Theses supervised by Prof. Dr. Murat Kacıroğlu
13 theses · Erzurum Technical University
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın roman ve öykülerinde bedensel ve ruhsal hastalıklar üzerine bir inceleme
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Roman ve Öykülerinde Bedensel ve Ruhsal Hastalıklar Üzerine Bir İnceleme başlığını taşıyan ve iki bölümden meydana gelen bu çalışmanın "Giriş" kısmında, hastalığın tanımı yapılarak hastalık konusunda düşünür ve yazarların fikirlerine yer verilmiş; yazar ve şairlerin bünyesinde taşıdıkları hastalıklar belirtilerek yazar-hastalık-edebiyat ilişkisine değinilmiş; dünya ve Türk edebiyatında hastalığı konu edinen eserlere genel hatlarıyla yer verilmiştir. "Birinci Bölüm"de Ahmet Hamdi Tanpınar'ın muzdarip olduğu fiziksel ve psikolojik rahatsızlıklar; Tanpınar'ın biyografisi, günlük ve mektupları çerçevesinde yorumlanarak sunulmuştur. Çalışmanın esas noktasını teşkil eden "İkinci Bölüm"de, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın roman ve öykülerinde yer alan bedensel ve ruhsal hastalıklar ele alınmıştır. "Sonuç" kısmında ise, çalışma sonucunda ulaşılan çıkarımlara yer verilerek çalışma sonlandırılmıştır.
Türk romanında ve öyküsünde Ahıska Türkleri
Ahıska Türkleri, tarihte köklü bir geçmişe sahip olan, sürgünler yaşamış, işkenceler görmüş ve varlık mücadelesi vermiş bir topluluktur. Ahıska Türklerinin tarihi devreler içinde yaşadıkları olaylar ve milli kültürleri için verdikleri çabalar büyük yıkımlar ile sonuçlanmıştır. Ahıska Türklerinin tarihi devreler içinde yaşadıkları olaylar birçok bilimsel alanda incelenmiştir. Ahıska Türklerinin kültürlerini yakından inceleyen folklor bilimi, edebiyat sahasına Türkiye dışındaki Türkler açısından yeni bir kazanım sağlamıştır. Türkiye dışındaki Türkler, roman veya öykü alanında incelendiği zaman Ahıska Türkleri geri planda kalmıştır. Ahıska Türklerini konu edinen roman ve öykülerin geniş bir incelemeyle ele alındığı görülmemiştir. Bu çalışmada roman ve öyküler üzerinden Ahıska Türklerini incelemeye çalışacağız. Ahıska Türklerini ve yaşadıkları yıkımları anlatan roman ve öyküler sayıca çok değildir. Ancak Ahıska Türklerini konu edinen roman ve öyküler yaşanan mezalimleri tüm ayrıntıları ve canlılığıyla okuyucuya aktarmıştır. Bizler de bu roman ve öyküler üzerinden Ahıska Türklerinin sürgün olayını, Fergana olaylarını, sonradan maruz kaldıkları sürgünleri, yaşadıkları kısıtlamaları, işkenceleri, bilinmeyen yönlerini, farklı kültürünü ve uluslararası platformlardaki direnişlerini tüm yönleri ile ele alacağız. Ayrıca roman ve öykülerin edebi yönden tahlil edilmesi ve romanlar ile öykülerdeki tematik unsurların incelenmesi de çalışmanın içinde yer alacaktır.
