Theses supervised by Prof. Dr. Mehmet Satar

10 theses · Çukurova University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova bölgesinde kordon kanı glukoz 6 fosfat dehidrogenaz aktivitesi, yapısı, moleküler özelliği ve yenidoğan hiperbilirubinemisi üzerine etkisi

Yenidoğan indirekt hiperbilirubinemisinin en sık nedenleri kan grubu uyuşmazlıkları ve eritrosit enzim defektleridir. Daha önce Çukurova bölgesinde yapılan çalışmalarda indirekt hiperbilirubinemi olgularında glukoz 6 fosfat dehidrogenaz (G6PD) eksikliği %10-11,5 arasında tesbit edilmiştir. İlaç alımına bağlı hemolitik anemi, enfeksiyona bağlı hemolitik anemi ve yenidoğan sarılığı, glukoz 6 fosfat dehidrogenaz eksikliği ile ilgili patolojilerdir. Kinetik çalışmalar, glukoz 6 fosfat dehidrogenaz enzim eksikliği olan yenidoğanlarda şiddetli hiperbilirubinemiye eğilim olduğunu göstermektedir. Gd Akdeniz mutasyonu elektroforetik olarak normal bir hareketliliğe sahip %0-10 arasında bir aktivite gösteren ve Akdeniz bölgesindeki beyazlarda daha sık olarak gözlenen bir mutasyondur. Bu çalışmada glukoz 6 fosfat dehidrogenaz eksikliği olan hastaların enzim kinetiklerinde ve mutasyondaki farklılıkların yenidoğan döneminde ortaya çıkabilen hiperbilirubinemiye etkisi, glukoz 6 fosfat dehidrogenaz kinetiğindeki farklılıklarının hiperbilirubineminin şiddetindeki rolü ve Çukurova bölgesindeki glukoz 6 fosfat dehidrogenaz varyasyonlarını araştırmayı amaçladık.Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi, Adana Meydan Doğumevi, Çukurova Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde 1 Kasım 2004- 30 Kasım 2007 tarihleri arasında doğan 200 sağlıklı term erkek bebek alındı. Enzim eksikliği X'e bağlı ressesif geçişli olduğu, heterozigot kızlarda enzim aktivitesi oldukça geniş farklılıklar gösterdiği ve bu nedenle tarama testleri ile tanı alamayabilecekleri için kız bebekler bu çalışmaya alınmadı. Ayrıca prematür doğanlar, konjenital malformasyonu olan, mekonyum aspirasyonu olan, doğumun birinci saattindeki kan gazlarına göre perinatal asfiksisi olan, doğum haftasına göre ağırlığı düşük olan bebekler çalışma dışında tutuldu. Laboratuvara gelen kan örneklerinden glukoz 6 fosfat dehidrogenaz düzeyleri belirlendi. Enzim düzeyi düşük olan örneklerde kinetik çalışma yapıldı. Ayrıca saflaştırılan örneklerin DNA'ları izole edilerek moleküler çalışma yapıldı.Çalışmaya alınan glukoz 6 fosfat dehidrogenaz enzim eksikliği saptanan bebeklerin ve annelerinin kan grupları, bebeklerin kord kanında tam kan sayımı, direkt Coombs testi, total bilirubin, direkt bilirubin, retikülosit düzeyleri çalışıldı. Bebeklerin total bilirubin ve direkt bilirubin, hematokrit düzeyleri 3., 5., 7., 10. ve 15. günde kapiller kanda takip edildi. Amerikan Pediatri Akademisinin önerileri doğrultusunda bilirubin düzeylerine göre tedavi alması gerekenlere fototerapi veya kan değişimi uygulandı.200 erkek bebekten altısında G6PD eksikliği saptandı (%3). Üç olguda Gd Akdeniz mutasyonu saptandı. Gd Akdeniz mutasyonu saptanan iki hastanın hiperbilirubinemi için tedavi gerektirecek kadar bilirubin düzeyleri yükselirken, bir hastanın bilirubin takiplerinde yükselme olmadı. Bu farklı klinik seyirde mutasyonun yanında kinetik farklılığında rolu olduğu düşünüldü. Mutasyonu saptanamayan diğer üç olgudan birinde kan değişimi gerektirecek kadar yükselen hiperbilirubinemi gelişirken, diğer iki olguda tedavi gerekmedi. Tüm olguların takibinde hemoliz saptanmadı. Bu konuda daha fazla olgu çalışması ve mutasyon analizlerinin yapılmasına ihtiyaç olduğu düşünüldü.

