Theses supervised by Prof. Dr. Muhammet Özekes
16 theses · Dokuz Eylül University, Anadolu University
Kambiyo senetlerinde ihtiyati haciz
Kambiyo senetlerine dayalı alacak, normal bir para alacağından ayrı bir nitelik arz ettiğinden, bu alacağın tahsili özel bir öneme sahiptir. Bu sebeple ticarî hayatın gerektirdiği sürat ve güven ilkesini niteliğinde barındıran bu senetler, birçok açıdan özel hukukî düzenlemelere tabi tutulmuştur.Bir borç ilişkisinde tarafların beklentisi, borcun zamanında ve borç ilişkisine uygun olarak ifa edilmesidir. Ancak her borç ilişkisi, bu beklentiye paralel sona ermemektedir. Söz konusu borç, kambiyo senetlerine dayalı bir kambiyo borcu olduğunda, bunun gereği gibi ve zamanında ifa edilmesi ticarî hayatın sürekliliği bakımından son derece önemlidir. Zamanında yerine getirilmeyen bir kambiyo borcuna ilişkin başvurulacak öncelikli yol, ihtiyati hacizdir. Çünkü dava veya takibe ilişkin prosedürlerle alacağa kavuşma, uzun bir zaman gerektirmekte ve bu süreçte borçlunun mallarını kaçırma tehlikesiyle karşı karşıya kalınmaktadır. Bu sebeple kambiyo alacaklarına yönelik alınacak bir ihtiyati haciz, dava veya takibe ilişkin uzun prosedürler boyunca borçlunun mal kaçırması önleyecek ve bu süreçte alacağın tahsiline yönelik yol güvence altına alınmış olacaktır.Kambiyo alacaklarına ilişkin ihtiyati haciz taleplerinde, alacaklının alacağına kavuşacağı yolun bir an önce güvence altına alınması ile borçlunun haksız ve orantısız bir ihtiyati hacze maruz kalması arasındaki menfaat dengesi çok iyi kurulmalıdır. Bu açıdan kambiyo senetlerine ilişkin ihtiyati hacizlerde salt ihtiyati hacze ilişkin hükümler dikkate alınmamalı; bunun yanında kambiyo senetlerine özgü maddî hukuktaki düzenlemeler de göz önünde bulundurulmalıdır. Uygulamada ortaya çıkan sorunların çözümü ve içtihat birliğinin sağlanması için, bu hususların iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. Ancak bu şekilde kambiyo senetlerine dayalı ihtiyati hacizlerde ortaya çıkan hak kayıplarının önüne geçilebilir.Anahtar Kelimeler: Kambiyo Senetleri, İhtiyati Haciz, Alacaklı, Borçlu, Alacağın Tahsili, Menfaat Dengesi.
Marka Hukukunda geçici hukuki korumalar
?Marka Hukukunda Geçici Hukuki Korumalar? başlığını taşıyan bu tez çalışmasında; asıl yargılama sonuçlanıncaya dek hakkın etkin bir şekilde korumasını sağlayacak olan geçici hukukî korumaların marka hukuku bakımından değerlendirilmesine çalışılmıştır. MarKHKHK'da düzenlenmemiş hususlarda uygulanmak üzere, çalışmamızın devam etmekte iken yasalaşan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri dikkate alınmıştır.Çalışmamızın birinci bölümünde geçici hukukî koruma kavramı ile hukukumuzdaki görünümü ve geçici hukukî korumaların gösterdiği özellikler irdelenecektir. İkinci bölümde, ihtiyati tedbirlerin özellikleri, türleri ve marka hukukuna özgü ihtiyati tedbir kararların icrasına ilişkin hususlara yer verilecektir. Bu bölümde, marka hukuku bakımından hakemlerin ihtiyati tedbir kararı verebilme yetkisi ile bu kararların icra edilebilirliği de değerlendirilecektir. Üçüncü bölümde, ihtiyati tedbir kararlarına karşı konulması ve tedbirin kalkması, haksız ihtiyati tedbirden kaynaklanan tazminat davaları ve gösterdikleri özellikler incelenecek ve son bölümde marka hukukuna ilişkin ihtiyati tedbirler ile diğer fikrî ve sınaî haklara ilişkin hakların korunması bakımından söz konusu olan geçici hukuki korumaların benzer ve farklı yönleri ortaya konulmaya çalışılacaktır.Anahtar Kelimeler: Marka, İhtiyati Tedbir, Geçici Hukuki Koruma, Fikri ve Sınai Haklar, Tahkim.
