Theses supervised by Prof. Dr. Remzi Altunışık
26 theses · Sakarya University
Sporda boykot davranışı ve öncüllerinin incelenmesi: Futbol taraftarları üzerine bir araştırma
Boykot, tüketicilerin rahatsız oldukları bir durumla karşılaştıklarında, bireysel olarak ya da diğer tüketicilerle bir araya gelerek gösterdikleri, satın alma karşıtlığıdır. Amacı, muhatap olan kişi veya kuruluşu satın almama yoluyla cezalandırmak ve istenmeyen durumları değiştirmektir. Boykota neden olan pek çok etken bulunmaktadır. Bu faktörler arasında ekonomik, dini, siyasi, çevresel ve etik kaygıların varlığı yer almaktadır. Etkililik açısından ele aldığımızda genel bir yorum yapmanın mümkün olmayacağını söylemek mümkündür. Tüketicilerin davranış değiştirmeye yönelik çabaları kimi zaman nafile olabilirken kimi zaman da boykotun hedefi olan kişi ve organizasyonlar için ciddi sonuçlara yol açabilmektedir. Bu sonuçlar arasında ekonomik kayıplar, marka itibarının sarsılması ve psikolojik etkiler başlıcalarıdır. Süresi bakımından ise bazı boykotlar kısa sürede ortadan kalkarken bazı boykotlar yıllarca devam edebilmektedir. Bu süreyi belirleyen faktörler tüketicinin boykotu sürdürme motivasyonu ve boykota verilen tepkileridir. Ülkeler, kişiler ve firmalar boykotun hedefinde yer alan aktörlerdendir. Bu sebeple boykotların hedefinin çeşitli olabileceğini söylemek mümkündür. Boykotun hedeflerinden biri de spor kulüpleridir. Geçmişteki boykot örneklerini incelediğimizde taraftarlar hem rakip takımlarla ilintili olan firmaları boykot etmekte hem de taraftarı oldukları kulüpleri ile yaşamış oldukları olumsuz deneyimleri değiştirmek amacıyla kulüplerini de boykot etmektedir. Bu durum endüstriyelleşmiş kulüpler için kayıplarla sonuçlanabilmektedir. Bu bilgiler ışığında taraftarların boykot davranışının öncüllerini belirlemek, hangi durumlarda boykot etme niyetine girdiklerini tespit etmek, boykotu hangi yollar ile yapacaklarını öngörmek ve boykot ile karşı karşıya kalınması durumunda krizi çözmek adına öneriler geliştirmek araştırmanın amacını oluşturmaktadır. Bu amaç doğrultusunda Türkiye'de yaşayan futbol taraftarları üzerinden boykot kavramı ele alınmaktadır. Veri toplama aracı olarak çevrim içi anket ile katılımcılara ulaşılmıştır. Analizler nihai 433 katılımcının yanıtları üzerinden yapılmış, verilerin analizi için araştırmanın amacına uygun olarak frekans analizleri ve ilişki analizleri kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre taraftarların boykot niyetine sebep olan en somut sebep kulüplerinin şike ve doping gibi etik ihlaller yapmalarıdır. Bunu takip eden sebepler ise yönetime duyulan güvenin azalması ve sportif başarısızlıklardır. Taraftarların boykot yöntemi olarak ise sıklıkla sosyal medyadan eleştirilerde bulunması, maç bileti almayı bırakması ve lisanslı ürünleri satın almaması başlıcaları arasındadır. Fark yaratma ve duygusal iyileşme motivasyonları da taraftarların boykot etme niyetleri üzerinde etkiye sahiptir
Hasta şikâyet sürecinde algılanan adalet ile sonuçları arasındaki ilişki ve bir taksonomi çalışması
Bu araştırmada, sağlık hizmetlerindeki şikâyet yönetimi uygulamalarını detaylı bir şekilde inceleyerek, resmi olarak şikâyette bulunan bireylerin şikâyet sürecine ilişkin bir değerlendirme yapılması hedeflenmiştir. Bu bağlamda araştırmanın iki alt amacı bulunmaktadır. Birincisi, sağlık hizmetleri sunumundaki hizmet hataları ile karşılaşan hastaların veya hasta yakınlarının ilettiği şikâyet başvurularının değerlendirilmesi ve telafilerin sunulması sürecindeki algılanan adaletin, başvuru sahiplerinde oluşturduğu duygular ve telafiden doğan memnuniyet aracılığıyla kuruma karşı oluşan hasta sadakati, olumsuz ağızdan ağıza iletişim ve hasta memnuniyeti üzerindeki etkilerini incelemektir. İkinci alt amacı ise hastaların deneyimlerini, ihtiyaçlarını, beklentilerini ve şikâyet türlerini belirleyerek, bu bilgileri sağlık yöneticilerine Türkiye'deki Hasta Hakları Yönetmeliği'ne uygun bir şekilde aktarabilen ve aynı zamanda şikâyette bulunan hasta profillerini tanımlayabilen, hastanelerdeki şikâyet yönetim sistemi için bir kodlama taksonomisi geliştirmektir. Araştırma, Türkiye'de Sağlık Bakanlığı tarafından tasarlanan şikâyet yönetimi uygulamaları kapsamında kurgulanmıştır. Değerlendirmelerin süreç ve içerik açısından gösterdiği farklılıklar sebebiyle tıbbi malpraktis konusundaki şikâyetler çalışma kapsamı dışında bırakılmıştır. Araştırmanın çalışma evreni bir eğitim ve araştırma hastanesidir. Araştırmanın birinci alt amacı doğrultusunda örneklemin evreni temsil kabiliyeti için bu hastanedeki hasta hakları birimlerine yüz yüze görüşme kanalı ile gelen son bir yıla ait şikâyetlerin raporları incelenmiştir. Örneklem için son bir yıla ait toplam başvuru sayısı ile örneklem büyüklüğü hesaplama formulü kullanılmıştır. Katılımcılar, araştırmanın yapıldığı tarihlerde hastanedeki hizmetlerden faydalanmak için gelen kişilerden amaçlı örnekleme yöntemi çerçevesinde seçilmiştir. Öncelikle son bir yıl içerisinde yaşadığı şikâyet deneyimi olup olmadığı sorulmuş ve sonra yüz yüze anket yoluyla veriler toplanmıştır. Katılımcılara, olasılağa dayalı olmayan kolayda örnekleme yöntemi kullanılarak, yukarıda belirtilen özellikler çerçevesinde ulaşılmıştır. Toplam 588 anket analizlere dâhil edilmiştir. Hasta şikayetlerinin kodlaması için ikinci alt hedef olan taksonomi oluşturulması amacıyla, hastanedeki şikayet birimi çalışanlarıyla (n=14) yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Literatürdeki önerilere dayanan yarı yapılandırılmış görüşmeler sürecinde nitel araştırma yöntemlerinden olan durum çalışması deseninden faydalanılmıştır. Araştırma sonuçları algılanan adaletin alt boyutları, prosedürel ve etkileşimsel adaletin doğrudan hasta sadakati üzerinde pozitif, olumsuz ağızdan ağıza iletişim üzerinde ise doğrudan negatif etkileri olduğunu göstermektedir. Adalet algısının doğrudan hasta memnuniyeti üzerinde belirgin bir etkisi gözlemlenmemiştir. Olumsuz duyguların, algılanan adaletin tüm alt boyutları ile hasta memnuniyeti ve olumsuz ağızdan ağıza iletişim arasındaki ilişkide aracılık rolü olduğu görülmektedir. Aynı zamanda, olumsuz duyguların, prosedürel ve dağıtımsal adalet ile hasta sadakati arasındaki ilişkide aracı etkiye sahip olduğu ortaya konulmuştur. Olumlu duyguların, prosedürel ve dağıtımsal adalet ile hasta sadakati arasındaki ilişkide aracılık rolü olduğu bulunmaktadır. Prosedürel adalet, olumlu duygular üzerinden olumsuz ağızdan ağıza iletişimi etkilemektedir. Hizmet telafisi memnuniyetinin, algılanan adaletin tüm alt boyutları ile hasta memnuniyeti ve olumsuz ağızdan ağıza iletişim arasındaki ilişkide aracılık rolü vardır. Ayrıca etkileşimsel adalet, hizmet telafisi memnuniyeti üzerinden hasta sadakatini ve hasta memnuniyetini etkilemektedir. Son olarak, araştırma bağlamında altı ana tema (Tıbbi Malpraktis, Destek ve Kalite Hizmetleri, İdari ve Mali İşler, Teknik İşler, İletişim Sorunları, Sistemsel Sorunlar) içeren bir hasta şikâyetleri taksonomisi önerilmiştir.