Glükozfosfat dehidrogenazHiperbilirubinemiNeonetal dönem
Ferda Özlü
Çukurova University
2007
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Hipoksik-iskemik serebral hasar oluşturulan yenidoğan rat modelinde allopürinolün kaspaz 3 ve kaspaz 8 aktivitesi ile nöroprotektif etkisinin değerlendirilmesi

Amaç:Hipoksi-iskemi (H-İ) sonrası reperfüzyon-reoksijenasyon döneminde küçük damar endotel hücrelerinde serbest radikallerin üretimine neden olan siklooksijenaz ve ksantin oksidazın aktive olduğu iki önemli yol tetiklenir. Açığa çıkan serbest radikaller lökosit, platelet ve endotel hücrelerindeki adezyon moleküllerini aktive ederek lökositlerin adezyonu ve ekstravazasyonunu sağlar. Ksantin oksidaz inhibitörü olan allopürinolün hipoksik sikemik ensefalopatide (HİE) nöroprotektif olabileceği gösterilmiştir. Kaspaz 3 ve kaspaz 8 nöronal apoptozisde önemli bir role sahiptir. Biz hipoksik-iskemik ensefalopatili yenidoğan ratlarda farklı doz allopurinolün kaspaz-3 ve kaspaz-8 üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık.Materyal ve Metod: Bu çalışmaya 10 günlük yenidoğan ratlar alındı. Çalışma modeli olarak Rice'ın hpoksi-iskemi modeli kullanıldı. Ratların sol karotid arterleri bağlandı ve %8 oksijen ile %92 nitrojenli ortamda 2.5 saat bekletildi. Hİ sonrası allopurinol uygulanarak beyin dokusunda her iki hemisferde apopitozis öncül proteinleri olan kaspaz 3 ve 8 ölçümü yapıldı. Allopürinol AL48 tedavi grubuna, ratlar hipoksiye maruz kaldıktan 30 dakika ve 12 saat sonra, 24 mg/kg olmak üzere iki eşit dozda, AL72 tedavi grubuna ratlar hipoksiye maruz bırakıldıktan 30 dakika, 12 saat ve 24 saat sonra aynı dozlarda intraperitoneal olarak uygulandı. Son ilaç uygulanmasından 12 saat sonra ratlar dekapite edildi. Diğer gruplar sham ve Hİ grubuydu.Bulgular: Her bir grupta 10 rat vardı. Gruplar arasında cinsiyet ve ağırlık farkı yoktu (p>0.05). Hİ, AL48 ve AL72 gruplarında kaspaz 3 ve kaspaz 8 düzeyleri sham grubu ile karşılaştırıldığında belirgin yüksekti (her biri için p= 0,0001). Hİ ve AL48 grupları arasında kaspaz aktivitelerinde farklılık olmamasına rağmen (p>0.05) kaspaz -3 ve kaspaz-8 aktiviteteleri HI ve AL48 gruplarıyla kıyaslandığında AL72 grubunda daha düşüktü (her biri için p=0,001).Sonuç: Sonuçta AL72 grubunda kaspaz 3 ve kaspaz 8 aktivitelerinin azalması yüksek doz allopurinolün nöronal apopitozisin azalmasında etkili olabileciğini düşündürmektedir.

AllopürinolBeyin iskemisiHipoksi+4
Kenan Özcan
Çukurova University
2009
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Hipoksil iskemik ensefalopati oluşturulan rat modelinde indometazinin nöronal apopitoz üzerine etkisi

Amaç: Siklooksijenaz yolağı ve prostaglandinler hipoksik-iskemik beyin hasarı patogenezinde ve gecikmiş beyin hasarı mekanizmasında önemli rol oynar. Bu çalışmada hipoksik iskemik rat modelinde farklı dozlardaki nonselektif siklooksijenaz inhibitörü olan indometazinin nöronal apopitoz üzerine etkisi araştırıldı.Gereç ve Yöntem: Levine-Rice metoduna göre hipoksik iskemi oluşturulan yedi günlük ratlar beş gruba ayrıldı. Grup I (n: 15) ratlara serum fizyolojik verildi, arter ligasyonu ve hipoksi yapılmadı. Grup II (n: 15) ratlara hipoksik-iskemiden sonra serum fizyolojik verildi. Grup III (n: 15) ratlara hiposik-iskemiden önce tek doz 2 mg/kg indometazin verildi. Grup IV (n: 15) ratlara hipoksik-iskemiden sonra 12 saat arayla üç doz 2 mg/kg indometazin verildi. Grup V (n: 15) ratlara hipoksik-iskemiden sonra 12 saat arayla üç doz 4 mg/kg indometazin verildi. Ratlar hipoksik-iskemiden 72 saat sonra dekapite edildi ve beyin hemisfer dokuları TUNEL yöntemi ile değerlendirildi.Bulgular: Hipoksik-iskemi öncesi ve sonrası verilen indometazin tedavisi hipoksik-iskemi sonrası serum fizyolojik verilen grup ile karşılaştırıldığında rat beynindeki apopitotik hücre sayısını önemli ölçüde azalttı (p<0,001).Sonuç: Bu sonuçlara göre indometazin tedavileri hipoksik iskemik beyin hasarı tedavisinde iyi bir seçenek olabilir.Anahtar kelimeler: Hipoksik-iskemi, beyin zedelenmesi, apopitozis, indometazin

