Theses supervised by Prof. Dr. Meral Erdinç
12 theses · Dicle University
Histon deasetilaz inhibitörü vorinostatın ratlarda oluşturulan sisplatin nefrotoksisitesi üzerine koruyucu etkileri
Amaç: Bu çalışmada ratlarda sisplatin ile oluşturulan nefrotoksisite üzerine histon deasetilaz inhibitörü vorinostatın etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Araştırmada, 32 adet Sprague-Dawley cinsi erkek rat 4 grubaayrıldı. 1.grup Kontrol grubu, 2.grup Sisplatin grubu, 3.grup Vorinostat+Sisplatingrubu ve 4.grup Vorinostat grubu. 1.gruba tek doz i.p. salin verildi. 2.gruba 5 mg/kgtek doz sisplatin i.p. verildi. 3.gruba önce 24 saat arayla 50mg/kg iki doz vorinostati.p. verildi ve son vorinostat dozundan 6 saat sonra tek doz 5 mg/kg sisplatin i.p.verildi. 4. Gruba ise 24 saat arayla 50mg/kg iki doz vorinostat i.p. verildi. Tümgruplarda son ilaç uygulanmasından 5 gün sonra anestezi altında laparotomiyapılarak böbrekler izole edildi. Sol böbrekler perfüzyon basıncı ölçümleri içinlangendorff düzeneği ile perfüze edildi. Sağ böbrekler histopatolojik inceleme,Western-Blot analizleri (TNF-alfa, p21, PUMA-alfa) ve MDA ölçümleri içinkullanıldı. Ratlardan kardiak kan alınarak serum üre ve kreatinin düzeyleri ölçüldü. Bulgular: Sisplatin grubunda üre ve kreatinin, TNF-alfa, p21 ve PUMA-alfadüzeyleri Kontrol grubuna kıyasla anlamlı olarak yüksek bulundu ve bunefrotoksisite lehine değerlendirildi. Ayrıca Sisplatin grubunda artan perfüzyonbasınçları ve tübüler atrofi, epitel deskuamasyonu, debris, tübüler lümende nekrotikmateryal ve interstisyel dokuda lenfosit yoğunluğu gibi histopatolojik değişimlernefrotoksisiteyi destekledi. Vorinostat+Sisplatin grubundaki aynı parametrelerinSisplatin grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde azaldığı görüldü. 1 Sonuç: Sonuç olarak, vorinostatın sisplatine bağlı gelişen nefrotoksisite üzerinekoruyucu etkileri olduğu görüldü.
Deneysel şizofreni modelinde vortioksetinin bilişsel fonksiyonlar üzerine etkilerinin araştırılması
1.1. Türkçe Özet Deneysel Şizofreni Modelinde Vortioksetinin Bilişsel Fonksiyonlar Üzerine Etkilerinin Araştırılması Öğrencinin Adı ve Soyadı: Abdullah ATLİ Danışmanı: Prof. Dr. Meral ERDİNÇ Anabilim Dalı: Tıbbi Farmakoloji Amaç: Bu çalışmada ketaminle oluşturduğumuz deneysel şizofreni modelinde Vortioksetin'in bilişsel fonksiyonlar üzerine etkileri araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada erkek BALB/c fareler 8 gruba (n:6-9) ayrıldı. Kontrol-1 grubuna; 7 gün salin çözeltisi, Ketamin-1 grubuna: 7 gün ketamin, Vortioksetin grubuna 7 gün vortioksetin, Fluoksetin grubuna 7 gün fluoksetin uygulandı. Kontrol-2 grubuna; 14 gün salin çözeltisi, Ketamin-2 grubuna: 0-7 gün ketamin+8-14 gün salin, Ketamin+Vortioksetin grubuna; 0-7. günlerde ketamin + 8-14. günlerde vortioksetin, Ketamin+Fluoksetin grubuna 0-7. günlerde ketamin + 8-14. günlerde fluoksetin uygulandı. Çalışmanın 7. ve 8. günleri ile 14. ve 15. günlerinde açık alan, yeni obje tanıma, pasif sakınma, modifiye artı labirent testi, zorunlu yüzme testi ve hot plate testi yapıldı. Bulgular: Açık alan testinde; ketamin grubunda ortalama hız, mesafe, açık alan periferik frekans değerlerinin anlamlı olarak yükseldiği bulunmuştur. Yeni obje tanıma testinde ketamin grubunda istatistiksel