Marka bilinirliği ve marka aşinalığı ile tekrar satın alma niyeti ilişkisinde perakende kanal entegrasyonun aracılık etkisi
Perakende sektörü, küreselleşme, nüfus artışı ve teknolojik ilerlemeler vb. çeşitli faktörlerin etkisiyle hızla gelişmektedir. Bu faktörler mağazalar başta olmak üzere perakende sektörünün temel taşlarını doğrudan etkilemektedir. İşletmeler tüketici ile iletişim kurma ve hizmet sunma potansiyelini arttırma doğrultusunda çok kanallı yaklaşım benimsemeye başlamıştır. Ancak kanallar arası etkileşim sağlanamaması müşteri memnuniyetinde eksikliklere yol açmaktadır. Tüketiciler alışveriş süreçlerinde birden fazla kanalı kullanma eğilimindedir. Bu nedenle işletmeler çevrimiçi ve çevrimdışı kanalları bütünleştirerek, kanallar arası sınırları ortadan kaldıran omni-kanal uygulamaları geliştirmeye çalışmaktadır. Bu yaklaşım müşterilere sorunsuz bir alışveriş deneyimi sunmak için önemlidir. Tüketicilerin çoklu kanal tüketimine yatkınlığı, işletmeler için çeşitlenen pazarlama avantajları sunmaktadır. Çoklu kanal pazarlama kampanyalarını başarıyla uygulayan işletmeler, rekabetçi ortamda farklı bir konuma sahip olma şansına sahiptir. Bu araştırmanın amacı, marka bilinirliği ve marka aşinalığı ile tekrar satın alma niyeti arasındaki ilişkide perakende kanal entegrasyonunun aracılık rolünü incelemektir. Perakende kanal entegrasyonu alt boyutlarının müşteri memnuniyeti ve tekrar satın alma niyeti ile ilişkileri ve modeli açıklamadaki etkileri incelenmektedir. Araştırmada hem fiziki hem de dijital perakende kanallarından alışveriş deneyimi olan tüketicilerden elde edilen veriler analiz edilmektedir. Araştırma verileri kolayda örnekleme yöntemiyle elde edilmiştir. Bulguların geniş bir kitleye uygulanabilir olması amacıyla, çeşitli demografik özelliklere sahip katılımcılara ulaşılmak üzere çevrimiçi anket yöntemi kullanılmıştır. Anket formu önceki çalışmalarda kullanılan ölçeklerden yararlanılarak oluşturulmuştur. Ankette marka bilinirliği, marka aşinalığı, perakende kanal entegrasyonu, tatmin ve tekrar satın alma niyeti yapıları otuz dokuz ifade ile ölçülen bir soru havuzu formatında sunulmuştur. Ölçek yapıları, uzman yardımıyla gözden geçirilen ifadelerle hazırlanmıştır. Veri analizinde IBM SPSS Statistics 25 ve IBM AMOS V21 yazılımları kullanılmıştır. Bu programlar aracılığıyla yapılan faktör ve güvenilirlik analizleri ile veriler özetlenmiş, veri setinin yapısal geçerliliği ve içsel tutarlılığı değerlendirilmiştir. Yapısal eşitlik modellemesi kullanılarak hipotezler test edilmiş ve yol analizi ile aracı etkiler test edilmiştir. Bulgular, perakende kanal entegrasyonunun bilgiye erişim kolaylığı, alışverişte esneklik, dijital destek ve kişiselleştirilmiş teklif olmak üzere dört boyutlu bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir. Bu boyutlardan dijital destek ve kişiselleştirilmiş teklif boyutlarının müşteri memnuniyetine ve tekrar satın alma niyetine etkileri veri seti tarafından desteklenmemiştir. Ayrıca, marka bilinirliği ve marka aşinalığı ile tekrar satın alma niyeti modeline perakende kanal entegrasyonu boyutunun eklenmesinin modelin açıklanmasında parlatıcı etki yaptığı anlaşılmıştır. Araştırma bulgularının hem araştırmacılara hem de sektör uygulamacılarına yol gösterici olacağı düşünülmektedir.
Konu çekiciliğinin cevaplama stilleri üzerindeki etkisinde motivasyonun aracılık etkisinin incelenmesi
Cevaplama stilleri (CS) katılımcıların Likert tipi ölçeklerdeki ifadeleri cevaplarken bazı (örn: orta kategori) cevap kategorilerini diğerlerine göre daha fazla tercih etme eğilimi gösterdiği bilinç dışı bir katılımcı davranışıdır. Mevcut araştırma kapsamında incelenen ve katılımcıların ifadeleri içeriğinden bağımsız bir şekilde kabul etme eğilimi gösterdiği kabullenici cevaplama stili (KCS) ve katılımcıların ölçeğin en ucunda yer alan iki kategoriyi tercih etme eğilimi gösterdiği uç nokta cevaplama stili (UCS) bunlardan en bilinenleridir. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda çok sayıda bireysel ve durumsal değişkenin CS'ler üzerindeki etkisi incelenmiş olsa da konu çekiciliğinin CS'ler üzerindeki etkisi hakkında yeterince bilgi mevcut değildir. Bu bağlamda, mevcut araştırmanın temel amacı konu çekiciliğinin CS'ler üzerindeki etkisinde motivasyonun aracılık etkisinin incelenmesidir. Ayrıca, araştırma bağlamında durumsal değişkenlerin CS'ler üzerindeki etkisinin konu çekiciliği tarafından düzenlenip düzenlenmediğinin de incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında üç çalışma yürütülmüştür. Birinci çalışmada öncelikle keşifsel (Çalışma 1a), daha sonra tanımlayıcı nitelikteki bir çalışmayla (Çalışma 1b) katılımcıların en az çekici bulduğu konu (kripto paralar) ile en çekici bulduğu konu (turizm – seyahat) tespit edilmiş ve daha sonra bu konularla ilgili CS ölçekleri geliştirilmiştir. Bu çalışmada ayrıca hiçbir konuyla doğrudan ilişkisi olmayan içeriksiz bir CS ölçeğinin uyarlaması da yapılmıştır (Çalışma 1c). İkinci çalışmada, bu içeriksiz CS ölçeği kullanılarak konu çekiciliğinin CS'ler üzerindeki etkisinde motivasyonun aracılık etkisi öncelikle deneysel nedensellik çemberi yaklaşımının benimsendiği iki çalışmayla incelenmiş, konu çekiciliğinin motivasyon üzerinde pozitif bir etkiye (Çalışma 2a), motivasyonun ise KCS üzerinde negatif ve UCS üzerinde pozitif bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir (Çalışma 2b). Böylelikle konu çekiciliğinin CS'ler üzerindeki etkisinde motivasyonun aracılık etkisi rastgeleliğin sağlandığı çalışmalarla deneysel olarak kanıtlanmıştır. Daha sonra, bu değişkenler arasındaki ilişkiler hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmeye imkan sağlayan bir dizaynla yürütülen çalışmada (Çalışma 2c) konu çekiciliğinin KCS üzerinde dolaylı negatif, UCS üzerinde dolaylı pozitif bir etkiye sahip olduğu ve motivasyonun bu ilişkide tam aracı role sahip olduğu tespit edilmiştir. Çalışma 2d'de ise aynı ilişkiler bu kez ilgili konular için geliştirilmiş içerikli CS ölçekleriyle tekrar teste tabi tutulmuş böylece bulguların ekolojik açıdan daha geçerli bir bağlamda da tekrar ettiği bulgulanmıştır. Araştırmanın alt amacı doğrultusunda yürütülen çalışmaların birincisinde (Çalışma 3a) bilişsel yükteki artışın KCS'yi artırdığı ancak bilişsel yükün kontrol edildiği durumda düşük çekiciliğe sahip ölçekleri cevaplayan katılımcıların KCS skorunun daha yüksek olduğu buna karşın bilişsel yükün yüksek olduğu durumda düşük çekiciliğie sahip ölçekleri cevaplayan katılımcıların KCS skorunun daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. İkinci çalışmada (Çalışma 3b) ise son kategorileri etiketlendirilmiş ölçeklerin tüm kategorileri etiketlendirilmiş ölçeklere göre daha yüksek UCS'ye neden olduğu ancak düşük çekicilikteki ölçeği cevaplayan katılımcıların UCS skorunun yüksek çekicilikteki ölçeği cevaplayanlara göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Araştırma kapsamında yürütülen son çalışmada ise (Çalışma 3c) işleme akıcılığının KCS üzerindeki etkisi incelenmiş olup işleme akıcılığının KCS üzerinde bir ana etkiye sahip olmadığı ancak, akıcılığı yüksek olduğu durumda düşük çekicilikteki ölçeği cevaplayan katılımcıların daha yüksek KCS skoruna sahip olduğu, buna karşın akıcılığın düşük olduğu durumda yüksek çekicilikteki ölçeği cevaplayan katılımcıların KCS skorunun daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Çalışma bulgularının gerek uygulayıcılar gerekse de araştırmacılar tarafından katkı sağlayacak nitelikte olduğu düşünülmektedir.
