Theses supervised by Prof. Dr. Murat Doğanlar

12 theses · Çukurova University

Master'sOpen AccessTR

Gelişmekte olan ülkelerde bankacılık krizleri ve Türkiye

Özellikle 1970'li yıllardan itibaren artarak görülen finansal krizleri açıklamaya yönelik teoriler Yeni Keynezyen kriz teorileri, Post Keynezyen kriz teorileri, Monetarist finansal kriz teorileri, Birinci nesil finansal kriz teorileri, ikinci nesil finansal kriz teorileri ve üçüncü nesil finansal kriz teorileri olarak adlandırılmaktadır.Gelişmekte olan ülkelerde görülen bankacılık krizlerinin en önde gelen nedenleri ise finansal serbestleşmeye iyi hazırlanamamalarından ve zayıf bankacılık düzenleme, denetleme ve yönetme sistemleridirSon yıllarda görülrn krizlerden sonra IMF ve Dünya Bankası birçok reform çalışması yapsa da bu çalışmalar tüm dünyada görülen krizlere karşı etkili olamamıştır. Krizlerin önlenmesinda ve kriz sırasında izlenilecek politika üreticisi bir uluslararası kurum ihtiyacı hala bulunmaktadır.

Gülhan Arda Boran
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
DoctorateOpen AccessTR

Gelişmekte olan ülkelerde döviz kuru rejimi tercihi ve makro ekonomik performans

Döviz kuru rejimleri, gerek ülkelerarası ekonomik ilişkilerin temel belirleyicisi olması, gerekse ulusal piyasaları doğrudan etkilemesi nedeni ile uluslararası iktisat literatüründe sıklıkla tartışılan bir konudur. Küreselleşmenin artması ile birlikte, hem uluslararası mal ve hizmet ticaretinin hacmindeki genişleme, hem de sermaye piyasalarındaki serbestleşme döviz kurlarının önemini daha da arttırmıştır.Bu çalışmada, gelişmekte olan ülkelerde, döviz kuru rejim tercihi ve döviz kuru tercihinin makro ekonomik etkileri incelenmiştir. Öncelikle bu ülkelerde döviz kuru rejim tercihinde ?İki kutupluluk Hipotezi?nin geçerliliği olup olmadığı araştırılmıştır. 1990 sonrasında gelişmekte olan ülkelerde, serbest dalgalı döviz kuru rejim tercihinde artış göstermiştir. Ancak finansal serbestleşmede artış olmakla birlikte, ara rejimlerin uygulamadan kalktığı söylenemez. İkinci olarak döviz kuru rejim tercihinin makro ekonomik performans üzerindeki etkileri incelenmiştir. Döviz kuru rejim tercihinin büyüme, enflasyon ve dış ticaret üzerinde net bir etkisi olduğu tespit edilememiştir.Ancak sabit kuru rejimlerinin gelişmekte olan ülkelerde kriz olasılığını arttırdığı söylenebilir.Son olarak gelişmekte olan ülkelerde rejim tercihine ilişkin Panel Probit analiz yapılmıştır. Analiz sonucunda Optimal Para Alanı'na ilişkin değişkenler, dışa açıklık hariç, teorik beklenti doğrultusunda etkide bulunduğu tespit edilmiştir. Ancak enflasyon ve merkez bankası bağımsızlığının, döviz kuru üzerinde tercihler üzerinde önemli bir etkide bulunmadığı gözlenmiştir. Demokratikleşme, finansal derinlik ve dış borç yükü ise, dalgalı döviz kuru tercihini pozitif yönlü etkilediği tespit edilmiştir.

