parlamentoya saygı duyması, çalışmaları çarpıcı şekilde ancak abartısız şekilde yansıtması gerekmektedir
Kentsel çevrenin inşasında belediyelerin planlama hizmetinin rolü
Yapılan çalışma, kentsel çevrenin inşasında belediyelerin planlama hizmetinin rolü üzerine odaklanmaktadır. Çalışmada planlama hizmetinin, bazı açılardan doğal ve kentsel çevre üzerinde olumsuz sonuçları olsa da, doğru yöntemlerle kentsel alandaki dengeleri ve ilişkileri gözettiğinde kentsel çevrenin inşasında vazgeçilmez bir araç olduğu vurgulanmak istenmiştir. Ayrıca çalışma ile kentsel çevrenin inşasında belediyelerin planlama hizmetinin daha verimli ve aktif kullanılmasına yönelik değerlendirmelerde bulunarak çözüm önerileri üretilmesi hedeflenmiştir.Çalışma kentsel çevreyi şekillendiren ve belediyelerinde görev ve yetki sahibi olduğu fiziki planları kapsamaktadır. Ayrıca, kentsel çevrenin unsuru niteliğinde olan ve kentsel çevrenin inşasında önemli olan etkileşim alanlarını konu edinmektedir. Bunun yanın da Türkiye'deki durum çerçevesinde değerlendirmeler içermektedir. Çalışma teorik bir yaklaşımla, ilgili çalışma, araştırma ve bilgilere yönelik toplanan yazılı kaynaklar çerçevesinde oluşturulmuştur. Belediyenin, görev ve yetkileriyle birlikte değerlendirildiğinde, sunduğu planlama hizmetinin elindeki en önemli araçlardan biri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Belediye bu aracı kullanarak kentsel çevrenin inşasında önemli rol üstlenmektedir. Belediyenin kentsel çevrenin inşasında, planlama hizmetini aktif olarak kullanabilmesi için; idari, ekonomik ve teknik açılardan güçlü, olumsuz etkilenmeden uzak bir yönetim şeklinde örgütlenmesi gerekmektedir. Ayrıca planların da katılımcılığa ve işbirliğine dayalı, bütüncül, çok yönlü ilişkileri hesaba alan, stratejik ve bilimsel verilerden yararlanan bir yaklaşımla hazırlanması gerektiği anlaşılmıştır.Anahtar Sözcükler1. Kentsel Çevre2. Planlama3. Belediye4. İmar5. Kentsel Genişleme
Türkiye'de çevre politikasının dönüşümü: 1980-2006
Hazırlanan bu tezde, Türkiye'de 1980-2006 yılları arasında uygulanan çevre politikaları ve bu politikalarda yaşanan dönüşüm incelenmeye çalışılmıştır. 1982 Anayasa'sında doğrudan çevreyle ilgili bir maddeye yer verilmiş ve herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu ifade edilmiştir. Başta 1983 yılında çıkarılan Çevre Kanunu olmak üzere çevre ile ilgili düzenleme yapan birçok kanun ve yönetmelik çıkarılmış, kalkınma planlarında çevre ile ilgili önemli düzenlemelere yer verilmiştir. Yapılan düzenlemeler incelendiğinde önceleri sadece kirliliği giderici politikalar benimsenirken, zaman içinde kirliliği önleyici ve sürdürülebilir kalkınma anlayışına uygun politikaların benimsendiği görülmektedir. Özellikle 2006 yılında çıkarılan 5491 sayılı yeni Çevre Kanunu bir dönüm noktası olmuştur. Kanunda sürdürülebilir kalkınma kavramının tanımı yapılmış ve önemi vurgulanmıştır. Ayrıca yine bu kanunla ceza müeyyideleri arttırılmış ve caydırıcı hale getirilmiştir. Ulusal alanda yapılan bu düzenlemelerin yanı sıra, uluslararası alanda da çevreyle ilgili birçok anlaşmaya taraf olunmuş ve bazı düzenlemeler yapılmıştır. Yapılan tüm bu çalışmalardan çevre politikalarıyla ilgili olumlu bir değişimin yaşandığı görülmektedir. Ancak politika belirlemede sağlanan bu başarının politikaların hayata geçirilmesinde de yaşandığını söylemek pek mümkün değildir. Uygulamada birçok aksaklık yaşanmaktadır. Alınan kararlar ve hazırlanan düzenlemeler uygulamaya aktarılmalıdır. Çevreyi korumak için devlet, ilgili kurum kuruluşlar ve sivil toplum örgütleri üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmelidirler.Anahtar Kelimeler1.Çevre2.Çevre Politikası3.Çevre Kirliliği4.Sürdürülebilir Kalkınma5.Çevre ve Orman Bakanlığı
Türk kamu yönetiminde stratejik planlama: Kültür ve Turizm Bakanlığı örneği
