Theses supervised by Prof. Dr. Mustafa Fişne

13 theses · Afyon Kocatepe University

Master'sOpen AccessTR

Türkiye ile Rusya ilişkilerinin işbirliği ve çatışma perspektifinden incelenmesi (1990-2023)

Bu çalışmada, Türkiye-Rusya ilişkilerinin işbirliği ve çatışma perspektifi bağlamında incelenmesi amaçlanmıştır. Diğer bir ifadeyle çalışma, Rusya ve Türkiye devletleri arasında iş birliğine ya da çatışmacı ilişkilere konu olan alanları ortaya koymaktadır. Soğuk Savaş'ın sona ermesi, daha önce zıt bloklarda yer alan Türkiye ve Rusya için yeni fırsatlar açmıştır. Türkiye, kültürel bağlar nedeniyle özellikle Kafkaslar ve Orta Asya'daki ülkelerle güçlü ilişkiler kurmayı hedeflemiştir. 1990'ların sonlarına doğru, Rusya istikrar kazanarak, eski Sovyetler Birliği ülkelerini güvenliği için hayati önemde görmeye başlamış ve Türkiye ile rekabete girişmiş, bu da zaman zaman karşılıklı tehdit algılarına yol açmıştır. Ekonomik krizlere rağmen Türkiye ve Rusya'nın ikili ticareti, örtüşen ekonomik çıkarlarla gelişmiştir. 2000'lerde gelişen ekonomik bağlar ve Batı ile yaşanan sorunlar, iş birliğini artırmıştır. Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz'deki çatışmalar, farklı çıkarların varlığını ortaya koysa da iş birliği potansiyelini de göstermiştir. Bölgesel çatışma konularına rağmen, karşılıklı ekonomik bağımlılık, uzlaşma ve iş birliğini teşvik etmiştir.

Maral Mominova
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Birinci Körfez Savaşı sonrası Türkiye'nin Irak'taki etnik, dini ve siyasi gruplarla ilişkileri

Küreselleşme olgusu ve uluslararası düzende gerçekleşen değişimler sayesinde, günümüzde artık ülkelerarası ilişkilerin sadece merkezi hükümetler nezdinde yürütülmekte olan ilişkilerle sınırlı kalmaktan çıkıp, ülkeler içerisindeki federe devletler veya bölgesel yönetimleri de içeren bir hal aldığı gözlenmektedir. Bu genel çerçeve içerisinde, merkezi otoritenin zayıfladığı, hatta bazen meşruiyet sorunu yaşamaya başladığı, Irak, Afganistan, Suriye ve Libya gibi "çökmüş" devletlerde bulunan etnik, dini ve siyasi grupların etkinliklerini artırarak dış ilişkilerde "alt aktörler" haline geldikleri görülmektedir. Bu gelişmeden hareketle, çalışmada Türkiye'nin Irak'taki etnik, dini ve siyasi gruplarla olan ilişkileri ve bu ilişkilerin iki ülke arasındaki hükümetler düzeyindeki ilişkilere yansımaları ele alınmıştır. Araştırma dönemi ise, 1991 yılındaki Birinci körfez Savaşı'ndan günümüze kadar geçen süreyi kapsamakta olup, bu dönemdeki bahse konu ilişkiler 2002 öncesi ve sonrası şeklinde incelenmiştir. Araştırma konusuna Irak'ta etkili konumda bulunan Kürtler, Şii ve Sünni Araplar, Türkmenler ile Hıristiyanlar ve Yezidiler dâhil edilmiştir. Çalışma Türkiye'nin sadece Irak merkezi hükümeti üzerinde değil, birçok etnik, dini ve siyasi grup üzerinde etkili olduğunu, bu sayede Irak iç politikasında dengelerin kurulmasına ve böylece Irak'ın istikrara kavuşmasına katkı sunan bir konuma geldiğini ortaya koymuştur.

