Theses supervised by Prof. Dr. Mustafa Burak Sayhan
24 theses · Trakya University
Acil serviste non-ST elevasyonlu ve ST elevasyonlu miyokard enfarktüsü tanısı alan hastalarda serum glikoprotein-6 (glycoprotein VI) düzeylerinin araştırılması
Akut koroner sendrom koroner arterde meydana gelen plak rüptürünün koroner kan akımını engellemesi sonucu miyokardın oksijen ihtiyacının artması ile karakterizedir. ST yükselmesi olmayan miyokard infarktüsü, unstabil angina pektoris ve ST yükselmeli miyokard infarktüsü olarak üç alt tipi mevcuttur. Mortalitesi yüksek olan bu hastalığın tanısı ve tedavisinin hızlı olması gerekmektedir. Yüksek duyarlılıklı troponin T gibi laboratuvar testleri tanıyı ve Grace skorları gibi sınıflamalar prognozu belirlemek amacıyla kullanılmasına rağmen daha hızlı ve güvenilir yeni biyobelirteç arayışları devam etmektedir. Çalışmamızda bu belirteçlerden biri olabileceği düşünülen Gp VI'nın akut koroner sendrom olgularında tanısal ve prognostik değerliliği araştırılmak amaçlanmıştır. Çalışmamız acil servise başvurmuş gönüllüler ile prospektif ve tek merkezli olarak yapılmıştır. Çalışmamıza, çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan ST yükselmesi olmayan miyokard infarktüsü tanısı alan 25 hasta, ST yükselmeli miyokard infarktüsü tanısı alan 25 hasta ve 25 kontrol grubu şeklinde 75 kişi dahil edilmiştir. Çalışmamızda anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmamızda hastaların yaş ortalaması kontrol grubunda 61,55±12,88, ST yükselmesi olmayan miyokard infarktüsü grubunda 66,0±12,9 ve ST yükselmeli miyokard infarktüsü grubunda 57,28±12,3 olarak saptandı. Kontrol grubunun %32'si, ST yükselmesi olmayan miyokard infarktüsü grubunun %20'si ve ST yükselmeli miyokard infarktüsü grubunun %40'ı kadındı. Gp VI düzeyi; ST yükselmesi olmayan miyokard infarktüsü grubunda 1620,9±1134,7 ve ST yükselmeli miyokard infarktüsü grubunda 2862,6±1499,6 olarak tespit edildi. Kontrol grubuna göre ST yükselmesi olmayan miyokard infarktüsü ve ST yükselmeli miyokard infarktüsü gruplarında Gp VI düzeyleri 54 anlamlı derecede daha yüksek bulundu. ST yükselmeli miyokard infarktüsü grubunda ST yükselmesi olmayan miyokard infarktüsü grubuna göre Gp VI düzeyi anlamlı derecede daha yüksekti. Gp VI düzeyinin Grace skoru, Heart skoru, troponin ve BNP düzeyleri ile pozitif yönlü orta düzey korelasyonu tespit edildi. Çalışmamızda Gp VI'nın akut koroner sendromlar için tanısal ve prognostik bir test olarak kullanılabileceği tespit edildi. Bu çalışma ışığında örneklem sayısının arttırılarak daha net sonuçlar elde edilebileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Glikoprotein 6, STEMI, NSTEMI, Tanı, Prognoz, Acil Servis
Acil servise göğüs ağrısı ile başvuran hastalarda serum YKL-40 düzeylerinin değerlendirilmesi
Koroner arter hastalıkları gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde başlıca mortalite ve morbidite nedenidir. Acil serviste sık görülen akut koroner sendrom tablolarında hızlı tanı ve uygun tedavi hayati öneme sahiptir. Troponin gibi testler standart olsa da troponinin unstabil anjina pektoris olgularında negatif olabilmesi ve bazı nonkardiyak durumlarda da yükselebilmesi, ek biyobelirteçlere gereksinimi ortaya çıkarır. Bu çalışmada akut koroner sendromda biyobelirteç adayı olarak Chitinase-3-like protein 1'in tanısal değerini araştırmayı amaçladık. Çalışmamız, üçüncü basamak bir üniversite acil servisinde tek merkezli olarak gerçekleştirildi. Çalışmaya kriterleri karşılayan 32 ST elevasyonsuz miyokard enfarktüsü, 28 Unstabil anjina pektoris ve 28 sağlıklı kontrol olmak üzere toplam 88 birey dahil edildi. Başvuruda Chitinase-3-like protein 1 düzeyleri ölçüldü; demografik veriler, temel laboratuvarlar, Elektrokardiyogram, Ekokardiyografi ve standart risk skorları kaydedildi. İstatistiksel anlamlılık için p<0,05 kabul edildi. Çalışmamızda bulunan 60 hastanın ortalama yaşı 62,27±13,82 (minimum-maksimum: 31-96) ve %65 (n=39)'i erkekti. Kontrol ve toplam hasta grubunun yaşları karşılaştırıldığında, hasta grubunun daha ileri yaşta olduğu tespit edildi (p<0,001). Cinsiyete göre dağılım ise kontrol ve hasta grupları arasında benzer bulundu. Chitinase-3-like protein 1 düzeyleri hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı yüksek saptandı; alt gruplarda hem ST elevasyonsuz miyokard enfarktüsünde hem de unstabil anjina pektoriste kontrolün üzerinde bulundu. Kontrol grubunda 552,57 olarak elde edilen serum Chitinase-3-like protein 1, ST elevasyonsuz miyokard enfarktüsü grubunda 875,43 ve unstabil anjina pektoris grubunda 768,29 olarak bulundu. Alıcı işletim karakteristiği analizinde YKL-40, kontrol– ST elevasyonsuz miyokard enfarktüsü ayrımında anlamlı ayırt edicilik (Eğri altında kalan alan≈0,73) ve kontrol– unstabil anjina pektoris ayrımında orta düzeyde ayırt edicilik (Eğri altında kalan alan≈0,69) gösterdi; ST elevasyonsuz miyokard enfarktüsü- unstabil anjina pektoris ayrımı için anlamlı değildi. Serum Chitinase-3-like protein 1, başvuru anındaki risk skor grupları ve Elektrokardiyogram/Ekokardiyografi alt sınıfları arasında belirgin farklılık göstermedi. Sonuç olarak serum Chitinase-3-like protein 1, akut koroner sendrom varlığında yükselen ve kontrol–akut koroner sendrom ayrımında anlamlı ayırt edicilik sağlayan bir biyobelirteçtir. ST elevasyonsuz miyokard enfarktüsü ile unstabil anjina pektorisi tek başına ayırmada yeterli görünmese de özellikle unstabil anjina pektoris için ek risk sinyali verebilmesi ve pratik bir eşik değer sunması nedeniyle acil serviste klinik değerlendirme ve standart testlerin yanında tamamlayıcı olarak kullanılabilir. Bulguların doğrulanması için daha geniş ve çok merkezli çalışmalara ihtiyaç vardır.