Satın alma öncesi ve sonrası faaliyetlerde sosyal medya kullanımı: Kuşaklar arası kıyaslama
Geçmiş yıllara kıyasla günümüz şartlarında tüketici satın alma karar süreci hem daha karmaşık hem de daha zor bir süreç haline gelmiştir. Bunun sebebi sadece tüketicilere sunulan seçeneklerin sayısındaki artış yanında ihtiyaç kategorisine giren ürün ve hizmet türlerinin de zaman içinde değişime uğraması kadar karar sürecinde girdi olarak kullanılan enformasyon ve bilgi tür ve kaynaklarının fazlalaşması da satın alma karar sürecinin daha sofistike hale gelmesine yol açmıştır. Bu bağlamda özellikle WOM etkisi (deneyimlerle ilgili kişiler arası bilgi paylaşımı) hem yüz yüze etkileşimde hem de çevrimiçi platformlarda önemli ve güvenilir bir veri kaynağı haline gelmiştir. Bu çalışmada Y ve Z kuşağındaki bireylerin sosyal medya kullanımı ve bu durumun satın alma davranışı üzerindeki etkisi incelenerek kuşaklar arası kıyaslama yapılmıştır. Araştırma bağlamında müşterilerin bir ürünü alma sürecinde sosyal medya kaynaklı bilgi kullanım durumları ile karar sürecinin hangi aşamasında sosyal medya kaynaklı bilgilerin daha yoğunlukta kullanıldığının belirlenmesinin yanında alışveriş öncesi ve sonrasında sosyal medyanın kullanım durumunda farklılıkların olup olmadığı hususu araştırılan konular arasındadır. Bu çalışmayla Ankara'da yasayan Y ve Z kuşağındaki bireylerin birer tüketici olarak sosyal medya kullanım durumu ve bu durumun kişilerin satın alma davranışı üzerindeki etkileri; farklı sosyal medya platformlarının kullanım alışkanlıkları dikkate alınarak değerlendirmeler yapılmaktadır. Araştırma bağlamında bir çevrimiçi anket uygulaması yapılmıştır. Katılımcıların belirlenmesinde kolayda örnekleme yaklaşımı benimsenmiştir. Araştırma bağlamında toplam analizlere temel teşkil eden 301 adet anket üzerinden analizler yapılmıştır. Veri toplama süreci 25 Şubat - 20 Mayıs 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırma bulguları sosyal medya kullanım alışkanlıkları ve davranışları bağlamında Y ve Z kuşakları arasında çeşitli açılardan farklılıkların olduğuna işaret etmektedir. Y kuşağı Z kuşağına oranla; internette daha fazla zaman harcamakta, Youtube, Instagram, Flickr vb. gibi medya paylaşım sitelerini daha sık kullanmakta, IMDB, TripAdvisor vb. gibi tavsiye ve değerlendirme sitelerini daha sık kullanmakta ve sosyal medyadan bir ürünü satın almadan önce ürün/hizmet görselinin yüksek kalite ve çözünürlükte çekilmiş olmasına dikkat etmektedir. Z kuşağı ise Y kuşağına oranla; Forumdonanımhaber, Ekşisözlük vb. gibi forum ve sözlükleri daha sık kullanmakta, Wikipedia vb. gibi wikileri daha sık kullanmakta, Pinterest vb. gibi sosyal imleme sitelerini daha sık kullanmakta, satın alma davranışlarına Pinterest vb. gibi sosyal imleme sitelerinin daha fazla etki etmekte ve sosyal medya üzerinden, satın alınan ürün/hizmet hakkında sosyal medyada, bağlantıda oldukları arkadaşlarının profillerinde daha fazla yorumlarda bulunmaktadır. Araştırma bulgularının gelecekte yapılacak olan tüketici davranışları bağlamındaki çalışmalar açısından yönlendirici olması beklenmektedir.
Genel erteleme eğiliminin tüketici satın alma davranışlarına etkisi
Erteleme davranışı ile tüketici davranışları arasındaki ilişkiyi multidisipliner bir yaklaşımla ele almış kapsamlı bir çalışma olmaması sebebiyle keşifsel bir araştırma yapma amaçlanmıştır. Yapılan bu tez çalışması ile yurtiçindeki alan yazına önemli katkılarda bulunmak amaçlanmıştır. Araştırma Sakarya ilinde yaşayan, yaşları 20 ile 49 arasında değişen 311 erkek 199 kadın katılımcının katkılarıyla yapılmıştır. Araştırma nicel veri analizi yöntemi ile yapılmış olup anket ile veri toplanmıştır. Araştırmada Genel Erteleme Eğilimi Ölçeği ve Satın Alma Erteleme Ölçeği kullanılmıştır. Ankette kategorik soruların yer aldığı ve demografik özelliklerin ölçüldüğü iki bölüm daha vardır. Satın Alma Erteleme Ölçeği oluşturulurken üç defa ön çalışma yapılmış olup ölçek son halini almıştır. Verilerin analizinde, verilerin türüne göre, frekans analizi, t testi, Anova testi, Chi-Square testi, faktör analizi ve korelasyon analizi yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, demografik özelliklerin hem genel erteleme eğilimi ile hem de satın alma erteleme eğilimi ile hem de alışverişte yaşanan bazı sorunlara verilen tepkiler ile ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Tez çalışması sırasında dört faktör boyutuna sahip yeni bir ölçek geliştirilmiş ve genel erteleme eğiliminin tüketici satın alma erteleme davranışları üzerinde yordayıcı güce sahip olduğu tespit edilmiştir.
Rekabetçi piyasalarda uluslararası pazar seçimi: Bütünleşik bir model önerisi
Uluslararası pazar seçimi (UPS) hem akademide hem de iş dünyasında oldukça tartışılan bir konudur. En yüksek pazar fırsatını barındıran uluslararası pazarları tespit edebilmek amacıyla çok sayıda model geliştirildiği görülmektedir. Ancak bu modellerin pek çoğu teorik alt yapıdan yoksun, ampirik olarak test edilmemiş ya da uygulama kolaylığı bulunmayan modellerdir. Bu çalışmada öncelikle yazındaki modeller; parsimoni, uygulanabilirlik, genellenebilirlik, sektör bazlı ve teorik altyapı kriterlerine göre değerlendirilmektedir. Bu değerlendirmeler sonrasında; Faktör Donanımı Teorisi, Çekim Modeli, Kaynak Temelli Yaklaşım ve Ürün Yaşam Döngüsü teorilerinden temellerini alan "küresel rekabetin yüksek olduğu ürün/sektörlere özel" bir UPS modeli geliştirilmektedir. Bu modelde çok kriterli pazar temelli yaklaşımlarda kullanılan değişkenler ve Net Pay Kayması Analizi eşzamanlı kullanıldığından model "Bütünleşik Model" olarak adlandırılmıştır. Bu çok kriterli modelin özgün yönleri; ürüne özel rekabet değişkenini içeriyor olması, değişkenlerinin verilerinin kamuya açık olması ve diğer modellere nazaran uygulamasının kolay olması şeklinde özetlenmektedir. Bütünleşik Model beş farklı örneklemde ve iki farklı zaman diliminde test edilmiştir. Sonrasında ise Global Edge Sektör Bazlı UPP Modeli ve Papadopoulos'un (2002) Seçim Modeli ile aynı örneklemlerde uygulanarak tahminleme güçleri karşılaştırılmıştır. Bu modellerin tahminleme güçlerinin karşılaştırılmasında hem ihracat büyüklüğünü hem de ihracat büyümesini eş zamanlı ölçümleyebilen NPKA'nın revize edilmiş bir versiyonu kullanılmıştır. Tahmin yılı sonrasındaki üç yılda gerçekleşen ihracat tutarlarının hepsini değerlendiriyor olması nedeniyle bu değişken pazar fırsatını standart NPKA'ya nazaran daha doğru bir şekilde ölçümlemeye olanak sağlamaktadır. Elde edilen bulgular, Bütünleşik Model'in uluslararası pazar fırsatlarını belirleme konusunda geçerli olduğunu ve diğer modellere nazaran daha yüksek tahminleme gücünün bulunduğunu göstermektedir. Ancak dış ticaret verilerindeki güvenilirlik probleminin model sonuçlarını saptırıyor oluşu önemli bir kısıttır. Bu nedenle özellikle gelişmekte olan ülkelere uygulandığında sonuçların dikkatle değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Bütünleşik Model'de hem bağımlı hem de bağımsız değişken olarak kullanılan dış ticaret verilerinin hem ithalatçı hem de ihracatçı ülke tarafından raporlanıyor oluşu nedeniyle güvenirlik konusunda fikir edinmek mümkündür. Bu anlamda ileride yapılacak olan araştırmalarda bu yönde ilerleme sağlanması önerilmektedir.