ApoptozisBeyin yaralanmalarıHipoksi+3
Erdal Taşkın
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nekrotizan enterokolit olgularında Rotavirüs enfeksiyonlarının rolü ve sitokinlerle ilişkisi

Amaç: Nekrotizan enterokolit patogenezinde Rotavirus enfeksiyonunun rolü ve interlökin 6, interlökin 8 ve tümör nekroz faktör alfa ile ilişkisinin araştırılması.Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmadaki çalışma grubu (Grup 1), Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde nekrotizan enterokolit şüphesi veya tanısıyla izlenmekte olan hastalardan, kontrol grubu (Grup 2) ise benzer postnatal yaşta, başka nedenlerle yatmakta olan hastalardan oluşturuldu. Nekrotizan enterokolit olguları modifiye Bell kriterlerine göre evrelendi. Gaita örneklerinde Latex yöntemi ile Rotavirus antijeni araştırıldı. İnterlökin 6, 8 ve TNF ? değerleri, 0. ve 48. saatlerde alınan serum örneklerinde mikro ELISA yöntemi ile tespit edildi. Gruplar klinik ve laboratuvar özellikleri yönünden karşılaştırıldı.Bulgular: Çalışma grubuna alınan 31 hasta ile, kontrol grubuna alınan 30 hasta prospektif olarak incelendi. Gruplar arasında cinsiyet, doğum ağırlığı ve intrauterin büyüme açısından anlamlı fark yoktu. Nekrotizan enterokolitli hastaların gebelik süreleri, kontrol grubundakilerden anlamlı şekilde daha kısa, hastanede yatış daha uzun bulundu (sırasıyla p=0,031, p=0,007). Rotavirus pozitifliği nekrotizan enterokolitli hastalarda % 41,9 iken, kontrol grubunda % 6,7 idi (p=0,001). Gaitada Rotavirus tespit edilen olgularda, tespit edilemeyenlere göre nekrotizan enterokolit gelişme olasılığı 10 kat fazla bulundu. Rotavirus pozitif olan nekrotizan enterokolit olgularından % 38,5'i evre I, % 53,8'i evre II, % 7,7'si evre III olgular idi. Grup 1'de IL 6'nın 0. saat ve 48. saat değerleri, Grup 2'nin 0. saat ve 48. saat değerlerinden düşük bulundu (0. saat için p=0,448 ve 48. saat için p=0.016). Rotavirus pozitif nekrotizan enterokolitli hastalarda IL 6'ın 0. ve 48. saat değerleri, Rotavirus tespit edilemeyenlere göre daha düşük bulundu (0. saat için p=0,609 ve 48. saat için p=0,017). Grup 1'de IL 8'in 0. saat ve 48. saat değerleri, Grup 2'deki değerlere oranla istatistiksel olarak anlamlı ölçüde yüksek idi (0. saat için p=0,000 ve 48. saat için p=0,023). Nekrotizan enterokolitli hastalarda, Rotavirus pozitif olgularda interlökin 8 0. saat ve 48. saat değerleri, Rotavirus tespit edilmeyen nekrotizan enterokolit olgulardaki IL 8'in 0. saat ve 48. değerlerine göre yüksek tespit edildi (sırasıyla p=0,007 ve p=0,004). Nekrotizan enterokolitli hastalarda TNF-?'nın 0. saat ve 48. saat değerleri, kontrol grubuna göre yüksek bulundu (0. saat için p=0,516 ve 48. saat için p=0,048). Grup 1'de Rotavirus pozitif olgularda TNF-? 0. ve 48. saat değerleri Rotavirus negatif olguların değerlerinden hafif yüksek bulundu (sırasıyla p=0,352 ve p=0,880).Sonuç: Nekrotizan enterokolit, prematüre yenidoğanlarda önemli bir mortalite ve morbidite nedenidir. Nekrotizan enterokolitli olgularda yüksek oranda Rotavirus pozitifliği saptanması; Rotavirus pozitif NEK'li olgularda IL 6 düzeylerinin düşmesi, IL 8 ve TNF-? düzeylerinin yükselmesi, bu hastalığın patogenezinde Rotavirusun rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Rotaviruslara bağlı nekrotizan enterokolit olgularının prognozları daha iyi olmakla beraber, salgınlara yol açabilen virusa karşı önlem alınması, yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde sağkalımın artması yönünden olumlu katkı sağlayacaktır.