Akut pulmoner tromboemboli tanılı hastalarda serum oncostatin M düzeylerinin araştırılması
Pulmoner tromboemboliler dünya genelinde mortalite sebeplerinin önde gelen hastalıklarından biridir. Pulmoner tromboembolinin başvuru şikayetleri nonspesifik semptomlardan olması sebebiyle insidansı tam hesaplanamamakla birlikte 60-70/100.000'den fazla olduğu düşünülmektedir. Tüm hastane içi ölümlerin %5-15'inden sorumlu olduğu düşünülmektedir. Bu sebeple acil servislerde hastalara hızlı tanı konulmalı ve tedaviye başlanması gerekmektedir. Acil servislere başvuru kliniği basit bir atipik göğüs ağrısından ciddi bir şok ve solunum yetmezliğine kadar geniş bir yelpazededir. Ayrıcı tanılara birçok hastalığın girmesi sebebiyle tanı koymak zor olsa da mortalite ile sonuçlanabileceği için erken tanı koymak son derece önemlidir. Literatürde spesifik olarak tanı koyduruculuğu kanıtlanan bir biyomarker bulunmamaktadır. Bu sebeple iskemik hastalık durumlarında artması beklenen Oncostatin M biyomarkerının pulmoner tromboemboli hastalarında tanısal değerliliğini araştırmak istedik. Çalışmamız 3. Basamak bir üniversite hastanesinin acil servisinde prospektif ve tek merkezli olarak gerçekleştirildi. Çalışmamıza, çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan pulmoner tromboemboli kliniği olan 44 PTE pozitif hasta, 22 PTE negatif hasta ve 22 pulmoner tromboemboli kliniği olmayan kontrol grubu dahil edildi. Çalışmamızda anlamlılık düzeyi p <0,05 olarak kabul edildi. Çalışmamıza dahil edilen hastaların yaş ortalaması 64,76±16,08 olarak hesaplanmıştır. Cinsiyetlere bakıldığında 88 bireyin 52'si (%59,1) erkek, 36'sı (%40,9) kadındı. Gruplarımız arasında hastaların yaş ve cinsiyet farkı bulunmamaktaydı. Vaka grubumuzda Oncostatin M ortalaması 250,17±106,95 tespit edilirken kontrol grubumuzda 130,79±71,33 bulunmuştur. Vaka grubu kendi içinde incelendiğinde Oncostatin M ortalaması PTE pozitif hastalarda 300,89±85,97 tespit edilirken PTE negatif hastalarda 148,723±63,99 olarak bulunmuştur. İstatistiksel olarak bu sonuçlar anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Oncostatin M düzeylerinin tanısal açıdan sensitivitesi %84.09 spesifitesi %90.91 bulunurken, kestirim değeri 225.5 olarak hesaplanmıştır. Çalışmamızdan elde ettiğimiz verilere göre, Oncostatin M biyomarkerının pulmoner tromboemboli için tanısal bir test olarak kullanılabileceği düşünülmektedir. Yine çalışmamızda Oncostatin M düzeylerinin mortaliteyi göstermede de yararlı olabileceği tespit edildi. Bu çalışma bir ön çalışma olup daha ayrıntılı çalışmaların literatüre bu konuda net bilgi sağlayacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Oncostatin M, Pulmoner emboli, Pulmoner tromboemboli, Tanı, Mortalite, Biyomarker, Sensitivite, Spesifite
Akut pulmoner tromboemboli tanılı hastalarda serum oncostatin M düzeylerinin araştırılması
Pulmoner tromboemboliler dünya genelinde mortalite sebeplerinin önde gelen hastalıklarından biridir. Pulmoner tromboembolinin başvuru şikayetleri nonspesifik semptomlardan olması sebebiyle insidansı tam hesaplanamamakla birlikte 60-70/100.000'den fazla olduğu düşünülmektedir. Tüm hastane içi ölümlerin %5-15'inden sorumlu olduğu düşünülmektedir. Bu sebeple acil servislerde hastalara hızlı tanı konulmalı ve tedaviye başlanması gerekmektedir. Acil servislere başvuru kliniği basit bir atipik göğüs ağrısından ciddi bir şok ve solunum yetmezliğine kadar geniş bir yelpazededir. Ayrıcı tanılara birçok hastalığın girmesi sebebiyle tanı koymak zor olsa da mortalite ile sonuçlanabileceği için erken tanı koymak son derece önemlidir. Literatürde spesifik olarak tanı koyduruculuğu kanıtlanan bir biyomarker bulunmamaktadır. Bu sebeple iskemik hastalık durumlarında artması beklenen Oncostatin M biyomarkerının pulmoner tromboemboli hastalarında tanısal değerliliğini araştırmak istedik. Çalışmamız 3. Basamak bir üniversite hastanesinin acil servisinde prospektif ve tek merkezli olarak gerçekleştirildi. Çalışmamıza, çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan pulmoner tromboemboli kliniği olan 44 PTE pozitif hasta, 22 PTE negatif hasta ve 22 pulmoner tromboemboli kliniği olmayan kontrol grubu dahil edildi. Çalışmamızda anlamlılık düzeyi p <0,05 olarak kabul edildi. Çalışmamıza dahil edilen hastaların yaş ortalaması 64,76±16,08 olarak hesaplanmıştır. Cinsiyetlere bakıldığında 88 bireyin 52'si (%59,1) erkek, 36'sı (%40,9) kadındı. Gruplarımız arasında hastaların yaş ve cinsiyet farkı bulunmamaktaydı. Vaka grubumuzda Oncostatin M ortalaması 250,17±106,95 tespit edilirken kontrol grubumuzda 130,79±71,33 bulunmuştur. Vaka grubu kendi içinde incelendiğinde Oncostatin M ortalaması PTE pozitif hastalarda 300,89±85,97 tespit edilirken PTE negatif hastalarda 148,723±63,99 olarak bulunmuştur. İstatistiksel olarak bu sonuçlar anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Oncostatin M düzeylerinin tanısal açıdan sensitivitesi %84.09 spesifitesi %90.91 bulunurken, kestirim değeri 225.5 olarak hesaplanmıştır. Çalışmamızdan elde ettiğimiz verilere göre, Oncostatin M biyomarkerının pulmoner tromboemboli için tanısal bir test olarak kullanılabileceği düşünülmektedir. Yine çalışmamızda Oncostatin M düzeylerinin mortaliteyi göstermede de yararlı olabileceği tespit edildi. Bu çalışma bir ön çalışma olup daha ayrıntılı çalışmaların literatüre bu konuda net bilgi sağlayacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Oncostatin M, Pulmoner emboli, Pulmoner tromboemboli, Tanı, Mortalite, Biyomarker, Sensitivite, Spesifite
Akut pulmoner tromboemboli tanılı hastalarda serum oncostatin M düzeylerinin araştırılması
Pulmoner tromboemboliler dünya genelinde mortalite sebeplerinin önde gelen hastalıklarından biridir. Pulmoner tromboembolinin başvuru şikayetleri nonspesifik semptomlardan olması sebebiyle insidansı tam hesaplanamamakla birlikte 60-70/100.000'den fazla olduğu düşünülmektedir. Tüm hastane içi ölümlerin %5-15'inden sorumlu olduğu düşünülmektedir. Bu sebeple acil servislerde hastalara hızlı tanı konulmalı ve tedaviye başlanması gerekmektedir. Acil servislere başvuru kliniği basit bir atipik göğüs ağrısından ciddi bir şok ve solunum yetmezliğine kadar geniş bir yelpazededir. Ayrıcı tanılara birçok hastalığın girmesi sebebiyle tanı koymak zor olsa da mortalite ile sonuçlanabileceği için erken tanı koymak son derece önemlidir. Literatürde spesifik olarak tanı koyduruculuğu kanıtlanan bir biyomarker bulunmamaktadır. Bu sebeple iskemik hastalık durumlarında artması beklenen Oncostatin M biyomarkerının pulmoner tromboemboli hastalarında tanısal değerliliğini araştırmak istedik. Çalışmamız 3. Basamak bir üniversite hastanesinin acil servisinde prospektif ve tek merkezli olarak gerçekleştirildi. Çalışmamıza, çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan pulmoner tromboemboli kliniği olan 44 PTE pozitif hasta, 22 PTE negatif hasta ve 22 pulmoner tromboemboli kliniği olmayan kontrol grubu dahil edildi. Çalışmamızda anlamlılık düzeyi p <0,05 olarak kabul edildi. Çalışmamıza dahil edilen hastaların yaş ortalaması 64,76±16,08 olarak hesaplanmıştır. Cinsiyetlere bakıldığında 88 bireyin 52'si (%59,1) erkek, 36'sı (%40,9) kadındı. Gruplarımız arasında hastaların yaş ve cinsiyet farkı bulunmamaktaydı. Vaka grubumuzda Oncostatin M ortalaması 250,17±106,95 tespit edilirken kontrol grubumuzda 130,79±71,33 bulunmuştur. Vaka grubu kendi içinde incelendiğinde Oncostatin M ortalaması PTE pozitif hastalarda 300,89±85,97 tespit edilirken PTE negatif hastalarda 148,723±63,99 olarak bulunmuştur. İstatistiksel olarak bu sonuçlar anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Oncostatin M düzeylerinin tanısal açıdan sensitivitesi %84.09 spesifitesi %90.91 bulunurken, kestirim değeri 225.5 olarak hesaplanmıştır. Çalışmamızdan elde ettiğimiz verilere göre, Oncostatin M biyomarkerının pulmoner tromboemboli için tanısal bir test olarak kullanılabileceği düşünülmektedir. Yine çalışmamızda Oncostatin M düzeylerinin mortaliteyi göstermede de yararlı olabileceği tespit edildi. Bu çalışma bir ön çalışma olup daha ayrıntılı çalışmaların literatüre bu konuda net bilgi sağlayacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Oncostatin M, Pulmoner emboli, Pulmoner tromboemboli, Tanı, Mortalite, Biyomarker, Sensitivite, Spesifite
Acil serviste üst gastrointestinal kanama tanısı alan hastalarda serum diamin oksidaz düzeylerinin değerlendirilmesi