olarak anlamlı bozulma, vortioksetin ve fluoksetinle ketaminle bozulmada düzelme görülmüştür. Pasif sakınma testlerinde geçiş süresi ketamin grubunda anlamlı olarak düşük çıkarken, vortioksetin ve fluoksetinle geçiş sürelerinde yükselme olmuştur. Modifiye artı T testinde geçiş süresi istatistiksel olarak ketamin grubunda anlamlı olarak yüksek bulunmuş; vortioksetinle ketamin grubuna göre anlamlı olarak azalmıştır, fluoksetinle de azalma görülmüş ancak istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Zorunlu yüzme testinde ketamin grubunda anlamlı bir azalma görülmezken, vortioksetin ve fluoksetin gruplarında hareketsiz geçirilen sürelerde azalmalar gözlenmiştir. Hot plate testlerinde grupların reaksiyon süreleri arasında fark tespit edilememiş ancak vortioksetin grubunun kısmen hiperaljeziye neden olduğu görülmüştür. Sonuç: Sonuç olarak; şizofreni benzeri deneysel hayvan modeli çalışmamızda vortioksetinin uzamsal bellek başta olmak üzere bilişsel belirtileri düzeltebileceği gösterilmiştir. Anahtar Sözcükler: Vortioksetin, Ketamin, Fluoksetin, Şizofreni, Bilişsel fonksiyonlar
Reseptör etkileşimli protein kinaz-3 inhibitörü dabrafenib'in doksorubisin kardiyotoksisitesi sonucu oluşan nekroptoza karşı koruyucu etkilerinin araştırılması
Amaç: RIP3 enziminin selektif inhibitörü olan dabrafenibin (Dab) doksorubisin (Dox) kardiyotoksisitesinde gelişen nekroptoza karşı koruyucu etkilerini araştırmak ve nekroptoza karşı koruyucu etkisi kanıtlanmış RIP1 inhibitörü nekrostatin-1 (Nec-1) ile karşılaştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 48 adet Sprague Dawley cinsi erkek rat 6 gruba ayrıldı: 7 gün boyunca intraperitoneal (i.p.) ilaç enjeksiyonları yapıldı. Kontrol grubu (her gün 1 ml serum fizyolojik), Dox grubu (tek doz 10 mg/kg Dox), Dox+Dab grubu (tek doz 10 mg/kg Dox ve her gün 10 mg/kg Dab), Dox+Nec grubu (tek doz 10 mg/kg Dox ve her gün 1,65 mg/kg Nec-1); Dab grubu (her gün 10 mg/kg Dab), Nec grubu (her gün 1,65 mg/kg Nec-1). 7 günün sonunda bütün gruplarda, ratların kalpleri izole edildi ve aorttan kanüle edilerek Langendorf sisteminde Krebs-Henseleit solüsyonu ile perfüze edilerek koroner perfüzyon basınçları MP30 software sistemi ile (Biopac systems) kaydedildi. Ayrıca kalplere takılan elektrotlar yardımı ile kalbin dakikadaki atım sayısı olan kalp atım hızı (KAH) kaydedildi. Kalp dokusunda malondialdehit (MDA) düzeyleri ve western blotting yöntemi ile RIP1, RIP3, CaMKII, CypD proteinlerinin ekspresyon seviyeleri ölçüldü. Formaldehid ile fikse edilen kalp dokuları ise histopatolojik olarak incelendi. Bulgular: Dox grubunda artan perfüzyon basıncı, kalp hızı, MDA düzeyleri ve nekroptotik proteinlerin ekspresyon seviyeleri dabrafenib uygulanması ile istatistiksel olarak anlamlı şekilde azalmıştır (p<0.05). Ayrıca belirtilen parametreler üzerinden dabrafenib ve necrostatin-1'in koruyucu etkileri kıyaslandığında, dabrafenibin nekroptoza karşı anlamlı bir şekilde daha koruyucu olduğu bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Dabrafenib'in, doksorubisin ile oluşan kardiyotoksik hasarda gelişen nekroptoza karşı koruyucu etki gösterdiği ve daha önce yapılan çalışmalar ile koruyucu etkisi kanıtlanmış olan nekrostatin-1 ile mukayese edildiğinde koruyuculuğunun daha fazla olduğu görülmüştür.