İcra Hukukunda ödeme yerine alacakların devri: İİK m. 120
Ödeme yerine alacakların devri, Türk Hukukunda uygulamasına nadiren rastlanmasına rağmen, takip borçlusunun alacaklarının paraya çevrilmesi bakımından önemli düzenlemeleri bünyesinde barındırmaktadır. Ödeme yerine alacakların devri kapsamında, alacağın ödeme yerine devri ve alacağın tahsil amacıyla devri şeklinde iki tür paraya çevirme usûlü yer almaktadır. Her iki şekilde paraya çevirme için de, alacağın borsada ve piyasada fiyatının olmaması ve haczedilmiş olması ile ilgili alacak üzerinde haciz sahibi bütün alacaklıların muvafakati gereklidir. Bu şartların yerine getirildiğini tespit eden icra dairesi, alacaklıların talebi doğrultusunda alacağın ödeme yerine veya tahsil amacıyla devredildiğine karar verecektir.İcra ve İflâs Kanunu'nun 120. maddesinin birinci fırkasında düzenlenen alacağın ödeme yerine devri, Borçlar Hukuku anlamında ifa yerine devir niteliğindedir. Bu nedenle, alacağın ödeme yerine devredilmesiyle beraber icra takibi, devredilen alacak miktarı oranında sona ermektedir. Takip alacaklıları, sıra cetvelindeki yerlerine göre, takip borçlusunun üçüncü kişideki alacağı üzerinde hak sahibi olmakta; bu alacak, takip borçlusunun malvarlığından çıkarak takip alacaklılarının malvarlığına dahil olmaktadır.İlgili maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen alacağın tahsil amacıyla devri ise, esasen gerçek anlamda bir devir niteliğinde değildir. Burada, üçüncü kişideki alacağı dava ve takip yetkisi, takip alacaklılarına devredilmekte ve alacaklılar, borçlu adına ve onun dava takip yetkisini kullanarak söz konusu alacağı tahsil etmektedirler. Bu şekilde borçlunun malvarlığına dahil edilen değerden, öncelikle dava takip yetkisinin kullanan alacaklının masrafları ve alacağı karşılanmakta; geriye kalan miktar ise, diğer alacaklıların alacaklarının karşılanması için kullanılmaktadır.
Anglo-Amerikan ve Kıta Avrupası medenî yargılama sistemlerindeki yeni gelişmeler ve Türk Hukuku ile karşılaştırılması
Kıta Avrupası ve Anglo-Amerikan Hukuk Sistemi medeni yargılamasında sistemin işleyişine ilişkin bir çok sorun yaşanmakta olduğu bir gerçektir. Her iki sistemde de, sorunların giderilmesine ve sistemin iyi işlemesine olanak sağlayacak önemli değişiklikler ve reformlar yapılmış ve yapılmaya devam etmektedir. Her iki sisteme dahil ülkelerin medeni yargılama hukuklarında bu anlamda çok önemli gelişmeler kaydedilmiştir. İki büyük hukuk sistemi, Kıta Avrupası Hukuk Sistemi ve Anglo-Amerikan (Common Law-Ortak Hukuk) Hukuk Sistemi medenî yargılaması arasındaki ayırıma ilişkin olarak günümüzde hâlâ birçok gerekçe öne sürülmektedir. Ancak, yargılamanın yapısı noktasından bakıldığında, bu ayırım değerini kaybetmektedir. Bunun sebebi, bir çok ülkenin medenî yargılama hukukunda varolan benzer sorunların ve bunların giderilmesine ilişkin olarak gerçekleştirilen reformların, yapısal yargılama modellerinin sınıflandırılmasında kullanılmakta olan farkları azaltmış olması ve esasında yargılamanın yapısı üzerinde birbiri ile uyumlu ve benzer uygulamaları ve sonuçları ortaya koymuş olmasıdır. Bugüne kadar birbirinden hayli farklı görünen bu iki büyük sistem, medeni yargılamanın