Akut gastrointestinal kanama, hastane yatışı gerektiren, yüksek morbidite ve mortalite ile ilişkili olabilen acil bir durumdur. Gastrointestinal sistemin kanama lokalizasyonuna bağlı olarak treitz ligamentinin proksimalinden kaynaklanan kanamalar üst, ligamentin distalinden kaynaklanan kanamalar ise alt gastrointestinal sistem kanaması olarak tanımlanmaktadır. Gastrointestinal sistem kanamasından şüphelenildiğinde detaylı bir anamnez, vital bulguların değerlendirilmesi, rektal muayeneyi de içeren genel fizik muayene ve çeşitli laboratuvar testleri tanısal süreçte önem arz etmektedir. Acil servislerde üst gastrointestinal kanama tanısı alan hastalarda erken kan transfüzyon ihtiyacı, endoskopik müdahale ve cerrahi işlemi öngörebilecek; aynı zamanda yatış ve müdahale gerektirmeyen, tekrar kanama ihtimali çok düşük riskli olan hasta gruplarını belirleyerek, morbidite ve mortalite tayininde yol gösterici parametrelere ihtiyaç duyulmaktadır. Serum diamin oksidaz enzimi bağırsak mukozal hasarını erken bir aşamada yansıtan ve bağırsak savunma fonksiyonunun bozulduğu durumları etkin bir şekilde gösteren enzimdir. Çalışmamızda 04.06.2024 ve 15.08.2024 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Uygulama Araştırma Merkezi Acil Servisi'nde üst gastrointestinal sistem kanama tanısı alarak çalışma kriterlerimize uyan ve damar volüm durumuna göre iki gruba ayrılan 56 hasta ile 28 sağlıklı gönüllünün demografik verileri, klinik bulguları, laboratuvar testleri ve serum diamin oksidaz seviyeleri incelenmiş; bu verilerin hastalığın şiddeti ve mortalite tayini üzerinde etkisi araştırılmıştır. Çalışmamızda yaş ortalamaları Grup I'de 65,23±15,9, Grup II'de 72,65±9,86 olarak elde edilirken sağlıklı grupta 59,54±17,12 olarak belirlendi. Medyan serum diamin oksidaz değerleri Grup I'de 6,1 (5,1-17,45), Grup II'de 36,55 (30,6-44,18) ve Grup III'te 14,55 (5,88-18,05) olarak elde edildi. Serum diamin oksidaz değerlerinin Grup II'de daha yüksek olduğu görüldü (p<0,001). Serum diamin oksidaz enzimi mortaliteyi ön görmede Grup I (%95 Güven aralığı: 1,00-1,00, p=0,020) ve Grup II'de (%95 Güven aralığı: 0,65-0,98, p=0,011) anlamlı yüksek bulunmuştur. Anahtar kelimeler: akut üst gastrointestinal sistem kanaması, serum diamin oksidaz enzim, mortalite
Acil serviste üst gastrointestinal kanama tanısı alan hastalarda serum diamin oksidaz düzeylerinin değerlendirilmesi
Akut gastrointestinal kanama, hastane yatışı gerektiren, yüksek morbidite ve mortalite ile ilişkili olabilen acil bir durumdur. Gastrointestinal sistemin kanama lokalizasyonuna bağlı olarak treitz ligamentinin proksimalinden kaynaklanan kanamalar üst, ligamentin distalinden kaynaklanan kanamalar ise alt gastrointestinal sistem kanaması olarak tanımlanmaktadır. Gastrointestinal sistem kanamasından şüphelenildiğinde detaylı bir anamnez, vital bulguların değerlendirilmesi, rektal muayeneyi de içeren genel fizik muayene ve çeşitli laboratuvar testleri tanısal süreçte önem arz etmektedir. Acil servislerde üst gastrointestinal kanama tanısı alan hastalarda erken kan transfüzyon ihtiyacı, endoskopik müdahale ve cerrahi işlemi öngörebilecek; aynı zamanda yatış ve müdahale gerektirmeyen, tekrar kanama ihtimali çok düşük riskli olan hasta gruplarını belirleyerek, morbidite ve mortalite tayininde yol gösterici parametrelere ihtiyaç duyulmaktadır. Serum diamin oksidaz enzimi bağırsak mukozal hasarını erken bir aşamada yansıtan ve bağırsak savunma fonksiyonunun bozulduğu durumları etkin bir şekilde gösteren enzimdir. Çalışmamızda 04.06.2024 ve 15.08.2024 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Uygulama Araştırma Merkezi Acil Servisi'nde üst gastrointestinal sistem kanama tanısı alarak çalışma kriterlerimize uyan ve damar volüm durumuna göre iki gruba ayrılan 56 hasta ile 28 sağlıklı gönüllünün demografik verileri, klinik bulguları, laboratuvar testleri ve serum diamin oksidaz seviyeleri incelenmiş; bu verilerin hastalığın şiddeti ve mortalite tayini üzerinde etkisi araştırılmıştır. Çalışmamızda yaş ortalamaları Grup I'de 65,23±15,9, Grup II'de 72,65±9,86 olarak elde edilirken sağlıklı grupta 59,54±17,12 olarak belirlendi. Medyan serum diamin oksidaz değerleri Grup I'de 6,1 (5,1-17,45), Grup II'de 36,55 (30,6-44,18) ve Grup III'te 14,55 (5,88-18,05) olarak elde edildi. Serum diamin oksidaz değerlerinin Grup II'de daha yüksek olduğu görüldü (p<0,001). Serum diamin oksidaz enzimi mortaliteyi ön görmede Grup I (%95 Güven aralığı: 1,00-1,00, p=0,020) ve Grup II'de (%95 Güven aralığı: 0,65-0,98, p=0,011) anlamlı yüksek bulunmuştur. Anahtar kelimeler: akut üst gastrointestinal sistem kanaması, serum diamin oksidaz enzim, mortalite
Acil serviste üst gastrointestinal kanama tanısı alan hastalarda serum diamin oksidaz düzeylerinin değerlendirilmesi
Akut gastrointestinal kanama, hastane yatışı gerektiren, yüksek morbidite ve mortalite ile ilişkili olabilen acil bir durumdur. Gastrointestinal sistemin kanama lokalizasyonuna bağlı olarak treitz ligamentinin proksimalinden kaynaklanan kanamalar üst, ligamentin distalinden kaynaklanan kanamalar ise alt gastrointestinal sistem kanaması olarak tanımlanmaktadır. Gastrointestinal sistem kanamasından şüphelenildiğinde detaylı bir anamnez, vital bulguların değerlendirilmesi, rektal muayeneyi de içeren genel fizik muayene ve çeşitli laboratuvar testleri tanısal süreçte önem arz etmektedir. Acil servislerde üst gastrointestinal kanama tanısı alan hastalarda erken kan transfüzyon ihtiyacı, endoskopik müdahale ve cerrahi işlemi öngörebilecek; aynı zamanda yatış ve müdahale gerektirmeyen, tekrar kanama ihtimali çok düşük riskli olan hasta gruplarını belirleyerek, morbidite ve mortalite tayininde yol gösterici parametrelere ihtiyaç duyulmaktadır. Serum diamin oksidaz enzimi bağırsak mukozal hasarını erken bir aşamada yansıtan ve bağırsak savunma fonksiyonunun bozulduğu durumları etkin bir şekilde gösteren enzimdir. Çalışmamızda 04.06.2024 ve 15.08.2024 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Uygulama Araştırma Merkezi Acil Servisi'nde üst gastrointestinal sistem kanama tanısı alarak çalışma kriterlerimize uyan ve damar volüm durumuna göre iki gruba ayrılan 56 hasta ile 28 sağlıklı gönüllünün demografik verileri, klinik bulguları, laboratuvar testleri ve serum diamin oksidaz seviyeleri incelenmiş; bu verilerin hastalığın şiddeti ve mortalite tayini üzerinde etkisi araştırılmıştır. Çalışmamızda yaş ortalamaları Grup I'de 65,23±15,9, Grup II'de 72,65±9,86 olarak elde edilirken sağlıklı grupta 59,54±17,12 olarak belirlendi. Medyan serum diamin oksidaz değerleri Grup I'de 6,1 (5,1-17,45), Grup II'de 36,55 (30,6-44,18) ve Grup III'te 14,55 (5,88-18,05) olarak elde edildi. Serum diamin oksidaz değerlerinin Grup II'de daha yüksek olduğu görüldü (p<0,001). Serum diamin oksidaz enzimi mortaliteyi ön görmede Grup I (%95 Güven aralığı: 1,00-1,00, p=0,020) ve Grup II'de (%95 Güven aralığı: 0,65-0,98, p=0,011) anlamlı yüksek bulunmuştur. Anahtar kelimeler: akut üst gastrointestinal sistem kanaması, serum diamin oksidaz enzim, mortalite
Manuel ve cihaz ile yapılan kardiyopulmoner resüsitasyonun etkinliklerinin karotis doppler ultrasonu ile karşılaştırılması
Bu çalışma, manuel ve mekanik cihaz yardımıyla gerçekleştirilen CPR etkinliklerini karotis doppler USG, ETCO2 ve laktat kullanarak karşılaştırmayı amaçlamaktadır. 54 hasta üzerinde yapılan bu araştırmada, yaş ortalaması 69,41±9,85 olarak saptanmıştır. CPR sonrası, hastaların %75,9'unda dönüşen spontan dolaşım (ROSC) elde edilmiştir. İlk 24 saat içinde ROSC elde eden hastaların neredeyse yarısı (%46,3) exitus olurken, diğerleri (%53,7) stabil kalmıştır. CPR sırasında manuel ilk döngüdeki USG ölçüm süresi daha uzun olup, mekanik cihazıyla yapılan beşinci döngüde önemli ölçüde kısa süreli ölçümler kaydedilmiştir. PSV ve EDV, ETCO2 ve laktat değerlerindeki değişim, mekanikle yapılan CPR süresince, manuel yapılana göre daha etkili bulunmuştur. Ayrıca, exitus hastaların laktat seviyeleri ve EtCO2 değerleri ROSC elde edenlere göre anlamlı derecede farklılık göstermiştir. Hastaların PSV, EDV ve ETCO2 değişimleri arasında anlamlı ve pozitif korelasyonlar gösterirken laktat değişimleri ile PSV, EDV ve ETCO2 değişimleri arasında anlamlı ve negatif korelasyonlar göstermiştir. PSV ve EDV değerlerinin CPR sonucu öngörmede anlamlı tanısal değeri olmadığı görülürken, ETCO2 ile laktatın için yapılan analiz sonucu anlamlı bulundu. Bu bulgular, mekanikle yapılan CPR yöntemlerinin etkinliğinin daha iyi olduğu, CPR değerlendirilmesinde karotis doppler USG'nin ve laktatın da ETCO2 gibi potansiyel bir araç olarak kullanılabileceğini, laktatın ETCO2 ile beraber kullanımının, CPR sonucu öngörmede daha net değerlendirme yapılabileceğini göstermektedir.