Farelerde oluşturulan diyabet modelinde bozulan davranışsal ve kognitif fonksiyonların tedavisinde minosiklin kullanımının araştırılması
Amaç: Bu çalışmada, minosiklin ve metformin ile kombinasyonunun, farelerde oluşturulan tip 2 diyabet modelinde gelişen depresyon, anksiyete ve kognitif bozukluklar üzerine etkisi ile bu etkiye neden olabileceği düşünülen mekanizmaların araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Farelerde Streptozotosin (50mg/kg, 5 gün, i.p.) ve yüksek kalorili diyet uygulanarak tip 2 diyabet modeli oluşturulmuştur. Diyabet değerlendirilmesi, haftalık ağırlık değişimi, düzenli açlık kan glukoz düzeyi takibi ve deney sonunda alınan kanlarda HbA1c düzeyi ölçümü ile yapıldı. Davranışsal parametrelerin değerlendirilmesi; açık alan, yabancı obje tanıma, modifiye yükseltilmiş artı labirenti, yükseltilmiş artı labirenti, pasif sakınma, zorunlu yüzme ve hot plate testi ile gerçekleştirildi. Lipit peroksidasyonun değerlendirilmesi için beyin dokularında malondialdehit düzeyleri ölçüldü. Beyin dokularında western blot metodu ile TNF-α ve IL-6, BDNF, iba-1 ekspresyonları incelendi. Ayrıca, beyin kesitlerinde immonohistokimyasal olarak iba-1 ekspresyon seviyeleri incelendi ve histopatolojik değerlendirmeler yapıldı. Bulgular: Diyabetik gruplarda kognitif bozukluklar, anksiyete ve depresyon benzeri etkiler oluştuğu görüldü (p<0.05). Minosiklin ve minosiklin+metformin kombinasyonu, fluoksetin grubuna benzer düzeyde anti-depresan, anksiyolitik etkiler gösterdi (p<0.05), pirasetam grubuna benzer şekilde uzaysal öğrenme-bellek bozukluklarını tersine çevirdiği gözlendi (p<0.05). Minosiklin ve minosiklin+metformin kombinasyonu ile diyabet durumunda artan MDA seviyesi önemli oranda azaldı (p˃0.05), azalan BDNF protein ekspresyonu belirgin biçimde arttı (p˃0.05), artan TNF-α, IL-6 ve iba-1 protein ekspresyonu azaldı (p<0.05). Sonuç: Minosiklinin hızlı ve güçlü antidepresan-benzeri etkileri bu çalışmanın sonuçlarına göre açıkça görülmüştür. Ayrıca diyabetik farelerde artmış olan anksiyete ve kognitif yetersizlikler de minosiklin ile iyileşmiştir. Metformin ile kombinasyonlarının benzer etkinlikte olduğu anlaşılmıştır. Bu etkilerin oluşumunda oksidasyon, nörodejenerasyon, inflamasyon ve mikroglial aktivite artışının rolü bu çalışma ile gösterilmiştir. Anahtar Sözcükler: anksiyete, depresyon, diyabet, kognitif bozukluk, minosiklin
Efavirenz'in anksiyojenik ve depresyon benzeri etkilerinde monoaminerjik, gabaerjik ve nitrerjik sinir iletim sistemlerinin rolü
Amaç: Efavirenz (EFV), HIV-1 tedavisinde sıklıkla kullanılan bir ilaçtır. EFV ile tedavinin ilk haftalarında birçok nöropsikiyatrik yan etkinin gelişimesi, kullanımını kısıtlayan bir durumdur. Bu çalışmada, akut EFV uygulamasının farelerde anksiyete ve depresyon benzeri nöropsikiyatrik yan etkileri ve bu etkilere aracılık eden nöronal mekanizmaları ortaya koymak amacıyla EFV'in prefrontal korteks (pFK) dokularında mitokondriyal ve nöronal fonksiyonlar, oksidatif stres ve inflamasyon mekanizmaları üzerine olan etkileri araştırıldı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, BALB/c türü erkek fareler Kontrol, EFV, EFV+ATR, EFV+BCL, EFV+ M10907, EFV+SHTN, EFV+HPDL, EFV+FBZM, EFV+PRPL ve EFV+AMGN olarak 10 gruba (n=7) ayrıldı. Herbir grupta, deneklere EFV (20 mg/kg, i.p.) uygulamasından 30 dk. önce monoaminerjik, GABAerjik ve nitrerjik reseptör antagonistleri (i.p.) uygulandı. İlaç uygulamalarından 60 dk. sonra denekler açık alan, yükseltilmiş artı labirent, aydınlık/karanlık kutusu, kuyruktan asma ve zorunlu yüzme testlerine tabi tutularak psikofarmakolojik incelemeler gerçekleştirildi. Sakrifiye edilen farelerin pFK dokularında BDNF, VEGF-A, PGC-1, TFAM, UCP-2, IL-1, IL-6 ve TNF- genlerinin ekspresyon düzeyleri Real-time PZR yöntemi ile ölçüldü. pFK dokularında malondialdehit düzeyleri ölçülerek biyokimyasal incelemeler gerçekleştirildi. Bulgular: Akut EFV uygulaması, farelerde anksiyete ve depresyon benzeri davranış değişikliklerine neden oldu. Gelişen depresyon ve anksiyete tablosu, atropin ve aminoguanidin ile tersine çevrildi. EFV, pFK dokularında BDNF ve TFAM genlerinin ekspresyonlarını önemli şekilde düşürdü; IL-1β düzeylerini arttırdı. Düşmüş olan BDNF düzeyleri M10907 ile tersine çevrildi. Artan IL-1β düzeylerinin ise siproheptadin ve aminoguanidin ile tersine çevrildiği görüldü. EFV'in, pFK dokularında malondialdehit seviyelerini arttırdığı saptandı. Sonuç: Çalışmamızda, EFV'in anksiyojenik ve depresyon benzeri etkilerinde nitrerjik ve kolinerjik sinir iletim sistemlerinin önemli rollerinin bulunduğu, EFV uygulamasının nöronal fonksiyonları ve mitokondriyal enerji homeostazını bozduğu, inflamatuar ve oksidatif stres ile ilgili mekanizmaları tetiklediği görülmüştür.