Bebek-prematürBebek-yenidoğmuşBebek-yenidoğmuş hastalıkları+4
Efsun Gargun Sızmaz
Çukurova University
2010
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Gestasyonel, tip 1 ve 2 diabetik anne bebeklerinde ve makrozomik bebeklerde troponin T ve NT ProBNP düzeyi

Amaç: Çalışmamızda, pregestasyonel ve gestasyonel diyabetik anne bebekleri ve makrozomik bebeklerde doğum sırasında alınan umblikal arter N Terminal-Pro Beyin Natriüretik Peptid (NT ProBNP), Troponin T düzeyleri ve postnatal 24. saatten sonra ekokardiografik bulguların karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Çalışmaya prospektif olarak Eylül 2011- Eylül 2012 tarihleri arasında hastanemizde doğan, gebelik haftası > 34 hafta olan 27 pregestasyonel diyabetik anne bebeği, 61 gestasyonel diyabetik anne bebeği, diyabetik anne bebeği olmayan makrozomik 37 bebek ve kontrol grubu olarak annede kronik veya gebelik ilişkili problemi olmayan 58 sağlıklı yenidoğan alındı. Çalışmaya alınan bebeklerde NT ProBNP ve troponin T değerleri doğum sırasında umblikal kord arteryel kandan alınan örneklerde çalışıldı. Bebeklere 24-72. saatlerinde ekokardiografi yapıldı. Ekokardiyografik çalışma sırasında M-Mode, iki boyutlu ekokardiyografi, Doppler ekokardiyografi ve ayrıca ?pulse? doku Doppler ekokardiyografi teknikleri kullanıldı. Bulgular: Umblikal arter NT ProBNP ve troponin T düzeyleri, diyabetik ve makrozomik grupta kontrol grubuna göre yüksek bulundu (hepsi için p<0.001). Üçüncü trimesterde anne HbA1c düzeyine göre diyabetik anne bebekleri iyi (HbA1c<% 6.1) ve suboptimal (HbA1c>% 6.1) metabolik kontrollü olarak ikiye ayrıldı. NT ProBNP düzeyi, iyi ve suboptimal metabolik kontrollü diyabetik anne bebeklerinin interventriküler septum kalınlığı (IVS) arasında pozitif korelasyon saptandı (sırasıyla r=0.536, p<0.01 ve r=0.576, p<0.01). Benzer şekilde NT ProBNP düzeyleri, iyi ve suboptimal metabolik kontrollü diyabetik anne bebekleriyle IVS/Sol ventrikül serbest duvarı oranı arasında pozitif korelasyon bulundu (sırasıyla r=0.545, p<0.01 ve r=0.563, p<0.01). Suboptimal metabolik kontrollü grupta NT ProBNP ile sol ventrikül kitle indeksi arasında pozitif korelasyon saptandı (r=0.586 p<0.01). Benzer korelasyon troponin T ile gruplar arasında gösterilemedi. Miyokard performans indeksi açısından diyabetik anne bebekleri ile kontrol grubu arasında fark yokken makrozomik grupta miyokardiyal performans indeksi kontrol grubuna göre daha düşük bulundu (p=0.017). Sonuç: Bu sonuçlar suboptimal metabolik kontrollü diyabetik anne bebeklerinde NT ProBNP düzeyi ile korele olan septal hipertrofiyi göstermesi açısından gebelikte diyabet kontrolünün önemini vurgulamaktadır.

BebeklerDiabet-gebelik sırasındaDiabetes mellitus+4
Mustafa Kurthan Mert
Çukurova University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prematüre bebeklerde beslenme intoleransı ve nekrotizan enterokolit gelişimi üzerine Bifidobakteryum laktis ve Hindiba İnülini'nin etkisinin değerlendirilmesi