sorunlarının çözümü noktasında, adalete erişimin kolaylaştırılması ve adil yargılamanın gerçekleştirilmesi amacıyla karşılıklı bilgi ve tecrübe alışverişinde bulunmaya hatta, daha da ileri giderek kendi yapılarının özelliğini oluşturan çok farklı kavram ve kurumları karşılıklı olarak benimsemeye başlamışlardır. Avrupa Birliği içinde ve dünya genelinde hukukun yeknesaklaştırılmasına ilişkin global bir hareket ve iki büyük hukuk sistemine dahil muhtelif hukuk düzenleri arasındaki temel farklılıkların ortadan kaldırılması yolunda görüş birliği oluşmuş ve çok farklı yargılama sistemlerinin yeknesaklaştırılmasına doğru dikkat çekici bir ilerleme kaydedilmiştir. Öte yandan, Anglo-Amerikan medeni yargılama sistemine dahil ülkelerde son zamanlarda gerçekleştirilen reformlar Kıta Avrupası Sistemi'nde yapılanlarla uyum içinde olup, medenî yargılama usûlleri ve kurumları bakımından benzer bir uyum ve yakınlaşma da görülmüştür
Senetle ispat konusunda Fransız Hukukundaki gelişmeler Türk ve Cezayir Hukuku ile karşılaştırma
Çalışmada, Fransız hukukunda senetle ispat konusundaki gelişmeler in-celenmiş; ayrıca Türk ve Cezayir Hukukuyla da karşılaştırma yapılmıştır. Bel-ge ve onun daha özel hali olan senet tüm yargılama sistemleri bakımından önemli bir delildir. Ancak, bazı yargılama sistemlerinde, belgeye veya onun da-ha özel hali olan senede özel bir önem verilmiştir. Bu çerçevede Fransız ve Türk hukukunda senet, medeni yargılama hukukunda kesin delil olarak kabul edil-miştir.Fransız hukukunda ve aynı şekilde Türk hukukunda, hukukî işlemlerin belirli bir miktarı geçmesi halinde senetle ispat edilmesi zorunludur. Ancak, bu kuralın bazı istisnaları da kabul edilmiştir. Maddi ya da manevi olarak senet alınmasının imkansız olması durumunda, senetle ispat kuralına istisnalar geti-rilmiş, takdiri delillerle ispat da kabul edilmiştir. Fransız hukuku, senetle ispat konusunda geleneksel olarak öncü bir role sahiptir. Türk hukukunda da deliller ve senetle ispat konusu Fransız hukuku esas alınarak düzenlenmiştir. Türk me-deni yargılama hukuku, İsviçre hukukuyla yakınlık göstermesine rağmen, ispat ve deliller bakımından Fransız hukukuyla neredeyse aynı yönde düzenleme ya-pılmış bulunmaktadır. Fransız hukukunda keşif ve bilirkişi dışındaki deliller, Medeni Kanun'da düzenlenmiş; keşif ve bilirkişi ise, hâkimin araştırma faaliye-tinden kabul edilerek medeni yargılama kanunu içinde düzenlenmiştir. Türk hukukunda ise, senet de dahil tüm deliller medeni yargılama kanununda düzen-lenmiştir. Bu düzenleme farklılığı dışında hükümler benzerdir.Senedin delil gücü ile ilgili kurallarda bugüne kadar çok önemli değişik-likler olmamakla birlikte, uygulama alanının yargı kararlarıyla genişlediği gö-rülmektedir. Bu konuda yapılan en önemli değişiklik, elektronik belgelerin delil değeri hakkındadır. Tekniğin gelişmesi ile birlikte, bir kağıt veya cisim üzerinde yazılı olmayan bu tür belgelerin delil değeri düzenlenmiş, güvenli elektronik imzalı belgeler senet kabul edilmiştir.Türk ve Fransız hukukunda senetle ispat konusundaki bu yakınlık, aynı şekilde Cezayir hukukunda da söz konusudur. Cezayir hukukundaki düzenle-meler, Fransız hukukuyla neredeyse tamamen aynıdır.