Çerçeve etkisi bağlamında fiyat indirimlerine yönelik tutum ve satın alma niyetlerinin incelenmesi
Günümüzde firmalar artan rekabet ortamında her geçen gün faaliyetlerini geliştirerek yürütmek durumundadır. Tüketici tercihlerini kendi markaları lehine çevirmek adına işletmeler, tüketicileri etkilemek için yaratıcı teklifler üretmektedir. Bu amaçla işletmeler, indirimlerin ve promosyonların kurgulanmasında ve çerçevelendirilmesinde geçmişten günümüze kadar farklı formatlarda ve şekillerde yaratıcı uygulamalar üreterek karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu indirim ve kampanyaların ifade edilme şekli ve formatının tüketici algıları üzerinde etkili olduğu pazarlama yazınında vurgulanmaktadır. Ancak yazındaki bulgulara bakıldığında indirimlere yönelik tüketici algılarına ilişkin araştırma bulguları bazı noktalarda örtüşürken bazı noktalarda ise halen farklılık göstermektedir. Bu çalışmanın amacı, literatürdeki bu tutarsızlıklara kısmen de olsa ışık tutmak amacıyla, tüketicilerin indirimleri nasıl algıladığı, indirimlerin tüketici davranışlarını etkileme düzeyi ile satın alma ve karar sürecinde indirimlerin ne kadar etkili olduğu, çerçeveleme etkisinin tüketicilerin algılamalarında etkili olup olmadığı ve satın alma niyetini ne kadar etkilediğinin araştırılmasıdır. Araştırmanın amacı doğrultusunda bir anket çalışması yürütülmüştür. Saha çalışması 2018 yılı Temmuz-Eylül döneminde İstanbul, Bursa, Bilecik, Kocaeli, Sakarya illerinde ikamet eden toplam 694 katılımcıya anket uygulaması şeklinde yapılmıştır. Ankette yer alan konular arasında tüketicilerin indirim ve kampanyalara yönelik tutumları, tüketicilerin indirim ve kampanyalara yönelik tercihinde marka veya ürün grubunun veya indirim sunma şekli olarak ifade edilebilecek olan çerçeveleme etkisinin olup olmadığı, çeşitli indirim ve kampanyaların algılanması ve değerlendirilmesine yönelik tüketici davranışlarının tespiti yer almaktadır. Araştırma bulguları indirim ve kampanyaların tüketici satın alma karar sürecinde etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Çerçeveleme etkisi olarak da bilinen olgunun bazı indirim ve tutundurma kampanyalarında etkili olduğunu, ancak bazılarında ise bu etkinin gözlemlenemediğine işaret etmektedir. Bu etkileşimde demografik özelliklerin de kısmen etkili olduğu müşahede edilmiştir.
Mağaza atmosferi ve tavsiye etme davranışı ilişkisinde müşteri memnuniyeti, müşteri sadakati ve mağazaya yönelik duygusal yakınlığın aracılık rolünün incelenmesi
Teknolojik gelişmelerin itici gücüyle ivmelenen pazar dinamikleri sadece rekabetin daha yoğun bir hal almasına sebep olmamış, perakende sektöründe yapısal dönüşümlerin şekillenmesine ve tüketici davranışlarının öngörülmesinin daha zor bir yapıya bürünmesine yol açmıştır. Bu yeni dünyada geçmişin strateji, yol, yöntem ve araçları yetersiz kalmaya başlamıştır. Özellikle de perakende sektöründe firmalar müşterileri ile uzun dönemli ilişki kurma çerçevesinde yeni stratejiler, yeni sunum formatları, yeni kanallar ve mağaza atmosferi uygulamalarını geliştirmenin önemini günden güne daha da iyi anlamışlardır. Küreselleşme ve teknolojik gelişmelerin insan hayatında daha fazla yer bulması, farklı satış kanallarının da perakende sektöründe hakimiyet kurmasını beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla bu yeni ticaret zemininde perakendecilerin müşteri odaklı bir bakış açısını merkeze alması halinde gelecekte kendilerine yer bulabileceği görülmektedir. Sektörün en önemli uygulama alanı olan hazır giyim mağazalarının müşterilerine uygun bir mağaza atmosferi oluşturması ve bunu sürdürmesi, rakiplerinden farklılaşmak ve tüketicileri etkilemek için adeta zorunlu hale gelmiştir. Bu çalışmada, mağaza atmosferi ile müşteri tavsiye etme davranışı arasındaki ilişkide müşteri memnuniyeti, müşteri sadakati, mağazaya yönelik duygusal yakınlık kavramlarının aracılık rolü ve sözkonusu kavramlar arasındaki etkileşimlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma bağlamında oluşturulan modeli test etmek amacıyla kolayda örnekleme yöntemi ile gönüllülük esasına göre çalışmaya katılan 445 mağaza müşterisi üzerinde bir anket çalışması yürütülmüştür. Veri toplama aracı olan anketin oluşturulmasında çeşitli mülakatlar ve odak grup çalışması yanında literatürde yer alan ölçeklerden yararlanılmıştır. Saha araştırması sonucunda elde edilen veriler SPSS 20.0 ve PROCESS programlarından yararlanılmıştır. Analiz bağlamında tanımlayıcı istatistikler, keşifsel ve doğrulayıcı faktör analizleri ile çeşitli karşılaştırma testleri uygulanmıştır. Sonuç olarak, mağaza atmosferinin, müşteri memnuniyeti, mağazaya yönelik duygusal yakınlık, müşteri sadakati ve tavsiye etme davranışı kavramlarının birbirleri ile ilişkili olduğu ve araştırma modelinde yer alan hipotezler doğrulanmıştır. Mağaza atmosferinin müşteri memnuniyeti ve mağazaya yönelik duygusal yakınlığı doğrudan etkilediği, tavsiyeye etme davranışında ise memnuniyet ve duygusal bağlılık olgularının belirleyici olduğu ancak sadakatin etkisinin olmadığı ortaya konulmuştur. Dolayısıyla gelecek dönemlerde müşteri tavsiye etme davranışında memnuniyet kadar mağazaya yönelik duygusal yakınlığın da belirleyici olduğunu vurgulamak gerekmektedir.
