Theses supervised by Prof. Dr. Murat Bozkurt
13 theses · Ankara Yıldırım Beyazıt University
Diz artroplastisi uygulanan hastalarda komponent yerleşiminin üç boyutlu analizi ve klinik sonuçlarla ilişkisinin değerlendirilmesi
Total diz protezi (TDP) imalatçıları kemik implant uyumu artırmak için tibia ve femurda uyumu arttırmaya yönelik çalışmalar yapmaktadır. Istirahatte ve günlük yaşam faaliyetleri sırasında rezidüel ağrı TDA sonrası hastanın memnuniyetsizliği önemli bir nedenidir. Hiçbir belirgin bir klinik veya radyolojik açıklaması olmadan ağrının kaynağının tespiti için daha sensitif görüntüleme yöntemleri ile daha fazla araştırma gerektirmektedir. Bizim hipotezimiz tibia ve femoral komponentin, koronal, sagital ve aksiyal Hizalama hataları ve rotasyonel dizilimi TDA sonrası sonuçları etkilediği ve özellikle simetrik komponentlerde asimetrik tibia platosunda posterolateralden taşma yapması ve buna bağlı ağrı ve klinik skorlarda azalmaya neden olmasıdır . Genellikle bunlar daha karmaşık ve pahalı tıbbi muayenelerden ağrının düzeyini belirlemek hekim için zordur. TDA postoperatif ağrı dolayısıyla temel bir öneme sahiptir. Yüz kırk altı 146 TDA uygulanan hastalanın verileri retrospektif olarak TDA sonrası 45.2 ± 9.5 ayda femoral ve tibial komponent koronal sagital ve aksiyel dizilimi BT'de ölçüldü ve hastaların sonuç skoru ile karşılaştırıldı. 101 hastada tibia posterolateral çıkıntısı olduğu ve 76 hasta femur lateralde çıkıntı olduğu ve öellikle tibia posterolateral taşmanın fonksiyonel sonuç ve ağrı skorunu azalltığı bulundu. Bu çalışma aşırı boyutlandırma ve malingmentın TDA kötü klinik sonuçlara yol açabilileceğini klinik olarak doğruluyor ve özellikle posterolateralde taşma yapılmamamsına dikkat çekmektedir. Klinik sonuçları cerrahların implantasyon sırasında implantları büyük boy değil dikkat etmelidir ve bu normalden fazla sözde açıklanamayan ağrı durumunda ekarte edilmesinde fayda vardır.
Study of pregnant rat maternal serum effects on chondrogenesis in osteoarthritis in vitro model
Fetomaternal Microchimerism defined as the presence of fetal cells inside the maternal circulation during pregnancy. Our study addressed its possible regenerative capacity role for osteoarthritis (OA) invitro by challenging its chondrogenesis ability on the osteoarthritic chondrocyte that harvested from an osteoarthritic patient. After primary culturing the chondrocyte from an OA patient, cells were subcultured on a 24-well plate and divided into four different groups for study. Our examination group composed of the cells treated with pregnant rat maternal serum (PRMS). For comparison, we considered a main, negative, and positive control groups by not adding anything extra than normal complete medium, adding non-pregnant rat serum (NPRS), and adding Hanks' Balanced Salt with calcium and magnesium solution respectively. All of the independent variabilities added at the same time and for 10% of total media in culture plates. We consider the same add-on amount for the main control group from the normal complete medium as well. After the subculturing day, cell media were refreshed with the same explained method for the next 10 days. On the day 11th wells were fixed and stained with Alician blue, Sirius Red, and Alizarin red for evaluating chondroitin and keratan sulfate, collagen, and calcium deposition respectively. The cellular morphology, chondron processes' length, cell and chondron counts were also considered as comparison factors in our study. The group treated with PRMS shown much higher cell and chondron counts, less chondron process length, and higher Sirius red stain (P.Values: Collagen staining intensity<0.001, chondron count<0.000, chondron length<0.015). In addition, we found better qualitative data in PRMS treated group as cellular and chondron geometric morphology (Polygonality), normal chondrocyte similar shapes with good amount and distribution in the intraterritorial and extracellular matrixes as well as less chondroptosis. Pregnant maternal serum shown its potential to being considered as a promising therapeutic way for OA treatment.