Arabuluculuk yoluyla uyuşmazlık çözümünde temel aşamalar ve taktikler
Yargısal yollar dışında, uyuşmazlığı ortadan kaldırarak tatmin ve tazmini amaçlayan çözümlere alternatif uyuşmazlık çözüm yolları adı verilmektedir. AUÇ yöntemleri içerisinde en yaygını ve en hızlı gelişme göstereni, arabuluculuktur.Arabuluculuk, tarafsız üçüncü kişinin yardım ettiği bir çeşit kolaylaştırılmış müzakeredir. Arabuluculuğun temel ilkeleri, devlet yargısına alternatif olması, tarafsız üçüncü kişinin mevcudiyeti, bağlayıcı bir karar verilememesi, gönüllük, geleceğe odaklılık, yetkinin taraflardan alınması ve kural olarak gizli olmasıdır.Arabuluculuğun uygulanması, taraflar arasında yapılan arabuluculuk sözleşmesiyle veya mahkemenin isteği üzerine gerçekleşebilir. Bu son durumda, mahkeme bağlantılı arabuluculuk söz konusu olur. Hâkimin uyuşmazlığın halli için bizzat arabulucu gibi çalışması hâlinde ise, yargısal arabuluculuk yapılmış olur.Klasik bir arabuluculukta, arabuluculuk süreci üç bölümde incelenebilir. İlki, anlatma ve dinlemenin gerçekleştiği açılış oturumudur. Diğeri, müzakereleri kolaylaştırmak veya ortak oturumlarda elde edilmesi mümkün olmayan bilgilere erişmek için kulllanılan özel oturumlardır. Özel oturumlar, müzakerelerin daha sağlıklı ilerlemesi için, açılış oturumunu takip eden aşamada, diğer tarafın bilinçli olarak hariç bırakıldığı görüşmelerdir. Üçüncü aşama, bütün tarafların yer aldığı, pazarlıkların ve anlaşmanın hazırlandığı ortak oturumlardır.Arabuluculuk sürecinde psikolojik etmenlerin rolü büyük olduğu için, fiziksel ortamdan konuların işlenişine kadar herşey, tarafsızlığı ve işbirliğini destekler şekilde ayarlanmalıdır. Arabuluculuk menfaat temelli bir çözüm yolu olduğu için, taraf katılımı ön planda tutulmalı ve avukatlar, mümkün olduğunca geri planda kalmalıdırlar.Başarılı bir arabuluculuk için kesin kurallar yoktur. Ancak, iletişim, bilgi edinme, uyuşmazlığa doğru bakma, anlaşma ve düzen sağlama gibi bazı taktiklerin kullanılması ile başarının arttığı gözlenmiştir.
İş yargılamasında geçici hukukî korumalar
Bireyler arasındaki ilişkiler, toplumdaki herkesin uyması gereken soyut kurallarla düzenlenmiş ve bireyler arasında meydana gelen uyuşmazlıkların çözümü yargı yetkisine sahip olan devlete bırakılmıştır. Bu durumun bir sonucu olarak da devletten, hak arama özgürlüğünü ve hukukî korunma talebini güvence altına almasının yanı sıra etkin bir hukukî korumayı sağlaması da beklenmektedir. Yargılama sürecinde veya henüz bu süreç başlamadan önce dava sonucunun, maruz kalabileceği tehlikelerden korunması geçici hukukî korumalar aracılığıyla sağlanır. Kendine özgü bir yargılaması olan geçici hukukî korumaların türlerinden başlıcaları da ihtiyatî tedbir, ihtiyatî haciz ve delil tespitidir.Geçici hukukî korumalar, tüm yargılama türlerinde olduğu gibi iş yargılamasında da etkin bir hukukî korumanın sağlanması bakımından başvurulabilecek kurumlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. İş hukukuna ilişkin kanunlarda geçici hukukî korumaları içeren çok az sayıda hüküm bulunduğundan iş yargılamasında da bu koruma tedbirleri bakımından medenî usûl hukuku ve icra hukukunun temel prensipleri göz önünde bulundurulacaktır.Çalışmamızın birinci bölümünde geçici hukukî korumalar ve iş yargılaması hakkında temel bilgiler verilecektir. İkinci bölümde ise geçici hukukî koruma türlerinden ihtiyatî tedbir, ihtiyatî haciz ve delil tespitinin iş hukukunda gösterdiği özelliklere değinilecektir. Son bölümde de iş yargılamasında ortaya çıkabilecek somut geçici hukukî koruma tedbirleri açıklanacaktır.