ÖZET Amaç: Prematüre bebeklerde beslenme intoleransı ve nekrotizan enterokolit gelişimi üzerine Bifidobakteryum laktis ve Hindiba İnülini'nin etkisinin değerlendirilmesi Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmadaki olgular Aralık 2010 ile Haziran 2013 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde beslenme intoleransı tanılarıyla izlenmekte olan 89 prematür olgudan oluşmaktadır. Olgular retrospektif olarak gebelik haftası, doğum tartısı, APGAR, cinsiyet, maternal faktörler (idrar yolu enfeksiyonu, uzamış membran rüptürü, preeklampsi), RDS-IVH-PDA varlığı, surfaktan kullanımı, antibioterapi, kateterizasyon, ventilatör kullanımı, beslenme başlama günü ve miktarı, beslenme ürünü, TPN kullanımı, tam enteral beslenmeye geçiş günü, ilk gaita saati, doğum kilosuna ulaşma günü, kilo artışı, nekrotizan enterokolit gelişimi yönünden incelendi. Olguların tümü; beslenmede birinci haftada 75mL/kg/güne ulaşamama, gastrik rezüdü varlığı, kusma, abdominal distansiyon, gastrointestinal kanama bulgularından en az ikisini taşımaktaydı. Olgular çalışma grubu (Grup 1) ve kontrol grubu (Grup 2) olarak ikiye ayrıldı. Grup 1 deki olgulara Bifidobakteriyum Laktis (5x10^9 CFU) + Hindiba İnülini (900 mg) bileşiği (Maflor şase) 10 mL'ye sulandırılarak 3x1 mL verildi. Grup 2 benzer herhangi bir tedavi verilmeyen olguları içeriyordu. Bulgular: Grupların demografik verileri karşılaştırıldığında cinsiyet ve gestasyon yaşları arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark yoktu. Ancak çalışma grubunda 1. dakika APGAR değeri ve doğum tartısı daha düşüktü ve istatistiksel açıdan da anlamlı idi (p<0,05). Ayrıca çalışma grubunda daha fazla sayıda SGA'lı bebek vardı, ancak istatiksel açıdan anlamlı fark yoktu. Çalışma grubundaki olgulara B. Laktis ve Hindiba İnülini ortalama 9,9.günde başlanmıştı ve ortalama 11,1gün devam edilmişti. Gruplar TPN süresi, OG besleme başlama zamanı, oral besleme başlama zamanı, tam enteral beslenmeye geçiş süreleri açısından karşılaştırıldı. OG besleme başlama zamanı açısından gruplar arasında istatiksel yönden anlamlı fark yoktu. Oral beslemeye başlama ve tam enteral beslenmeye geçiş zamanları çalışma grubunda daha uzundu ve istatistiksel açıdan anlamlı idi (p<0,05). İki grup mekanik ventilasyon uygulaması, umblikal ven katateri (UVK) süresi, umblikal arter katateri (UAK) süresi, ayrıca sepsis, nazokomiyal enfeksiyon ve pozitif kan kültürü sonuçları yönüyle karşılaştırıldı. İki grup arasında bu parametreler açısından istatiksel yönden anlamlı fark yoktu (p>0,05). Çalışma grubundaki vakalarda daha düşük doğum tartısı, düşük APGAR değeri, daha fazla sayıda SGA'lı olgu sayısı, daha uzun süre TPN almaları, oral beslenmeye daha geç başlama ve tam enteral beslenme geçiş zamanının daha uzun olmasına rağmen taburculuktaki kiloları açısından karşılaştırıldığında kontrol grubu ile aralarında istatistiksel açıdan anlamlı fark yoktu (p>0,05). Gruplar kilo artışı yönünden karşılaştırıldığında çalışma grubundaki bebeklerin daha fazla kilo aldığı gözlendi ve bu sonuç istatistiksel açıdan anlamlı idi (p<0,05). Çalışmamızda NEK açısından gruplar arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark yoktu (p>0,05). Ancak çalışma grubundaki olgular evre 1'de kalırken, kontrol grubundaki olguların %33,3'nün evre 2' ye ilerlediği gözlendi. Sonuç: Prematüre yenidoğanda beslenme intoleransı ve nekrotizan enterokolit gelişimi üzerine B. Laktis ve Hindiba İnülini'nin etkisinin araştırıldığı çalışmamızda daha fazla olumsuz demografik verilere sahip olan çalışma grubundaki olguların kontrol grubundaki olgulardan daha fazla kilo aldıkları, taburculuktaki vücut tartıları ile kontrol grubunu yakalamaları ve NEK'li olguların evrelerinin ilerlememesi ile probiyotik ve prebiyotiklerin beslenme intoleransı ve NEK gelişiminin önlemesi ve sınırlandırması açısından olumlu etkileri olduğunu düşündürmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Prematürite, Beslenme intoleransı, Nekrotizan enterokolit, Probiyotik, Prebiyotik.

Çiğdem El
Çukurova University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Geç preterm ve term bebeklerde kordon klempleme zamanının lenfosit subgrupları üzerine etkisi