Farelerde oluşturulan immobilizasyon stres modelinde melatonin-fluoksetin kombinasyonunun etkilerinin araştırılması
Strese maruziyet fizyolojik ve psikolojik birçok hasarı tetiklemektedir. Yapılan çalışmalarda stresin bu etkisinin temelinin hipotalamo-pituiter-adrenal (HPA) aks ile ilişkili olduğu belirtilmiştir. Strese duyarsız hale gelme ile HPA sistemi baskılanmakta ve psikiyatrik hastalıkların böylelikle ortaya çıktığı düşünülmektedir. Stresin tetiklediği psikiyatrik bozuklukların antidepresan tedaviye yanıt verdiği, yapılan birçok çalışma ile desteklenmiştir. Depresyon tedavisinde yaygın ve güvenilir olarak kullanılan fluoksetinin antidepresan, anksiyolitik ve antioksidan etkilerinin olduğu bilinmektedir. Melatoninin ise antidepresan etkisi olduğu düşünülmekte ve stresin tetiklediği oksidatif hasarda faydalı olduğu bilinmektedir. Çalışmamızda deneysel olarak oluşturulan immobilizasyon stres modelinde farelerde stresin indüklediği yolaklar üzerine fluoksetin, melatonin ve fluoksetin-melatonin kombinasyonunun tedavi edici etkileri araştırıldı. Bu amaçla, kullanılan erkek fareler sekiz gruba ayrıldı; 1.grup kontrol (7 gün süre ile günde 1 defa 1 ml steril salin enjeksiyonu intraperitoneal (i.p) ), 2.grup immobilizasyon stres grubu (İM) (7 gün süre ile günde 1 defa 1 ml steril salin enjeksiyonu (i.p) ), 3.grup İM grubu + Melatonin (Mel) (7 gün süre ile günde 1 defa 10 mg/kg enjeksiyon (i.p) ), 4.grup İM grubu + fluoksetin (Flu) (7 gün süresi ile günde 1 defa 20 mg/kg Flu enjeksiyonu (i.p) ), 5.grup İM grubu + Mel (7 gün süre ile günde 1 defa 10 mg/kg enjeksiyon (i.p) )+ Flu (7 gün süre ile günde 1 defa 20 mg/kg enjeksiyon (i.p) ), 6. Grup Mel (7 gün süre ile günde 1 defa 10 mg/kg enjeksiyon (i.p) ), 7. Grup Flu (7 gün süre ile günde 1 defa 20 mg/kg enjeksiyon (i.p) ), 8. Grup Mel (7 gün süre ile günde 1 defa 10 mg/kg enjeksiyon (i.p) )+ Flu (7 gün süre ile günde 1 defa 20 mg/kg enjeksiyon (i.p) ) verilen farelerden oluştu. Yedinci günden sonra tüm gruplarda ağrı ve ağırlık kontrolü, açık alan testi kullanılarak lokomotor aktivite ve anksiyete, zorunlu yüzme testi kullanılarak depresyon, yükseltilmiş t labirenti testi kullanılarak anksiyete, pasif sakınma testi ile öğrenme bellek durumundaki değişiklikler değerlendirildi. Denekler eter anestezisi altında dekapitasyonla sakrifiye edilerek beyin dokuları izole edildi ve -80 °C' de saklandı. Saklanan beyin dokularındaki oksidatif hasarı değerlendirmek için MDA düzeyleri ölçüldü. Deneyler sonucunda İM grubundaki deneklerin ağırlıklarının kontrol grubuna göre anlamlı olarak azaldığı, İM, İM+Mel, İM+Mel+Flu, Mel ve Mel+Flu gruplarında da ağırlıkların anlamlı olarak azaldığı (p<0.05) görülmüştür. Pasif sakınma test düzeneğinden elde edilen sonuçlara göre; İM grubunun öğrenme indeksinin kontrole göre anlamlı olarak yükseldiği (p<0.01), İM+Mel ve İM+Mel+Flu gruplarının öğrenme indekslerinin ise İM' ye göre anlamlı olarak azaldığı (p<0.05) gözlenmiştir. Zorunlu yüzme testi sonuçlarına göre; İM grubunda kontrole göre hareketsiz geçen sürenin arttığı, hareketli geçen sürenin azaldığı (p<0.05), diğer tüm gruplarda hareketlenmenin İM grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı biçimde arttığı (p<0.01) gözlenmiştir. Açık alan testinde; İM grubunda periferik alanda kalış süresinin kontrole göre anlamlı olarak arttığı (p<0.01), santralde kalış süresinin azaldığı, diğer gruplar İM ile kıyaslandığında ise periferik alanda kalış sürelerinin azaldığı, santralde kalış sürelerinin anlamlı olarak arttığı(p<0.01) gözlenmiştir. Yükseltilmiş t labirenti ve ağrı düzeneğinde ise gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p>0.05). Beyin dokularında MDA düzeyi ölçümüne göre; İM grubunda kontrole göre MDA düzeyinin anlamlı olarak arttığı (p<0.01), diğer tüm gruplarda ise MDA düzeyinin İM grubuna göre anlamlı olarak azaldığı (p<0.05) gözlenmiştir. Sonuç olarak; immobilizasyon uygulanarak deneklerde başarılı bir şekilde stres oluşturulmuş ve stres ile baş etmek amacıyla kullanılan melatoninin de en az fluoksetin kadar etkili olduğu, kombinasyonlarının ise ilaçların tek başlarına kullanılmalarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşturmadığı görülmüştür.