Yeni tarihselcilik açısından Gürsel Korat'ın romanları üzerine bir inceleme
Bu çalışmada Türk edebiyatında özellikle son dönemde kendine önemli bir yer edinen Gürsel Korat'ın Zaman Yeli, Güvercine Ağıt ve Kalenderiye romanlarından oluşan Çiftaslan serisi ve diğer dört romanını postmodern tarih - yeni tarihselcilik açısından değerlendirmeye çalıştık. Bu tezin amacı günümüz yazarlarının da tercih ettiği edebiyatımıza yakın zamanda giren postmodern tarih kavramının Gürsel Korat'ın romanlarındaki işlenişini tespit etmektir. Bu nedenle çalışmada, Gürsel Korat'ın romanlarında kullandığı tarihi zemin değerlendirilmiş, zamanı, mekânı, şahısları ve imgeleri kullanması yorumlanmıştır. Bu çalışmada 1980 sonrası Türk romanında tarihsel konuları eserlerinde işleyen Gürsel Korat'ın romanları Yeni tarihselci bakış açısıyla incelenmiştir. Postmodern tarih kuramıyla ilişkili olan Yeni tarihselci anlayışın Gürsel Korat'ın romanlarındaki yansımaları değerlendirilmiştir. Tarihin postmodernizm içindeki konumundan hareketle oluşturulan geleceğe akan zaman içinde yeni olanın gücünün anlaşılması bakımından Gürsel Korat'ın ve romanlarının postmodern tarih - yeni tarihselcilik akımındaki yeri tespit edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Postmodernizm, Postmodern Tarih, Yeni tarihselcilik, Gürsel Korat, Roman
Sema Kaygusuz'un romanlarında yapı ve tema
Türk Edebiyatında 1990 kuşağı içinde yer alan Sema Kaygusuz, öykü türünde verdiği eserlerle ön plana çıkmakla birlikte roman, tiyatro, deneme türündeki eserleriylede gündemde yer etmeyi başarmıştır. Özellikle 1990 sonrası öykü yazarlığında görülen enflasyon ortamından sonra kalıcı olmayı başarmış nadir isimler arasında sayılabilir. Öykülerinde göstermiş olduğu bu başarıyı zamansal olarak yaşadığı bakış açısındaki değişimden sonra yazdığı roman türündeki eserlerinde de göstermiştir. Sema Kaygusuz'un romanlarında oluşturduğu kendine has diliyle, kullandığı teknikler ve Anadolu coğrafyasını aşan kültürel motiflerle oluşturduğu postmodern roman alanında onu kendi kuşağı içerisinde özel bir yer edinmiştir. Bu tezde Sema Kaygusuz'un Türk romanına kazandırmış olduğu Yere Düşen Dualar, Yüzünde Bir Yer, Barbarın Kahkahası isimli eserleri roman sanatının vermiş olduğu imkanlar doğrultusunda yapısal ve tematik olarak incelenmiştir. Çalışmada yazarın çeşitli mecralarda vermiş olduğu demeçler doğrultusunda hayatına ve sanat anlayışına ışık tutuldu. Ayrıca bu çalışmada 1980 sonrası Türk romanını etkileyen siyasi, sosyal ve toplumsal olaylar, dünya romanındaki yeni gelişmelerin Türk romanına ve Sema Kaygusuz'a etkileri tespit edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sema Kaygusuz, Yere Düşen Dualar, Yüzünde Bir Yer, Barbarın Kahkahası, Roman
Göçmen edebiyatı ve Sadık Yemni'nin Alsancak Börekçisi, Amsterdam'ın Gülü ve Muhabbet Evi romanlarında göç olgusu