L-tiroksin'in in vitro osteoartrit modeli üzerine etkileri
Osteoartrit, artiküler kıkırdak kaybıyla karakterize olmasıyla bilinen engellilik nedenlerinden biridir. OA'nın patofizyolojisine bakıldığında, hasarlı kıkırdakta rejeneratif kapasitenin sınırlı olduğu görülmektedir. Bu nedenle yapılacak müdahale kritik önem arz etmektedir. Herhangi bir dokuda hücrelerin metabolik aktivitesinde ana rol oynayan ana hormonlardan biri olan tiroid hormonları, rejeneratif tıpta büyük bir odak noktası olabilir. Tiroid hormonlarının kemik, kas ve eklem kıkırdağının anahtar regülatörü olarak birçok araştırmada ortaya çıkmıştır. Kondrositlerin ardışık kıkırdak dejenerasyonu ile terminal farklılaşmasını önlemek için, kıkırdak hücresinin lokal T3 mevcudiyetinin hücre içi deiyodinaz sistemi tarafından tam olarak düzenlenmesine bağlıdır. T3 hormonu OA patogenezinde önemli bir role sahip olabilir. Çalışmamızda L-Tiroksinin bütün bu rejeneratif etkilerine dayanarak osteoartritik insan kondrosit kültürü olarak stimüle edilmiş osteoartritik ortamda LTiroksin hormonunun kondrojenez yeteneği sorgulandı. İlk aşamasında OA hastalığı nedeniyle Total Diz Protezi ameliyatı olan hastaların, bu ameliyat sonucunda oluşan atık dokusu kullanıldı. Atık kıkırdaktan primer hücre kültürü elde edildi. Ana kontrol grubunda, kültüre hiçbir şey eklemeden normal bir şekilde bırakıldı. Negatif kontrol grubunda, yanıt beklenmeyecek olan hanks dengeli tuz çözeltisi karışımındaki oranı %10'u olacak şekilde eklendi. Deney grubunda ise L-Tiroksin, T4 12.5ng/ml, 25 ng/mL, 50ng/ml, 100ng/ml olarak 4 farklı grupta hücrelere eklendi. Sonuç olarak; 3 farklı plakla çalışılan her gruptaki kondrosit sayıları Toplam alt bölümün ortalama puanları sırasıyla kontrol grubu için 9.33 ± 1.15, HBBS grubu için 12.66 ± 1.52, 12.5 ng/ml grubu için 5 ± 2. 25 ng/ml grubu için 4.33 ± 1.52, 50 ng/ml grubu için 6.66 ± 0.57 ve 100 ng/ml grubu için 8.66 ± 1.15 olarak bulunmuştur. Kontrol grubu ile HBBS grubu (p:0.039), 12.5 ng/ml grubu (p: 0.031), 25 ng/ml grubu (p:0.011) ve 50 ng/ml grubu (p: 0.039) arasında anlamlı sonuçlar görülmüştür. Sonuç olarak L-Tiroksinin OA'lı hücre kültürüne anlamlı etkileri gözlendi.