Acil serviste akut pankreatit tanısı alanhastalarda serum high mobility groupbox-1 ve calcipressin-1 düzeylerinindeğerlendirilmesi
Akut pankreatit, pankreas enzimlerinin aktif hale geçmesi sonucu pankreas ve çevre dokuların inflamasyonuyla karakterize bir durumdur. Genellikle klinik şiddetli karın ağrısı bulantı kusma ile ortaya çıkar. Tanısı klinik, amilaz-lipaz yüksekliği ve radyolojik bulgular ile konulur. Akut pankreatit, %80 hafif seyirliyken, %20 şiddetli seyreder. Şiddetli pankreatit yüksek mortalite ve morbidite riski taşır. Calsipressin1, düşük seviyelerde oksidatif strese karşı hücrelerde geçici olarak apoptozu engelleyen bir proteindir. Calcipressin1'in kardiyak hipertrofi, aterosklerotik hastalıklar, Down sendromu ve Alzheimer hastalığı gibi hastalıklarda rol oynadığı gösterilmiştir. High mobility group box 1, hücresel stres yanıtını algılar ve koordine eder. Genellikle patojenik inflamatuar durumlarda, kanser, sepsis ve otoimmünite gibi durumlarda artar. Çalışmamızda bu biyobelirteçlerin akut pankreatit tanısında ve şiddetinin belirlenmesindeki değerini araştırmak amaçlandı. Çalışmamız akut pankreatit tanısı alan 64 hasta ile sağlıklı 24 adet kontrol grubu ile gerçekleştirildi. Çalışmamıza katılan 88 kişinin ortalama yaşı 51,8±16,8 yıl, %59,1'i kadın, %40,9'u erkek olarak bulunmuştur. Calcipressin1 düzeylerinin ortalama değeri; hasta grubunda 9,24±7,20 ng/ml, sağlıklı grupta 4,83±3,62 ng/ml olarak bulunmuştur. High mobility group box 1 düzeylerinin ortalama değeri; hasta grubunda 2940,72±739,68 pg/ml, sağlıklı grubunda 2131,65±968,62 pg/ml olarak bulunmuştur. Hasta grupta, sağlıklı bireylere göre bu iki biyobelirteç de yüksek bulunmuştur. High mobility group box 1 ile BISAP, ranson ve imrie skorları arasında bir ilişki saptanamazken, Calcipressin1 ile ranson ve imrie skorları arasında ilişki saptanmıştır. Platelet lenfosit oranı, nötrofil lenfosit oranı, sistemik inflamatuar indeks, kreatinin, kan üre azotu ve C- reaktif protein şiddetli pankreatit olan hastalarda, olmayanlara göre yüksek bulunmuştur. Şiddetli pankreatit tanısında kan üre azotu, AUC değeri 0,909 ile en değerli parametre olarak bulunmuştur. Sonuç olarak calcipressin1 ve high mobility group box 1 düzeylerinin akut pankreatit tanısında yardımcı olduğu izlendi. Ancak akut pankreatit şiddetini belirlemede anlamlı olmadığı görüldü. Daha çok sayıda örneklem ile yapılacak daha geniş çaplı çalışmalar ile akut pankreatit şiddetini öngörmede daha fazla bilgi edinilebileceğini düşünmekteyiz.
Acil serviste akut pankreatit tanısı alanhastalarda serum high mobility groupbox-1 ve calcipressin-1 düzeylerinindeğerlendirilmesi
Akut pankreatit, pankreas enzimlerinin aktif hale geçmesi sonucu pankreas ve çevre dokuların inflamasyonuyla karakterize bir durumdur. Genellikle klinik şiddetli karın ağrısı bulantı kusma ile ortaya çıkar. Tanısı klinik, amilaz-lipaz yüksekliği ve radyolojik bulgular ile konulur. Akut pankreatit, %80 hafif seyirliyken, %20 şiddetli seyreder. Şiddetli pankreatit yüksek mortalite ve morbidite riski taşır. Calsipressin1, düşük seviyelerde oksidatif strese karşı hücrelerde geçici olarak apoptozu engelleyen bir proteindir. Calcipressin1'in kardiyak hipertrofi, aterosklerotik hastalıklar, Down sendromu ve Alzheimer hastalığı gibi hastalıklarda rol oynadığı gösterilmiştir. High mobility group box 1, hücresel stres yanıtını algılar ve koordine eder. Genellikle patojenik inflamatuar durumlarda, kanser, sepsis ve otoimmünite gibi durumlarda artar. Çalışmamızda bu biyobelirteçlerin akut pankreatit tanısında ve şiddetinin belirlenmesindeki değerini araştırmak amaçlandı. Çalışmamız akut pankreatit tanısı alan 64 hasta ile sağlıklı 24 adet kontrol grubu ile gerçekleştirildi. Çalışmamıza katılan 88 kişinin ortalama yaşı 51,8±16,8 yıl, %59,1'i kadın, %40,9'u erkek olarak bulunmuştur. Calcipressin1 düzeylerinin ortalama değeri; hasta grubunda 9,24±7,20 ng/ml, sağlıklı grupta 4,83±3,62 ng/ml olarak bulunmuştur. High mobility group box 1 düzeylerinin ortalama değeri; hasta grubunda 2940,72±739,68 pg/ml, sağlıklı grubunda 2131,65±968,62 pg/ml olarak bulunmuştur. Hasta grupta, sağlıklı bireylere göre bu iki biyobelirteç de yüksek bulunmuştur. High mobility group box 1 ile BISAP, ranson ve imrie skorları arasında bir ilişki saptanamazken, Calcipressin1 ile ranson ve imrie skorları arasında ilişki saptanmıştır. Platelet lenfosit oranı, nötrofil lenfosit oranı, sistemik inflamatuar indeks, kreatinin, kan üre azotu ve C- reaktif protein şiddetli pankreatit olan hastalarda, olmayanlara göre yüksek bulunmuştur. Şiddetli pankreatit tanısında kan üre azotu, AUC değeri 0,909 ile en değerli parametre olarak bulunmuştur. Sonuç olarak calcipressin1 ve high mobility group box 1 düzeylerinin akut pankreatit tanısında yardımcı olduğu izlendi. Ancak akut pankreatit şiddetini belirlemede anlamlı olmadığı görüldü. Daha çok sayıda örneklem ile yapılacak daha geniş çaplı çalışmalar ile akut pankreatit şiddetini öngörmede daha fazla bilgi edinilebileceğini düşünmekteyiz.
Acil serviste akut pankreatit tanısı alanhastalarda serum high mobility groupbox-1 ve calcipressin-1 düzeylerinindeğerlendirilmesi
Akut pankreatit, pankreas enzimlerinin aktif hale geçmesi sonucu pankreas ve çevre dokuların inflamasyonuyla karakterize bir durumdur. Genellikle klinik şiddetli karın ağrısı bulantı kusma ile ortaya çıkar. Tanısı klinik, amilaz-lipaz yüksekliği ve radyolojik bulgular ile konulur. Akut pankreatit, %80 hafif seyirliyken, %20 şiddetli seyreder. Şiddetli pankreatit yüksek mortalite ve morbidite riski taşır. Calsipressin1, düşük seviyelerde oksidatif strese karşı hücrelerde geçici olarak apoptozu engelleyen bir proteindir. Calcipressin1'in kardiyak hipertrofi, aterosklerotik hastalıklar, Down sendromu ve Alzheimer hastalığı gibi hastalıklarda rol oynadığı gösterilmiştir. High mobility group box 1, hücresel stres yanıtını algılar ve koordine eder. Genellikle patojenik inflamatuar durumlarda, kanser, sepsis ve otoimmünite gibi durumlarda artar. Çalışmamızda bu biyobelirteçlerin akut pankreatit tanısında ve şiddetinin belirlenmesindeki değerini araştırmak amaçlandı. Çalışmamız akut pankreatit tanısı alan 64 hasta ile sağlıklı 24 adet kontrol grubu ile gerçekleştirildi. Çalışmamıza katılan 88 kişinin ortalama yaşı 51,8±16,8 yıl, %59,1'i kadın, %40,9'u erkek olarak bulunmuştur. Calcipressin1 düzeylerinin ortalama değeri; hasta grubunda 9,24±7,20 ng/ml, sağlıklı grupta 4,83±3,62 ng/ml olarak bulunmuştur. High mobility group box 1 düzeylerinin ortalama değeri; hasta grubunda 2940,72±739,68 pg/ml, sağlıklı grubunda 2131,65±968,62 pg/ml olarak bulunmuştur. Hasta grupta, sağlıklı bireylere göre bu iki biyobelirteç de yüksek bulunmuştur. High mobility group box 1 ile BISAP, ranson ve imrie skorları arasında bir ilişki saptanamazken, Calcipressin1 ile ranson ve imrie skorları arasında ilişki saptanmıştır. Platelet lenfosit oranı, nötrofil lenfosit oranı, sistemik inflamatuar indeks, kreatinin, kan üre azotu ve C- reaktif protein şiddetli pankreatit olan hastalarda, olmayanlara göre yüksek bulunmuştur. Şiddetli pankreatit tanısında kan üre azotu, AUC değeri 0,909 ile en değerli parametre olarak bulunmuştur. Sonuç olarak calcipressin1 ve high mobility group box 1 düzeylerinin akut pankreatit tanısında yardımcı olduğu izlendi. Ancak akut pankreatit şiddetini belirlemede anlamlı olmadığı görüldü. Daha çok sayıda örneklem ile yapılacak daha geniş çaplı çalışmalar ile akut pankreatit şiddetini öngörmede daha fazla bilgi edinilebileceğini düşünmekteyiz.