Döviz kuruDöviz kuru politikalarıDöviz kuru rejimi+6
Rüstem Yanar
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Gelişmekte olan ülkelerde yoksulluğun nedenleri ve yoksullukla mücadele yolları

Küresel ekonomide yaşanan büyük refah artışına rağmen yoksulluk dünyanın en önemli sorunlarından birisidir. İki milyar sekizyüz milyon insan Dünya Bankası tarafından belirlenen günlük 2 ABD doları olan yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Küresel ekonomide bir yandan giderek artan zenginlik gözlemlenirken, diğer yanda şiddetli ve geniş çaplı bir yoksulluk yaşanmaktadır.1990'lı yıllarda küresel yoksulluğu açıklamak için kullanılan Kuzey-Güney yarım küreler ayrımına dayanan dünya görüşü değişmiştir. Uluslararası sistemdeki değişimden dolayı küresel yoksulluğu açıklamak için iki farklı ve birbiriyle yarışan perspektif ortaya çıkmıştır. Bu perspektiflerden birisi ?Bretton Woods?, diğeri ise ?Birleşmiş Milletler? yaklaşımıdır. Bretton Woods yaklaşımında yoksulluk gelir yoksulluğu olarak tanımlanır, genellikle parasal göstergelerle (kişi başına düşen milli gelir, reel ücret, işsizlik oranı, yoksulluk sınırı, kafa sayım oranı gibi) ifade edilir. Birleşmiş Milletler yaklaşımında ise yoksulluk tanımı Amartya Sen'in Kapasite yaklaşımına dayanır ve çok boyutludur. Bu yaklaşımda yoksulluk insani yoksulluk olarak tanımlanır, genellikle parasal olmayan göstergelerle (okula kayıt oranı, okur-yazarlık oranı, ortalama yaşam süresi, bebek ve çocuk ölümleri gibi) ifade edilir.Bu tez çalışmasında yoksulluk iki yaklaşım kullanılarak da incelenmiştir. Bu çalışmada yoksulluk incelenirken Bin Yıl Kalkınma Hedefleri, İnsani Gelişme ve Yoksulluk Endeksleri, yoksulluk sınırları (gıda, gıda ve gıda dışı, günlük 1 ABD doları gibi) ve gelir dağılımı verileri birlikte kullanılmıştır. Bu amaçla Dünya Bankası'nın, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'nın ve Türkiye İstatistik Kurumu'nun elektronik veri dağıtım sistemlerinden 2004-2005 yılına kadar olan verileri indirilmiş ve kullanılmıştır.Bu çalışmada yoksulluğun nedenleri detaylı bir biçimde incelenmektedir. Yoksulluğun en önemli nedenleri arasında gelişmekte olan ülkelerin zayıf kurumsal ortamlarında uygulanan neoliberal politikalar, küçük büyüme oranları, yüksek enflasyon, büyük ve sürdürülemeyen bütçe açıkları ve dış açıklar gibi makroekonomik istikrarsızlığa yol açan sorunlar bulunmaktadır. Yoksul insanların sahip olduğu yetersiz fiziki ve beşeri sermaye, kredi piyasalarındaki aksaklıklar ve yüksek doğurganlık oranları yoksulluğun en önemli mikroekonomik nedenleri olarak kabul edilmektedir. Ayrıca, gelişmekte olan ülkelerde görülen demokrasi açıkları, hak ve özgürlüklerin sınırlanması ve insan hakları ihlalleri yoksulluğun yönetimsel ve yasal nedenleri arasında sayılmaktadır.Bu çalışmada 24 gelişmekte olan ülkenin yoksulluk düzeyleri iki farklı yöntemle çok boyutlu olarak hesaplanmış ve ülkeler arasında sıralamalar yapılmıştır. Bu ülkelerin yoksulluk düzeylerinin ölçülmesinde 10 farklı gösterge kullanılmıştır. Bu göstergeler arasında parasal olmayan göstergeler (okur-yazar olmayanların oranı, doğumda yaşam beklentisi, yetersiz beslenenlerin oranı vs.) ağırlıktadır. Yoksulluk düzeylerinin ölçülmesinde kullanılan ilk yöntem Anand-Sen'in (1997) geliştirdiği İnsani Yoksulluk Endeksinde kullanılan yöntemdir. İkinci yöntem ise Borda kuralıdır. İki farklı yöntemle çok boyutlu olarak yapılan ölçüm sonuçlarından elde edilen sıralamalar ülkelerin gelir sıralamasından farklıdır. Türkiye ülkeler arasında yapılan sıralamalarda ön sıralarda yer almaktadır. Gelir dağılımı, siyasi istikrarsızlık ve şiddet oranı, kanunlara uyulmama oranı gibi sosyal göstergeler kullanıldığında bile Türkiye 24 ülke arasında ön sıralarda yer almaktadır.Türkiye'nin yoksulluk profili incelendiğinde yoksulluğun hanehalkı büyüklüğüyle doğru orantılı, eğitim düzeyiyle ters orantılı olarak değiştiği saptanmıştır. Türkiye'de en riskli ve kırılgan gruplar arasında özürlülerin, çocukların ve emeklilerin yer aldığı; eğitim ve istihdam alanlarında, merkezi ve yerel karar verme süreçlerinde ve sosyal yaşantımızda oldukça büyük bir cinsiyet eşitsizliğinin bulunduğu görülmüştür. Türkiye'de her dört çocuktan birinin yoksul olduğu tahmin edilmektedir. Eğer, çocuk yoksulluğu önlenemez ise, yoksulluğun gelecek nesillere transfer edileceği öngörülmektedir.