Eklem kıkırdak hasarlarının tedavisinde mezenkimal kök hücre ile kombine olarak termojel skafold uygulaması
Eklem Kıkırdak hasarlarının tedavisinde Matriksle indüklenmiş otolog kondrosit implantasyonu (MACI) gibi hücre bazlı doku mühendisliği tekniklerine ait sınırlamaların üstesinden gelmek ve eklem yüzeyini yeniden oluşturmak için tek seansta uygulanabilen doku iskelelerinin rolüne dair artan bir farkındalık vardır. Kıkırdak lezyonlarının tedavisinde doku iskelelerini mikrokırık ile beraber uygulanmasının yeterli hücre yoğunluğu sağlamadığı görüşü Kemik İliği Aspirasyon Konsantrelerinin(KİK) ile doku iskelelerinin beraber uygulanması fikrini ortaya çıkarmıştır. Literatürde yer alan klinik sonuçların yanında üretilme süreci ve içeriğine bağlı olarak farklı özellikler gösteren doku iskelelerine hücre eklenmesinin doku iskelesinin yapısal durumunda oluşturacağı değişiklikleri ilişkin bilgiye literatürde rastlanılamamıştır. Çalışmada, termojel olarak adlandırılan oda sıcaklığında sıvı halde bulunup uygulandığı eklem ortamında vücut ısısında jelleşme özelliği gösteren çitosan bazlı doku iskelesinin üretilmesi, jelleşme durumu ve biyomekanik özellikleri ile kemik iliği aspirasyon konsantresi eklenmesinin bu özellikleri üzerine olası etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Öncelikle Jelleşme için Kitosan çözeltisi (5 mL, pH ∼ 5,6) farklı miktarlarda amonyum hidrojen fosfat (AHP) (0,05, 0,075, 0,10, 0,15 g) ile karıştırılarak 37 ° C'de 10 dakikalık süre içerisinde jelleşme sağlanabilen AHP konsantrasyonu belirlendi. Ardından kadavra koyun dizlerinde jelleşme belirlenen konsantrasyon ile sağlanarak jelleşen hücresiz ve hücreli doku iskelelerinin biyomekanik özellikleri CellScale Univert Biomaterial Tester (CellScale, Kanada) cihazı kullanılarak kompresyon modunda değerlendirildi. Jelleşme için istenilen 10 dakika süre içerisinde en az AHP düzeyi ile jelleşme 0.075 g ile sağlandığı tespit edildi. Grup 1'de seçilen 3 hücresiz doku iskelesine ait Young modülü sırasıyla 0,215, 0,2282 ve 0,2617 olarak hesaplandı. Grup 2'de seçilen 3 hücreli doku iskelesine ait Young modülü sırasıyla 0,0992, 0,2749 ve 0,2109 olarak hesaplandı. Grup 1 hücresiz doku iskeleleri ortalama Young Modülü değeri 0,235 ± 0,024 ve Grup 2 hücreli doku iskeleleri için Young Modülü değeri 0,195 ± 0,089 olarak hesaplandı. Young Modülü değeri hücresiz grupta yüksek bulunmakla birlikte iki grup arasındaki bu farkın istatistiksel anlamlı olmadığı tespit edildi (p= 0,247). Çalışmadan elde edilen verilen ışığında KİK eklenmesinin termojel doku iskelesinin biyomekanik özelliklerinde anlamlı farklılık yaratmayabileceği düşünülmektedir.
Hayvan modelleri üzerinde oluşturulan menisküs defektlerinin biyo-uyumlu bir jel kullanılarak onarılması
Menisküsler; diz eklemi hareketlerinin sorunsuz olarak sağlanması, alt ekstremite yük dağılımının organize edilmesi ve eklem içi yapıların korunmasını sağlayan intra-artiküler dokulardır. Artan hayat temposu ile birlikte menisküs yaralanmaları her geçen gün daha yüksek oranlarda görülmekte ve hayat kalitesinde bozulmaya sebep olmaktadır. Menisküs yaralanmalarının şekline, boyutuna ve hastanın eklem sağlığına bağlı olarak literatürde tedavi yöntemleri konservatif ve cerrahi olarak ikiye ayrılmıştır. Menisküs dokusunun kendine has beslenme ve iyileşme kondisyonlarına bağlı olarak birçok yaralanma tipinde konservatif tedavilerin yetersiz kaldığı ve cerrahi tedavilere ihtiyaç olduğu bilinmektedir. Cerrahi tedavilerin ise biyolojik ve rejeneratif içerikleri olması durumunda iyileşme süresinin hızlandığı ve eklem içi fonksiyonların ise büyük ölçüde korunduğu gösterilmiştir. Bu tezin amacı; kronik menisküs yaralanmaları sonrası menisküslerde oluşan defektlerin menisküs dikiş tedavilerine ihtiyaç duymadan enjekte edilebilir bir biyojel yardımı ile onarılmasının hayvan modelleri üzerinde değerlendirilmesidir. Araştırmada oluşturulan hayvan modelinde kontrol grubu ve her bir deney grubu için onar hayvan modeli oluşturuldu. Biyojel ile menisküs defektinin onarılması sonrası biyomekanik değerlendirme yapıldı. Hazırlanacak biyojelin yapısı için yapılan in-vitro çalışmada aljinat %2 ve kalsiyum klorür (CaCl2) %10 çözeltide kullanıldı. Makroskopik değerlendirme de bu konsantrasyon oranları en iyi elastisite ve sağlamlılık gösterdi. Eşbasınçlı senkron enjektör sistemi ile uygun çarpışma havuzu ve çıkış lümeni sayesinde filamantöz yapıda biyojel ile çalışma grubunda önceden hazırlanan menisküs defektleri onarıldı. Ardından çalışma ve kontrol grubunda biyomekanik testlere geçildi. Yapılan değerlendirmeler sonrası elastisi düzeyleri normal menisküs dokusu için; 7,658 ± 1,017 ve biyojel yüklü menisküs dokusu için; 6,974775 ± 0,955 olarak benzer elastisite de bulundu. Sonuç olarak elde edilen verilerden menisküs defektlerinin enjekte edilebilir biyojel ile onarılmasının menisküs dokusunun eklem içindeki biyomekanik destek fonsiyonlarını yerine getirmesine katkısı olacağı gözlemlenmiştir.