Tez çalışmasının amacı, Türk kamu yönetiminin mevcut sorunlarının teşhisi ve çözümü; beraberinde ekonomik, kaliteli ve etkin hizmet sunumunun gerçekleştirilmesi için uygulamaya konulan stratejik planlamayı araştırmak ve değerlendirmektir.Literatür taraması yapılarak hazırlanan bu çalışmanın birinci bölümünde, strateji, stratejik yönetim, planlama ve stratejik planlama tanımlanarak çalışma için kavramsal altyapı hazırlanmıştır. İkinci bölümde Türk kamu yönetiminin yeniden yapılanmasını gerektiren mevcut sorunlar ortaya konmuş; Yeni Kamu Yönetimi anlayışı, stratejik planlama ve ilgili yasal düzenlemelerden oluşan reform hareketi ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Ayrıca stratejik planlamadan beklenen yararlar ile stratejik planlama çalışmalarının uygulanmasında karşılaşılan sorunlar genel olarak ortaya konmuştur. Üçüncü ve son bölümde, kamu yönetiminde stratejik planlama çalışmalarına örnek olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı stratejik planlama süreci aşama aşama incelenmiş ve taslak planda yer alan somut veriler değerlendirilmiştir.Çalışmanın sonucunda, Türk kamu yönetiminin yeniden yapılanması için, çağdaş bir çözüm aracı olan stratejik plan uygulamasının gerekli olduğu kanaatine varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Stratejik Yönetim, Stratejik Planlama, Kültür ve Turizm Bakanlığı
Kültürel çevre - örgüt performansı ilişkisi: Kamu örgütleri açısından bir inceleme
Toplumsal kültür ve örgüt performansı arasındaki ilişkiyi inceleyen bu çalışma, örgüt performansı ve toplumsal kültür arasında bir ilişki olduğu, performansın toplumsal kültüre duyarlı olduğu varsayımlarından hareketle şekillendirilmiştir. İncelenen literatürde toplumsal kültürün genelde örgütlere, bu çalışma özelinde kamu örgütlerine çalışan birey aracılığı ile çalışma kültürü, hedef kitle aracılığı ile de vatandaş algısı ve hizmet anlayışına yansıdığı tespit edilmiştir.Literatüre göre, Türkiye'de toplumsal kültür kolektivist, dişil, belirsizlikle baş edebilme düzeyi düşük ve güç mesafesi yüksek olarak belirtilmektedir. Yani toplum bireyden önce gelmekte, bireyler fedakar ve işbirlikçi bir tutumu tercih etmekte, toplumda belirsizlik kaygı yaratmakta ve ast-üst, güçlü-güçsüz gibi dikey ilişkilerde her iki taraf var olan mesafeyi korumaktadır.Bu kültürel özelliklerin kamu örgütlerindeki kurum kültürüne yansıması norm ve değerler vasıtasıyla olmaktadır. Kollektivist ve güç mesafesi yüksek bir kültüre sahip Türkiye'de, Osmanlı'dan bu yana, üst ve devlet ayrı bir öneme ve kutsallığa sahiptir. Vatandaş ve astların üst ve kamu kurumlarına gösterdiği rıza koşulsuzdur ve adanmacı bir özelliğe sahiptir. Öncelikli değer, ?devletin veya toplumun yararı? ya da ?ortak iyi? olduğu için vatandaşın kendisi için en iyiyi istemesinin ortak iyiyi karşılamadığı düşünülmektedir. Bu nedenle vatandaşın hizmet süreçlerine müdahalesi hoş karşılanmaz ve şüpheyle yaklaşılır. Genel olarak verilen hizmetin ortalama kalitesi ve hizmet sunumunda vatandaşa sağlanan nicel eşitlik ön plandadır.Türkiye'de kamu kurumlarının gösterdiği bu karakteristik özellikler performans anlayışlarına da yansımaktadır. Araştırmada elde edilen veriler de bu saptamaları desteklemektedir. Toplumsal kültürün kurumlara yansıyan yönünün örgütün performansı ile ilişkili olduğu ve örgütlerde katılımın örgüte bağlılığın vatandaş odaklılığın ve hizmetin amaç olarak benimsenmesinin örgüt performansını olumlu etkileyeceği görülmüştür. Ancak araştırmanın verileri araştırma kapsamındaki örgütlerde örgütsel bağlılığın yüksek olmasına karşın vatandaşa ve hizmete karşı tutumun mesafeli olduğunu ve bu durumun performansı olumsuz etkilediğini göstermektedir.Sonuç olarak performans odaklı bir yönetimde performansı geliştiren bir tutum oluşturabilmek ve örgütün vatandaşa, hizmete ve çalışana yönelik bir hizmet anlayışı geliştirebilmesi için toplumsal kültürden faydalanması gerekmektedir.Anahtar Kelimeler: Toplumsal kültür, örgüt performansı, örgüt algısı, vatandaş algısı, hizmet algısı.