Bu çalışma, göç olgusunun Sadık Yemni'nin Alsancak Börekçisi, Amsterdam'ın Gülü ve Muhabbet Evi romanlarına nasıl yansıdığını ortaya koymak amacı ile yapılmıştır. Çalışmamız bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde göç kavramı açıklanarak göçmen edebiyatı ve göçmen yazarlar hakkında bilgi verilmiştir. Göçmen edebiyatı içerisinde yer alan Sadık Yemni'nin hayatı ve eserleri hakkında açıklama yapıldıktan sonra göç olgusunun Sadık Yemni'nin üç romanına yansımasının genel değerlendirilmesi yapılmıştır. Birinci bölümde Alsancak Börekçisi, Amsterdam'ın Gülü ve Muhabbet Evi romanları yapısal yönden incelenmiştir. Olay, kişi, mekân, zaman, anlatıcı ve bakış açısı, anlatım teknikleri, dil ve üslup terimleri açıklandıktan sonra romanlardan hareketle bu terimlere uygun örnekler verilmiştir. İkinci bölümde Alsancak Börekçisi, Amsterdam'ın Gülü ve Muhabbet Evi romanları tematik yönden ele alınmıştır. Göç olgusunun Sadık Yemni'nin üç romanına yansımasının ele alındığı bu bölüm farklı başlıklar altında incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Göçmen Edebiyatı, Sadık Yemni, Alsancak Börekçisi, Amsterdam'ın Gülü, Muhabbet Evi
İsmet Özel'in şiirlerinde modernlik eleştirisi
"İsmet Özel'in Şiirlerinde Modernlik Eleştirisi" başlığını taşıyan bu çalışmada, şairin, "Erbain", "Of Not Being A Jew", "Bir Yusuf Masalı" adlı eserlerindeki şiirler, modernlik eleştirisi bağlamında incelenmiştir. Şiirler modernlik bağlamında ele alınırken yayımlanma tarihlerine göre sıralanarak incelenmiştir. Bir Yusuf Masalı adlı eserdeki şiirler ise birçoğu şair tarafından sonraları Erbain' de toplanmış olduğu için geri kalan şiirler, her temanın sonuna eklenmiş ve incelenmesi yapılmıştır. Modern Türk şiirinin son dönemdeki en önemli temsilcilerinden biri olan Özel'in, şiirleri, üzerinde yoğunlaştığı konular olması sebebiyle toplumsal eleştiri bağlamında yozlaşma, kapitalizm, tüketim toplumu, devlet, aydınlanma çağı ve akıl, Türk modernleşmesi gibi başlıkları altında tasnif edilerek incelenmiştir. Özel'in şiirlerindeki modernlik eleştirisine eğilirken, bir yandan da Türkiye'nin geçirmiş ve geçirmekte olduğu siyasi ve toplumsal süreçler, şairin şiirine yansıyanlar olarak karşımıza çıkmış ve şairin yazılarıyla, röportajlarıyla desteklenerek incelenmiştir. Türk modernleşmesinde yaşanan aksaklıklar şairin şiirlerinde öne çıkan eleştiri konularından olmuştur. Anahtar Kelimeler: Modernlik, İsmet Özel, Şiir, Modern Şiir
Tanzimat Dönemi Türk romanında anneler ve kızları
Tanzimat dönemi, 19. yüzyılda meydana gelen yenilikçi hareketlerin yapıldığı bir dönemdir. İdarî, hukukî, askerî ve eğitim alanında yapılan bu yenileşme hareketlerinin yanı sıra, sosyal alanda yapılan iyileşmeye dönük uygulamalar da dikkate değer bir konu olmuştur. Yenilik, ilim ve fen taraftarı olan Tanzimat dönemi aydınları, yeni fikirler içinde yoğrulmuş bir nesil arzusunu taşıyarak, yenilikçi fikirlerini halka ulaştırmak için çeşitli gazetelerde yazdığı yazılarında sadeleşme hareketini de başlatmışlardır. Birçok konuda eser yazarak halkı aydınlatmayı amaç edinmiş ve silik bir iz taşıyan kadın kimliğini öne çıkaran Tanzimat dönemi aydını, aynı zamanda sosyo-kültürel alanda kadının yavaş yavaş belirginleşmesi ve problem alanı oluşturmasında da önemli bir rol oynamıştır. Çalışmamızda, Tanzimat romanında işlenmiş olan anne ve kız teması, aralarındaki ilişki ve anne kız arasındaki bağa göre birçok yönden göz önüne alınarak tespit edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tanzimat dönemi, roman, kadın, anne, kız.