Çok katlı deselülerize amniyon zarının eklem kıkırdağı için doku iskelesi olarak değerlendirilmesi
Genetik, biyomekanik veya biyokimyasal etkenlerin kıkırdak dokuda meydana getirdiği rahatsızlıklar sonucu eklem kıkırdağı dejenerasyonu meydana gelmektedir. Damar, sinir ve lenf ağına sahip olmayan eklem kıkırdağının kendini yenileyebilme kapasitesi sınırlıdır. Bu amaçla doku mühendisliği alanında eklem kıkırdağı rejenerasyonu için sentetik ve doğal doku iskeleleri kullanılmaktadır. Doğal dokuların deselülerizasyonu ise dokunun hücresel içeriği ve antijenlerinden arındırılması, inflamasyonu ve bağışıklık reddini azaltması sebebiyle tercih edilmektedir. Amniyon zarı ise immunojenitesinin çok düşük olması, anti-mikrobiyal, anti-inflamatuvar olması, yara oluşumunu engellemesi, hücre çoğalmasını güçlendiren çeşitli büyüme faktörleri, hücre dışı matriks proteinlerinin ve sitokinleri üretmesi yönünden doku iskelesi olarak kullanımı araştırılmaktadır. Amniyon zarı eklem kıkırdağının hücre dışı matriksi gibi, farklı tipte kolajenler, glikozaminoglikanlar ve fibronektin içerir. Bu çalışmada kıkırdak doku için üç boyutlu çok katlı deselülerize amniyon zarı doku iskelelerinin geliştirilmesi planlanmıştır. Etik kurul izni sıçanlardan temin edilen amniyon zarının deselülerizasyonu, belirlenen fiziksel ve kimyasal yöntemlerle yapılmıştır. Deselülerizasyonun karakterizasyonu Hematoksilen & Eozin boyamaları yapılarak histokimyasal olarak değerlendirilmiştir. Deselülerize amniyon zarları stromal katmanları yüz yüze bakacak şekilde kat kat yerleştirilerek, bohça şekilde dikilmesiyle çok katlı hale getirilmiştir. Çok katlı doku iskeleleri hücre canlılığı ve sitotoksisiteleri açısından, hücre tutunması yönünden ve biyomekanik olarak test edilmiştir. Sonuç olarak, çok katlı deselülerize amniyon zarının eklem kıkırdağı için doku iskelesi olarak değerlendirilmeleri yapılmıştır. Çok katlı doku iskelelerinin, özellikle F grubunun, sitotoksik etkisinin olmadığı, hücre yaşayabilirliğini ve tutunmalarını desteklediği ve biyomekanik olarak dayanıklı ve esnek malzemeler olduğu tespit edilmiştir.