Akut ketamin uygulamasının kognitif fonksiyonlar üzerine etkilerinin araştırılması
Amaç: Major Depresif Bozukluk tedavisinde kullanılan klasik ajanların etkilerinin belli bir periyod sonrasında baĢlaması ve vakaların önemli bir kısmında etkisiz kalmaları, yeni ve hızlı-etkili terapötik yaklaĢımlara ihtiyaç duyulmasına sebep olmaktadır. Literatürde, subanestezik tek-doz ketamin uygulamasının, hızlı ve güçlü antidepresan-benzeri etkiler oluĢturduğu, tekrarlanan yüksek-doz uygulamaların ise kognitif fonksiyon bozukluklarına neden olduğu belirtilmektedir. Antidepresan etki oluĢumuna, serotonerjik aĢırımda güçlenme ve AMPA reseptör aktivasyonunu içeren çeĢitli mekanizmaların katkı sağladığı vurgulanmaktadır. Bu çalıĢmada, subanestezik dozda ketamin'in tekrarlanan uygulamaları ile emosyonel bellek süreçleri (edinme, pekiĢtirme ve geri çağırma) üzerine oluĢan etkilerin incelenmesi; akut ketamin uygulamasının antidepresan etkinliğinde serotonerjik sistemin ve AMPA reseptörlerinin rollerinin araĢtırılması planlanmıĢtır. Gereç ve Yöntem: Bu amaçla deneklerin, methiothepin ile serotonin reseptör antagonizması veya p-klorofenil alanin ile serotonin deplesyonu suretiyle serotonerjik aktiviteleri, GYKI-52466 ile de AMPA reseptörleri baskılanmıĢır. Antidepresan kontrol grubu olarak fluoksetin kullanılmıĢ ve ketamin ile kombinasyonunun etkileri değerlendirilmiĢtir. Psikofarmakolojik incelemeler; zorunlu yüzme, açık alan, yükseltilmiĢ artı labirenti ve pasif sakınma test düzenekleriyle gerçekleĢtirilmiĢtir. Lipid peroksidasyonları, beyin malondialdehit seviyeleri incelenerek değerlendirilmiĢtir. Ek-4 xvi Beyin kesitlerinde kaspaz-3 ekspresyon seviyeleri incelenmiĢ ve histopatolojik değerlendirmeler yapılmıĢtır. Bulgular: Tekrarlanan ketamin uygulamalarıyla emosyonel bellek süreç performanslarında, kaspaz-3 ekspresyon ve malondialdehit seviyelerinde anlamlı farklılık gözlemlenmemiĢtir. Buna karĢın, ketamin uygulanan grupların beyin kesitlerinde gerçekleĢtirilen histopatolojik incelemelerde kısmi nörodejeneratif bulgular tespit edilmiĢtir. Subanestezik tek-doz ketamin uygulaması ile lokomotor aktivite etkilenmeksizin hızlı antidepresan-benzeri etkiler oluĢtuğu gözlemlenmiĢtir. Serotonerjik aktivitenin baskılanması ve AMPA reseptörlerinin antagonize edilmesi durumlarında ketamin'in antidepresan-benzeri etki oluĢturmakta baĢarısız olduğu anlaĢılmıĢtır. Sonuç: Kullandığımız subanestezik dozda ketamin'in tekrarlanan uygulamalarıyla beyinde kısmi nörodejenerasyonu iĢaret eden bulgular saptanmıĢ, oluĢan bu dejenerasyonun davranıĢ deneyleri ile incelenen emosyonel bellek süreçlerini etkileyecek boyutta olmadığı anlaĢılmıĢtır. GerçekleĢtirilecek ileri çalıĢmalar, ketamin'in antidepresan etki mekanizmasının ve glutamaterjik sistemin depresyondaki rolünün aydınlatılmasına olanak sağlayacaktır.