Para alacağı dışındaki ilamların icrası
İlamların icrası "para alacağına ilişkin ilamların icrası" ve "para alacağı dışındaki ilamların icrası" olarak ikiye ayrılır.Alacaklı, para ya da teminata ilişkin bir alacağı varsa ilamlı icr ayolunu seçebilir. ancak para ya da teminat dışında bir alacak söz konusu olduğunda ilamlı icra yoluna başvurmak zorundadır. Para alacağı dışında kalan ilamların icrası da kendi içinde "para dışında malvarlığına ilişkin ilamlar" ile "şahısvarlığına ilişkin ilamlar" olarak ikiye ayrılır.
Anonim ortaklık genel kurul kararının yürütmesinin (Tedbiren) geri bırakılması (TTK M. 449)
Anonim ortaklıklar ekonomide önemli bir yere sahiptir. Bu ortaklıklar faaliyetlerini organları vasıtasıyla yürütmektedir. Bu organlar, genel kurul ve yönetim kuruludur. Organlar, iradelerini aldıkları kararlarla açıklamaktadır. Genel kurul tarafından alınan kararlar hukuka aykırı olabilir. Hukuka aykırı genel kurul kararları, yokluk, butlan ve iptal edilebilirlik yaptırımlarına tâbî tutulmaktadır. Hukuka aykırı genel kurul kararlarının, bir yaptırıma tâbî tutulana değin uygulanma ihtimâlleri bulunmaktadır. Bahse konu kararların uygulanması, ortaklık ile ilintisi olan çok sayıda kişiyi olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Hukuka aykırı genel kurul kararlarının uygulanması, TTK m. 449 uyarınca, genel kurul kararının yürütmesi geri bırakılarak engellenebilir. Bu çalışmada, genel kurul kararının yürütmesinin geri bırakılması konusu ele alınacaktır. Bu çerçevede, birinci bölümde genel kurul kararının yürütmesinin geri bırakılması terimine ve hukuka aykırı genel kurul kararlarına uygulanacak yaptırımlara ilişkin genel bilgilere yer verilecektir. İkinci bölümde, genel kurul kararının yürütmesinin geri bırakılnasının şartları ve bu talebin tarafları ele alınacaktır. Son bölümde ise, tedbir talebine ilişkin yargılama, tedbir kararı ve bu kararının sonuçları değerlendirilecektir.
Medenî Usûl Hukukunda bilirkişi incelemesi
Bu çalışmada, bilirkişi incelemesini, onun medenî usûl hukukundaki yeri bakımından incelemeyi amaçladık. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, ilk olarak, bilirkişi incelemesinin kavramsal çerçevesini çizmeye çalıştıktan sonra, bilirkişi incelemesinin konusunu, vakıa ile hukuk ayrımı içerisinde inceledik. İkinci bölümde ise, bilirkişi incelemesine başvurulması süreci üzerinde durduk. Bu bağlamda, meseleyi, bilirkişi incelemesine başvuru koşulları, bu koşulların değerlendirilmesi, bilirkişi incelemesi hakkındaki karar ve içeriği, nihayet, bilirkişinin seçimi ve tayini noktalarında ele aldık. Son olarak, üçüncü bölümde, ilk olarak bilirkişi incelemesinin yerine getirilmesini, hâkimin, bilirkişinin ve tarafların, bu süreçteki rol ve işlevleri çerçevesinde değerlendirmeye çalıştık. Daha sonra, bilirkişi incelemesinin hükümdeki yeri, diğer bir deyişle, bilirkişi tarafından sunulan görüşün sunulması ve bunun hâkim tarafından değerlendirilmesi süreci üzerinde açıklamalarda bulunduk.