Amaç: Kordon klempleme zamanının geç preterm ve term bebeklerde lenfosit subgruplarına etkisinin değerlendirilmesi, Gereç ve Yöntemler: Çalışma Şubat 2016 ile Mart 2016 arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde yapıldı. Çalışmaya belirtilen süre içerisinde gebelik haftası 34 ile 41 arasında olan 74 bebek alındı. Bu bebeklerden 37'sinin kordonu bebek uterus dışına alındıktan sonra hemen klemplendi, 37'sinin ise kordonu bebek uterus dışına alındıktan sonra uterus seviyesi veya 30 cm altında bir dakika beklendikten sonra klemplendi. Bebekler term ve preterm olarak iki gruba ayrıldı. Bebeklerin prenatal, natal, postnatal özelikleri ve kordon kanı ile 7. gün venöz kanda biyokimyasal, hematolojik ve lenfosit subgrup değerleri incelendi. Lenfosit subgrupları flow sitometri yöntemiyle değerlendirildi. Bulgular: Kordon klempleme zamanının geciktirilmesi ile preterm ve term bebeklerde kordon kanı ve 7. gün periferik venöz kanda bakılan hemoglobin ve hematokrit değerlerinde değişim saptanmadı (p>0,05). Kordon klempleme zamanının geciktirilmesi ile preterm bebeklerde kordon kanında bakılan CD3+T lenfosit yüzdesi azaldı ve bu azalış 7. günde de devam etti (p=0,01, p=0,013). Kordon klempleme zamanının geciktirilmesi ile preterm bebeklerde kordon kanında bakılan CD19+B lenfosit düzeyi arttı ve bu artış 7. günde de devam etti (p=0,002, p= 0,043). Kordon klempleme zamanının geciktirilmesi ile preterm bebeklerde kordon kanında bakılan CD4+T lenfosit yüzdelerinde fark gözlenmezken 7. günde azalma saptandı (p>0,05, p=0,007). Hastaneye yatış oranları ve mekanik ventilasyon ihtiyacı preterm bebeklerde kordonu geç klemplenen grupta istatistiki açıdan anlamlı düzeyde düşük bulundu( p= 0,02, p= 0,04). Sepsis gelişen preterm bebeklerde kordon kanında bakılan CD8+T lenfosit yüzdesi sepsis gelişmeyen gruba kıyasla daha yüksek saptandı (p=0,04). Kordonu hemen klemplenen bebeklerde gebelik haftası arttıkça kordon kanında bakılan CD3+T lenfosit yüzdesi azaldı ve bu azalış 7. gün periferik venöz kanda devam etti (p=0,03 R²=0,25, p=0,017 R²=0,02). Kordonu hemen klemplenen bebeklerde gebelik haftası arttıkça kordon kanında bakılan CD8+T lenfosit yüzdesi azaldı fakat bu azalış 7. gün periferik venöz kanda saptanmadı (p=0,02 R²=0,161, p> 0,05 R=0,23). Kordonu hemen klemplenen bebeklerde gebelik haftası arttıkça kordon kanında bakılan CD19+B lenfosit yüzdesi arttığı tespit edildi, fakat bu artış 7. gün periferik venöz kanda tespit edilmedi (p=0,004 R²=0,23, p=0,63 R=0,15). Sonuç: Kordon klempleme zamanının geciktirilmesinin term ve preterm bebeklerde sepsis gelişme oranı, fototerepi ihtiyacı üzerine etkisi saptanmadı. Kordon klempleme zamanı geciktirilen bebeklerde hastaneye yatış oranı ve mekanik ventilasyon ihtiyacı daha düşük tespit edildi. Kordonu geçklemplenen geç preterm bebeklerde CD3+T lenfosit yüzdelerindeki azalmanın ve CD19+B lenfosit yüzdelerindeki artmanın enfeksiyon gelişimi üzerindeki etkisini değerlendirmek için daha geniş serili çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Geç preterm, Term, Kordon klempleme zamanı, Lenfosit subgrubu, Sepsis.