Türkiye'de kentsel dönüşüm uygulamalarında intibak sorunu
Türkiye'de Kentsel Dönüşüm Uygulamalarında Kente İntibak Sorunu başlıklı bu çalışmanın amacı; kentlerin fiziki ve sosyal açıdan çöküntü alanı haline gelmiş kısımlarında yaşayan kesimin kentsel dönüşüm projeleri neticesinde kente intibaklarının gerçekleşip gerçekleşmediğini ortaya koymaktır.Bu kapsamda öncelikle kentleşme literatüründe yer alan temel kavramlara ve kentsel dönüşümün kuramsal çerçevesine yer verilmiş; daha sonra kente intibak sürecinde rol oynayan faktörler üzerinde durulmuştur.Çalışmada genel olarak yerli ve yabancı literatür kullanılmıştır. Buna ilave olarak çalışmanın son bölümünde, Türkiye ölçeğindeki kentsel dönüşüm uygulamalarından biri olan Dikmen Vadisi Kentsel Gelişim ve Dönüşüm Projesi örnek proje olarak seçilmiş ve burada bir alan araştırması yapılmıştır.Anahtar Sözcükler:1)Kentleşme2)Göç3)Gecekondu4)Kentsel Dönüşüm5)İntibak
Türkiye'de sivil bürokratik elitlerin dönüşümü (1960-1980)
Bu tez, Türkiye'de sivil bürokratik elitlerin yirmi yıllık bir dönemde geçirdiği dönüşümü açıklamaya çalışmaktadır. Çalışma bu dönüşümü siyasal, hukuki, ekonomik, bürokratik ve ideolojik yönleriyle incelemiştir. Tezin kronolojik sınırlarını oluşturan 1960-1980 arası dönemi başlatan 27 Mayıs, Türkiye'de bürokrasi, ordu ve aydınların oluşturduğu tarihsel ittifakın geçmiş on yılın politik çizgisine gösterdiği tepkinin bir sonucu olarak görülebilir. Bu tepki, aynı zamanda bürokratik yönetim geleneğinin bir müdahalesidir.Türkiye'de 1960 yılı ile birlikte yeni bir dönemin başladığını söylemek mümkündür. Bu dönemde; siyasal olarak çoğulculuk-zayıf bir yürütme düşüncesinin de etkisiyle-ekonomik olarak planlı kalkınma ile yakın ilişkili ithal ikameci sanayileşme, bürokratik olarak da kontrolcü, merkeziyetçi, planlamacı ve seçkinci bir anlayış etkisini göstermiştir. Yeni anayasanın felsefesini bunlar etkilemiş, dolayısıyla geleneksel bürokratik görüşler 1961 Anayasası'na da yansımıştır. Diğer bir deyişle seçkinci ve vesayetçi eğilimlerin kendini belli ettiği bu dönemin bir ürünü olan yeni anayasa ile hukuk sistemine bürokratik kontrol mekanizmaları yerleştirilmiştir. Özellikle planlı kalkınma süreci sadece ekonomik yönüyle değil söz konusu mekanizmalar açısından da anlamlıdır. Anayasanın çift karakterli yönü olsa da bürokratik yönünün hakim konumda olduğunu söylemek mümkündür. 1960-1971 arası dönem söz konusu ittifakın seçkinci/bürokratik görüşleri çerçevesinde şekillenmiştir. Bu dönemde sivil bürokrasi, özerklik ve hukuki teminat gibi unsurlara kavuşmuş, hatta idari reform araştırmalarına da (MEHTAP) girişilmiştir. 1960 sonrası aydınlar yani üniversite de geniş bir özerkliğe sahip olmuştur. Bu tarihle birlikte aydın kesim, ?eylem? yönünü belirginleştirmiş ve iktidar formülleri üzerine yoğunlaşmıştır. Aydınların öncülüğünde gelişen ?Yön Hareketi?nin ?yeni devletçilik? ve ?hızlı kalkınma? vb söylemlerini bu tür formüller bağlamında iktidar arayışı olarak görmek gerekir. Bu adımlar, bürokrat-aydın kesimin kendi içinde değişimci ve statükocu olarak ayrışmasına da sebep olmuştur. 12 Mart'a kadar geçen on yılın öngörülemeyen toplumsal gelişmeleri karşısında; bir yanda bürokratik elitlerin ideolojik çözülmeleri başlamış diğer yanda ise hayata geçirilen formül işlemez hale gelmiştir.12 Mart, bürokratik elitlerin 1960'lardaki ittifakının artık sürdürülemeyeceğini tescil eden bir tarih olmuştur. Muhtıra, geçmişte olduğu gibi ?merkez?i temsil eden bürokratik elitlerin ?devleti kurtarma? misyonunun bir uzantısı olarak görülmüştür. 27 Mayıs sonrası atılan adımların benzerleri 12 Mart sonrası da atılmıştır. Ancak artık aydınlar bu süreçte yoktur. Bürokratik elitizmin bir ürünü olarak da nitelenebilecek olan partilerüstü teknokrat kabineleri, devletin yıkıldığına dair güçlü bir inancın da etkisiyle devlet, toplum, ekonomi, hukuk, eğitim ve toprak alanlarında reformlar hedeflemiş, ancak bunların büyük bir kısmı hedef olmaktan öteye geçememiştir. Bununla birlikte 12 Mart sonrası, sivil bürokrasinin özerkliğine son verilmiş, idari reform çalışmaları tekrar başlatılmış ve merkeziyetçi yapıyı güçlendirecek tedbirler alınmıştır.1960-1980 yılları arasında sivil bürokratik elitler, yaşanan sosyal ve ekonomik değişim süreciyle de ilişkili olarak