Değerin birlikte yaratımı ve yıkımı bağlamında showrooming davranışı üzerine bir araştırma
Tüketiciler son yıllarda bilgiye ulaşım kanallarının çeşitlenmesiyle bilgi asimetrisinde avantajlı duruma geçmeye başlamıştır. Bu avantajlarını kendi fayda maksimizasyonları için kullanan tüketiciler perakende kanallarını çapraz bir şekilde değerlendirmektedir. Bu da tüketicilere ürün ve hizmetleri en uygun koşullarda elde etme imkanı vermektedir. Showrooming olarak adlandırılan fiziki mağazada araştırıp çevrimiçi mağazadan satın alma davranışı perakende işletmeleri için üzerinde düşünülmesi gereken önemli konulardan biridir. Bu çalışmanın amacı, showrooming davranışının üzerinde etkili olan tüketici ve kanal karakteristikleri ile ilgili unsurların mağazadan alınan değer ve değerin birlikte yaratımı ve yıkımı kavramı ekseninde ortaya konması, bu davranışa sebep olan unsurların etkilerinin kıyaslanmasıdır. Bu amaç doğrultusunda bu davranışa öncül olacağı belirlenen kavramlar önceki çalışmalar dikkate alınarak belirlenmiştir. Fiziki mağazadan alışveriş yetkinliği, çevrimiçi mağazadan alışveriş yetkinliği, mağaza personeline olan güven, fiziki mağazadan algılanan değer, çevrimiçi mağazadan algılanan değer, mağazadan alınan değer ve değerin birlikte yaratılması ve yıkımı boyutları temelinde 40 ifade ile uygulamaya geçilmiştir. Araştırma verileri, çevrimiçi alışveriş yaptığını belirten 18 yaş üzeri tüketicilerden basılı form ve çevrimiçi form aracılığıyla elde edilmiştir. Türkiye'deki internet kullanımının yaşa göre dağılımına yakın bir kitleye kolayda örnekleme yöntemiyle ulaşılmış ve 989 adet anket toplanmıştır. Veriler açıklayıcı, doğrulayıcı faktör analizleri ve yapısal eşitlik modeli kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışma ile fiziki mağazadan alışveriş yetkinliği ve fiziki mağazadan algılanan değerin mağazadan alınan değer üzerinde anlamlı ölçüde etkili olduğu, çevrimiçi mağazadan alışveriş yetkinliği, mağaza personeline olan güven, çevrimiçi mağazadan algılanan değer ve mağazadan alınan değer boyutlarının değerin birlikte yaratılması ve yıkımı boyutu üzerinde anlamlı ölçüde etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Consumer reverse socialization of parents and roles of children in the context of technology and internet
Socialization defined as the process of learning the culture of the society who's lives in it. Consumer socialization is a process of acquisition of the abilities related to marketplace activities, and it starts from birth and continues a lifetime. In consumer socialization, the focus is usually children, and it is accepted that the individual's identity formed when someone reached adulthood period. While traditional consumer socialization continues this direction, emerging societal changes point out the opposite direction. 'Reverse' or 'Resocialization' of consumers does not carry negative meanings; besides, they are used to indicate directional change. This research aims to understand consumer reverse socialization and identify children's roles in this process in the context of technology and the Internet. Qualitative and quantitative methods applied in this research. After the literature review, two scales adapted, and one scale formed by the researcher and the supervisor considering previous qualitative research results. Participants reached by a convenience sampling method. Due to the pandemic, questionnaires were sent via online methods and collected in the same way. The only condition for participation was to have at least one child. Considering previous researches has no age classification, an exploratory approach was taken and the age of participation is not restricted. Five hundred eighty-six participants reached and 262 participants excluded from the research model due to mixed characteristics result in cluster analysis. The results showed that three children's roles identified: the teacher, the broker, and the expert, and according to these roles K-means cluster analysis applied. After clustering analysis, participants, who showed a dominant children's role in their cluster, were subjected to multinominal logistic regression. Predictor variables of the model are parental style, digital literacy, and family information of the sample. According to multinominal logistic regression, the increase in the responsiveness level of parents, and the age of the oldest child causes the increase in the odds of being all children role categories. The education level of participants is a significant predictor for the teacher and the broker role. Only the broker role of the children showed differences in age groups.
Sosyal medya fenomenlerinin kadın tüketicilerin satın alma karar sürecine etkisi
Günümüzde tüketiciler her anını sosyal medyada geçirmekte, fikir ve deneyimlerini kişisel hesaplarında paylaşmaktadır. Deneyim paylaşımında bulunan kişilerin kendi takipçi kitlesini oluşturmasıyla sosyal medya fenomenleri ortaya çıkmıştır. Sosyal medya ünlüleri olarak tanımlayabileceğimiz bu kişiler takipçileriyle bilgi aktarımı yapan bir kaynak olarak da görülmektedir. Takipçileri tarafından büyük öneme sahip söz konusu bu fenomenlerin tüketiciler üzerindeki etkisi yadsınamaz hale gelmiştir. Bu sebeple hedef kitleye ulaşmaya çalışan pazarlamacı dikkatini çekmesi de uzun sürmemiş, fenomenler pazarlama dünyasının en popüler araçlarından birine dönüşmüştür. Günden güne fenomenlerle yapılan işbirliklerinin artması, fenomenlerin satın alma kararına etki edip etmediği sorusunu ortaya çıkarmıştır. Bu bilgiler doğrultusunda bu tez çalışmasının ana amacı; sosyal medyada paylaşımda bulunan fenomenlerin tüketicilerin satın alma karar süreci üzerinde etkili olup olmadığı ve hangi aşamada daha fazla etki ettiğini belirlemektir. Fenomenlerin kadınlar tarafından daha fazla takip edildiğinin düşünülmesi ve işletmeler tarafından kadınların büyüyen ayrı bir pazar olarak ele alınması sebebiyle araştırmanın odak noktasını kadınlar oluşturmaktadır. Bu doğrultuda, veri toplamak amacıyla oluşturulan anket en az 1 fenomen takip eden 552 kadın katılımcıya, pandemi sebebiyle çevrimiçi ortamda uygulanmıştır. Verilerin analizinde, geçerlilik ve güvenilirlik analizi, frekans analizi, Kruskal Wallis testi, ChiSquare testi, korelasyon analizi ve regresyon analizi uygulanmıştır. Elde edilen araştırma bulguları fenomenlerin kadın tüketicilerin satın alma karar süreci üzerinde bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Katılımcılar satın alma karar sürecinin ikinci adımı olan alternatif belirleme aşamasında fenomen paylaşımlarını daha fazla takip etmektedir. Ayrıca bu ilişkide demografik özelliklerin de kısmen etki ettiği belirlenmiştir.
Türkiye'de seçmen aidiyet düzeyinin tespitine yönelik bir ölçek geliştirme çalışması
Pazarlama disiplini içinde Siyasal Pazarlama alanı yeni sayılabilecek bir alandır. Teknolojinin de sürekli değişmesi ile birlikte, alanda bazı konuların oturması zaman almakta, birçok konuda çalışmalar yetersiz kalmaktadır. Seçmenlerin siyasal katılımları ve davranışları ile ilgili bazı çalışmalar mevcuttur. Ancak oy kullanmalarının arka planında yatan onları motive eden aidiyetlerin türünü ölçen bir ölçek mevcut değildir. Bu çalışmanın amacı, seçmenlerin aidiyet düzeylerini tespite yönelik bir ölçek geliştirmektir. Belirtilen amaç doğrultusunda başka ölçekler olmadığı için uzun soluklu ana bilim dalları ve yan disiplinler ile ilgili okumalar yapılmış, geniş bir madde havuzu oluşturulmuştur. Madde havuzuna katkı sağlamak için bir ön-anket de yapılmıştır. İlk başta 212 soruluk form oluşturulmuştur. Elemeler neticesinde form 166 soruya düşürülmüştür. Danışman ve uzmanların kontrolünden sonra 149 soru ile ilk pilot uygulama yapılmıştır. 427 anket elde edilmiştir. Analiz ve elemeler sonucunda ikinci pilot çalışmaya 129 maddelik form ile gidilmiştir. 476 anket formu elde edilmiştir. Tekrar analizler ve elemeler sonucunda üçüncü pilot çalışmaya 52 maddelik form ile gidilmiştir. Madde atımları sonucunda ana uygulamaya 33 madde ile gidilmiştir. İBBS'na göre tüm TR bölgelerinde ve hemen hemen tüm illerde anket yapılmıştır. 1692 adet anket formu elde edilmiştir. Veriler açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri ile analize tabi tutulmuştur. Çalışma sonucunda dört boyutlu bir seçmen aidiyet ölçeği elde edilmiştir. Ölçek siyasal pazarlama ile ilgili herkes tarafından kullanılabileceği gibi, siyaset, psikoloji, sosyoloji, gibi sosyal bilimlerin ana dalları ile ilgili araştırmacılar tarafından da kullanılabilecektir. Ayrıca ölçeğin dört alt boyutu olan, katılım aidiyeti, parti ve lider aidiyeti, düşünce aidiyeti ve küme aidiyeti boyutları da tek başlarına, sosyal bilimlerin diğer alanlarında karşılaştırmalı çalışmalarda kullanılabilecektir.