Bebek-prematürBebek-yenidoğmuşBebekler+4
Nilgün Bahar
Çukurova University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aminofilin veya kafein kullanımının prematüre bebeklerde uzun dönem solunum fonksiyonları üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı prematüre doğum nedeniyle tedavi görüp apne tedavisi için aminofilin veya kafein kullanılan olguların 4-6 yaş döneminde solunum fonksiyonlarını ve atopi durumlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya Çukurova Tıp Fakültesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitelerinde Ocak 2012-Haziran 2015 yılları arasında prematürite nedeniyle tedavi görmüş 4-6 yaş arası 66 olgu ile aynı yaş grubunda bilinen bir hastalığı olmayan sağlıklı 30 olgu alındı. Prematüre bebeklerin 35'i aminofilin tedavisi, 31'i kafein tedavisi almıştı. Tüm olguların atopik hastalık yönünden fx5, phadiotop, total IgE düzeylerine bakıldı, deri testi yapıldı. Solunum fonksiyon testi yapabilen olgulara solunum fonksiyon testi ve reverzibilite testi uygulandı. Bulgular: Aminofilin tedavisi almış olguların yaş ortalaması 60,2±6,3 (47-72) ay, kafein tedavisi almış olguların yaş ortalaması 55,7±5,9 (48-72) ay, sağlıklı grubun yaş ortalaması 61,0±7,4 (48-72) aydı. Tüm grupların fx5, phadiotop, total IgE düzeyleri ve deri testi sonuçları arasında istatistiksel anlamlı farklılık yoktu (p>0,05). Solunum fonksiyon testlerinde FVC, aminofilin tedavisi almış olgularda ortalama 77,2±14,4 (64-123) litre, kafein tedavisi almış olgularda ortalama 74,6±9,6 (65-97) litre, sağlıklı grupta ortalama 80,4±7,6 (68-104) litreydi. Kafein tedavisi almış olguların ortalama FVC'si en düşükken, sağlıklı gruptaki olguların ortalama FVC'si en yüksek değerde saptandı (p=0,046). Olguların solunum fonksiyon testlerindeki FEV1, FEV1/FVC, PEF, MEF75, MEF50, MEF25 ve MEF25-75 değerlerinde üç grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Reverzibilite testindeki FEV1, FVC, FEV1/FVC, PEF, MEF75, MEF50, MEF25 ve MEF25-75 değerlerinde üç grup arasında anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Prematüre doğmuş BPD geçiren olgular ile prematüre doğmuş BPD geçirmemiş olguların solunum fonksiyon testleri karşılaştırıldığında FEV1, BPD geçirmiş olgularda daha yüksek saptanmışken (p=0,02), FVC, FEV1/FVC, PEF, MEF75, MEF50, MEF25 ve MEF25-75 değerlerinde gruplar arasında istatistiksek anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Sonuç: Olgularımızın ortalama FVC değeri en yüksek sağlıklı gruptayken, en düşük kafein tedavisi almış grupta saptanmıştır. Diğer solunum fonksiyon testi parametrelerinde 3 grup arasında istatististiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. Bu bulgular prematüre bebeklerin uzun dönem izleminde solunum fonksiyonlarının olumsuz etkilenebileceğini göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Aminofilin, Kafein, Prematürite, Solunum fonksiyon testi

AminofilinBebek-prematürBebekler+3
Tuğçe Güven
Çukurova University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yenidoğan döneminde kord klemplenme süresinin beyin oksijenizasyonu ve kardiyak fonksiyonlar üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmada doğum sırasında umblikal kordun erken veya geç klemplenmesinin beyin oksijenizasyonu ve kardiyak fonksiyonlar üzerine etkisinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Toplam 52 sağlıklı yenidoğan doğum anında erken kordon klemplenmesi (Grup-1: 60. sn) ve geç kordon klemplenmesi (Grup-2: 180 sn.) olarak iki gruba ayrıldı. Doğum sonrası bebekler umblikal kordon klemplenene kadar plasenta seviyesinde tutuldu. Radyant ısıtıcı altında bebeklere doğum sonrası bakımı yapılırken pulse oksimetre, near infrared spektroskopi (NIRS) monitörizasyonu için uygun problar bağlandı. Doğum sonrası 5. ve 10. dakikalarda preduktal saturasyon, kalp hızı değerleri ve NIRS değerleri kaydedildi. Bebeklerin postnatal 3-7. günler arasında ekokardiyografi ile kardiyak fonksiyonları incelendi. Bulgular: Yenidoğanların birinci ve beşinci dakikada ölçülen ortanca APGAR değerleri arasında anlamlı bir fark gözlenmedi (sırasıyla 9 ve 10; p=1,000). Grup-1 ve Grup-2 arasında beşinci dakikada ölçülen ortanca kalp hızları (sırasıyla 164,5/dk ve 162,5/dk), onuncu dakikada ölçülen ortanca kalp hızları (sırasıyla 158 ve 148), beşinci dakikada ölçülen ortanca SpO2 değerleri (sırasıyla %86,5 ve %85), onuncu dakikada ölçülen ortanca SpO2 değerleri (sırasıyla %95,5 ve %95), beşinci dakikada ölçülen ortanca NIRS değerleri (sırasıyla %73 ve 71,5) ve onuncu dakikada ölçülen ortanca NIRS değerleri (sırasıyla %82,5 ve %83,5) açısından anlamlı bir fark gözlenmedi (p>0,05). Bebeklere ortalama 5,5 günde yapılan ekokardiyografik incelemede kordon klemplenme süreleri ile kardiyak fonksiyonlar arasında istatistiksel açıdan önemli bir fark olmadığı saptandı (tüm değerlerde p>0,05). Sonuç: Doğum sırasında umblikal kordonun erken veya geç klemplenmesinin serebral oksijenizasyon ve ekokardiyografik bulgular üzerinde belirgin bir fark oluşturmadığı gözlendi. Anahtar Kelimeler: Kord Klempleme Süresi, NIRS, Serebral Oksijenizasyon, Yenidoğan