Dini gruplarEtnik gruplarIrak+7
Recep Kaya
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türk dış politikası'nda kültürel diplomasi: Yunus Emre Enstitüsü örneği

Devletler zora (güce) dayalı politikalardan ziyade ''kültürel diplomasi'' yoluyla dillerini, geleneklerini, göreneklerini ve kültürleri yaymak için çeşitli faaliyetler gerçekleştirmişlerdir. Örneğin, İngiltere British Council, Almanya Goethe Enstitüsü ve İspanya ise Cervantes Enstitüsü gibi kültür enstitüleri ile kültürel diplomasi faaliyetleri gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Türkiye de bu sürecin bir parçası olmuş ve Yunus Emre Enstitüsü bünyesinde kendi kültürel birikimini tanıtmak ve yaymak adına çeşitli adımlar atmıştır. Dolayısıyla, son dönemlerde literatüre giren ve Türk dış politikasında da kullanılmaya başlanan yumuşak gücün bir parçası olan ''kültürel diplomasi''nin mahiyeti ve Türkiye'nin bu alanda ne gibi faaliyetlerde bulunduğu ve bu bağlamda Yunus Emre Enstitüsü'nün faaliyetleri ve bu faaliyetlerin etkinliği incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kültürel Diplomasi, Yumuşak güç, Yunus Emre Enstitüsü, Kültür Enstitüleri.

DiplomasiKamu diplomasisiKültürel diplomasi+3
Abuzer Er
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği terörle mücadele politikasının üyelik sürecine yansımaları

Yaşanan terör olayları sonrası AB nezdinde, Avrupa değerleri ile senkronize bir şekilde oluşturulan terörle mücadele politikasının AB üyelik müzakerelerinde aday ülkelere etkileri, çalışmanın genel çerçevesini oluşturmaktadır. 11 Eylül 2001 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde meydana gelen terör saldırıları AB terörle mücadele politikasının oluşumunda bir dönüm noktası oluşturması sebebiyle, AB terörle mücadele politikasının 2004 ve sonrası Avrupa Birliği üyelik sürecine dahil olan her bir aday ülkenin uyum çalışmalarına nasıl yansıdığı, ne oranda tutarlı olduğu; AB ilerleme raporlarından yararlanılarak tespit edilmektedir. Tespit edilen bulgular ışığında, uzun yıllar boyunca Avrupa Birliğine tam üye olma yolunda önemli çaba sarf eden ve 2005 yılından beri müzakereci ülke konumunda bulunan Türkiye'nin, AB ile terörle mücadele konusunda ortaya çıkan anlaşmazlıklarının nedenleri de açıklanmaya çalışılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Terörle Mücadele Politikası, 2004 genişlemesi, İlerleme Raporları, Türkiye ve Avrupa Birliği.

Avrupa BirliğiTam üyelikTerör+3
Uğur Erbaş
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türk siyasal hayatındaki gelişmelerin politik mizaha yansıması: 'Akbaba Dergisi' örneği (1922-1977)

Politik mizah, doğası gereği eleştirel bir bakış açısına sahiptir. Bu eleştiri; iktidardan muhalefete tüm siyasal aktörlere yöneliktir. Türk siyasal hayatının her döneminde yönetim sistemi değişiklikleri, liderler ve uyguladıkları yönetim biçimleri, seçim sistemleri, darbeler ve akabinde oluşturulan anayasalar toplumsal hayatı şekillendirmiştir. Bu tez çalışmasında, Türk Siyasal Hayatında yaşanan gelişmelerin politik mizaha yansıması incelenmiştir. Cumhuriyet tarihinin en uzun soluklu mizah dergisi olan, 1922-1977 yılları arasında Orhan Seyfi Orhon ve Yusuf Ziya Ortaç tarafından yayımlanan Akbaba dergisi ele alınmış; Türk siyasal hayatında yaşanan gelişmelerin dergideki yazı ve karikatürlerde nasıl yer bulduğu incelenerek günümüz Türk siyaseti ile olan bağlantısı tartışılmıştır