Selami Münir Yurdatap'ın polisiye romanları üzerine bir inceleme
Birçok türde yüzlerce roman veren Selami Münir Yurdatap'ın 1928 yılında çevirmenliğini yaptığı yaklaşık on yedi polisiye romanı bulunmaktadır. Bu romanlar bir yapıtın polisiye türü olarak değerlendirilmesinde başat ögeler olarak sıralanan suç, suçlu ve muamma ögelerini bulunduran ve bu kategoride değerlendirilen türlerdir. Polisiye türünün gelişimi yıllar içerisinde aynı çerçeveyle farklı iskeletler üzerinde şekillenmiştir. Yurdatap'ın da bahsi geçen türdeki romanları da bu bağlamda türün gelişimi incelendikten sonra romanların kurgusu, olayların ortaya çıkışındaki temel etkenler, suç unsurlarının çeşitliliği açısından incelenecektir. Romanların özetleri sunulup olaylar hakkında bilgi sahibi olunduktan sonra romanlardaki polisiye unsurlar irdelenecektir. Çalışmamızda bahsi geçen tür hakkında genel bilgi verildikten sonra Yurdatap'ın çevirmenliğini yaptığı ve pek çoğu Sherlock Holmes ile Arsen Lüpen arasındaki sergüzeştleri anlatan polisiye romanlar incelenecek ve çalışmanın sonunda da romanların Latin harflerine çevirileri verilecektir. Anahtar Kelimeler: Selami Münir Yurdatap, Polisiye roman, Yapısalcılık, Suç ve Ceza
Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun romanlarında kamusal alan
Kamusal alan, Antik Çağ'dan günümüze kadar olan tarihsel düzlemde sürekli gelişim gösteren ve önemini hiç yitirmeyen bir kavramdır. Burayı kişilerin toplu hâlde yer aldığı sıradan bir mekân olarak görmemek gerekir. Kamusal alanı sıradan bir mekândan ayıran en önemli özellik, onun kişiler arasındaki ilişki ağlarını ve nihayetinde toplum içindeki uyum ve dengeyi canlı bir biçimde sürdürmesidir. Bir gazetede yer alan haberin evlerde ve sokaklarda yankı uyandırması, yıllar geçse de önemini sürdürecek olan tarihî olayların günümüzdeki yaşam biçimini etkilemesi kamusal alandaki yaşantı ve paylaşımlar sayesindedir. Buradaki denge ve uyum sürdükçe kişiler, hem kendi "ben"i ile hem de kamusal alanda öne çıkan ve kamusal yararı gözeten "benlik"leri ile ön plana çıkmışlardır. Kamusal alan, Antik ve Orta Çağ'da kişilerin fikirlerini ve siyasî görüşlerini temsil etmiştir. Özellikle Antik Çağ'da özel alandaki denge ve düzen, kamusal alandaki yetkinliğin ön koşulu olarak kabul edilmiştir. Orta Çağ'da da Antik Çağ kadar keskin olmasa da kamusal alan – özel alan arasındaki sınır belirgindir. 17. yüzyıldan itibaren sanayileşme ile birlikte değişen dengeler, sınırları da değiştirmiştir. Ev-kamusal alan arasındaki keskin sınır silinmiş, kapitalist sistemin getirdiği şartlar evi üretim merkezi olmaktan çıkarmıştır. Bu çalışmada Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun romanlarında bulunan kamusal alanlar, kişiler arasındaki iletişim biçimleri de dikkate alınarak tek tek tespit edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kamusal alan, söylem, iletişim, roman.
Servet-i Fünûn şiirinde hayvanlar
Servet-i Fünûn Dönemi, edebiyatımızdaki birçok yeniliğe imza atmış olması bakımından önem arz etmektedir. Aynı zamanda şairlerin dilde sadeleşme akımını terk ederek ağır ve sanatlı bir dili tercih etmeleri, şiirde "saat-i semen-fam" gibi alışılmadık terkipler kullanmaları eleştiri oklarını üzerlerine çekmelerine neden olmuştur. En belirgin özelliklerinden biri de Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin'in öncülüğünü üstlendiği melâl dolu ruh halini tabiat üzerinden anlatmaya çalışmalarıdır. Servet-i Fünûn duyarlılığı ile yazan tüm şairler hislerini tabiat üzerinden anlatmaya çalışırken hayvan imgesinden sıkça faydalanmışlardır. Bu durum sadece bu döneme özgü olmayıp ilkel dönemlerden bu yana edebiyatımızın her döneminde kendine yer bulmuştur. Servet-i Fünûn Dönemi'nde kaleme alınan şiirlerde de hayvanlara sıkça rastlanması, anlaşılması güç kabul edilen bu dönemin, daha anlaşılır olması amacıyla bu çalışmanın yapılmasını gerekli kılmıştır. Çalışmada, Servet-i Fünûn Dönemi'nde yazan tüm şairlerin şiirleri incelenerek, hayvanların yer aldığı şiirler tasnif yöntemi ile ayrıştırılmış, hayvanların şiirlerdeki nitelikleri ayrıntılı bir biçimde açıklanmış ve değerlendirilmiştir. Çalışma neticesinde, Servet-i Fünûn Dönemi yazarlarının şiirlerinde hayvanlara nasıl ve ne amaçla yer verdikleri ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Servet-i Fünûn, Hayvanlar, Şiir, Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin.