Yoksulluk
Tolga Kabaş
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Gelişmekte olan ülkelerde kur değişimlerinin toplam çıktı üzerine etkileri: Türkiye üzerine bir uygulama

Gelişmekte olan ülkelerde devalüasyonlar genellikle ödemeler bilançosu problemleri ile karşı karşıya olan hükümetlerin politika aracı olarak kullanılmıştır. İktisat yazınında geleneksel yaklaşımlar itibari ile döviz kurunun değer kaybetmesi ekonomiyi olumlu etkilemektedir. Bununla birlikte döviz kurunun değer kaybı bir taraftan yurtiçinde üretilen malların fiyatlarının düşmesi yoluyla ihracatın artmasını teşvik ederken, diğer taraftan da ithal edilen girdilerin fiyatlarının yükselmesi nedeniyle ihraç sektöründe üretim yapmanın maliyetini arttırmaktadır. Bu bağlamda, daraltıcı devalüasyon hipotezi çerçevesindeki teorik tartışmalar talep ve arz yanlı kanallar üzerinde yoğunlaşmaktadır. Döviz kurunda meydana gelen değişimler ekonomik aktiviteyi bu kanallar aracılığı ile etkilemektedir.Bu çalışmada yeni yapısalcı okulun temel hipotezi olan gelişmekte olan ülkelerdeki kur değişimlerinin daraltıcı etkileri incelenmiştir. Bu bağlamda daraltıcı etkilerin hangi kanallardan ortaya çıktığı tartışılmıştır Çalışmanın uygulama kısmı Türkiye ekonomisi için TL'nin konvertibilitesinin kabul edildiği 1990 sonrası dönem baz alınarak reel ve nominal döviz kurlarında meydana gelen değişimlerin makroekonomik değişkenler üzerindeki etkileri test edilmiştir. Uygulama Kamin ve Rogers (2000) modeli takip edilerek yapılmıştır. Özellikle döviz kurunun değer kaybetmesinin gayri safi yurtiçi hasıla, yurtiçi fiyat düzeyi, kamu boyutu, sermaye hesabı, yabancı faiz oranları ve en temel ara girdi ithalatı kalemi olan petrol fiyatları üzerindeki etkileri araştırılmıştır.Yapılan analiz sonuçlarında hem uzun hem de kısa dönemde döviz kurlarına verilen şokların reel GSYİH üzerindeki etkisi negatif yönlü olmuştur. Başka bir ifade ile bu çalışmada geleneksel yaklaşımın tersine, yeni yapısalcı okulun argümanlarını destekleyici sonuçlara ulaşılmıştır. Döviz kurunda yaşanan değer kaybı toplam çıktıyı daraltmaktadır.