Manuel ve cihaz ile yapılan kardiyopulmoner resüsitasyonun etkinliklerinin karotis doppler ultrasonu ile karşılaştırılması
Bu çalışma, manuel ve mekanik cihaz yardımıyla gerçekleştirilen CPR etkinliklerini karotis doppler USG, ETCO2 ve laktat kullanarak karşılaştırmayı amaçlamaktadır. 54 hasta üzerinde yapılan bu araştırmada, yaş ortalaması 69,41±9,85 olarak saptanmıştır. CPR sonrası, hastaların %75,9'unda dönüşen spontan dolaşım (ROSC) elde edilmiştir. İlk 24 saat içinde ROSC elde eden hastaların neredeyse yarısı (%46,3) exitus olurken, diğerleri (%53,7) stabil kalmıştır. CPR sırasında manuel ilk döngüdeki USG ölçüm süresi daha uzun olup, mekanik cihazıyla yapılan beşinci döngüde önemli ölçüde kısa süreli ölçümler kaydedilmiştir. PSV ve EDV, ETCO2 ve laktat değerlerindeki değişim, mekanikle yapılan CPR süresince, manuel yapılana göre daha etkili bulunmuştur. Ayrıca, exitus hastaların laktat seviyeleri ve EtCO2 değerleri ROSC elde edenlere göre anlamlı derecede farklılık göstermiştir. Hastaların PSV, EDV ve ETCO2 değişimleri arasında anlamlı ve pozitif korelasyonlar gösterirken laktat değişimleri ile PSV, EDV ve ETCO2 değişimleri arasında anlamlı ve negatif korelasyonlar göstermiştir. PSV ve EDV değerlerinin CPR sonucu öngörmede anlamlı tanısal değeri olmadığı görülürken, ETCO2 ile laktatın için yapılan analiz sonucu anlamlı bulundu. Bu bulgular, mekanikle yapılan CPR yöntemlerinin etkinliğinin daha iyi olduğu, CPR değerlendirilmesinde karotis doppler USG'nin ve laktatın da ETCO2 gibi potansiyel bir araç olarak kullanılabileceğini, laktatın ETCO2 ile beraber kullanımının, CPR sonucu öngörmede daha net değerlendirme yapılabileceğini göstermektedir.
Manuel ve cihaz ile yapılan kardiyopulmoner resüsitasyonun etkinliklerinin karotis doppler ultrasonu ile karşılaştırılması
Bu çalışma, manuel ve mekanik cihaz yardımıyla gerçekleştirilen CPR etkinliklerini karotis doppler USG, ETCO2 ve laktat kullanarak karşılaştırmayı amaçlamaktadır. 54 hasta üzerinde yapılan bu araştırmada, yaş ortalaması 69,41±9,85 olarak saptanmıştır. CPR sonrası, hastaların %75,9'unda dönüşen spontan dolaşım (ROSC) elde edilmiştir. İlk 24 saat içinde ROSC elde eden hastaların neredeyse yarısı (%46,3) exitus olurken, diğerleri (%53,7) stabil kalmıştır. CPR sırasında manuel ilk döngüdeki USG ölçüm süresi daha uzun olup, mekanik cihazıyla yapılan beşinci döngüde önemli ölçüde kısa süreli ölçümler kaydedilmiştir. PSV ve EDV, ETCO2 ve laktat değerlerindeki değişim, mekanikle yapılan CPR süresince, manuel yapılana göre daha etkili bulunmuştur. Ayrıca, exitus hastaların laktat seviyeleri ve EtCO2 değerleri ROSC elde edenlere göre anlamlı derecede farklılık göstermiştir. Hastaların PSV, EDV ve ETCO2 değişimleri arasında anlamlı ve pozitif korelasyonlar gösterirken laktat değişimleri ile PSV, EDV ve ETCO2 değişimleri arasında anlamlı ve negatif korelasyonlar göstermiştir. PSV ve EDV değerlerinin CPR sonucu öngörmede anlamlı tanısal değeri olmadığı görülürken, ETCO2 ile laktatın için yapılan analiz sonucu anlamlı bulundu. Bu bulgular, mekanikle yapılan CPR yöntemlerinin etkinliğinin daha iyi olduğu, CPR değerlendirilmesinde karotis doppler USG'nin ve laktatın da ETCO2 gibi potansiyel bir araç olarak kullanılabileceğini, laktatın ETCO2 ile beraber kullanımının, CPR sonucu öngörmede daha net değerlendirme yapılabileceğini göstermektedir.
Acil serviste st elevasyonlu ve non-ST elevasyonlu miyokard enfarktüsü tanısı alan hastalarda onkostatin-M (OSM) düzeylerinin araştırılması
Koroner arter hastalığı mortalite ve morbiditenin önde gelen hastalıklarındandır. Koroner arter hastalığının dünyadaki tüm ölümlerin %32'sinden sorumlu olması, hızlı tanı ve müdahale ile morbidite ve mortalitenin önlenebilir olması son derece önemlidir. Akut koroner sendrom koroner arter hastalıklarından biridir. Akut koroner sendrom acil servislere en sık göğüs ağrısı ile başvurmakta olup EKG ile STEMI tanısı konulanlara hızlıca müdahale edilirken Non-STEMI olan hastalar takiplerinde kardiyak spesifik enzim olan troponin ile saatler içinde tanı alabilmektedir. Troponin biyomarkerının böbrek yetmezliği gibi birçok hastalıktan etkilenmesi ve akut koroner sendromun başlangıcından saatler sonra kanda tespit edilmesi sebebiyle Non-STEMI hastaları tanı almada gecikmekte, nadiren de tanı atlanabilmektedir. Literatürdeki çalışmalarda iskemik durumlarda artış gösterdiği tespit edilen ve aterosklerotik plaklarda bulunduğu keşfedilen Oncostatin M biyomarkerının; Akut koroner sendrom hastalarında tanısal değerliliğini incelemek, Non-STEMI hastalarında daha erken ve doğru tanıdaki değerliliğini araştırmak istedik. Çalışmamız 3. Basamak bir üniversite hastanesinin acil servisinde prospektif ve tek merkezli olarak gerçekleştirildi. Çalışmamıza, çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan STEMI tanısı koyulan 22 hasta, Non-STEMI tanısı koyulan 22 hasta ve AKS kliniği olmayan 22 hasta kontrol grubu olarak dahil edildi. Çalışmamızın anlamlılık düzeyi p <0,05 olarak kabul edildi. Çalışmamızdaki hastalarımızın yaş ortalamaları 56,59±17,60 olarak tespit edilmiştir. Cinsiyetler açısından 44 (%66,7) erkek ve 22 (%33,3) kadındı. Gruplarımız arasında hastaların yaş ve cinsiyetleri açısından anlamlı farklılık bulunmamaktaydı. STEMI hasta grubumuzun Oncostatin M değerlerinin ortalaması 592,46±96,45 , Non-STEMI hastalarımızın Oncostatin M değerlerinin ortalaması 579,77±97,19 ve kontrol grubumuzdaki hastaların Oncostatin M değerlerinin ortalaması 418,71±77,93 olarak tespit edildi. Her iki AKS grubunun OSM düzeyleri ile kontrol grubu arasında anlamlı farklılık gözlenmiştir. AKS tespiti açısından Oncostatin M biyomarkerının sensitivitesi %72.73 , spesifitesi %97.73 ve kestirim değeri 461.06 olarak bulunmuştur. Çalışmamızdan elde ettiğimiz sonuca göre, Oncostatin M biyomarkerının STEMI ve Non-STEMI hastalarında tanısal bir parametre olarak kullanılabileceği düşünülmektedir. Non-STEMI hastalarında troponine kıyasla sensitivitesinin daha yüksek oluşu troponinden daha hızlı kanda yükseldiği ve dolayısıyla daha erken tanı koydurabileceği düşüncesindeyiz. Bu çalışma bir ön çalışma olup daha ayrıntılı çalışmaların literatüre bu konuda net bilgi sağlayacağını düşünmekteyiz.