iktidar üzerinde gitgide zayıflayan nüfuzunu iyice kaybetmiştir. Sivil bürokrasi ve aydınlar yirmi yıllık dönemin sonunda eski gücü ve prestijinden uzaklaşmıştır. Planlı kalkınma anlayışı da bürokrasinin gerileyişine çare olamamıştır. DPT, söz konusu dönemin sonlarına gelindiğinde değişimin sürükleyici gücü olamayacağını göstermiştir. Buna karşılık sanayi burjuvazisi, 1970'lerden sonra siyasal iktidar denklemine dahil olmuştur. Bu dönemde; bürokratik elitlerin geçmişte sıkı sıkıya bağlı olduğu ilkelerin bir kısmı önemini yitirmiş, ancak bürokratik yönetim geleneği aşınmalara rağmen kendini görece muhafaza etmeyi başarmıştır. Seçkinci anlayışın bürokratik gelenekle yakın ilişkisi düşünüldüğünde bu anlayışın izlerinin de benzer bir konumda olduğu söylenebilir. Bununla birlikte incelenen yirmi yıllık döneme bakıldığında, sivil bürokratik elitlerin geçirdiği dönüşümün izleri görülebilmektedir. Özellikle 1980'li yıllar söz konusu dönüşümün daha somut olarak izlenebildiği yeni bir dönem olacaktır.Anahtar Sözcükler1. Bürokrasi2. Elit3. Elitizm4. Bürokratik Elit5. Türk Bürokrasisi
Modernleşme sürecinde iktidar-taşra ilişkileri: Türk edebiyatında 'taşra'
Bu tezde, taşranın modernite bağlamında geçirdiği değişim sürecinin edebi metinler üzerinden tartışılması amaçlanmıştır. Edebiyatın analiz konusu yapılması, öncelikle ideoloji ve estetik kategorisinin birlikte tartışılmasını gerektirmiştir. Modernite ile dağılan dünyaya dair bütünlük duygusunun edebiyat ile telafisine yönelik eğilim ile taşranın içerilmesine işaret eden modern ulus devletin bütünleştirmeci stratejileri arasındaki ilişkiler analiz edilmeye çalışılmıştır. Modernite, ulus devlet oluşum sürecinde taşranın rolünü ve konumunu değiştirmiştir. Modernitenin bozarak yeniden inşa etmeye giriştiği `bütünlüklü dünya' tahayyülü, taşranın geçirdiği dönüşümün itici gücünü oluşturmaktadır. Taşranın dönüştürülme ihtiyacı, bütün tarafından içerilme zorunluluğundan doğmuştur. Taşranın geçirdiği söz konusu değişimi edebi metinler üzerinden takip etmek mümkündür. Bu çerçevede tezin ilk bölümünde modern bir tür olan roman ekseninde, edebiyat ile ideolojinin işleyiş mekanizmaları tartışılmıştır. İkinci bölüm taşra ile siyasi iktidar arasındaki ilişkilerin Osmanlı İmparatorluğu'ndan Türkiye Cumhuriyeti'ne doğru ilerleyen tarihsel süreçteki seyrine ayrılmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise ilk iki bölümde ortaya konan teorik çerçeve uyarınca taşranın edebiyattaki temsilleri, bütünün parçası haline getirilmeye çalışılan taşranın değişiminin söylemsel formları tartışılmıştır. Tezin teorik çerçevesi uyarınca öne çıkan isimler ise Lacan, Lukacs ve Bahtin olmuştur.Anahtar Sözcükler1-Modernite2-Taşra edebiyatı3-Estetik4-Hegemonya5-Merkez-çevre teorizasyonu
Kimlik"in modern inşâı, kimlik politikaları ve Türkiye'de kimlik tartışmaları
Herkes hayatının belli safhalarında kendine dönerek ?Ben kimim?? diye sormuştur. Kendimizle baş başa kaldığımız bu anlar, genellikle kişisel (ya da sosyal) problemlerin bir ?kriz?le kendini açığa vurduğu anlardır. Her ?kim? tarafından sorulursa sorulsun, soru dile gelişini, geleneksel aidiyet biçimlerinin çözülmesine bağlı olarak ortaya çıkan sosyal bölünmüşlüğe ve toplumun farklı kompartımanları arasındaki çatışmalara borçludur. Sosyal bölünmüşlük ve çatışmanın modern toplumun asli vasıfları arasındaki merkeziliğini dikkate aldığımızda, ?ben kimim?? sorusunun ve münhasıran ?kimlik? meselesinin neden hayatımızın vazgeçilmezleri arasında yer aldığını anlamak kolaylaşır.Bu çalışmada, ?kimlik? meselesinin sosyal teorinin temel tartışma nesnelerinden biri hâline gelişine neden olan tarihî/sosyal gelişmeleri ve ?kimlik?in kimliğini (nasıl inşâ edildiğini, inşâının fâillerini, daha iyi ve doğru bir hayata kapı aralayabilme potansiyelini) çözümlemeye çalıştım. Bu amaçla, Freud, Piaget, Erikson, Kohlberg, Mead, Goffman, Husserl, Schutz ve Habermas'ın birey ve toplum arasındaki ilişkileri konu edinen çalışmalarını birbirleri ile mukayese ederek ele aldım. Ayrıca, ?kimlik?in sadece bireysel bir mesele olarak ele alınmasının yol açacağı çelişkilerden kaçınmak adına, son bölümde, ?kimlik?in kolektif inşâını, ulus-devlet/piyasa ve ?yeni sosyal hareketler? arasındaki gerilimli ilişkiden yola çıkarak tartıştım.