Tüketim algısının postmodernizmin özellikleri bağlamında incelenmesi
Araştırmada tüketim kavramı temel alınarak, postmodern tüketim ve postmodern pazarlama kavramları birçok farklı açıdan irdelenmiştir. Tüketim kavramı postmodern pazarlama bağlamında ele alınmıştır. Tüketim, postmodern tüketim, postmodern teori ve postmodern pazarlamaya ait kavramlar, geniş bir literatür taramasına tabi tutularak, detaylı bir araştırma yapılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde tüketim ve postmodern tüketim kavramları yazın taraması şeklinde ele alınmaktadır. Tüketimin değişen yapısı ve bugünkü konumu, tüketim kültürü, tüketim toplumunun özellikleri, postmodern tüketim gibi diğer kavramlar da bu bölümde ele alınan konular arasındadır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise postmodern teori ve postmodern pazarlamaya dair kavramsal araştırma yapılması hedeflenmektedir. Postmodern teori ve postmodern pazarlama özelindeki değerlendirmede ise postmodernizm, postmodern pazarlama, postmodern pazarlamanın özellikleri, postmodern pazarlama uygulamaları, postmodern pazarlama kampanya örnekleri ele alınmaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise, postmodern pazarlama bağlamında tüketim olgusunun incelenerek; Türkiye'de yaşayan tüketicilerin, postmodern özellikleri ne boyutta taşıdığının belirlenmesi amacıyla, Kocaeli'de bulunan üniversite öğrencileri üzerine örnek bir odak grup araştırmasının sonuçları detaylı olarak değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde ise araştırma sonucunda elde edilen bilgiler doğrultusunda konu ile ilgili detaylı değerlendirme ve önerilere yer verilmiştir. Bulgulara göre, literatür doğrultusunda postmodern pazarlamanın göstergesi olan "üst gerçeklik, parçalanmışlık, zıtlıkların birlikteliği, üretim ve tüketimin yer değiştirmesi, öznenin merkezsizleşmesi" özelliklerinin tüketicilere olan yansımaları; araştırma yapılan grubun yaşantılarında oldukça fazla görülmüştür. Ayrıca ''beğenme ve beğenilme'' kavramları, tüm temaların çalışma grubu üzerindeki yansımalarında ortak bir kavram ve ana tema olarak saptanmıştır.
Müslüman tüketicilerin israf davranışlarının rasyonel tüketim ve gösterişçi tüketim bağlamında incelenmesi: Kültürlerarası bir karşılaştırma
Tarih boyunca insan hayatının vazgeçilmez bir eylemi konumunda bulunan tüketim olgusunun taşıdığı anlamlar zaman içerisinde çeşitli değişim ve dönüşümlere uğramıştır. Bu değişim ve dönüşümler içinde yaşanılan döneme ait kültürün bir yansıması olarak değerlendirilmektedir. Kültürü oluşturan diğer unsurlar gibi din olgusu da bireylerin davranışları üzerinde, özellikle de tüketim kalıpları üzerinde büyük etkisi olan bir faktör olarak değerlendirilmektedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde İslam dinine mensup Müslüman bireylerin tüketim davranışları hem işletmeler hem de araştırmacılar için oldukça önemli bir konu olarak değerlendirilmeye başlamıştır. Bu çalışmanın amacı İslam kaynaklarında belli tavsiyeler ve uyarılarla şekillendirilmiş olan israf kavramına dünyanın farklı bölgelerinden ve farklı kültürlerden Müslüman tüketicilerin bakış açılarını ortaya koymak ve kültürler arasında israf olgusuna yönelik algılar arasındaki benzerlik ve farklılıkları ortaya koymaktır. Bu kapsamda fayda temeline dayanan rasyonel tüketim ve ihtiyaç gidermekten çok maddi zenginliği ve kişisel zevkleri sergileme aracı olarak gösterişçi tüketim kavramlarının israf davranışı üzerindeki etkisi kültürlerarası bir yaklaşımla anlaşılmaya çalışılmaktadır. Bu amaç doğrultusunda Türkiye, Katar ve Endonezya'dan Müslüman bireylerle anket çalışması yapılmıştır. Bu uygulamayla Müslüman tüketicilerin dindarlık düzeyleri, gösterişçi ve rasyonel tüketim davranışları ile israf olgusuna yaklaşımları ölçülmüştür. Elde edilen veriler ışığında bireylerin dindarlık düzeyinin rasyonel tüketim ve gösterişçi tüketim davranışları ile israf kavramına yaklaşımları üzerindeki etkileri ortaya konmaktadır. Yapılan çeşitli analizler ışığında kültürler arasında hem dindarlık hem de tüketim bağlamında belli farklılıklar ve benzerlikler olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmanın yürütüldüğü toplumların dindarlık ve gelir seviyesindeki farklılıkların rasyonel tüketim, gösterişçi tüketim ve israf algısı üzerinde önemli etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Ekonomik ve sosyal bir etkinlik olarak altın/para günlerinin pazarlama açısından incelenmesi üzerine bir araştırma
Gün olarak ifade edilen olgu Türkiye'de kadınlar arasında yaygın olarak yapılmakta olan ekonomik ve sosyal bir etkinliktir. Ancak literatürde sınırlı sayıda araştırmaya konu olduğu görülmektedir. Bu çalışmanın amacı gün olgusunu pazarlama açısından anlamak ve tanımlamaktır. Çalışmada 405 gün katılımcısından anket yöntemi ile altın günü ve paralı günleri ile ilgili bilgi alınmıştır. Araştırma bulgularına göre güne kişi başına gün sayısı 1,38'dir. Günlerin çoğu birinci veya ikinci yılda dağılmaktadır. Ancak akraba grupları uzun ömürlü olmaktadır. Dışarıda yapılan günlerin sayısı azdır; tüm demografik bölümlerde günlerin çoğu evde yapılmaktadır. Toplanan menkul neredeyse tamamen Türk Lirası ve altındır; döviz neredeyse hiç yoktur. Günden gelen para çoğunlukla birikim yapmakta kullanılmaktadır. Bunun haricinde giyim harcamaları ve çocuklara harcama en sık rastlanan kalemlerdir. Kredi kartı borcunun ödenmesi ise yüksek bir frekanstadır. Güne hazırlık için yapılan kuaföre gitme, kıyafet alma ve benzeri faaliyetlerin frekansı çok düşük çıkmıştır. Gün gruplarının iletişiminde ise telefon, Whatsapp ve Facebook'un her yaşta ana iletişim araçları olduğu görülmektedir. Araştırmanın önemli bir bulgusu ise Whatsapp'ın her yaşta yaygın olduğu ve özellikle gençlerde telefon iletişiminden daha yaygın olduğudur.Günlerde çok katmanlı pazarlama yapan firmaların ürünlerinin tanıtım ve satışfaaliyetlerinin yaygın olmadığı ancak etkili olduğu ortaya çıkmıştır. Günlerde en çok gündeme gelen ürün ve hizmetlerin ise giyim, yemek tarifleri ve diyet ile ilgili olduğu görülmektedir.
Menşe ülke imajı, marka ve fiyatın ürün değerlendirme ve satın alma niyeti üzerindeki göreceli etkileri
Tüketiciler günlük hayatlarında birçok satın alma kararı ile yüzleşmektedirler. Karar verme aşamasında tüketicilerin göz önünde bulundurdukları bazı önemli unsurlar vardır. Tüketicilerin karar verme mekanizmalarını etkileyen bu unsurlardan biri de menşe ülke imajıdır. Belli bir ürünü değerlendirmede ve satın alma niyeti geliştirmede, sahip olunan menşe ülke imajı ile birlikte, tüketiciler ürünle alakalı marka, fiyat, ürün özellikleri ve mağaza adı gibi özellikleri de göz önünde bulundururlar.Otomotiv sanayinde yürütülen bu çalışma kapsamında, menşe ülke imajı, marka ve fiyatın, ürün değerlendirme ve satın alma niyeti üzerindeki göreceli etkileri tespit edilmeye çalışılmıştır. Kolayda örneklem yoluyla, 18-60 yaş arası, farklı gelir ve eğitim düzeylerine sahip 417 katılımcı örnekleme dahil edilmiştir. Yapısal eşitlik modellemesi (YEM) kullanılarak, ileri sürülen model test edilmiştir. Sonuç olarak, Japonya'nın Fransa'dan daha iyi bir ülke imajına sahip olduğu tespit edilmiştir. Kalite, değer, fayda algısı ve satın alma niyeti açından en çok tercih edilen otomobillerin sırasıyla Toyota Corolla, Honda Civic, Renault Megane ve Peugeot 308 olduğu gözlemlenmiştir. Menşe ülke imajının, ürün değerlendirme ve satın alma niyeti üzerindeki etkisi açısından çok önemli bir tahmin edici olmadığı tespit edilmiştir. Tüketicilerin ürün değerlendirme ve satın alma niyetini en çok etkileyen değişken markadır.