Akbaba dergisiDergilerMizah+4
Özhan Turhanlı
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çin Halk Cumhuriyeti'nde milliyetçilik anlayışının dış politika üzerindeki etkileri

Günümüz uluslararası sistemi çok kutuplu yapıya sahip olduğu için, uluslararası olaylarda etkin rol oynayan ülkelerin sayısında da artış görülmektedir. Çin Halk Cumhuriyeti bu ülkelerden biridir. Özellikle, 1978 yılında Deng Xiaoping önderliğinde oluşturulan reform ve dışa açılma stratejileri, 1990'lı yıllar boyunca uygulanmaya devam edilmiştir. Bunun sonucunda Çin hem ekonomi hem de dış politika alanlarında etkisini arttırmıştır. Çin Dış Politikasına yön veren birçok araç vardır. Bunlardan bir tanesi de Çin milliyetçiliğidir. Çalışmada, Çin'de milliyetçiliğin doğuşu ve Çin dış politikasını nasıl etkilediği ele alınmıştır. Araştırma dönemi ise, milliyetçiliğin doğduğu 1840'lı yıllardan başlayarak, özellikle 1949-2019 aralığındaki 70 yıllık süreyi kapsamaktadır. Araştırmaya milliyetçilikle ilişkili olarak iç politikada yaşanan gelişmeler fazla dahil edilmemiş, ağırlıklı olarak dış politika olaylarına ve stratejileri incelenmiştir. Çalışma, Çin milliyetçiliğinin, dış politikayı yönlendiren önemli bir araç olduğunu, milliyetçiliğin etkisinin Çin dış politikasında belirleyici olduğu ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Çin Dış Politikası, Çin Milliyetçiliği, Çin Dış Politikası Unsurları

MilliyetçilikUluslararası ilişkilerUluslararası politika+1
Feyza Nur Demirel
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Dış politikada din faktörü: İsrail örneği

Modern uluslararası ilişkilere Vestfalya sistemi hâkim olduğu için din dış politikayı belirleyici bir faktör olarak görülmemiştir. Ancak din bu dönemde araç olarak uluslararası ilişkilerde varlığını devam ettirmiştir. 1948 yılında İsrail devletinin, akabinde din temelli çeşitli uluslararası örgütlerin kurulması dış politikada dinin yeniden etkili olduğu bir dönemi başlatmıştır. 11 Eylül 2001 yılında ABD'de Pentagon ve İkiz Kulelere yönelik saldırılarla birlikte din, uluslararası ilişkilere tam bir dönüş yapmıştır. Yöneticilerin dini düşünce ve inançlarının, kutsal mekânların statüsü ve dini temelli iç çatışmaların dış politikaya etkisi gibi konularda görüldüğü gibi günümüzde din dış politikada önemli bir faktör haline gelmiştir. İsrail Devleti'nin kurucu ideolojisi olan Siyonizm, uluslararası toplumun onayını almak için laik temel üzerine inşa edilmiş olup tüm dünyadaki Yahudiler için bir devlet yaratma amacında idi. Bu amaç doğrultusunda kurulmuş olan İsrail devletinin Tevrat kaynaklı bir dış politika stratejisi izlediği görülür. Tevrat kaynaklı olarak Yahudiler, vaat edilmiş topraklar, seçilmiş halk oldukları iddiası ve varlığını devam ettirme bilinci ile hareket etmektedirler. Anahtar Kelimeler: İsrail, din, dış politika, dış politika analizi

DinDin politikasıUluslararası ilişkiler+2
Fatma Teker
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Siyasal iktidar konusuna Hıristiyan ve Müslüman düşünürlerin yaklaşımı (9.-16. yüzyılları arası)