Kentsel toprak rantının yaratılmasında kent planlamasının rolü
Bu çalışmanın amacı, özellikle son otuz senedir büyük kentlerde önemli bir servet ve sermaye birikim aracına dönüşen kentsel toprak rantının yaratım sürecinde kent planlamasının rolünü incelemektir. Kent, kentsel toprak rantı ve kent planlaması ile kapitalist sistem arasındaki yakın tarihsel ilişkiden dolayı çalışmada tarihsel-eleştirel bir bakış açısı temel alınmıştır.Kentleşme olgusu ve toprakta özel mülkiyet devam ettiği sürece kentsel toprak rantlarının oluşması kaçınılmazdır. Kentsel toprakta oluşan rant türlerinden farklılık rantları ve tekel rantları, kentsel toprağın mekansal özelliklerinden kaynaklandığı için önlenmesi güç olmakla birlikte sadece toprakta özel mülkiyet sahipliliğinden doğan ve kentsel toprak spekülasyonunu özendirerek kentsel sorunları besleyen mutlak rantın önlenmesi olanaklı ve gereklidir.Kapitalist sistemde kentsel mekan örgütlenmesinde ve kentsel toprak rantının, oluşum, bölüşüm, dağıtımında etkili olan aktörler; sermaye sahipleri, devlet ve kent planlamasıdır. Sermaye sahipleri, aşırı birikim dönemlerinde sermayelerini kentsel mekana yönlendirmekte ve böylece hem krizden kurtulmakta hem de sermayenin dolaşabileceği yeni mekanlar üretmektedirler. Bu durum, özel mülkiyet sahipliğinin mümkün kıldığı spekülasyon aracılığıyla mutlak rantlarda ve dolayısıyla toplam rantlarda bir artış yaratmaktadır. Devlet, hem işgünün yeniden üretimini sağlamak hem de sermaye sahiplerinin kâr elde edebileceği alanların altyapısını sağlamak için ortak tüketim alanlarını düzenlemektedir. Bu düzenlemeleri yaparken kullandığı müdahale araçlarının başında kent planlaması gelmektedir. Kent planlaması, büyük ölçüde devlet politikaları ve sermaye sahiplerinin talepleri doğrultusunda makul, rasyonel planlar üretmek suretiyle toplumsal uzlaşmayı sağlamaktadır. Planların hazırlanması, onaylanması ve uygulanmasından sorumlu olan yerel yönetimler, türlü planlama faaliyetleriyle kentsel toprak rantlarının oluşum, bölüşüm ve dağıtımında etkili olmaktadırlar. Yerel yönetimlerde planlama sürecine ilişkin gerçekleştirilecek bir reform ile plandan etkilenen tüm kentlilerin planlama sürecine katılımı sağlanabilirse kentsel toprak spekülasyonunun önlenmesi ve oluşan kentsel toprak rantlarından daha geniş bir halk kesiminin yararlanması mümkün olabilir.Anahtar Sözcükler:1.Kent2.Kentsel toprak3.Kentsel toprak rantı4.Rant teorileri5.Kent planlaması
Yönetimde açıklık ve bilgi edinme hakkının kamu yönetiminin işleyişi üzerindeki etkisi
20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yönetimde açıklık ve bilgi edinme hakkı, ulusal ve uluslararası düzeyde gelişme göstermiştir. Özellikle, soğuk savaşın sona ermesiyle bilgi edinme hakkının ulusal hukuk sistemlerine yer alması ivme kazanmıştır. Günümüzde, yönetimde açıklık ve bilgi edinme hakkı, küresellik kazanarak bütün ülkeler tarafından uygulamaya geçirilmeye çalışılan ortak bir değer haline gelmiştir. Çalışma, ortak bir değer haline gelen yönetimde açıklık ve bilgi edinme hakkının kamu yönetiminin işleyişi üzerindeki etkilerinin incelenmesini konu edinmiştir.Yönetimde açıklık ve bilgi edinme hakkı, kamu yönetiminde kapsamlı bir değişim öngörmektedir. Bu değişim, geleneksel kamu yönetimi anlayışında düzeltme niteliğinde olmayıp, bir anlayış değişikliği öngörmektedir. Yönetimde açıklık ve bilgi edinme hakkı, devletin faaliyet yürüttüğü her alanda kendisini göstermektedir. Ancak çalışma, kamu yönetimi ile sınırlandırılmıştır. Çalışmada, kamu yönetimini derinden etkileyen ve anlayış değişikliğine yol açan yönetimde açıklık ve bilgi edinme hakkının, yönetsel sorunlara ne düzeyde çözüm getirdiği, sağlayacağı yararların neler olduğu, ortaya çıkaracağı sorunların tespiti ve çözümlerin ortaya konulması amaçlanmaktadır. Yine çalışmada, açık yönetim sisteminin nasıl kurulacağı ve sistemin optimum uygulama özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca, Türkiye'de yönetimde açıklık ve bilgi edinme hakkının hukuk kurallarında yer alması ve 2004 yılında kabul edilen Bilgi Edinme Hakkı Kanununun kurallarının açık yönetim sistemi açısından incelenmesi çalışmanın amaçları arasındadır.