Medenî Usûl Hukukunda adlî yardım
Medenî usûl hukukunda adlî yardım, devletin sunduğu adalet hizmetlerinden doğan yargılama giderlerinden ilgiliyi geçici olarak muaf tutmak olarak tanımlanır. Bu çalışmada medenî usûl hukuku bakımından adlî yardım kurumu ayrıntılı olarak incelenecektir. Bu kapsamda olmak üzere beş bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde, adlî yardımla ilgili genel bilgilere yer verilecektir. Yine bu bölümde karşılaştırmalı hukukta yer alan adlî yardım sistemleri hakkında bilgiler de verilecektir.Bir hakkın konusu olarak adlî yardım, kaynağını birçok anayasal temel hak ve ilkeden alır. Adlî yardımın anayasal temel hak ve ilkelerle ilişkisi ikinci bölümde ele alınacaktır. Ayrıca bu bölümde adlî yardımın medenî usûl hukukunun amacı ve medenî usûl hukukuna hâkim olan ilkelerle ilişkisi de incelenecektir.Hukukumuzda adlî yardımın düzenlenişi ile ilgili bilgilere üçüncü ve dördüncü bölümlerde yer verilecektir. Medenî usûl hukukunda adlî yardımın temel ilkelerinin düzenlendiği Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda adlî yardım konusu üçüncü bölümde incelenecektir. Dördüncü bölümde ise, adlî yardım bakımından özel düzenlemeler hakkında bilgiler verilecektir.Çalışmanın esas amaçlarından biri de, adlî yardımın düzenlemesi ve işleyişi ile ilgili sorunları tespit etmek ve bu sorunlara çözümler bulmaya çalışmaktır. Çalışmanın beşinci bölümünde ise bu konu hakkında bilgiler verilecektir.Anahtar Kelimeler: Adlî yardım, yargılama giderlerinden muafiyet, anayasal hak ve ilkeler, medenî usûl hukukuna hâkim olan ilkeler
Sigorta tahkimde ispat sorunları
Uluslararası alanda uygulaması olan ombudsmanlık sistemi örnek alınarak Türk hukukuna sigorta tahkim sistemi getirilmiştir. Sigorta tahkim, sigorta ettiren ya da sigorta sözleşmesinden menfaat sağlayan kişilerin, sigorta hukukundan kaynaklanan bir uyuşmazlığın çözümü için Sigortacılık Kanunu'nun 30. maddesi uyarınca sigortacılık yapan kuruluşa ya da Güvence Hesabı'na karşı başvurabileceği bir yoldur. Bu çerçevede, başvurucu taraf bakımından Komisyon'a başvuru ihtiyarîdir. Üç bölümden oluşan çalışmamızın ilk bölümünde sigorta hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yöntemlerinden kısaca bahsedilerek Sigorta Tahkim Komisyonu tanıtılacaktır. Çalışmamızın ikinci bölümünde temel ispat kurumları bakımından sigorta tahkimin gösterdiği özellikler açıklanacaktır. Bu çerçevede sigorta tahkimde ispata ilişkin yükler, ispat ölçüsü ve ispat türleri hakkında genel bilgi verilecek ve sigorta tahkimde ispat hukukuna ilişkin olarak verilen kararlar üzerinde durulacaktır. Çalışmamızın üçüncü bölümünde deliller bakımından sigorta tahkimin gösterdiği özellikler açıklanacaktır. Sigortacılık Kanunu ile hakemlerin sadece kendilerine sunulan evrak üzerinden karar verecekleri düzenlenmiştir. Bu hüküm çerçevesinde, Sigorta Tahkim Komisyonu'na eksik evrakla başvuru yapılmasının hukukî sonuçları, sigorta tahkimde başvurulabilecek delillerin neler olduğu, bedensel zarardan doğan tazminat talepli uyuşmazlıklar bakımından sağlık kurulu raporunun hangi yönetmeliğe göre olarak alınması gerektiği ve bu raporun delil niteliği üzerinde durulacaktır.