Metotreksat ile sıçan testislerinde oluşturulan hasar üzerine silimarinin koruyucu etkilerinin araştırılması
Çalışmamızda, kısa süreli MTX (1 ve 7 günlük) ile oluştuşturulan testis hasarına karşı SLM'nin koruyucu etkilerinin histolojik, enzim aktivitesi, hormon, protein ve moleküler olarak gen ekspresyonu düzeyinde araştırılması amaçlanmıştır. Kırk 48 erkek sıçan GrupI (kontrol, n=7), grupII (ilk-gün-MTX,n=8), grupIII (ilk-gün-MTX+7gün-SLM,n=8), grupIV (7gün-SLM,n=7) grupV (altıncı-günde-MTX,n=8) ve grupVI (altıncı-günde-MTX+7gün-SLM, n=8) olarak altı gruba ayrıldı. Tedavi gruplarına SLM (100mg/kg) veya MTX (20mg/kg) intraperitoneal olarak uygulandı. Sıçanlar 8. günde sakrifiye edildi ve AST, ALT ve testosteron konsantrasyonlarıölçüldü. Testisde MDA,CAT,SOD,TAS/TOS/OSI seviyeleri belirlendi.Apoptoz (BCL2, BAX, CAD) anti-oksidan enzimler (Zn-SOD, Mg-SOD, CAT, GPx1) ve steroidogenez yolu (ABP, StAR) içeren genlerin ekspresyonu realtime-PCR ile ölçüldü. Pro-kaspaz-3'ün protein seviyesi de değerlendirildi.Veriler, tek-yönlü-ANOVA kullanılarak analiz edildi ve post-hoc Tukey testi uygulandı. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. GrupII ve III'te MTX'in yedi günlük etkisi hem vücutta hem de testis ağırlığında bir azalmaya neden oldu. Testosteron grupII ve III'te azalmış olsa da, AST ve ALT sadece grupII'de arttı. GrupII'de antioksidan parametreler azalırken, oksidasyon parametreleri arttı. SLM'in (grupIII) bu parametreler üzerinde iyileştirici etkileri oldu. StAR-mRNA ekspresyonu, grupII ve III'de azaldı. CAD ve BAX'ın-mRNA ekspresyonu grupII ve III'de arttı. GPx1 ve BCL2'nin-mRNA ekspresyonu, MTX ve SLM birlikte kullanıldığı gruplarda (III,VI) arttı. Pro-Caspase-3 grupIII'de artarken, sadece MTX kullanımı grupII'de Pro-Caspase-3 'ü azalttı. Çalışmamızda MTX'in bir günlük etkisi yedi günlük etkisiyle kıyaslandığında ciddi bir hasar oluşturmadığı bununla beraber MTX'in yedi günlük etkisinin sıçan testis dokusu üzerinde ciddi toksisiteye neden olduğu sonucuna varıldı. Ayrıca, SLM'nin sıçanlarda MTX kaynaklı testiküler toksisite üzerinde koruyucu etkiye sahip olduğu görüldü.
Farelerde skopolamin ile oluşturulan demans modelinde agomelatin'in etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada skopolamin ile oluşturduğumuz Alzheimer benzeri demans modelinde agomelatin'in bilişsel işlevler üzerindeki etkileri incelendi. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 8-12 haftalık erkek BALB/c fareler 5 gruba ayrıldı. Demans oluşturmak için SCO grubuna 14 gün boyunca 3 mg/kg/gün skopolamin intraperitoneal (i.p) olarak uygulandı. SCO+AGO grubuna ise 14 gün boyunca skopolamin verilirken, 5-14. günler arası 10 mg/kg/gün agomelatin oral gavaj şeklinde tatbik edildi. DON grubuna 5 mg/kg/gün donepezil (i.p) kullanılmış ve agomelatin'in kognitif parametreler üzerindeki etkileri incelenmiştir. İlaç uygulamalarını takiben, pasif sakınma, açık alan, yabancı obje tanıma ve modifiye yükseltilmiş artı labirenti testi gerçekleştirilmiştir. Bilişsel fonksiyon ve antioksidan aktivite tayini için BDNF, GPX ve SOD seviyeleri incelenmiştir. Bulgular: Skopolamin uygulanan grupta öğrenme ve bellek parametrelerinin incelendiği pasif sakınma, modifiye yükseltilmiş artı testi ve yabancı obje tanıma testinde kognitif fonksiyonların anlamlı derecede bozulduğu gözlemlenmiştir. Skopolamin ile birlikte agomelatin ve donepezil uygulanan gruplarda pasif sakınma, yabancı obje tanıma testinde skopolamin ile bozulan öğrenme ve belleğin bir miktar düzeldiği gözlemlense de bu düzelme istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Yapılan biyokimyasal ölçümlerde skopolamin grubunda nörodejeneratif hastalıklarda önemli rolü olan BDNF sentezinin kontrol grubuna göre önemli derecede azaldığı gözlemlenmekle birlikte ilaç uygulamasının BDNF düzeyindeki bu azalmayı önemli derecede artırdığı bulunmuştur. Antioksidan savunma enzimleri olan GPX ve SOD sentezi skopolamin grubunda kontrole göre anlamlı olarak azaldı. Agomelatin ve donepezil grubunda antioksidan enzimlerde skopolamin grubuna göre artma bulunsa da istatiksel anlamlılık bulunamamıştır. Sonuç: Skopolamin uygulamaları ile gerçekleşen bilişsel işlev bozuklukları, agomelatin uygulaması ile kısmen düzelmiş ve bu düzelmenin BDNF seviyelerinde meydana gelen artışa bağlı olduğu anlaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Agomelatin, Demans, Alzheimer, Skopolamin, BDNF