Bir devletin en önemli unsurlarından olan siyasal iktidar, sosyal yapılar hiyerarşisinde devlete üstün bir statü sağlamakta ve toplum içerisindeki diğer sosyal yapıların siyasallaşmasında oldukça etkili olmaktadır. Kabul edilebilir bir meşruluğa sahip olması gereken siyasal iktidarın, en önemli meşruluk kaynaklarından birisi de din olgusudur. Aynı zamanda dinlerde insanlara ulaşabilmek için siyasal otoriteleri kullanmaktadır. Bu bağlamda Hristiyanlık ve İslamiyet de siyasal iktidarın otoritesinden yararlanmış ve onu etkilemiştir. Bu doğrultuda, bu çalışmanın amacı Hristiyanlık ve İslamiyet dinlerine mensup düşünürlerin siyasal iktidar konusuna yaklaşımlarını inceleyerek, bu yaklaşımlar arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları tespit etmektir. Tezde geniş bir literatür taramasına dayalı betimleyici, nitel yöntem kullanılmıştır. Yapılan çalışma kapsamında, her iki dinin siyasal iktidar ile etkileşimlerinin en yoğun olduğu IX. ve XVI. yüzyılları arasındaki dönem incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda Hristiyan ve Müslüman düşünürlerinin siyasal iktidar konusuna yaklaşımlarının farklı olmasında temel etken mensup oldukları din olarak gözükse de, dine bağlı olan farklı etkenlerde mevcuttur. Yaşadıkları coğrafya, içlerinde yetiştikleri siyasal yapılanmalar, yaşadıkları dönemdeki siyasal iktidarların dini kurumlar ile olan etkileşimleri, yetiştikleri bölgenin sahip olduğu bilgi birikimleri ve ekonomik durumu ve Hristiyanlık ve İslam'ın birbirleri ile olan etkileşimleri de bu farklılıkların oluşmasında önemli rol oynamıştır. Sonuç olarak, düşünürlerin siyasal iktidar konusuna yaklaşımları Hristiyan düşünürler için siyasal iktidarı savunma ya da dini iktidarı savunma şeklinde olurken, Müslüman düşünürler ise siyasal iktidarın kendisi ile ilgilenmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Hristiyanlık, İslamiyet, siyasal iktidar, Kilise, halifelik.

Batılı düşünürlerHalifelikHristiyanlar+7
Döndü Sayğı
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa'da düşman algısının antisemitizmden İslamofobiye dönüşümü (Almanya örneği)

Bu çalışma son yıllarda Avrupa'da tartışılmaya başlayan ve birçok karşıt görüşü içinde barındıran antisemitizm ve İslamofobi ilişkisine odaklanmıştır. Çalışmada, Avrupa'nın düşman algısındaki değişim göz önüne alınarak, 11 Eylül sonrası artan ve tehlikeli bir boyuta ulaşan İslamofobinin, Holokost gibi bir geçmişi olan antisemitizmden beslendiği, antisemitizmin İslamofobi için bir ön uyarı olduğu düşüncesi detaylı bir incelemeye tabi tutulmuştur. Genelde Avrupa, özelde Almanya üzerine yoğunlaşan çalışma, İslamofobi ve antisemitizmin temelinde yer alan zenofobi ve ırkçılık kavramlarından yola çıkılarak açıklanmaya çalışılmıştır. Literatürde yeni yeni konuşulmaya başlayan bu konu, karşıt görüşleri barındırsa da her iki kavram arasında bağlantı olduğu genel kabul görmektedir. Bu anlamda çalışmada, kavramlar arasındaki benzer noktaların çok fazla olduğu ve İslamofobinin antisemitizmden beslendiği tespit edilmiştir.