Diz artroplastisi uygulanan hastalarda komponent yerleşiminin üç boyutlu analizi ve klinik sonuçlarla ilişkisinin değerlendirilmesi
Total diz protezi (TDP) imalatçıları kemik implant uyumu artırmak için tibia ve femurda uyumu arttırmaya yönelik çalışmalar yapmaktadır. Istirahatte ve günlük yaşam faaliyetleri sırasında rezidüel ağrı TDA sonrası hastanın memnuniyetsizliği önemli bir nedenidir. Hiçbir belirgin bir klinik veya radyolojik açıklaması olmadan ağrının kaynağının tespiti için daha sensitif görüntüleme yöntemleri ile daha fazla araştırma gerektirmektedir. Bizim hipotezimiz tibia ve femoral komponentin, koronal, sagital ve aksiyal Hizalama hataları ve rotasyonel dizilimi TDA sonrası sonuçları etkilediği ve özellikle simetrik komponentlerde asimetrik tibia platosunda posterolateralden taşma yapması ve buna bağlı ağrı ve klinik skorlarda azalmaya neden olmasıdır . Genellikle bunlar daha karmaşık ve pahalı tıbbi muayenelerden ağrının düzeyini belirlemek hekim için zordur. TDA postoperatif ağrı dolayısıyla temel bir öneme sahiptir. Yüz kırk altı 146 TDA uygulanan hastalanın verileri retrospektif olarak TDA sonrası 45.2 ± 9.5 ayda femoral ve tibial komponent koronal sagital ve aksiyel dizilimi BT'de ölçüldü ve hastaların sonuç skoru ile karşılaştırıldı. 101 hastada tibia posterolateral çıkıntısı olduğu ve 76 hasta femur lateralde çıkıntı olduğu ve öellikle tibia posterolateral taşmanın fonksiyonel sonuç ve ağrı skorunu azalltığı bulundu. Bu çalışma aşırı boyutlandırma ve malingmentın TDA kötü klinik sonuçlara yol açabilileceğini klinik olarak doğruluyor ve özellikle posterolateralde taşma yapılmamamsına dikkat çekmektedir. Klinik sonuçları cerrahların implantasyon sırasında implantları büyük boy değil dikkat etmelidir ve bu normalden fazla sözde açıklanamayan ağrı durumunda ekarte edilmesinde fayda vardır.
Geniş osteokondral lezyonların tedavisinde uygulananmatriks destekli otolog kondrosit implantasyonunda 1-5yıllık sonuçlarımız
Genç hastalarda fokal, semptomatik kıkırdak lezyonları oldukça yaygın görülen bir problemdir. Kıkırdak lezyonlarının tedavisinde güncel çalışmalar; doku mühendisliği ve hücresel tedaviler alanındadır. Bu çalışmada amacımız, diz ekleminde geniş osteokondral lezyonların tedavisinde, hücresel tedavi yaklaşımlarından biri olan Matriks Destekli Otolog Kondrosit İmplantasyonu(MACI) tekniğinin etkinliğini araştırmak ve aynı zamanda fonkisyonel sonuçları etkileyen faktörleri belirlemektir. Çalışmamızda, 2009-2013 tarihleri arasında, üçüncü jenerasyon otolog kondrosit implantasyonu olan Matriks Destekli Otolog Kondrosit İmplantasyonunun tekniği ile opere edilen 34 hasta retrospektif olarak araştırıldı. Hastaların ortalama yaşı 30.4±9.3(18-48) ve erkek/kadın oranı 30/4 olarak belirlendi. Ortalama defekt büyüklüğü dizde 5,4±1,4 (3.2-8)cm2 olarak hesaplandı. Hastalığı eşlik eden patolojiler de kayıt altına alındı. Hastaların tamamına standart cerrahi yaklaşım ile kollajen Tip I/III membranlara hücre ekilmesi sonucu elde edilen MACI® (Verigen Transplantation Service, Copenhagen, Denmark) uygulaması yapıldı ve operasyon sonrası hızlandırılmış rehabilitasyon programı uygulandı. Hastaların, Modifiye Cincinnati, Tegner Lysholm skorlarının ameliyatın altıncı ayından itibaren istatistiksel olarak da anlamlı oranda arttığı saptanmıştır(p=0.0001). Erkek hastaların özellikle 24. ve 36. aylardaki skorlarının bayan hastalardan belirgin olarak yüksek olduğu gözlenmiştir. BMI<25 ve BMI>25 olarak hastalar gruplandırmış ve sonuçlar analiz edilmiş ancak iki grup arasında klinik sonuçlar arasında anlamlı fark bulunamamıştır. Eşlik eden patolojisi olmayan hastaların tüm takiplerinde daha iyi klinik sonuçlar elde edildiği gözlenmiş ve bu iyileşmenin özellikle 6. ve 12. aylarda istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir(p=0.0001). Matriks destekli otolog kondrosit uygulaması genç hastalardaki fokal kıkırdak hasarlarında iyi ve stabil sonuç vermektedir. Amaçlanan sonuçları elde etmede, uygun hasta seçiminin ve eşlik eden patolojilerin önemi unutulmamalıdır.