Acil serviste st elevasyonlu ve non-ST elevasyonlu miyokard enfarktüsü tanısı alan hastalarda onkostatin-M (OSM) düzeylerinin araştırılması
Koroner arter hastalığı mortalite ve morbiditenin önde gelen hastalıklarındandır. Koroner arter hastalığının dünyadaki tüm ölümlerin %32'sinden sorumlu olması, hızlı tanı ve müdahale ile morbidite ve mortalitenin önlenebilir olması son derece önemlidir. Akut koroner sendrom koroner arter hastalıklarından biridir. Akut koroner sendrom acil servislere en sık göğüs ağrısı ile başvurmakta olup EKG ile STEMI tanısı konulanlara hızlıca müdahale edilirken Non-STEMI olan hastalar takiplerinde kardiyak spesifik enzim olan troponin ile saatler içinde tanı alabilmektedir. Troponin biyomarkerının böbrek yetmezliği gibi birçok hastalıktan etkilenmesi ve akut koroner sendromun başlangıcından saatler sonra kanda tespit edilmesi sebebiyle Non-STEMI hastaları tanı almada gecikmekte, nadiren de tanı atlanabilmektedir. Literatürdeki çalışmalarda iskemik durumlarda artış gösterdiği tespit edilen ve aterosklerotik plaklarda bulunduğu keşfedilen Oncostatin M biyomarkerının; Akut koroner sendrom hastalarında tanısal değerliliğini incelemek, Non-STEMI hastalarında daha erken ve doğru tanıdaki değerliliğini araştırmak istedik. Çalışmamız 3. Basamak bir üniversite hastanesinin acil servisinde prospektif ve tek merkezli olarak gerçekleştirildi. Çalışmamıza, çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan STEMI tanısı koyulan 22 hasta, Non-STEMI tanısı koyulan 22 hasta ve AKS kliniği olmayan 22 hasta kontrol grubu olarak dahil edildi. Çalışmamızın anlamlılık düzeyi p <0,05 olarak kabul edildi. Çalışmamızdaki hastalarımızın yaş ortalamaları 56,59±17,60 olarak tespit edilmiştir. Cinsiyetler açısından 44 (%66,7) erkek ve 22 (%33,3) kadındı. Gruplarımız arasında hastaların yaş ve cinsiyetleri açısından anlamlı farklılık bulunmamaktaydı. STEMI hasta grubumuzun Oncostatin M değerlerinin ortalaması 592,46±96,45 , Non-STEMI hastalarımızın Oncostatin M değerlerinin ortalaması 579,77±97,19 ve kontrol grubumuzdaki hastaların Oncostatin M değerlerinin ortalaması 418,71±77,93 olarak tespit edildi. Her iki AKS grubunun OSM düzeyleri ile kontrol grubu arasında anlamlı farklılık gözlenmiştir. AKS tespiti açısından Oncostatin M biyomarkerının sensitivitesi %72.73 , spesifitesi %97.73 ve kestirim değeri 461.06 olarak bulunmuştur. Çalışmamızdan elde ettiğimiz sonuca göre, Oncostatin M biyomarkerının STEMI ve Non-STEMI hastalarında tanısal bir parametre olarak kullanılabileceği düşünülmektedir. Non-STEMI hastalarında troponine kıyasla sensitivitesinin daha yüksek oluşu troponinden daha hızlı kanda yükseldiği ve dolayısıyla daha erken tanı koydurabileceği düşüncesindeyiz. Bu çalışma bir ön çalışma olup daha ayrıntılı çalışmaların literatüre bu konuda net bilgi sağlayacağını düşünmekteyiz.
Acil servise başvuran travma hastalarında mortalite belirteçlerinin değerlendirilmesi
Travma dışarıdan gelen etkilere karşı oluşan doku hasarlanmasıdır. Dünya genelinde trafik kazaları ve düşmeler önde gelen nedenlerdir. Genç populasyon başta olmak üzere tüm yaş grupları etkilenir. İnsanlar içim önemli bir mortalite ve morbidite kaynağıdır, ülke ekonomilerine yüktür. Travma hastalarının değerlendirildiği acil serviste, altın saatlerde zaman değerlidir ve kritik hastaları ayırt etmek gerekir. Bu amaçla travma skorları türetilmiştir. Bu skorlar genellikle detaylı muayene, laboratuvar ve görüntüleme sonuçlarına bağımlıdırlar ve karmaşık hesaplamalar gerektirirler. Dünyada ortak kullanılabilecek travma skoruna ihtiyaç devam etmektedir. Çalışmamız kan gazı oranlarını kullanarak bu ihtiyaca cevap vermeyi amaçlamaktadır. Çalışmamız 3. Basamak hastanede geriye dönük ve tek merkezli yapıldı. Çalışma dahil etme kriterlerini karşılayan 236 hastanın verileri hastane kayıt sistemlerinden tarandı. Travma skorları ve kan gazı oranları hesaplandı. Elde edilen veriler istatiksel analiz edildi ve anlamlılık düzeyleri p<0,05 belirlendi. Hastaların yaş ortalaması 43,21±18,39 'du, erkekler çoğunluktaydı. En sık araç içi trafik kazası ile künt yaralanmalar sıktı. Entübasyon durumu %23,73 'tü. Yaralanma bölgesi, kan şekeri dışında vitalleri, travma skorları, sodyum, klor, bikarbonat, laktat, baz eksisi ölümle ilişkili, iyonize kalsiyum ilişkisizdi (p>0,05). Potasyum/İyonize kalsiyum, Laktat/İyonize kalsiyum, Baz eksisi/İyonize kalsiyum, Bikarbonat/İyonize kalsiyum ölümle ilişkiliydi (p<0,05). Yaş, ateş, entübasyon durumu, travma skorları, potasyum, sodyum, klor, bikarbonat, laktat, baz eksisi, Potasyum/İyonize kalsiyum, Sodyum/İyonize kalsiyum, Klor/İyonize kalsiyum, Laktat/ İyonize kalsiyum, Baz eksisi/İyonize kalsiyum, Bikarbonat/İyonize kalsiyum mortaliteyi etkileyen faktörlerdir. LICA-H skoru mortaliteyi öngörme gücü (0,97), duyarlılığı (0,96), özgüllüğü (0,88) en yüksek travma skorudur. LiCa indeksinin her açıdan kuvvetli, mortalite öngörücüsü olduğunu bulduk. LICA-H skorunu ölümü öngerme gücü, özgüllüğü ve duyarlılığı en yüksek travma skoru saptadık. Litaratüre yeni kazandırdığımız bu bilgilerin kapsamlı ve çoklu araştırmalarla desteklenemeye ihtiyacı vardır.
Acil servise başvuran travma hastalarında mortalite belirteçlerinin değerlendirilmesi
Travma dışarıdan gelen etkilere karşı oluşan doku hasarlanmasıdır. Dünya genelinde trafik kazaları ve düşmeler önde gelen nedenlerdir. Genç populasyon başta olmak üzere tüm yaş grupları etkilenir. İnsanlar içim önemli bir mortalite ve morbidite kaynağıdır, ülke ekonomilerine yüktür. Travma hastalarının değerlendirildiği acil serviste, altın saatlerde zaman değerlidir ve kritik hastaları ayırt etmek gerekir. Bu amaçla travma skorları türetilmiştir. Bu skorlar genellikle detaylı muayene, laboratuvar ve görüntüleme sonuçlarına bağımlıdırlar ve karmaşık hesaplamalar gerektirirler. Dünyada ortak kullanılabilecek travma skoruna ihtiyaç devam etmektedir. Çalışmamız kan gazı oranlarını kullanarak bu ihtiyaca cevap vermeyi amaçlamaktadır. Çalışmamız 3. Basamak hastanede geriye dönük ve tek merkezli yapıldı. Çalışma dahil etme kriterlerini karşılayan 236 hastanın verileri hastane kayıt sistemlerinden tarandı. Travma skorları ve kan gazı oranları hesaplandı. Elde edilen veriler istatiksel analiz edildi ve anlamlılık düzeyleri p<0,05 belirlendi. Hastaların yaş ortalaması 43,21±18,39 'du, erkekler çoğunluktaydı. En sık araç içi trafik kazası ile künt yaralanmalar sıktı. Entübasyon durumu %23,73 'tü. Yaralanma bölgesi, kan şekeri dışında vitalleri, travma skorları, sodyum, klor, bikarbonat, laktat, baz eksisi ölümle ilişkili, iyonize kalsiyum ilişkisizdi (p>0,05). Potasyum/İyonize kalsiyum, Laktat/İyonize kalsiyum, Baz eksisi/İyonize kalsiyum, Bikarbonat/İyonize kalsiyum ölümle ilişkiliydi (p<0,05). Yaş, ateş, entübasyon durumu, travma skorları, potasyum, sodyum, klor, bikarbonat, laktat, baz eksisi, Potasyum/İyonize kalsiyum, Sodyum/İyonize kalsiyum, Klor/İyonize kalsiyum, Laktat/ İyonize kalsiyum, Baz eksisi/İyonize kalsiyum, Bikarbonat/İyonize kalsiyum mortaliteyi etkileyen faktörlerdir. LICA-H skoru mortaliteyi öngörme gücü (0,97), duyarlılığı (0,96), özgüllüğü (0,88) en yüksek travma skorudur. LiCa indeksinin her açıdan kuvvetli, mortalite öngörücüsü olduğunu bulduk. LICA-H skorunu ölümü öngerme gücü, özgüllüğü ve duyarlılığı en yüksek travma skoru saptadık. Litaratüre yeni kazandırdığımız bu bilgilerin kapsamlı ve çoklu araştırmalarla desteklenemeye ihtiyacı vardır.