Çalışmada kamu yönetiminin bütünü üzerinde inceleme yapılarak, bütünsel olarak kamu yönetiminin mevcut yapısının sorunun hem sebebi hem de konusu olduğu varsayılmaktadır. Çalışma, yönetimde açıklık ve bilgi edinme hakkının kamu yönetimi üzerindeki sonuçlarını belirlemeye yönelik kuramsal bir çalışmadır.Çalışma sonucunda, açık yönetimin bir sistem olarak bütüncül bir yaklaşımla uygulanmaması durumunda, kamu yönetiminde beklenen anlayış değişikliğini sağlayamayacağı belirlenmiştir. Açık yönetim sisteminin oluşturulması halinde ise, yönetime yeni görevler yükleneceği, yönetimin denetlenmesinde etkinliğin artacağı, yönetim ile halk arasındaki ilişkilerde olumlu bir değişim sağlayacağı ve yönetimin işleyişinin iyileştirilmesi üzerinde etkili olacağı tespit edilmiştir.Anahtar Sözcükler:1.Yönetimde gizlilik2.Yönetimde dışa kapalılık3.Yönetimde açıklık4.Bilgi edinme hakkı5.Kamu yönetimi
Türk siyasal kültüründe millet algısı ve milliyetçilik
Bu çalışma, Türk siyasal kültürü içerisinde, millet ve milliyetçilik kavram-larının, bireyler tarafından algılanış farklılığının test edilmesi suretiyle bu yön-de sonuçlara gidilmesi amacıyla hazırlanmıştır. Toplumun millet ve milliyetçi-lik kavramlarına atfettiği anlam irdelenirken, Osmanlı Devleti'nin Cumhuriyet Türkiyesi'ne bıraktığı siyasal kültür mirasının ve bu mirasın oluşumuna neden olan dinamiklerin incelenmesi ise, çalışmanın belkemiğini oluşturmuştur.Bu doğrultuda, ilk olarak, kültür ve siyasal kültür kavramları incelenerek Türk siyasal kültürünün ana hatları çizilmeye çalışılmıştır. Türk siyasal kültü-ründe önemli bir yere sahip olan millet ve milliyetçilik algısının belirlenebilme-si amacıyla, millet, milliyetçilik ve Türk milliyetçiliği kavramları tarihsel köken-leri ile birlikte, çeşitli kuramsal yaklaşımlar paralelinde detaylı olarak incelen-miş, özellikle Türk milliyetçiliğinin oluşumunda etkili olan unsurlar açıklanmış-tır.Çalışma, literatür taramasına dayalı betimsel bir çalışma olmakla birlik-te, aynı zamanda alan arştırmasını içermesiyle ampirik özellik de göstermek-tedir. Bu çerçevede çalışmanın son bölümü, Türk toplumunun millet ve milli-yetçiliğe ilişkin değerlerin analizinden hareketle bugünkü durumun bir tespitini yapma amacına yönelik bir alan araştırmasını içermektedir. Bu tespitin ya-pılmasındaki amaç ise; çalışmanın kuramsal kısmında yer alan millet ve milli-yetçilik ile ilgili argüman, söylem ya da yaklaşımların günümüz Türk toplu-munda var olup olmadığını, var ise hangi düzeyde olduğunu tespit etmek ola-rak belirlenmiştir. Bu belirlemenin de tarihsel bakış, devlet, din, muhafazakâr-lık, ordu, muhalefet, demokrasi, laiklik, dil, etnik yapı gibi kavramların yaş, cinsiyet, eğitim durumu, gelir düzeyi, yerleşim birimi, etnik köken gibi farklı bağımsız değişkenler tarafından nasıl düzenlendiği/oluşturulduğu üzerinden yapılması amaçlanmıştır.Söz konusu alan araştırması, anket yoluyla gerçekleştirilmiştir. Araştır-manın evreni ise, Ankara'da yaşayan 18 yaşını bitirmiş ve hanelerde yaşayan erkek ve kadın vatandaşlar olarak tanımlanmıştır. Evrenin Ankara olarak be-lirlenmesinde; Ankara'nın başkent oluşu, kozmopolit bir şehir olarak Türki-ye'nin pek çok bölgesinden göç alması ve şehirlerde yaşayan nüfus oranının en yüksek olduğu il olması göz önünde bulundurulmuştur. Bu kapsamda, An-kara geneli, nüfus ve gelir dağılımı göz önünde bulundurularak 3 bölgeye ay-rılmış; Ankara genelinde elde edilecek verilerin, Türkiye genelini yansıtabile-ceği değerlendirilmiş ve hedef kitleye uygun olarak 410 anket üzerinden çö-zümleme yapılarak genellemelere gidilmiştir. Verilenrin analiz edilmesi sonu-cunda sorulara ait toplam 45 frekans tablosu ile birlikte birbiriyle ilişkili olan farklı soruların karşılaştırılması sonrasında anlamlı sonuçlar veren 15 tablo olmak üzere toplam 60 tablo üzerinden çözümlemeler yapılmıştır.