Kadınların alışverişte mutsuz olmalarına sebep olan faktörlerin belirlenmesine yönelik bir çalışma
Tarihte takas ile başlayan ve insanların kendi üretemedikleri malları bir bedel karşılığı almalarına dayanan alışveriş kavramı kadın ve erkek için farklı anlamlar ifade etmektedir. Erkekler sadece ihtiyaçları olduğunda ve toplu olarak alışveriş yaparken kadınlar her an her yerde alışverişin içindedir. Bu sebepten alışveriş kadın için bir ihtiyaç gidermenin çok ötesinde rahatlama, kendini ifade etme, stres atma ve hayata anlam kazandırma gibi çok farklı anlamları karşılama özelliğine sahip eğlenceli bir aktivitedir. Ancak, kadın için vazgeçilemez bir aktivite olan alışveriş sırasında kadınları mutsuz eden bazı durumların olduğu birçok kadın tarafından dile getirilen bir gerçektir. Bu sebepten çalışmanın amacı, alışveriş esnasında kadınlar için mutsuzluk kaynağı olan veya mutsuzluğa yol açan durumları ortaya koymaktır.Bu amaç doğrultusunda Sakarya ilinde yaşayan çeşitli demografik özelliklere sahip 200 kadın üzerinde Kasım-Aralık 2015 tarihleri arasında anket çalışması yürütülmüştür. Elde edilen veriler IBM SPSS Statistics programı yardımıyla çeşitli istatistik analizlere tabi tutulmuştur. Analizler arasında tamamlayıcı istatistikler, ANOVA testi, t-Testi ve ki-kare analizleri yer almaktadır. Araştırma bulgularına göre kadınları alışverişte mutsuz eden durumlar, mağaza içinde elemanların fazla ilgili olması, kalabalık ortam, uygun beden ya da numaranın bulunamaması, kabinlerin ise havasız ve dar olması şeklinde sıralanabilir. Buna ek olarak en çok kıyafet alışverişi yapan kadınların mutsuzluklarını gidermek için alışverişe çıkmak yerine müzik dinleyip arkadaşları ile vakit geçirmeyi tercih ettikleri de bulgular arasında yer almaktadır.
Hediye verme davranışında tatmini etkileyen faktörlerin belirlenmesine yönelik bir araştırma
Hediye verme taraflar arasında mal, hizmet ve deneyimlerin bir bedel ödenmeksizin değişimini ifade etmektedir. Bu yönüyle hediye verme bir tüketim faaliyeti olarak pazarlamanın konusuna girmektedir. Ayrıca hediye ürünlerin satışı yoğun rekabet yaşanan perakende pazarında her geçen gün artmakta ve önem kazanmaktadır. Tüketicilerin hediye verme davranışlarını anlama ve yorumlama şirketlere rekabet üstünlüğü sağlayacaktır. Bu çalışmanın amacı hediye verme davranışında tatmini etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve bu faktörler arasındaki ilişkilerin tespit edilmesidir. Bu amaç doğrultusunda, literatür incelemesi sonucunda hediye verme davranışını etkileyen faktörler belirlenerek tatmine giden yolun gösterildiği bir model önerisi yapılmış ve modelin test edilmesi amacıyla bir anket formu oluşturulmuştur. Hazırlanan anket kolayda örneklem yöntemi ile belirlenen tüketicilere uygulanmıştır. Verilerin analizi noktasında tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra modelin güvenilirlik ve geçerliliğini sınamak adına açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizlerinden yararlanılmıştır. Önerilen modelin yapısal geçerliliğinin sınanması amacıyla yapısal eşitlik modellemesi tekniği kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, hediye veren ve alan arasındaki ilişki türü ve hediye verme güdüleri, hediye verenlerin tatminini etkilemektedir. Bunun yanı sıra, hediye veren ve alan arasındaki ilişki türü; hediye verme bağlamını, hediye verme güdülerini, hediye verenlerin fedakârlık düzeyini etkilemektedir. Hediye verme bağlamı ise hediye verenlerin fedakârlık düzeylerini etkilemektedir. Hediye verme güdüleri; hediye verenlerin fedakârlık düzeyini, hediye değerini etkilemektedir. Hediye verenlerin fedakârlık düzeyi ise hediye değerini etkilemektedir. Ayrıca tüketicilerin demografik özellikleri ile hediye vermeyi etkileyen değişkenler arasında da anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir.
Sembolik tüketim: ürünlerin sembolik özelliklerinin satın alma davranışı üzerine etkileri
Postmodern kültürün etkisiyle, günümüzde tüketim olgusu fizyolojik ihtiyaçların karşılanmasının ötesinde psikolojik ve sosyolojik ihtiyaçların karşılanmasına odaklanmaya başlamıştır. Tüketicilerin marka tercihleri fonksiyonel özellikler yanında sembolik özelliklere göre şekillenme eğilimine girmiştir. Dolayısıyla ürünlerin/markaların sembolik özelliklerinin tüketicilerin marka tercihlerindeki etkisinin incelenmesi pazarlama açısından son derece önemlidir.Bu çalışmanın amacı; sembolik özelliklerin tüketicilerin marka tercihindeki etkisini belirlemektir. Bu bağlamda, ürünlerin/markaların fonksiyonel ve sembolik özelliklerinin tüketicilerin marka tercihlerindeki etkisini ortaya koymaya çalışan bir model geliştirilmeye çalışılmıştır. Önerilen modelin test edilmesi amacıyla bir saha çalışması yürütülmüştür. Birincil verileri toplamak için, kolayda örnekleme yoluyla, İstanbul, Kocaeli ve Sakarya'daki tüketicilere ulaşılmıştır. Toplam 800 anket geri dönmüş ve bunlardan 732'si analizler için uygun bulunmuştur.Araştırma bulguları geliştirilen hipotezleri destekler niteliktedir. Daha açık bir ifadeyle; markanın fonksiyonel özelliklerine ilave olarak sembolik özelliklerin marka tercihi üzerinde etkisinin olduğuna işaret etmektedir. Dolayısıyla ürünleri/markaları sembolik özelliklere göre değerlendirip tercih eden tüketicilerin varlığı, pazarlama yöneticilerinin sembolik özelliklerin önemini anlamalarını ve markalarını rakip markalardan farklılaştırmada bu özellikleri öne çıkartmalarını zorunlu hale getirmektedir.Anahtar Kelimeler: Sembolik Tüketim, Marka, Sembolik Özellikler, Marka Tercihi.
Pazarlama iletişim aracı olarak ürün yerleştirme - dizi ve filmler üzerine bir inceleme
Ürün yerleştirme ürünün tanıtımının yapılmasını isteyen bir işletmenin, marka veya ürünün, ürün yerleştirmenin uygulanacağı her hangi bir mecrada, planlı, ücreti ödenmiş olarak, bilinçli dikkat eşiğinin bu uygulamayı reklam olarak algılamadığı şekilde tüketicilerin ürünlere olan tutumlarını değiştirmeye amaçlayan iletişim mesajıdır.Günümüzde ürün yerleştirme bir açıdan pazarlama iletişimi karmasının halkla ilişkiler ayağında, diğer bir açıdan doğrudan reklam ayağında yer almaktadır. Başka bir bakış açısı ile ise bilinçaltına yönelik bir etkileme çabasıdır.Bu çalışma, Türk televizyonlarında yayınlanan dizilerinde ve Türkiye'de yayınlanmış sinema filmlerinde uygulanan ürün yerleştirme uygulamalarının ne şekilde ve ne amaçla yapıldığının araştırıldığı bir içerik analizidir.Bu amaçla, Türk televizyonlarında yayınlanan diziler içerisinden en çok izlenen on tanesi ve Türkiye sınırları içerinde sinema salonlarında en çok gişe hasılatı yapmış yirmi yapım içerisinden beş tanesi seçilip incelenmiştir. Bu inceleme sonucunda yapımlar içerisinde ürün yerleştirme uygulamalarının genelde görsel olarak kullanıldığı görülmüştür. Bunun yanında RTÜK kanunu bağlamında zorunlu olarak uygulanan Türkiye için yeni bir ürün yerleştirme biçimi olan reklamın dizinin içerisine yerleştirilmesi uygulaması yeni bir ürün yerleştirme stratejisi olarak ortaya konmuştur.Bütün bunlar göz önüne alınarak özellikle dizi sektörünün Türkiye'de son yıllarda gösterdiği ivmeye bakıldığında, daha üretken şekilde oluşacak ürün yerleştirme örnekleri görülebilecektir. Bunun yanında bilinçaltı etkileme bakımından arka planda görünen markalarında etkili olduğu görülmüştür.