Geniş osteokondral lezyonların tedavisinde uygulananmatriks destekli otolog kondrosit implantasyonunda 1-5yıllık sonuçlarımız
Genç hastalarda fokal, semptomatik kıkırdak lezyonları oldukça yaygın görülen bir problemdir. Kıkırdak lezyonlarının tedavisinde güncel çalışmalar; doku mühendisliği ve hücresel tedaviler alanındadır. Bu çalışmada amacımız, diz ekleminde geniş osteokondral lezyonların tedavisinde, hücresel tedavi yaklaşımlarından biri olan Matriks Destekli Otolog Kondrosit İmplantasyonu(MACI) tekniğinin etkinliğini araştırmak ve aynı zamanda fonkisyonel sonuçları etkileyen faktörleri belirlemektir. Çalışmamızda, 2009-2013 tarihleri arasında, üçüncü jenerasyon otolog kondrosit implantasyonu olan Matriks Destekli Otolog Kondrosit İmplantasyonunun tekniği ile opere edilen 34 hasta retrospektif olarak araştırıldı. Hastaların ortalama yaşı 30.4±9.3(18-48) ve erkek/kadın oranı 30/4 olarak belirlendi. Ortalama defekt büyüklüğü dizde 5,4±1,4 (3.2-8)cm2 olarak hesaplandı. Hastalığı eşlik eden patolojiler de kayıt altına alındı. Hastaların tamamına standart cerrahi yaklaşım ile kollajen Tip I/III membranlara hücre ekilmesi sonucu elde edilen MACI® (Verigen Transplantation Service, Copenhagen, Denmark) uygulaması yapıldı ve operasyon sonrası hızlandırılmış rehabilitasyon programı uygulandı. Hastaların, Modifiye Cincinnati, Tegner Lysholm skorlarının ameliyatın altıncı ayından itibaren istatistiksel olarak da anlamlı oranda arttığı saptanmıştır(p=0.0001). Erkek hastaların özellikle 24. ve 36. aylardaki skorlarının bayan hastalardan belirgin olarak yüksek olduğu gözlenmiştir. BMI<25 ve BMI>25 olarak hastalar gruplandırmış ve sonuçlar analiz edilmiş ancak iki grup arasında klinik sonuçlar arasında anlamlı fark bulunamamıştır. Eşlik eden patolojisi olmayan hastaların tüm takiplerinde daha iyi klinik sonuçlar elde edildiği gözlenmiş ve bu iyileşmenin özellikle 6. ve 12. aylarda istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir(p=0.0001). Matriks destekli otolog kondrosit uygulaması genç hastalardaki fokal kıkırdak hasarlarında iyi ve stabil sonuç vermektedir. Amaçlanan sonuçları elde etmede, uygun hasta seçiminin ve eşlik eden patolojilerin önemi unutulmamalıdır.