Türkiye'de sosyal demokrasinin evrimi: CHP örneği
Ülkemizde Cumhuriyet Halk Partisi, kendisini 1970'lerin ortasından itibaren günümüze kadar ?demokratik sol bir parti? olarak tanımlamak suretiyle sosyal demokrat geleneğin temsilcisi olduğunu iddia etmektedir. Bu nedenle çalışmanın amacı; Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) bağlamında; Türkiye'de, sosyal demokrasinin çıkışı, gelişimi ve gelinen noktanın incelenmesi ve bu şekilde CHP örneğinde, günümüzde sosyal demokrasinin Türk siyasal yaşamındaki durumunu tespit etmeye çalışmak olmuştur.Çalışma boyunca CHP içinde sosyal demokrat düşüncenin hangi ihtiyaçtan ve nasıl ortaya çıktığıyla ilgili tartışmalara Cumhuriyet dönemi Türk siyasal hayatına paralel bir şekilde değinilmiş ve Parti'nin ideolojik altyapısını oluşturan Kemalizm ile ?demokratik sol? hareketin Türk işçi sınıfının bir ideolojisi olmaktan çok, siyasal sistem içerisinde sahip olduğu otonomiyi koruyabilmek için ideolojisini dönemin şartlarına uyarlamakta olan yönetici elitin bir ideolojisi olduğu? sonucuna varılmıştır. Böylece çalışmamızın sonucunda uluslararası sosyal demokrat hareketle karşılaştırıldığında, gerek gelenekleri, gerek programatik yönelimleri ve gerekse partilerin işçi sınıfıyla kurduğu organik ilişkiler açısından CHP ile Batı Avrupa sosyal demokrat partileri arasında büyük farklar tespit edildiğinden günümüzde CHP'nin sosyal demokrat bir parti olarak nitelenmesinin mümkün olmadığı kanaatine varılmıştır.
Kente göç yoluyla gelenlerin kente intibakında yerel siyasetin rolü
Yaşanan dönüşümler sonucu 1950'li yıllardan itibaren hızla kırdan kente göç eden kitleler, henüz kentleşme sürecini tam olarak tamamlayamamış Türkiye kentlerinde birçok soruna neden olmuşlardır. Bu sorunlardan en önde gelenlerinden biri de, kente göç yoluyla gelenlerin, kente intibak etmeleri sorunudur. İntibak, bütünleşmeden önce gerçekleşmesi beklenen bir sürece işaret etmektedir. Çeşitli kültürel kimliklere sahip olan kente göç yoluyla gelenlerin, kentin hâkim kültürüne uyum sağlaması ve farklılıkların büyük ölçüde bir arada yaşama amaçlarına hizmet edecek ölçüde uzlaştırılması kente intibakın ön koşuludur. Yerel siyaset otoritelerine, söz konusu grupların kente intibakını sağlamak noktasında oldukça önemli görevler düşmektedir. Yerel siyasetin, kente göç yoluyla gelenlerin sorunlarının çözümünde aktif rol oynaması beklenen bir durum olmakla birlikte, Türkiye'de yerel siyasetin çıkmazları düşünüldüğünde ise bu beklentinin yakın zamanda gerçekleşmesi mümkün görünmemektedir.
Belediye hizmetlerinin özelleştirilmesi
Günümüzde şehirler hızla büyümekte ve şehirlerde karşılaşılanproblemler insanların sayısı ile birlikte artmaktadır. Hızlı şehirleşmebelediyelerin sunduğu kamu hizmetlerine olan talebi arttırmaktadır. Bu durumkamu hizmetlerinin sunulmasında yeni ve dinamik yaklaşımları kaçınılmazkılmaktadır.Özelleştirmenin yaygınlaştığı günümüzde, yerel yönetimlerde bazıhizmetlerin arzında çeşitli yöntemlerin kullanılmasıyla, bu tür hizmetlerinbürokrasiye takılıp gecikmesi önlenirken, üretimde de verimlilik artışıgörülmektedir. Kaynak yetersizliği, bürokrasiden kaçmak, teknik personeleksikliği, vesayet dışına çıkmak gibi arayışlar, yerel yönetimleri alternatifhizmet sunma yöntemlerini kullanmaya teşvik etmektedir.1970'li yılların sonlarına doğru aranan yöntemler içerisinde en fazlaönem arz edeni özelleştirme olmuştur. Bugün öncelikle gelişmiş ülkelerdegörülen özelleştirme uygulamaları dünya ölçeğinde yaygın bir şekildeuygulanmaktadır.Bu çalışmanın birinci bölümünde, kamu hizmetinin tanımı, özelliklerive türleri ile kamu hizmetlerinin merkezi ve yerel yönetimler tarafındanyürütülmesi incelenmiştir. kinci bölümde özelleştirme kavramı,özelleştirmenin nedenleri ve yararları açıklandıktan sonra genel olarakuygulamada rastlanılan özelleştirme yöntemleri anlatılmıştır. Bu yöntemlerinbir bölümü ülkemiz koşullarında sınırlı bir uygulama alanı bulabilmekteysede, belediyelerimiz açısından yol gösterici nitelikte oldukları için bu bölümdebu yöntemler hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde, özelleştirmeyeöncülük eden ve özelleştirme uygulamalarını başarı ile diğer ülkelereaktarabilen ngiltere, ABD ve Fransa'daki belediye hizmetlerininözelleştirilmesi ile Türkiye'de belediye hizmetlerinin özelleştirilmesiuygulamaları üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölümde, belediyehizmetlerinin özelleştirilmesinden beklenen faydalar ve belediye hizmetlerineliberal açıdan yaklaşanlara getirilen eleştiriler, özelleştirmenin meydanagetirebileceği sakıncalar ve çözüm önerileri ele alınmıştır.