Ahmet Şahbaz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Çin ekonomisi ve dış ticaret ilişkileri

Son yıllarda en çok tartışılan konulardan biri olan Çin ekonomisinin sahip olduğu ekonomik performans incelendiğinde, dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi olduğu görülmektedir. Diğer Asya ülkelerinin de sahip olduğu yüksek büyüme hızı nedeniyle 21. yüzyılın Asya ve Çin çağı olacağı kabul edilmektedir.Konu ile ilgili yapılan araştırmalar neticesinde, Çin'e yapılan yabancı sermaye yatırımları her geçen gün artarak devam etmektedir. Çin büyük gelişme göstererek 2001 yılında DTÖ üyeliğiyle dünyaya kapılarını tümüyle açmıştır. Çin'in ABD ve AB gibi dünyanın en gelişmiş ülkelerinin ticaret portföyüne yön verdiği, bunları şekillendirdiği görülmektedir. Bu anlamda, Türkiye'nin de bu mücadele alanında yerini aldığı ve Çin'in rekabet üstünlüğü yarattığı alanlarda pazarlık gücünü kuvvetlendirmesi gerektiği yorumlanmıştır.

Seçil Yiğin
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

İnsani gelişme yaklaşımı ve neoliberal politikaların gelişmekte olan ülkeler açısından karşılaştırılması

Amartya Sen'e göre kalkınma, insanların yararlandıkları gerçek özgürlüklerin genişletilmesi sürecidir ve temel olarak insanlarla ilgilidir. Gerçek anlamda bir kalkınma ancak, insanların yaşamlarını özgür bir biçimde sürdürebildikleri bir toplum içerisinde gerçekleşebilir. Yalnızca gelir artışının veya çıktı düzeyinin artırılmasını içeren iktisadi bir anlayış, böylesi bir süreci açıklamada yetersiz kalır. Gelir artışı, tek başına insani yoksunluğu açıklayamaz. İnsanların tercihleri, iktisadi refahın çok ötesindedir. Dolayısıyla kalkınma sürecinin asıl içeriğine erişilmesi, ancak insanların yaşamlarında önemli bir yer tutan ve onların yaşamlarını değerli kılan sosyal, siyasal, kültürel olmak üzere diğer tüm unsurların da analize dahil edilmesiyle mümkün olabilir. Ancak bu şekilde, insan refahı tam anlamıyla anlaşılabilir.Amartya Sen'in "kapasite yaklaşımı", insan merkezli bir kalkınma anlayışının felsefi ve kavramsal altyapısını oluşturur. Merkezine insanı alarak, onun temel kapasitelerine ve özgürlüklerine odaklanan insani gelişme yaklaşımı, kalkınma sürecinde önemli bir yer tutar. Kişisel çıkar dürtüsüne dayalı, faydanın ve iktisadi refahın maksimizasyonunu içeren ve rasyonaliteyi evrensel bir koşul olarak kabul eden neoliberal yaklaşımda ise kalkınmanın içeriği, milli gelirde rakamsal bir artışı ifade eder. Ancak böylesi bir kalkınma anlayışı, gelişmekte olan ülkelerin deneyimlerine bakıldığında yetersiz ve işlevsiz kalır. İhtiyaç duyulan, bilinçli bir kamu politikasıyla iktisadi büyümenin insanların yaşantılarına aktarılmasıdır. Buna göre, kalkınma sürecinde insana ve insani gelişmeye dayalı bir yaklaşım, etkili bir kamu politikasıyla birlikte, gelişmekte olan ülkelerde neoliberal reçetelere göre daha etkin görünmektedir.

Devlet politikalarıEkonomik kalkınmaGelişim+4
Mehmet Sedat Uğur
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Açık ekonomilerde döviz kuru dinamikleri: Türkiye örneği