Kemal Sayar'ın edebî dünyası
21. yy, birçok yönden değişim ve gelişimin yaşandığı önemli bir çağdır. Gelenek ve değerlerin ön planda olduğu bir geçmişten modern hayata geçiş, beraberinde birçok kolaylık ve zorluğu getirmiştir. Yaşanılan ve tecrübe edinilen her bir olay veya durum insanı ve toplumu derinden etkilemiştir. Özellikle teknolojik gelişmeler çağa ve insana önemli fırsatlar ve kolaylıklar sunmuş olsa da insanoğlunu bazı çıkmazlara sürüklemiştir. Modernlikle birlikte geleneksel – modern arası sınırlar muğlaklaşmış, insanlar bulundukları çağın sorunlarıyla baş başa kalmışlardır. Toplumun ve bireyin şahit olduğu tüm bu gelişmeler ve yarattığı etkiler göz ardı edilmediği gibi fırsat bulunan her yerde ve zamanda dile getirilmiş ve bu duruma çözüm yolları aranmıştır. Çağı ve insanı etkisi altına alan bu yüzyıla dair araştırmalarını sürdüren ve görüşlerini aktaran önemli isimlerden biri de Kemal Sayar'dır. Daha çok psikiyatr mesleğiyle tanıdığımız ve ekranlarda gördüğümüz Sayar, toplumun ve Türkiye'nin gerçeklerini ele almış ve mesleği itibariyle insana / insan ruhuna fazlasıyla kıymet vermiştir. Bu bağlamda yapılan çalışmada, Kemal Sayar'ın mesleki ve çağa yönelik çalışmaları dikkate alınarak edebî yönü öne çıkarılmıştır. Sonuç olarak Sayar'ın ülkemize, günümüze ve insana yönelik değerlendirmeleri ve sorgulamaları yoluyla, edebî hayatı detaylandırılmıştır.
İkinci yeni şiirinde hayvanlar
Türk edebiyatında 1950'li yıllarda kendini gösteren İkinci Yeni hareketi, ortak bir hareket olarak değil, şairlerin benzer anlayışlarda şiirler yazmasıyla ortaya çıkmıştır. Hem biçim hem de içerik bakımından geleneksel şiir anlayışına karşı geliştirilen modernist bir arayış olarak değerlendirilen hareket, özellikle Garip şiirine ve toplumcu gerçekçiliğe tepki olarak başlamıştır. Muzaffer Erdost, 19 Ağustos 1956 yılında Son Havadis adlı gazetede yayımladığı 'İkinci Yeni' yazısıyla, bu harekete ismini vermiştir. İkinci Yeni, bireyin iç dünyasını, bilinçaltını, dilin imkânlarını ve çağrışıma dayalı anlam alanlarını merkeze alan özgün bir şiir anlayışı sunmuştur. Garip Hareketi'nin kullanmadığı imgeler, bu hareketle tekrardan şiire girmiştir. Anlamı doğrudan iletmeyen, soyutluğu ve kapalılığı benimseyen bir şiir dili kurulmuş; alışılmışın dışında olan imgeler, çağrışımlar, parçalı anlatım ve mantık dışı kurgularla şiirde yeni bir estetik düzlem oluşturulmuştur. Anlama önem vermeyen İkinci Yeni şairleri, duyguları ve hayal gücünü ön planda tutmuştur. İlhan Berk, Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya, Ece Ayhan ve Sezai Karakoç gibi kıymetli isimlerden oluşan İkinci Yeni Hareketi, yeni oluşturduğu şiir dilini kullanırken hayvan imgelerinden oldukça yararlanmıştır. Bu imgeler aracılığıyla dil sıradanlıktan kurtarılmıştır. Onların şiirlerinde hayvanlar yalnızca doğayı