Acil servise başvuran travma hastalarında mortalite belirteçlerinin değerlendirilmesi
Travma dışarıdan gelen etkilere karşı oluşan doku hasarlanmasıdır. Dünya genelinde trafik kazaları ve düşmeler önde gelen nedenlerdir. Genç populasyon başta olmak üzere tüm yaş grupları etkilenir. İnsanlar içim önemli bir mortalite ve morbidite kaynağıdır, ülke ekonomilerine yüktür. Travma hastalarının değerlendirildiği acil serviste, altın saatlerde zaman değerlidir ve kritik hastaları ayırt etmek gerekir. Bu amaçla travma skorları türetilmiştir. Bu skorlar genellikle detaylı muayene, laboratuvar ve görüntüleme sonuçlarına bağımlıdırlar ve karmaşık hesaplamalar gerektirirler. Dünyada ortak kullanılabilecek travma skoruna ihtiyaç devam etmektedir. Çalışmamız kan gazı oranlarını kullanarak bu ihtiyaca cevap vermeyi amaçlamaktadır. Çalışmamız 3. Basamak hastanede geriye dönük ve tek merkezli yapıldı. Çalışma dahil etme kriterlerini karşılayan 236 hastanın verileri hastane kayıt sistemlerinden tarandı. Travma skorları ve kan gazı oranları hesaplandı. Elde edilen veriler istatiksel analiz edildi ve anlamlılık düzeyleri p<0,05 belirlendi. Hastaların yaş ortalaması 43,21±18,39 'du, erkekler çoğunluktaydı. En sık araç içi trafik kazası ile künt yaralanmalar sıktı. Entübasyon durumu %23,73 'tü. Yaralanma bölgesi, kan şekeri dışında vitalleri, travma skorları, sodyum, klor, bikarbonat, laktat, baz eksisi ölümle ilişkili, iyonize kalsiyum ilişkisizdi (p>0,05). Potasyum/İyonize kalsiyum, Laktat/İyonize kalsiyum, Baz eksisi/İyonize kalsiyum, Bikarbonat/İyonize kalsiyum ölümle ilişkiliydi (p<0,05). Yaş, ateş, entübasyon durumu, travma skorları, potasyum, sodyum, klor, bikarbonat, laktat, baz eksisi, Potasyum/İyonize kalsiyum, Sodyum/İyonize kalsiyum, Klor/İyonize kalsiyum, Laktat/ İyonize kalsiyum, Baz eksisi/İyonize kalsiyum, Bikarbonat/İyonize kalsiyum mortaliteyi etkileyen faktörlerdir. LICA-H skoru mortaliteyi öngörme gücü (0,97), duyarlılığı (0,96), özgüllüğü (0,88) en yüksek travma skorudur. LiCa indeksinin her açıdan kuvvetli, mortalite öngörücüsü olduğunu bulduk. LICA-H skorunu ölümü öngerme gücü, özgüllüğü ve duyarlılığı en yüksek travma skoru saptadık. Litaratüre yeni kazandırdığımız bu bilgilerin kapsamlı ve çoklu araştırmalarla desteklenemeye ihtiyacı vardır.
Acil serviste st elevasyonlu ve non-ST elevasyonlu miyokard enfarktüsü tanısı alan hastalarda onkostatin-M (OSM) düzeylerinin araştırılması
Koroner arter hastalığı mortalite ve morbiditenin önde gelen hastalıklarındandır. Koroner arter hastalığının dünyadaki tüm ölümlerin %32'sinden sorumlu olması, hızlı tanı ve müdahale ile morbidite ve mortalitenin önlenebilir olması son derece önemlidir. Akut koroner sendrom koroner arter hastalıklarından biridir. Akut koroner sendrom acil servislere en sık göğüs ağrısı ile başvurmakta olup EKG ile STEMI tanısı konulanlara hızlıca müdahale edilirken Non-STEMI olan hastalar takiplerinde kardiyak spesifik enzim olan troponin ile saatler içinde tanı alabilmektedir. Troponin biyomarkerının böbrek yetmezliği gibi birçok hastalıktan etkilenmesi ve akut koroner sendromun başlangıcından saatler sonra kanda tespit edilmesi sebebiyle Non-STEMI hastaları tanı almada gecikmekte, nadiren de tanı atlanabilmektedir. Literatürdeki çalışmalarda iskemik durumlarda artış gösterdiği tespit edilen ve aterosklerotik plaklarda bulunduğu keşfedilen Oncostatin M biyomarkerının; Akut koroner sendrom hastalarında tanısal değerliliğini incelemek, Non-STEMI hastalarında daha erken ve doğru tanıdaki değerliliğini araştırmak istedik. Çalışmamız 3. Basamak bir üniversite hastanesinin acil servisinde prospektif ve tek merkezli olarak gerçekleştirildi. Çalışmamıza, çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan STEMI tanısı koyulan 22 hasta, Non-STEMI tanısı koyulan 22 hasta ve AKS kliniği olmayan 22 hasta kontrol grubu olarak dahil edildi. Çalışmamızın anlamlılık düzeyi p <0,05 olarak kabul edildi. Çalışmamızdaki hastalarımızın yaş ortalamaları 56,59±17,60 olarak tespit edilmiştir. Cinsiyetler açısından 44 (%66,7) erkek ve 22 (%33,3) kadındı. Gruplarımız arasında hastaların yaş ve cinsiyetleri açısından anlamlı farklılık bulunmamaktaydı. STEMI hasta grubumuzun Oncostatin M değerlerinin ortalaması 592,46±96,45 , Non-STEMI hastalarımızın Oncostatin M değerlerinin ortalaması 579,77±97,19 ve kontrol grubumuzdaki hastaların Oncostatin M değerlerinin ortalaması 418,71±77,93 olarak tespit edildi. Her iki AKS grubunun OSM düzeyleri ile kontrol grubu arasında anlamlı farklılık gözlenmiştir. AKS tespiti açısından Oncostatin M biyomarkerının sensitivitesi %72.73 , spesifitesi %97.73 ve kestirim değeri 461.06 olarak bulunmuştur. Çalışmamızdan elde ettiğimiz sonuca göre, Oncostatin M biyomarkerının STEMI ve Non-STEMI hastalarında tanısal bir parametre olarak kullanılabileceği düşünülmektedir. Non-STEMI hastalarında troponine kıyasla sensitivitesinin daha yüksek oluşu troponinden daha hızlı kanda yükseldiği ve dolayısıyla daha erken tanı koydurabileceği düşüncesindeyiz. Bu çalışma bir ön çalışma olup daha ayrıntılı çalışmaların literatüre bu konuda net bilgi sağlayacağını düşünmekteyiz.