1970'li yıllardan bu yana dalgalı döviz kuru sistemine geçilmesiyle dünya finans piyasalarındaki en önemli gelişmelerden biri olan finansal sermaye hareketlerindeki kısıtlamaların kaldırılmasına paralel olarak döviz kuru belirleme sorunu ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda Satınalma Gücü Paritesi (PPP). ve Mundell Fleming (MF). modeline ek olarak Sabit Fiyat Varsayımı ile Parasalcı Yaklaşım (SPMA), Esnek Fiyat Varsayımı ile Parasalcı Yaklaşım (FLMA). ve Hibrit Yaklaşımı (RID). modelleri analiz edilecektir. Bu çalışmada 1990:Q1 ? 2010:Q2 dönemine ait üçer aylık verilerle birim kök, eşbütünleşme ve hata düzeltme modeli kullanılarak döviz kuru belirleme modellerinin Türkiye ekonomisi üzerine uygulanabilirliliğinin test edilmesi amaçlanmıştır. Ek olarak, kura etki eden başlıca makroekonomik değişkenlerin neler olduğu sorusuna da cevap aranmaktadır. İncelenen dönem itibariyle ele alınan modellerde tam anlamıyla bir uyum sağlanamamıştır. Fakat, genel itibariyle modellerde para arzı farklılığı anlamlı bulunmuştur. Diğer taraftan, SPMA yaklaşımını test eden modellerde yurtiçi kısa dönem faiz oranı ve faiz oranı farklılığı anlamlı bulunurken, Hibrit Yaklaşımını test eden modellerde gelir farklılığı anlamlı çıkmıştır. Bulunan sonuçlara göre dışa açılmayı takiben finansal liberilizasyon sonrası döviz kurlarının belirlenmesinde uluslararası piyasalar ve makroekonomik değişkenlerin etkili olmasıyla merkezi otoritenin kur belirleme yönündeki rolünün zayıfladığı görülmektedir.Anahtar Kelimeler: PPP, SPMA, FLMA, RID, Birim Kök, Eşbütünleşme, Nominal Döviz Kuru, Para Politikası , Türkiye Ekonomisi

Açık ekonomiDövizDöviz kuru+2
Okyay Uçan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Gelişmekte olan ülkelerde tüketim harcamaları

Toplam talebin en önemli ve en büyük bileşeni olan tüketim harcamaları ayrıca ekonomik büyümenin de ana kaynaklarından birini oluşturmaktadır. Özellikle gelişmekte olan ülke (GOÜ)'lerde tüketim harcamalarının belirleyicilerinin tahmini ekonomik dinamikler ve uygun politika üretimi açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı farklı gelir gruplarına ve bölgelere göre gelişmekte olan ülkelerde tüketim teorilerine dayalı bazı tüketim fonksiyonlarını tahmin etmektir. Bu kapsamda ilk olarak üç farklı gelir grubu ve bölgelere göre seçilmiş 73 ülke için Keynesyen tüketim fonksiyonu tahmin edilmiştir. Sonrasında ise rasyonel beklentiler altında Yaşam Boyu-Sürekli Gelir (RB-YBSG) Hipotezi gelir gruplarına ayrılan 54 ülke için test edilmiştir. Çalışmada 2000-2011 dönemi yıllık verileri ile dengeli panel veri analiz yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre gelir düzeyi tüm gelir ve bölge gruplarında tüketimin anlamlı bir belirleyicisi durumundadır. Marjinal ve ortalama tüketim eğilimleri düşük gelir grubundan üst orta gelir grubuna doğru azalmaktadır. Bölgesel olarak ise en yüksek tüketim eğilimleri Afrika bölgesi için tahmin edilmiştir. GOÜ'lerde RB-YBSG hipotezi geçerli değildir. Bu durum incelenen ülkelerin sermaye piyasalarının az gelişmişliğinden kaynaklı likidite kısıtı, belirsizlikten kaynaklı ihtiyati tasarruf güdüsü ve hane halkının yeterince rasyonel karar almayışından kaynaklı miyopluk etkilerine dayandırılmaktadır. Çalışmanın genel sonuçları, ele alınan ülkeler için sermaye piyasalarının etkinliğini artırıcı ve belirsizliklerin neden olduğu ülke riskini azaltıcı politikaların önemini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Tüketim harcamaları, gelişmekte olan ülkeler (GOÜ'ler), sürekli gelir, likidite kısıtı, panel veri analizi

Gelişmekte olan ülkelerPanel veri modelleriSürekli gelir hipotezi+1
İpek Tekin
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Asya ülkelerinin döviz kuru politikaları ve ihracat üzerine etkileri