AlmanyaAntisemitizmAvrupa+4
Dilay Sertel
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Afganistan'da etnik yapının iktidar mücadelesine etkisinin incelenmesi (1989-2019)

Etnik köken çok etnik gruptan oluşan toplumlar için oldukça önem taşımaktadır. Afganistan da etnik, kültürel, dilsel ve dini bakımdan oldukça çeşitlilik gösteren bir ülkedir. Ülkenin yönetimine ilişkin düzenlemeler, büyük oranda etnik katılımı temel almaktadır. 2001'den beri birçok değişiklik olmasına rağmen toplumda siyasal iktidarın paylaşımı, farklı etnik ve kabile grupları arasında yazılı olmayan bir anlaşmaya dayanmaktadır. Bununla birlikte, etnik, kültürel, dini ve dilsel farklılıkların varlığı ve hakimiyeti vatandaşlar arasında zaman zaman mikro düzeydeki çatışmalara sebep olmaktadır. 1979'dan beri devam eden Afganistan'daki iç çatışmaları sona erdirmeyi amaçlayan Bonn Anlaşması, 2001'de çok önemli bir gelişme olarak yürürlüğe girmiştir. Anlaşma esasında uzun süren bu iç çatışmaların temel nedenini oluşturan etnik menfaatleri azaltmayı amaçlamıştır. Çünkü, Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte Afganistan'daki savaş, ideolojik bir mücadeleden vahşi bir etno-milliyetçi çatışmaya dönüşmüştür. Bu dönüşüm büyük ölçüde komşu ülkeler tarafından körüklenmiştir. Bonn Anlaşması kapsamında etnik kategoriler Afganistan'da siyasi sürecin temel yapı taşları olarak değerlendirilmiştir. Bu bağlamda çalışmada, 1989-2019 yıllarını kapsayan dönem içerisinde Afganistan'daki etnik yapının iktidar mücadelesine olan etkisi incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda, Afganistan'da kalıcı bir barışın sağlanması için etnik temelde değil, sivil yapıda çok partili bir sistemin kurulması gerektiği ortaya konmaktadır. Siyasi kurumların yeniden inşasında, etnik eğilimlerin politik alan üzerindeki etkisini azaltmak için çaba sarf edilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Anahtar kelimeler: Afganistan, Etnik Yapı, İktidar Mücadelesi.

AfganistanEtnik gruplarEtnik yapı+3
Parwana Bazgar
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

TR-33 bölgesindeki büyükşehir ve il belediyelerinin kardeş şehir uygulamaları üzerine bir inceleme

İkinci Dünya Savaşının ardından belediyeler arasında gerçekleştirilmeye başlayan kardeş şehir uygulamaları günümüzde küreselleşme sürecine paralel olarak iyiden iyiye yükselişe geçmiştir. Yerel yönetimler alanında yaşanan gelişmeler neticesinde merkezi yönetimlerin yanında yerel yönetimlerin de küresel alanda bir aktör olarak daha fazla rol aldığı gözlemlenmektedir. Özellikle uluslararası arenada kurulan kardeş şehir ilişkileri şehirlerin pek çok alanda birbirinden pozitif manada etkilenmesinin önünü açabilmekte ve bu sayede şehirlerin gelişim ve dönüşümüne katkı sağlayabilmektedir. Bununla beraber kurulan kardeş şehir ilişkilerinin şehirlerin marka değerleri ve turizmine yapabileceği katkılar ile kamu diplomasisine katabilecekleri de göz ardı edilmemelidir. Bu bağlamda belediyelerin kardeş şehir edinme, uygulama ve çalışma süreçlerine ilişkin hususlar nesnel bir biçimde incelenerek Afyon, Kütahya, Uşak, Manisa, belediyeleri ziyaret edilerek şehirlerinin kardeş şehir ilişkileri noktasında pozitif ve negatif yönleri araştırılmış olup pek çok eksiklik ortaya konulmuştur.