Alman Hukukunda tüketici iflâsı ve bakiye borçtan kurtulma imkânı
Uzun tartışmalar ve araştırmalar sonunda oluşturulan yeni Alman İflas Kanunu 01.01.1999 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yeni Kanunla yapılan en önemli değişikliklerden biri de gerçek kişilere, belli sürede belli şartları yerine getirmesi halinde bakiye borçlarından kurtulabilme imkânı tanınmasıdır. Bu imkândan, ancak bir iflas takibi sonunda yararlanılır. Gerçek kişilerin iflası daha önceki Kanun zamanında da mümkündü. Ancak iflas takibinin uzun ve karmaşık yapısı, gerçek kişilerin bu yola başvuru yapmasını zorlaştırıyordu. Kanunkoyucu, gerçek kişiler için daha basit ve daha çabuk bir iflas takibi yolu olan tüketici iflası kurumunu düzenleyerek, gerçek kişi borçluların bakiye borçlarından kurtulmalarını kolaylaştırmıştır. Tüketici iflası bir anlamda, bakiye borçlarından kurtulmak isteyen gerçek kişilerin bu sonuca ulaşmak için kullandıkları bir basamak rolündedir. Gerçek kişi borçlu, tüketici iflas talebiyle birlikte bakiye borçlarından da kurtulma talebinde bulunur. Talepleri ve varsa itirazları inceleyen mahkeme, bakiye borçtan kurtulma talebini kabul ederse, borçlunun haczedilebilir gelir ve malvarlığını yediemine devrettiği ve yedieminin alacaklıların alacaklarını ödediği temlik süresi başlar. İflas mahkemesi, temlik süresi boyunca tüm sorumluklarını yerine getiren borçlunun bakiye borçlarından kurtulduğuna karar verir.
Tespit hükümlerinin ve inşaî hükümlerin icra hukuku bakımından durumu
Eda hükümlerinin icrası bakımından hukukumuzda herhangi bir belirsizlik olmayıp hem doktrinde hem de yargı kararlarında bu konuda yeterince açıklık bulunmaktadır. Oysa tespit hükümleri ve inşaî hükümler, eda hükümleri kadar net bir durumda değildir. Özellikle bu hükümlerin icrası, eda hükümleri kadar tartışılmamaktadır. Her ne kadar tespit hükümlerinin ve inşaî hükümlerin ilâmlı icra yoluyla takibe konulması mümkün olmasa da bu durum tespit hükümlerinin ve inşaî hükümlerin icra hukukundan tamamen bağımsız olduğunu da göstermemektedir. Tespit hükümleri bakımından menfi tespit hükümlerinin icra edilmesine gerek yoktur. Ancak bir para veya teminat alacağına ilişkin olan müspet tespit hükümlerinin ilâmsız icraya konu olabileceği kabul edilmektedir. İnşaî hükümler bakımından ise inşaî hükümler hükmün verilmesi ve şeklî anlamda kesinleşmesiyle birlikte kendilerinden beklenen sonucu meydana getirirler. Bu sebeple bu hükümler bakımından ilâmlı icra yoluyla takibe konulamama eda hükümlerine nazaran bir eksiklik değil, aksine bir fazlalık olarak kabul edilmektedir. Ancak inşaî hükümlerle birlikte verilmesi gereken bir takım fer'i hükümler bulunmaktadır. Edaya ilişkin fer'i hükümlerin, ilâmlı icraya konulması konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Bu çalışmada tespit hükümlerinin ve inşaî hükümlerin icra hukuku bakımından durumu ele alınacaktır. Bu çerçevede, birinci bölümde dava türlerine ilişkin genel bilgiler verilecek, konuya ışık tutması açısından tespit hükümlerinin ve inşaî hükümlerin özellikleri ve etkileri ele alınacaktır. İkinci bölümde tespit hükümlerinin ilâmlı ve ilâmsız icra bakımından gösterdiği özellikler ile tespit hükümlerinin ihtiyati hacze konu olması ele alınacaktır. Son bölümde ise inşaî hükümlerin ilâmlı icra ve ilâmsız icra bakımından gösterdiği özellikler ile inşaî hükümlerle birlikte verilen fer'i hükümlerin icra edilebilirliği ve ihtiyati hacze konu olması ele alınacak ve ulaşılan sonuçlar değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Tespit Hükümleri, İnşaî Hükümler, İlâmlı İcra, İlâmsız İcra, İhtiyati Haciz