Geniş osteokondral lezyonların tedavisinde uygulananmatriks destekli otolog kondrosit implantasyonunda 1-5yıllık sonuçlarımız
Genç hastalarda fokal, semptomatik kıkırdak lezyonları oldukça yaygın görülen bir problemdir. Kıkırdak lezyonlarının tedavisinde güncel çalışmalar; doku mühendisliği ve hücresel tedaviler alanındadır. Bu çalışmada amacımız, diz ekleminde geniş osteokondral lezyonların tedavisinde, hücresel tedavi yaklaşımlarından biri olan Matriks Destekli Otolog Kondrosit İmplantasyonu(MACI) tekniğinin etkinliğini araştırmak ve aynı zamanda fonkisyonel sonuçları etkileyen faktörleri belirlemektir. Çalışmamızda, 2009-2013 tarihleri arasında, üçüncü jenerasyon otolog kondrosit implantasyonu olan Matriks Destekli Otolog Kondrosit İmplantasyonunun tekniği ile opere edilen 34 hasta retrospektif olarak araştırıldı. Hastaların ortalama yaşı 30.4±9.3(18-48) ve erkek/kadın oranı 30/4 olarak belirlendi. Ortalama defekt büyüklüğü dizde 5,4±1,4 (3.2-8)cm2 olarak hesaplandı. Hastalığı eşlik eden patolojiler de kayıt altına alındı. Hastaların tamamına standart cerrahi yaklaşım ile kollajen Tip I/III membranlara hücre ekilmesi sonucu elde edilen MACI® (Verigen Transplantation Service, Copenhagen, Denmark) uygulaması yapıldı ve operasyon sonrası hızlandırılmış rehabilitasyon programı uygulandı. Hastaların, Modifiye Cincinnati, Tegner Lysholm skorlarının ameliyatın altıncı ayından itibaren istatistiksel olarak da anlamlı oranda arttığı saptanmıştır(p=0.0001). Erkek hastaların özellikle 24. ve 36. aylardaki skorlarının bayan hastalardan belirgin olarak yüksek olduğu gözlenmiştir. BMI<25 ve BMI>25 olarak hastalar gruplandırmış ve sonuçlar analiz edilmiş ancak iki grup arasında klinik sonuçlar arasında anlamlı fark bulunamamıştır. Eşlik eden patolojisi olmayan hastaların tüm takiplerinde daha iyi klinik sonuçlar elde edildiği gözlenmiş ve bu iyileşmenin özellikle 6. ve 12. aylarda istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir(p=0.0001). Matriks destekli otolog kondrosit uygulaması genç hastalardaki fokal kıkırdak hasarlarında iyi ve stabil sonuç vermektedir. Amaçlanan sonuçları elde etmede, uygun hasta seçiminin ve eşlik eden patolojilerin önemi unutulmamalıdır.
Artroskopik menisküs implantı uygulanan hastalarda denge ve kas kuvveti analizi sonuçlarımız
Menisküs yaralanmaları günümüz yoğun iş temposu ve artan spor faaliyetlerine bağlı olarak gün geçtikçe çok sayıda görülmektedir. Artan sıklığına rağmen menisküs yaralanmalarının tedavisinde dokunun kendine has kanlanma ve biyolojik iyileşme yetisinin azlığından ötürü mevcut menisküs hasarlarının tamir edilebilme oranları oldukça azdır. Günlük pratikte menisküs hasarları yaralanma süreleri, hastanın durumu ve hasarın lokalizasyonuna bağlı olarak; onarım, menisektomi, sentetik implant ve allogreftler kullanılarak aşamalı olarak tedavi edilebilir. Biz bu çalışmada onarımı mümkün olmayan kısmi menisküs hasarı bulunan hastaların tedavisinde yeni bir alternatif olan sentetik poliüretan kaynaklı menisküs implantını kullandık. Hastaların cerrahi sonrası dönemde denge ve kas kuvveti analizlerini sağlam alt ekstremiteleri ile kıyaslayarak fonksiyonel iyileşme durumunu değerlendirdik. Çalışmamızda sentetik poliüretan kaynaklı menisküs implantı uyguladığımız ortalama yaşı 32,2 (20-45) olan 7'sinin sağ 3'ünün sol dizine toplamda 10 hasta değerlendirmeye alınmıştır. Hastaların tamamında cerrahi geçirilmiş ekstremite kas kuvvetleri beklenen değerlerin altında bulunmuştur. Ancak denge testlerinde sağlam ekstremitelerine göre anlamlı fark saptanmamıştır. Sonuç olarak sentetik poliüretan kaynaklı biyobozunur menisküs implantları, onarımı mümkün olmayan kısmi menisküs hasarı bulunan genç ve orta yaş grubu, BMI < 35 olan ve ICRS evre 3'ün üzerinde osteokondral hasarı olmayan, alt ekstremitesinde deformitesi olmayan ve periferal menisküs dokusu sağlam olan hasta grubunda uygulandığında başarılı sonuçlar alınan tıbbi bir üründür.