Her ülkenin kendi ekonomik koşulları ve gelişmişlik düzeyine göre politika yapıcılar farklı döviz kuru politikaları arasından en etkili kur politikasını seçmek isterler. Çünkü kur politikaları ekonominin önemli göstergelerinden biri olan dış ticaretin özellikle de ihracatın en önemli belirleyicilerindendir. Genel ekonomi üzerinde büyük bir etkisi olan ihracat günümüzde birçok gelişmekte olan ülkenin benimsediği ekonomik büyüme stratejilerinden biri haline gelmiştir. İhracata dayalı büyüme stratejisinin, doğru seçilmiş bir döviz kuru politikasına bağlı olarak ekonomik büyümeye daha çok katkıda bulunduğu da ampirik çalışmalar sonucunda görülmektedir. Bu çalışmada da, ihracata dayalı büyüme stratejisi benimseyen ve buna bağlı olarak da ekonomileri son yıllarda hızla büyüyen Doğu Asya ülkelerinin reel ihracatı üzerinde reel döviz kurunun ve ortalama GSYİH'nın etkisi araştırılmıştır. Panel veri analiz yönteminde tahmin edilen değişkenlere ait veri seti Çin, Endonezya, Güney Kore, Malezya, Filipinler ve Tayland ülkelerinin 2001-2012 dönemlerini kapsamaktadır. Sabit etkiler modeli ile tahmin edilen reel ihracat fonksiyonuna göre, reel döviz kuru ile reel ihracat ve ortalama GSYİH arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki vardır. Yani reel döviz kurunda ya da ortalama GSYİH da meydana gelen bir artış, reel ihracatın da artmasına neden olmaktadır. Rassal etkiler modeli ile yapılan tahmin sonucunda ise reel ihracat ve ortalama GSYİH arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki olduğu tespit edilmiş ancak, reel ihracat ve reel döviz kuru arasında anlamlı bir ilişkiye rastlanamamıştır.

Asya ülkeleriDoğu AsyaDöviz kuru+4
Emine Aktunç Demirbaş
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessEN

Bootstrapping methods and applications on Turkish macroeconomic variables

This paper mainly has two aims. In the first place, an extensive discussion on bootstrap methods used in statistical estimation and inference with cross section and time series data sets is presented. In particularly, dynamics through which bootstrap refines the statistics of interest and outperforms classical statistical approach are discussed in detail. In addition, a special attention is paid to the application of bootstrap with different data sets such as cross section and time series and how the procedure must be conducted are explained comprehensively. As the second aim of this study, three bootstrap applications with Turkish macroeconomic time series are performed. Because stationarity tests are quite common among empirical practitioners and because they have explicit implications in terms of long term cointegration relationships between time series, the first two applications of this study focus on bootstrapped unit root tests under the presence of small samples where bootstrap approach is known to be superior to conventional unit root tests suggested in literature. Besides, bootstrap unit root tests results and unit root tests allowing for single and multiple endogenous structural breaks are compared. The third application of the study is devoted to obtain bootstrap estimation of the Keynesian consumption function for the Turkish economy, by employing an auxiliary method used in determining the number of structural breaks occurring in the relationship between the series involved in the model. Results show that conventional and bootstrapped unit root test results show substantial differences on the presence of unit root. Furthermore, bootstrapped unit root test results are highly in line with the results suggested by the unit root tests allowing for single and multiple structural breaks. Furthermore, the Keynesian consumption function estimated by Ordinary Least Square and bootstrap method differ significantly in terms of the magnitude of the model coefficients estimated across three regimes determined endogenously.

Unit root testsBootstrap methodsMacroeconomic variables+1
Mehmet Fatih Traş
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Yoksulluğun dinamiklerinin çok boyutlu olarak incelenmesi