Türkiye'de modernleşme sürecinde devlet geleneğinin etkisi
175 ÖZET Türk toplumu yaklaşık üç yüzyıl önce başlayarak günümüze değin süre gelen bir modernleşme serüveni yaşamıştır ve halende yaşamaktadır. Bu süreç; siyasi, sosyal ve kültürel mirası ile Türkiye Cumhuriyetinin alt yapısını oluşturan Osmanlı Devleti'nin duraklama devrinden günümüze kadar geçen süreyi kapsayan geniş bir zaman dilimini içine almaktadır. İlk şuurlu fakat plansız modernleşme çabaları Lale Devrinde başlamış, daha sonraki dönemlerde ise Lale devrine nazaran gittikçe daha planlı ve şuurlu modernleşme hareketlerine girişilmiştir. Tanzimat Dönemiyle birlikte Türk Modernleşmesi oldukça önemli ilerlemeler sağlamış ve bu dönemde Batılı anlamda kişisel haklarla ilgili bazı prensipler kabul edilmiştir. Tanzimat Dönemindeki gelişmeler Meşruti yönetim tarzına giden yolu açmış ve yaklaşık otuz yıl sonra ülkede Meşrutiyet ilan edilmiştir. Osmanlı Devletindeki Meşruti yönetimde bir ara kesinti yaşansa da daha sonra devletin dağılışına kadar devam etmiş ve devletin dağılışıyla birlikte ise yerine Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuştur. Geçen süre zarfında yönetim değişikliklerine rağmen modernleşme çabaları mümkün olduğunca devam ettirilmiş ve bu sayede bugün kendi şahsına münhasır bir karaktere sahip Türk Modernleşmesi olgusu ortaya çıkmıştır. Bu olgunun en belirgin özelliğini ise bir siyasal kültür olarak devlet geleneği tarafından şekillendirilmesi oluşturmaktadır.
Tek Partili Dönem'de Ankara`da yerel siyaset ve yerel demokrasi
121 ÖZET Tek Partili Dönemde Ankara'da Yerel Siyaset ve Yerel Demokrasi adlı bu çalışma, şu temel düşünce üzerine kurulmuştur: Cumhuriyet'in ilanından sonra, Türkiye'nin başkenti Ankara, yeni rejim için simgesel bir öneme sahip olmuş ve salt bir yönetsel sistem değişimi olarak değil, sosyal yaşamın tüm detaylarına nüfuz ederek yeni bir hayat tarzı yaratmak şeklinde algılanan yeni yapı için adeta bir "laboratuvar" olarak kullanılmıştır. Bu dönemde başkentin değişimi, devletin değişimi ile özdeş biçimde ortaya çıkmış, kentin imarında ve yönetiminde, merkezi yönetim doğrudan söz sahibi olmuştur. Bu etkene bağlı olarak, Ankara şehrinin kentsel gelişimi, kentin yerel yapısını oluşturan Ankara halkının katılımının ve müdahalesinin sağlandığı bir sistemde değil, kentin yeni sahibi olan "elitler"in istediği yönde gerçekleşmiştir. Bu sahnede yaşanan güç mücadeleleri ile rant sağlama istekleri, dönemin yerel ölçekli siyasetinin ötesinde, günümüz siyasetini dahi şekillendiren dinamiklerin Cumhuriyet tarihindeki ilk perdesini oluşturmuştur. Bu düşüncelerden hareketle çalışma üç bölüm halinde hazırlanmıştır. İlk bölümde, demokrasi, yerel demokrasi, yerel yönetimler ile demokrasi arasındaki ilişki hakkında temel bazı açıklarhalar yapılarak, yerel demokrasi açısından Cumhuriyet öncesi dönemde Türkiye'de kent yönetimi incelenmiştir. İkinci bölümde Ankara şehrinin coğrafi ve tarihsel özellikleriyle beraber, Cumhuriyet öncesi dönemdeki ekonomik, sosyal, siyasal ve yönetsel yapısı aktarılmıştır. Cumhuriyet'in ilanı olan 1923 yılından yeni Belediye Kanunu'nun yayınlandığı 1930'a kadar olan dönemin siyasal yapısı genel olarak değerlendirilmiş ve bu dönem Ankara'sının imarına yönelik yasal değişimle kentin sosyal yapısındaki dönüşüm ele alınmıştır. Tezin üçüncü bölümünde ise, tek parti yönetiminin yaygınlaştığı, çok partili rejimle birlikte sona eren 1930-1946 arası dönemin siyasal yapısı değerlendirilerek, kent yönetiminin değişen yasal yapısı açıklanmış, bu dönemin Ankara'sının yerel siyaseti, o yılların en güçlü yerel yöneticisi olan Vali ve Belediye Başkanı Nevzat Tandoğan'ın şahsında ele alınmıştır.