Artroskopik menisküs implantı uygulanan hastalarda denge ve kas kuvveti analizi sonuçlarımız
Menisküs yaralanmaları günümüz yoğun iş temposu ve artan spor faaliyetlerine bağlı olarak gün geçtikçe çok sayıda görülmektedir. Artan sıklığına rağmen menisküs yaralanmalarının tedavisinde dokunun kendine has kanlanma ve biyolojik iyileşme yetisinin azlığından ötürü mevcut menisküs hasarlarının tamir edilebilme oranları oldukça azdır. Günlük pratikte menisküs hasarları yaralanma süreleri, hastanın durumu ve hasarın lokalizasyonuna bağlı olarak; onarım, menisektomi, sentetik implant ve allogreftler kullanılarak aşamalı olarak tedavi edilebilir. Biz bu çalışmada onarımı mümkün olmayan kısmi menisküs hasarı bulunan hastaların tedavisinde yeni bir alternatif olan sentetik poliüretan kaynaklı menisküs implantını kullandık. Hastaların cerrahi sonrası dönemde denge ve kas kuvveti analizlerini sağlam alt ekstremiteleri ile kıyaslayarak fonksiyonel iyileşme durumunu değerlendirdik. Çalışmamızda sentetik poliüretan kaynaklı menisküs implantı uyguladığımız ortalama yaşı 32,2 (20-45) olan 7'sinin sağ 3'ünün sol dizine toplamda 10 hasta değerlendirmeye alınmıştır. Hastaların tamamında cerrahi geçirilmiş ekstremite kas kuvvetleri beklenen değerlerin altında bulunmuştur. Ancak denge testlerinde sağlam ekstremitelerine göre anlamlı fark saptanmamıştır. Sonuç olarak sentetik poliüretan kaynaklı biyobozunur menisküs implantları, onarımı mümkün olmayan kısmi menisküs hasarı bulunan genç ve orta yaş grubu, BMI < 35 olan ve ICRS evre 3'ün üzerinde osteokondral hasarı olmayan, alt ekstremitesinde deformitesi olmayan ve periferal menisküs dokusu sağlam olan hasta grubunda uygulandığında başarılı sonuçlar alınan tıbbi bir üründür.
Artroskopik menisküs implantı uygulanan hastalarda denge ve kas kuvveti analizi sonuçlarımız
Menisküs yaralanmaları günümüz yoğun iş temposu ve artan spor faaliyetlerine bağlı olarak gün geçtikçe çok sayıda görülmektedir. Artan sıklığına rağmen menisküs yaralanmalarının tedavisinde dokunun kendine has kanlanma ve biyolojik iyileşme yetisinin azlığından ötürü mevcut menisküs hasarlarının tamir edilebilme oranları oldukça azdır. Günlük pratikte menisküs hasarları yaralanma süreleri, hastanın durumu ve hasarın lokalizasyonuna bağlı olarak; onarım, menisektomi, sentetik implant ve allogreftler kullanılarak aşamalı olarak tedavi edilebilir. Biz bu çalışmada onarımı mümkün olmayan kısmi menisküs hasarı bulunan hastaların tedavisinde yeni bir alternatif olan sentetik poliüretan kaynaklı menisküs implantını kullandık. Hastaların cerrahi sonrası dönemde denge ve kas kuvveti analizlerini sağlam alt ekstremiteleri ile kıyaslayarak fonksiyonel iyileşme durumunu değerlendirdik. Çalışmamızda sentetik poliüretan kaynaklı menisküs implantı uyguladığımız ortalama yaşı 32,2 (20-45) olan 7'sinin sağ 3'ünün sol dizine toplamda 10 hasta değerlendirmeye alınmıştır. Hastaların tamamında cerrahi geçirilmiş ekstremite kas kuvvetleri beklenen değerlerin altında bulunmuştur. Ancak denge testlerinde sağlam ekstremitelerine göre anlamlı fark saptanmamıştır. Sonuç olarak sentetik poliüretan kaynaklı biyobozunur menisküs implantları, onarımı mümkün olmayan kısmi menisküs hasarı bulunan genç ve orta yaş grubu, BMI < 35 olan ve ICRS evre 3'ün üzerinde osteokondral hasarı olmayan, alt ekstremitesinde deformitesi olmayan ve periferal menisküs dokusu sağlam olan hasta grubunda uygulandığında başarılı sonuçlar alınan tıbbi bir üründür.