Yoksulluk doğası gereği karmaşık bir kavramdır, yoksulluğun ölçülmesi de bu bağlamda oldukça güçtür. Bu yüzden yoksulluk kavramı, hem herhangi bir evrensel tanım yapmaya hem de ortak kullanılan bir ölçüm sunmaya olanak vermez. Yoksulların belirlenmesinde, mutlak ve göreli yoksulluk yaklaşımları olarak bilinen temel iki karşıt görüş bulunmaktadır. Ünlü iktisatçı Amartya Sen, mutlak ve göreli yaklaşım arasındaki bilinen çatışmanın bireyin işlevliliklerini dikkate alan bir anlayış ile çözülebileceğini savunur. Kapasite yaklaşımı olarak ortaya atılan bu anlayışta, bireyin erişebileceği kazanımların bir bileşimini ifade eden kapasitelerine odaklanılır. Bu sayede artık, bireylerin gerçek özgürlüklerinin anlaşılması mümkün olabileceğinden insan refahı da daha iyi değerlendirilebilir. Bu yüzden genel olarak bu anlayışla, yoksulluk kavramı çok boyutlu bir olgu olarak değerlendirilmiş ve bireylerin çoklu yoksunlukları analize dâhil edilmiş olur. Ancak, yoksulluk analizinin çözülmemiş diğer bir konusu yoksulluğun dinamikleri üzerinedir ve yoksulluk ölçümünün geleneksel uygulamaları da statiktir. Dolayısıyla belirli bir yıla yönelik gözlemleri içermektedir. Ama hanehalklarının yaşam standartları zaman içerisinde beklenmeyen değişimlere açıktır. Bu yüzden, yoksullukta zaman konusu, ölçümde oldukça önemli bir özelliği ifade eder. Yoksulluk tuzaklarından kurtulmak için yeterli kapasitelerin kronik yetersizliğini ifade eden uzun-süreli (kronik) yoksulluk da genellikle iktisadi, sosyal ve siyasal süreçlerin bir sonucudur. Bu yüzden, bu çalışmanın temel amacı yoksulluğun dinamik doğasının anlaşılmasına ve TÜİK'ten elde edilen veriler kullanılarak böylesi bir analizin, statik bir yaklaşımdan farkının karşılaştırılmasına yöneliktir. Bu sayede, kronik yoksulların nüfusun en hassas kesimi olduğu ve farklı politika önerilerine ihtiyaç duydukları da gösterilecektir. Anahtar kelimeler: Yoksulluk ölçümü, çok boyutlu yoksulluk, yoksulluk dinamikleri.

Sosyal refahSosyoekonomik gelişmelerYoksulluk+1
Mehmet Sedat Uğur
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Gelişen piyasa ekonomilerinde uluslararası parite sistemleri ve piyasa etkinliği

Bu çalışmada uluslararası parite koşullarının geçerliliği, on beş gelişen piyasa ekonomisi için reel döviz kuru, satınalma gücü paritesi, faiz oranı paritesi ve piyasa etkinliği hipotezlerini kapsayan dört farklı model doğrultusunda test edilmektedir. 2003Q1-2015Q4 çeyreklik dönemler ile 2003-2015 yıllık dönemlerin ele alındığı çalışmada, reel döviz kuru modeli için geleneksel ve yapısal kırılmalı birim kök testlerine, satınalma gücü paritesi ve faiz oranı paritesi modelleri için zaman serisi ile panel veri analizlerine, son olarak etkin piyasa hipotezi modeli için ise zaman serisi analizlerine yer verilmektedir. Çalışmadan elde edilen bulgular genel olarak uluslararası parite koşullarının on beş gelişen piyasa ekonomisi için geçerli olmadığına yöneliktir. Fiyatlar ve döviz kuru ilişkisini gösteren ve mal piyasası koşullarını yansıtan satınalma gücü paritesinin tamamen etkinsizliği ön plandadır. Bununla birlikte faiz oranları ve döviz kuru ilişkisini gösteren ve varlık piyasası koşullarını yansıtan faiz paritesinin ise diğer üç modele göre, daha tutarlı sonuçlar verdiği gözlemlenmektedir. Bu durum yurtiçi piyasalarda yer alan fiyatlar ile faiz oranı düzeylerinin, döviz kurunun gelecekteki değerini yansıtması anlamında yeteri kadar etkili olmadığını ortaya koymaktadır. Özellikle küresel finans piyasalarında yaşanan olumsuzlukların gelişen piyasa ekonomilerinin makroekonomik politikalarında meydana getirdiği değişiklikler, döviz kurlarının öngörülebilirliğinin azalmasındaki en önemli neden olarak karşımıza çıkmaktadır.

Döviz kuruDöviz kuru sistemleriEkonometri+7
Faruk Mike
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00

Other supervisors