Çizgi film karakterlerinin çocukların satınalma davranışlarında etkileri
Günümüz pazarlamasında çocukların artan rolü ve etkileri giderek daha fark edilebilir hale gelmektedir. Bir tüketici grubu olarak çocuklar, sadece çocuk ürünleri pazarının büyüklüğü ile değil, aile tüketimindeki diğer alışverişler üzerindeki etkileri ile de önem arz etmektedir. Bu sebeple pazarlamacılar çocuklara ulaşmanın değişik yollarını aramaktadır. Bu bağlamda son yıllarda çocuklara yönelik film, animasyon ve çizgi film gibi medya araçlarının daha yaygın kullanılmaya başladığı gözlenmektedir. Bunun en belirgin işareti ise sadece çocuklara yönelik yayın yapmakta olan televizyon kanalları ile televizyonlardaki çocuk programlarının sayısında görmek mümkündür.Bu çalışmada çizgi film karakterlerinin çocukların satın alma kararları üzerindeki etkilerinin özellikle çocuk kanallarında izledikleri çizgi filmlerin satın alma süreçlerinde, tüketici olarak çocuğun davranışları göz önüne alınarak ortaya konulması amaçlanmıştır. Çizgi film karakterinin çocukların satın almadaki etkilerini inceleyen bu çalışmada literatür araştırmaları ve mülakat çalışmaları sonrasında ilköğretim 3. 4. ve 5. sınıflarda okuyan çocuklara bu konu hakkındaki görüşlerini açığa çıkarabilmek amacı ile anket uygulanmıştır.Firmalar sadece çocuklara yönelik ürünleriyle ilgili olarak, çocuk hedef pazarları ile çocuk kanallarını kullanarak doğrudan iletişim kurmaya çalışmaktadırlar. Çocuklara yönelik reklamlar üretmek bu firmalar için etkin bir pazarlama aracı olmaktadır. Bu bağlamda hedef pazarı çocuk tüketiciler olan firmalar, ürünlerinde çocukların sevdiği çizgi film kahramanlarını kullanmaktadırlar ve çizgi filmlerde kullanılan ürünler, oyuncaklar çocuklar tarafından yoğun bir ilgi görmektedir. Çocuklar neyi beğenirse aileler o ürünü almaya yönelirler bu bağlamda son dönemde Türkiye' de çocuk kanallarına yatırımlar artmış durumdadır. Bütün bunların sonucu olarak artık çocuk tüketiciler firmaların yakın takibindedirler. Dolayısıyla çocuklara yönelik programların çocuklar üzerindeki etkisinin incelenmesi pazarlama açısından önem arz etmektedir.
Avm'lerde mağaza içi atmosferin tüketim duyguları ve satın alma davranışı üzerindeki etkisi
Yoğun rekabetin yaşandığı günümüz perakende sektöründe işletmeler, değişen tüketici davranışlarını anlamaya ve tüketiciye ulaşabilmek için yeni yollar aramaya çalışmaktadır. Bu bağlamda, işletmeler, tüketici satın alma davranışları üzerinde etkili olduğu bilinen tüketim duygularını harekete geçirmek amacıyla mağaza atmosferini kullanma yoluna gitmektedirler. Bu tezin amacı, mağaza içi atmosferin tüketim duygularını harekete geçirip geçirmediği ve tüketim duyguları ile satın alma davranışları arasında bir ilişkini olup olmadığını incelemektir.Bu amaç doğrultusunda, oluşturulan modelin test edilmesi amacıyla bir anket çalışması yapılmıştır. Saha çalışması Mayıs-Eylül 2009 tarihlerinde Bursa'da bulunan bir AVM'de 521 tüketici üzerinde giyim alışverişleri konusunda uygulanmış olup, deneklere kolayda örnekleme yöntemiyle ulaşılmıştır.Tez iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda, kavramsal açıdan, tüketim duyguları, mağaza atmosferi ve tüketici satın alma davranışları konuları ele alınmaktadır. İkinci kısımda, araştırma modeli, hipotezler ve araştırmanın yöntemi üzerinde durulmaktadır. Ayrıca bu kısımda, saha çalışmalarından elde elden verilerin analizi ve önerilen modelin testi ile bulguların değerlendirilmesi, araştırmanın kısıtları ve öneriler yer almaktadır.Araştırma bulguları, mağaza atmosferinin tüketim duyguları üzerinde pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahip olduğuna işaret etmektedir. Tüketim duyguları, tüketicilerin plansız satın alımları, alışveriş için harcadıkları süre ve ödeme sırasındaki beklemeye ilişkin zaman algılaması üzerinde beklenilen yönde bir ilişkiye sahip olmasına rağmen, bu ilişkiler istatistiksel olarak anlamlı değildir. Bununla birlikte alışveriş sırasında hissedilen duygular, tüketicilerin mağaza içerisindeki harcama düzeyi, memnuniyet düzeyi, mağazaya tekrar gelme olasılığı ve mağazayı tavsiye etme olasılığı üzerinde pozitif ve istatistiksel olarak anlamlıdır. Bu bulgular ışığında, mağaza içi atmosfer bileşenlerinin duyguları harekete geçirdiği ve bu yolla tüketicinin satın alma davranışlarını etkilediği sonucuna ulaşılmıştır.
Tüketicilerin satın alma tarzları ile sahip oldukları ürünlere verdikleri önem ve bağlılıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Günümüzde tüketiciler kendilerini sahip oldukları ürünlerle ifade etmektedirler. Bireylerin kişilikleri, yaşam tarzları, beğenileri hatta çevresindeki insanlarla ilişkilerini yansıtmada ürünler önemli bir faktör haline gelmiştir. Bu bağlamda araştırmamızda tüketicilerin özel ürünlerine olan sahiplik duyguları ve bağlılıklarını ölçmek, bunun yanında tüketicilerin satın alma tarzlarına göre söz konusu maddi sahiplik ve bağlılığın değişiklik gösterip göstermediğini ortaya koymak amaçlanmaktadır. Literatürde marka boyutundan arındırılmış olarak ürüne bağlılığın yer aldığı çalışmaların az olması ve ayrıca bu konuda ulusal hiçbir çalışmanın olmaması araştırmamızı anlamlı kılmaktadır. Bu çalışmada konuyla ilgili kavramsal çerçeve yer almasının dışında araştırma amacına yönelik olarak bir saha uygulaması yapılmıştır. Araştırmada yöntem olarak keşifsel ve tanımsal araştırmanın nitelikleri benimsenmiştir. Veri toplama aracı olarak anket kullanılmış ve kolayda örnekleme tekniği baz alınmıştır. Anketimiz araştırma örneklemi olarak belirlediğimiz mail gruplarına internet üzerinden gönderilmiştir. Anket çalışmasında tüketicilerin satın alma tarzları, özel ürünlerine karşı maddi sahiplik duyguları ve bağlılıkları ölçülmeye çalışılmıştır. Yaptığımız anket çalışması sonucunda satın alma tarzlarına göre sahiplik duyguları ve ürüne bağlılık noktasında ayrımlar görülmüştür. Bazı tüketici gruplarında sahiplik duyguları diğerlerine nazaran fazla görülmüş ve aynı tüketicilerin kişilikleriyle özel ürünlerini özdeşleştirmelerinin daha güçlü olduğu yorumlanmıştır. Bu tüketici gruplarının ise alışveriş düşkünleri ve kontrolsüzler olduğu saptanmıştır. Alışveriş düşkünü ve kontrolsüz tüketicilerin bir ürünü satın alırken duygusal faktörlerin etkisinde daha çok kaldıkları düşünülürse sonuçların anlamlı olduğu söylenebilir.