Dava takip yetkisi
Dava takip yetkisi, bir kimsenin bir davayı kendi adına, davanın tarafı olarak takip edebilmesidir. Dava takip yetkisi, kendi hakkını dava takip yetkisi ile başkasının hakkını dava takip yetkisi olarak ikiye ayrılır. Kendi hakkını dava takip yetkisi, hak sahibinin maddî hukuktaki tasarruf yetkisinin usûl hukukundaki görünümüdür. Asıl önemli ve tartışmalı olan dava takip yetkisinin özel hali, yani başkasının hakkını dava takip yetkisidir. Bu halde dava takip yetkilisi, maddî hukuk bakımından hak sahibi veya yükümlü olmamasına rağmen, başkasının hukukî ilişkisi hakkında bir davayı kendi adına taraf olarak yürütür. Başkasının hakkını dava takip yetkisi kullanıldığında, dava takip yetkilisi, hak sahibi/yükümlü ile karşı taraf arasında üçlü bir ilişki ortaya çıkar. Davanın tarafları dava takip yetkilisi ile karşı taraftır, bunlar arasında usûlî bir ilişki vardır. Hak sahibi ile karşı taraf arasında davaya konu olan maddî hukuk ilişkisi bulunur. Dava takip yetkilisi ile hak sahibi/yükümlüsü arasında da -başkasının hakkı için dava takip yetkisinin kullanılmasını meşrulaştıran- bir iç ilişki vardır. Hak sahibinin değil de dava takip yetkilisinin davanın tarafı olmasının medenî usûl hukukunda ortaya çıkardığı birtakım usûlî sorunlar vardır. Bu çalışma kapsamında da özellikle başkasının hakkını dava takip yetkisinin meydana getirdiği usûl hukukuna ilişkin önemli sonuçlar incelenmiştir. Bunlardan en önemli olanları, kesin hüküm etkisi ve derdestliktir. Başkasının hakkını dava takip yetkisi, kanunî bir temel dayanır. Hukukumuzda da çeşitli kanunlarda hak sahibi olmayan kimselere dava takip yetkisi tanıyan düzenlemeler mevcuttur. Çalışmamızda, hukukumuzdaki başkasının hakkını dava takip yetkisinin uygulama halleri de tespit edilmeye ve özellik gösteren yönleri açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dava Takip Yetkisi, Kendi Hakkını Dava Takip Yetkisi, Başkasının Hakkını Dava Takip Yetkisi.
İcra kefaletnameleri
Kefalet sözleşmesi, kişisel teminat sözleşmeleri arasında önemli bir yere sahiptir. Bu sözleşme ile kefil alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlenir. Çalışmamızın konusunu oluşturan İcra Kefaletnameleri kefalet sözleşmesinin bir türü olarak karşımıza çıkmaktadır. İcra ve İflâs Kanunu'nun 38. maddesinde düzenlenen icra kefaletnamesi ile kefil, icra takibine konu edilen bir borcu kısmen veya tamamen ödemeyi taahhüt eder. İcra kefaletnamelerinin şekline ve şartlarına ilişkin İİK'da herhangi bir düzenleme bulunmadığından geçerli bir icra kefaletnamesinden bahsedilebilmesi için hangi kuralların uygulama alanı bulacağı doktrinde ve Yargıtay kararlarında tartışma konusu olmuştur. Buna ilişkin tartışmalar çalışmamızda ayrıntılı olarak incelenmiştir. İcra kefaletnameleri İİK'da açıkça ilâm niteliğinde belgeler arasında düzenlenmiş olduğundan icra kefilinin takibi de kural olarak ilâmlı icra yoluyla yapılacaktır. Çalışmamızın ilk bölümünde genel olarak kefalet sözleşmesi ve icra kefaleti kavramı ile hukuki niteliği incelenmiştir. İkinci bölümde ise icra kefaletinin şartlarına ilişkin tartışmalara yer verilmiş ayrıca icra kefilinin sorumluluğunun kapsamı ele alınmıştır. Son bölümde ise icra kefiline karşı yapılacak takibin özelikleri incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: İcra kefaletnamesi, Kefalet Sözleşmesi, İlâmlı İcra, İlâm Niteliğinde Belge