Bebek-yenidoğmuşBeyinEkokardiyografi+5
Ahmet Hakan Erol
Çukurova University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Solunum desteği alan prematüre bebeklerde uygulanan mekanik ventilasyon modlarının tükürük kortizol düzeylerine etkisi

Giriş ve Amaç: Prematüre doğmuş yenidoğanların solunum sistemi yeterince gelişmemiş olduğundan bu bebeklerde solunum yetmezliği sık görülmekte ve mekanik ventilasyon tedavisi gerekebilmektedir. Bu uygulama süresince bebeklerde oluşan ağrı ve stres bu bebeklerin nörolojik gelişiminde olumsuz sonuçlara yol açabilen bir durumlardan biridir. Stres varlığını gösteren önemli invaziv olmayan testlerden biri de tükürük kortizol düzeyidir. Bu çalışmada olguların tükürük kortizol düzeyi ölçülerek uygulanan mekanik ventilasyon modları ile stres düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi hedefledik. Yöntem: Çalışma, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Yenidoğan Yoğun Bakım Üniteleri'nde yürütüldü. Prematürite nedeni ile takip edilen, çeşitli nedenlerle solunum desteği alan 65 prematüre bebek çalışma grubunu ve oda havasında solunum desteği ihtiyacı olmayan 43 prematüre bebek ise kontrol grubunu oluşturdu. Örnek alımından hemen önce nabız, vücut sıcaklığı, solunum sayısı, oksijen saturasyonu, sistolik-diyastolik kan basıncı değerleri kaydedildi. Bebeklerin ağrı değerlendirilmesinde NIPS ölçeği kullanıldı. Stres düzeyini belirlemek için tükürük kortizol düzeyi çalışıldı. Çalışmaya dahil edilen bebeklerden postnatal 4.günde, sabah 07.00-09.00 ve akşam 22.00-23.00 saatleri arasında aynı sağlık personeli tarafından tükürük örneği alındı. Bulgular: Çalışma grubundaki bebeklerin 32'si kız, 33'ü erkek, kontrol grubundaki bebeklerin 23'ü kız, 20'sı erkek idi. Çalışmaya alınan bebeklerin ortalama doğum haftası ve doğum ağılığı arasında istatistiksel farklılık yoktu. Çalışma grubundaki bebeklerin ortalama NIPS Skoru, ortalama kalp tepe atımı ve ortalama solunum sayısı kontrol grubundaki bebeklere göre anlamlı derecede yüksek olduğu saptandı (sırasıyla p<0,001; p<0,001; p<0,001). Çalışma grubundaki bebeklerin sabah ve akşam tükürük kortizol seviyeleri kontrol grubundaki bebeklere göre anlamlı derecede yüksek bulundu (sırasıyla p<0,001; p<0,001). Çalışma grubundaki bebeklerden invaziv mekanik ventilasyon uygulanan bebeklerin ortalama sabah kortizol değerleri 12,46±5,3 ng/ml, akşam kortizol değerleri 12,0±5,2 ng/ml, non-invaziv mekanik ventilasyon uygulanan bebeklerin sabah kortizol değerleri 4,57±2,7 ng/ml, akşam kortizol değerleri 4,41±2,7 ng/ml ölçüldü. İnvaziv mekanik ventilasyon uygulanan bebeklerin kortizol düzeyleri, non-invaziv mekanik ventilasyon uygulanan bebeklerin sabah ve akşam kortizol değerlerine göre daha yüksek olduğu saptandı (sırasıyla p<0,001; p<0,001). İnvaziv mekanik ventilasyon uygulanan grupta; PSV ve SIPPV mekanik ventilasyon modları ile takip edilen bebeklerin sabah ve akşam kortizol değerleri arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı. (sırasıyla p=0,402; p=0,391). Non-invaziv mekanik ventilasyon uygulanan nSIMV modunda takip edilen bebeklerin, nCPAP modu ile takip edilen bebeklerin sabah ve akşam kortizol değerlerine göre daha yüksek olduğu saptandı (sırasıyla p=0,031; p=0,038). Sonuç: Bu çalışmada ventilasyon uygulanan bebeklerin kontrol grubuna göre oldukça yüksek tükürük kortizol seviyelerine sahip olması ağrı ve stresin bu bebeklerde daha fazla olduğunu göstermektedir. Bu nedenle mekanik ventilasyon uygulanan bebeklerin ağrı ve stres yönetimi için hekim ve hemşirelere önemli görevler düştüğünü düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Yenidoğan, Kortizol, İnvaziv, Noninvaziv

Bebek-yenidoğmuşHidrokortizonSolunum+4
Selin Kaplan
Çukurova University
2022
00

Other supervisors