Farelerde kronik immobilizasyon stresi ile oluşturulan depresyon modelinde troloksun antidepresan özelliklerinin araştırılması
Farelerde kronik immobilizasyon stresi ile oluşturulan depresyon modelinde troloksun antidepresan özelliklerinin araştırılması. Öğrencinin Adı ve Soyadı :Ali Asım IŞIK Danışmanı :Prof. Dr. Meral ERDİNÇ Anabilim Dalı :Tıbbi Farmakoloji Amaç: Depresyon dünya genelinde önemli sağlık sorunlarından biridir ve görülme sıklığı gün geçtikçe artmaktadır. Ancak depresyonda kullanılan ilaçların tedavi başarısı istenen düzeyde değildir ve ciddi yan etkileri bulunmaktadır. Bu durum yeni antidepresan ilaçların araştırılmasını önemli hale getirmektedir. Çalışmamızda troloksun antidepresan özelliklerinin araştırılması amaçlanmıştır. Deneysel olarak farelerde oluşturulan immobilizasyon stres modelinde, stresin indüklediği yolaklar üzerine troloksun tedavi edici etkisi araştırılmıştır. Gereç ve yöntem: Bu amaçla kullanılan deney hayvanları; kontrol grubu (21 gün boyunca günde bir defa ip. salin verildi), İM grubu (21 gün boyunca ip. salin verildi ve günde altı saat immobilizasyon düzaneğine konuldu), Troloks grubu (21 gün boyunca 20mg/kg ip troloks verildi) ve İM+Troloks grubu (21 gün boyunca 20mg/kg ip troloks verildi ve günde altı saat immobilizasyon düzeneğine konuldu) olmak üzere dört gruba ayrıldı. 21 günün sonunda davranış testleri ile depresyon seviyeleri ve biyokimyasal analizler ile oksidasyon seviyeleri incelendi. Bulgular: Davranış testlerinden elde edilen sonuçlar, immobilizasyon uygulamaları ile depresyonun indüklendiğini ve troloks uygulamaları ile, artmış olan depresif durumun iyileştiğini göstermektedir. Biyokimyasal analizlerden elde edilen veriler, immobilizasyon ile malodialdehit seviyelerinde gözlemlenen artışın, trolox uygulamaları ile azaldığını göstermektedir. Sonuç: İmmobilizasyon ile başarılı bir stres modeli oluşturulabildiği ve troloks uygulamarı ile, gözlemlenen bozuklukların tedavi edilebilceği anlaşılmıştır. Anahtar kelimeler: depresyon, antidepresanlar, antioksidanlar, anksiyete, troloks
İzole perfüze rat kalbinde doksorubisin kardiotoksisitesi üzerine melatonin' in koruyucu etkilerinin araştırılması
Güçlü etkili bir antineoplastik ilaç olan Doksorubisin'in klinik kullanımını kısıtlayan önemli kardiotoksik yan etkisi bulunmaktadır. Kardiotoksik etki mekanizması tam olarak bilinmemekle beraber günümüzde bu etkiden sorumlu major mekanizmanın oksidatif strese bağlı doku hasarı olduğu düşünülmektedir. Son yıllarda yapılan çalışmalarda, doksoubisin gibi antrasiklin grubu antineoplastiklerin yaptığı oksidatif hasara bağlı gelişen kardiotoksisiteye karşı birçok antioksidan maddenin koruyucu etkileri olduğu gösterilmiştir.Pineal bezden salınan bir hormon olan melatoninin de serbest radikal tutucu ve antioksidan özellikleri olduğu yapılan birçok çalışma ile gösterilmiş ve bu amaçla melatonin oksidatif hasara bağlı gelişen birçok patolojide yararlı bulunmuştur.Bu çalışmada doksorubisin ile kardiotoksisite oluşturulan ratlardan izole edilen ve invitro olarak perfüze edilen kalplerde melatoninin koruyucu etkileri araştırıldı. Bu amaçla, kullanılan erkek wistar albino ratlar dört gruba ayrıldı; 1.grup kontrol (1 ml steril saline intraperitoneal (i.p) ), 2.grup Doksorubisin (dox) (tek doz, 10 mg/kg (i.p) ), 3.grup Dox (tek doz, 10 mg/kg (i.p) ) + melatonin (mel) (7 gün süresince günde 1 defa 10 mg/kg (i.p) ), 4.grup ise sadece melatonin (7 gün süresince günde 1 defa 10 mg/kg (i.p) ), verilen ratlardan oluştu. Yedi günün sonunda tüm gruplarda sternotomi ile toraks açılıp kalp izole edildi. Assendan aort izole ve kanüle edilerek Langendorff sistemine takıldı. Langendorff sisteminde, peristaltik pompa yardımı ile 37 0C de ve % 5 CO2 + % 95 O2 karışımı ile havalandırılan Krebs'-Henseleit solüsyonu ile sabit akımla perfüze edilerek, koroner perfüzyon basıncı (PB), kalbe takılan elektrotlar yardımı ile kalp atım hızı (KAH) ve sol ventrikül içine yerleştirilen balon ile sol ventrikül gelişen basıncı (LVDP) kaydedildi. Ayrıca kalbin kontraksiyon gücünü gösteren sol ventrikülün birim zamandaki maksimum sistolik ve minimum diastolik basınçlarını ifade eden LV( dP/dt)max veLV( dP/dt)min kaydedildi.Deneyler sonucunda, Doksorubisin enjeksiyonu yapılan grupta kontrol grubuna göre koroner perfüzyon basıncının ve LV( dP/dt)min değerlerinin anlamlı olarak arttığı, kalp atım hızı, LVDP ve LV( dP/dt)max değerlerinde anlamlı bir azalma olduğu görüldü. Buna karşılık Dox+melatonin grubunda Dox grubuna göre perfüzyon basıncının ve LV(dP/dt)min değerlerinin anlamlı olarak azaldığı, LVDP ve LV(dP/dt)max değerlerinin ise anlamlı olarak arttığı gözlendi.Sonuç olarak Dox grubunda bozulan kalp konraktilitesi ve kalp hemodinamiği ile karekterize kardiotoksik etkinin melatonin ile anlamlı olarak korunduğu görüldü.
İzole perfüze rat böbreğinde sisplatin nefrotoksisitesi üzerine necrostatin-1 'in koruyucu etkilerinin araştırılması
Sisplatin kanser kemoterapisinde solid tümörlere karşı oldukça etkin ve geniş kullanıma sahip olan bir antineoplastik ajandır. Nefrotoksisite, sisplatinin kullanımını kısıtlayan en önemli yan etkisidir. Böbrekte nekroz sonucu oluşan ve renal hemodinamide değişikliklerle karekterize sisplatin nefrotoksisitesinde başlıca oksidatif stres olmak üzere, bir çok mekanizmanın rol oynadığı bilinmektedir. Son yıllarda antioksidan özelliği olan ilaçlarla yapılan birçok çalışmada sisplatin nefrotoksisitesi üzerine farklı mekanizmalar ile koruyucu etkilerin oluştuğu bildirilmiştir. Bu çalışmada programlı nekrotik hücre ölümü olan nekroptozisi RIPK-1'i inhibe ederek önleyen Necrostatin-1 ' in sisplatin ile oluşan nefrotoksisite üzerine koruyucu etkileri araştırıldı. Bu amaçla kullanılan erkek Spraque-Dawley ratlar dört gruba ayrıldı. 1. Grup = Kontrol grubu 2. Grup = Tek doz sisplatin (5mg/kg.ip) 3. Grup = Tek doz sisplatin +Necrostatin-1 (5mg/kg. ip + 1,65 mg/kg/gün. i.p , 5 gün) 4. Grup = Necrostatin-1 (1,65mg/kg/gün,i.p,5 gün) Bütün gruplarda sisplatin ile oluşturulan deneysel nefrotoksisite sonrası, anestezi altında, böbrekler izole edildi. İzole edilen böbreklerden biri renal arterden kanüle edilerek perfüzyon sistemine takıldı ve peristaltik pompa yardımı ile 37 oC de ısıtılan, karbojen (%5 CO2 ve %95 O2 karışımı) ile havalandırılan Krebs-Henseleit solüsyonu ile perfüze edildi. Böbrek perfüzyon basınçları, serum üre, kreatinin ve doku MDA düzeyleri, histopatolojik değişiklikler, gruplar arasında karşılaştırıldı. Tek doz sisplatin (5mg/kg, i.p) verilen grupta, perfüzyon basınçlarında, doku MDA, serum üre ve kreatinin düzeylerinde kontrol grubuna göre anlamlı bir şekilde artış olduğu görüldü(p<0.01). Sisplatin grubunda meydana gelen bu artışın, sisplatin ile beraber necrostatin-1 verilen grupta anlamlı olarak azaldığı gözlendi (p<0.05, p<0.01). Histopatolojik olarak da sisplatin verilen grupta glomerüler hasar ve tübülüslerde dilatasyon geliştiği gözlendi. Buna karşılık, sisplatin ile birlikte Necrostatin-1 verilen grupta tübüler dilatasyon ve glomerüler hasarın, yalnız sisplatin verilen gruba göre anlamlı bir şekilde azaldığı gözlendi. Sonuç olarak Necrostatin-1'in Sisplatin nefrotoksisitesi üzerine koruyucu etkisinin olduğu kanaatine varıldı.