Trans iskemik atak tanısında serumelisa glikoprotein-VI düzeyininaraştırılması
Çalışmamızda trans iskemik atak benzeri semptomlarla acil servise başvuran hastaları hassas tanı skoru ve trans iskemik atak prognoz skoruna göre gruplayarak serum elisa Glikoprotein-VI düzeyinin trans iskemik atak tanısında etkinliğini ve prognostik değerini görmeyi amaçlıyoruz. Çalışmaya Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu'nun 18.03.2024 tarih ve 05/38 nolu kararı ile gerekli izinler alındıktan sonra başlanmıştır. Kesitsel tanımlayıcı bir çalışmadır. Çalışmaya toplamda 85 olgu (E= 47 (%55), K=38 (%45)) dahil edilmiştir. Olguların yaş ortalaması yıl idi. Olguların %68,2'sinde komorbidite saptanmıştır. En fazla %57,6 oranı ile hipertansiyon ve %34,1 ile diyabet hastalıkları saptanmıştır. Hassas tanı skoru grupları arasında glikoprotein-VI değerleri yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0,001). Yapılan post hoc analizinde glikoprotein-VI değerleri sıralaması trans iskemik atak çok olası> trans iskemik atak olası> trans iskemik atak değil olarak tespit edilmiştir. Trans iskemik atak prognoz skoruna grupları arasında glikoprotein-VI yönünden istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,046). Trans iskemik atak prognoz skoru ≥ 4 grubunda glikoproteinVI değerleri daha yüksek saptanmıştır. Glikoprotein-VI ile hassas tanı skoru (r=0,682 p=0,001) ve trans iskemik atak prognoz skoru (r=0,469 p=0,001) arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmıştır. Alıcı işlem karakteristikleri analizinde, glikoproteinVI için eğri altında kalan alan= 0,821, cut-off= 85,15 ile %76 duyarlılık ve %75 özgüllük elde edilmiştir. Bu sonuç istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır. Çalışmanın sonuçları, glikoprotein-VI düzeylerinin trans iskemik atak tanısında potansiyel bir biyobelirteç olarak kullanılabilirliğini desteklemektedir. Elde edilen bulgular, yüksek glikoprotein-VI düzeylerinin trans iskemik atak olasılığı ile güçlü bir ilişki gösterdiğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Trans İskemik Atak, Glikoprotein-IV, Hassas Tanı Skoru, Trans İskemik Atak Prognoz Skoru
Trans iskemik atak tanısında serumelisa glikoprotein-VI düzeyininaraştırılması
Çalışmamızda trans iskemik atak benzeri semptomlarla acil servise başvuran hastaları hassas tanı skoru ve trans iskemik atak prognoz skoruna göre gruplayarak serum elisa Glikoprotein-VI düzeyinin trans iskemik atak tanısında etkinliğini ve prognostik değerini görmeyi amaçlıyoruz. Çalışmaya Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu'nun 18.03.2024 tarih ve 05/38 nolu kararı ile gerekli izinler alındıktan sonra başlanmıştır. Kesitsel tanımlayıcı bir çalışmadır. Çalışmaya toplamda 85 olgu (E= 47 (%55), K=38 (%45)) dahil edilmiştir. Olguların yaş ortalaması yıl idi. Olguların %68,2'sinde komorbidite saptanmıştır. En fazla %57,6 oranı ile hipertansiyon ve %34,1 ile diyabet hastalıkları saptanmıştır. Hassas tanı skoru grupları arasında glikoprotein-VI değerleri yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0,001). Yapılan post hoc analizinde glikoprotein-VI değerleri sıralaması trans iskemik atak çok olası> trans iskemik atak olası> trans iskemik atak değil olarak tespit edilmiştir. Trans iskemik atak prognoz skoruna grupları arasında glikoprotein-VI yönünden istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,046). Trans iskemik atak prognoz skoru ≥ 4 grubunda glikoproteinVI değerleri daha yüksek saptanmıştır. Glikoprotein-VI ile hassas tanı skoru (r=0,682 p=0,001) ve trans iskemik atak prognoz skoru (r=0,469 p=0,001) arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmıştır. Alıcı işlem karakteristikleri analizinde, glikoproteinVI için eğri altında kalan alan= 0,821, cut-off= 85,15 ile %76 duyarlılık ve %75 özgüllük elde edilmiştir. Bu sonuç istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır. Çalışmanın sonuçları, glikoprotein-VI düzeylerinin trans iskemik atak tanısında potansiyel bir biyobelirteç olarak kullanılabilirliğini desteklemektedir. Elde edilen bulgular, yüksek glikoprotein-VI düzeylerinin trans iskemik atak olasılığı ile güçlü bir ilişki gösterdiğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Trans İskemik Atak, Glikoprotein-IV, Hassas Tanı Skoru, Trans İskemik Atak Prognoz Skoru
Trans iskemik atak tanısında serumelisa glikoprotein-VI düzeyininaraştırılması
Çalışmamızda trans iskemik atak benzeri semptomlarla acil servise başvuran hastaları hassas tanı skoru ve trans iskemik atak prognoz skoruna göre gruplayarak serum elisa Glikoprotein-VI düzeyinin trans iskemik atak tanısında etkinliğini ve prognostik değerini görmeyi amaçlıyoruz. Çalışmaya Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu'nun 18.03.2024 tarih ve 05/38 nolu kararı ile gerekli izinler alındıktan sonra başlanmıştır. Kesitsel tanımlayıcı bir çalışmadır. Çalışmaya toplamda 85 olgu (E= 47 (%55), K=38 (%45)) dahil edilmiştir. Olguların yaş ortalaması yıl idi. Olguların %68,2'sinde komorbidite saptanmıştır. En fazla %57,6 oranı ile hipertansiyon ve %34,1 ile diyabet hastalıkları saptanmıştır. Hassas tanı skoru grupları arasında glikoprotein-VI değerleri yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0,001). Yapılan post hoc analizinde glikoprotein-VI değerleri sıralaması trans iskemik atak çok olası> trans iskemik atak olası> trans iskemik atak değil olarak tespit edilmiştir. Trans iskemik atak prognoz skoruna grupları arasında glikoprotein-VI yönünden istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,046). Trans iskemik atak prognoz skoru ≥ 4 grubunda glikoproteinVI değerleri daha yüksek saptanmıştır. Glikoprotein-VI ile hassas tanı skoru (r=0,682 p=0,001) ve trans iskemik atak prognoz skoru (r=0,469 p=0,001) arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmıştır. Alıcı işlem karakteristikleri analizinde, glikoproteinVI için eğri altında kalan alan= 0,821, cut-off= 85,15 ile %76 duyarlılık ve %75 özgüllük elde edilmiştir. Bu sonuç istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır. Çalışmanın sonuçları, glikoprotein-VI düzeylerinin trans iskemik atak tanısında potansiyel bir biyobelirteç olarak kullanılabilirliğini desteklemektedir. Elde edilen bulgular, yüksek glikoprotein-VI düzeylerinin trans iskemik atak olasılığı ile güçlü bir ilişki gösterdiğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Trans İskemik Atak, Glikoprotein-IV, Hassas Tanı Skoru, Trans İskemik Atak Prognoz Skoru
Acil serviste non-ST elevasyonlu ve ST elevasyonlu miyokard enfarktüsü tanısı alan hastalarda serum glikoprotein-6 (glycoprotein VI) düzeylerinin araştırılması
Akut koroner sendrom koroner arterde meydana gelen plak rüptürünün koroner kan akımını engellemesi sonucu miyokardın oksijen ihtiyacının artması ile karakterizedir. ST yükselmesi olmayan miyokard infarktüsü, unstabil angina pektoris ve ST yükselmeli miyokard infarktüsü olarak üç alt tipi mevcuttur. Mortalitesi yüksek olan bu hastalığın tanısı ve tedavisinin hızlı olması gerekmektedir. Yüksek duyarlılıklı troponin T gibi laboratuvar testleri tanıyı ve Grace skorları gibi sınıflamalar prognozu belirlemek amacıyla kullanılmasına rağmen daha hızlı ve güvenilir yeni biyobelirteç arayışları devam etmektedir. Çalışmamızda bu belirteçlerden biri olabileceği düşünülen Gp VI'nın akut koroner sendrom olgularında tanısal ve prognostik değerliliği araştırılmak amaçlanmıştır. Çalışmamız acil servise başvurmuş gönüllüler ile prospektif ve tek merkezli olarak yapılmıştır. Çalışmamıza, çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan ST yükselmesi olmayan miyokard infarktüsü tanısı alan 25 hasta, ST yükselmeli miyokard infarktüsü tanısı alan 25 hasta ve 25 kontrol grubu şeklinde 75 kişi dahil edilmiştir. Çalışmamızda anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmamızda hastaların yaş ortalaması kontrol grubunda 61,55±12,88, ST yükselmesi olmayan miyokard infarktüsü grubunda 66,0±12,9 ve ST yükselmeli miyokard infarktüsü grubunda 57,28±12,3 olarak saptandı. Kontrol grubunun %32'si, ST yükselmesi olmayan miyokard infarktüsü grubunun %20'si ve ST yükselmeli miyokard infarktüsü grubunun %40'ı kadındı. Gp VI düzeyi; ST yükselmesi olmayan miyokard infarktüsü grubunda 1620,9±1134,7 ve ST yükselmeli miyokard infarktüsü grubunda 2862,6±1499,6 olarak tespit edildi. Kontrol grubuna göre ST yükselmesi olmayan miyokard infarktüsü ve ST yükselmeli miyokard infarktüsü gruplarında Gp VI düzeyleri 54 anlamlı derecede daha yüksek bulundu. ST yükselmeli miyokard infarktüsü grubunda ST yükselmesi olmayan miyokard infarktüsü grubuna göre Gp VI düzeyi anlamlı derecede daha yüksekti. Gp VI düzeyinin Grace skoru, Heart skoru, troponin ve BNP düzeyleri ile pozitif yönlü orta düzey korelasyonu tespit edildi. Çalışmamızda Gp VI'nın akut koroner sendromlar için tanısal ve prognostik bir test olarak kullanılabileceği tespit edildi. Bu çalışma ışığında örneklem sayısının arttırılarak daha net sonuçlar elde edilebileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Glikoprotein 6, STEMI, NSTEMI, Tanı, Prognoz, Acil Servis