yansıtan varlıklar değil, insan ruhunun karanlık yönlerini, kentleşme sonucu ortaya çıkan kimlik bunalımlarını, toplumsal eleştirileri, varoluşsal sorgulamaları ya da dilsel oyunları aktaran semboller hâline gelmiştir. Bu bağlamda hayvan imgeleri, İkinci Yeni şiirinin soyutlama gücünü arttırmış, şiir dilini gündelik olandan uzaklaştırarak sıra dışılığı ve özgünlüğü öne çıkarmıştır. Anlamın ön planda olmadığı bu şiirlerde okuyucu, imgeler aracılığıyla şiiri yalnızca anlamaya değil, aynı zamanda hissetmeye, sezgisel bir düzlemde kavramaya davet edilmiştir. Çalışmada, İkinci yeni şairlerine ait şiir kitapları incelenmiş, hayvanların yer aldığı şiirler ayrılarak incelenmeye tabi tutulmuştur. Ancak bu inceleme sürecinde şiirlerde geçen her hayvan imgesi değerlendirme kapsamına alınmamıştır. Bunun sebebi, bazı hayvan imgelerinin şiirlerde gerçek ya da yüzeysel anlamlarıyla kullanılması, şiirsel bağlamda herhangi bir çağrışımsal veya sembolik bir işlev üstlenmemiş olmasındandır. Anahtar Kelimeler: İkinci Yeni, Hayvan İmgeleri, İlhan Berk, Cemal Süreya, Turgut Uyar.
Cenap Şahabettin'in şiirleri üzerine göstergebilimsel bir inceleme
Bu çalışma, Servet-i Fünun edebiyatının önde gelen isimlerinden Cenap Şahabettin'in şiirlerini, A. J. Greimas'ın ortaya koyduğu göstergebilimsel çözümleme yöntemi çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın temel odak noktası, şairin şiirlerinde yüzeyde görünen anlatım biçimlerinin ötesine geçerek bu dizelerin taşıdığı derin anlam katmanlarını çözümlemektir. Bu doğrultuda, öncelikle göstergebilimin kuramsal arka planı ile Greimas'ın anlam üretim modeline dair kavramsal temeller açıklanmıştır. Ardından söylemsel yapı, eyleyenler dizgesi ve göstergebilimsel dörtgen gibi analiz araçları yöntemsel açıdan ele alınmıştır. Uygulama bölümünde, Cenap Şahabettin'in şiirleri belirli tematik başlıklar altında incelenmiş; her şiir, içerdiği anlatı yapısı, özne ve nesne ilişkileri, anlam kutuplaşmaları gibi unsurlar göz önünde bulundurularak yapılandırılmıştır. Söylem düzleminde zamansal ve mekânsal göstergeler ile anlatı kişileri tespit edilmiş; anlatısal çözümlemede anlatı izlencesi ile eyleyen yapıları değerlendirilmiştir. Mantıksal-anlamsal düzeyde ise şiirlerdeki temel kavramlar arasındaki karşıtlık ilişkileri, göstergebilimsel dörtgen modeli aracılığıyla ortaya konmuştur. Elde edilen bulgular, Cenap Şahabettin'in şiirlerinde modern Türk şiirinin anlam dünyasını şekillendiren yapısal örüntülerin bulunduğunu, alegorik anlatımın derin anlam katmanları taşıdığını ve doğa, aşk gibi temaların göstergebilimsel yaklaşımla yeniden üretilebildiğini ortaya koymuştur. Bu tez, Türk şiiri üzerine yürütülen çözümleme çalışmalarına kuramsal bir katkı sunmayı ve Greimas göstergebilim yönteminin şiir yorumuna uygulanabilirliğini göstermeyi hedeflemektedir.