BelediyelerBüyükşehir belediyeleriBüyükşehirler+2
Ali Özer
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Mehmet Saffet (Arın) Engin'in modern Türk siyasal düşüncesine katkıları üzerine bir inceleme

Mehmet Saffet (Arın) Engin, tek-parti devrinden başlayıp 1970'li yılların sonlarına kadar otuzdan fazla kitap ve çok sayıda makale kaleme almış bir Cumhuriyet aydınıdır. Amerika'da sosyoloji ve felsefe alanlarında öğrenim gördükten sonra Türkiye'ye dönen ve çeşitli okullarda öğretmenlik yapan Engin, bir taraftan da eski Türk tarihi ve dili üzerine eserler yazmıştır. Bu eserleriyle Atatürk'ün dikkatini çeken Engin, zaman zaman onun Çankaya sofrasındaki davetlerine katılmıştır. Atatürk'ten gördüğü bu teveccüh neticesinde Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumu'nun ilk üyeleri arasında yer alan Engin, 1930'lu yılların Türkiye'sinde Atatürk'ün girişimleriyle şekillenen tarih ve dil tezlerinin hazırlanmasında da görev almıştır. Engin, 1942 yılında öğretmenlik mesleğinden ayrılmasının ardından hiçbir resmî görev almamış ve vefatına kadar eski Türk tarihi ile Kemalizm'i anlatan eserler yazmıştır. Soğuk Savaş ortamında "anti-komünist" niteliği haiz yazılar kaleme almış olan Engin'in, 1950'li yıllardan itibaren "Türkçü" vasfı biraz daha ön plana çıkmıştır. "Öz Türkçe" olarak yazdığını ifade ettiği kitaplarında ırkçılığa varan görüşler öne sürmüş, Türkiye'de sol ideolojilerin yükselişe geçtiği 1960 sonrasında ise sert bir komünizm aleyhtarı olarak dikkat çekmiştir. Bu çalışma, Engin'in düşünce dünyasını özetleyen üç ana düşünce olan Kemalizm, milliyetçilik ve anti-komünizm bağlamında kendisinin modern Türk siyasal düşüncesi içerisindeki yerini tespit etmeyi amaçlamaktadır.

Anti komünizmArın, Mehmet Saffet EnginKemalizm+1
Arda Göbel
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
30
Master'sOpen AccessTR

Kuşak-yol Girişimi'nin Türkiye için olası etkileri: Fırsatlar ve tehditler bağlamında bir analiz

21. yüzyılda Asya'nın jeopolitik yükselişi, Atlantik'ten Pasifik'e kayan bir güç merkezi olgusunu karşımıza çıkarmaktadır. Çin kalabalık nüfusu ve gelişen ekonomisi ile Asya'da önemli bir küresel güç haline gelmiştir. Türkiye ise Atlantik ve Pasifik sistemleri arasında önemli bir köprü vazifesi görmektedir. Bölgesel güç olma konumunu artıran Türkiye, uluslararası arenada küresel aktörlerin arasına girmiştir. Gelişen ve etkinliği artan bu iki devletin ilişkileri son dönemde, 2013 yılında ilan edilen Kuşak-Yol Girişimi üzerinden şekillenmektedir. Küresel çapta farklı boyutları olan bu girişimde, Türkiye için çeşitli fırsatlar ve tehditler olduğu düşünülmektedir. Bu bağlamda girişimin doğuracağı sonuçların detaylı olarak analiz edilmesi önem taşımaktadır. Dolayısıyla bu çalışmanın amacı; Türkiye ve Çin ilişkilerini, tarihî İpek Yolu ve Kuşak-Yol Girişimini detaylı bir şekilde analiz ederek söz konusu girişimin Türkiye'ye olası etkilerini tehdit ve fırsatlar perspektifinde ele almaktır. Bu şekilde girişimin Türkiye için doğuracağı muhtemel tehditlerin ve fırsatların ortaya konulması sağlanacaktır. Yapılan geniş literatür taraması ile edinilen bilgiler bir bütün halinde değerlendirilmiş, dört ana bölüm altında incelenmiştir. Araştırma sonucunda, Kuşak Yol Girişimi'nin Türkiye için önemli birtakım fırsatları ve riskleri barındırdığı sonucuna ulaşılmıştır.

Bir Kuşak Bir Yol ProjesiJeopolitikOrta Asya+7
Furkan Türkay Kayış
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00

Other supervisors